Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta bulunan Nasır Tıp Kompleksi’nin morguna ilk kez giren biri, içerideki küçük naaşların İsrail’in üç yılı aşkın süredir aralıksız devam eden saldırılarında yaşamını yitiren Filistinli çocuklara ait olduğunu düşünebilir. Ancak morgdaki manzara, savaşın yol açtığı ölüm ve yıkımın en çarpıcı tanıklarından biri olarak öne çıkıyor.
Morgda, henüz dünyaya gelme fırsatı bulamayan 18 bebeğin naaşı ile doğumdan kısa süre sonra hayatını kaybeden bebeklerin cenazeleri bulunuyor. Farklı nedenlerle yaşamını yitiren bu bebeklerin ortak noktası ise Gazze Şeridi’ne yönelik savaşın bu trajedinin temel nedeni olması. Nasır Tıp Kompleksi morgunda yaşanan bu tablo, devam eden insani felaketin simgelerinden biri haline geldi.
Son aylarda Gazze Şeridi’ndeki düşük vakaları, doğumsal anomaliler ve normal doğum zamanından önce dünyaya gelen prematüre bebek ölümlerinde keskin ve daha önce görülmemiş bir artış yaşandığı bildiriliyor.

Son birkaç ay, Gazze halkının genel olarak, kadınların ise özellikle iki yılı aşkın süredir yaşadığı ağır koşullarda kritik bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Bu süreçte kadınlar yalnızca doğrudan çatışmaların değil, açlık, yetersiz beslenme, salgın hastalıklar ve sağlık hizmetlerine erişim eksikliğinin de etkisiyle mücadele etti. Tüm bu koşullar, anne adaylarının fiziksel olarak tükenmesine ve gebeliği sağlıklı şekilde sürdürebilme imkanlarının ciddi ölçüde zayıflamasına yol açtı.
Özellikle hamile Filistinli kadınların maruz kaldığı son derece ağır yaşam koşulları, Gazze Şeridi’nde zorunlu düşük vakalarının başlıca nedenlerinden biri olarak gösteriliyor. Bölgede yaşayanların iki büyük kıtlık dalgasının etkilerini hâlâ hissettiği belirtilirken, birçok vakada gebeliğin sonlandırılması tıbbi zorunluluktan kaynaklanan acil bir müdahale olarak gerçekleşti; bunun bir tercih değil, dayatılan koşulların sonucu olduğu ifade ediliyor.
Hamile kadınların çilesi
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus kentinde yaşayan 31 yaşındaki Maha el-Estal, son dönemde zorunlu kürtaj yapmak zorunda kalan onlarca kadından biri. Benzer durumdaki kadınların büyük bölümü kameralar karşısına çıkmayı ve basına konuşmayı reddederken, Estal yaşadıklarını kamuoyuyla paylaşmayı kabul etti. Genç kadın, büyük bir sevinçle karşıladığı hamileliğinin doktorların ani kararıyla sonlandırılmak zorunda kalmasının kendisi için son derece sarsıcı olduğunu anlattı.
Nasır Tıp Kompleksi’nde konuşan Estal, “Rutin kontrol için hastaneye gittim. Ancak uzman doktor, hem kendi sağlığım hem de henüz ikinci ayında olan ve kalp atışlarında belirgin zayıflama tespit edilen bebeğimin sağlığı nedeniyle gebeliğin sonlandırılması gerektiğini söyledi” ifadelerini kullandı. Doktorun, bunun başlıca nedeninin yeterli dinlenme imkânı ile anne ve bebeğin sağlıklı gelişimini destekleyecek besleyici gıdalara erişimin bulunmaması olduğunu aktardığını ifade etti.

Son üç yıldır Gazze halkının büyük bölümü gibi gıda ve temiz su sıkıntısı başta olmak üzere ağır yaşam koşullarıyla mücadele ettiğini belirten Estal, Kerem Şalom Sınır Kapısı’nın kısa süre önce yeniden faaliyete geçmesi ve bazı temel ihtiyaç malzemelerinin bölgeye ulaştırılmasının olumlu bir gelişme olduğunu, ancak bunun vücudunun uzun süredir maruz kaldığı yoksunluğun etkilerini gidermek için yeterli olmadığını dile getirdi.

Estal, düşük yapmasının nedenlerini şöyle anlattı: “Şartlar çok ağır. Ne tedavi var, ne sağlık hizmeti, ne de eksiklikleri giderecek vitaminler... Hiçbir şey yok.”
Estal, hamilelere yönelik sağlık kliniğine her gittiğinde uzun mesafeler kat etmek zorunda kaldığını, güvenli olmayan çeşitli ulaşım araçlarını kullanmak zorunda kaldığını ve özellikle Han Yunus sakinlerine hizmet veren tek klinik olması nedeniyle rahatsız edici koşullarda uzun süre beklediğini belirtti.
Eşi 36 yaşındaki Ahmed el-Ahras ise, eşinin ve kendisinin bebeklerini kaybettikten sonra güçlü görünmeye çalışmasına rağmen gerçeğin çok daha ağır olduğunu, bir anda her şeyin yok olduğunu söyledi.

Çocuğunu daha iyi şartlarda karşılamayı hayal eden bir babanın üzüntüsüyle konuşan el-Ahras, şunları dile getirdi: “Hayallerimiz vardı. Bebeğimize hangi ismi vereceğimizi düşünüyorduk. Her baba gibi ben de çocuğumuz için nasıl bir gelecek hazırlayacağımı hayal ediyordum. Ama bir anda onu kaybettim, her şeyi kaybettim... Zor bir hayat yaşıyoruz, büyük bir endişe taşıyoruz ve nereye gittiğimizi bilmiyoruz. Çok büyük bir psikolojik baskı altındayız. Savaş devam ediyor. Bombardımanlar dursa bile aslında hayatımız ve ailemiz için mücadele etmeye devam ediyoruz.”
Yitip giden hayaller
Estal’ın yaşadıkları, Gazze Şeridi’ndeki onlarca hatta yüzlerce annenin durumunu yansıtıyor. 43 yaşındaki Enam Ebu Fusayfis, yaşadığı deneyimi Şarku’l Avsat’a anlatmayı uzun uğraşların ardından kabul etti. Ebu Fusayfis, yerinden edilenler için barınma merkezine dönüştürülen bir okulda yaşamını sürdürüyor.
Ebu Fusayfis, çok sayıda sağlık sorunu ve ağır yaşam koşullarının ardından, hamileliğinin altıncı ayında bebeğini aldırmak zorunda kaldı. Gebeliği korumaya yönelik ilaçların ve diğer tedavilerin bulunmaması, eczanelerde mevcut olsa dahi kendisinin veya eşinin bunları satın alacak maddi imkanlara sahip olmaması, bu süreci daha da zorlaştırdı. Yaşadığı en büyük sıkıntının psikolojik durumu ve günlük hayatındaki ağır koşullar olduğunu anlatan Ebu Fusayfis, içme suyu alabilmek için uzun süre kuyruklarda beklemek, su bidonlarını okula taşımak ve ardından son derece yorucu şartlar altında odun ateşinde yemek pişirmek zorunda kaldığını ifade etti.

Ebu Fusayfis, 13 yaşındaki tek kızına kardeş olacak bir kız çocuğu dünyaya getirmeyi ve bebeğinin erkek kardeşlerine de katılmasını hayal ettiğini söyledi. Ancak düşük yapmasıyla bu hayalinin yarım kaldığını belirten Ebu Fusayfis, yaşananları Gazze Şeridi halkının günün her saati maruz kaldığı kayıp ve acı dolu hayatın bir parçası olarak değerlendirdi.
Şok edici rakamlar
Gazze Hastaneleri Genel Müdürü Bassam Zakkut, Gazze Şeridi’nde yalnızca 2026 yılının ilk yarısında hamile kadınlar arasında 3 bin 958 düşük vakasının kaydedildiğini açıkladı. Zakkut, bu benzeri görülmemiş artışın; hamile kadınların zorlu yol koşullarında seyahat etmek zorunda kalması, güvenli olmayan ulaşım araçlarını kullanması, bombardıman nedeniyle sürekli korku ve panik içinde yaşaması, yerde uyuması, temiz veya sıcak suya ve hijyen malzemelerine erişimin bulunmaması ile kamplarda sağlıksız koşulların yayılması gibi insanlık dışı şartlardan kaynaklandığını belirtti.
Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan son verilere göre düşük vakaları, hem anneleri hem de fetüsleri doğrudan tehdit eden ciddi bir risk haline gelirken, bölgedeki nüfus artışını da genel olarak etkileyen bir unsur olarak öne çıkıyor.
Han Yunus’taki Nasır Tıp Kompleksi’nde çocuk ve yenidoğan hastalıkları uzmanı olan Dr. Esad en-Nevacıha, çadırlarda yaşam, yetersiz beslenme ve Gazze Şeridi’ndeki tüm halkın savaş nedeniyle maruz kaldığı ağır genel koşulların düşük vakalarında ve erken doğumlarda belirgin ve büyük bir artışa yol açtığını söyledi. En-Nevacıha, erken doğumların, annelerin gebelik süresi tamamlanmadan bebeklerini dünyaya getirmesi anlamına geldiğini belirterek, bu durumun savaşın yol açtığı ağır insani koşullarla doğrudan bağlantılı olduğunu ifade etti.

Nevacıha, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Tüm bunlar gebeliğin tamamlanamamasına ya da erken doğumlara neden oluyor. Erken doğan bebekler ise solunum cihazına ve yoğun bakım desteğine ihtiyaç duyuyor. Ancak bu imkanlar mevcut olmadığı için büyük bir bölümü, nadir durumlarda birkaç aya kadar uzayabilen sürelerde; günler, haftalar veya aylar içinde küvezlerde hayatını kaybediyor” dedi.
Nevacıha, “Sağlıklı bir bebeğin dünyaya gelebilmesi için gebeliğin tamamlanması (9 ay) gerekir. Ancak Gazze Şeridi’nde doğumların büyük bölümü erken gerçekleşiyor. Bu da bebeğin yaşama şansını neredeyse imkânsız hale getiriyor. Bu durum, anneleri ve onların psikolojik durumlarını daha olumsuz etkiliyor, ileride yeniden hamile kalma ihtimallerini de azaltıyor” ifadelerini kullandı.
Nevacıha, savaş sürecinde Gazze Şeridi’nde alışılmışın dışında çok sayıda düşük vakası ile ağır sağlık sorunları yaşayan prematüre bebek doğumlarının görüldüğüne dikkat çekti. Bu tür vakaların nedenlerini anlamak için kapsamlı araştırmalara dahi fazla ihtiyaç olmadığını belirten Nevacıha, bunların Gazze halkının yaşadığı trajik koşulların doğal bir sonucu olduğunu söyledi.
Öte yandan bazı doktorlar ve uzmanlar, İsrail’in Gazze Şeridi’nde zehirli gaz yayan konvansiyonel olmayan silahlar kullanmış olma ihtimalinin de doğumsal bozukluklar, düşükler ve erken doğum vakalarında rol oynayabileceğini dışlamıyor. Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı Genel Müdürü Münir el-Berş de bu ihtimali reddetmedi, ancak kesin bir sonuca ulaşmak için daha fazla araştırma ve tıbbi inceleme yapılması gerektiğini vurguladı.
Doğum oranlarında benzeri görülmemiş düşüş
El-Berş, yaklaşık bir hafta önce yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’nde son dönemde yeni doğan bebek sayısında belirgin ve daha önce görülmemiş bir düşüş yaşandığını bildirdi. El-Berş, doğum sayısının Kasım 2025’te 6 bin 76 iken Nisan 2026’da yalnızca 2 bin 4’e gerilediğini, bunun birkaç ay içinde yüzde 67’lik bir azalmaya karşılık geldiğini belirtti.
El-Berş’e göre savaş sürecinde düşük vakaları ve doğumsal anomalilerde de benzeri görülmemiş bir artış yaşandı. Bir ay içinde 921 düşük vakasının kaydedildiğini belirten el-Berş, canlı doğum başına düşük oranının savaş öncesinde binde 140 iken savaş sırasında binde 460’a yükseldiğini ifade etti. El-Berş ayrıca, 385 doğumsal anomali vakasının belgelendiğini belirterek, bu durumun savaşın etkileri, yetersiz beslenme, hamile kadınlar arasında yaygınlaşan kansızlık, zorunlu yerinden edilme ve su kirliliği gibi faktörlerden kaynaklandığını söyledi.
İnsan Hakları İçin Doktorlar Örgütü ile Chicago Üniversitesi’nin Küresel İnsan Hakları birimi tarafından hazırlanan ve aylar önce yayımlanan iki raporda, Gazze Şeridi’nde yaşananların ‘üreme şiddeti’ politikası olarak nitelendirilebileceği belirtildi. Raporda, bu politikanın Filistinlilerin çocuk sahibi olmasını engellemeyi amaçladığı ve uluslararası hukukta soykırım suçu kapsamında değerlendirilebilecek unsurlarla örtüştüğü ifade edildi.
Kadınların tanıklıkları, sağlık verileri ve saha raporlarına dayandırılan çalışmalara göre, Ocak-Haziran 2025 döneminde yaklaşık 2 bin 600 düşük vakası, gebelikle bağlantılı 220 ölüm, bin 460 erken doğum ve bin 700’den fazla düşük vakası kaydedildi. Raporlarda ayrıca aynı dönemde yaklaşık 2 bin 500 bebeğin yoğun bakım ihtiyacı duyduğu, ancak küvezlerin artık tam kapasiteyle çalışamaz hale geldiği belirtildi.
Nevacıha ise daha önce sıralanan tüm nedenlerin; gıda ve ilaç eksikliği, sağlık sektöründeki çöküş, ağır insani koşullar ve benzeri faktörlerin, bir şekilde annelerin sağlığı üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu vurguladı.
Hamile kalmaktan kaçınma
Gazze’de yaşayan 29 yaşındaki Riham Yasin, savaşın başladığı dönemde dünyaya getirdiği tek çocuğunun ardından yeniden hamile kalma ve doğum yapma konusunda uzun süre tereddüt ettiğini söyledi. Ateşkesin ardından yeniden çocuk sahibi olma ihtimalini sık sık düşündüğünü belirten Yasin, ancak aylardır duyduğu düşük vakaları, doğumsal anomaliler ve doğumdan birkaç gün sonra bebeklerin ölümüyle sonuçlanan erken doğumlara ilişkin veriler nedeniyle eşiyle yaptığı görüşmelerin ardından bu kararından vazgeçtiğini ifade etti.
Yasin, “Gazze’de hayat çok zor. Böyle şartlar altında yeniden doğum yapacağımı, çocuğumun hayatını tehlikeye atabilecek ya da onun engelli doğmasına yol açabilecek bir ortamda anne olacağımı bir an bile düşünemezdim” dedi.