Irak hükümeti bügün yaptığı açıklamada, Başbakan Ali Zeydi’nin silahlı gruplar konusunda artan baskılar karşısında “istifa etmeyi düşünmediğini ve düşünmeyeceğini” bildirdi. Hükümet, silahların devletin kontrolünde toplanması dosyasını “hukuki kanallar aracılığıyla ele alınması gereken anayasal bir ilke” olarak gördüğünü vurguladı. Bu açıklama, Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı güçlerin hükümeti planlarından geri adım atmaya zorladığı yönünde iddiaların gündeme geldiği bir dönemde yapıldı. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın da silahların devletin kontrolüne alınması planının “göstermelik bir projeye” dönüştürülmesini istediği öne sürüldü.
Irak Başbakanı’nın Sözcüsü Haydar el-Abudi, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, “Zeydi, hükümet programında Irak halkına devlet otoritesini güçlendirme ve hukukun üstünlüğünü tesis etme konusunda ilerleme sözü verdi” dedi.
Abudi, “Hükümet, silahların devletin kontrolüne alınması sürecinde önemli ve somut adımlar attı ve Irak’ın egemenliği ile ulusal çıkarlarının gerekleri doğrultusunda bu yaklaşımı tamamlamaya kararlı” ifadelerini kullandı.
Abudi’ye göre hükümet, silahlar dosyasını “ülkenin yüksek çıkarları, egemenliği, istikrarı ve uluslararası ilişkileri doğrultusunda, devlet kurumları ve hukuki kanallar aracılığıyla ele alınması gereken anayasal bir ilke” olarak değerlendiriyor.
Hükümetin bu konudaki kararlılığını açıklaması, planın uygulanması sırasında karşı karşıya olduğu baskıların boyutunu ortadan kaldırmıyor. Özellikle Zeydi, hükümetinin başarısını daha başından itibaren devlet otoritesini güçlendirme ve dış yükümlülüklerini yerine getirme kapasitesine bağladı.
Başbakan Zeydi’nin bu baskılar karşısındaki geleceğine ilişkin soruya yanıt veren hükümet sözcüsü Haydar el-Abudi, “İstifa, silahların devletin kontrolüne alınması dosyasıyla başa çıkmanın bir yolu olmadı ve olmayacak” dedi.
Abudi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Irak hükümeti sorumluluklarını yerine getirmeyi ve başlattığı uygulama adımlarını, devlet otoritesini güçlendiren ve ulusal karar birliği ile Irak’ın yüksek çıkarlarını koruyan açık bir ulusal vizyon doğrultusunda tamamlamayı sürdürüyor”dedi.
Devletin silah üzerindeki tekelinin sağlanması, daha önce “Devlet Yönetimi Koalisyonu” çatısı altında yer alan siyasi güçlerin üzerinde mutabık kaldığı yükümlülüklerden biriydi. Koalisyon, 6 Ağustos’ta bu taahhüdün uygulanmasına verdiği desteği yineleyerek, 30 Eylül’den sonra silahların devlet kontrolüne alınmasına ilişkin takvime uyulması çağrısında bulundu. Koalisyonun açıklamasına göre bu tarihten sonra devlet dışındaki silahlı faaliyetler Terörle Mücadele Yasası kapsamında ele alınacak.
Zeydi de 14 Temmuz 2026’da Beyaz Saray’da gerçekleştirdiği görüşmede, 30 Eylül’de sona erecek süre sonunda Irak’ta hiçbir silahlı grubun silah taşımasına izin vermeyeceğini taahhüt etti. Bu tarih aynı zamanda ABD güçlerinin Irak’tan çekilmesinin tamamlanacağı tarihle örtüşüyor.

3 Haziran 2026’da ilk kez ilan edilen silahların devlet kontrolüne alınması sürecine şu ana kadar Mukteda es-Sadr liderliğindeki Seraya es-Selam Tugayları, Kays el-Hazali liderliğindeki Asaib Ehl el-Hak ve Şibl Zeydi’ye bağlı İmam Ali Tugayları katıldı. İmam Ali Tugayları, Haşdi Şabi saflarında bulunan savaşçılarından “siyasi ayrışma” kararı aldığını açıklamıştı.
Buna karşılık Hizbullah Tugayları, Nüceba Hareketi ve Seyyidü’ş-Şüheda Tugayları planı reddetti. Bunlardan bazıları hükümeti “göze göz” ilkesini uygulamakla tehdit ederken, taraflar arasında çatışma yaşanabileceği yönünde uyarılar yapıldı. Zeydi ise geçen hafta yaptığı açıklamalarda böyle bir ihtimali dışladı.
Silahları kâğıt üzerinde kısıtlamak
Son haftalarda İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Bağdat ziyaretinin ardından “güç dengelerinin değiştiği” değerlendirmesi yapıldı. Bu ifadeyi Koordinasyon Çerçevesi’nden bir lider kullandı.
İranlı yetkililerin Bağdat ziyaretlerinde de dikkat çekici bir artış yaşandı. Geçen pazartesi, İran dini lideri Mücteba Hamaney’in temsilcisi Muhsin Kumi Bağdat’a geldi ve Zeydi’nin de katıldığı iktidar koalisyonu toplantısının bir bölümünde bulundu. Bunun öncesinde ise silahlı gruplar, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin kamuoyuna duyurulmayan ziyaretleri hakkında haberler sızdırmıştı.
Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Kalibaf’ın Koordinasyon Çerçevesi liderlerine, silahlı gruplardan vazgeçmemeleri ve hükümetin bu grupların silahlarını muhafaza etme kapasitesini ortadan kaldırmasını engellemeleri çağrısında bulunduğunu aktardı.
Kalibaf’ın, Koordinasyon Çerçevesi’nin “silahların devlet kontrolüne alınması projesini yalnızca göstermelik bir projeye dönüştürme konusunda üzerine düşeni yapması gerektiğini” söylediği öne sürüldü. Kalibaf ayrıca İran’ın, ABD’nin Bağdat’taki güç dengelerini değiştirmesine izin vermeyeceğini belirtti.
Kalibaf, ziyaretinin sonunda Necef’te yaptığı açıklamada, “Bölgede yeni bir güvenlik düzeninin oluştuğunu ve Irak’ın bu düzende İran’ın ilk ortağı olduğunu” belirtmişti.

Silahlı grupların, Tahran’dan acil destek aldıktan sonra müzakere gücü kazandığı görülüyor. Devlet Yönetimi Koalisyonu’ndan üst düzey bir danışman, “İranlı yetkililer müdahale ederek silahların devlet kontrolüne alınması planının ertelenmesini ve yöntemin değiştirilmesini talep etti. Silahların çekilmesi yerine, silahlı grupların silahlarını kullanmamasını da içeren karşılıklı güvenceler verilmesini istediler” dedi.
Seyyidü’ş-Şüheda Tugayları sözcüsü Kazım el-Fertusi ise “direniş gruplarının, silahlarından vazgeçmeleri konusunda ikna olabilmeleri için hükümetten silahlarının yerine kullanılabilecek güçlü ve güvenilir bir alternatif bulmasını istediklerini” söyledi.
Fertusi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Gruplar, silahlarının yerine geçecek alternatif konusunda güvence istiyor” dedi.
İzolasyondan endişe etmeyin
Güvencelere ilişkin bu söylem, son dönemde kullanılan dilin silahların devlet kontrolüne alınmasından, silahların “düzenlenmesine” doğru değiştiğini gösteriyor.
Koordinasyon Çerçevesi’nden iki yetkili, içindeki bazı tarafların İran’dan gelen baskıyı “hükümeti planlarını değiştirmeye yöneltmek için hızlanan girişimlere” dönüştürdüğünü söyledi.
Yetkililerden biri Şarku’l Avsat’a, koalisyon liderlerinin ikili görüşmeler ve ortak toplantılar sırasında Başbakan’a, “silahların devlet kontrolüne alınması planının zamanında uygulanamaması halinde Bağdat’ın ABD yaptırımlarından veya uluslararası izolasyondan endişe etmemesi gerektiğini” söylediklerini kaydetti.
Irak kamuoyunda, Irak Devrim Muhafızları tarafından yönetildiği belirtilen silahlı grupların silahlarını ellerinde tutmasına izin verilmesinin “yüksek bir maliyeti olacağı” yönünde görüş hâkim. Nitekim Irak Kürdistan Bölgesi Başkanı da ağustos ortasında yaptığı televizyon açıklamasında, “Bağdat, grupların silahları konusunda çözüm bulamazsa uluslararası izolasyon yaklaşıyor” ifadelerini kullandı.
Ancak kaynaklara göre Koordinasyon Çerçevesi’ndeki bazı liderler, mevcut koşullarda yaptırım veya izolasyon ihtimalinin Irak için oldukça uzak olduğunu düşünüyor. Onlara göre ABD ve diğer ülkeler, İran’la yaşanan savaş döneminde stratejik rezervlerde meydana gelen kayıpları telafi etmek amacıyla Irak petrolüne ihtiyaç duymaya devam edecek. Bu durumun da Bağdat’a geniş kapsamlı ekonomik yaptırımlar uygulanmasını zorlaştıracağı savunuluyor.
Bu liderler, hükümet başkanına bu değerlendirmeyi esas alarak silahlı grupların silahlarının devlet kontrolüne alınması planından geri adım atmasını önerdi. Bazıları ayrıca “Irak petrolünün uluslararası piyasalar açısından stratejik değer taşıyacağı ve bunun Washington’un Bağdat’a karşı ekonomik yaptırım uygulama kapasitesini sınırlayacağı” gerekçesiyle, yolsuzlukla mücadele kampanyasının da sona erdirilmesi yönünde baskı yaptı.
Ancak kaynaklara göre Başbakan Zeydi bu değerlendirmeyi reddetti.
Üst düzey bir yetkili Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Zeydi’nin “uluslararası taahhütlerinden geri adım atmaya zorlandığını düşünmesi halinde istifayı bir seçenek olarak gördüğünü” söyledi.
Zeydi’ye yakın bir kaynak ise “Zeydi, Koordinasyon Çerçevesi ve ona müttefik güçlerin kendisine, yaklaşık üç ay önce kurduğu hükümetin sorumluluğunu paylaşan bir ortak olarak değil, rakip bir taraf olarak davrandığı kanaatinde” değerlendirmesinde bulundu.

Silahlı gruplar ise Zeydi’nin siyasi geleceğini öncelikli mesele olarak görmüyor. Kazım el-Fertusi, “Başbakanın istifası kişisel bir hak ve siyasi bir karardır. Bunun muhatabı Koordinasyon Çerçevesi’dir; istifa hiçbir zaman silahlı grupların talebi olmadı” dedi.
Zeydi liderliğinde yeni bir yönelim
Hükümet ile Koordinasyon Çerçevesi içindeki müttefikleri arasında, Irak’ın uluslararası taahhütlerinden geri adım atmasının maliyeti konusunda ortaya çıkan görüş ayrılığının, ülkenin siyasi güvenilirliği ve hükümetin geleceği üzerinde uzun süreli etkileri olabileceği değerlendiriliyor.
Batılı çevrelere göre Şii siyasi güçlerin tutumlarındaki sürekli değişim, İran’ın kritik kararları erteleme yönteminin yansıması.
2019-2023 yılları arasında Irak’ta görev yapan Batılı bir diplomat, “İran’ın Irak’taki müttefikleri, ellerinden geldiğince Tahran’daki rejim için zaman kazanmaya çalışıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Bununla birlikte Washington, Bağdat’taki fırsatını korumaya çalışıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, kimliğinin açıklanmaması şartıyla Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Irak, Zeydi’nin liderliğinde ABD ile tam ortaklık içinde yeni bir yöne girdi” dedi.
Sözcü, Washington’un Zeydi’nin “terörden arındırılmış Irak” vizyonunu ve “Irak topraklarından gerçekleştirilen saldırıların ve Irak’a yönelik saldırıların önlenmesi” hedefini desteklediğini belirtti.
Koordinasyon Çerçevesi’nden siyasi bir danışman ise ABD Maslahatgüzarı Joshua Harris’in Koordinasyon Çerçevesi liderlerine, Washington’un “devlet otoritesinin tesis edilmesi ve kontrolsüz silahlı grupların nüfuzuna son verilmesi yönündeki temel hedefin gerçekleştirilmesi için gelecek eylül ayının sonunu büyük bir sabırsızlıkla beklediğini” söylediğini ifade etti.
Zeydi, silahlı gruplarla başa çıkma konusunda sorun yaşayan ilk Irak başbakanı değil. Ancak önündeki sınav, silahların devlet kontrolüne alınması konusundaki taahhütlerini yerine getirirken aynı zamanda içerideki ve dışarıdaki çok yönlü baskılar karşısında siyasi bütünlüğü koruma açısından emsalsiz bir nitelik taşıyor.





