Son iki ayda yaşanan bir dizi güvenlik gelişmesi, Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin Bağdat’ı bölgesel olarak yeniden konumlandırma, Washington ile Arap başkentleriyle ilişkilerini güçlendirme çabalarıyla eş zamanlı gerçekleşti. Bu durum, gözlemcilerin söz konusu sürecin koordineli baskılarla sabote edilmeye çalışılıp çalışılmadığını sorgulamasına yol açtı.
Zeydi’nin 13 Haziran 2026’daki Washington ziyareti öncesinde Iraklı silahlı gruplar silah bırakmayı reddettiklerini açıkladı. Bu adım, devlet kontrolü dışındaki silahlar konusunu ziyaret gündeminin ilk sırasına taşırken, ABD yönetimi ise silahların hükümet kontrolünde toplanmasını Bağdat ile ortaklığın temel bir testi olarak gördüğünü belirtti.
Zeydi’nin Washington’da bulunduğu sırada Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) bazı bölgelerin roket ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınması, hükümetin istikrar sağlama kapasitesini sergilemeye çalıştığı bir dönemde güvenlik durumunun hassasiyetini yeniden gündeme getirdi.
Aynı dönemde Suriye makamları, sınır hattındaki silah ve İHA kaçakçılığıyla mücadele kapsamında Irak sınırı üzerinden gerçekleştirilen sevkiyatların engellendiğini duyurdu. Bu durum, Irak’ı çevreleyen güvenlik baskılarına bölgesel bir boyut kazandırdı.
Gelişmeler, Suudi Arabistan’ın 27 Temmuz’da Irak topraklarından kalkan ve Doğu Bölgesi’ndeki petrol tesislerini hedef alan İHA’ların düşürüldüğünü açıklamasıyla tırmandı.
Bağdat yönetimi olayla ilgili soruşturma başlatıldığını, Irak topraklarının komşu ülkelere saldırı amacıyla kullanılmasına izin verilmeyeceğini vurguladı ve incelemelere yardımcı olması için teknik veri talebinde bulundu. 28 Temmuz 2026 tarihinde Suudi Arabistan, hava savunma sistemlerinin Irak yönünden gelen ve Doğu Bölgesi’ndeki petrol tesislerini hedef almaya çalışan İHA’ları yeniden önleyerek imha ettiğini bildirdi.
Tüm bu gelişmeler; Zeydi hükümetinin, İran ve ABD ile olan ilişkilerindeki dengeyi korurken, Irak’ı Arap dünyasıyla yeniden entegre etme ve Körfez ülkeleriyle yeni bir sayfa açma kapasitesine sahip ortak olarak kendini kanıtlamaya çalıştığı bir süreçte meydana geldi.

Bölgesel açılımın bedeli
Gözlemciler, güvenlik baskılarının yalnızca Irak iç dünyasıyla sınırlı kalmayıp Bağdat’ın dış ilişkilerini ilgilendiren dosyalara da sıçradığını değerlendiriyor. İç saldırılardan Suriye sınırındaki olaylara, ardından da Irak topraklarından kalkarak Suudi Arabistan’ı hedef alan saldırılara uzanan süreç, Irak hükümetini savunma pozisyonunda bıraktı.
Söz konusu gözlemcilere göre, bu güvenlik olaylarının Irak hükümetinin Washington ve Arap başkentlerine yönelik hamleleriyle eş zamanlı gerçekleşmesi, Bağdat’ın bölgesel açılımının maliyetini artıran ve silahlı gruplar dosyasını Irak-Arap ilişkilerinin merkezine yeniden yerleştiren bir baskı modelini ortaya koydu.
Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı, bu sabaha karşı ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ile koordinasyon halinde Irak topraklarında bulunan milis gruplara ait alanlara nokta operasyonlar düzenlendiğini duyurdu. Bakanlık, hedef alınan noktaların Krallık içindeki petrol tesislerine yönelik saldırılarla bağlantılı olduğunu bildirdi.
Operasyonun Suudi Arabistan’ın kendini ve kaynaklarını korumaya yönelik meşru savunma hakkı kapsamında gerçekleştirildiğini vurgulayan Bakanlık, Krallığın gerilimi artırma amacı taşımadığını, ancak uğradığı her türlü saldırıya yanıt vereceğini, yer ve zamanı seçme hakkını da saklı tuttuğunu belirtti.
Suudi Arabistan’ın Doğu Bölgesi’ndeki petrol tesislerini hedef alan saldırılara yanıt olarak aldığı tedbirler Körfez’de geniş destek gördü. Şarku'l Avsat'ın aldığı bilgiye göre Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreterliği, Krallığın yanında yer aldığını belirterek, güvenliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak adına aldığı önlemleri tam olarak desteğini teyit etti.
Irak’ta ise Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr bugün İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) ve ‘kontrolden çıkmış milislere’ Irak topraklarını bombalamama ve ülkeyi bölgesel çatışmaların içine çekmeme çağrısında bulundu.
Yaptığı açıklamada Irak hükümetinin güvenliği sağlamak, egemenliği tesis etmek ve Irak halkı ile kutsallarını korumakla yükümlü olduğunu belirten Sadr, ‘mezhepsel hurafelere’ kapılmama uyarısında bulundu ve Irak’ın kaynaklarını tüketen savaşların ardından artık ‘barışa ihtiyacı olduğunu’ vurguladı.