Mazlum Abdi: Ahmed eş-Şara Suriye’nin Cumhurbaşkanıdır ve Suriye'de iki ordu olmayacak

ABD’nin kendisini Şam ile temas kurmaya teşvik ettiğini söyleyen SDG Lideri Abdi, IKBY deneyimini tekrarlamak istemediğini belirtti

Görsel: Yusra Naim
Görsel: Yusra Naim
TT

Mazlum Abdi: Ahmed eş-Şara Suriye’nin Cumhurbaşkanıdır ve Suriye'de iki ordu olmayacak

Görsel: Yusra Naim
Görsel: Yusra Naim

Londra: İbrahim Hamidi

SDG lideri Mazlum Abdi, Al Majalla’ya konuştu. Ahmed eş-Şara'nın Suriye'deki geçiş sürecinin cumhurbaşkanı olduğunu söyleyen Abdi, Cumhurbaşkanı Şara’yı tebrik etmekte ‘gecikmesinin’ Şara’nın geçiş döneminin cumhurbaşkanı ilan edildiği 29 Ocak'ta düzenlenen ‘Zafer Konferansı’na katılmamasından’ kaynaklandığını belirtti.

Mazlum Abdi ile 17 Şubat'ta internet üzerinden yapılan röportaj, Cumhurbaşkanı Şara ile Şam’da SDG’nin orduya entegre edilmesini öngören anlaşmanın imzalanmasından hemen önce Al Majalla’da yayınlandı.

Abdi, Cumhurbaşkanı Şara ile anlaşmanın imzalanmasının ardından X hesabından yaptığı açıklamada, “Bu hassas dönemde, halkımızın adalet ve istikrar özlemlerini yansıtan bir geçişi sağlamak için birlikte çalışıyoruz. Tüm Suriyelilerin haklarını güvence altına alan, barış ve onurlu bir yaşam özlemlerini karşılayan daha iyi bir gelecek inşa etmeye kararlıyız. Bu anlaşmayı, tüm kesimleri kucaklayan ve iyi komşuluk ilişkilerini garanti eden yeni bir Suriye'nin inşası için gerçek bir fırsat olarak görüyoruz” ifadelerini kullandı.

Abdi, kendisine yöneltilen bir soruya verdiği yanıtta, bundan birkaç hafta önce Şam'da Cumhurbaşkanı Şara ile yaptığı görüşmenin aralarında ‘Suriye'nin toprak bütünlüğü, Suriye'de tek bir ordunun, tek bir devletin, tek bir başkentin ve tek bir bayrağın olması gerektiği şeklinde egemenlik konularının’ da bulunduğu bazı ilkeler üzerinde anlaşmaya varılmasıyla sonuçlandığını söyledi.

Abdi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Üzerinde mutabık kaldığımız noktalar var ama uygulama mekanizmasının ve zamanlamasının görüşülmesi ve belirlenmesi gerekiyor. Sorunlar çözülene kadar müzakerelere ve diyaloğa devam etme konusunda mutabık kaldık. Toplantıyı olumlu bir toplantı olarak değerlendirdik.”

SDG'nin Suriye ordusuna katılmayı isteyip istemediği sorusuna Abdi, şu yanıtı verdi:

"Temel bir ilke olarak iki ordu değil, tek bir ordu olması gerektiğinde hemfikiriz. Şu an ordunun yeniden yapılandırılması için yerleşik bir yöntem var. Biz SDG güçleri olarak ordunun yapılandırıldığı temel yönteme kesinlikle bağlı kalacağız.”

Hazırlık sürecinin ve tartışma platformunun bir parçası olmanın önemini vurgulayan SDG lideri, Suriye'de kalıcı bir ateşkes sağlandığında SDG'deki yabancı savaşçıların ayrılacağını açıkladı.

Kürtlerin ve Suriye'nin kuzeydoğusundaki bölgelerin ‘Esed rejimi döneminde olduğu gibi ötekileştirilmesini’ reddettiğini bir kez daha ifade eden Abdi, Baas Partisi döneminde yaşananların tekrarlanmamasının önemli olduğunu vurguladı.

ABD’nin kendisini ve SDG'yi Şam ile diyalog kurmaya teşvik ettiğini ve bu konuda ‘arabuluculuk’ yaptığını belirten SDG lideri, Donald Trump'ın ilk başkanlık döneminde Türkiye'yi Ekim 2019 anlaşması kapsamındaki ‘ateşkese uymaya’ cesaretlendirdiğini belirtti.

Abdi ile Şara arasında anlaşmanın imzalanmasından iki gün önce, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Michael Corella Suriye'nin kuzeydoğusunu ziyaret ederek, SDG liderini Şam ile anlaşmaya varmaya teşvik etti.

Trump'ın başkanlığında ABD’nin yeniden ‘ihanet etmesinden’ endişe duyup duymadığı sorusuna Abdi, “İyimserim ve umarım böyle bir şey olmaz” yanıtını verdi.

İran ile hiçbir iş birliği olup olmadığına dair bir soruya ise Abdi, “Hayır ne o zaman ne de şimdi. İran ile gelecekte bu yönde bir ilişkimiz olmayacak. Şu an bazılarının bizi suçladığı gibi muhalefet olmaya değil, yeni yönetimin ve siyasi görüşmelerin bir parçası olmaya odaklanmış durumdayız” şeklinde cevap verdi.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) deneyimini Suriye’de tekrarlama niyetinde olmadıklarını ifade eden SDG lideri, “Ne Suriye Irak'tır ne de Suriye'nin kuzeydoğusu IKBY’dir” dedi.

İşte Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı 17 Şubat 2025 tarihinde Zoom platformu üzerinden gerçekleşen röportajın tam metni:

Basında yer alan haberlerde Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'yı tebrik ettiğinizi, Afrin ziyaretinden duyduğunuz memnuniyeti dile getirdiğinizi ve kendisini Suriye'nin kuzeydoğusunu ziyaret etmeye davet ettiğinizi okuduk. Ayrıca SDG, Suriye Demokratik Konseyi (SDK) ve Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi (KDSÖY) toplantılarının ardından yapılan açıklamayı öğrendik. Tüm bunların arka planında olan bitenleri açıklayabilir misiniz?

- Genel olarak ana hedefimizin Şam’daki yeni yönetimle diyalog kurmak olduğunu biliyorsunuz. Elbette siyasi sürecin ve yeni Suriye'nin bir parçası olmak istiyoruz. Biz (yani her iki taraf da) şimdiye kadar bu konuda istekliyiz.

Cumhurbaşkanlığı yemin törenin yapıldığı konferansta (Zafer Konferansı) biz yoktuk biliyorsunuz. Dolayısıyla (Cumhurbaşkanı Şara'yı) tebrik etme konusunda bir gecikme oldu. Ancak genel olarak, şu anda müzakereler, diyalog ve bir sonuca varmak için çalıştığımız ve diyalog içinde olduğumuz taraf Şam'daki yeni yönetim olduğu sürece, kendisini bu konuda tebrik etmemiz gayet doğal.

Biz kendi adımıza bu bölgeyi (Suriye’nin kuzeydoğusu) Suriye'nin bir parçası olarak görüyoruz ve Şam'daki yeni yönetimin Cumhurbaşkanı’nın diğer tüm bölgeleri ziyaret ettiği gibi bu bölgeyi de ziyaret etmesi bizim ve Şam'daki yeni yönetimin görevidir.

Geçiş dönemi Cumhurbaşkanı olmasından sonra Ahmed eş-Şara'yı tebrik ettiniz mi?

- Tabii ki. Şu anda seçimler yapılana, anayasa onaylanana ve diğer yasal prosedürler üzerinde anlaşmaya varılana kadar Suriye'nin geçici Cumhurbaşkanı olarak kabul ediliyor.

Temelde diyalog ve bölgenin geleceği için sonuçlara ulaşmayı istiyoruz. Müzakere yürüttüğümüz taraf şu anda Şam'daki yeni yönetim ve bu yönetimin başında yer alan isim.

Suriye'nin toprak bütünlüğü, Suriye'de tek bir ordunun, tek bir devletin, tek bir başkentin ve tek bir bayrağın olması gibi geniş çizgiler var. Bunlar egemen ve temel noktalar.

O halde SDG lideri Mazlum Abdi, Cumhurbaşkanı Şara'yı tebrik ediyor ve devrimin bayrağının Suriye bayrağı olduğunu kabul ediyor, doğru mu?

- Evet, tam olarak böyle ve bunu teyit ediyorum.

Sizin de söylediğiniz gibi 29 Aralık'ta bir müzakere turu oldu. Şam'a gidip Şara ile görüştünüz. İki kadın yardımcınızla gittiniz, o da ekibiyle beraberdi. Bize bu görüşmeler hakkında daha fazla ayrıntı verebilir misiniz?

- Bu ilk ziyaretti. Sayın Şara ile ilk görüşmemdi. Olaylar henüz yeniydi ve ilk görüşme olduğu için yeni yönetimin bakış açısını öğrenmeye ve onları durumumuzu göstermeye çalıştık. Görüşümüzü onlara bildirdik. Olumlu bir toplantı olduğunu düşündük.

En azından iki taraf birbirlerinin görüşlerini ve çekincelerini kabul etti. Temel olarak, toplantı sırasında müzakerelere devam etme konusunda mutabık kaldık. Ana noktalarda bir sorun yok, genel hatlar üzerinde mutabıkız.

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Nedir o genel hatlar?

- Suriye'nin toprak bütünlüğü, Suriye'de tek bir ordunun, tek bir devletin, tek bir başkentin ve tek bir bayrağın olması. Tüm bunlar egemenlik noktaları ve temel noktalardır.

Ancak birçok detay ve uygulama mekanizması, zamanlama ve daha birçok konu var. Detaylarda görüş farklılıklar söz konusu. İki bakış açısında da farklılık var. Bunlar çözülene kadar müzakerelere ve diyaloğa devam etme konusunda mutabık kaldık. Bu bakımdan toplantıyı olumlu olarak değerlendirdik.

O toplantıda Afrin'i ve yerinden edilmiş insanların Afrin'e dönüşünü konuştuk. Afrin halkının Afrin'e dönüşü için garantiler ve sözler aldık ve sözlerin yerine getirildiğini gördük. Bu da memnuniyetle karşıladığımız bir tutum.

Yerlerinden edilenleri geri döndürme sözü yerine getirildi mi?

- En azından 200 bin yerinden edilmiş insanın kendi bölgelerine dönmüş olması Kürt halkı için önemli bir noktadır. Bu konu gündeme geldi. (Cumhurbaşkanı Şara'nın) Afrin ziyareti sırasında Afrin halkına aynı vaatlerin tekrarlanması olumlu bir nokta olarak değerlendirildi.

Temel ilkeler üzerinde bir mutabakatın olduğunu söylediniz. Bunlar tam olarak nedir? Temel ilkeler üzerinde mutabık kalınan beş ilke var mı?

- Bu konuda açık konuşacağım. Bunlar orduyla ilgili bazı konuların yanı sıra tek bir ordumuzun olması, kurumların birbirine entegre edilmesi, devlet kurumlarının ya da genel olarak devletin bölgelerimize geri dönmesiyle ilgiliydi.

Mevcut sınırlar korunarak tek bir çatı altında idari, askeri ve güvenlik konularında mutabıkız. Diğer noktalara gelince, açıklamalarımızda da belirttiğimiz üzere, mutabık olduğumuz noktalar var ama uygulama mekanizmasının ve zamanlamasının tartışılması ve belirlenmesi gerekiyor.

Savunma Bakanlığı'nın bir parçası olmamız gerektiğine inanıyoruz, dolayısıyla kullanılan yöntemlerde söz sahibi olmalıyız. Bunun bir parçası olduğumuz sürece ve kilit konularda görüşümüz alındığı sürece, kararlılığımızı sürdüreceğiz.

Ordunun bir parçası olma ve hazırlık

SDG'nin orduya bir bütün olarak değil, üyelerinin bireyler olarak girmesi gerektiği, özerk yönetimin feshedileceği, stratejik doğal kaynakların devlet kontrolüne geçeceği ve SDG'deki tüm yabancı savaşçıların Suriye’den sınır dışı edileceği yönünde size bilgi verildiğini duydum. Bu doğru mu? Bunlarla ilgili yanıtınız nedir?

Şu anda sonuç almak ya da devam etmekte olan diyalog ve müzakerelerin başarılı olmasını bekliyoruz. Bizim için asıl mesele bu. Detaylarda konuşulması gereken pek çok nokta var. Orduya gelince, bence şu anda orduyu yeniden yapılandırmanın bir yolu var ve biz SDG güçleri olarak ordunun yapılandırıldığı temel yola kesinlikle bağlı kalacağız.

Bu bölgenin kendine has özellikleri bulunuyor. Bu da askeri kurumların birleştirilmesi konusunu incelerken ele alacağımız bir konu. Askeri meselenin, daha önce de ifade ettiğim gibi, uygulama mekanizması ve zamanlaması açısından tartışılması gerekiyor. Temel ilke olarak iki ordu değil, tek bir ordu olması gerektiği üzerinde mutabıkız. Bunlar üzerinde mutabık kaldığımız hususlar.

Savunma Bakanı Tümgeneral Murhaf Ebu Kasra ile görüştüğümüzde yeni ordunun eksiksiz bir yapıya kavuşturulması için sistematik bir plandan bahsetti. SDG'nin Savunma Bakanlığı tarafından yürütülen bu yapının bir parçası olmasına hazır mısınız?

- Hazırlık ve tartışmaların bir parçası olduğumuz sürece, evet hazırız. Savunma Bakanlığı'nın bir parçası olmamız gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle kullanılan yöntemler ve bunların nasıl ele alınacağı konusunda söz sahibi olmalıyız. Bunun bir parçası olduğumuz sürece ve kilit konularda görüşümüz alındığı sürece, bu sürecin bir parçası olmaya karar verdik. Daha doğrusu, sürecin bir parçası olduğumuz sürece biz de bu sürece bağlı kalacağız.

Ancak Savunma Bakanlığı ile aranızda askeri düzeyde hiçbir görüşme yapılmadı, öyle değil mi?

- Bu düzeyde müzakerelerin başlatılmasını istedik.

Peki ya yabancı savaşçılar ne olacak?

- Bu bağlamda ifade etmiştim, şimdi Suriyeli olmayan savaşçıların varlığının bir nedeni var. Temelde Kürt savaşçılardan, Kürt kardeşlerimizden bahsediyoruz, onlar bize yabancı değiller. Savaş sırasında bu bölgeyi ve Kürt halkını savunmak için buraya geldiler.

Tüm bu savaşçılar geldikleri yerlere dönmeye hazırlar. Şu an Suriye genelinde ateşkes söz konusu. Sükûnet ve bir tür istikrar var. Ateşkes sağlanır sağlanmaz bu savaşçılar geldikleri yerlere geri dönecekler. Biz ateşkes bekliyoruz ama şu anda ateşkes yok. Ateşkes olduğu zaman bölgeyi terk etmeye hazırlar.

Yabancı savaşçılarla ilgili belirli bir sayı var mı? 250 kişi olduklarını duymuştum, doğru mu?

- Sayıları yüzlerle ifade ediliyor, binlerle değil. Rakamlara girmeyeceğim, sadece sayılarının binlerce değil, yüzlerce olduğunu ve Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) da dahil olmak üzere diğer bölgelerdeki savaşçılar gibi büyük bir sayı olmadığını söyleyeceğim. Temelde bu konuda bir tür mükerrerlik ve bir tür adaletsizlik var. Orada bulunan yabancı savaşçıların bir kısmına vatandaşlık veriliyor. Onlarla ilgili çekincelerimiz var ama Kürt kardeşlerimizden bölgemize gelenler akrabalarını korumak için geldiler. Ateşkes olduğu sürece geri dönecekler ve dediğim gibi sayıları yüzlerle ifade ediliyor, binlerle değil.

Peki ya stratejik öneme sahip yer altı kaynaklarına (ülkenin zenginlikleri) ne olacak? Şam bu yer altı kaynaklarının tamamını almayı ve ardından kaynakların bir kısmını Suriye'nin kuzeydoğusuna harcamayı istiyor. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz?

- Prensipte Şam'da gerçekleşen ilk görüşmemizde de söylediğimiz gibi, bu konuyla ilgili bir sorunumuz yok. Biz eski rejim döneminde ötekileştirilen bu bölgenin tekrar ötekileştirilmesini istemiyoruz. Yeraltı kaynaklarının bu bölge de dahil olmak üzere tüm bölgelere adil bir şekilde dağıtılması gerekiyor.

Esed rejiminin düşmesi bekleniyordu, ancak kimsenin bu kadar hızlı düşmesini beklediğini sanmıyorum. Eski rejimi devirenler bile bunun bu kadar çabuk olmasını beklemiyorlardı.

Baas Partisi deneyiminin tekrarlanmaması

Şimdi KDSÖY’ü ne bekliyor? Şam, özerk yönetimi feshedip âdem-i merkezileştireceğini söylüyor. Siz bununla ilgili ne söyleyeceksiniz?

- Bu konular anayasa tartışmaları sırasında ve geçiş döneminde ele alınmalı. Her şeyin aynı kalması konusunda ısrarcı değiliz. Bizim 10-12 yıldır var olan bir siyasi ve bir de idari organımız var. Bu organın olmasının birtakım nedenleri vardı. Hizmet sağlamak ve bu bölgeyi var olan askeri ve idari kurumlardan korumak için bir gereklilikti. Şimdi genel olarak Suriye'deki durumda bir değişiklik olduğuna göre biz de Suriye'deki yeni duruma kesinlikle uyum sağlayacağız.

Açıkçası, Baas Partisi'nin ve eski Baas rejiminin tüm yetkileri başkentte tekelleştirmesi deneyimini yeniden yaşamak istemiyoruz. Başkentin bazı yetkileri diğer bölgelerle paylaşılmalı. Burada sadece bizim bölgemizi kastetmiyorum, tüm bölgeleri kastediyorum. Bu konular anayasanın hazırlanması sırasında ya da Ulusal Diyalog Konferansı'nda ele alınmalı.

Genel olarak bölgelerde bir tür yerel yönetim olmalıdır, ancak Esed rejiminin düşmesinden sonra Suriye’de meydana gelen değişiklikler doğrultusunda bölgemizdeki idari durumu tartışmaya hazırız.

Siz her zaman Esed rejiminin düşmesinden bahsettiniz. Geçtiğiniz aralık ayında Esed rejiminin bu kadar çabuk düşmesini bekliyor muydunuz?

- Esed rejiminin düşmesi bekleniyordu, ancak kimsenin bu kadar hızlı düşmesini beklediğini sanmıyorum. Eski rejimi devirenler bile bunun bu kadar çabuk olmasını beklemiyorlardı.

belge

Rejimin çöküşü sizi şaşırttı mı?

- Rejimin bu kadar çabuk düşmesi karşısında şaşırdık.

Diyalog konusuna geri dönelim. Yeni Suriye yönetimi bir ulusal diyalog konferansının yapılacağını ve bir hazırlık komitesinin kurulacağını duyurdu. Sanırım hazırlık komitesinin parçası olmayı ve konferansa katılmayı talep ettiniz. Siz bu hazırlık komitesi ve önerilen diyalog hakkında ne düşünüyorsunuz?

Komitenin bu şekilde oluşturulmasına ilişkin kesinlikle çekincelerimiz var. Biz sadece Kürt kesiminin değil, genel olarak bu bölgenin tüm kesimlerinin temsil edilmesini istiyoruz. Diyalog komitesinde temsil edilmesi gereken başka kesimler de var. Aramızdaki müzakereler ve diyalog başarıya ulaşırsa bunu talep edeceğiz. Mevcut yapının tüm Suriyelileri ve talepleri temsil etmediğini düşünüyoruz. Tüm kesimlerin temsilcileri bu sürece dahil edilmeli ve kapsayıcı olmalı.

Bu bağlamda Şam'la temasa geçtiniz mi?

- Geçeceğiz. Bu konuda kesinlikle bir görüşümüz olacak.

Kürt halkı anadil, eğitim dili ve hatta vatandaşlık gibi temel haklarından mahrum bırakılmıştır. Elbette tüm bunlar anayasa yazımı sırasında yeniden ele alınmalıdır.

Bildiğiniz gibi bir yasama organının oluşturulması düşünülüyor. Bir geçiş hükümeti kurma fikri de var. Bu iki organın oluşturulması konusunda sizinle herhangi bir görüşme oldu mu?

- Henüz detayları tartışmadık. Gözden geçirilmesi gereken ve eksik ele alındığını düşündüğümüz temel konu, sürece anlaşanların dahil olması. Anlaşmaya varmayanlar ise sürece katılmıyor. Bu da diyalog ilkesinin ve Ulusal Diyalog Konferansı ilkesinin özüyle çelişiyor. Anlaşmasanız bile anlaşmaya varmak için konferansa katılırsınız.

Bununla birlikte, temel çizgiler üzerinde bir anlaşmaya varmaya çalışıyoruz. Bu konferansa katılmaya istekliyiz, böylece katılmazsak eleştirilen taraf biz olmayacağız.

Müzakereler sırasında Kürtlerin haklarının anayasada yer almasını istediğinizi biliyorum. Hangi anayasa maddelerini talep ediyorsunuz?

İki farklı konu var. Suriye’nin kuzeydoğusun başka etnik kesimler ve başka bölgeler de var. Bir yönetim mevcut. Onlarca yıldır elde edilen kazanımlar söz konusu ve bu ayrı bir konu. Kürtlere gelince, onların özel bir durumu var. Kürtler, Suriye’de bağımsızlığın kazanılmasından bugüne kadar birbirini izleyen dönemlerde hep baskı gördü. Anadil, anadilde eğitim ve hatta vatandaşlık gibi temel haklarından mahrum bırakıldı. Anayasa yazılırken Kürtlerin hukuku, anadili ve hatta bölgesel yönetim meselesinin yeniden ele alınması gerekiyor. Kürt halkının siyasi ve kültürel ulusal hakları kapsamına dahil ettiğimiz ve anayasanın yeniden yazılması sırasında yeniden ele alınması gereken başka konular da bulunuyor.

Bu fikirler ortaya atıldığında Şam nasıl tepki verdi?

Prensipte karşı değillerdi ve Kürt halkının haklarının anayasada yer almasından yana olduklarını düşünüyorum ama detaylarla ilgili konuşmadık.

Dış güçler

Dış güçlerin Suriye'de olup bitenler hakkındaki görüşleri konusuna gelelim. Türkiye'nin yeni yönetim ile sizin aranızdaki diyaloğu desteklediğini düşünüyor musunuz?

- (Türkiye’nin) buna karşı çıkmaması gerekiyor ama bizim durum değerlendirmemize göre bir karşıtlık söz konusu. Bence bir engel var ve biz Türkiye'yi buna karşı çıkmamaya teşvik ediyoruz.

Peki ya ABD? O sizi Şam ile diyalog kurmaya teşvik ediyor mu?

- Tabi ki ABD bize bunu teşvik ediyor. Diyaloğa arabuluculuk ediyor ve her iki tarafı da buna cesaretlendiriyor.

ABD’liler bugünlerde size ne gibi tavsiyelerde bulunuyor?

- ABD temel olarak iletişimin olması ve müzakerelerin kesintiye uğramaması gerektiğini tavsiye ediyor. ABD’ye göre en önemli nokta müzakerelerde ilerleme kaydedilebilecek yönlere odaklanmak. Genel olarak olumlu bir tutum sergiliyor.

Anladığım kadarıyla İngiltere, Fransa ve ABD, sizinle Şam arasında arabuluculuk yaptıkları gibi Şam ile sizin aranızda da arabuluculuk yapmış ve mesajlar iletmişler. Bununla ilgili ne söylemek istersiniz?

- Evet yaptılar ve halen yapmaya devam ediyorlar.

Yaptıkları en önemli atılım ya da sizi ikna ettikleri şey neydi?

- Şu an başlıca meselenin diyaloğun sürdürülmesi ve sonuçlara ulaşılması olduğunu ve ikinci işaretin de genel olarak detaylara bakmamak olduğunu düşünüyorlar. ‘Önce diyalog konusuna odaklanın ve sonra detaylara bakın’ şeklinde düşünüyorlar.

ABD, diyalog için bir zaman çizelgesi belirledi mi?

- Hayır, buna henüz belirlenmedi.

ABD’li yetkililer her fırsatta Ortadoğu’da sonsuza kadar kalmayacaklarını vurguluyorlar. Ama bence ABD’yi Suriye'ye girmeye iten nedenler terörizm ve DEAŞ meselesi ve bu nedenler halen varlığını sürdürüyor.

Donald Trump yeniden başkan oldu. İlk döneminde 2019 yılının ekim ayında aniden Suriye’den çekilme kararı alarak Türkiye'nin Rasulayn ve Tel Abyad arasında bir bölge kurmasına izin verdiğini hatırlıyoruz. Trump'ın bir kez daha aynısını yapmasından endişe ediyor musunuz?

- Başkan Trump, (ilk) başkanlık döneminin sonlarında, o dönemde savaşın durması ve Türkiye'ye ateşkes yükümlülüğü getirilmesiyle ilgili olarak aldığı kararları yeniden gözden geçirdi. Hatta ABD Kongresi, Türkiye'nin ateşkes sürecine uymaması halinde uygulanacak bazı tedbirler ve yaptırımlarla ilgili bir yasa çıkardı. Olumlu kararlar alınmıştı. Başkan Trump'ın (ilk) döneminin sonlarında bize verdiği sözleri şimdi yerine getirmesini istiyoruz.

Nedir o sözler?

- Türkiye'nin genel olarak ateşkese ve dönemin ABD Başkan Yardımcısı (Mike Pence) ile Ankara arasında imzalanan ve ‘Ekim Anlaşmaları’ olarak adlandırdığımız anlaşmalara bağlı kalması.

Kürtler tarih boyunca ABD tarafından tekrar tekrar ‘ihanet’ uğradılar. ABD'nin yeniden ‘ihanet etmesinden’ endişe ediyor musunuz?

- Bu konuda iyimserim ve umarım böyle bir şey olmaz.

Kamışlı'da, elinde Abdullah Öcalan'ın resmini tutan SDG destekçilerini gösteren bir duvar resminin önünden geçen bir adam, 16 Aralık 2024 (AFP)Kamışlı'da, elinde Abdullah Öcalan'ın resmini tutan SDG destekçilerini gösteren bir duvar resminin önünden geçen bir adam, 16 Aralık 2024 (AFP)

ABD’nin sonsuza kadar bölgede kalacağını mı, yoksa bir gün gideceğini mi düşünüyorsunuz?

Bunu öngöremem. ABD’liler her zaman bu bölgede sonsuza kadar kalmayacaklarını vurguluyorlar. Fakat bana kalırsa ABD’lileri Suriye'ye girmeye iten nedenler, terörizm ve DEAŞ meselesi. Bu nedenler hala varlığını sürdürüyor. Hem tüm bölge hem de ABD’nin çıkarları için terör tehdidi devam ediyor. ABD güçlerinin bölgedeki varlığının nedenleri halen mevcut ve bu nedenler ortadan kalktığında kesinlikle bölgeyi terk edecekler.

Yeni yönetimin size DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) ile ilişkileri ve DEAŞ ile mücadele çabalarını devralabileceğini söylediğini duydum. Bu doğru mu?

- Bu yönde bir talep olduğunu ve buna hazır olduklarını sanıyorum.

Yeni Suriye yönetimi ile DMUK arasındaki ilişki hakkında ne düşünüyorsunuz?

- Onların da DMUK’ta yer almalarını istiyoruz ki, bu işte birlikte olalım. Bildiğiniz gibi şimdiye kadar Suriye'de DMUK bünyesinde yer alan ya da onunla ortak olan ve onunla çalışan sadece biz varız.

SDG ve HTŞ'nin DEAŞ ile mücadelede birlikte çalışması mümkün mü?

- Kesinlikle mümkün.

Bu yönde atılmış herhangi bir adım var mı?

- Şimdiye kadar herhangi bir icrai adım atılmadı, ancak prensip olarak bu konuda birlikte çalışabiliriz.

Peki ya el-Hol Kampı’na ne olacak?

- Henüz radikal bir değişiklik yok. Kampta halen DEAŞ üyelerinin ailelerinden on binlerce sivil kalıyor. Bu aileleri ülkelerine geri döndürmek için elimizden geleni yapıyoruz. Fırat'ın batısından gelen Suriyeliler de var. Daha önce Baas rejimi döneminde onları bu bölgelere geri gönderemiyorduk. Şimdi Fırat'ın batısındaki memleketlerine dönüşlerini koordine etmek için yeni yönetimle birlikte çalışıyoruz. Bu konuda yeni yönetimle temas halindeyiz.

Ortadoğu'da çok fazla değişim yaşandı, zemin çok değişti, ittifaklar çok değişti ve yeni bir bölgesel sisteme doğru gittiğimizi düşünüyorum

Bu noktadaki iş birliği düzeyinden memnun musunuz?

- Elbette yeterli değil ama iyi bir başlangıç.

İran

Peki ya İran hakkında ne dersiniz?

- Bu soruyu sorduğunuz için gerçekten teşekkür ederim.

Açıkçası İran'ın SDG'yi desteklemek ve yeni yönetime karşı SDG ile iş birliği yapmak için hazırlık yaptığını ve yeni bir iletişim kanalı açtığını söyleyenler var...

- Bunlar bize karşı ortaya atılan iddialar ve biz bunların kaynağını çok iyi biliyoruz. Bu bağlamda İran ile geçmişte ve şimdi temasımız olmadığı gibi gelecekte de olmayacak. İran’ın SDG’ye destek verdiğine ve hatta bununla ilgili girişimlerde bulunduğuna dair çıkan tüm haberler gerçek dışı ve bu haberler kasıtlı olarak ortaya atılıyor.

Yani yeni Suriye yönetimine karşı İran ile iş birliği yapmayacağımızı mı söylüyorsunuz?

- Kesinlikle açık ve net olarak bu tutumdayız.

Suriye'de savaşın başlamasının üzerinden 14 yıl, Saddam (Hüseyin) rejiminin yıkılmasının üzerinden 20 yılı aşkın bir süre geçtikten ve Gazze savaşı, Lübnan savaşı ve Suriye'deki rejim değişikliğinden sonra yeni bölgesel düzenle ilgili ne düşünüyorsunuz?

- Yeni bir bölgesel düzen var mı bilmiyorum ama birçok değişiklik oldu. Ortadoğu'da zemin ve ittifaklar çok değişti. Yeni bir bölgesel düzene doğru ilerliyoruz ve bunu genel olarak olumlu buluyorum.

Ne Suriye Irak'tır ne de Suriye'nin kuzeydoğusu IKBY’dir. İkisi de hem demografik hem de coğrafi bölünme açısından birbirinden farklılar.

Birkaç gün önce PKK lideri Abdullah Öcalan'ın yakalanmasının yıldönümüydü, bir açılımdan söz ediliyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

- Edindiğimiz bilgilere göre (Öcalan’ın) tutuklanmasından bu yana geçen 26 yılın ardından bir tür inceleme yapıldı. Şu an Kürt-Türk ilişkilerinde bir atılıma tanık oluyoruz. Belki de bir ateşkes uygulanacak ve yeni bir aşama başlayacak. Bu yeni aşamanın Türkiye'de Sayın Öcalan liderliğindeki Kürt ulusal hareketi ile Türk devleti arasında başlamasını bekliyorum. Tüm bunlar Kürdistan'ın dört parçasındaki Kürtlerin durumunu ve tabii ki genel olarak Ortadoğu bölgesini etkileyecek.

IKBY’deki Kürt liderler, size Şam ile müzakere etmeyi ve Suriye’nin askeri gücü olarak hareket etmeyi tavsiye ettiklerini söylediler. Bu doğru mu?

- Bu tavsiyeyi kardeşlerimden gelen olumlu bir tavsiye olarak görüyor ve gereken ciddiyetle ele alıyorum.

İyimser misiniz? Bir yıl içinde Suriye’yi nelerin beklediğini düşünüyorsunuz? Dört yıl içinde neler olabileceğini öngörüyorsunuz? Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara seçimlerin dört yıl içinde yapılabileceğini söylüyor. Bugünden başlayarak dört yıla kadar olan süreci nasıl görüyorsunuz?

- Dört yılın uzun bir süre olduğunu ve geçiş döneminin bundan daha kısa olması gerektiğini düşünüyorum. Ancak genel olarak bizim açımızdan kesinlikle bazı endişeler söz konusu. Çünkü siyasette siyah ve beyaz olmaz. Yine de bu konuda iyimser olmaya çalışıyoruz.

Mazlum Abdi ve Ahmed eş-Şara Şam’da SDG'nin devlet kurumlarına entegrasyonu için bir anlaşma imzaladı, 10 Mart 2025 (AFP)Mazlum Abdi ve Ahmed eş-Şara Şam’da SDG'nin devlet kurumlarına entegrasyonu için bir anlaşma imzaladı, 10 Mart 2025 (AFP)

Yeni Suriye'nin inşasına nasıl katkıda bulunacaksınız?

- Yeni Suriye'nin inşasına katılmaya hazır olduğumuzu ifade ettik. Bildiğiniz gibi bu bölge büyük bir potansiyele sahip. Kendi adımıza 12 yıldır her alanda büyük bir deneyim edindik. Yeni Suriye'nin inşasına hizmet etmek üzere idari ve askeri kadrolarımızla ve genel olarak bölgemizde var olan uzmanlığımızla bu hizmeti sunmaya hazırız. Biz kendi payımıza hazır olacağız ama elbette bu tek taraflı değil, iki taraflı bir mesele.

Şam'daki bazı taraflar, Suriye'nin kuzeydoğusundaki KDSÖY'ün Irak'ın kuzeybatısındaki IKBY gibi olmak istediğinden endişe duyuyor. Sizin niyetiniz bu mu?

Yukarıda söylediğim gibi ne Suriye Irak’tır ne de Suriye'nin kuzeydoğusu IKBY’dir. İkisi de hem demografik hem de coğrafi       bölünme açısından birbirinden farklılar.



İsrail ordusu, aşırı sağcı bir tutum sergileyerek Gazze'den çekilmemesi gerektiğini düşünüyor

Gazze sınırı yakınında, İsrail'in güneyinde kurulan Washington liderliğindeki Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde bulunan İsrailli ve Amerikalı askerler (Reuters)
Gazze sınırı yakınında, İsrail'in güneyinde kurulan Washington liderliğindeki Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde bulunan İsrailli ve Amerikalı askerler (Reuters)
TT

İsrail ordusu, aşırı sağcı bir tutum sergileyerek Gazze'den çekilmemesi gerektiğini düşünüyor

Gazze sınırı yakınında, İsrail'in güneyinde kurulan Washington liderliğindeki Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde bulunan İsrailli ve Amerikalı askerler (Reuters)
Gazze sınırı yakınında, İsrail'in güneyinde kurulan Washington liderliğindeki Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde bulunan İsrailli ve Amerikalı askerler (Reuters)

Tel Aviv'deki siyasi kaynaklar, güvenlik kurumları genelinde ve özellikle İsrail ordusunda, ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze Şeridi'nin geleceğine ilişkin ayrıntılı planına yönelik eleştirilerin arttığını ortaya koydu.

İsrail ordusunun birçok üst düzey yetkilisi aşırı sağcı tutumlar benimsiyor ve Washington'ın iyimser açıklamalarını, özellikle Hamas'ın silahsızlandırılması ve yönetim otoritesinin kimliği konusunda, gerçekçi olmayan ve uygulama mekanizmaları eksik olarak değerlendiriyor gibi görünüyor.

Kaynaklara göre İsrail ordusu ikinci aşamanın şartlarından biri olan İsrail'in Gazze Şeridi'nden çekilmesinin ertelenmesini talep ediyor.

Trump'ın planına göre Gazze'den çekilme aşamalarının gösteren harita (Beyaz Saray)“Trump'ın planına göre Gazze'den çekilme aşamaları(Beyaz Saray)“

Ya biz ya onlar

İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, hiç vakit kaybetmeden orduyu destekleyen bir açıklamada bulundu.

Daha da ileri giderek Gazze'deki durumu izleyen Kiryat Gat'taki Washington liderliğindeki Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nin (CMCC) kapatılmasını isteyen Smotrich, 2005 yılında Gazze'den çekilme ‘hatasını’ düzeltmenin acil bir ihtiyaç olduğunu söyledi. İsrail gazetesi The Times of Israel'e göre Batı Şeria'daki yeni yerleşim birimi Yitzhar’ı tanıtan bir konuşmada Smotrich, İsrail'in Gazze Şeridi’ni kontrol altına almak için ‘bir 20 yıl daha bekleyemeyeceğini’ ifade etti.

İsrail'in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria'daki Ma'ale Adumim yerleşimini genişletme planına ilişkin bir haritayı incelerken (Arşiv - AFP)İsrail'in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria'daki Ma'ale Adumim yerleşimini genişletme planına ilişkin bir haritayı incelerken (Arşiv - AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya Gazze'nin kontrolünü ele geçirmesi için çağrıda bulunan Smotrich, “Ya biz ya da onlar; ya İsrail'in tam kontrolü, Hamas'ın yok edilmesi, uzun vadede terörizmin bastırılmaya devam edilmesi, düşmanın yurtdışına göçünün teşvik edilmesi ve kalıcı İsrail yerleşimi ya da -Tanrı korusun- savaşın çabalarının ve maliyetlerinin boşa harcanması ve bir sonraki turun beklenmesi” ifadelerini kullandı.

Trump'ın planı İsrail için kötü

İsrailli aşırı sağcı bakan, ABD Başkanı Donald Trump'ın rehinelerin kurtarılmasındaki rolü nedeniyle İsrail'in minnettarlığını hak ettiğini, ancak ‘planının İsrail Devleti için kötü’ olduğunu ve bir kenara bırakılması gerektiğini ekledi.

“Gazze bize ait ve onun geleceği bizim geleceğimizi diğer herkesten daha fazla etkileyecek” diye vurgulayan Smotrich, Tel Aviv'in ‘sorumluluk alması ve askeri yönetim uygulaması’ gerektiğini söyledi.

Smotrich, Washington ile anlaşmazlık ve çatışma pahasına olsa bile, ABD'nin liderliğindeki ve Gazze'deki durumu ve Trump'ın planının uygulanmasını izlediği Kiryat Gat'taki CMCC’nin kapatılması çağrısında bulundu.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, geçen ekim ayında İsrail'in güneyindeki CMCC’yi ziyareti sırasında askerlerle konuşurken (AP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, geçen ekim ayında İsrail'in güneyindeki CMCC’yi ziyareti sırasında askerlerle konuşurken (AP)

İsrail gazetesi Haaretz’in dünkü bir haberine göre güvenlik kaynakları, ABD Başkanı Trump’ın sivil altyapının geliştirilmesi ve hatta yüksek katlı kulelerin inşa edilmesini de içeren ‘Yeni Gazze’ vizyonu ile İsrail ordusuna şu ana kadar sunulan güvenlik anlayışları arasında önemli bir uçurum olduğunu belirtti.

Gazeteye konuşan bir kaynak, şunları söyledi:

“Bu planlar İsrail ordusunun yeni savunma konseptiyle uyumlu değil. Örneğin, yeni Gazze'de güneydeki yerleşim yerleri ve İsrail ordusunun mevzilerini gören yüksek katlı kuleler inşa etme planları var. Bu, güvenlik açısından düşünülemez ve bölgedeki kasabalara ve sahadaki güçlere doğrudan tehdit oluşturacaktır.”

Hamas zaten kontrolü ele geçirmiş durumda

İsrail ordusu, şekillenmekte olan anlaşmalara göre Hamas'ın yaklaşık iki ay içinde silahsızlandırılacağını açıkladı. Ancak güvenlik yetkilileri ne kendilerinin ne de Şin-Bet'in (İsrail'in iç güvenlik servisi) böyle bir eylemi gerçekleştirebilecek yetenekte ve buna hazır olan herhangi bir güçten haberdar olmadığını itiraf ediyor.

İsrailli yüksek rütbeli bir subay şöyle dedi:

“Kimse Hamas'ı silahsızlandırmayacak, özellikle de Hamas'ın halihazırda kontrol ettiği ve yeni Gazze inşa edildikten sonra da kontrol etmeye devam edeceği eski Gazze'de uluslararası güçlerin bunu yapacağı varsayımı kesinlikle temelsiz.”

Başka bir kaynağa göre İsrailli istihbarat yetkilileri, Hamas'ın savaşta zarar gören silah üretim kapasitesini ve askeri gücünü yeniden kazanmaya yönelik devam eden girişimleri konusunda uyardı.

Otoriteye ilişkin farklı değerlendirmeler

Ancak İsrail güvenlik yetkilileri, Filistin Yönetimi'ne ilişkin değerlendirmelerinde sağcı hükümetle aynı fikirde değiller. Hamas'ın güçlendiği mevcut durumu sürdürmektense Gazze Şeridi'ni Filistin Yönetimi'ne devretmeyi tercih edeceklerini ısrarla belirttiler.

Filistin Ulusal Güvenlik Kuvvetleri 101. Özel Operasyon Birimi (Filistin Ulusal Güvenlik Kuvvetleri internet sitesi)Filistin Ulusal Güvenlik Kuvvetleri 101. Özel Operasyon Birimi (Filistin Ulusal Güvenlik Kuvvetleri internet sitesi)

Yetkililer, karar alma sürecine yönelik hayal kırıklıklarını ve öfkelerini dile getirdiler. Şarku’l Avsat’ın Haaretz gazetesinden aktardığına göre üst düzey yetkililer, tüm sürecin onların bilgisi dışında, profesyonel görüşleri dinlenmeden veya dikkate alınmadan yürütüldüğünü belirtiyor. Konuyla ilgili bilgili eski bir üst düzey güvenlik kaynağına göre siyasetçiler, güvenlik kurumlarını önemli tartışmalardan uzak tutuyor.

Bu bağlamda İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Hamas etkili bir şekilde silahsızlandırılana kadar İsrail ordusunun Sarı Hat’tan çekilmesine izin verilmemesini, İsrailli rehine Ran Gvili'nin cesedi iade edilene kadar Refah Sınır Kapısı’nın Gazzelilere açılmamasını ve savaşta hasar gören tünel ağının yeniden inşası için Hamas'a aktarılmasını önlemek amacıyla çimento, demir ve benzeri inşaat malzemelerinin Gazze Şeridi'ne girişini yakından izlemek için bir mekanizma kurulmasını talep etti.

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında Gazze Şeridi'ne girmek için bekleyen ağır ekipmanlar (AFP)Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında Gazze Şeridi'ne girmek için bekleyen ağır ekipmanlar (AFP)

Gazete, güvenlik kurumlarının endişe duyduğu bir başka konuyu; Amerika'nın Gazze Şeridi'nde bir liman kurma planına da dikkati çekti. Bu plan henüz sadece teoride olmasına ve pratikte uygulanmamasına rağmen güvenlik kurumları, ABD ve Türkiye ile Katar dahil olmak üzere Gazze Şeridi'nin yeniden inşasına katılan diğer ülkelerin, malların doğrudan Gazze Şeridi'ne girişini sağlayacak bir liman kurulmasına ilgi gösterdiğinin farkında.

Güvenlik kaynakları, bu adımın içerdiği güvenlik riskleri nedeniyle İsrail ordusu ve güvenlik kurumlarıyla tam ve dikkatli bir koordinasyon gerektirdiği konusunda uyardı.


Trump'ın Ortadoğu denklemindeki eksik unsur: Filistinliler

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago Kulübü’nde yapılan toplantının ardından düzenledikleri basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago Kulübü’nde yapılan toplantının ardından düzenledikleri basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)
TT

Trump'ın Ortadoğu denklemindeki eksik unsur: Filistinliler

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago Kulübü’nde yapılan toplantının ardından düzenledikleri basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago Kulübü’nde yapılan toplantının ardından düzenledikleri basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)

Brian Katulis

ABD Başkanı Donald Trump, bu hafta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu Florida'daki konutunda sıcak bir şekilde karşıladı. Bu kamuoyu önündeki gösteri, Gazze'den İran'a kadar çeşitli konularda iki liderin ortak tutumlarını ve Netanyahu'nun ülkesinde karşı karşıya olduğu hukuki ve siyasi zorlukları yansıtıyor. Görüşme, Trump'ın Gazze için hazırladığı 20 maddelik planın ikinci aşamasına geçiş dahil olmak üzere, iki liderin önemli konularda olası taktiksel farklılıkları hakkında haftalarca süren spekülasyonların ardından gerçekleşti.

Trump, Ortadoğu'da kapsamlı ve kalıcı bir barışın sağlanmasını en önemli önceliği olarak görmeye devam ederken, Venezuela ve Nijerya gibi uzak yerlerde askeri operasyonları yoğunlaştırsa da barışçı bir lider olarak tarihi bir miras bırakma konusunda büyük hedefleri var.

Ancak, Trump'ın ilk döneminden bu yana yaklaşımında eksik olan ve bölgede anlamlı ilerlemeyi engellemesi muhtemel olan önemli bir unsur var. O da Gazze, Batı Şeria ve Kudüs'te yaşayan milyonlarca Filistinlinin sesini duyurmak ve onları sürdürülebilir barışın kilit aktörleri olarak sürece dahil etmek için samimi bir çabanın sarf edilmesi. Bu hafta Trump ve Netanyahu'nun kamuoyu önünde sergiledikleri uyum, tanıdık bir gerçeği, yani ABD politikasının, Filistinlileri, Trump'ın Ortadoğu yaklaşımında en önemli öncelik olmaya devam eden ABD-İsrail stratejik ilişkisine bağlı ikincil bir ayrıntı olarak görmeye devam ettiğini yeniden teyit etti.

Bu durum, Trump'ın ilk döneminde büyük ölçüde geçerliydi. Görevdeki ilk yılında Filistin Yönetimi liderleriyle bazı dostane jestler ve sıcak ilişkiler kurduktan sonra, Trump Filistinlilere yönelik maksimum baskı ve izolasyon politikasına geçti. Washington’daki Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) diplomatik ofisini kapattı ve 2018 yılında ABD’nin Filistinlilere yönelik yardımlarını kesti.

Trump'ın ilk başkanlığı sırasındaki yönetimi, 2020'nin başlarında, Filistinlilerin sınırlı katkılarıyla hazırlanan ve liderleri tarafından eleştirilen ‘Barış için Refah’ planını yayınladı.

Trump, ilk döneminde Filistin meselesine gerçek bir öncelik vermeden İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Fas arasında normalleşme anlaşmalarının imzalanmasını sağladı.

Ancak, İsrail ile Suudi Arabistan arasında normalleşme anlaşması ve Ortadoğu'da daha geniş bir barış arayışında olduğu için bu formülü tekrarlayabilmesi olası görünmüyor. İsrail ile Hamas arasında Gazze'de iki yılı aşkın bir süre devam eden yıkıcı savaş, İsrail'in davranışları ve geçtiğimiz yıl Ortadoğu’da gerçekleştirdiği askeri saldırılarla ilgili artan belirsizlik, Suudi Arabistan gibi önemli Arap ülkelerinin İsrail ile daha yakın ilişkiler kurma konusunda daha temkinli ve çekingen davranmasına neden oldu.

Trump'ın ikinci döneminin başlarında ateşkes ve rehinelerin serbest bırakılmasına ilişkin bir anlaşma imzalandı, ancak bu anlaşma sadece birkaç hafta sürdü ve İsrail anlaşmayı feshederek askeri operasyonlarına yeniden başladı, Gazze'ye daha katı bir abluka uyguladı. Bu durum, o dönemin ilkbahar, yaz ve sonbahar aylarında milyonlarca Filistinlinin insani durumunu daha da kötüleştirdi. Trump yönetimi geçtiğimiz ekim ayında, Gazze'deki Filistinlileri kimin yöneteceği ve planın Hamas'ı silahsızlandırma hedefinin nasıl uygulanacağı gibi önemli konularda kasıtlı ve istisnai olarak belirsiz kalan 20 maddelik bir planın parçası olarak ikinci bir ateşkes anlaşması imzaladı.

Trump, bu hafta Netanyahu ile yaptığı görüşmede, İsrail'in Gazze'de yaptığı hiçbir şeyden endişe duymadığını belirterek, İsrail'in Gazze anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini ‘yüzde yüz’ yerine getirdiğini vurguladı. Ancak, devam eden askeri saldırılar ve İsrail'in Gazze Şeridi'ne insani yardım ulaştırılmasını kısıtlaması gibi aksini gösteren kanıtlar var. Trump, Hamas'a silahsızlanmayı reddetmeye devam ederse ‘ağır bir bedel ödeyeceği’ tehdidinde bulundu ve Gazze için öngörülen uluslararası istikrar gücüne katılabilecek bir dizi ülkenin hareketin silahsızlandırılmasında rol oynayabileceğini söyledi. Ancak bu, içerdiği riskler nedeniyle olası görünmüyor.

asdefrgt
Gazze'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda savaşın tahrip ettiği bir mahallenin ortasında kurulan geçici pazarda toplanan Filistinlilerin görüldüğü havadan çekilen bir fotoğrafta (AFP)

Ancak, Trump’ın Ortadoğu denkleminde eksik olan en önemli unsur Filistinliler olmaya devam ediyor. 20 maddelik barış planı, Trump'ın başkanlık edeceği uluslararası bir barış konseyinin kurulmasını öngörüyor. Bu konseyde, Gazze sakinleri için kamu hizmetlerini ve belediyeleri yönetmekle görevlendirilecek, henüz isimleri açıklanmayan Filistinli teknokratlardan oluşan geçici bir geçiş dönemi yönetim komitesinde yer alacak Filistinliler için koltuklar ayrılmış durumda. Trump'ın 2026'nın başlarında bu önemli noktalarda genel ifadelerden somut adımlara geçmeyi planladığı söyleniyor, ancak önerilen yönetim düzenlemelerinin Filistin Yönetimi'ne bu çabalarda anlamlı bir rol vereceğine dair çok az kanıt var. Bunun nedeni ise şu anki İsrail hükümetinin buna kısmen de olsa karşı çıkıyor olması. Trump'ın planındaki en zayıf halka bu. Trump’ın Ortadoğu'ya yaklaşımının kronik bir özelliği de Filistinlileri çözümün ortakları statüsüne yükseltmeyen ve kendi işlerini yönetme konusunda daha güçlü bir ses vermeyecek sınırlı adımlarla yetinmek.

Dahası, Trump'ın Filistinlilerle ilişkileri kötüleştirme yönündeki genel yaklaşımı, sürdürülebilir yönetişim veya uygulanabilir hukuk ve düzen için iyiye işaret değil. Bu yaz, Trump yönetimi, Filistin Yönetimi'nin üst düzey yetkilileri ve eğitim veya tıbbi tedavi için ABD'yi ziyaret etmeyi planlayan sıradan Filistinliler de dahil olmak üzere, tüm Filistin pasaportu sahiplerinin ABD'ye seyahat etmesini yasakladı. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre daha yakın zamanda, Trump yönetimi Filistinlileri, Suriyeliler ve birkaç Afrika ülkesinin vatandaşlarını da kapsayan daha geniş bir vize yasağına dahil etti. Bunun yanında, Başkan Yardımcısı J.D. Vance başta olmak üzere Trump yönetiminin üst düzey yetkilileri, 2024 yılında henüz başkanlık için adayken Trump'ın söylediği sözleri tekrarlayarak, ‘Filistinli’ kelimesini iç politikadaki rakiplerine karşı siyasi bir hakaret olarak kullanıyor. Bu durum, saygı görmeyi ve Trump'ın yaklaşımında Ortadoğu'nun geleceğinin bir parçası olmasını isteyen Filistinliler için umut verici bir tablo çizmiyor.

Daha etkili bir yol

Trump yönetimi Ortadoğu'da anlamlı ve kalıcı bir ilerleme görmek istiyorsa, Filistin cephesinde rotasını düzeltmeli. Temel konularda sıklıkla bölünmüş olan önemli Arap devletleri, Filistin davasını ilerletme ve iki devletli çözüme giden yolu destekleme konusunda şimdi her zamankinden daha birleşik görünüyor. Buna, Trump'ın Gazze'nin yeniden inşası için önemli miktarda finansman ve diğer kaynaklar sağlamasını ve bölgesel entegrasyon için daha geniş çaplı çabaları desteklemesini beklediği Arap Körfez ülkeleri de dahil.

Trump, öngörülemez olmasıyla gurur duyuyor ve zaman zaman Filistin meselesinde mevcut İsrail hükümetini tedirgin eden adımlar atıyor. Öyle ki bu yılın sonbaharında, İsrail'in Batı Şeria'yı ilhak etme girişimlerine karşı sert bir uyarıda bulundu. Bu hafta, Trump ve üst düzey danışmanlarının Netanyahu'ya, hükümetinin Batı Şeria'da istikrarı bozan politikası konusunda uyarıda bulundukları bildirildi.

Ancak, Filistinlilerle daha güçlü bir iş birliği yapılmadıkça, bölgede barışın sağlanması için onların sesini duyurmaya yönelik çabalar ve mevcut İsrail hükümetinin yaklaşımından önemli ölçüde farklı yaklaşımlara sahip Ortadoğu'daki ortaklarla koordineli bir şekilde yürütülen çabalar olmadıkça, sürdürülebilir barışa doğru ilerlenemez. Bu olmadan, Trump'ın 20 maddelik planını ikinci aşamaya taşımaya yönelik çabalarının bölgede kalıcı bir barış sağlaması olası görünmüyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.

“Trump'ın ilk döneminden bu yana yaklaşımında eksik olan Gazze, Batı Şeria ve Kudüs'te yaşayan milyonlarca Filistinlinin sesini duyurmak ve onları sürdürülebilir barışın kilit aktörleri olarak sürece dahil etmek için samimi bir çabanın sarf edilmesi.”


Trump-Netanyahu görüşmesi: ABD Başkanı’nın müttefikleriyle arası ne durumda?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübünde yapılan görüşmenin ardından düzenledikleri basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübünde yapılan görüşmenin ardından düzenledikleri basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)
TT

Trump-Netanyahu görüşmesi: ABD Başkanı’nın müttefikleriyle arası ne durumda?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübünde yapılan görüşmenin ardından düzenledikleri basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübünde yapılan görüşmenin ardından düzenledikleri basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)

Elie el-Kuseyfi

ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında geçtiğimiz eylül ayında gerçekleşen ve Netanyahu’nun Gazze ile ilgili ABD'nin 20 maddelik barış planını onaylamasıyla iki aşama arasında bir dönüm noktası oluşturan toplantı ile pazartesi günü Florida'da gerçekleşen toplantı aynı değildi. Bu son görüşme, iki tamamen farklı aşama arasında net bir kırılma noktası oluşturmazken bölgede yeni bir aşama için teorik ve pratik temeller atmadı. Aksine özellikle Trump’ın yaptığı açıklamalara göre son görüşme, daha ziyade Suriye ve Türkiye ile ilgili, daha az ölçüde de Gazze ile ilgili daha önce açıklanan tutumları yinelemek ve İran'ın nükleer ve füze programları ile ilgili diğer pozisyonları güncellemek için bir fırsat oldu.

Bu yüzden görüşme, özellikle İsrail’in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaş ve bunun son iki yıldır bölgede yarattığı etkiler sonrasında, bölgesel ve uluslararası değişikliklerden ciddi şekilde etkilenmemiş gibi görünen iki tarihi müttefik arasındaki toplantı geleneğinden sapmadı. Bu durum ne toplantı öncesinde ne de sonrasında bir sorun oluşturdu. Ancak Gazze'deki ateşkesin ardından Trump ve Netanyahu arasındaki ilişkinin geleceği ve bölgedeki gelişmeleri ve bölgesel çıkarlarını yorumlamalarında görünen farklılıklar sorusu gündeme geldi. Görüşme sırasında, iki lider arasında ve ABD yönetimi ile İsrail hükümeti arasında, iki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir model oluşturabilecek gerçek bir ayrılık belirtisi olup olmadığına dikkat çekildi.

Trump ve Netanyahu’nun eylül ve aralık aylarında gerçekleştirdikleri görüşmeler arasındaki temel fark, Trump'ın bölgedeki müttefiklerine karşı tutumunda yatıyordu.

Florida'daki görüşme, bu soruya ne bir cevap ne de cevabına dair bir ipucu barındırıyordu. Ki bu da bekleniyordu, ancak bu durum, sorunun artık geride kaldığı ve iki ülke arasındaki ilişkilerin önümüzdeki dönemde birçok sorunun ve belki de bazı ‘durumsal’ değişikliklerin konusu olmayacağı anlamına gelmiyor. Toplantı, Trump ve Netanyahu arasındaki ilişkinin niteliği konusunu büyük ölçüde çözmüş olsa da bu ilişki, eylül ayındaki son toplantılarından bu yana geçtiğimiz üç ay içindeki gelişmelerden olumsuz etkilenmiş gibi görünmüyor. Buna karşın Trump gibi bir başkan için çifte öneme sahip olabilecek şahsi düzeydeki ilişki, Gazze'den Suriye ve Türkiye'ye, belki de Lübnan'a ve daha az ölçüde İran'a kadar, iki liderin mevcut sorunlara yaklaşımlarında farklılıklar olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Gazze'de ateşkesin ilan edilmesinin ardından gündeme gelen Netanyahu'nun ‘yerine geçecek kişi’ sorunu, özellikle ABD yönetiminin şu anda onun yerine geçecek halihazırda bir aday olmaması ve Ürdün Kralı 2. Abdullah'ın açıkça ifade ettiği üzere ‘Bibi’ye (Binyamin Netanyahu’nun lakabı) yönelik bölgesel hassasiyetin en azından şu aşamada Trump'ın ona verdiği desteği yeniden gözden geçirmesine neden olacak bir aşamaya gelmiş gibi görünmemesi sebebiyle ertelenmiş veya gündemden düşmüş gibi görünüyor. Onun varlığı Washington’ın bölgesel stratejisini etkilemediği ve bölgedeki nüfuz ve çıkarların belirlenmesi sürecinin son aşamasına henüz gelinmediği sürece bunun olması beklenmiyor. Dolayısıyla Netanyahu'nun sahneden çekilmesi talebi, yeni bir aşamaya geçiş için acil veya gerekli hale gelmiş değil. Bu da aynı zamanda bölgesel tarafların Washington üzerinde manevra yapma ve baskı uygulama kabiliyetine ve Washington'ın bölgesel müttefiklerinin taleplerini dengeleme ve çıkarlarına göre önceliklerini düzenleme kabiliyetine de bağlı.

sdfrgt
ABD Başkanı Donald Trump ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD'nin başkenti Washington'daki Beyaz Saray'da bir araya geldi, 25 Eylül 2025 (Reuters)

Diğer bir deyişle, Trump Netanyahu'yu övüp İsrail'in ateşkes anlaşmasına yüzde 100 bağlı olduğunu söylerken, diğer tarafların bağlılığını sorgulasa da, görüşme Gazze ve bölge genelinde İsrail ve ABD’nin önceliklerindeki farklılıklar hakkındaki önceki sızıntıları yalanlamadı. Ancak aynı zamanda, özellikle Beşşar Esed rejiminin düşmesinde Türkiye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın rolünü öven Trump, İsrail'in Suriye'den başlayıp Doğu Akdeniz'den geçerek Afrika Boynuzu'na uzanan stratejik bir çatışmaya girdiği bir dönemde, Türkiye'nin Gazze'deki rolünü desteklemeye devam ediyor gibi göründü. Bu da ne iki liderin görüşmesinde ne de ABD ve İsrail'in bölgesel meselelere ilişkin politika ve önceliklerinde önemsiz bir ayrıntı değil. Trump ve Netanyahu’nun eylül ve aralık aylarında gerçekleştirdikleri görüşmeler arasındaki temel fark, Trump'ın bölgedeki müttefiklerine karşı tutumunda yatıyordu. Suriye'den Yemen'e, Akdeniz'den Kızıldeniz kıyılarına kadar bölge ülkeleri arasında eşi ve benzeri görülmemiş bir jeopolitik rekabet varken, Trump bölgedeki müttefiklerine karşı ne tür bir tutum sergiliyor?

Florida

Florida’daki görüşmeyi, Gazze'deki ateşkesin ardından geçtiğimiz üç ayı Amerika ve İsrail'in değerlendirmesi olarak görecek olursak özellikle de Trump, İran'ın nükleer kapasitesini yeniden inşa ettiği ‘kanıtlanırsa’ yeni saldırılarla tehdit ettikten sonra ABD ve İsrail'in şu anda en az anlaşmazlık yaşadığı konunun İran olduğu söylenebilir. İran’ın füze programına gelince Trump, İran'ın nükleer programını kontrol altına almakla aynı önceliği vermeye Netanyahu kadar hevesli görünmüyordu. Trump'ın İran'la ilgili tehditler ve anlaşma arayışları arasındaki tüm açıklamaları, ABD’nin İran sorununa yaklaşımındaki belirsizliği teyit ediyor. Trump, İran'daki ‘başarılarından’ bir kez daha gurur duyduğunu gösterirken, daha da önemlisi, ABD'nin İran'a yönelik saldırılarını ‘Ortadoğu barışı’ ile ilişkilendirdi. Bu, Trump'ın kendisi ve yönetimi için bölgedeki ‘barışın’ önemini vurgulamak ve daha da önemlisi, Nobel Barış Ödülü yolunda şahsi bir başarı olarak görmek için kullandığı yöntemlerden biri.

Daha önce sızdırılan bilgilerde olduğu gibi, özellikle Trump'ın ‘yakında başlaması planlanan’ yeniden inşa sürecinin Hamas'ın tamamen silahsızlandırılmasına bağlı olmadığı yönündeki açıklamasından sonra, ABD yönetimi ile İsrail hükümeti arasında bir anlaşmazlık var gibi görünüyor.

Başka bir deyişle, ABD Başkanı Gazze'deki savaşı sona erdirmeye kararlı ve savaşı yeniden başlatmak ya da İsrail'in çatışmayı tırmandırmasına ‘izin vermek’ konusunda hiçbir heves ya da istek göstermiyor. Ancak, anlaşmanın çökmesine yol açmamak kaydıyla, İsrail'in mevcut bombardıman ve saldırılarının hızına da karşı çıkmıyor. Peki ya ikinci aşamaya geçmek? Burada da, daha önce sızdırılan bilgilerde olduğu gibi, özellikle Trump'ın ‘yakında başlaması planlanan’ yeniden inşa sürecinin Hamas'ın tamamen silahsızlandırılmasına bağlı olmadığı yönündeki açıklamasından sonra, ABD yönetimi ile İsrail hükümeti arasında bir anlaşmazlık var gibi görünüyor.

Bu, Netanyahu için çok hassas bir konu, çünkü sağ kanattan ABD yönetimine hiçbir taviz vermemesi yönünde baskı görüyor. Bu baskı, son iki gün içinde anlaşmanın ikinci aşamasının maddelerinden biri olan Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılması meselesinde de açıkça görüldü.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Netanyahu, sınır kapısının açılabileceğini ima ettikten sonra, İsrail'in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in baskısıyla geri adım attı, ancak bu, özellikle de toplantı öncesinde İsrail ordusuna Gazze'deki durumu sakinleştirmesi talimatı verilmiş olması nedeniyle Florida’daki görüşme öncesinde yapılan bir manevranın parçası olabilir. Ancak Trump, şu anda ABD'nin pozisyonunu iyi yöneten Hamas'a karşı bir şekilde ‘olumlu’ görünse de, net bir takvim belirlemeden ve konuyu yoruma açık bırakarak, Netanyahu ve hükümetini bir dereceye kadar tatmin edebilecek şekilde, Hamas'a silahsızlanması için zaman tanıdı.

frgthy
ABD Başkanı Donald Trump ve Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, Washington'daki Beyaz Saray'da, 10 Kasım 2025 (AFP)

Bölgede devam eden sert rekabete geri dönecek olursak bu rekabetin eksenleri henüz tam olarak oluşmamış olsa da, özellikle potansiyel ittifaklar açısından, Abraham (İbrahim) Anlaşmaları ve Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve İsrail arasındaki ittifak çerçevesinde İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasındaki kesişimlerinden giderek daha fazla söz edilmeye başladı. Bu durum, Pakistan'ın birden fazla tarafla ortak çıkarları olması nedeniyle konumunun zorlu olduğu bir dönemde, Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır da dahil olmak üzere bu kesişimlerden ve ittifaklardan etkilenen ülkelerin, karşı kesişimler ve ittifaklar kurma girişiminde bulunup bulunmayacağı sorusunu gündeme getiriyor. Ne olursa olsun, Yemen ve Afrika Boynuzu'ndaki gelişmeler, daha geniş bölgesel manzara ve rekabet haritasının önemli bir parçası haline gelmiştir. Bunları Ortadoğu'da, daha spesifik olarak Arap Levant'ta, özellikle de Türkiye-İsrail rekabetinin zirveye ulaştığı Suriye'de yaşananlardan ayırmak artık mümkün değil. Bu da hem Netanyahu hem de Erdoğan ile dostluğuyla övünen ABD yönetimi ve Trump için can sıkıcı bir konu. Trump'ın, Türkiye ile İsrail arasında Suriye'de işlerin yolunda gideceğini defalarca kez iddia etmesi, bunun gerçekten gerçekleşmesi için yeterli mi? ABD'nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) daimi temsilcisinin pazartesi günü İsrail'in Somaliland’i tanıma kararını desteklemesi, ABD'nin Afrika Boynuzu'nda ve belki de Yemen'de İsrail'e karşı taraflı bir tutum sergilediğini gösteriyor. Bu durumda, iki ülke arasındaki çatışmanın Somali, Somaliland ve genel olarak Afrika Boynuzu'na yayılması konusunda ABD'nin nasıl bir tutum sergiliyor?

Washington ve İsrail'in bölgesel meselelerde uzlaşıya varıp varmayacaklarını, yani Washington'ın İsrail'e Suriye'de ateşkes karşılığında Lübnan'da gerginliğin tırmanmasını kabul edip etmeyeceğini tahmin etmek zor.

Trump, Türkiye ve İsrail hakkında söylediklerini, Suriye ve İsrail hakkında da söyledi. Netanyahu'nun Florida'daki açıklamalarından İsrail'in Suriye ve Lübnan meselelerine yaklaşımının tamamen güvenlik temelli olduğu açıkça anlaşılırken, Trump iki ülke arasındaki ilişkilerin ABD'nin planladığı şekilde ilerleyeceğini belirtti. ABD Başkanı, yönetiminin her iki konuyu da ağırlıklı olarak siyasi bir perspektiften ele aldığı bir dönemde, sınır güvenliği ve azınlıkların, özellikle de Dürziler ve Hıristiyanların korunmasının önemini bir kez daha yineledi. Washington, Suriye'de Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın yönetimini desteklemeye devam ediyor. Trump, pazartesi günü yaptığı açıklamada, elbette kendisinin bölgeye ilişkin hesaplamalarında göz ardı edemeyeceği Arap ülkeleri-Türkiye çatışmasında kilit bir figür olduğunu göz önünde bulundurarak, Şara'yı övdü. Washington, Lübnan'da özellikle İsrail ve Lübnan'dan siyasi müzakerecilerle güçlendirildikten sonra, Lübnan'ın güneyindeki ateşkesi izleyen ‘mekanizma’ komitesini artık daha fazla destekliyor. Ancak Lübnan, Suriye ve hatta Gazze'ye göre daha az bölgesel ve uluslararası koruma altında olduğu için ‘zayıf bir nokta’ olmaya devam ediyor. Öte yandan bu, İsrail'in Hizbullah'a daha fazla saldırmayı planlaması halinde bunun ABD'de anlayışla karşılanacağı anlamına gelmiyor. Çünkü ABD'nin Lübnan'daki hesaplamaları, Washington'ın desteğiyle seçilen mevcut cumhurbaşkanı ve hükümeti desteklemeyi gerektiriyor. Şimdiye kadar, bu desteği özellikle de Trump'ın da tekrarladığı gibi, Washington, Lübnan hükümetinin ve desteklediği Lübnan ordusunun Hizbullah'ın silahları sorununu ‘çözme’ konusundaki sınırlarını anlayışla karşıladığını gösterdiğinden sonlandırması için bir neden görünmüyor. Ancak Trump'ın Hizbullah'ın kötü davranışlarına ilişkin yorumları, ABD'nin İsrail'in Hizbullah'a karşı tırmanışına yeşil ışık yakmaya devam edeceğine işaret ediyor.

Burada, Washington ile İsrail arasında bölgesel meselelerde bir takas olacağını, yani Washington'ın Suriye'deki sükunet ve Lübnan'daki gerginlik karşılığında İsrail'i feda edeceğini öngörmenin kolay olmadığını belirtmek gerekir. Bu yaygın bir görüş olmakla birlikte, her bir konunun kendine özgü niteliği ve ABD’nin bölgesel çıkarları bağlamında bu konulara olan ilgisi göz önüne alındığında, birbirinden ayrılamayacak bu iki unsurun bir arada ele alındığı bu görüş tam olarak doğru değil. İsrail'in manevra alanı ve Tel Aviv'in, ABD yönetiminin kesin bir politikası olmayan kırılgan bölgelerde fiili durumu dayatma kabiliyeti küçümsenemez, ancak genel olarak, ‘bir dönüm noktası’ veya ‘tarihi’ olarak nitelendirilemeyecek olan Florida’daki görüşme, bölgedeki mevcut durumun değişmeyeceğini ilan ediyor. Bu durum, ABD yönetimi ile zaman kazanmaya devam eden Netanyahu'yu tatmin edebilir ve aynı zamanda Gazze Şeridi ve bölge ile ilgili tüm vaatlerini tek başına yerine getiremeyen Trump'ı da tatmin eder. Dolayısıyla, savaşın ve barışın olmadığı mevcut durum, Trump için bir nebze rahatlatıcı olmakla birlikte onu verdiği aşırı vaatlerden de kurtarıyor!