Mazlum Abdi: Ahmed eş-Şara Suriye’nin Cumhurbaşkanıdır ve Suriye'de iki ordu olmayacak

ABD’nin kendisini Şam ile temas kurmaya teşvik ettiğini söyleyen SDG Lideri Abdi, IKBY deneyimini tekrarlamak istemediğini belirtti

Görsel: Yusra Naim
Görsel: Yusra Naim
TT

Mazlum Abdi: Ahmed eş-Şara Suriye’nin Cumhurbaşkanıdır ve Suriye'de iki ordu olmayacak

Görsel: Yusra Naim
Görsel: Yusra Naim

Londra: İbrahim Hamidi

SDG lideri Mazlum Abdi, Al Majalla’ya konuştu. Ahmed eş-Şara'nın Suriye'deki geçiş sürecinin cumhurbaşkanı olduğunu söyleyen Abdi, Cumhurbaşkanı Şara’yı tebrik etmekte ‘gecikmesinin’ Şara’nın geçiş döneminin cumhurbaşkanı ilan edildiği 29 Ocak'ta düzenlenen ‘Zafer Konferansı’na katılmamasından’ kaynaklandığını belirtti.

Mazlum Abdi ile 17 Şubat'ta internet üzerinden yapılan röportaj, Cumhurbaşkanı Şara ile Şam’da SDG’nin orduya entegre edilmesini öngören anlaşmanın imzalanmasından hemen önce Al Majalla’da yayınlandı.

Abdi, Cumhurbaşkanı Şara ile anlaşmanın imzalanmasının ardından X hesabından yaptığı açıklamada, “Bu hassas dönemde, halkımızın adalet ve istikrar özlemlerini yansıtan bir geçişi sağlamak için birlikte çalışıyoruz. Tüm Suriyelilerin haklarını güvence altına alan, barış ve onurlu bir yaşam özlemlerini karşılayan daha iyi bir gelecek inşa etmeye kararlıyız. Bu anlaşmayı, tüm kesimleri kucaklayan ve iyi komşuluk ilişkilerini garanti eden yeni bir Suriye'nin inşası için gerçek bir fırsat olarak görüyoruz” ifadelerini kullandı.

Abdi, kendisine yöneltilen bir soruya verdiği yanıtta, bundan birkaç hafta önce Şam'da Cumhurbaşkanı Şara ile yaptığı görüşmenin aralarında ‘Suriye'nin toprak bütünlüğü, Suriye'de tek bir ordunun, tek bir devletin, tek bir başkentin ve tek bir bayrağın olması gerektiği şeklinde egemenlik konularının’ da bulunduğu bazı ilkeler üzerinde anlaşmaya varılmasıyla sonuçlandığını söyledi.

Abdi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Üzerinde mutabık kaldığımız noktalar var ama uygulama mekanizmasının ve zamanlamasının görüşülmesi ve belirlenmesi gerekiyor. Sorunlar çözülene kadar müzakerelere ve diyaloğa devam etme konusunda mutabık kaldık. Toplantıyı olumlu bir toplantı olarak değerlendirdik.”

SDG'nin Suriye ordusuna katılmayı isteyip istemediği sorusuna Abdi, şu yanıtı verdi:

"Temel bir ilke olarak iki ordu değil, tek bir ordu olması gerektiğinde hemfikiriz. Şu an ordunun yeniden yapılandırılması için yerleşik bir yöntem var. Biz SDG güçleri olarak ordunun yapılandırıldığı temel yönteme kesinlikle bağlı kalacağız.”

Hazırlık sürecinin ve tartışma platformunun bir parçası olmanın önemini vurgulayan SDG lideri, Suriye'de kalıcı bir ateşkes sağlandığında SDG'deki yabancı savaşçıların ayrılacağını açıkladı.

Kürtlerin ve Suriye'nin kuzeydoğusundaki bölgelerin ‘Esed rejimi döneminde olduğu gibi ötekileştirilmesini’ reddettiğini bir kez daha ifade eden Abdi, Baas Partisi döneminde yaşananların tekrarlanmamasının önemli olduğunu vurguladı.

ABD’nin kendisini ve SDG'yi Şam ile diyalog kurmaya teşvik ettiğini ve bu konuda ‘arabuluculuk’ yaptığını belirten SDG lideri, Donald Trump'ın ilk başkanlık döneminde Türkiye'yi Ekim 2019 anlaşması kapsamındaki ‘ateşkese uymaya’ cesaretlendirdiğini belirtti.

Abdi ile Şara arasında anlaşmanın imzalanmasından iki gün önce, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Michael Corella Suriye'nin kuzeydoğusunu ziyaret ederek, SDG liderini Şam ile anlaşmaya varmaya teşvik etti.

Trump'ın başkanlığında ABD’nin yeniden ‘ihanet etmesinden’ endişe duyup duymadığı sorusuna Abdi, “İyimserim ve umarım böyle bir şey olmaz” yanıtını verdi.

İran ile hiçbir iş birliği olup olmadığına dair bir soruya ise Abdi, “Hayır ne o zaman ne de şimdi. İran ile gelecekte bu yönde bir ilişkimiz olmayacak. Şu an bazılarının bizi suçladığı gibi muhalefet olmaya değil, yeni yönetimin ve siyasi görüşmelerin bir parçası olmaya odaklanmış durumdayız” şeklinde cevap verdi.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) deneyimini Suriye’de tekrarlama niyetinde olmadıklarını ifade eden SDG lideri, “Ne Suriye Irak'tır ne de Suriye'nin kuzeydoğusu IKBY’dir” dedi.

İşte Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı 17 Şubat 2025 tarihinde Zoom platformu üzerinden gerçekleşen röportajın tam metni:

Basında yer alan haberlerde Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'yı tebrik ettiğinizi, Afrin ziyaretinden duyduğunuz memnuniyeti dile getirdiğinizi ve kendisini Suriye'nin kuzeydoğusunu ziyaret etmeye davet ettiğinizi okuduk. Ayrıca SDG, Suriye Demokratik Konseyi (SDK) ve Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi (KDSÖY) toplantılarının ardından yapılan açıklamayı öğrendik. Tüm bunların arka planında olan bitenleri açıklayabilir misiniz?

- Genel olarak ana hedefimizin Şam’daki yeni yönetimle diyalog kurmak olduğunu biliyorsunuz. Elbette siyasi sürecin ve yeni Suriye'nin bir parçası olmak istiyoruz. Biz (yani her iki taraf da) şimdiye kadar bu konuda istekliyiz.

Cumhurbaşkanlığı yemin törenin yapıldığı konferansta (Zafer Konferansı) biz yoktuk biliyorsunuz. Dolayısıyla (Cumhurbaşkanı Şara'yı) tebrik etme konusunda bir gecikme oldu. Ancak genel olarak, şu anda müzakereler, diyalog ve bir sonuca varmak için çalıştığımız ve diyalog içinde olduğumuz taraf Şam'daki yeni yönetim olduğu sürece, kendisini bu konuda tebrik etmemiz gayet doğal.

Biz kendi adımıza bu bölgeyi (Suriye’nin kuzeydoğusu) Suriye'nin bir parçası olarak görüyoruz ve Şam'daki yeni yönetimin Cumhurbaşkanı’nın diğer tüm bölgeleri ziyaret ettiği gibi bu bölgeyi de ziyaret etmesi bizim ve Şam'daki yeni yönetimin görevidir.

Geçiş dönemi Cumhurbaşkanı olmasından sonra Ahmed eş-Şara'yı tebrik ettiniz mi?

- Tabii ki. Şu anda seçimler yapılana, anayasa onaylanana ve diğer yasal prosedürler üzerinde anlaşmaya varılana kadar Suriye'nin geçici Cumhurbaşkanı olarak kabul ediliyor.

Temelde diyalog ve bölgenin geleceği için sonuçlara ulaşmayı istiyoruz. Müzakere yürüttüğümüz taraf şu anda Şam'daki yeni yönetim ve bu yönetimin başında yer alan isim.

Suriye'nin toprak bütünlüğü, Suriye'de tek bir ordunun, tek bir devletin, tek bir başkentin ve tek bir bayrağın olması gibi geniş çizgiler var. Bunlar egemen ve temel noktalar.

O halde SDG lideri Mazlum Abdi, Cumhurbaşkanı Şara'yı tebrik ediyor ve devrimin bayrağının Suriye bayrağı olduğunu kabul ediyor, doğru mu?

- Evet, tam olarak böyle ve bunu teyit ediyorum.

Sizin de söylediğiniz gibi 29 Aralık'ta bir müzakere turu oldu. Şam'a gidip Şara ile görüştünüz. İki kadın yardımcınızla gittiniz, o da ekibiyle beraberdi. Bize bu görüşmeler hakkında daha fazla ayrıntı verebilir misiniz?

- Bu ilk ziyaretti. Sayın Şara ile ilk görüşmemdi. Olaylar henüz yeniydi ve ilk görüşme olduğu için yeni yönetimin bakış açısını öğrenmeye ve onları durumumuzu göstermeye çalıştık. Görüşümüzü onlara bildirdik. Olumlu bir toplantı olduğunu düşündük.

En azından iki taraf birbirlerinin görüşlerini ve çekincelerini kabul etti. Temel olarak, toplantı sırasında müzakerelere devam etme konusunda mutabık kaldık. Ana noktalarda bir sorun yok, genel hatlar üzerinde mutabıkız.

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Nedir o genel hatlar?

- Suriye'nin toprak bütünlüğü, Suriye'de tek bir ordunun, tek bir devletin, tek bir başkentin ve tek bir bayrağın olması. Tüm bunlar egemenlik noktaları ve temel noktalardır.

Ancak birçok detay ve uygulama mekanizması, zamanlama ve daha birçok konu var. Detaylarda görüş farklılıklar söz konusu. İki bakış açısında da farklılık var. Bunlar çözülene kadar müzakerelere ve diyaloğa devam etme konusunda mutabık kaldık. Bu bakımdan toplantıyı olumlu olarak değerlendirdik.

O toplantıda Afrin'i ve yerinden edilmiş insanların Afrin'e dönüşünü konuştuk. Afrin halkının Afrin'e dönüşü için garantiler ve sözler aldık ve sözlerin yerine getirildiğini gördük. Bu da memnuniyetle karşıladığımız bir tutum.

Yerlerinden edilenleri geri döndürme sözü yerine getirildi mi?

- En azından 200 bin yerinden edilmiş insanın kendi bölgelerine dönmüş olması Kürt halkı için önemli bir noktadır. Bu konu gündeme geldi. (Cumhurbaşkanı Şara'nın) Afrin ziyareti sırasında Afrin halkına aynı vaatlerin tekrarlanması olumlu bir nokta olarak değerlendirildi.

Temel ilkeler üzerinde bir mutabakatın olduğunu söylediniz. Bunlar tam olarak nedir? Temel ilkeler üzerinde mutabık kalınan beş ilke var mı?

- Bu konuda açık konuşacağım. Bunlar orduyla ilgili bazı konuların yanı sıra tek bir ordumuzun olması, kurumların birbirine entegre edilmesi, devlet kurumlarının ya da genel olarak devletin bölgelerimize geri dönmesiyle ilgiliydi.

Mevcut sınırlar korunarak tek bir çatı altında idari, askeri ve güvenlik konularında mutabıkız. Diğer noktalara gelince, açıklamalarımızda da belirttiğimiz üzere, mutabık olduğumuz noktalar var ama uygulama mekanizmasının ve zamanlamasının tartışılması ve belirlenmesi gerekiyor.

Savunma Bakanlığı'nın bir parçası olmamız gerektiğine inanıyoruz, dolayısıyla kullanılan yöntemlerde söz sahibi olmalıyız. Bunun bir parçası olduğumuz sürece ve kilit konularda görüşümüz alındığı sürece, kararlılığımızı sürdüreceğiz.

Ordunun bir parçası olma ve hazırlık

SDG'nin orduya bir bütün olarak değil, üyelerinin bireyler olarak girmesi gerektiği, özerk yönetimin feshedileceği, stratejik doğal kaynakların devlet kontrolüne geçeceği ve SDG'deki tüm yabancı savaşçıların Suriye’den sınır dışı edileceği yönünde size bilgi verildiğini duydum. Bu doğru mu? Bunlarla ilgili yanıtınız nedir?

Şu anda sonuç almak ya da devam etmekte olan diyalog ve müzakerelerin başarılı olmasını bekliyoruz. Bizim için asıl mesele bu. Detaylarda konuşulması gereken pek çok nokta var. Orduya gelince, bence şu anda orduyu yeniden yapılandırmanın bir yolu var ve biz SDG güçleri olarak ordunun yapılandırıldığı temel yola kesinlikle bağlı kalacağız.

Bu bölgenin kendine has özellikleri bulunuyor. Bu da askeri kurumların birleştirilmesi konusunu incelerken ele alacağımız bir konu. Askeri meselenin, daha önce de ifade ettiğim gibi, uygulama mekanizması ve zamanlaması açısından tartışılması gerekiyor. Temel ilke olarak iki ordu değil, tek bir ordu olması gerektiği üzerinde mutabıkız. Bunlar üzerinde mutabık kaldığımız hususlar.

Savunma Bakanı Tümgeneral Murhaf Ebu Kasra ile görüştüğümüzde yeni ordunun eksiksiz bir yapıya kavuşturulması için sistematik bir plandan bahsetti. SDG'nin Savunma Bakanlığı tarafından yürütülen bu yapının bir parçası olmasına hazır mısınız?

- Hazırlık ve tartışmaların bir parçası olduğumuz sürece, evet hazırız. Savunma Bakanlığı'nın bir parçası olmamız gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle kullanılan yöntemler ve bunların nasıl ele alınacağı konusunda söz sahibi olmalıyız. Bunun bir parçası olduğumuz sürece ve kilit konularda görüşümüz alındığı sürece, bu sürecin bir parçası olmaya karar verdik. Daha doğrusu, sürecin bir parçası olduğumuz sürece biz de bu sürece bağlı kalacağız.

Ancak Savunma Bakanlığı ile aranızda askeri düzeyde hiçbir görüşme yapılmadı, öyle değil mi?

- Bu düzeyde müzakerelerin başlatılmasını istedik.

Peki ya yabancı savaşçılar ne olacak?

- Bu bağlamda ifade etmiştim, şimdi Suriyeli olmayan savaşçıların varlığının bir nedeni var. Temelde Kürt savaşçılardan, Kürt kardeşlerimizden bahsediyoruz, onlar bize yabancı değiller. Savaş sırasında bu bölgeyi ve Kürt halkını savunmak için buraya geldiler.

Tüm bu savaşçılar geldikleri yerlere dönmeye hazırlar. Şu an Suriye genelinde ateşkes söz konusu. Sükûnet ve bir tür istikrar var. Ateşkes sağlanır sağlanmaz bu savaşçılar geldikleri yerlere geri dönecekler. Biz ateşkes bekliyoruz ama şu anda ateşkes yok. Ateşkes olduğu zaman bölgeyi terk etmeye hazırlar.

Yabancı savaşçılarla ilgili belirli bir sayı var mı? 250 kişi olduklarını duymuştum, doğru mu?

- Sayıları yüzlerle ifade ediliyor, binlerle değil. Rakamlara girmeyeceğim, sadece sayılarının binlerce değil, yüzlerce olduğunu ve Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) da dahil olmak üzere diğer bölgelerdeki savaşçılar gibi büyük bir sayı olmadığını söyleyeceğim. Temelde bu konuda bir tür mükerrerlik ve bir tür adaletsizlik var. Orada bulunan yabancı savaşçıların bir kısmına vatandaşlık veriliyor. Onlarla ilgili çekincelerimiz var ama Kürt kardeşlerimizden bölgemize gelenler akrabalarını korumak için geldiler. Ateşkes olduğu sürece geri dönecekler ve dediğim gibi sayıları yüzlerle ifade ediliyor, binlerle değil.

Peki ya stratejik öneme sahip yer altı kaynaklarına (ülkenin zenginlikleri) ne olacak? Şam bu yer altı kaynaklarının tamamını almayı ve ardından kaynakların bir kısmını Suriye'nin kuzeydoğusuna harcamayı istiyor. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz?

- Prensipte Şam'da gerçekleşen ilk görüşmemizde de söylediğimiz gibi, bu konuyla ilgili bir sorunumuz yok. Biz eski rejim döneminde ötekileştirilen bu bölgenin tekrar ötekileştirilmesini istemiyoruz. Yeraltı kaynaklarının bu bölge de dahil olmak üzere tüm bölgelere adil bir şekilde dağıtılması gerekiyor.

Esed rejiminin düşmesi bekleniyordu, ancak kimsenin bu kadar hızlı düşmesini beklediğini sanmıyorum. Eski rejimi devirenler bile bunun bu kadar çabuk olmasını beklemiyorlardı.

Baas Partisi deneyiminin tekrarlanmaması

Şimdi KDSÖY’ü ne bekliyor? Şam, özerk yönetimi feshedip âdem-i merkezileştireceğini söylüyor. Siz bununla ilgili ne söyleyeceksiniz?

- Bu konular anayasa tartışmaları sırasında ve geçiş döneminde ele alınmalı. Her şeyin aynı kalması konusunda ısrarcı değiliz. Bizim 10-12 yıldır var olan bir siyasi ve bir de idari organımız var. Bu organın olmasının birtakım nedenleri vardı. Hizmet sağlamak ve bu bölgeyi var olan askeri ve idari kurumlardan korumak için bir gereklilikti. Şimdi genel olarak Suriye'deki durumda bir değişiklik olduğuna göre biz de Suriye'deki yeni duruma kesinlikle uyum sağlayacağız.

Açıkçası, Baas Partisi'nin ve eski Baas rejiminin tüm yetkileri başkentte tekelleştirmesi deneyimini yeniden yaşamak istemiyoruz. Başkentin bazı yetkileri diğer bölgelerle paylaşılmalı. Burada sadece bizim bölgemizi kastetmiyorum, tüm bölgeleri kastediyorum. Bu konular anayasanın hazırlanması sırasında ya da Ulusal Diyalog Konferansı'nda ele alınmalı.

Genel olarak bölgelerde bir tür yerel yönetim olmalıdır, ancak Esed rejiminin düşmesinden sonra Suriye’de meydana gelen değişiklikler doğrultusunda bölgemizdeki idari durumu tartışmaya hazırız.

Siz her zaman Esed rejiminin düşmesinden bahsettiniz. Geçtiğiniz aralık ayında Esed rejiminin bu kadar çabuk düşmesini bekliyor muydunuz?

- Esed rejiminin düşmesi bekleniyordu, ancak kimsenin bu kadar hızlı düşmesini beklediğini sanmıyorum. Eski rejimi devirenler bile bunun bu kadar çabuk olmasını beklemiyorlardı.

belge

Rejimin çöküşü sizi şaşırttı mı?

- Rejimin bu kadar çabuk düşmesi karşısında şaşırdık.

Diyalog konusuna geri dönelim. Yeni Suriye yönetimi bir ulusal diyalog konferansının yapılacağını ve bir hazırlık komitesinin kurulacağını duyurdu. Sanırım hazırlık komitesinin parçası olmayı ve konferansa katılmayı talep ettiniz. Siz bu hazırlık komitesi ve önerilen diyalog hakkında ne düşünüyorsunuz?

Komitenin bu şekilde oluşturulmasına ilişkin kesinlikle çekincelerimiz var. Biz sadece Kürt kesiminin değil, genel olarak bu bölgenin tüm kesimlerinin temsil edilmesini istiyoruz. Diyalog komitesinde temsil edilmesi gereken başka kesimler de var. Aramızdaki müzakereler ve diyalog başarıya ulaşırsa bunu talep edeceğiz. Mevcut yapının tüm Suriyelileri ve talepleri temsil etmediğini düşünüyoruz. Tüm kesimlerin temsilcileri bu sürece dahil edilmeli ve kapsayıcı olmalı.

Bu bağlamda Şam'la temasa geçtiniz mi?

- Geçeceğiz. