İsmail Veled eş-Şeyh Ahmed, İİT Genel Sekreteri seçildihttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5311745-i%CC%87smail-veled-e%C5%9F-%C5%9Feyh-ahmed-i%CC%87i%CC%87t-genel-sekreteri-se%C3%A7ildi
İsmail Veled eş-Şeyh Ahmed, İİT Genel Sekreteri seçildi
Yeni Genel Sekreter İsmail Veled eş-Şeyh Ahmed (İslam İşbirliği Teşkilatı)
İslam İşbirliği Teşkilatı’na (İİT) üye ülkelerin dışişleri bakanları bugün 57 ülkeyi bünyesinde barındıran teşkilatın yeni genel sekreteri olarak Moritanyalı diplomat İsmail Veled eş-Şeyh Ahmed’i seçti.
Veled eş-Şeyh Ahmed, Dışişleri Bakanları Konseyi’ne yaptığı ilk açıklamada, “Bugün beni seçmeniz, meslek hayatımdaki en büyük sorumluluk ve uluslararası, bölgesel ve ulusal hizmette geçirdiğim 30 yılı aşkın sürenin ardından aldığım en yüksek nişandır” dedi.
Veled eş-Şeyh Ahmed, görevi Kasım 2021’de devralan ve görev süresi resmen Kasım 2026’da sona erecek olan Çadlı Hüseyin İbrahim Taha’dan devralacak.
Moritanyalı diplomat, teşkilatın genel sekreterlik merkezinin bulunduğu Suudi Arabistan’ın batısındaki Cidde’ye, Birleşmiş Milletler (BM) bünyesindeki çalışmaları ile kriz bölgelerinde geçen 30 yılı aşkın deneyimini beraberinde getiriyor.
Örgütün tüzüğüne göre genel sekreterin görev süresi 5 yıl olup, bir kez yenilenebiliyor. Genel sekreter, üye ülkelerin dışişleri bakanlarından oluşan Konsey tarafından; adil coğrafi dağılım, rotasyon ve fırsat eşitliği ilkeleri doğrultusunda, liyakat, dürüstlük ve deneyim kriterleri dikkate alınarak seçiliyor.
Tüzükte görevin Arap, Afrika ve Asya grupları arasında belirli bir sıra izleyerek devredilmesine ilişkin sabit bir düzenleme bulunmuyor. Bunun yerine rotasyon ve adil coğrafi dağılım, seçimde temel ilkeler olarak kabul ediliyor.
Afrika Birliği (AfB), geçtiğimiz şubat ayında Veled eş-Şeyh Ahmed’in 2027-2032 dönemi için genel sekreterlik görevine adaylığını resmen onaylamış ve Moritanya’yı Kuzey Afrika bölgesi kapsamında değerlendirmişti.
İİT tüzüğünde genel sekreterin rolünün diplomatik temsil ile sınırlı tutulmadığı belirtiliyor. Buna göre genel sekreter, İslam zirveleri ile Dışişleri Bakanları Konseyi’nin aldığı kararların uygulanmasını takip etmek, teşkilatın organlarının çalışmalarını koordine etmek ve örgütün hedeflerine hizmet edebilecek veya bu hedeflerin önünde engel oluşturabilecek konuları gündeme taşımakla da görevlendiriliyor.
Sudan’da bağımsız ulusal bir komite, Sudanlılar arası diyaloğun başlatılmasına yönelik hazırlıkları gelecek haftanın başında başkent Hartum’dan duyurmaya hazırlanıyor. Diyalog oturumlarının tarihi ise siyasi, sivil ve toplumsal güçlerle yapılacak istişarelerin ardından belirlenecek.
Komite üyesi hukukçu Nebil Adib, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, komitenin görevinin diyaloğu organize etmek ve önündeki engelleri kaldırmak olduğunu, katılımcılara herhangi bir karar dayatmayacağını söyledi. Adib ayrıca komitenin hükümetle bağlantısının bulunmadığını vurguladı.
18 üyeden oluşan ve ileride genişletilmesi planlanan komite, yurt dışındaki muhalif güçlerle de temas kurmayı hedefliyor. Bu kapsamda, eski Başbakan Abdullah Hamduk’un liderliğindeki “Sumud” ittifakı başta olmak üzere muhalefet çevrelerini diyaloğa katılmaya ikna etmeye çalışacak.
Komite, Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ın verdiği güvencelere dayanıyor. Burhan, devletin diyaloğa katılacak tarafların, gündemin veya ortaya çıkacak sonuçların belirlenmesine müdahale etmeyeceği ve muhaliflere hukuki ve güvenlik açısından koruma sağlanacağı yönünde güvence vermişti.
Ancak bazı sivil güçler, savaşan taraflardan birinin kontrolündeki bölgelerde gerçekleştirilecek bir diyaloğa katılmayı reddediyor.
Komite, planının ayrıntılarını gelecek hafta Hartum’da düzenleyeceği basın toplantısında açıklayacak. Bu süreçte, İslamcı hareketin ve kapatılan siyasi kanadı Ulusal Kongre Partisi’nin diyaloğa katılıp katılmaması konusundaki anlaşmazlıklar da devam ediyor.
Silahların devlet kontrolüne alınması hukuki bir süreçhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5311751-silahlar%C4%B1n-devlet-kontrol%C3%BCne-al%C4%B1nmas%C4%B1-hukuki-bir-s%C3%BCre%C3%A7
Silahların devlet kontrolüne alınması hukuki bir süreç
Irak Başbakanı Ali Zeydi, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ile Bağdat’ta, 19 Ağustos 2026 (Başbakanlık Basın Ofisi)
Irak hükümeti bügün yaptığı açıklamada, Başbakan Ali Zeydi’nin silahlı gruplar konusunda artan baskılar karşısında “istifa etmeyi düşünmediğini ve düşünmeyeceğini” bildirdi. Hükümet, silahların devletin kontrolünde toplanması dosyasını “hukuki kanallar aracılığıyla ele alınması gereken anayasal bir ilke” olarak gördüğünü vurguladı. Bu açıklama, Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı güçlerin hükümeti planlarından geri adım atmaya zorladığı yönünde iddiaların gündeme geldiği bir dönemde yapıldı. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın da silahların devletin kontrolüne alınması planının “göstermelik bir projeye” dönüştürülmesini istediği öne sürüldü.
Irak Başbakanı’nın Sözcüsü Haydar el-Abudi, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, “Zeydi, hükümet programında Irak halkına devlet otoritesini güçlendirme ve hukukun üstünlüğünü tesis etme konusunda ilerleme sözü verdi” dedi.
Abudi, “Hükümet, silahların devletin kontrolüne alınması sürecinde önemli ve somut adımlar attı ve Irak’ın egemenliği ile ulusal çıkarlarının gerekleri doğrultusunda bu yaklaşımı tamamlamaya kararlı” ifadelerini kullandı.
Abudi’ye göre hükümet, silahlar dosyasını “ülkenin yüksek çıkarları, egemenliği, istikrarı ve uluslararası ilişkileri doğrultusunda, devlet kurumları ve hukuki kanallar aracılığıyla ele alınması gereken anayasal bir ilke” olarak değerlendiriyor.
Hükümetin bu konudaki kararlılığını açıklaması, planın uygulanması sırasında karşı karşıya olduğu baskıların boyutunu ortadan kaldırmıyor. Özellikle Zeydi, hükümetinin başarısını daha başından itibaren devlet otoritesini güçlendirme ve dış yükümlülüklerini yerine getirme kapasitesine bağladı.
Başbakan Zeydi’nin bu baskılar karşısındaki geleceğine ilişkin soruya yanıt veren hükümet sözcüsü Haydar el-Abudi, “İstifa, silahların devletin kontrolüne alınması dosyasıyla başa çıkmanın bir yolu olmadı ve olmayacak” dedi.
Abudi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Irak hükümeti sorumluluklarını yerine getirmeyi ve başlattığı uygulama adımlarını, devlet otoritesini güçlendiren ve ulusal karar birliği ile Irak’ın yüksek çıkarlarını koruyan açık bir ulusal vizyon doğrultusunda tamamlamayı sürdürüyor”dedi.
Devletin silah üzerindeki tekelinin sağlanması, daha önce “Devlet Yönetimi Koalisyonu” çatısı altında yer alan siyasi güçlerin üzerinde mutabık kaldığı yükümlülüklerden biriydi. Koalisyon, 6 Ağustos’ta bu taahhüdün uygulanmasına verdiği desteği yineleyerek, 30 Eylül’den sonra silahların devlet kontrolüne alınmasına ilişkin takvime uyulması çağrısında bulundu. Koalisyonun açıklamasına göre bu tarihten sonra devlet dışındaki silahlı faaliyetler Terörle Mücadele Yasası kapsamında ele alınacak.
Zeydi de 14 Temmuz 2026’da Beyaz Saray’da gerçekleştirdiği görüşmede, 30 Eylül’de sona erecek süre sonunda Irak’ta hiçbir silahlı grubun silah taşımasına izin vermeyeceğini taahhüt etti. Bu tarih aynı zamanda ABD güçlerinin Irak’tan çekilmesinin tamamlanacağı tarihle örtüşüyor.
Irak Başbakanı Ali Zeydi, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ile 19 Ağustos 2026'da Bağdat'ta (Başbakanlık Basın Ofisi).
3 Haziran 2026’da ilk kez ilan edilen silahların devlet kontrolüne alınması sürecine şu ana kadar Mukteda es-Sadr liderliğindeki Seraya es-Selam Tugayları, Kays el-Hazali liderliğindeki Asaib Ehl el-Hak ve Şibl Zeydi’ye bağlı İmam Ali Tugayları katıldı. İmam Ali Tugayları, Haşdi Şabi saflarında bulunan savaşçılarından “siyasi ayrışma” kararı aldığını açıklamıştı.
Buna karşılık Hizbullah Tugayları, Nüceba Hareketi ve Seyyidü’ş-Şüheda Tugayları planı reddetti. Bunlardan bazıları hükümeti “göze göz” ilkesini uygulamakla tehdit ederken, taraflar arasında çatışma yaşanabileceği yönünde uyarılar yapıldı. Zeydi ise geçen hafta yaptığı açıklamalarda böyle bir ihtimali dışladı.
Silahları kâğıt üzerinde kısıtlamak
Son haftalarda İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Bağdat ziyaretinin ardından “güç dengelerinin değiştiği” değerlendirmesi yapıldı. Bu ifadeyi Koordinasyon Çerçevesi’nden bir lider kullandı.
İranlı yetkililerin Bağdat ziyaretlerinde de dikkat çekici bir artış yaşandı. Geçen pazartesi, İran dini lideri Mücteba Hamaney’in temsilcisi Muhsin Kumi Bağdat’a geldi ve Zeydi’nin de katıldığı iktidar koalisyonu toplantısının bir bölümünde bulundu. Bunun öncesinde ise silahlı gruplar, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin kamuoyuna duyurulmayan ziyaretleri hakkında haberler sızdırmıştı.
Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Kalibaf’ın Koordinasyon Çerçevesi liderlerine, silahlı gruplardan vazgeçmemeleri ve hükümetin bu grupların silahlarını muhafaza etme kapasitesini ortadan kaldırmasını engellemeleri çağrısında bulunduğunu aktardı.
Kalibaf’ın, Koordinasyon Çerçevesi’nin “silahların devlet kontrolüne alınması projesini yalnızca göstermelik bir projeye dönüştürme konusunda üzerine düşeni yapması gerektiğini” söylediği öne sürüldü. Kalibaf ayrıca İran’ın, ABD’nin Bağdat’taki güç dengelerini değiştirmesine izin vermeyeceğini belirtti.
Kalibaf, ziyaretinin sonunda Necef’te yaptığı açıklamada, “Bölgede yeni bir güvenlik düzeninin oluştuğunu ve Irak’ın bu düzende İran’ın ilk ortağı olduğunu” belirtmişti.
Irak’taki Nüceba Hareketi mensupları, 8 Ekim 2023’te Bağdat’ta İsrail’e karşı “Aksa Tufanı” operasyonuna destek amacıyla düzenlenen gösteride, (AFP)
Silahlı grupların, Tahran’dan acil destek aldıktan sonra müzakere gücü kazandığı görülüyor. Devlet Yönetimi Koalisyonu’ndan üst düzey bir danışman, “İranlı yetkililer müdahale ederek silahların devlet kontrolüne alınması planının ertelenmesini ve yöntemin değiştirilmesini talep etti. Silahların çekilmesi yerine, silahlı grupların silahlarını kullanmamasını da içeren karşılıklı güvenceler verilmesini istediler” dedi.
Seyyidü’ş-Şüheda Tugayları sözcüsü Kazım el-Fertusi ise “direniş gruplarının, silahlarından vazgeçmeleri konusunda ikna olabilmeleri için hükümetten silahlarının yerine kullanılabilecek güçlü ve güvenilir bir alternatif bulmasını istediklerini” söyledi.
Fertusi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Gruplar, silahlarının yerine geçecek alternatif konusunda güvence istiyor” dedi.
İzolasyondan endişe etmeyin
Güvencelere ilişkin bu söylem, son dönemde kullanılan dilin silahların devlet kontrolüne alınmasından, silahların “düzenlenmesine” doğru değiştiğini gösteriyor.
Koordinasyon Çerçevesi’nden iki yetkili, içindeki bazı tarafların İran’dan gelen baskıyı “hükümeti planlarını değiştirmeye yöneltmek için hızlanan girişimlere” dönüştürdüğünü söyledi.
Yetkililerden biri Şarku’l Avsat’a, koalisyon liderlerinin ikili görüşmeler ve ortak toplantılar sırasında Başbakan’a, “silahların devlet kontrolüne alınması planının zamanında uygulanamaması halinde Bağdat’ın ABD yaptırımlarından veya uluslararası izolasyondan endişe etmemesi gerektiğini” söylediklerini kaydetti.
Irak kamuoyunda, Irak Devrim Muhafızları tarafından yönetildiği belirtilen silahlı grupların silahlarını ellerinde tutmasına izin verilmesinin “yüksek bir maliyeti olacağı” yönünde görüş hâkim. Nitekim Irak Kürdistan Bölgesi Başkanı da ağustos ortasında yaptığı televizyon açıklamasında, “Bağdat, grupların silahları konusunda çözüm bulamazsa uluslararası izolasyon yaklaşıyor” ifadelerini kullandı.
Ancak kaynaklara göre Koordinasyon Çerçevesi’ndeki bazı liderler, mevcut koşullarda yaptırım veya izolasyon ihtimalinin Irak için oldukça uzak olduğunu düşünüyor. Onlara göre ABD ve diğer ülkeler, İran’la yaşanan savaş döneminde stratejik rezervlerde meydana gelen kayıpları telafi etmek amacıyla Irak petrolüne ihtiyaç duymaya devam edecek. Bu durumun da Bağdat’a geniş kapsamlı ekonomik yaptırımlar uygulanmasını zorlaştıracağı savunuluyor.
Bu liderler, hükümet başkanına bu değerlendirmeyi esas alarak silahlı grupların silahlarının devlet kontrolüne alınması planından geri adım atmasını önerdi. Bazıları ayrıca “Irak petrolünün uluslararası piyasalar açısından stratejik değer taşıyacağı ve bunun Washington’un Bağdat’a karşı ekonomik yaptırım uygulama kapasitesini sınırlayacağı” gerekçesiyle, yolsuzlukla mücadele kampanyasının da sona erdirilmesi yönünde baskı yaptı.
Ancak kaynaklara göre Başbakan Zeydi bu değerlendirmeyi reddetti.
Üst düzey bir yetkili Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Zeydi’nin “uluslararası taahhütlerinden geri adım atmaya zorlandığını düşünmesi halinde istifayı bir seçenek olarak gördüğünü” söyledi.
Zeydi’ye yakın bir kaynak ise “Zeydi, Koordinasyon Çerçevesi ve ona müttefik güçlerin kendisine, yaklaşık üç ay önce kurduğu hükümetin sorumluluğunu paylaşan bir ortak olarak değil, rakip bir taraf olarak davrandığı kanaatinde” değerlendirmesinde bulundu.
Irak hükümeti Başbakanı Ali Zeydi, ABD Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Joshua Harris ile görüştü, (Başbakanlık Basın Ofisi)
Silahlı gruplar ise Zeydi’nin siyasi geleceğini öncelikli mesele olarak görmüyor. Kazım el-Fertusi, “Başbakanın istifası kişisel bir hak ve siyasi bir karardır. Bunun muhatabı Koordinasyon Çerçevesi’dir; istifa hiçbir zaman silahlı grupların talebi olmadı” dedi.
Zeydi liderliğinde yeni bir yönelim
Hükümet ile Koordinasyon Çerçevesi içindeki müttefikleri arasında, Irak’ın uluslararası taahhütlerinden geri adım atmasının maliyeti konusunda ortaya çıkan görüş ayrılığının, ülkenin siyasi güvenilirliği ve hükümetin geleceği üzerinde uzun süreli etkileri olabileceği değerlendiriliyor.
Batılı çevrelere göre Şii siyasi güçlerin tutumlarındaki sürekli değişim, İran’ın kritik kararları erteleme yönteminin yansıması.
2019-2023 yılları arasında Irak’ta görev yapan Batılı bir diplomat, “İran’ın Irak’taki müttefikleri, ellerinden geldiğince Tahran’daki rejim için zaman kazanmaya çalışıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Bununla birlikte Washington, Bağdat’taki fırsatını korumaya çalışıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, kimliğinin açıklanmaması şartıyla Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Irak, Zeydi’nin liderliğinde ABD ile tam ortaklık içinde yeni bir yöne girdi” dedi.
Sözcü, Washington’un Zeydi’nin “terörden arındırılmış Irak” vizyonunu ve “Irak topraklarından gerçekleştirilen saldırıların ve Irak’a yönelik saldırıların önlenmesi” hedefini desteklediğini belirtti.
Koordinasyon Çerçevesi’nden siyasi bir danışman ise ABD Maslahatgüzarı Joshua Harris’in Koordinasyon Çerçevesi liderlerine, Washington’un “devlet otoritesinin tesis edilmesi ve kontrolsüz silahlı grupların nüfuzuna son verilmesi yönündeki temel hedefin gerçekleştirilmesi için gelecek eylül ayının sonunu büyük bir sabırsızlıkla beklediğini” söylediğini ifade etti.
Zeydi, silahlı gruplarla başa çıkma konusunda sorun yaşayan ilk Irak başbakanı değil. Ancak önündeki sınav, silahların devlet kontrolüne alınması konusundaki taahhütlerini yerine getirirken aynı zamanda içerideki ve dışarıdaki çok yönlü baskılar karşısında siyasi bütünlüğü koruma açısından emsalsiz bir nitelik taşıyor.
Rus ordusu Arap gençlerini cephelere nasıl çekiyor?https://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5311737-rus-ordusu-arap-gen%C3%A7lerini-cephelere-nas%C4%B1l-%C3%A7ekiyor
Rus ordusu Arap gençlerini cephelere nasıl çekiyor?
Rusya, Arap gençlerinin Ukrayna'daki savaşta kendi saflarında görevlendirildiği yönündeki suçlamalara ilişkin yorum yapmaktan kaçındı. (Reuters)
Sagir el-Hidri
Rusya, 24 Şubat 2022'de Ukrayna'ya yönelik saldırının başlamasından yaklaşık beş yıl sonra, cephede yaşadığı ciddi asker kayıplarının etkisiyle binlerce Arap genci saflarına katılmaya yöneldi.
Alman televizyonu DW'nin geniş yankı uyandıran araştırmasında, Tunus, Mısır ve Irak'taki ailelerin tanıklıklarına yer verildi. Aileler, çocuklarının Rus şirketleri tarafından nasıl kandırıldığını anlattı. Bu gençlere eğitim bursları ve sahte iş sözleşmeleri vaat edilerek Rus ordusuna katılmalarının sağlandığı iddia edildi.
Son aylarda Rusya'nın yabancıları, özellikle Arap ve Afrikalı gençleri askere aldığına ilişkin iddialar giderek daha fazla gündeme geliyor. Yöntemlerin farklılık gösterdiği, bazı durumlarda yabancı öğrencilerin karşı karşıya kaldıkları soruşturma ve suçlamalardan yararlanıldığı, bazı durumlarda ise sahte iş sözleşmeleri yapılarak gençlerin savaş cephesine götürüldüğü belirtiliyor.
Bir Mısırlı ailenin ifadesine göre, oğulları Moskova'da uyuşturucu ticareti yaptığı suçlamasıyla gözaltına alındı. Ardından kendisine, yıllarca hapis yatmak ya da Rus ordusunda savaşmak arasında seçim yapması gerektiği söylendi.
Rusya, savaş cephelerinde ciddi bir personel kaybıyla karşı karşıya kalıyor ve bu durum onu Arap öğrencileri ve iş arayanları askere almaya itiyor (Reuters)
Yaşam koşullarının istismar edilmesi
Çok sayıda Arap gencin Rus ordusuna katıldığı yönündeki iddialara rağmen, bu kişilerin sayısına ilişkin net bir say bulunmuyor.
Iraklı güvenlik araştırmacısı Tümgeneral Cevad el-Dehleki, konuyla ilgili olarak şunları söyledi:
"Rusya'nın yürüttüğü asker devşirme faaliyetlerinin ilk Arap kurbanları Iraklı gençler oldu. Bu faaliyetler, sosyal kuruluşlar ve sahte isimler kullanılarak yürütüldü. Gençlerin ekonomik ve sağlık açısından zor durumlarından yararlanıldı. Onlara Rusya'da lisansüstü eğitimlerini tamamlama imkânı sunuldu; hatta Rus kadınlarla evlendirilme gibi vaatlerde bulunuldu."
El-Dehleki şöyle devam etti:
"Yetkililer araştırma ve incelemeler yaptıktan sonra, gençleri hedef alan kuruluşların faaliyetlerinin insan kaçakçılığının en tehlikeli biçimlerinden birini oluşturduğu ortaya çıktı. Bu kuruluşlar gençlere oturma izni, iş ve savaşın ardından maaş alma gibi vaatlerde bulunuyordu. Bu vaatler, gençleri Rusya'ya gitmeye yönelten en önemli faktörler arasındaydı."
El-Dehleki, araştırmaların derinleştirilmesinin ardından Irak Dışişleri Bakanlığı'nın Rus tarafına konuyla ilgili açıklama talebi ilettiğini, ancak yeterli cevap alamadığını belirtti. Güvenilir kaynaklara dayanarak ise genç Iraklıları Rus ordusunda savaşmaya götüren "gerçek bir mafya" yapılanmasının bulunduğunu ifade etti.
Etik skandal
Alman televizyonu DW, Tunus'ta Cerbe Adası'ndan bir gencin annesinin tanıklığına yer verdi. Anneye göre oğlu eğitim görmek ve çalışmak amacıyla Moskova'ya gitti, ancak Rusya'da hapse atılmasının ardından zorla askere alındı.
Tunus'taki araştırmacı gazetecilik sitesi Nawaat ise kamuoyunu sarsan bir vakayı ortaya çıkardı. Buna göre Rusya, Muntasır es-Sahbani adlı genç bir Tunusluyu askere aldı. Genç daha sonra şüpheli koşullarda hayatını kaybetti. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre ailesi cenazesinin Tunus'a getirilmesini talep ederken, başka aileler de Rusya'da kaybolan çocuklarının akıbetini öğrenmeye çalışıyor.
Tunuslu siyaset araştırmacısı Murad Allala, Rusya'da genç Tunusluların istismarın herhangi bir biçiminin kurbanı olduğuna ilişkin resmi bir verinin henüz bulunmadığını belirterek, konuyu gündeme taşıyan temel kaynağın bir Tunuslu ailenin sosyal medya ve dijital platformlarda paylaştığı belgelenmiş anlatım olduğunu söyledi.
Allala, bu durumun "devlet suçu ve insanlığa karşı suç düzeyine ulaşan bir bomba" ve her açıdan "etik bir skandal" olduğunu savundu.
Şöyle devam etti:
"İster gönüllü askerlik söz konusu olsun— yani maddi koşulları nedeniyle genç öğrencinin bu tür bursları ve hediyeleri kabul etmeye mecbur kalması— ister özgürlüğü ve eğitimi üzerinden baskı uygulanarak zorlanmış olsun, sonuç değişmez. Eğitim almak için göç etmenin zorluklarına katlanan genç bir insanın hayatını tehlikeye atmak ve kendi ülkesini de yıllardır süren Rusya-Ukrayna savaşının içine çekmek kabul edilemez."
Allala, Tunus'un daha önce "çatışma bölgelerine sevk" olarak adlandırılan dosyayla hâlâ karşı karşıya olduğunu ve çok sayıda gencin ve ailelerinin özellikle Suriye ve Libya'da mahsur kaldığını belirtti.
Sayı bakımından ise bazı kaynakların, geçmişte Ortadoğu'daki terör örgütlerine katılan Tunusluların sayısının binlerle ifade edildiğini, buna karşılık Rusya'da şu ana kadar tespit edilen vakaların görece sınırlı olduğunu söyledi.
Allala, savaşın sona erdirilmesi çağrısının elbette öncelikli olduğunu, bunun da savaşan taraflar ve onları destekleyen güçlerle bağlantılı bulunduğunu ifade etti.
Bununla birlikte Tunus ve benzer durumdaki diğer ülkelerin de büyük sorumluluk taşıdığını belirten Allala, bu ülkelerin savaşa ilişkin gelişmeleri dikkatle takip etmesi, çatışma ve savaş bölgelerine gitmek isteyen vatandaşlarını koruması ve çalışmak ya da eğitim görmek amacıyla bu bölgelere gittikten sonra zorla orada tutulan kişilerin güvenliğini sağlamaları gerektiğini vurguladı.
Büyüyen bir olgu
Rusya'nın Arap ülkelerinden, Afrika'dan ve Asya'dan gençleri saflarına çektiğine yönelik suçlamalar artarken, Kremlin konuya ilişkin bir açıklama yapmıyor. Bu durum, Kenya gibi bazı ülkelerde soruşturma ve adli süreçlerin de gündemine giren meselenin daha da karmaşık hale gelmesine yol açıyor.
Siyaset araştırmacısı Hüseyin ed-Dik, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın devam ettiği ve Rus ordusunun ağır bir yıpranma yaşadığı bir ortamda Moskova'nın yabancı savaşçılara yöneldiğini belirtti.
Ed-Dik'e göre Rusya, özellikle Kuzey Kore gibi yoksul ülkelerden gelen savaşçılardan yararlandıktan sonra Suriyeli, Iraklı, Mısırlı ve Tunuslu gençlere de yönelmeye başladı.
Ed-Dik, bu eğilimin genişlediği uyarısında bulundu:
"Avrupa ülkelerine ulaşmayı, iş bulmayı veya eğitim bursları elde etmeyi hayal eden çok sayıda genç var. Moskova da bu arzuları; yüksek miktarda para, barınma imkânı, Rus kadınlarla evlilik gibi çeşitli teşviklerle istismar etmeye çalışıyor."
Araştırmacı, bu olgunun belirli kişilerle sınırlı münferit vakalardan ibaret olmadığını, özellikle Tunus, Suriye, Irak ve Libya gibi ekonomik sorunların ağır olduğu Arap ülkelerinde yaygınlaşmaya başladığı değerlendirmesinde bulundu.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة