Savaşın gizli yolları: Diffa'dan Darfur'a Arap Diasporası

UNHCR, Mahamid kabilesinin Çad'a geri gönderilmesinin vatansızlık duruma düşmelerine yol açabileceği uyarısında bulunarak, sınır dışı edilmeden önce kimliklerinin ve yasal statülerinin belirlenmesini talep etti

Fotoğraf: Sınır Tanımayan Doktorlar
Fotoğraf: Sınır Tanımayan Doktorlar
TT

Savaşın gizli yolları: Diffa'dan Darfur'a Arap Diasporası

Fotoğraf: Sınır Tanımayan Doktorlar
Fotoğraf: Sınır Tanımayan Doktorlar

Muna Abdulfettah

Nijer'in güneydoğusunda yer alan Diffa bölgesinde yaşayan Mahamid Arapları dosyası kimlik tespitinde bulunmak, nüfus belgelerini geri almak ve onları Çad ile Sudan’a geri göndermeye zemin hazırlamak amacıyla Nijer makamları tarafından verildiği bildirilen talimatlar doğrultusunda geçtiğimiz temmuz ayında yeniden açıldı. Resmi olarak açıklanmış bir prosedür olmaksızın toplu vatandaşlıktan çıkarma söylentileri ortalıkta dolaşmaya devam ediyor. Ancak dosyanın yaklaşık 20 yıl sonra yeniden gündeme gelmesi, Niamey yönetiminin Mahamidleri sınır dışı edeceğini açıkladığı ve bölgesel ile uluslararası baskılar sonucu kararı askıya almadan önce bir kısmını fiilen sınır dışı etmeye başladığı 2006 krizini akıllara getiriyor. O dönemde bu mesele toprak, otlaklar ve su konusundaki anlaşmazlıkların yanı sıra kabile üyelerinin vatandaşlığı ve kökenlerine ilişkin tartışmalarla da ilişkiliydi.

Bu noktada Sudan söz konusu denklemde farklı bir konum üstleniyor. Ülkede 2023 yılının nisan ayından bu yana devam eden Sudan savaşı demografik bir boşlukta ortaya çıkmadı ve sınır ötesi hareket eden savaşçılar ile gruplar buraya gelip geçici göçmenler olarak girmiyorlar. Nitekim askere alma, bünyesine katma, vatandaşlık verme ve sadakatleri yeniden şekillendirmeyle dolu geçmiş, savaşın yayılmasıyla birlikte Sudan'ı, devlet krizinin bölgesel krizle kesiştiği bir arenaya dönüştürdü. Burada “Toprağın sahibi kim, vatandaşlık hakkına kim sahip, aidiyeti kim belirliyor ve kimliğin bir çatışma aracına dönüştürülmesinin bedelini kim ödüyor?” sorusu yanıt arıyor.

“Stratejik tehlike, yalnızca Arap diasporasındaki savaşçıların sınır ötesine geçmesinde yatmıyor, aksine Nijer’de vatandaşlıklarını kaybetmelerinin, ikinci bir ülkede silah edinmelerinin ve Sudan'da toprak gasp etmelerinin tek bir sürecin halkaları haline geldiği bir ortamın ortaya çıkmasında yatıyor. Eğer bu düzen kökleşirse savaş, yalnızca çatışmaların sona ermesiyle bitmez. Çünkü bunun siyasi ve demografik etkileri yıllarca sürmeye devam eder.

Afrika Sahel savaşları ve Sudan savaşının ortaya koydukları; cephelerin genişlemesini ve taraflarının çeşitliliğini aşıyor. Öyle ki bu savaşlar siyasi sınırları zorlu bir sınava tabi tutarken Mahamid kabilesi de dahil olmak üzere birçok grubun vatandaşlığını istikrarlı yasal bir bağdan çıkarıp toprak ile kaynaklar üzerindeki güvenlik ile çatışma baskısı altında yeniden gözden geçirilebilecek bir meseleye dönüştürüyor. Bu grupların bizzat kendileri, bölge içindeki güç hareketinin bir parçası haline geliyor. Nijer'de yasal desteklerini kaybettiklerinde krizleri sınır dışı edilmekle sona ermiyor, hatta toprak, tanınma ve sığınak arayışının çatışmanın bir uzantısı haline geldiği ve Arap diasporasının hareketinin bölgesel dengeleri yeniden düzenleyen bir unsura dönüştüğü başka bir aşama başlıyor.

Göç hareketinde artış

Mahamid Araplarının Nijer'deki varlığı ne tek bir göç dalgasının sonucu ne de bölgedeki savaşların dayattığı ani bir olguydu. Zira 1970’li yıllarda Afrika Sahel bölgesinde yaşanan kuraklıktan bu yana, büyük bir kısmı Çad ve Sudan'daki Rizeykat kabilesiyle bağlantılı Mahamidlerden oluşan göçebe Arap grupları su ve otlak arayışıyla doğuya ve batıya doğru hareket etmeye başlamıştı. Ardından, seksenli yıllarda yaşanan Çad iç savaşlarıyla birlikte göç hareketi daha da genişledi ve binlercesi Diffa bölgesine yerleşti. Bununla birlikte, yaşamlarının bir kısmı Çad, Nijer, Libya ve kuzey Nijerya arasındaki sınır aşan bir mera alanına bağlı kalmaya devam etti. Birleşmiş Milletler'in (BM) 2006 yılı tahminlerine göre Diffa'da, sayıları 100 bini bulan deve sürüleriyle birlikte 100 bin ile 150 bin arasında Mahamid yaşıyor.

Ancak yerleşik hayata geçmek aidiyet sorununu ortadan kaldırmadı. Çünkü büyük bir kesimi kanıtlanmış bir Nijer vatandaşlığı veya tanınmış bir mülteci statüsü olmadan yaşamaya devam etti. Bu durum, onların devletle olan ilişkilerini ülkede kaldıkları süreden ziyade resmi belgelere bağlı hale getirdi. Bu mesele, 2006 yılının ekim ayında açık bir krize dönüştü. Niamey yönetimi Mahamidleri Çad'a sınır dışı edeceğini açıkladı ve onları silah bulundurmak, yerel halkı tehdit etmek ve kuyular ile otlaklar yüzünden sürtüşmelere yol açmakla suçladı. Hükümet birkaç gün sonra geri adım atarak bu işlemi yalnızca yasal belgeleri olmayanlarla sınırlandırmaya ve toprak ile su anlaşmazlıklarını çözecek bir mekanizma kurmaya karar vermeden önce, toplama ve sınır dışı etme operasyonları fiilen başlamıştı.

Bu durum yalnızca idari bir anlaşmazlıktan ibaret değildi. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), Çad'a geri gönderilmelerinin vatansızlık durumlarına yol açma ihtimali konusunda uyardı ve söz konusu kişilerin sınır dışı edilmeden önce kimliklerinin ve yasal statülerinin belirlenmesini talep etti. Sonrasında bu kitlelerin bir kısmı güneye ve doğuya doğru hareket etti. BM, 2007 ve 2008 yıllarında çatışma bölgelerinde askere alma ve yeniden yerleştirme konusundaki karşılıklı suçlamaların gölgesinde, Çad ve Nijer'den yaklaşık 30 bin Arap’ın Darfur'a geçiş yaptığını tespit etti.

Uzantı halkaları

Sudan’da savaş patlak verdiğinde, Sahel bölgesine yayılan Arap kabileleri sahneye Sudan'a yeni gelmiş göçmen gruplar olarak girmedi. Zira savaşın öncesinde Darfur, Çad, Nijer ve Libya arasında bir kabile bağları, askere alma ve geçiş yolları ağı bulunuyordu. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre  Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK), 2013 yılında kurulduğundan bu yana büyük ölçüde Darfur'daki sosyal ve kabile ağlarına dayanıyor. Ardından asker toplama faaliyetleri Çad, Nijer, Libya ve diğer ülkelerden gelen savaşçıları kapsayacak şekilde genişledi. Savaşın bu ağları yeniden canlandırdığı ve Sahel bölgesinden Arap savaşçıları HDK’nın saflarına çektiği belirtiliyor.

Nijer, bu uzantının en önemli halkalarından biri olarak burada öne çıkıyor. Diffa Arapları ve aralarında Mahamidler ile devrik Nijer Cumhurbaşkanı Muhammed Bazum'un mensup olduğu Evlad Süleyman kabilesinin de bulunduğu gruplar, tarihi olarak modern sınırları aşan bir göçebe yaşam alanına (mera) bağlı kalmaya devam ettiler. Zamanla bu ilişki, nüfus ve hayvan hareketliliğinden siyaset ve silaha dönüştü. Raporlar, Nijer'den 4 binden fazla savaşçının HDK’ya katıldığını ve bunların bir kısmının mevcut savaş patlak vermeden önce de Darfur'da savaştığını ortaya koydu. Aynı kaynaklar, Hartum’daki ilk çatışmaların ardından HDK’nın kayıplarını telafi etmek amacıyla yerel dilde ‘Feza’ olarak bilinen yardım seferberliği kapsamında yeni birliklerin ülkeye ulaştığını aktardı.

Siyaset de bu ağlardan bağımsız değildi. Ne var ki HDK lideri Muhammed Hamdan Dagalo (Hemedti), 2020 seçimlerinin ardından cumhurbaşkanlığını üstlenen ve 2021 yılının nisan ayında göreve başlayan dönemin Cumhurbaşkanı Muhammed Bazum ile yakın bir ilişki kurmuş ve yemin törenine bizzat katılmıştı. Çeşitli aktarımlar, Hemedti'nin seçim kampanyası sırasında Bazum'a verdiği destekten de söz ediyor.

Nijerli generaller, 26 Temmuz 2023 darbesinin ardından Bazum'u, HDK’nın saflarında savaşmaları için Mahamid Araplarından askerler göndermekle suçladı. Sudan savaşının sınır aşan kabile uzantısını göz ardı edilemeyecek askeri bir unsura dönüştürdüğü bir anda gerçekleşen bu durum, söz konusu siyasi süreci kesintiye uğratarak Çad sınırının kapanmasına yol açtı. O zamandan bu yana mesele yalnızca Sudan'ın oradan gelen bireyleri kabul etmesiyle sınırlı kalmadı, hatta Sudan, kabile akrabalığının silah altına alma, para, silah ve altın rotalarıyla iç içe geçtiği bir arenaya dönüştü. Bu durum Arap diasporasını homojen tek bir kütle olarak değil, çıkarları ve sadakatleri farklılık gösteren ağlar halinde bölgesel savaş ekonomisinin bir parçası haline getiriyor.

Silah altına alma ağları

Çad, Nijer ve Orta Afrika sınırları ötesindeki asker toplama (silah altına alma) ve geçiş faaliyetlerinin takibi, HDK’nın bölgedeki demografik bağlarını sadece sosyal bağlar olarak ele almadığını, bilakis bunları kendi saflarına asker çekme ve insan kaynağı sağlama kanallarına dönüştürmeyi başardığını ortaya koyuyor.

BM uzmanları, Çad içinde özellikle Arap gruplar arasında HDK için asker toplama ağlarının kurulduğunu belgelerken silah altına alınanların sınır ötesinden Darfur'a geçişini tespit etti. Ayrıca Orta Afrika'daki sınır bölgelerinde de askere alma faaliyetleri belgelendi. Bu durum, savaşın kısa sürede Sudan'ın iç seferberlik gibi bir hareketliliğin ötesine geçtiğini doğruluyor.

Bu açıdan bakıldığında, devletlerin sınırları arasında yaşayan bazı grupların içinde bulunduğu çıkmaz, savaş için bir kaynağa dönüşebiliyor. Ne var ki örgütlü asker toplama ağlarının yanı sıra para, kabile bağları, korunma, intikam ve yerel liderlerin çıkarları gibi farklı motivasyonlarla hareket eden bu grupların bir kısmı, ‘alternatif bir vatan’ kurma projesi güdüsüyle harekete geçmiştir.

Bu seferberlik, bölgeyi kontrol etme stratejisiyle eş zamanlı olarak gerçekleşti. BM uzmanları, Darfur'da, sivilleri ve yerinden edilmiş kişileri hedef alan saldırıları, geniş çaplı şiddeti ve geçmişten bu yana tartışmalı olan bölgelerde kontrol sağlama çabalarını belgeledi. BM ayrıca savaşın başından bu yana geniş çaplı cinayet, yağma ve zorla yerinden etme eylemlerini de kayıt altına aldı. İşte bu noktada yerinden edilme olgusunun bizzat kendisi savaş ekonomisinin bir parçası haline geliyor. Toprağı gerçek sakinlerinden arındırmak, evlerine ve mülklerine el koymak, ardından nüfus ile iktidar dengelerini yeniden düzenlemek için güç kullanmak amaçlanıyor.

Bu yüzden HDK’yı sadece bir iç isyan olarak nitelendirmek artık yeterli değil. Zira yapının operasyonel işleyişi sınırı aşan bir boyuta ulaştı, asker toplama ve ikmal ağları Sudan devletinin sınırlarını aştı ve Sahel'den Darfur'a uzanan coğrafya ise insan ve askeri hareketlilik açısından tek bir sahaya dönüştü. Ancak en doğru ifadeyle savaş, sınır ve vatandaşlık krizlerini yoktan var etmedi, bilakis halihazırda var olan bu krizleri kendi çıkarına kullandı. Bu durum, çatışmanın çözümünü zorunlu olarak, onun sürdürülebilirliğine imkan tanıyan bölgesel zeminin yeniden düzenlenmesine bağlı hale getiriyor.

Muhtemel senaryolar

Arap diasporası ve Mahamidler meselesinin, Sudan savaşından bağımsız demografik bir dosya olarak kalmaması kuvvetle muhtemel. Zira dördüncü yılına giren savaş, Nijer'den Darfur'a, oradan da Çad ve Libya'ya uzanan bir güvenlik alanı çoktan yaratırken sınırların bizzat kendisi ikmal, silah altına alma ve hareketliliğin bir parçası haline geldi. Bu durum, HDK’nın Darfur'un büyük bir kısmı üzerindeki kontrolünü sürdürmesi, sınır aşan destek ağlarını elinde tutması, Çad içinde asker toplama ağları kurması ve bölgesel koridorlar üzerinden savaşçı ile teçhizat sevkiyatına devam etmesiyle paralel ilerliyor.

Bu noktada üç ana senaryo öngörülebilir. Bunlardan birincisi, Sahel bölgesi ülkelerinin, özellikle de paramiliter güçlerin potansiyel insan kaynağı olarak gördükleri kesimlere karşı vatandaşlık, nüfus kaydı ve sınır politikalarını sıkılaştırma yoluna gitmesi. Bu adım, söz konusu ağların asker toplama kapasitesini sınırlayabilir, ancak diğer yandan kabile kimliğinin bir aidiyetsizlik karinesi olarak ele alınması halinde yeni yerinden edilme dalgaları doğurabilir.

İkincisi, savaşın sınır bölgesini silah, savaşçı, altın ve kaçakçılıktan oluşan entegre bir ekonomiye dönüştürmeyi sürdürmesi. Bu senaryonun tehlikesi, savaşın devam etmesinin bu ekonomiyi kökleştirmek için kesin bir askeri zafere ihtiyaç duymamasında yatıyor. Bilakis Darfur ve Kordofan'ın ihtilaflı bölgeler olarak kalması ve dış ikmal yollarının açık olması yeterli. Son gelişmeler de HDK’nın bölge dışından gelen yabancı savaşçıların yanı sıra Çad ve Libya'yı da kapsayan uluslararası bir taşımacılık ağından faydalandığını halihazırda ortaya koydu.

Sudan için en önemlisi olan üçüncü senaryo ise, çatışmanın kademeli olarak bir iktidar savaşından, devletin yapısı ve demografisi üzerinde bir çatışmaya dönüşmesi. Yerinden edilenlerin ve Sudanlı mültecilerin sayısının milyonları bulmasıyla birlikte halkın geri dönüşü, mülklerin sahiplerine iadesi ile silahların ve sınırların kontrol altına alınması siyasi çözümün sonradan ele alınacak alt dosyaları değil, bizzat bir parçası haline geliyor.

Bu nedenle stratejik tehlike, yalnızca Arap diasporasındaki savaşçıların sınır ötesine geçmesinde yatmıyor. Aksine, Nijer'de vatandaşlıklarını kaybetmelerinin, ikinci bir ülkede silah edinmelerinin ve Sudan'da toprak gasp etmelerinin tek bir sürecin halkaları haline geldiği bir ortamın ortaya çıkmasında yatıyor. Eğer bu düzen kökleşirse savaş, yalnızca çatışmaların sona ermesiyle bitmez. Çünkü bunun siyasi ve demografik etkileri yıllarca sürmeye devam eder.



Yemen’de çatışma hatları genişliyor: Husiler geri çekiliyor

Yemen ordusu mensubu askerler, Cevf’te Husilere karşı elde edilen ilerlemenin ardından kutlama amacıyla bir arada (X)
Yemen ordusu mensubu askerler, Cevf’te Husilere karşı elde edilen ilerlemenin ardından kutlama amacıyla bir arada (X)
TT

Yemen’de çatışma hatları genişliyor: Husiler geri çekiliyor

Yemen ordusu mensubu askerler, Cevf’te Husilere karşı elde edilen ilerlemenin ardından kutlama amacıyla bir arada (X)
Yemen ordusu mensubu askerler, Cevf’te Husilere karşı elde edilen ilerlemenin ardından kutlama amacıyla bir arada (X)

Yemen ordusu ve Ulusal Direniş güçleri bugün (Pazartesi) Taiz, Beyda ve Cevf vilayetlerindeki cephelerde önemli ilerlemeler kaydetti. Husilerin saflarında art arda yaşanan kırılmalar ve geri çekilmeler dikkat çekerken Cevf vilayetinde sahada elde edilen ilerlemenin ardından hükümet güçlerine destek veren aşiretlerin de harekete geçtiği bildirildi.

Yemen Silahlı Kuvvetleri Medya Merkezi, hükümet güçlerinin ülkenin orta kesimindeki Beyda cephesinde sahada önemli bir gedik açtığını duyurdu. Merkez tarafından yapılan açıklamada güçlerin “Hayd el-Hazzan mevzilerini ve el-Fleyhan mevzilerini ele geçirerek Nasife bölgesine ve buradaki ilk köy olan Zî Emhaşib’e kadar ilerlediği” belirtildi. Bu ilerlemenin hükümet güçlerine orta ve güney vilayetleri arasındaki Husilerin ikmal hatlarını kesmek açısından coğrafi üstünlük sağladığı ifade edildi.

Bu ilerleme, Zaher ilçesine hakim tüm tepe ve platoların kontrol altına alınmasıyla eş zamanlı gerçekleşti.

Beyda Vilayeti Enformasyon Müdürü Arif el-Umeyri, silahlı kuvvetlerin Zaher ilçesine hakim stratejik yükseltilerde kontrolü tamamen sağladığını ve şu anda Nasife bölgesinde tarama operasyonları yürüttüğünü belirtti. Umeyri, bunun “Zi Naim” bölgesine doğru ilerlemenin önünü açacağını ve gelişmenin hükümet güçlerinin vilayetteki konumunu güçlendirdiğini kaydetti.

fvgrthy
Yemen ordusuna ait savaş uçaklarının Beyda vilayetinin Zaher ilçesindeki hava saldırısı (X)

Yemen güçleri sözcüsü Kurmay Albay Macid en-Nezili ise silahlı kuvvetlerin Cevf ve Beyda cephelerinde eş zamanlı ilerlemeler ve zaferler elde ettiğini söyledi. Nezili, operasyonların “devlet kurumlarını yeniden tesis etmeyi ve Husi darbesine son vermeyi” amaçladığını belirterek Husi unsurlarına ilerleme güzergahlarını terk etmeleri ve canlarını kurtarmak için hafif silahlarıyla birlikte mevzilerinden çekilmeleri çağrısında bulundu.

Taiz’de batı cephesi güvence altına alındı

Batı cephesinde ise ortak güçler, hakim yükseltilerde konuşlanan Husi unsurlarının püskürtülmesinin ardından Taiz kentini batı kıyılarına bağlayan hayati ulaşım hattının güvenliğini sağladı. Yemen Silahlı Kuvvetleri Medya Merkezi, Taiz’in batısındaki Kedha cephesinde “Nakil ve Cebel el-Kura’nın kontrolünün tamamen sağlandığını” açıkladı.

Hükümet güçleri ayrıca Şerab kavşağındaki Ravda Okulu yakınları ile kentin batısındaki er-Rubeyii bölgesi çevresinde bulunan büyük bir Husi askeri takviye konvoyunu hedef aldı.

21’den fazla askeri araçtan oluştuğu belirtilen konvoyun Berah ve Mukabene cephelerine destek vermek ve “Cebel Han”a saldırmak üzere bölgeye ilerlediği bildirildi. Operasyon sonucunda Husilerin personel ve askeri teçhizat açısından ağır kayıplar verdiği belirtildi.

Cevf’te aşiretler hükümet güçlerine destek için harekete geçti

Cevf vilayetinde ise hükümet güçlerinin Husilere karşı yürüttüğü askeri operasyonlara destek amacıyla aşiretlerin harekete geçtiği bildirildi. Aşiret hareketliliği, hükümet güçlerinin vilayetin çeşitli cephelerinde sürdürdüğü ve sahada ilerleme kaydettiği operasyonlarla eş zamanlı olarak gerçekleşti.

Yerel kaynaklara göre aşiretler, hükümet güçlerinin yürüttüğü operasyon kapsamında çok sayıda bölge, mevzi ve stratejik askeri kampın kontrolünü ele geçirmesinin ardından hükümet güçlerine destek vermek üzere vilayetin kuzeyindeki Yetme ilçesine doğru harekete geçti.

Bu adımın, saflarında kırılmalar başlayan Husilerin mevzileri üzerindeki baskıyı artırmayı amaçladığı belirtildi.

Yemen Silahlı Kuvvetleri pazartesi günü Cevf’te Hazm kentine doğru ilerleyerek kentin çevresindeki stratejik mevzileri kontrol altına aldı. Güçlerin ayrıca Labanat Askeri Kampı çevresinde ilerlediği ve kurtarılan bölgelerin güvenliğini sağlamak amacıyla operasyonlarını sürdürdüğü bildirildi.

Tüm bu gelişmeler, Yemen güçlerinin Hudeyde vilayetindeki Hays ilçesinin tamamını Husilerden kurtardığını ve kuzeye doğru Cerahe ilçesine ilerlemeye başladığını açıklamasının hemen ardından yaşandı.

Bu gelişmeler Yemen dosyasını sahada yeni bir dönemece taşırken nüfuz haritasının da yeniden şekillenmesinin önünü açıyor. Hükümet ve ortak güçlerin batı kıyısında Husilerin saldırısının yönünü karşı saldırıya çevirmeyi başarması, inisiyatifin yeniden hükümet güçlerinin eline geçmesini sağladı.


Hudeyde Valisi Şarku’l Avsat'a konuştu: Güçlerimiz ilerliyor, Batı Sahili’nin tamamını kurtarmakta kararlıyız

Dr. Hasan Tahir, Hudeyde Valisi (dolaşımda)
Dr. Hasan Tahir, Hudeyde Valisi (dolaşımda)
TT

Hudeyde Valisi Şarku’l Avsat'a konuştu: Güçlerimiz ilerliyor, Batı Sahili’nin tamamını kurtarmakta kararlıyız

Dr. Hasan Tahir, Hudeyde Valisi (dolaşımda)
Dr. Hasan Tahir, Hudeyde Valisi (dolaşımda)

Hudeyde Valisi Dr. Hasan Tahir, Yemen hükümetine bağlı güçlerin özellikle Batı Sahili ve Taiz cepheleri olmak üzere bütün askeri eksenlerde ilerleme kaydettiğini açıkladı. Tahir, Husilerin ilerleyişinin durdurulmasının ardından “onları püskürtme aşamasına geçildiğini” belirterek, hükümetin Hudeyde vilayeti ile Tihame Batı Sahili'nin tamamını kontrol altına alma konusunda kararlı olduğunu vurguladı.

Tahir, cephe hattında “Şarku’l Avsat”a yaptığı özel açıklamada, hükümet güçlerinin Husilerin elindeki çok sayıda mevziyi geri aldığını ve yeni noktaların kontrolünü ele geçirdiğini söyledi. Bazı askeri birliklerin geri alınan bölgelerin güvenliğini sağladığını, diğer birliklerin ise ilerleyişini sürdürdüğünü belirtti.

Hudeyde Valisi Dr. Hasan Tahir (dolaşımda)
Hudeyde Valisi Dr. Hasan Tahir (dolaşımda)

Hudeyde Valisi, hükümet güçlerinin Husilerin ilerleyişini durdurmasının ardından vilayetin güneyindeki savaşın dengesinin değiştiğini ifade ederek, “Şimdi Husileri püskürtme ve onları mümkün olduğunca geriye itme aşamasındayız” dedi.

Yemen'in Batı Sahili ve Taiz bölgelerinde Husilerin başlattığı kara çatışmalarının dün dördüncü gününe girdiği belirtilirken, hükümet güçleri saldırıyı kontrol altına alma aşamasından Husileri Hudeyde'nin güneydoğusunda takip etme aşamasına geçti.

Yemen Silahlı Kuvvetleri, çatışmalar sırasında çoğu reşit olmayan onlarca Husi mensubunu esir aldı. Hükümet güçleri, Hays'ın kuzeyinden Ceraahi ilçesine doğru ilerleyişini sürdürüyor.

 Vali, hükümet güçlerinin özellikle Taiz ve Batı Sahili cepheleri olmak üzere tüm cephelerde ilerleme kaydettiğini belirtti. (AFP)
Vali, hükümet güçlerinin özellikle Taiz ve Batı Sahili cepheleri olmak üzere tüm cephelerde ilerleme kaydettiğini belirtti. (AFP)

Hudeyde'nin tamamının kurtarılması

Tahir, Batı Sahili cephesini niteliği, tarafları ve stratejik önemi nedeniyle “savaşların anası” olarak nitelendirdi. Çatışmanın yalnızca Yemen hükümeti ile Husiler arasında değil, kendi ifadesiyle “Husi vekili üzerinden Yemen meşru hükümeti ile İran arasında” yaşandığını savundu.

Yemen Silahlı Kuvvetleri'nin operasyonlarını Hudeyde vilayeti ile Tihame Batı Sahili'nin tamamı kurtarılıncaya kadar sürdürme konusunda kararlı olduğunu belirten Tahir, Husilerin bu bölgeyi kontrol etmesinin “yalnızca Yemen için değil, bütün bölge ve dünya için bir felaket” olacağı uyarısında bulundu.

Hükümet güçleri ve ortak güçler cumartesi günü, 2018'de ilçe merkezi kurtarılmış olmasına rağmen kırsal bölgeleri yıllardır Husilerin kontrolünde bulunan Hudeyde'ye bağlı Hays ilçesinin merkez ve kırsal kesimleriyle tamamen kurtarıldığını açıkladı.

Tahir, Husilerin Babu'l Mendeb'i kontrol altına almasının kendi değerlendirmesine göre “İran'ın kontrolü” anlamına geleceğini ve bunun bölgedeki dengeleri bütünüyle değiştireceğini belirterek, Yemen hükümetine bu tehditle mücadelede destek verilmesi çağrısında bulundu.

Cumhurbaşkanlığı Konseyi Başkan Yardımcısı ve Ulusal Direniş Güçleri Komutanı, dün 4. Askeri Bölge Komutanı ile birlikte. (Ulusal Direniş Güçleri)
Cumhurbaşkanlığı Konseyi Başkan Yardımcısı ve Ulusal Direniş Güçleri Komutanı, dün 4. Askeri Bölge Komutanı ile birlikte. (Ulusal Direniş Güçleri)

İran kararı

Hudeyde Valisi, Husilerin Batı Sahili'nde yeni bir cephe açmasının arkasında İran'ın bulunduğunu belirtti. Bu adımın “tamamen İran'ın kararı” olduğunu savunan Tahir, Husilerin ortaya çıkabilecek sonuçların farkında olmalarına rağmen operasyona giriştiğini ifade etti.

Tahir, Tahran'ın “Hürmüz'de sıkışmasının” ardından yıllardır sürdürdüğü Babu'l Mendeb'e ulaşma ve boğazı kontrol altına alma hedefini yeniden gündeme aldığını ve Husilere Batı Sahili'nde operasyon düzenlemeleri talimatı verdiğini öne sürdü.

Husi saldırısının zamanlaması ile Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmeler arasında bağlantı kuran Tahir, İran'ın Husiler aracılığıyla başka bir çıkış noktası açmayı ve burayı kontrol altına almayı amaçladığını savundu. Operasyonda kullanılan silahların çeşitliliği ve modernliğinin yanı sıra sağlanan finansmanın boyutunun da İran'ın rolünü ortaya koyduğunu belirtti.

Yemen hükümet güçlerinin güvenliğini sağladığı Hays kentinden genel görünüm. (SABA)
Yemen hükümet güçlerinin güvenliğini sağladığı Hays kentinden genel görünüm. (SABA)

790'dan fazla aile yerinden edildi

İnsani durumla ilgili değerlendirmelerde de bulunan Tahir, Husilerin füze, İHA ve havan saldırılarının vilayet sakinleri arasında çok sayıda kişinin ölümüne ve yaralanmasına yol açtığını belirterek, şu ana kadar 790'dan fazla ailenin yerinden edildiğini açıkladı.

Yerinden edilen ailelerin acilen barınma ve gıdaya ihtiyaç duyduğunu belirten Tahir, Kral Selman İnsani Yardım ve Çalışmalar Merkezi'nin (KSrelief) yardım çağrılarına ilk yanıt veren kuruluşlardan biri olduğunu ve bölgede yardım çalışmalarına fiilen başladığını söyledi.

Hudeyde Valisi, Suudi Arabistan'ın Yemen'e verdiği desteği de takdir ettiğini belirterek, Riyad'ın çeşitli krizlerde Yemen halkının yanında durduğunu ve Yemenlilerin ülkesine verdiği desteği unutmayacağını ifade etti.

Tahir, dün Yemen'deki insani yardım koordinatörü Laurent Bukera ile de Hudeyde vilayetindeki, özellikle Hays ve el-Hayme bölgelerindeki insani durumun hızla kötüleşmesi hakkında görüştü.

  Dr. Hasan Tahir, Husilerin saldırıları nedeniyle şu ana kadar 790’dan fazla ailenin yerinden edildiğini açıkladı. (AFP)
  Dr. Hasan Tahir, Husilerin saldırıları nedeniyle şu ana kadar 790’dan fazla ailenin yerinden edildiğini açıkladı. (AFP)

Birleşmiş Milletler'in Yemen ofisinden yapılan açıklamaya göre Tahir, bölgedeki durumun son derece zor olduğunu ve bazı sivillerin cephe hatlarında mahsur kaldığını belirtti. İnsani yardım koordinatörü ise sivillerin güvenliği konusunda ciddi endişe duyduğunu ifade ederek, BM'nin sivillerin ve sivil tesislerin hedef alınmaması ve her koşulda korunması yönündeki kararlı tutumunu yineledi.

  Dr. Hasan Tahir, Husilerin saldırıları nedeniyle şu ana kadar 790’dan fazla ailenin yerinden edildiğini açıkladı. (AFP)
  Dr. Hasan Tahir, Husilerin saldırıları nedeniyle şu ana kadar 790’dan fazla ailenin yerinden edildiğini açıkladı. (AFP)

Hays ziyaretinin ardından tehditler

Tahir Şarku’l Avsat’a, Hays ziyaretinin ardından tehditler aldığını açıkladı. Husilerin kendi destekçileri arasında ilçenin tamamen kontrollerine geçtiği yönünde propaganda yaptığını belirten Tahir, sahadaki ziyaretinin örgütün tepkisini çektiğini söyledi.

Tahir, Hays kent merkezinden yaptığı açıklamalarla hükümet güçlerinin ilerleyişinin sürdüğünü teyit etmesinin ardından Husi liderlerinin bir araya gelerek kendisinden kişisel olarak intikam alma kararı aldığını öne sürdü.


El-Menfi, ‘geçiş aşamalarını yeniden başlatmayacak’ herhangi bir Libya siyasi anlaşmasına desteğini vurguladı

Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, 14 ülkenin büyükelçileriyle bir araya geldi, 6 Eylül 2026. (Menfi’nin ofisi)
Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, 14 ülkenin büyükelçileriyle bir araya geldi, 6 Eylül 2026. (Menfi’nin ofisi)
TT

El-Menfi, ‘geçiş aşamalarını yeniden başlatmayacak’ herhangi bir Libya siyasi anlaşmasına desteğini vurguladı

Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, 14 ülkenin büyükelçileriyle bir araya geldi, 6 Eylül 2026. (Menfi’nin ofisi)
Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, 14 ülkenin büyükelçileriyle bir araya geldi, 6 Eylül 2026. (Menfi’nin ofisi)

Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, 14 ülkenin büyükelçilerini ülkedeki siyasi, ekonomik ve güvenlik alanlarındaki son gelişmeler hakkında bilgilendirdi. Menfi ayrıca, geçiş dönemlerini sona erdirecek ve herhangi bir kesim dışlanmadan veya marjinalleştirilmeden, ‘sağlam hukuki ve anayasal temeller’ doğrultusunda cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine gidilmesini sağlayacak kapsamlı bir siyasi uzlaşmaya varılması yönündeki çabaları aktardı.

Dün Trablus’taki Başkanlık Konseyi merkezinde gerçekleştirilen toplantıya, aralarında Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Katar, İtalya, Rusya, Cezayir, Fransa, İngiltere, Hindistan, Çin, Somali, Mısır, Tunus, Pakistan ve Yunanistan’ın da bulunduğu ülkelerin Libya’daki büyükelçileri ve temsilcileri katıldı.

XSCD
Muhammed el-Menfi, Libya Başkanlık Konseyi’nin ‘ülkeyi seçimlere yaklaştıracak her türlü gerçek ulusal uzlaşmayı desteklediğini’ söyledi, 6 Eylül 2026. (Menfi’nin ofisi)

Menfi’nin ofisinden yapılan açıklamada, Başkanlık Konseyi’nin ülkeyi seçimlere yaklaştıran, geçiş dönemlerini kısaltan her türlü gerçek ulusal uzlaşmayı desteklediği ve yasal ve ulusal süreçlerini tamamlayan, seçim sürecini ve kurumlarını güvence altına alan her türlü anlaşmayı desteklemeye hazır olduğu belirtildi. Açıklamada, geçiş dönemlerini yeniden üretmeye veya uzatmaya yönelik herhangi bir düzenlemeye karşı olunduğu vurgulandı.

Menfi daha önce Libya konusunda gündeme getirilen ‘ABD girişimini’ memnuniyetle karşıladığını açıklamış, ancak girişimin ulusal anayasal kurumlar aracılığıyla sunulmasını şart koşmuştu. Menfi, örtülü bir ret olarak değerlendirilebilecek açıklamasında, “Girişimin etrafındaki belirsizlik, ulusal anayasal kurumların devre dışı bırakılması, Afrika Birliği’nin (AfB) ve Birleşmiş Milletler (BM) himayesindeki sürecin yanı sıra Libya’daki farklı siyasi tarafların dışlanması konusunda endişe yaratıyor” demişti.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika işlerinden sorumlu danışmanı Massad Boulos’un hayata geçirmeye çalıştığı girişimin önünü kesmek amacıyla Libya’daki üç konseyin başkanları; Menfi’nin başkanlığındaki Başkanlık Konseyi, Akile Salih liderliğindeki Temsilciler Meclisi (TM) ve Muhammed Takala başkanlığındaki Devlet Yüksek Konseyi (DYK), 18 Haziran’da kamuoyunu yeni bir ‘yol haritası’ ile şaşırtmıştı. Konsey başkanları, söz konusu yol haritasının ‘hazırlık aşamasına son vermeyi’ amaçladığını açıklamıştı.

Menfi, 14 büyükelçinin önünde yaptığı açıklamada, devletin egemenliğine, kurumlarına ve yetki alanlarına saygı gösterilmesi gerektiğini belirterek, kamu görevlerine fiili güç dayatması veya siyasi ve mali nüfuzun kullanılması yoluyla gelinmemesi gerektiğini vurguladı.

Menfi ayrıca, “Siyasi sürece duyulan güvenin yeniden tesis edilmesi, yolsuzluk, devlet kaynaklarının kaçırılması, organize suç ve hesap vermekten kaçınmayla mücadeleyi gerektiriyor. Siyasi uzlaşma ile hukukun üstünlüğü, birbirinin pahasına yürütülmemesi gereken iki süreçtir” ifadelerini kullandı.

THYJU
Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, ‘geçiş dönemlerini yeniden yaratacak veya uzatacak her türlü düzenlemeyi’ reddediyor, 6 Eylül 2026. (Menfi’nin ofisi)

Menfi, uluslararası ortaklara, ‘açık ve uygulanabilir bir takvim çerçevesinde özgür ve adil seçimlere götürecek Libya’ya özgü bir süreci destekleme’ çağrısında bulundu. Meşruiyetin kaynağının Libya halkı olduğunu vurgulayan Menfi, geçiş dönemlerini sona erdirmenin ve meşruiyetini halkın iradesinden alan kurumlar inşa etmenin yolunun sandıktan geçtiğini belirtti.

BM Genel Sekreteri’nin Libya Özel Temsilcisi Hanna Tetteh de siyasi taraflara 4+4 Komitesi’nin vardığı mutabakatı somut adımlara dönüştürme çağrısı yapmıştı. Tetteh, bu tür anlaşmaların “paydaşlar ve diğer Libyalı taraflarla etkileşim kurmamız, birlikte yürüttüğümüz sürece yönelik güveni tesis etmemiz ve ilerleyen aşamada seçimlerin yapılması için gerekli koşulları hazırlamamız açısından daha iyi bir fırsat sunduğunu” ifade etmişti.

Mutabakat, seçimlerin en geç 24 ay içinde ve birleşik bir hükümetin yönetimi altında gerçekleştirilmesini öngören bir takvim belirledi. Anlaşma, BM Libya Destek Misyonu’nun hazırladığı siyasi yol haritasının ilk iki aşamasını kapsıyor. Bunlar, Yüksek Ulusal Seçim Komisyonu’nun yönetim kurulunun yeniden yapılandırılması ve cumhurbaşkanlığı ile yasama seçimlerinin anayasal ve hukuki çerçevesine ilişkin çözüme kavuşturulmamış meselelerin ele alınmasından oluşuyor.

BM Libya Destek Misyonu, komitenin imzaladığı seçimlerin gerçekleştirilmesine ilişkin mutabakatı TM ile DYK’ye gönderdiğini ve her iki konseye onay için bir aylık süre tanıdığını açıkladı. TM ise mutabakata gelecek hafta yanıt vermeyi planladığını duyurdu.