Haseke'de bölünmenin sona ermesinin rahatlığı: SDG sonrası için bekleyiş

Hilali: SDG’nin lağvedildiğinin açıklanması, entegrasyon dosyasının kapandığı anlamına gelmiyor

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, salı akşamı Mazlum Abdi ve İlham Ahmed ile bir araya geldi (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, salı akşamı Mazlum Abdi ve İlham Ahmed ile bir araya geldi (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Haseke'de bölünmenin sona ermesinin rahatlığı: SDG sonrası için bekleyiş

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, salı akşamı Mazlum Abdi ve İlham Ahmed ile bir araya geldi (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, salı akşamı Mazlum Abdi ve İlham Ahmed ile bir araya geldi (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Mazlum Abdi'nin Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) lağvettiklerini duyurmasının yarattığı genel rahatlamaya rağmen, Haseke’de bir bekleyiş havası hakim. Haseke Vali Yardımcısı ve Başkanlık Ekibi Sözcüsü Ahmed el-Hilali'nin devlet televizyonuna yaptığı açıklamada belirttiği üzere, SDG'nin lağvedildiğinin duyurulması, entegrasyon dosyasının kapandığı anlamına gelmiyor. Öte yandan yerel basın, lağvedilme açıklamasının ardından Haseke’de SDG'ye bağlı unsurların teyakkuza geçtiğini bildirdi.

Şarku'l Avsat'a konuşan ve kimliğinin gizli tutulmasını isteyen Haseke'deki kaynaklara göre vilayetteki beklentiler, SDG ve bölge halkının hesaplarından farklı hesapları olan Kürt unsurlar ve liderlerle bağlantılı yeni gelişmelerin yaşanabileceği ihtimaline işaret ediyor.

Kaynaklar, Haseke'deki farklı kesimlerden birçok siyasi güç ve partinin hızlı değişimlerin ardından durumu değerlendirmek üzere toplantılar yapmak için bir araya geldiğini belirterek ‘istikrarın korunması, siyasi ve kurumsal varlığın güçlendirilmesi, ayrıca (SDG'nin) lağvedilmesinin yansımaları, sahada henüz netleşmeyen güvenlik ve siyasi düzenlemeler ile gelecekteki zorluklara hazırlıklı olunması gerektiği konusunda genel bir uzlaşı sağlandığını’ ifade etti.

Bununla birlikte kaynaklara göre ‘farklı kesimlerden tüm yerel tarafların önümüzdeki döneme bir yeniden inşa ve bölünmeyi sona erdirme aşaması olarak odaklanması’ olumlu göstergeler olarak kendini gösteriyor.

Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilali ise, SDG birliklerinin Suriye Arap Ordusu'na entegrasyonunun tamamlandığını ve şimdiye kadar entegre olan birliklerin yaklaşık 4 bin 500 unsuru kapsadığını dile getirdi. Hilali ayrıca, eski Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi Bölgesi (KDSDÖY) müfredatlarına ilişkin bir geçiş süreci yaşanacağını ve Kürtçenin önümüzdeki eğitim-öğretim yılından itibaren haftada iki saatlik seçmeli ders olarak resmen okullarda okutulmaya başlanacağını açıkladı.

Yerel basın kaynakları, lağvedilen SDG’nin ‘Devrimci Gençlik’ olarak bilinen unsurlarının Haseke’nin çeşitli sokaklarında güvenlik teyakkuzuna geçtiğini bildirdi. Haseke Medya Merkezi’ne göre bu duruma, yoldan geçenlere yönelik kimlik kontrolleri de eşlik etti.

SDG’ye yakın Kürt medyası Şam'daki görüşmelere dair haberlerinde; SDG ve KDSDÖY’ün lağvedilmesinin Kürt kesiminin dışlanması anlamına gelmediğine, aksine bunun silahlı askeri eylemden Suriye devlet kurumları çatısı altında kapsamlı bir siyasi ve anayasal ortaklığa yönelik resmi bir geçiş olduğuna odaklandı.

SDG ve KDSDÖY kurumlarının lağvedildiğinin duyurulmasıyla birlikte Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) Halkla İlişkiler Ofisi Üyesi İbrahim Bıro, ülkenin yeni bir aşamaya girdiğini değerlendirdi. Bıro, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda “Bu aşamanın sona ermesi Kürt sorununun bittiği anlamına gelmiyor, aksine bu durum, sorunu Suriye'nin ulusal çerçevesine geri döndüren ve Kürtlerin ulusal, kültürel ve siyasi haklarını anayasal olarak güvence altına alan siyasi ve hukuki bir sürecin başlangıcıdır” ifadelerini kullandı.

dsfv
SDG Komutanı Mazlum Abdi, Şam’daki Halk Sarayı’nda yapılacak televizyon konuşması öncesinde salona Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile birlikte geldi, 25 Ağustos 2026 (AFP)

Ahmed el-Hilali'nin belirttiğine göre ‘29 Ocak 2026 Anlaşması’nın uygulanmaya başlanmasından bu yana geçen 6 aylık süre zarfında binlerce SDG unsuru, Savunma Bakanlığı bünyesindeki tugaylara entegre edildi. Hiali, ‘(SDG) saflarındaki yabancı savaşçıların ayrılarak ülkelerine dönmelerinin, dosyanın çözümündeki ulusal rotayı kanıtladığını’ vurgulayarak Haseke’nin kaynaklarının yüzde 100 oranında Suriye devletinin tasarrufuna geçtiğini ve gelirlerinin devlet hazinesine aktarıldığını kaydetti.

Öte yandan Entegrasyon Dosyası Başkanlık Ekibi Üyesi Mustafa Abdi, SDG’nin bazı liderlerinin devlette görev aldığını teyit etti. Mustafa Abdi, North Press ajansına yaptığı açıklamada, Mazlum Abdi ve İlham Ahmed'in de devlet kademelerinde makam sahibi olacağını belirten Abdi, Kadın Savunma Birlikleri’nin (YPJ) Savunma Bakanlığı'nın değil, İçişleri Bakanlığı'nın kadrosuna dahil edileceğini, Kürtçenin müfredatta yer alacağını ve Kürtlerin haklarının güvence altında olduğunu açıkladı.

xdvfdeb
YPJ üyeleri (Arşiv – Şarku’l Avsat)

Hawar Haber Ajansı, çarşamba günü erken saatlerde geçtiği haberde, YPJ komutanları ile Suriye İçişleri Bakanı Enes Hattab arasında entegrasyon mekanizmalarını görüşmek üzere bir toplantı gerçekleştirilmesinin beklendiğini bildirmişti. 2013 yılında Suriye'nin doğu ve kuzey bölgelerinde kurulan YPJ, 2014 yılında DEAŞ terör örgütüne karşı verilen Ayn el-Arab (Kobani) savaşına katılmasının ardından askeri bir güç olarak öne çıkmıştı.

YPJ’nin Savunma Bakanlığı bünyesine entegre edilmesine yönelik bir öneri bulunuyordu. Ancak Suriye ordusu bünyesinde kadınlara özel bir oluşumun bulunmaması, Şam yönetiminin bu öneriyi kabul etmesinin önüne geçti ve bunun yerine YPJ üyelerinden arzu edenlerin İçişleri Bakanlığı'na entegre edilmesi teklif edildi.

SDG’nin 2015 yılnını ekim ayında ABD öncülüğündeki DEAŞ'la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nun (DMUK) desteğiyle kurulduğu, bünyesinde Arap, Süryani ve Asuri oluşumların yanı sıra ağırlıklı olarak Halk Savunma Birlikleri (YPG) ile YPJ’yi barındırdığı biliniyor.



Lübnan: Hizbullah’ın patlayıcılarıyla bağlantılı 7 şüpheli hakkında yakalama ve arama kararları uygulanıyor

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Adalet Bakanı Adil Nassar’ı dün Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda kabul etti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Adalet Bakanı Adil Nassar’ı dün Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda kabul etti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Lübnan: Hizbullah’ın patlayıcılarıyla bağlantılı 7 şüpheli hakkında yakalama ve arama kararları uygulanıyor

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Adalet Bakanı Adil Nassar’ı dün Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda kabul etti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Adalet Bakanı Adil Nassar’ı dün Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda kabul etti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Lübnan yargısı, Hizbullah’a ait Dahir el-Beydar patlayıcıları dosyasında olayla bağlantılı olduğu belirtilen 7 kişiyi tespit etti. Şüpheliler hakkında kısa süre içinde dava açılması bekleniyor. Askerî Mahkeme nezdindeki hükümet komiseri Yargıç Claude Ganem’in, şüpheliler hakkında suç duyurusunda bulunulması amacıyla ön soruşturma dosyalarını teslim alması bekleniyor.

Bir kişinin daha gözaltına alındığına ilişkin haberler gündeme gelirken, hâlihazırda tutuklu bulunan “A.K.” ve “H.A.” baş harfleriyle anılan iki şüphelinin yanı sıra yeni bir kişinin de yakalandığı öne sürüldü. Ancak adli bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada gözaltıların “hâlen iki kişiyle sınırlı olduğunu” belirtti.

Kaynak, soruşturma kapsamında olayla bağlantılı olduğundan şüphelenilen 5 kişinin daha kimliğinin tespit edildiğini doğruladı. Bu kişiler arasında, Hizbullah bünyesinde güvenlik görevlisi olduğu belirtilen ve patlayıcıları Baalbek’te teslim ettiği şüphesi bulunan “Sacid” adlı kişinin de yer aldığı belirtildi. “Zülfikar” kod adıyla anılan ve yine güvenlik yapılanması içinde konumu bulunduğu belirtilen diğer kişinin ise patlayıcıları Beyrut’un güney banliyölerinde teslim almasının planlandığı ifade edildi.


Filistinliler ve Filistin yönetimi, kurulması beklenen İsrail hükümetini yakından izliyor

Yaşhar Partisi lideri Gadi Eisenkot ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
Yaşhar Partisi lideri Gadi Eisenkot ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
TT

Filistinliler ve Filistin yönetimi, kurulması beklenen İsrail hükümetini yakından izliyor

Yaşhar Partisi lideri Gadi Eisenkot ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
Yaşhar Partisi lideri Gadi Eisenkot ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, son seçim kampanyasında “Sağ mı, Filistin mi?” şeklindeki ünlü sloganını kullanırken, seçmenleri rakipleri Gadi Eisenkot, Naftali Bennett ve Avigdor Lieberman’a karşı kışkırtmaya çalışıyordu. Netanyahu, söz konusu isimlerin seçimleri kazanmaları halinde Filistinlilere devlet kurma hakkı vereceklerini ve bunun İsrail için bir felakete yol açacağını öne sürüyordu.

İsrail’de Netanyahu’ya inananların olup olmamasından bağımsız olarak Filistinliler ona hiçbir zaman inanmadı. Çünkü Filistinliler, aşırı sağdan merkez sağa ve sola kadar hiçbir İsrailli liderin bu aşamada kendilerine bir devlet, hatta özerk bir yönetim bile vermeyeceğini herkesten daha iyi biliyor.

Filistinlilerin büyük çoğunluğu bu gerçeğin farkında olsa da seçimleri dakika dakika takip ediyor ve kesin sonuçları benzeri görülmemiş bir ilgiyle bekliyor. Çünkü İsrail’in yeni başbakanı ve çevresindeki bakanlar, önümüzdeki yıllarda Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki yaşamın nasıl şekilleneceğini büyük ölçüde belirleyecek.

Filistinli bir yetkili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bu aşamada hiçbir hükümetin siyasi bir süreci başlatmayacağının farkındayız. Bu, zor ve karmaşık bir mesele. Hiçbirisi kendi kaderimizi tayin etme ve devlet kurma hakkımızı bize vermeye niyetli değil. Bu, vazgeçmeyeceğimiz bir mesele ve bunun için her türlü yolla mücadele etmeyi sürdürüyoruz” ifadelerini kullandı.

Yetkili sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bunun dışında, geleceğimizi belirleyecek pek çok konu da risk altında. Filistin yönetiminin geleceği, ekonomik durum, Batı Şeria’nın geleceği, bölgedeki güvenlik durumu, yerleşimci terörü, Gazze Şeridi’nin geleceği, Gazze’nin yeniden imarı ve yönetimi… Bütün bunlar İsrail’de iktidara gelecek koalisyonla bağlantılı meseleler.”

Yetkili, “Netanyahu’nun sağ koalisyonu, Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich gibi bakanlarla iktidarda kalırsa karmaşık, zor ve belirsiz bir durumla karşı karşıya kalacağız. Ancak Gadi Eisenkot hükümet kurarsa ya da Ben-Gvir ve Smotrich’in yer almadığı bir ulusal birlik hükümeti oluşturulursa bir rahatlama yaşanabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Filistin yönetimi

Filistin yönetimi, seçim sürecini yakından takip ediyor ve Eisenkot’un başarılı olmasını, Netanyahu’nun ise iktidardan düşmesini umut ediyor. Yönetim, mevcut hükümet dışındaki herhangi bir yeni İsrail hükümetiyle güvenlik ve ekonomi alanlarında bir rahatlama yaşanabileceğini düşünüyor. Ekonomik ve güvenlik meselelerinde müzakereleri kabul eden, alıkonulan Filistin gelirlerini serbest bırakan ve mali transferleri düzenli hâle getiren herhangi bir hükümet, Filistin yönetimi açısından “kötünün iyisi” olarak görülüyor.

Filistin yönetimi bu tutumunu açıkça dile getirmek yerine sessiz kalmayı ve son derece temkinli davranarak meselenin İsrail’in iç işi olduğunu söylemeyi tercih ediyor.

Filistin yönetimi, 2022’deki önceki seçimlerde Netanyahu’nun yenilmesine yardımcı olmaya çalışmıştı. O dönemde İsrail İç Güvenlik Servisi Şin Bet, Filistin yönetimine seçimlere müdahale etmemesi yönünde açık ve “sert uyarı” yayımlamıştı.

Uyarı, Filistin Genel İstihbarat Servisi Başkanı Macid Farac’ın Arap partilerinin liderleriyle yaptığı görüşmenin ardından gelmişti. İsrailli yetkililer, görüşmenin amacının Arap partilerini saflarını birleştirmeye ikna etmek olduğunu öne sürerken Filistin yönetimi, toplantıda seçimlerin ele alınmadığını savunmuştu.

İsrail basınında o dönemde yayımlanan haberlerde, Filistin yönetiminin Arap partilerinin liderlerine, Arap seçmenlerin sandığa katılım oranının düşmesinden ve bunun sonucunda Netanyahu’nun aşırı sağcı bir hükümetle yeniden iktidara gelmesinden endişe duyduğunu ilettiği belirtilmişti. Haberlere göre Filistinli yetkili, Arap milletvekillerini böyle bir senaryoyu önlemek için yeterince çaba göstermemekle suçlayacak kadar ileri gitmişti.

Filistin yönetimi bu kez Arap partileriyle doğrudan görüşmeye çalışmadı. Ancak Arap partilerinin liderleriyle çeşitli kanallar üzerinden iletişim kurduğu ve Arap milletvekillerinin Knesset’te elde ettiği sandalye sayısından memnuniyet duyduğu açık. Söz konusu sandalye dağılımı, Netanyahu’nun kesin bir zafer elde etmesini fiilen engelliyor.

Silme projesi

Netanyahu, Filistinlilere karşı Batı Şeria’da her türlü baskıyı artıran ve Gazze Şeridi’nde kanlı bir savaş yürüten aşırı sağcı hükümete liderlik etti. Bu süreçte Filistin yönetimini zayıflatmaya çalıştı, yönetimin gelirlerini alıkoydu ve yerleşimcilerin Batı Şeria’da Filistinlileri öldürmesine, onlara saldırmasına ve topraklarına el koymasına göz yumdu.

İsrail hükümeti ayrıca mevcut yerleşimleri genişletme ve yenilerini kurma, bunları birbirine bağlayarak kesintisiz yerleşim kuşakları oluşturma planını hayata geçirmeye çalıştı. Batı Şeria’da yaklaşık 1000 askerî kontrol noktası ve geçiş kapısı kurarak, Filistinlileri A Bölgesi içinde hapsetmeye dönük bir düzen oluşturdu.

Netanyahu hükümeti, Batı Şeria’nın en büyük kenti el Halil’e ilişkin “El Halil Anlaşması”nı da iptal etti. Ayrıca işgal altındaki Filistin topraklarında elektronik bir “Arazi Sicili ve Hakların Tasfiyesi” sistemini devreye soktu. Bu adımın, Batı Şeria’nın ilhak sürecini derinleştirmesi; Filistin yönetimini egemenlikten, Filistinlileri ise hukuki korumadan yoksun bırakması bekleniyor.

Bütün bunlar, Filistin halkını bir halk olarak “silme” projesine hizmet eden politikalar bütünü olarak değerlendiriliyor.

İsrailli insan hakları örgütü B’Tselem’in kapsamlı bir araştırmasında da ele alınan “silme projesi”, Batı Şeria’daki Filistin varlığını hedef alıyor. Örgüte göre bu süreç beş temel mekanizma üzerinden ilerliyor: şiddet ve korku yayma, hareket özgürlüğünü kısıtlama, ekonomik boğma, siyasi ve toplumsal yıkım ile etnik temizlik ve toprakların ele geçirilmesi.

Hayatı cehenneme çevirdiler

Batı Şeria’nın Ramallah kentinde yaşayan 50 yaşındaki Ahmed Teym, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Herhangi bir hükümetten önemli bir değişiklik beklemiyoruz. Hepsi aynı. Ancak Netanyahu, Ben-Gvir ve Smotrich dışında isimler gelirse günlük yaşamla ilgili bazı konularda işler biraz daha iyiye gidebilir” dedi.

Teym, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Filistin yönetimine ait paraları öderlerse, yerleşimcileri daha fazla engellerlerse, işçilerin yeniden İsrail’de çalışmasına izin verirlerse, Batı Şeria üzerindeki baskıyı azaltıp kontrol noktalarını ve geçiş kapılarını kolaylaştırırlarsa insanların yükü büyük ölçüde azalır. Bu önemli.”

Batı Şeria’daki Filistinliler ağır bir ekonomik krizle karşı karşıya. Kontrol noktalarında günlük kısıtlamalar ve gecikmeler, İsrail ordusunun düzenlediği operasyonlar ve yerleşimcilerin ölümcül saldırıları, bölge sakinlerinin yaşamını son derece zorlaştırıyor.

Beytüllahim’den Musa Avvad ise Arap seçmenlerin “Netanyahu, Ben-Gvir ve Smotrich’i evlerine göndermeyi” başarmasını umduğunu belirterek, “Hayatımızı cehenneme çevirdiler” dedi.

Bu cehennem yalnızca Batı Şeria’daki Filistinlilerle sınırlı kalmadı; İsrail hapishanelerindeki Filistinli tutukluları da etkiledi. Ben-Gvir döneminde tutukluların yiyecek, ziyaret ve geçmişte sahip oldukları diğer ayrıcalıklardan mahrum bırakıldığı belirtildi.

Tutuklu Haldun Abyat’ın annesi, her gün oğlu ve Ben-Gvir’in görevden ayrılması için dua ettiğini söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan anne, “Hapishaneleri mezarlıklara çevirdi. Hapishaneden bir haber geldiğinde oğlum için içim öfkeyle yanıyor. İnşallah gider ve bir daha geri dönmez” ifadelerini kullandı.

Filistinliler, İsrail’deki siyasi tablonun netleşmesi için haftalarca, hatta daha uzun süre beklemek zorunda kalabilir. Yeni bir hükümet kurulması hâlinde ise kendilerini ilgilendiren olağanüstü önlemlerin alınması için aylarca beklemeleri gerekebilir.


Şara, Bağdat’la iş birliğinin önünü açtı

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, dün Şam’daki Emevi Camii’ni Iraklı ve Suriyeli yetkililerden oluşan bir heyet eşliğinde ziyaret etti (Irak Hükümeti)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, dün Şam’daki Emevi Camii’ni Iraklı ve Suriyeli yetkililerden oluşan bir heyet eşliğinde ziyaret etti (Irak Hükümeti)
TT

Şara, Bağdat’la iş birliğinin önünü açtı

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, dün Şam’daki Emevi Camii’ni Iraklı ve Suriyeli yetkililerden oluşan bir heyet eşliğinde ziyaret etti (Irak Hükümeti)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, dün Şam’daki Emevi Camii’ni Iraklı ve Suriyeli yetkililerden oluşan bir heyet eşliğinde ziyaret etti (Irak Hükümeti)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Bağdat’la ortaklık kapısını araladı. Şara, Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi’yi dün Şam’da kabul etti.

Zeydi’nin ziyareti, Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden sonra görevdeki bir Irak başbakanının Suriye’ye gerçekleştirdiği ilk ziyaret olma özelliğini taşıyor. Şam’daki gelişmeleri yakından takip eden kaynaklar, ziyaretin iki ülke ilişkilerinde “köklü bir dönüm noktası” oluşturduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre mevcut göstergeler, Şam ve Bağdat’ın ekonomik ve güvenlik çıkarlarına hizmet edecek stratejik bir ortaklığa yöneldiğine işaret ediyor.

Zeydi, Emevi Camisi ve Seyyide Zeyneb Türbesi’ni ziyaret ederek mezhepler arası yakınlaşma mesajı vermeye çalıştı. Irak Başbakanı ayrıca din görevlilerinin ihtiyaçları için “kişisel hesabından” 10 milyon dolar bağışta bulundu. Söz konusu bağışın, din görevlileri arasında eşit şekilde paylaştırılacağı ifade edildi.