Mısır, Somaliland'ı tanımama konusundaki tutumunu yineledi

Abdulati ve Abdi, Kahire-Mogadişu ilişkilerinin güçlendirilmesini görüştü

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Somalili mevkidaşı Hasan Şeyh Mahmud arasında geçtiğimiz şubat ayında Kahire'de düzenlenen ortak basın toplantısından bir kare (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Somalili mevkidaşı Hasan Şeyh Mahmud arasında geçtiğimiz şubat ayında Kahire'de düzenlenen ortak basın toplantısından bir kare (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır, Somaliland'ı tanımama konusundaki tutumunu yineledi

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Somalili mevkidaşı Hasan Şeyh Mahmud arasında geçtiğimiz şubat ayında Kahire'de düzenlenen ortak basın toplantısından bir kare (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Somalili mevkidaşı Hasan Şeyh Mahmud arasında geçtiğimiz şubat ayında Kahire'de düzenlenen ortak basın toplantısından bir kare (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır, ‘Somaliland’ olarak adlandırılan bölgeyi tanımama konusundaki tutumunu yineleyerek, ‘Somali topraklarının bütünlüğüne zarar verebilecek her türlü girişim veya adıma, bu bağlamda Somaliland olarak adlandırılan bölgenin tanınmasına da tamamen karşı olduğunu’ ve bunun ‘Somali Federal Cumhuriyeti'nin birlik ve egemenliğinin ihlali’ anlamına geleceğini vurguladı.

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ile Somalili mevkidaşı Abdusselam Abdi Ali arasında dün gerçekleştirilen telefon görüşmesinde, iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi yolları ele alındı. Görüşmede taraflar, Somali'deki iç gelişmelerin yanı sıra özellikle Afrika Boynuzu bölgesindeki bölgesel gelişmelere ilişkin görüş alışverişinde bulundu.

Abdulati, görüşme sırasında Mısır'ın Somali Federal Cumhuriyeti ve ulusal kurumlarına verdiği tam desteği teyit ederek ‘Somali'nin güvenlik ve istikrarına verilen önemi’ vurguladı ve ülkesinin Somali'nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğünü destekleyen istikrarlı tutumunu yineledi.

İsrail'in 26 Aralık'ta ‘ayrılıkçı bölgeyi tanıdığını’ açıklamasından bu yana, Mısır'ın söz konusu adımı reddeden girişim ve temasları devam ediyor.

fgrt
Nisan ayında düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu kapsamında Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati'nin Somali Cumhurbaşkanı ile bir araya geldiği görüşmeden bir kare (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamaya göre Somali Dışişleri Bakanı Abdi, ülkesinin siyasi, kalkınma ve güvenlik alanlarında sürdürdüğü Mısır desteğine duyduğu takdiri dile getirerek, Mısır'ın Somali'nin birlik, egemenlik ve toprak bütünlüğünü destekleyen istikrarlı tutumunu takdirle karşıladığını belirtti.

Somalili Bakan ayrıca, Afrika Boynuzu bölgesinde güvenlik ve istikrarın desteklenmesine katkı sağlayacak şekilde, ortak ilgi alanına giren çeşitli ikili ve bölgesel konularda Mısır ile koordinasyon ve istişarenin sürdürülmesine verilen önemi vurguladı.

Mısır, Somali ile ikili ilişkilerin farklı düzeylerde kaydettiği ivmeyi memnuniyetle karşılıyor. Bu kapsamda iki ülke arasında Mısır Hava Yolları'nın uçuş hattı açıldı, 2024 ağustosunda askeri iş birliği protokolü imzalandı, Mısır Büyükelçiliği tamamen Mogadişu'ya taşındı ve geçtiğimiz yılın ocak ayında ilişkilerin ‘stratejik ortaklık’ düzeyine yükseltilmesine ilişkin siyasi bildiri imzalandı.

Mısır, geçtiğimiz haziran ayı ortalarında, işgal altındaki Kudüs kentinde ‘Somaliland Büyükelçiliği’ olarak adlandırılan temsilciliğin açıldığı duyurusunu şiddetle kınadığını açıklamış ve bu adımın uluslararası hukukun ve Kudüs'e ilişkin uluslararası meşruiyet kararlarının açık bir ihlalini teşkil ettiğini belirtmişti.

Mısır Dışişleri Bakanlığı o dönemde, Kudüs'te yasa dışı bir durumu kalıcı hale getirmeyi amaçlayan tek taraflı adımlara veya uluslararası hukuk kurallarına ve ilgili Birleşmiş Milletler (BM) kararlarına aykırı herhangi bir oluşum ya da düzenlemeye meşruiyet kazandırılmasına tamamen karşı olduğunu vurgulamıştı.



Ali et-Tahir Geçidi ile Hürmüz Boğazı arasında Lübnan’ın Güneyi

İsrail’in düzenlediği hava saldırıları sonucu enkaza dönüşen bir bina (Şarku’l Avsat)
İsrail’in düzenlediği hava saldırıları sonucu enkaza dönüşen bir bina (Şarku’l Avsat)
TT

Ali et-Tahir Geçidi ile Hürmüz Boğazı arasında Lübnan’ın Güneyi

İsrail’in düzenlediği hava saldırıları sonucu enkaza dönüşen bir bina (Şarku’l Avsat)
İsrail’in düzenlediği hava saldırıları sonucu enkaza dönüşen bir bina (Şarku’l Avsat)

Önce Sur'a, oradan Nabatiye'ye giden yolda sizi karşılayan fotoğraflar tüm hikâyeyi anlatıyor. Bunlar Hasan Nasrallah ve yol arkadaşlarının fotoğrafları, Ayetullah Humeyni ve Ali Hamaney'in oğlu Mücateba Hamaney’in yan yana görüldükleri fotoğraflar ve Kasım Süleymani'nin portreleriydi. Bir de yanından geçtiğimiz El-Musalih'teki kalesinin yakınlarında yer alan Meclis Başkanı Nebih Berri'nin fotoğrafları.

Şarku’l Avsat’ın Lübnan'ın güneyindeki köy ve kasabalarda gerçekleştirdiği gezide ziyaretçi, bu bölgenin kaderinin bugün Nebatiye şehri yakınlarındaki stratejik tepe olan ‘Ali et-Tahir Geçidi’nde ve Körfez'deki Hürmüz Boğazı'nda yaşananların seyrinde ne kadar süredir askıda kaldığını dinleyebilir. Ali et-Tahir tepesinin tünellerinde Hizbullah savaşçılarının tahkimat kurduğu düşünülse de İsrail, tepenin eşiğinde bekleyerek burayı ele geçirmekle tehdit ediyor. Bu da Lübnan Hizbullah’ının müttefiki İran'ın da içine çekileceği yeni bir çatışmanın fitilini ateşleyebilir. Gerçek şu ki bu tabloyu izleyen biri, Lübnan'ın güneyini bölgedeki büyük krizle birbirine bağlayan İran ipliğini ona hatırlatacak birine ihtiyaç duymuyor. Mesele yalnızca Lübnan'ın ABD-İran mutabakat muhtırasının birinci maddesinde ve ateşkes çerçevesinde anılmasıyla sınırlı değil. İran ipi muhtıranın bir ürünü olmanın ötesinde çok daha derin ve çok daha eski.

Güney köylerindeki yıkım insanı ürkütüyor. Bu küçük taşlar bir zamanlar birer duvardı. Sakinlerine yaz sıcağını, kış soğuğunu ve rüzgârların hainliğini savuşturacaklarını vaat eden birer çatıydı. Annenin altında çocuklarını kucakladığı çatılar. Açlığı kovalayacak yemekler pişirdiği çatılar. Çocukların okula gidip babaların gözleri, dedelerin gülümsemeleri ve duvarlara asılı fotoğraflar eşliğinde büyüdüğü çatılar. Kasırga esip geçmeden önceydi bunlar, ama artık öyle değil.


Irak’taki silahlı gruplar Hamaney’e bağlılık yemini ediyor ve silahlarını teslim etmeyi reddediyor

Irak’taki Ketaib Hizbullah mensupları, Bağdat’ın merkezinde örgütün bayrağını taşıyor. (AFP)
Irak’taki Ketaib Hizbullah mensupları, Bağdat’ın merkezinde örgütün bayrağını taşıyor. (AFP)
TT

Irak’taki silahlı gruplar Hamaney’e bağlılık yemini ediyor ve silahlarını teslim etmeyi reddediyor

Irak’taki Ketaib Hizbullah mensupları, Bağdat’ın merkezinde örgütün bayrağını taşıyor. (AFP)
Irak’taki Ketaib Hizbullah mensupları, Bağdat’ın merkezinde örgütün bayrağını taşıyor. (AFP)

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin Washington’a gerçekleştirmesi planlanan ziyaretten yaklaşık bir hafta önce, Irak’taki İslami Direniş olarak adlandırılan yapıyla bağlantılı grup ve oluşumlar, silahlarını devlete teslim etmeyi reddettiklerini açıkladı.

ABD yönetimi, Bağdat’a bağlı silahlı grupların silahsızlandırılması ve İran’la bağlarının koparılması yönündeki baskısını sürdürürken, söz konusu grupların son açıklamaları Başbakan Zeydi’yi karmaşık siyasi ve güvenlik sınamalarıyla karşı karşıya bırakıyor.

Irak hükümeti daha önce, uluslararası koalisyon güçlerinin Irak’taki askeri varlığının hükümetle varılan anlaşma uyarınca sona ereceği döneme denk gelecek şekilde, silahların teslim edilmesi ve silahsızlanma süreci için gelecek eylül ayı sonunu nihai tarih olarak belirlemişti.

Zeydi geçen hafta yaptığı açıklamada, hükümetin silahlı gruplarla diyalog yürüttüğünü ve bu yapıların faaliyetlerinin ilerleyen süreçte siyasi ve toplumsal alana kayacağını söylemişti.

Zeydi, silahların teslim edilmesi ve silahsızlandırma için belirlenen sürenin sona ermesiyle birlikte, silahlı gücün tamamen devletin resmî kurumları ile yetkili silahlı ve güvenlik birimlerinin tekelinde olacağını ifade etti.

Ketaib Hizbullah uyarıda bulundu

Sert ifadeler kullanan ve Ebu Hüseyin el-Humeydavi olarak bilinen Ketaib Hizbullah yetkilisi, Irak hükümetinden ‘direnişe boyun eğmesini’ istedi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, nisan ayında İran’a en yakın silahlı grup liderlerinden biri olarak bilinen Humeydavi hakkında bilgi sağlayanlara 10 milyon dolara kadar ödül verileceğini duyurmuştu.

Humeydavi yayımladığı açıklamada, Ketaib Hizbullah’ın, hayatını kaybeden İran Dini Lideri Ali Hamaney’in talimatıyla kurulduğunu belirterek, “Mensupları o çizgiye bağlıydı ve bağlı kalmaya devam ediyor” ifadesini kullandı.

Humeydavi açıklamasında, “Bu tarihi dönemeçte siyasi liderleri ve hükümet yetkililerini, direniş ve cihat halkının iradesine uymaya, küresel güçlerin projelerinin peşinden sürüklenmemeye ve onların kötü niyetli gündemleriyle uyumlu hareket etmemeye çağırıyoruz. Rotadan sapılması halinde halkımız kendi sözünü ve kararını ortaya koyacaktır." ifadeleriyle silahların teslim edilmesine yönelik plana atıfta bulundu.

Irak’taki İslami Direniş olarak adlandırılan oluşum da silahlarını teslim etmeyi reddettiğini açıkladı. Silahlı koalisyon, kamuoyuna açık olmayan ve gündemleri İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) faaliyetleriyle örtüşen çeşitli gruplardan oluşurken, bu yapılar İran’a yakın bilinen silahlı grupların gizli kanatları olarak değerlendiriliyor.

Oluşum dün yayımladığı açıklamada, “Direniş çizgisine bağlılığımızı sürdürüyoruz. Düşmanlar bilsin ki Hak Ekseni güçleri tek bir beden gibidir ve liderimiz Hamaney’in çizdiği cihat çerçevesi doğrultusunda hareket etmektedir. Hiçbir zorluk bizi yolumuzdan döndüremeyecek, aksine mazlumlara destek vermek ve Irak ile bölgedeki işgalcileri çıkarmak yönündeki kararlılığımızı artıracaktır” ifadelerine yer verdi.

Açıklamada, “Silahımız hiçbir zaman pazarlık konusu olmadı; o bizim inancımız ve omuzlarımızdaki emanettir. Bu silahla hegemonya zincirlerini kıracak ve zorba güçlerin önünü keseceğiz” denildi.

Oluşum ayrıca, "Bugüne kadar ulaştığımız noktada durmayacağız. Karşı karşıya olduğumuz büyüyen tehditler doğrultusunda askerî ve güvenlik kapasitemizi nitelik ve nicelik bakımından geliştirmeyi, hazırlık seviyemizi yükseltmeyi sürdüreceğiz." ifadelerini kullandı.

Diğer yandan Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr, silahların yalnızca devletin elinde toplanması çağrısına olumlu yanıt verdi. Sadr, geçen ay Seraya es-Selam’a bağlı güçlere silahlarını ve resmî karargâhlarını devlete teslim etme talimatı vermişti. Asaib Ehli’l Hak ile İmam Ali Tugayları da aynı çağrıya uyarken, bazı grupların bu adıma karşı çıkmayı sürdürmesinin hükümet açısından söz konusu dosyadaki zorluk ve karmaşıklıkları artıracağı değerlendiriliyor.

Yargıdan beklenen adım

Gözlemciler, silahlı grupların silahsızlandırılması konusunda ikiye ayrılıyor. Bir kesim, İran’dan bu yönde açık bir onay ya da esneklik gelmediği sürece bunun mümkün olmadığını savunurken, diğer kesim ise hızla değişen bölgesel koşulların hükümete bu hedefi gerçekleştirme imkânı sağlayacağı görüşünü dile getiriyor.

Siyasi analist Nizar Haydar, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, silahlı grupların kamuoyuna açıkladıkları ile perde arkasında yürüttükleri süreçler arasında ayrım yapılması gerektiğini belirterek, “Gizli mutabakatlar, nihayetinde silahların tamamen teslim edilmesi ve bu grupların askerî yapılanmalarının dağıtılmasıyla sonuçlanacaktır” dedi.

Haydar, Irak yargısının da silahlarını devlet denetimi dışında tutmaya devam eden taraflara karşı caydırıcı bir tutum benimsemesinin beklendiğini ifade ederek, yargının 2003 yılından bu yana ilk kez kapsamlı bir hukuk metni yayımlamaya hazırlandığını söyledi.

ergt
Bağdat’ta, Suriye sınırındaki el-Kaim’de Halk Seferberlik Güçleri karargahını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi, 2 Mart 2026. (Reuters)

Haydar, “Devlet dışında faaliyet gösteren her türlü askerî oluşum veya askerî faaliyetin terör eylemi olarak sınıflandırılması ve yürürlükteki Irak yasaları uyarınca bunun cezasının idama kadar varması bekleniyor” ifadesini kullandı.

Söz konusu hukuk metninin yürürlüğe girmesi halinde, hükümetin silahların yalnızca devletin elinde toplanmasına yönelik planlarını hayata geçirmesine önemli katkı sağlayacağını savunan Haydar, silahlı grupların tasfiyesi sürecinin hükümetin güvenlik ve askerî kurumları, bağlı oldukları grup liderlerinden kopmayı reddeden milis unsurlarından arındırmaya yönelik adımlarıyla da güçlendiğini belirtti.

Haydar, geçmiş dönemde bazı grupların güvenlik ve askerî karar alma yetkilerini Başkomutan’a devretmeyi kabul ettiğini hatırlatarak, hükümetin aynı yaklaşımı benimsemeyen unsurları güvenlik kurumlarından uzaklaştırmayı hedeflediğini sözlerine ekledi.


Gazze'de savaş sonrası planlar mevcut gerçekliğin yarattığı zorluklarla karşı karşıya

Gazze'nin güneyindeki Refah'ta Hamas Hareketi’ne bağlı İzzettin el-Kassam Tugayları üyeleri, Şubat 2025 (Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta Hamas Hareketi’ne bağlı İzzettin el-Kassam Tugayları üyeleri, Şubat 2025 (Reuters)
TT

Gazze'de savaş sonrası planlar mevcut gerçekliğin yarattığı zorluklarla karşı karşıya

Gazze'nin güneyindeki Refah'ta Hamas Hareketi’ne bağlı İzzettin el-Kassam Tugayları üyeleri, Şubat 2025 (Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta Hamas Hareketi’ne bağlı İzzettin el-Kassam Tugayları üyeleri, Şubat 2025 (Reuters)

Gazze'de ateşkesin yürürlüğe girmesinin üzerinden dokuz ay geçmesine ve çatışmaların yeniden alevlenme riskine rağmen, ilgili taraflar iki yıllık savaşın yıkıma uğrattığı Filistin bölgesinde savaş sonrası döneme ilişkin planlarını sürdürüyor.

Yönetim, güvenlik ve insani yardım planları şekillenmeye başlasa da siyasi bir anlaşmaya varılamaması, güvenilir güvenlik garantilerinin bulunmaması ve sürdürülebilir finansmanın sağlanamaması nedeniyle büyük ölçüde teorik düzeyde kalmaya devam ediyor.

Aşağıda, iki milyondan fazla Filistinliyi barındıran yıkıma uğramış bölgenin yeniden inşasına yönelik çabalarında yerel ve uluslararası aktörlerin karşı karşıya olduğu başlıca zorluklardan bazıları yer alıyor.

Güvenlik, Hamas'ın 7 Ekim 2023 tarihinde İsrail'e düzenlediği saldırının ardından Gazze'de patlak veren savaşın sonrasına ilişkin her senaryoda belirleyici bir unsur teşkil ediyor.

İsrail, Hamas Hareketi’nin silahsızlandırılmasını talep ederken, Hamas kapsamlı bir çözüme ulaşılmadıkça, Gazze’de bir Filistin yönetimi kurulmadıkça ve İsrail ordusu geri çekilmeye başlamadıkça bu talebi reddediyor.

Bununla birlikte, ABD Başkanı Donald Trump'ın geçtiğimiz ekim ayında Hamas ile İsrail arasında varılan ateşkes anlaşmasında arabuluculuk rolü üstlenmesinin ardından oluşturduğu Gazze Barış Konseyi’nde görevli bir yetkili, silahsızlanmanın artık sahada ilerleme kaydedilmesi için temel bir şart olmaktan çıktığını belirtti.

Yetkili, konseyin deneme amaçlı bir ‘insani bölge’ oluşturulması üzerinde çalıştığını belirtirken, ‘planın tamamının en kötümser senaryoya, yani Hamas'ın silahsızlanmayı reddetmesi ihtimaline dayandığını’ açıkladı.

Yetkili, Fransız haber ajansı AFP’ye yaptığı açıklamada, “Müzakerelerde ilerleme kaydetmedik, ancak yine de yolumuza devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Yetkili bu bağlamda, dört ülkenin (Fas, Kosova, Arnavutluk ve Kazakistan) planlanan projelerden biri olan ve bölgede düzenin sağlanması amacıyla Gazze Barış Konseyi şemsiyesi altında faaliyet gösterecek bir Uluslararası İstikrar Gücü’nün (ISF) kurulmasına şu anda ciddi şekilde bağlılık gösterdiğini ifade etti.

fgthyu7ı
Gazze şehrinin bir caddesinde Hamas’a bağlı polis gücünün bazı üyeleri (Arşiv - Reuters)

Gazze ile İsrail arasındaki Kerem Şalom Sınır Kapısı yakınlarında İsrail tarafında bulunan lojistik üslerden biri ‘tamamlanmak üzere’ ve olası konuşlandırma öncesinde yaklaşık 500 askeri barındırabilecek. Ancak bu gücün sahadaki müdahale yöntemlerinin belirlenmesine hâlâ ihtiyaç duyuluyor.

Bunun yanında bir Filistin polis gücü oluşturulmasına yönelik hazırlıklar sürüyor. Aynı kaynağa göre yaklaşık 20 bin katılım başvurusu kaydedildi. Ancak diplomatik bir kaynak, eğitim kurslarının henüz başlamadığını belirtirken, İsrail 5 bin polisten oluşacak bir gücün çok büyük olacağını değerlendirerek mevcut aday listelerini reddediyor.

İnsani ihtiyaçlar hâlâ büyük boyutlarda seyrediyor.

Birleşmiş Milletlerin (BM) tahminlerine göre yeniden inşa sürecinin yıllar alması ve on milyarlarca dolar gerektirmesi bekleniyor. Sahada faaliyet gösteren uluslararası kuruluşlara göre ise inşaat malzemeleri ve enkaz kaldırma ekipmanları yetersiz durumda.

Gazze Barış Konseyi’ne göre önemli bağış taahhütlerine rağmen, beklenen finansmanın büyük bir kısmı henüz kullanıma sunulmadı.

Konseyde görevli yetkili, ‘elimizdeki finansmanın acil ihtiyaçlarımızı karşıladığını’ belirterek, başka ‘insani bölgeler’ oluşturulması planlanması halinde ‘daha fazla finansmana ihtiyaç duyacaklarını’ sözlerine ekledi.

Aynı yetkili bu haftanın başlarında, konseyin hâlihazırda bölgenin güneyindeki Refah'ta güvenlik denetiminden geçirilecek on binlerce sivili barındırmayı amaçlayan ‘deneme niteliğinde bir insani bölge’ oluşturmayı planladığını açıklamıştı.

Hamas Hareketi, Fetih Hareketi (El Fetih) ile yaşanan askeri çatışmaların ardından 2007 yılında bölgeyi güç kullanarak ele geçirdiğinden bu yana Gazze'yi yöneten hükümet çalışma komitesini feshettiğini duyurdu.

Hükümetin feshedilmesi kararının ardından bu sorumluluklar, Gazze Barış Konseyi tarafından oluşturulan ve bağımsız Filistinli yetkinliklerden oluşan bir organ olan Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’ne (NCAG) devredildi. Bu komitenin geçiş döneminde bölgenin yönetimini üstlenmesi öngörülüyor.

Hamas’tan bir yetkili, Gazze bakanlıklarındaki yetkililerin devir sürecini komiteyle koordine etmeye çoktan başladığını belirtti.

defrgty
Hamas Hareketi’ne bağlı İzzettin El-Kassam Tugayları üyeleri (Arşiv - Reuters)

Ancak geçici olarak Kahire'de bulunan NCAG, henüz bölgeye giriş yapamadı. Filistinli ve diplomatik kaynaklar, İsrail'in komite üyelerinin girişini engellediğini belirtiyor.

NCAG geçici bir yapı olarak sunulurken, birçok Avrupalı ve Arap yetkili, mevcut Filistin kurumlarını da kapsayan daha geniş bir siyasi çerçeveye duyulan ihtiyaç üzerinde ısrarla duruyor.

Avrupalı temsilciler, kamu hizmetlerinin yeniden başlatılması ve yeniden inşa sürecini görüşmek üzere NCAG ile bir araya geldi. Avrupalı taraflar, bu sürecin Filistin Yönetimi ile koordineli şekilde yürütülmesini tercih ediyor.

Bunun yanı sıra gözlemciler, güvenlik birimleri üzerinde yetkisi ya da sınırlar üzerinde denetimi bulunmayan, sadece kamu hizmetlerinin yürütülmesinden sorumlu bir yönetimin oluşturulmasının risklerine dikkati çekerken bu durumun, Hamas'ın silahını elinde tutması halinde söz konusu yönetimin Hamas karşısındaki konumunu zayıflatabileceğini vurguluyor.