İsrail’den Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasına hava saldırısı ve patlatma operasyonuhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5317094-i%CC%87srail%E2%80%99den-l%C3%BCbnan%E2%80%99%C4%B1n-g%C3%BCneyindeki-el-mansuri-kasabas%C4%B1na-hava-sald%C4%B1r%C4%B1s%C4%B1-ve
İsrail’den Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasına hava saldırısı ve patlatma operasyonu
İsrail Hava Saldırılarının Ardından Güney Lübnan’daki El-Mansuri Kasabasından Yükselen Dumanlar... 11 Eylül 2026 (Reuters)
İsrail savaş uçakları bugün sabah saatlerinde Lübnan’ın güneyinde yer alan El-Mansuri kasabasına hava saldırısı düzenledi. Eş zamanlı olarak kasabada geniş çaplı bir patlatma operasyonu gerçekleştirdi.
Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre sabah saatlerinde el-Mansuri kasabasına düzenlenen hava saldırısıyla eş zamanlı olarak meydana gelen şiddetli patlamada, kasabadaki devlet okulunun büyük bir bölümü havaya uçuruldu; okuldan geriye yalnızca küçük bir kısım kaldı.
Lübnan resmi haber ajansı NNA’nın bildirdiğine göre İsrail güçleri, bugün sabaha karşı güneydeki Baraşit kasabası tepesinde bir patlatma gerçekleştirdi; ayrıca İsrail topçusu Huceyr Vadisi’ni ateş altına aldı.
İsrail, İran destekli Lübnan Hizbullahı’nın ülkenin kuzeyine roket fırlatmasının ardından geçtiğimiz 2 Mart’tan bu yana Lübnan’a karşı bir savaş yürütüyor ve bu süreçte Güney Lübnan’daki çok sayıda kasabayı işgal etmiş durumda.
İsrail ile Lübnan arasında ilk olarak 16 Nisan’da ilan edilen, 23 Nisan’da 3 hafta süreyle uzatılan ve ardından 15 Mayıs’ta 45 gün daha uzatılan ateşkes kararlarına rağmen İsrail’in Güney Lübnan ve doğudaki Bekaa vadisinde bulunan geniş alanları hedef alan hava saldırıları devam etti.
Son olarak 20 Haziran’da ilan edilen ateşkesin ardından İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik saldırılarının şiddetinde bir düşüş kaydedilmişti.
Sudan Başbakanı Kamil İdris, daha önce düzenlenen bir basın toplantısında konuşurken. (Başbakanlık Medya Birimi)
Sudan Başbakanı Kamil İdris, savaş sırasında kimyasal silah kullanıldığı yönündeki suçlamaları “asılsız iddialar” olarak nitelendirdi. Bu, ordunun Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) karşı yürüttüğü çatışmalarda kimyasal madde kullanmış olabileceğine işaret eden belge, tanıklık ve görüntülere ulaşıldığını belirten yeni uluslararası basın araştırmalarına hükümet düzeyindeki ilk üst düzey cevap oldu.
İdris, Hartum’da Sudan’la ilgili Beşli Mekanizma heyetiyle yaptığı görüşmede, “Savaş hakkında, kimyasal silah kullanıldığına ilişkin asılsız iddialar da dahil olmak üzere, yanlış anlatılar yayılıyor” dedi. İdris’in açıklaması Sudan’ın suçlamalara yönelik ilk resmî yalanlaması değil. Dışişleri Bakanlığı daha önce de iddiaları reddetmişti. Ancak bu açıklama, dosyayı yeniden gündeme taşıyan belge ve soruşturmalara hükümet tarafından verilen ilk cevap niteliğini taşıyor.
İdris’in açıklamaları, Euronews’in çarşamba günü yayımladığı bir araştırmayla eş zamanlı olarak geldi. 32 sayfalık bir rapora dayanan araştırma, Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nde (OPCW) daha önce üst düzey görevlerde bulunmuş yetkililerin öncülüğündeki bir ekip tarafından hazırlandı. Raporda, 2024-2025 yılları arasında zehirli maddelerin kullanılmış olabileceğinden şüphelenilen olaylara ilişkin 8 Sudanlının tanıklıkları ile görüntü ve dijital materyallere yer verildi.
Araştırmada öne çıkan olaylardan biri, o dönemde HDK’nin kontrolünde bulunan Hartum’un kuzeyindeki Ceyli Rafinerisi’ne ilişkin. İki tanık, bölgede bir askeri uçağın uçtuğunu, ardından bazı cisimlerin düştüğünü ve bunların ardından alışılmadık kokular ile gaz emisyonlarının ortaya çıktığını anlattı. Olayda yaklaşık 20 kişinin nefes almakta zorlandığı ve gözlerinde tahriş meydana geldiği belirtildi.
Klor gazı
Uzmanlar, söz konusu belirtilerin havadan yayılan tehlikeli bir kimyasal maddeye maruz kalma ihtimaliyle uyumlu olduğunu ifade etti. Ancak kullanılan maddenin ne olduğunu tespit edemediklerini ve kimyasal silah kullanıldığını kesin olarak kanıtlayamadıklarını ifade ederek uluslararası soruşturma çağrısında bulundu.
Bundan birkaç gün önce Washington Post ve New York Times tarafından yayımlanan bir başka araştırma ise belge, yazışma, fotoğraf ve videolara dayanıyordu. Gazeteler, söz konusu materyalleri Ortadoğu’daki güvenlik yetkililerinden elde ettiklerini belirterek, klor yüklü mühimmat geliştirilmesi ve test edilmesine yönelik gizli bir programın yanı sıra 290’a kadar kimyasal mühimmatın depolandığına ilişkin bilgiler bulunduğunu bildirdi.
Gazetelere göre 20’den fazla Batılı istihbarat yetkilisi, kimyasal silah müfettişi ve uzman söz konusu materyalleri inceleyerek bunların güvenilir göstergeler sunduğu görüşüne vardı. Ancak kesin bir sonuca ulaşmak için olay yerlerinin ve mühimmatın incelenmesi ve tanıklarla görüşülmesi gerektiği belirtildi.
Darfur’daki şiddetten kaçarak komşu Çad’a sığınan Sudanlılar, (Arşiv-Reuters)
Dosya, Ocak 2025’te ABD’li yetkililerin Washington’un Sudan ordusunun HDK’ye karşı kimyasal silah kullandığına inandığını basına açıklamasıyla kamuoyuna yansıdı.
Aynı yılın nisan ayında ABD Dışişleri Bakanlığı, Sudan ordusunun 2024 yılında kimyasal silah kullandığı sonucuna resmen vardı ve bunun uluslararası hukuku ihlal ettiğini bildirdi. Washington, kararına dayanak oluşturan ayrıntılı kanıtları yayımlamadan Hartum’a yaptırım uyguladı.
Şankal Tubay beldesi
Kamuya açık verilerde, iddia edilen olayların yaşandığı 2024 yılında HDK’nin orduyu kimyasal silah kullanmakla suçladığına dair belgelenmiş bir açıklama bulunmuyor. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre HDK’nin ilk belgelenmiş kamuoyu suçlaması 31 Mart 2025’te geldi. HDK, Kuzey Darfur’daki Şankal Tubay beldesinde ordunun kimyasal silah kullandığını öne sürdü ve açıklamasında daha önce ABD’li yetkililere dayandırılan haberleri kaynak gösterdi.
Washington’un mayıs ayında yaptırımları resmen açıklamasının ardından HDK, suçlamalarını Hartum, Darfur ve Cezire bölgelerindeki çeşitli noktalara genişletti. Suçlamaların ne zaman ortaya çıktığı, kimyasal silahların kullanılıp kullanılmadığını kanıtlamıyor veya çürütmüyor. Ancak HDK’nin kamuya açık ve belgelenmiş suçlamalarının, ABD’ye ait bilgilerin basına sızmasının ardından ortaya çıktığını gösteriyor.
