Suriye’den Yemen’e istikrarın yolu milislerin zayıflatılmasıyla başlar… Tek devlet, tek ordu, tek silah

Bölge, uzun süredir yitirdiği bir denklemi yeniden kazanmaya ihtiyaç duyuyor: Daha güçlü bir devlet, tek bir ordu ve tek bir silah. Suriye’den Yemen’e kadar, devletin daha güçlü hale gelmesi tek başına yeterli değil

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Suriye’den Yemen’e istikrarın yolu milislerin zayıflatılmasıyla başlar… Tek devlet, tek ordu, tek silah

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Bir yıl önce Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, New York’ta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kürsüsündeydi. O günkü katılımın en önemli yanı, sırf orada bulunmuş olmasındaydı. Beşşar Esed yönetiminden ve onlarca yıllık izolasyondan sıyrılan Suriye, uluslararası sahneye geri dönmüştü.

Şera bu hafta ikinci kez New York’a geliyor; ancak bu defa ortada farklı bir Suriye ve yanıt bekleyen farklı sorular var. Geçen yıl karşı karşıya olunan meydan okuma siyasiydi: Yeni Suriye’nin tanınması, yaptırımların kaldırılması ve kapalı kapıların açılması... Bugün ise asıl sınama ekonomik alanda. Suriyeliler bu dışa açılmanın sonuçlarını kendi günlük hayatlarında nasıl hissedecek?

Bu soruyu New York’taki toplantılardan önce Suriye sokakları sordu. Ülkenin çeşitli bölgeleri akaryakıt fiyatlarındaki artışa tepki gösteren protestolara sahne oldu. Yoksulluk halkasının her geçen gün genişlediği bir ülkede mazot ve benzin zamları basit birer ekonomik karar olarak kalmaz; doğrudan ulaşıma, gıdaya, ısınmaya ve üretime yansır.

Asala Nasri’nin konseri etrafındaki tartışmalar bile sadece sanatsal bir meseleden ibaret değildi. Yıllarca süren savaşın ardından Suriyelilerin konserler ve kültür de dâhil olmak üzere normal hayatlarına geri dönmeleri en doğal hakları. Ancak yoksulluk derinleşip enerji fiyatları fırladığında, dev bir konser bir anda öncelikler tartışmasına ve Yeni Suriye imajı ile Suriyelilerin gerçek yaşam koşulları arasındaki mesafeye dönüşüveriyor.

İşte tam bu noktada, Suriye’nin Yeniden İmarı Konferansı ve başta Körfez ülkeleri olmak üzere dış yatırımlara bağlanan umutlar devreye giriyor. Esed’in devrilmesinden bu yana Suudi Arabistan, Suriye’nin istikrarını sadece bir Suriye meselesi olarak değil, bölgesel bir Arap çıkarı olarak gören başlıca ülkelerden biri oldu. Şam’ın dünyaya açılmasını destekledi; yaptırımların kaldırılması, ekonomik yüklerin hafifletilmesi için bastırdı ve izolasyondan yatırım ile imar dönemine geçişi teşvik etti.

Ancak Şam’ın umut bağladığı Riyad, terör saldırısı girişimleriyle karşı karşıya. Husiler, füzeler ve insansız hava araçlarıyla Suudi Arabistan’ı tehdit ediyor. Husi nüfuzunun Yemen kıyılarında yayılması ve Babu’l Mendeb’e yaklaşması, dünyanın en önemli ticaret ve enerji damarlarından birine ek bir tehlike arz ediyor. Diğer taraftan ise enerji güvenliği, Hürmüz Boğazı’ndaki baskıların ve İran ile yaşanan gerilimin tehdidi altında.

İşte burada Yemen ile Suriye arasındaki mesafe göründüğünden çok daha kısalıyor. Husilerin her girişimi ve İran’ın vekil güçleri aracılığıyla Babu’l Mendeb’e ya da enerji hatlarına yönelik her tehdidi, bölgesel ekonominin maliyetini yükseltiyor ve öncelikleri yeniden sıralıyor. Ve bu maliyet en nihayetinde Suriye’ye kadar ulaşıyor.

Yükselen enerji fiyatları ekonomiyi sıkıştırıyor ve yaşam maliyetini artırıyor. Şam’dan binlerce kilometre ötedeki bir füze saldırısının ekonomik şarapnel parçaları, gelip bir Suriyelinin cebini vurabiliyor.

Ancak Suriye deneyiminin üzerinde durulmaya değer başka bir boyutu daha var. Yeni Suriye’nin 2024 sonundan bu yana verdiği en önemli sınavlardan biri, gruplaşmaları sona erdirme ve silahları devlet kontrolüne alma çabasıydı. Ordu yeniden yapılandırıldı, gruplar devlet kurumlarına entegre edildi ve Şam; toprağı, silahı ve sadakati paylaşan birden fazla ordu ve milis gücü yerine, tek bir ordu ve tek bir askeri karar merciine ulaşmak amacıyla SDG’yi entegre etme sürecinde ilerledi.

Tüm sorunlar çözülmüş ya da entegrasyonun bütün aşamaları tamamlanmış değil, ancak gidişat oldukça net. Birden fazla silahlı gücün, savaş ve barış hususunda farklı karar mercilerinin bulunduğu bir ülkede istikrar sağlanamaz. Tam da bu noktada Şam ile Yemen arasındaki mesafe bir kez daha kısalıyor. Yemen’de yaşananlar, bu durumun tam tersi bir tablo sunuyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre silahların devletin elinde toplanması yerine Husi milisler, devlete paralel bir askeri güç inşa etmeyi ve bu gücü karada hakimiyet kurup emrivakiler yaratmak için kullanmayı başardılar. Sonrasında ise oluşturdukları tehlike, karadan ve denizden Yemen sınırlarını aşarak komşularına kadar uzandı.

Silahlı bir milis gücü komşu bir devleti ve kutsal mekânları tehdit edebildiğinde, enerji tesislerini ve hatlarını hedef alıp dünyanın en önemli deniz geçitlerinden birini etkileyebildiğinde; Yemen devletinin yeniden inşası ve egemenliğinin ihyası, bölge güvenliğinin ve küresel ekonominin bir parçası haline gelir. Dolayısıyla Yemen devletinin ve meşruiyetinin desteklenmesi artık sadece Yemen’i ilgilendiren bir iç mesele değildir.

Suriye deneyimi bu noktada önemli bir ders sunuyor: Milis güçlerini dizginlemek ya da onlarla sonsuza dek bir arada yaşamaya çalışmak yeterli değildir. Asıl gereken; devlet kurumlarının inşasını desteklemek, orduyu güçlendirmek ve savaş ile barış kararının yalnızca devletin elinde olacağı şekilde silahı tek bir merkezde toplamaktır. Suriye’nin dönüşümünü tamamlamak için ihtiyaç duyduğu şey de, Yemen’in savaştan çıkmak için gereksinim duyduğu şey de tam olarak budur. Ve Washington, SDG üzerindeki koruma kalkanını nasıl kaldırdıysa, Husilerin üzerindekini de öyle kaldırmalıdır.

Bir yıl önce Şera, New York’a çantasında siyasi tanınma sorusuyla gitmişti. Bu kez ise yanında daha zor bir soru taşıyor: Bu tanınma nasıl yatırıma, yatırım nasıl istihdama ve dünyaya açılma Suriyelilerin günlük hayatında hissettiği somut bir iyileşmeye nasıl dönüşecek?

Yanıt sadece Şam’da gizli değil. Nitekim Suriye, toparlanmak ve yeniden imar sürecini tamamlamak için Arap coğrafyasının desteğine güveniyor. Ancak bu coğrafyanın da kendi devletlerini, enerji kaynaklarını ve deniz yollarını milis tehditlerinden korumaya ihtiyacı var.

Bu yüzden sadece Suriye’nin değil, tüm bölgenin istikrar reçetesini yeniden kazanmaya ihtiyacı var: Daha güçlü bir devlet, tek bir ordu ve tek bir silah. Suriye’den Yemen’e uzanan hat üzerinde sadece devletin güçlenmesi yetmez; çözüm, milislerin zayıflatılmasıyla başlar... Aksiyle değil.



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Rusya Suriye sahilinde kalıyor ancak misyon değişiyor

Mutabakat, askeri üs ve tesislerin işlevini yeniden tanımlayarak, bunların Şam ile Moskova arasında ortak eğitim ve yetiştirme merkezlerine dönüştürülmesini öngörüyor. (Independent Arabia)
Mutabakat, askeri üs ve tesislerin işlevini yeniden tanımlayarak, bunların Şam ile Moskova arasında ortak eğitim ve yetiştirme merkezlerine dönüştürülmesini öngörüyor. (Independent Arabia)
TT

Rusya Suriye sahilinde kalıyor ancak misyon değişiyor

Mutabakat, askeri üs ve tesislerin işlevini yeniden tanımlayarak, bunların Şam ile Moskova arasında ortak eğitim ve yetiştirme merkezlerine dönüştürülmesini öngörüyor. (Independent Arabia)
Mutabakat, askeri üs ve tesislerin işlevini yeniden tanımlayarak, bunların Şam ile Moskova arasında ortak eğitim ve yetiştirme merkezlerine dönüştürülmesini öngörüyor. (Independent Arabia)

Mustafa Rüstem

Rusya’ya ait bir gemi konvoyunun Suriye’nin batısındaki Tartus’a ulaşmasıyla birlikte, Rusya’nın Akdeniz kıyısındaki iki üssünden birinin bulunduğu bu limana Moskova-Şam mutabakatının ardından gelen ilk gemilerin ne taşıdığı gündeme geldi. Söz konusu mutabakat, Rusya’nın Suriye topraklarındaki varlığının geleceğine ilişkin düzenlemeleri içeriyor.

Rus konvoyunda yer alan dört gemi, bu ayın 7’sinde Akdeniz’e ulaştı. Rus çarlarının, 2024’ün sonlarında başlıca müttefikleri olan Suriye eski Devlet Başkanı Beşşar Esed’in devrilerek Moskova’ya kaçmasının ardından da Akdeniz’deki varlığını korumaya çalıştığı biliniyor.

Askeri-teknik iş birliği

Deniz istihbarat şirketi Sea Max’in uydu görüntüleri üzerinden yaptığı ilk incelemeye göre Rusya’ya ait Sparta ve ikmal gemisi Akademik Paşin konvoyda yer aldı. Reuters ise konvoydaki iki gemiyi görüntülerken, Rus petrol tankeri General Skobelev’in Suriye açıklarında demirlediğini ve boşaltma operasyonu sırasında limanın üzerinde bir gözetleme balonunun uçtuğunu bildirdi.

Bu sırada Sparta gemisi, Hmeymim ve Tartus üslerine gönderilen mühimmatın da bulunduğu malzemeleri boşalttı. Konvoydaki dördüncü gemi ise Rusya’ya ait Amiral Levçenko destroyeri. Konvoyun Cebelitarık Boğazı’nı geçerek Akdeniz’e yönelmesi ve gemilerin sinyal yayınlarını kesmesinin ardından, uydu takibiyle Suriye kıyılarına ulaştıkları doğrulandı.

Rus siyasi işler uzmanı Dr. Roland Bijamov yaptığı değerlendirmede, Rus gemilerinin faaliyetlerinin iki ülke arasındaki yeni ilişkiler ve ikili iş birliği çerçevesinde, askeri-teknik iş birliğinin yeni bir modeli kapsamında yürütüldüğünü söyledi. Bijamov, Suriye Genelkurmay Başkanı’nın Hmeymim Üssü’ne gerçekleştirdiği ilk ziyaretin, tarafların son dönemde vardıkları anlaşmaları fiilen uygulama aşamasına geçtiğini gösterdiğini belirtti.

 Rusya Akdeniz'den çekilmeyecek, Akdeniz'e kıyısı bulunan iki Suriye üssünde varlığını sürdürecek (Independent Arabia)
Rusya Akdeniz'den çekilmeyecek, Akdeniz'e kıyısı bulunan iki Suriye üssünde varlığını sürdürecek (Independent Arabia)

Bijamov’a göre Rusya Akdeniz’den çekilmeyecek; Tartus ve Hmeymim’deki varlığını sürdürecek, ancak buradaki faaliyetlerini ortak eğitim merkezleri ve lojistik merkezler şeklinde yeniden yapılandıracak.

Rusya’nın yeni Suriye ordusuna silah tedariki konusunda ise Bijamov, bunun mümkün olduğunu ancak sürecin kademeli ve pratik şekilde ilerleyeceğini, ilk aşamada Şam yönetimine yeni ordunun ihtiyaç duyduğu yedek parçalar ile askeri teçhizat bileşenlerinin sağlanmasıyla sınırlı kalacağını ifade etti.

Rus gemilerinin gelişinin, Suriye Genelkurmay Başkanı’nın Rus üssüne gerçekleştirdiği askeri heyet ziyarete paralel olarak gerçekleştiğine dikkat çeken Bijamov, iki gelişmenin aynı sürecin birbirine bağlı parçaları olduğunu belirtti. Bijamov’a göre Moskova, yeni koşullar altında varlığını sürdürürken, Şam da diğer uluslararası aktörlere karşı elini güçlendiren bir konum elde ediyor. Sürecin temelinde ise pragmatizm ve ortak çıkarlar bulunuyor.

Mutabakat ve Rusya’nın varlığı

Suriye-Rusya ilişkilerini takip eden uzmanlara göre, gerçekleşen gelişmeler Şam’ın dış politikasında, Suriyelilerin hafızasında önemli yer tutan en karmaşık meselelerden birinin çözümü açısından yeni bir adım oluşturuyor. Böylece iki taraf arasındaki eski düşmanlık, barış ve karşılıklı çıkar ilişkisine dönüştürülürken, uzun süre Rusya’nın mutlak nüfuzu altında bulunan bir bölgede Suriye egemenliğinin yeniden tesis edilmesi hedefleniyor.

Suriye Genelkurmay Başkanı’nın Rus üslerine yaptığı ziyaretin ardından Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani de cuma günü Lazkiye Uluslararası Havalimanı’nı ziyaret etti. Şeybani’ye Genelkurmay Başkanı, deniz ve hava kuvvetleri komutanları ile askeri istihbarat başkanı eşlik etti. Heyet, mutabakatın uygulanmasına ilişkin süreci takip etmek ve üzerinde anlaşmaya varılan uygulama adımlarının ne aşamada olduğunu değerlendirmek üzere bazı Rus yetkililerle bir toplantı gerçekleştirdi.

Moskova ile Şam arasında Rusya’nın iki üssünün geleceğine ilişkin müzakereler bir buçuk yılı aşkın süre devam etti. Taraflar, sivil nitelikteki tesislerin yönetiminde Suriye egemenliğini güvence altına alan bir anlaşmaya vardı. Buna göre Hmeymim Havalimanı ve Tartus Limanı’ndaki dördüncü ticari rıhtım gibi tesislerin kademeli olarak yeniden işletmeye alınması ve sivil yatırımlara açılması öngörülüyor.

Buna karşılık mutabakat, askeri nitelikteki tesislerde Rusya’nın varlığını yeniden düzenlerken, Akdeniz kıyısındaki bu bölgede Suriye’nin ulusal egemenliğini de güvence altına alıyor. Suriye Dışişleri Bakanlığı’nın konuya ilişkin açıklamasına göre yeni düzenlemelerin uygulanması için üç ayı aşmayacak net bir takvim belirlendi.

Eğitim ve silahlandırma

Suriye’nin resmi haber ajansı SANA’nın haberine göre taraflar, 9 Ağustos’ta imzalanan mutabakat kapsamında askeri üs ve tesislerin işlevlerini yeniden düzenleyerek bunları ortak eğitim ve yetiştirme merkezlerine dönüştürme konusunda anlaşmaya vardı.

Askeri analist Ahmed Kabalan yaptığı açıklamada, anlaşmanın yeni Suriye ordusuna teknik destek sağlanmasının yanı sıra eğitim ve yetiştirme faaliyetlerine katkıda bulunmasının önünü açtığını söyledi. Kabalan, özellikle Şam’ın kurtarılmasının ilk günlerinde İsrail hava saldırılarında imha edilen ağır araçların ve hava savunma sistemlerinin onarımı konusunda iş birliği yapılabileceğini ifade etti.

Kabalan’a göre bunun karşılığında Moskova Akdeniz’deki iki üssünü koruyacak. Tartus Üssü’nün, Rusya’ya Akdeniz’in güney kesimindeki NATO faaliyetlerini izleme imkânı sağlaması nedeniyle önemli olduğunu belirten Kabalan, üssün kaybedilmesinin bölgedeki güç dengesini etkileyebileceğini, ayrıca farklı ülkelerde yürütülecek operasyonlar için bir ikmal ve hareket noktası niteliği taşıdığını ifade etti.

Suriye Gelecek Hareketi ise yayımladığı açıklamada, mutabakat hükümlerinin uygulanmasının hızlandırılması çağrısında bulundu. Açıklamada, açık bir uygulama planı, kesin takvimler ve askeri tesislerin sivil ve eğitim merkezlerine fiilen dönüştürülmesini denetleyecek mekanizmalar oluşturulması istendi. Ayrıca Lazkiye Havalimanı ve Tartus Limanı’nın geliştirilmesine yönelik kapsamlı bir plan hazırlanması ve geri alınan tesislerin yönetiminde şeffaflığın artırılması, işletme faaliyetleri ve gelirler konusunda düzenli raporlar yayımlanması talep edildi.

Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığı

Moskova, 2011’de Suriye’de halk hareketinin başlamasının ardından ülkenin içişlerine doğrudan müdahil oldu. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Rusya, Çin’le birlikte Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde veto yetkisini kullanarak Esed yönetimi ile muhalifler arasındaki çatışmaları sona erdirecek uluslararası kararların önünü kesti.

Askerî açıdan Rusya’nın Suriye’deki varlığı 2015’te önemli ölçüde arttı. Moskova, önceki Suriye yönetimine silah ve teknoloji desteği sağlarken, Hmeymim ve Tartus’taki faaliyetlerini genişletti; ayrıca ülkenin farklı bölgelerinde çok sayıda askeri üs ve nokta kurdu.

Esed’in devrilmesine kadar devam eden bu varlığın ardından, muhaliflerin 27 Kasım 2024’te Halep’e yönelik operasyon başlatmasıyla Rusya, kentteki son askeri noktası olan Esed Askeri Akademisi’nden personelini çekti. Rusya ayrıca ağır araçlarını ve gelişmiş savunma sistemlerini batıdaki Hmeymim ve Tartus üslerine taşıdı ve varlığını korumak amacıyla diplomatik çözüm arayışlarına yöneldi.