Yemen Kabile İşleri Dairesi Başkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Husilere söylüyorum, vaktiniz dolmak üzere

Şeyh Bekil es-Sufi, Şarku’l Avsat Podcast programında, Husilerin kontrolündeki bölgelerde hüküm süren büyük öfke hakkında konuştu

Yemen Kabile İşleri Dairesi Başkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Husilere söylüyorum, vaktiniz dolmak üzere
TT

Yemen Kabile İşleri Dairesi Başkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Husilere söylüyorum, vaktiniz dolmak üzere

Yemen Kabile İşleri Dairesi Başkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Husilere söylüyorum, vaktiniz dolmak üzere

Yemen İçişleri Bakanlığı Kabile İşleri Dairesi Başkanı Şeyh Bekil es-Sufi, Husilere yönelik mesajında, “Saatiniz yaklaşıyor. Yaptıklarınız nedeniyle Yemen’den çıkacaksınız” ifadelerini kullandı.

Es-Sufi, Husilerin kontrolündeki bölgelerde giderek artan öfkenin ekonomi ve yaşam koşullarına yönelik hoşnutsuzluğun ötesine geçtiğini belirterek, kabilelerin ‘sıfır saatini’ beklediği bir harekete geçme anına yaklaşıldığını ve Yemen hükümetinden gelecek bir ‘umut ışığı’ ya da desteğin beklendiğini söyledi.

Şarku’l Avsat Podcast’in Riyad’daki Şarku’l Avsat haber merkezinde gerçekleştirilen yeni bölümünde es-Sufi, Cevf vilayetindeki ‘nekf’ geleneği ve Reyyan’daki kabile toplanma alanları, kabilelerin Husilerle ilişkisi ve kendisinin on yıldan uzun süre önce Husilerin liderleriyle yürüttüğü arabuluculuk deneyimi hakkında konuştu. Es-Sufi ayrıca, çatışmanın geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, yaklaşan askeri ‘sürprizlere’ işaret etti.

20 Ağustos 2026’da kayda alınan röportajda es-Sufi, nekfi, kabilelerin bir mağduriyet ya da seferberliği gerektiren bir durum ortaya çıktığında ‘matarih’ olarak bilinen alanlarda toplanmasına dayanan bir gelenek olarak açıkladı. Cevf’te yaşananların, Husilerin kabileleri boyun eğdirmeye ve aşağılamaya yönelik girişimleri ile ‘yaptıkları uygulamaların kabilelerde bıraktığı etkinin bir yansıması’ olduğunu vurguladı.

Es-Sufi’ye göre kabile, tarih boyunca ‘devletin ayrılmaz bir parçası’ ve devleti destekleyen ‘omurga’ konumunda oldu. Resmî kurumların bulunmadığı bölgelerde ise kabile gelenekleri ve toplumsal bağlar, güvenlik ve istikrarın korunmasında çeşitli roller üstleniyor.

Aldatıcı sloganlar

Es-Sufi, Husilerin Sana’ya girmelerinin ilk döneminde yoksulluk, hayat pahalılığı ve yolsuzluk gibi sorunlara ilişkin sloganlarla halkın duygularına hitap etmeyi başardığını düşünüyor. Ancak ona göre kabileler, bu sloganların iktidara ulaşmak için kullanılan bir araç olduğunu zamanla fark etti. Es-Sufi, Husileri çeşitli faaliyetlerden vergi ve haraç almakla suçlarken, yaşam koşullarındaki kötüleşmeyi gerekçelendirmek için ‘abluka’ söylemini kullandıklarını belirtti.

Ancak ona göre en önemli değişim, Husilerin kontrolündeki bölgelerin kendi içinde yaşanıyor. Kabilelerin ‘sadece matarihe katılmayı beklemediğini’, Husilere karşı harekete geçmek için daha geniş kapsamlı bir hazırlığın bulunduğunu söyleyen es-Sufi, “İnsanlar sadece sıfır saatini bekliyor” dedi. İsimlerini açıklamadan içerideki bazı kişilerle bizzat iletişim halinde olduğunu belirten es-Sufi, mevcut durumu ‘yanardağın ağzında’ sözleriyle tanımladı.

Es-Sufi, 2011 ve 2012 yıllarında Husiler ile Selefiler arasında Ketaf bölgesinde arabuluculuk komitesinin başkanlığını yaptığı dönemdeki deneyimini de anlattı. Bu süreçte Mehdi el-Meşat ile temas kurduğunu, Ebu Ali el-Hakim, Yusuf el-Feyşi ve Salih es-Sammad ile görüştüğünü belirtti. Es-Sufi, söz konusu deneyimin kendisini o dönemden itibaren Husilerin İran merkezli bir projeyi hayata geçirdiğine inanmaya yönelttiğini söyledi. Güvenlik ve askeri dosyaları yönetmesi nedeniyle Ebu Ali el-Hakim’i örgüt içerisinde tanıdığı en önemli isimlerden biri olarak değerlendirdi.

Müzakerelerin başarısızlığı

Es-Sufi, son yıllarda yürütülen müzakere sürecinin krizi sona erdirme kapasitesini ortaya koyamadığını düşünüyor. Husilerin baskı hissettiklerinde manevra yaptığını belirten es-Sufi, geçmişteki deneyimlerine atıfta bulunarak, grubun zayıf durumda olduğu dönemlerde taviz vermeye daha yatkın olduğunu ifade etti.

Askeri çözümün gecikmesine ilişkin ise es-Sufi, hükümetin iç ve dış yükümlülükleri bulunan bir devlet olarak hareket ettiğini söyledi. Hükümetin, silahlı gruplardan farklı olarak ekonomik ve askeri sonuçların yanı sıra savaş öncesi ve sonrasındaki gelişmeleri de hesaba katmak zorunda olduğunu belirtti.

Bununla birlikte es-Sufi, sözlerini Yemenlilerin yakında duyacağı ‘güçlü hazırlıklar’ ve ‘sürprizler’ bulunduğunu söyleyerek dikkat çekici bir mesajla tamamladı.

Söz konusu sürprizlerin ‘havada mı yoksa karada mı’ gerçekleşeceği sorusuna ise kısa bir yanıt veren es-Sufi, “Hem havada hem karada” dedi.



Ebyen Valisi Şarku’l Avsat’a konuştu: Husilere karşı ‘sıfır saatine’ hazırız

Ebyen Valisi Dr. Muhtar er-Rabaş, Ebyen cephesinin hem komuta kademesi hem de askerler açısından hazır olduğunu ve sıfır saatini beklediğini vurguladı. (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)
Ebyen Valisi Dr. Muhtar er-Rabaş, Ebyen cephesinin hem komuta kademesi hem de askerler açısından hazır olduğunu ve sıfır saatini beklediğini vurguladı. (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)
TT

Ebyen Valisi Şarku’l Avsat’a konuştu: Husilere karşı ‘sıfır saatine’ hazırız

Ebyen Valisi Dr. Muhtar er-Rabaş, Ebyen cephesinin hem komuta kademesi hem de askerler açısından hazır olduğunu ve sıfır saatini beklediğini vurguladı. (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)
Ebyen Valisi Dr. Muhtar er-Rabaş, Ebyen cephesinin hem komuta kademesi hem de askerler açısından hazır olduğunu ve sıfır saatini beklediğini vurguladı. (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)

Ebyen Valisi ve Askeri Cephe Komutanı Tümgeneral Dr. Muhtar er-Rabaş el-Heysemi, kuvvetlerinin Husilere yönelik taarruzu başlatacak ‘sıfır saatine’ hazır olduğunu doğrulayarak, diğer cepheler ve askeri birimlerle koordinasyon halinde yürütülen plan ile operasyonları ve Ebyen ile el-Beyda arasında yaklaşık 76 kilometre boyunca uzanan temas hattının ‘nitelikli’ silahlarla takviye edildiğini açıkladı.

Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada er-Rabaş, “Ebyen cephesi komuta kademesi ve personeliyle hazır durumda olup sıfır saatini beklemektedir” ifadesini kullandı. Birliklerin moralinin ‘her zamankinden daha yüksek’ olduğuna dikkat çeken er-Rabaş, hazırlıkların Suudi Arabistan liderliğindeki Koalisyon Güçleri, Başkanlık Konseyi ve Yemen Savunma Bakanlığı ile koordinasyon içerisinde ‘titiz bir plan’ doğrultusunda yürütüldüğünü belirtti.

Sahadaki son gelişmelerin hükümet güçlerinde ‘yüksek bir savaş ruhu ve moral’ ortaya koyduğunu vurgulayan er-Rabaş, askeri komutanları birleştiren ortak hedefin ‘Sana ve Yemen’i Husi milislerden kurtarmak ile İran projesine son vermek’ olduğunu dile getirdi.

Suudi Arabistan ile yapılan iş birliğini vilayetin yeniden imarı ve ıslahı planlarında önemli bir sütun olarak nitelendiren er-Rabaş, Suudi Arabistan Yemen Kalkınma ve Yeniden Yapılanma Programı ile gerçekleştirilen üç günlük çalıştay sonucunda öncelikli sekiz sektörün belirlendiğini ve 24 hizmet projesinin onaylandığını aktardı.

Husilerle 76 km’lik cephe hattı

Er-Rabaş’a göre Ebyen cepheleri birden fazla hatta yayılırken, Husilerle olan temas hatları el-Beyda vilayeti sınırında yaklaşık 76 kilometre boyunca uzanıyor ve bölgede sık sık çatışmalar yaşanıyor.

Er-Rabaş, bu cepheleri takviye etme planının; teyakkuz seviyesinin artırılmasını, birliklerin bazı nitelikli silahlarla desteklenmesini ve eş zamanlı olarak hükümet güçlerine arka çıkmak amacıyla toplumsal ve kabile düzeyinde bir seferberlik yürütülmesini kapsadığını belirtti.

Husilere barışa yönelmeleri için ‘üst üste fırsatlar verildiğini’ vurgulayan er-Rabaş, örgütün bu fırsatları değerlendirmek yerine ülke içinde gerilimi tırmandırmaya ve uluslararası seyrüsefer güvenliğini tehdit etmeye devam ettiğini, bu durumun da askeri netice alma şansını artırdığını ifade etti.

Husi militanları ve suikast girişimleri

Güvenlik dosyasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan er-Rabaş, vilayette Husi hücrelerinin çökertildiğini açıklayarak güvenlik güçlerinin son yıllarda 120 ila 150 arasında Husi unsurunu yakaladığını belirtti.

Son çökertilen Husi hücresinde iki kişinin yakalandığını, dört kişinin ise kaçtığını ifade eden er-Rabaş; gözaltına alınan şahısların bizzat kendisini hedef almak üzere dört el yapımı patlayıcı hazırladıklarını ve Ebyen’deki Vatan Kalkanı Güçleri’nin komutanı Tuğgeneral Ahmed ed-Demani’yi hedef alma girişiminde bulunduklarını itiraf ettiklerini aktardı.

vfgbh
Ebyen Valisi Dr. Muhtar er-Rabaş, Ebyen’de Husiler ile diğer terör örgütleri arasında ‘iş birliği ve koordinasyon’ olduğunu açıkladı. (Valilik ofisi)

Husiler ile terör örgütleri arasında ‘çıkar birliği ve koordinasyon’ bulunduğunu vurgulayan er-Rabaş, yerel yönetim, güvenlik ve askeri makamlardan üst düzey isimlerin hedef alındığını, bu gruplarla yaşanan çatışmalarda bazı güvenlik komutanlarının yaşamını yitirdiğini söyledi.

Ebyen’in, 2011 yılında El-Kaide’nin bazı bölgeleri kontrol altına almasından 2015’te Husilerin girişine ve 2019’da meşru hükümet ile Güney Geçiş Konseyi güçleri arasında yaşanan çatışmalara kadar ağır bedeller ödediğine dikkati çeken er-Rabaş, tüm bu süreçlerin altyapıya, sosyal dokuya ve yerel ekonomiye büyük zararlar verdiğini ifade etti.

Ebyen’deki El-Kaide’nin büyüklüğü

El-Kaide’nin bölgedeki güncel varlığına ilişkin değerlendirmede bulunan er-Rabaş, yetkili güvenlik birimlerinin tahminlerine göre örgüte bağlı ideolojik unsurların ‘son derece azaldığını’ ifade etti. Er-Rabaş, yoksulluk ve cehaletten yararlanan gizli hücreler ile kandırılan bazı gençlerin devşirilmesi nedeniyle tehlikenin varlığını koruduğuna dikkati çekti.

Bazı unsurların diğer vilayetlerden, bazılarının ise ‘bazı ülkelerden deniz yoluyla’ geldiğini belirten er-Rabaş, Ebyen’in 300 kilometreyi aşan sahil şeridinin ciddi bir güvenlik sorunu teşkil ettiğini ve geniş çaplı gözetleme imkanları gerektirdiğini aktardı.

Er-Rabaş, güvenlik ve askeri müdahalenin tek başına yeterli olmadığını vurgulayarak aşırıcılıkla mücadelenin; kabilelerin ve yerel toplumun sürece dahil edilmesinin yanı sıra eğitim, farkındalık, kalkınma ve istihdam yaratmayı kapsayan paralel bir hat üzerinden yürütülmesi gerektiğini kaydetti.

Er-Rabaş, “Vatandaş; okul, kamu hizmeti ve iş imkanıyla devletin varlığını hissettiğinde, yalnızca ölüm ve kan getiren fikirlere kapılma ihtimali azalır” değerlendirmesinde bulundu.

24 Suudi projesi

Kalkınma dosyasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan er-Rabaş, Suudi Arabistan ile yürütülen iş birliğini vilayetin yeniden imarı ve ıslahı planlarında temel bir sütun olarak nitelendirdi. Er-Rabaş, Suudi Arabistan Yemen Kalkınma ve Yeniden Yapılanma Programı ile gerçekleştirilen üç günlük çalıştay sonucunda öncelikli sekiz sektörün belirlendiğini ve 24 hizmet projesinin onaylandığını aktardı.

bghn
Ebyen Valisi Dr. Muhtar er-Rabaş, Suudi Arabistan Yemen Kalkınma ve Yeniden Yapılanma Programı’nın Ebyen’de 24 projeyi onayladığını söyledi. (Yerel yönetim)

Projelerin elektrik, su, sağlık, eğitim ve karayolları sektörlerini kapsadığını belirten er-Rabaş, bunların yanı sıra üzerinde çalışılan daha büyük ölçekli stratejik projelerin de bulunduğunu ifade etti.

Ebyen’in büyük umut bağladığı projelerin başında stratejik Vadi Hasan Barajı’nın geldiğini vurgulayan er-Rabaş, barajın, Aden’e su sağlayan kuyuları ve yeraltı su kaynaklarını beslemenin yanı sıra tarım sektörünün yeniden canlandırılmasında da önemli bir rol oynayacağını kaydetti.

Vadi Hasan’ın tarihsel olarak Ebyen’in ‘Yemen’in gıda sepeti’ olarak tanınmasını sağlayan tarımsal konumunun bir parçası olduğunu belirten er-Rabaş, modern tarım teknolojilerine yapılacak yatırımların vilayete bu rolünü geri kazandırabileceğini ve üretim kapasitesini artırabileceğini dile getirdi.

Suudi Arabistan’ın vilayete ve genel olarak Yemen’e; özellikle hastaneler, okullar, elektrik ve karayolları alanında sağladığı desteği öven er-Rabaş, bu projelerin ‘doğrudan insan hayatına dokunduğunu’ vurguladı.

Er-Rabaş, “Kralı, veliaht prensi, hükümeti ve halkıyla kardeş Suudi Arabistan’a her alanda sundukları sayısız destek için teşekkür ve takdirlerimizi sunuyoruz” ifadesini kullanarak, Suudi desteğinin ‘hastaneler ve okullar inşasını, yolların rehabilitasyonunu, elektrik sektörünün desteklenmesini ve Yemen insanının hayatını iyileştirecek her alanı kapsadığını’ kaydetti.

Suudi Arabistan’ın rolü ile Husi örgütünün eylemlerini kıyaslayan er-Rabaş, “Suudi Arabistan’daki kardeşlerimiz hastaneler, okullar ve yollar inşa ederken, Husiler bunları yıkmak için füzelerle geliyor; öldürüyor, yıkıyor ve inşa etmiyor. Saldırıları camileri, okulları ve hastaneleri dahi hedef aldı” dedi. Er-Rabaş değerlendirmesini, “Aramızda kan, din, kabile ve komşuluk bağları bulunan Suudi kardeşimiz; imara ve insanların hayatını iyileştirmeye yardım etmek için geliyor. Basiret sahibi her insanın gördüğü fark işte budur” ifadeleriyle tamamladı.

‘Önce Ebyen’

Er-Rabaş, güvenlik ve kalkınmanın birbirinden ayrılamaz iki süreç olduğunu değerlendirerek yerel yönetimin ‘Önce Ebyen... Korunan saygınlık, inşa edilen kalkınma’ sloganını benimsediğini ifade etti.

Er-Rabaş, güvenliğin tesisi, terör ve suçla mücadele ile cephelerin teyakkuz seviyesinin artırılmasına paralel olarak önceliklerin beş ana sektörde toplandığını belirtti: Elektrik, su, sağlık, eğitim ve karayolları.

Toplumsal bir ortaklık kurmak amacıyla yerel yönetimin; kabileler, din adamları, basın mensupları, gençler, kadınlar, sosyal ve sportif çevrelerle temasları genişlettiğini aktaran er-Rabaş, halkın gösterdiği teveccühün yeni dönemin başarısındaki en önemli unsurlardan biri olduğunu vurguladı.

Er-Rabaş, vilayet halkına ‘kenetlenme ve tek bir yürek halinde çalışma’ çağrısında bulunduğu bir mesajla sözlerini tamamlayarak Ebyen’in istikrarı ile yeniden imarının ‘toplum ve yerel yönetim arasında hakiki bir ortaklık olmadan gerçekleşemeyeceğini’ vurguladı.


İdlib kırsalında bu ay ikinci kez silah deposunda patlama

Suriye polisi, (Şarku'l Avsat)
Suriye polisi, (Şarku'l Avsat)
TT

İdlib kırsalında bu ay ikinci kez silah deposunda patlama

Suriye polisi, (Şarku'l Avsat)
Suriye polisi, (Şarku'l Avsat)

Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib’in kuzey kırsalında bugün meydana gelen patlamada, ilk belirlemelere göre 8 kişi yaralandı.

Suriye resmi haber ajansı SANA’nın bildirdiğine göre patlama, Serada kenti yakınlarındaki Burc en-Nemra bölgesinde bulunan bir silah deposunda meydana geldi.

İdlib Acil Durum ve Afet Yönetimi Müdürlüğü Operasyonlar Sorumlusu Velid Aslan, ekiplerin patlamanın hemen ardından olay yerine sevk edildiğini belirterek, ilk bulguların olayın mühimmattan kaynaklandığını gösterdiğini söyledi. Ekiplerin bölgedeki durumu değerlendirdiği, olay yerinin güvenliğini sağladığı ve olası gelişmelere müdahale etmek için gerekli önlemleri aldığı kaydedildi.

İdlib kırsalındaki Binniş beldesinde de bu ayın başında mühimmat yüklü bir aracın patlaması sonucu 5 kişi hayatını kaybetmişti. Benzer olaylar 2024 ve 2025 yıllarında da sıkça yaşanırken, vakaların çoğu İdlib vilayetinde meydana geldi.

Suriye’nin yeni hükümetine bağlı polis aracı, 7 Şubat 2025’te ülkenin orta kesimindeki Palmira’da Saha Camisi yakınındaki bir caddeden geçerken (AFP).
Suriye’nin yeni hükümetine bağlı polis aracı, 7 Şubat 2025’te ülkenin orta kesimindeki Palmira’da Saha Camisi yakınındaki bir caddeden geçerken (AFP).

Kasım 2025’te Kefr Taharim bölgesindeki bir mühimmat deposunda meydana gelen patlamada 5 işçi hayatını kaybetmiş, 9 kişi yaralanmıştı. Ağustos 2025’te İdlib kenti çevresinde meydana gelen mühimmat patlamasında 4 kişi hayatını kaybetmiş, 5 kişi yaralanmıştı. Temmuz 2025’te ise İdlib kırsalındaki Maarat Mısrin’de Türkistan İslam Partisi’ne ait bir mühimmat deposunun patlaması sonucu 12 kişi ölmüş, 120’den fazla kişi yaralanmıştı.

Medya haberlerine göre bu tür patlamaların nedenleri arasında başta mühimmatın uygun olmayan koşullarda depolanması, güvenlik standartlarının yetersizliği ve özellikle sıcaklıkların yükseldiği dönemlerde patlayıcı maddelerin birbirinden ayrılmaması bulunuyor. Silahların taşınması ve sevkiyatında güvenlik kurallarına uyulmaması ile silah tüccarlarına ait depoların yerleşim alanlarının içinde veya yakınında bulunması da risk faktörleri arasında gösteriliyor. Bunun yanı sıra güvenlik kaynaklı nedenler de ihtimaller arasında değerlendiriliyor.


İsrail, yerleşimlere yönelik yaptırımlara misilleme olarak İngiliz konsolosluğunu kapatıyor

İsrail güçleri Batı Şeria’da bir Filistinliyi gözaltına aldı
İsrail güçleri Batı Şeria’da bir Filistinliyi gözaltına aldı
TT

İsrail, yerleşimlere yönelik yaptırımlara misilleme olarak İngiliz konsolosluğunu kapatıyor

İsrail güçleri Batı Şeria’da bir Filistinliyi gözaltına aldı
İsrail güçleri Batı Şeria’da bir Filistinliyi gözaltına aldı

İsrail, İngiltere ve Fransa'dan yerleşim yerlerine karşı kararlar beklediği bir sırada, uluslararası hukuka göre yasa dışı kabul edilen yerleşim yerleriyle mal ticaretine kısıtlama getirme kararlılığını teyit eden 12 ülkeli bir ittifakla karşı karşıya kaldı.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, dün yaptığı açıklamada, İngiltere'nin Batı Şeria'daki yerleşim yerlerine uyguladığı yaptırımlara misilleme olarak İsrail'in Kudüs'teki İngiliz Konsolosluğu'nu kapatacağını duyurdu.

Saar'ın bu adımı, İngiltere'nin İsrail yerleşim yerleriyle ticareti yasaklama kararına yanıt olarak alınan bir dizi karşı tedbirin devamı olarak geldi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar yaptığı açıklamada, İsrail’in ayrıca İngiltere temsilcilerini Gazze’deki ateşkesi izlemekle görevli ortak askeri merkezden çıkaracağını ve İngiltere’nin Batı Şeria’da Filistin Yönetimi’ne bağlı güvenlik güçlerine yönelik eğitim programlarını sonlandıracağını belirtti.

Bunun yanı sıra İsrail, seçilmiş 12 İngiliz yetkilinin yanı sıra Saar’ın “Yahudi karşıtı ve İsrail karşıtı faaliyetlere karıştığını” söylediği diğer İngiliz vatandaşlarının ülkeye girişini de engelleyecek.

İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband ise dün Avam Kamarası'nda yaptığı konuşmada, ülkesinin "işgal altında bulunan topraklardaki yasa dışı yerleşim yerlerinden gelen ürünlerin ithalatına yasak getireceğini" belirterek, bu adımın diğer ülkelerle koordineli bir hareketin parçası olduğunu belirtti.

Miliband, yasağı duyururken İsrail hükümetini Batı Şeria'da yerleşimcilerin gerçekleştirdiği "etnik temizliğe" göz yummakla suçladı. Miliband, "İngiliz hükümeti, Batı Şeria'da terörist yerleşimciler tarafından bir etnik temizlik yürütüldüğünü kabul etmektedir" ifadelerini kullandı.

Sözlerini sürdüren Miliband, "İsrail hükümeti bu duruma sıklıkla göz yumdu; daha da kötüsü, bazı üyeleri Filistinlilerin zorla yerinden edilmesini desteklemeyi amaçlayan açıklamalar yaparak adımlar attı" dedi.

İngiliz hükümetinin resmi pozisyonunun "işgalin yasa dışı olduğu" yönünde olduğunu vurgulayan Miliband, "İngiliz halkının, mağazalarımızda ve tüketim merkezlerimizde yerleşim yerlerinden gelen ürünleri kabul ederek işgali desteklememizi istediğine inanmıyorum" dedi.

İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband, işgal altındaki Filistin topraklarında bulunan yasa dışı yerleşim birimlerinden mal ithalatına yönelik yasağı duyuruyor (AFP)
İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband, işgal altındaki Filistin topraklarında bulunan yasa dışı yerleşim birimlerinden mal ithalatına yönelik yasağı duyuruyor (AFP)

İsrail Dışişleri Bakanı ise "Dışişleri Bakanı'nın, İngiliz Parlamentosu'nda yönelttiği suçlamalar kabul edilemez ve yalandır" değerlendirmesinde bulundu.

12 ülkeden geniş çaplı hamle

Tel Aviv, Londra'nın işgal altında bulunan Batı Şeria'daki İsrail yerleşim yerleriyle ticarete kısıtlama ve yaptırım getirilmesi kararına mümkün olduğunca fazla ülkeyi dahil etme çabalarına öncülük ettiğini bilse de İsrail'in tepkilerinde bir sürpriz havası hâkim oldu.

İngiltere'nin yanı sıra Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot da "Paris'in İsrail yerleşim yerleriyle ticari ilişkilerini sonlandıracağını" vurguladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İngiliz girişimine Fransa'nın yanı sıra Kanada, Danimarka, Finlandiya, İzlanda, İrlanda, Norveç, Polonya, Portekiz, İspanya ve İsveç katıldı.

12 ülke tarafından yayımlanan ortak bildiride, söz konusu devletlerin "uluslararası hukuka göre yasa dışı olan yerleşim yerleriyle mal ticaretine kısıtlama getirme kararlılıklarını teyit ettikleri" ifade edildi.

İsrail hükümetinin Batı Şeria'daki eylemlerine tepki gösteren ülkeler, bu adımların "iki devletli çözüm imkanını baltaladığını" belirtti. Bildiride, "E1 bölgesindeki yerleşim projesi için ihale açılması kararı da dahil olmak üzere, emsalsiz düzeydeki yerleşimci şiddeti ve yerleşim yerlerinin genişletilmesi gölgesinde durumun hızla kötüleştiği" uyarısında bulunuldu.

Ülkeler, İsrail hükümetine "yerleşim yerlerinin genişletilmesini ve Batı Şeria'daki idari yetkilerin artırılmasını derhal durdurma, yerleşimci şiddetinden sorumlu olanların hesap vermesini sağlama ve İsrail güvenlik güçlerine yönelik iddiaları soruşturma" çağrısında bulundu.

Bildiride, bu kararın "emsalsiz düzeydeki yerleşimci şiddeti ve yerleşim yerlerinin genişlemesi" sonucunda alındığı vurgulandı.

Bu kararlar, İsrail'deki ön uyarılara rağmen geldi. İsrail, İngilizlere yalnızca Fransa ve Kanada'nın katılmasını beklerken, Kanada'nın yanı sıra geniş bir Avrupa cephesinin oluşması karşısında şaşkınlık yaşadı.

İsrail'den sert tepki

İngiltere'nin yerleşim yerlerine karşı açıklamasından önce İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, böyle bir adımın yaklaşan İsrail seçimlerine müdahale sayılacağını belirterek süreci engellemeye çalıştı.

Herzog, "Bu büyük bir hatadır, tarihin yanlış tarafında yer almaktır ve egemen bir devletin demokratik seçimlerine açık bir müdahaledir. Bu müdahale kimseye hizmet etmeyecek, aksine ne yazık ki, Filistinlilere doğrudan zarar vererek onları iş ve ticaret fırsatlarından mahrum bırakacaktır. Nihayetinde hürriyet sevdalısı ülkelerin çıkarlarına ve güvenliğine zarar verecektir" demişti.

Netanyahu ve Herzog, Hamas ile yaşanan çatışmalarda hayatını kaybeden bir İsrailli polis memuru için düzenlenen anma törenine katılıyor (Reuters).
Netanyahu ve Herzog, Hamas ile yaşanan çatışmalarda hayatını kaybeden bir İsrailli polis memuru için düzenlenen anma törenine katılıyor (Reuters).

Sözlerini sürdüren Herzog, "Yaptırımlar çözüm değildir, çözüm diyalogdur. Tüm yabancı hükümetlere diyorum ki: Durun! Yaptırımlar ve boykotlar gibi çıkmaz yollardan uzaklaşın, yapıcı diyalog ve iş birliğine yönelin" ifadelerini kullanmıştı.

İsrail medyasında, duyuru öncesinde yer alan haberlerde Fransa ve Kanada'nın katılımının beklendiği; ancak Avrupa Birliği'nin seçim öncesinde yaptırım uygulama konusunda daha az istekli olduğu, bu adımın Başbakan Binyamin Netanyahu'nun lehine işleyeceğine inandığı belirtilmişti. Ancak 12 ülkeden gelen büyük açıklamanın ardından Yedioth Ahronoth gazetesi, durumu bir "diplomatik çöküş" olarak nitelendirdi.

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, Başbakan Binyamin Netanyahu'dan, İngiltere'nin bu hamlesine karşılık "Filistin Yönetimi adına çalışan Kudüs'teki İngiliz Konsolosluğu'nu kapatma" talebinde bulunduğunu söyledi. Ben-Gvir ayrıca İsrail'in, Arjantin'in tartışmalı Falkland Adaları üzerindeki egemenliğini tanımasını ve adaların işgali sürdüğü müddetçe İngiltere'ye yaptırım uygulamasını teklif etti. Ben-Gvir, Londra'yı adaları ve "Arjantin halkının parasını çalmakla" suçladı.

Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ise İngiltere Büyükelçisi'nin İsrail'den sınır dışı edilmesi çağrısında bulunarak, "Yahudi karşıtı bir hükümetin paspası olmayacağız. İsrail üzerindeki İngiliz Mandası sona erdi" ifadesini kullandı.

Filistin ve Arap dünyasından memnuniyet, ABD'den mesafe

Filistin Devlet Başkanlığı yaptığı açıklamada, ticarete yaptırım uygulanması kararını memnuniyetle karşılayarak, bunu yerleşimci rejimle mücadele etmek ve İsrailli yetkililerden hesap sormak adına "önemli bir adım" olarak niteledi.

  Batı Şeria’da yeni yerleşim biriminin açılışından görüntü
  Batı Şeria’da yeni yerleşim biriminin açılışından görüntü

Mısır da İngiltere'nin kararını memnuniyetle karşıladığını belirterek, Mısır Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla yaptığı açıklamada, bu adımın "uluslararası hukuk kurallarına ve uluslararası meşruiyet kararlarına olan bağlılığı yansıtan önemli bir hamle olduğunu, yasa dışı yerleşim faaliyetleriyle ve işgal altındaki Batı Şeria'da (Doğu Kudüs dahil) sahada yeni bir emrivaki yaratma çabalarıyla mücadeleye katkı sağladığını" vurguladı.

Öte yandan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 12 ülkenin kararı hakkında doğrudan yorum yapmaktan veya kararı kınamaktan kaçınarak, yalnızca Batı Şeria'da yaşanan "gerilimleri" kınamakla yetindi.

Rubio, Washington'un İngiltere öncülüğündeki Batı ülkelerinin İsrail yerleşim yerlerine yaptırım uygulama kararına katılmayacağını teyit etti. Latin Amerika ziyaretine çıkmadan önce gazetecilere konuşan Rubio, "Doğal olarak, Birleşik Krallık'ın yaptığını yapmayacağız" dedi. Rubio ayrıca, "Ancak istikrar hedefini paylaşıyoruz. Bölgede pek çok gelişme yaşanırken, şu anda Batı Şeria'da istikrarı bozacak veya gerilimi artıracak hiçbir şey görmek istemiyoruz" ifadelerini kullandı.