Sudan Dışişleri Bakanlığı, 23 Mayıs 2025’te yaptığı resmî açıklamada ABD’nin suçlamalarını reddederek, bunları “yalan ve dayanaktan yoksun” olarak nitelendirdi. Bakanlık, Sudan’ın kimyasal silah üretmediğini, bulundurmadığını ve kullanmadığını vurguladı.
Ulusal soruşturma komitesi
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve ordu komutanı Abdulfettah el-Burhan, daha önce suçlamaları araştırmak üzere ulusal bir komite oluşturmuş ve Sudan, Birleşmiş Milletler’e komitenin kurulduğunu bildirmişti.
Bu komite, Temmuz 2026’da ulusal soruşturmasının sonuçlarını Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nün Yürütme Konseyi’ne sundu. Komite, suçlamaları doğrulayacak teknik veya maddi herhangi bir kanıt bulunmadığı sonucuna vardı.
Dosya ayrıca Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’ne de taşındı. Moritanya, Çad ve Benin, Sudan’dan resmî açıklama talep ederken Hartum da bu taleplere yanıt verdi. Örgütün Teknik Sekretaryası, suçlamaları “son derece ciddi endişeyle” takip ettiğini bildirdi. Ancak örgüt, kendisine ek bir soruşturma yürütme imkânı sağlayacak herhangi bir talep ulaşmadığını ve kendi inisiyatifiyle harekete geçme yetkisine sahip olmadığını açıkladı.
Bu nedenle örgüt, Sudan’da kimyasal silah kullanılıp kullanılmadığını doğrulayan veya reddeden bağımsız bir teknik sonuca henüz ulaşmış değil. Washington ise Hartum’un sert biçimde reddettiği değerlendirmesinde ısrar ediyor.
Bu ay ortaya çıkan belge ve tanıklıklar, ABD’nin suçlamalarını ve yaptırımlarını açıklamasından önce kamuoyunun erişimine açık olmayan yeni bilgiler sunuyor. Ancak Washington da henüz bağımsız ve kesin bir kanıta ulaşmış değil. Dosyanın kesin olarak aydınlatılması için olay yerlerine erişebilecek, numune ve mühimmatları inceleyebilecek ve tanıklarla doğrudan görüşebilecek uluslararası bir teknik soruşturmaya ihtiyaç duyuluyor.
Suriye’nin kuzeybatısındaki geçici silah depolarında patlamalar neden tekrarlanıyor?https://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5317070-suriye%E2%80%99nin-kuzeybat%C4%B1s%C4%B1ndaki-ge%C3%A7ici-silah-depolar%C4%B1nda-patlamalar-neden
Suriye’deki Beyaz Baretliler’e mensup kurtarma ekipleri, İdlib vilayetinin Sarmada kasabasında bulunan geçici bir silah deposunda meydana gelen patlamanın olduğu yeri inceliyor. (AFP)
Suriye’nin kuzeybatısındaki geçici silah depolarında patlamalar neden tekrarlanıyor?
Suriye’deki Beyaz Baretliler’e mensup kurtarma ekipleri, İdlib vilayetinin Sarmada kasabasında bulunan geçici bir silah deposunda meydana gelen patlamanın olduğu yeri inceliyor. (AFP)
Kuzeybatı Suriye bölgelerinin yıllardır maruz kaldığı silah depoları ve savaş kalıntıları sorununu, İdlib kırsalının kuzeyindeki Sarmada kasabasında meydana gelen son patlama yeniden gündeme taşıdı.
Bu tür patlamalar, sivillerin hayatını tehdit ederken bölgedeki istikrarı da zedeliyor. Halk ve yerel çevrelerden, bölge sakinlerini endişelendiren bu depoların sökülerek yerleşim alanlarının dışına taşınması yönündeki çağrılar giderek artıyor.
İdlib’in kuzeyinde, Suriye-Türkiye sınırı yakınındaki Sarmada’da çarşamba günü meydana gelen patlamada hayatını kaybedenlerin sayısı 14’e, yaralananların sayısı ise 11’e yükseldi. İdlib Medya Müdürlüğü, sivil savunma ekiplerinin arama çalışmalarını ve patlamanın sonuçlarıyla ilgili müdahalelerini sürdürmesi nedeniyle bu sayının kesin olmadığını bildirdi.
İdlib vilayetinin Sarmada kasabası yakınlarındaki geçici bir silah deposunda meydana gelen patlamanın ardından sivil savunma ekipleri ve itfaiyeciler olay yerinden bir ceset çıkarırken, 9 Eylül 2026 (AP)
Patlamanın ardından Acil Durumlar ve Afet Yönetimi Müdürlüğü’ne bağlı sivil savunma ekipleri olay yerine sevk edildi. Sivil Savunma Müdürlüğü, ilk bulgulara göre patlamanın Sarmada yakınlarındaki Burc en-Nemra bölgesinde bulunan mühimmatla bağlantılı olduğunun değerlendirildiğini belirtti. Ekiplerin bölgede inceleme ve güvenlik çalışmalarına başladığı, ölü ve yaralıları aradığı, ayrıca olası sonuçlarla mücadele için gerekli tedbirleri aldığı kaydedildi.
Suriye Savunma Bakanlığı ise olayla ilgili açıklamasında, patlamanın ‘silahlar ve savaş kalıntılarının nakledilmeden önce toplandığı geçici bir depoda meydana geldiğini’ bildirdi. Bakanlık, patlamada bazı çalışanlarının yaralandığını belirterek, “Birliklerimiz, ilgili kurumlarla koordinasyon içinde olay yerinin güvenliğini sağlamak için çalışmalarını sürdürüyor” açıklamasında bulundu.
Soruşturma ve cezalar
Savunma Bakanlığı kaynaklarına göre, patlayan depo, İdlib kırsalının kuzeyindeki bölgelerden toplanan patlamamış mühimmat, mayınlar ve savaş kalıntılarının, bunların imhası veya kontrollü şekilde patlatılması için belirlenen alanlara nakledilmesi öncesinde geçici olarak tutulduğu bir depoydu. Kaynaklar, “Bakanlık, olayın ardından derhal soruşturma başlattı. Yasal işlemlerin başlatılmasından önce olayda dış müdahale veya herhangi bir kişinin dahli bulunup bulunmadığının kesin olarak tespit edilmesi ve şüpheye yer bırakılmaması amaçlanıyor” dedi. Ayrıca, depolama alanından sorumlu kişiler hakkında uygulanacak yaptırım ve cezaların soruşturmanın sonuçlarına göre belirleneceği kaydedildi.
Bununla birlikte Savunma Bakanlığı kaynakları, patlamanın ‘depoda bulunan bir mayın veya mühimmatın infilak etmesinden kaynaklanmış olabileceği’ değerlendirmesinde bulundu. Kaynaklar, savaş kalıntılarının yıllardır depoda bekletildiğine dikkati çekti.
Suriye askerleri, 9 Eylül’de bir silah ve mühimmat deposundaki patlamada hayatını kaybeden askerlerin İdlib’te düzenlenen toplu cenaze töreninde Suriye bayraklarıyla örtülü tabutları taşıyor. (AP)
Ancak bakanlığın gerekçeleri ve sonrasında attığı adımlar, Şarku’l Avsat’ın görüştüğü askeri uzmanlara göre, onu sorumluluktan ve eleştirilerden muaf tutmuyor. Uzmanlar, güvenlik ve depolama koşullarının yetersizliğine, depoların taşınması konusunda geç kalınmasına ve silah ile mühimmat depolarının sivil yerleşim alanlarının dışına çıkarılmasındaki gecikmeye dikkat çekiyor.
İdlib vilayetinin Sarmada kasabasında çarşamba günü bir silah deposunda meydana gelen patlamanın olduğu yerde itfaiye ekipleri yangını söndürüyor. (AFP)
Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib vilayeti, Suriye’nin kuzeyinde silah ve depo kaynaklı patlamaların yaşandığı başlıca bölgelerden biri haline gelirken, son dönemde silah depoları, mühimmat ve bunların taşınmasıyla bağlantılı bir dizi patlamaya sahne oldu. Bunlar arasında, eylül ayının başında Biniş’in merkezinde mühimmat yüklü bir aracın patlaması da yer aldı. Olayda 5 kişi hayatını kaybetti.
Bundan önce İdlib kırsalındaki Kefer Taharim beldesinin kuzey kesiminde, roket ve mühimmat bulunan bir depoda patlama meydana gelmiş, olayda 5 kişi hayatını kaybederken çok sayıda sivil de yaralanmıştı. Patlamanın, bölgede bir atölye tarafından yürütülen çalışmalarla da bağlantılı olduğu belirtilmişti.
Geçen yıl da benzer bir dizi olay kayıtlara geçti. Bunların en önemlilerinden biri, 14 Ağustos 2025’te İdlib kentinin batı girişinde meydana geldi. Bir silah deposundaki patlamanın ardından roket ve top mermisi kalıntılarında art arda patlamalar yaşandı. Sivil Savunma Müdürlüğü’ne göre olayda 4 kişi hayatını kaybetti, çok sayıda sivil yaralandı.
Maarat Mısrin beldesinde meydana gelen başka patlamalarda ise 11 sivil hayatını kaybetti, onlarca kişi yaralandı ve ağır maddi hasar oluştu. Fua beldesi de bir dizi patlamaya sahne olurken, bu olaylar savaş döneminde Beşşar Esed yönetimine karşı mücadele sırasında yerleşim bölgelerinin yakınında kurulan depoların hâlâ varlığını sürdürmesine ilişkin sivillerin endişelerini artırdı.
İdlib vilayetinin Sarmada kasabasında geçici bir silah ve mühimmat deposunda meydana gelen patlamanın olduğu yerde, itfaiyeciler yangını söndürürken, Beyaz Baretliler’e mensup kurtarma ekipleri hasarı inceliyor, 9 Eylül 2026. (AFP)
Askeri uzman Ziya Kaddur, patlama vakalarının tekrarlanmasının nedenlerini değerlendirirken, “14 yıllık savaşın ardından ve rejimin 2024 sonlarında devrilmesiyle birlikte büyük miktarda silah, mühimmat ve savaş kalıntısı ortada kaldı. Bunların bir kısmı eski rejime ait depolardan, bir kısmı ise önceki gruplardan, yabancı unsurlardan ve çatışmalarda ele geçirilen silahlardan oluşuyor” dedi.
Kaddur, Suriye hükümeti ve Savunma Bakanlığı’nın bu dosyayı ele almak ve silahları güvence altına almak için girişimlerde bulunduğunu, ancak sürecin ‘stokların devasa boyutu, kapsamlı tarama ihtiyacı ve yerleşim bölgelerine yakın geçici depoların bulunması nedeniyle hâlâ yavaş ve karmaşık ilerlediğini’ belirtti. Silahların sivil yerleşimlerden taşınmasındaki gecikmenin nedenleri arasında uzman personel ve ekipman eksikliğini gösterdi.
Kaddur, patlamaların tekrarlanmasında güvenlik koşullarının yetersiz olmasının da önemli rol oynadığını belirterek, “Depolama çoğu zaman yeterince korunaklı olmayan alanlarda veya yerleşim bölgelerinin yakınında yapılıyor. Bu alanlarda ısıya ve ateşleme kaynaklarına karşı yeterli izolasyon bulunmuyor. Uygun ekipman eksikliği ve zaman zaman mühimmatın uzman olmayan kişilerce taşınması da buna ekleniyor. Yaz aylarındaki yüksek sıcaklıklar da riski artırıyor” ifadelerini kullandı.
Kaddur ayrıca, uzun süreli depolamaya uygun olmayan ve değişken koşullara, taşımaya ve kötü depolama şartlarına dayanıklılığı düşük olan el yapımı silahlara dikkat çekti. Bu tür mühimmatın “daha istikrarsız ve kalitesinin değişken olduğunu, sıcaklık ve nemin bozulma sürecini hızlandırdığını ve zamanla sorunlara daha açık hale getirdiğini” söyledi.
İsrail’in olası rolü
Askeri uzman Tuğgeneral İmad Şehud da, İsrail yönetiminin şu ana kadar saldırıyı üstlenmemesine ve delil ile kanıtların zayıf olmasına rağmen, Sarmada’da meydana gelen son patlamada İsrail’in rolü olabileceği ihtimalini göz ardı etmedi.
Şehud, ortada kesin bir kanıt bulunmamasına rağmen “İsrail hava filosuna ait uçakların ‘gizlilik’ modunda Suriye hava sahasına girerek operasyon düzenlemiş olma ihtimalinin hâlâ bulunduğunu” söyledi. İsrail hükümeti şimdiye kadar bu konuda herhangi bir açıklama yapmamış olsa da İsrail uçaklarının Suriye’nin güneyinde uçuş yaptığının tespit edilmesinin bu ihtimali gündemde tuttuğunu belirtti.
Şehud, patlamanın meydana geldiği saatlerden önce Suriye ve Lübnan hava sahasının tamamında İsrail Hava Kuvvetleri’nin 122. Filosuna ait çok sayıda keşif uçağının uçuş yaptığına ilişkin bir istihbarat raporu bulunduğunu söyledi. Söz konusu uçakların Nachshon Shavit, Nachshon Oron ve Gulfstream 550 tipi uçaklardan oluştuğunu belirtti.
İsrail, Kassam Tugayları’nın Han Yunus Tugay Komutanına suikast düzenledihttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5317066-i%CC%87srail-kassam-tugaylar%C4%B1%E2%80%99n%C4%B1n-han-yunus-tugay-komutan%C4%B1na-suikast-d%C3%BCzenledi
İsrail, Kassam Tugayları’nın Han Yunus Tugay Komutanına suikast düzenledi
Hamas’ın Askerî Kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın Han Yunus Tugayı Komutanı, "Ebu el-Heysem" Lakaplı Muhammed el-Yazuri
İsrail ordusu, Hamas’ın askerî kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın Han Yunus Tugayı Komutanı "Ebu el-Heysem" lakaplı Muhammed el-Yazuri’yi, dün gece yarısı Mevasi bölgesinde yürürken insansız hava aracıyla (İHA) fırlatılan iki füzeyle vurarak öldürdü.
Saldırı, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus Mevasisi bölgesinde ana yol üzerinde, özellikle "el-Kubbe" Camii yakınlarında gerçekleşti ve el-Yazuri ile birlikte yanındaki bir kişiyi de hedef aldı.
Şarku'l Avsat’ın Hamas’taki saha kaynaklarından edindiği bilgiye göre, cesedinin parçalanması ve yüzü dâhil vücudunun tanınmaz hale gelmesi nedeniyle el-Yazuri’nin kimliği ilk etapta belirlenemedi. Kaynaklar, kendisiyle temasın aniden kesilmesi üzerine yakınlarının hedef alınan kişinin o olup olmadığını anlamaya çalıştığını ve sabahın ilk saatlerinde kurbanlar arasında bulunduğunun kesinleştiğini belirtti.
İki ayrı kaynağın verdiği bilgilere göre el-Yazuri, geçtiğimiz mayıs ayında aralarında 10 günden az bir süre farkla suikasta uğrayan İzzettin el-Haddad ve Muhammed Avde’nin öldürülmesinden kısa bir süre sonra Kassam Tugayları’nın Han Yunus Tugayı sorumluluğunu üstlenmişti. Kaynaklar, el-Yazuri’nin tugay komutanlığına getirilmeden önce Han Yunus’un orta ve batı bölgelerinin komutanlığını yürüttüğünü ifade etti.
El-Yazuri ayrıca, Kassam Tugayları bünyesindeki istihbarat biriminin komutanlığı da dâhil olmak üzere uzun yıllar çeşitli görevlerde bulundu. Söz konusu birim, 7 Ekim 2023 saldırısının hazırlanmasında güvenlik bilgilerinin toplanmasını sağlayan yapılardan biriydi.
Kaynaklar; Rafe Salame’nin suikasta uğramasının ardından başka bir komutanın Han Yunus Tugayı sorumluluğuna getirildiğini, ancak bu kişinin daha sonra Gazze Şeridi genelindeki Genelkurmay Başkanlığında operasyonel bir birimin başına geçmesiyle el-Yazuri’nin tugayın yeni genel komutanı olduğunu ifade etti.
Üçüncü bir kaynak ise el-Yazuri’nin hem mevcut savaş sırasında hem de önceki yıllarda öne çıkan bir saha komutanıyken birden fazla suikast girişimine maruz kaldığını belirtti. Kaynak, bu girişimlerden en dikkat çekeninin 2021 yılında, İsrail’in "Surların Muhafızı", Filistinlilerin ise "Kudüs’ün Kılıcı" olarak adlandırdığı savaş sırasında yaşandığını kaydetti.
El-Yazuri; Rafe Salame, Muhammed es-Sinvar ve Yahya es-Sinvar ile birlikte Han Yunus’taki bir ana tünelde bulunduğu sırada İsrail savaş uçakları tüneli çok sayıda füzeyle bombalamıştı. Tünelin yalnızca bir kısmının isabet alması sayesinde aralarında Rafe Salame’nin de bulunduğu bazı isimler yaralanarak tünelden çıkmayı başardı.
7 Ekim saldırısını yöneten komutanlar arasında yer alan el-Yazuri, takas anlaşmaları sırasında İsrailli rehinelerin teslim edilmesi süreçlerinde de rol oynadı.
Geçtiğimiz gece düzenlenen hava saldırısında el-Yazuri ile birlikte, Kassam Tugayları’nın askerî kapasitesini geliştirmekten sorumlu mühendislerinden biri olan ve üst düzey komutanlara yakınlığıyla bilinen Huzeyfe Ebu Ma’mar da hayatını kaybetti. Han Yunus’un doğusundaki "Ma’n" bölgesi sakinlerinden olan Ebu Ma’mar, savaş sırasında ve öncesinde İsrail güçlerini hedef alan birden fazla saldırıdan sorumluydu.
Kaynaklar, İsrail’in saldırıyı Ebu Ma’mar’ı hedef almak amacıyla düzenlemiş olabileceğini, yolda birlikte yürüdükleri esnada el-Yazuri’nin onun yanında olduğuna dair kesin bilgiye sahip olmayabileceğini, ancak bu durumun henüz netleşmediğini değerlendiriyor.
Eş zamanlı olarak düzenlenen bir diğer hava saldırısında ise Han Yunus’un kuzeyindeki Hamad kentinde bir aracın bombalanması sonucu Mümin Ebu Lebde öldürüldü. Şarku'l Avsat’ın edindiği bilgilere göre hedef alınan bu kişinin, Kassam Tugayları’nın Refah’ın doğusundaki saha komutanlarından biri olduğu ve daha önce de suikast girişimlerine maruz kaldığı belirtildi.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة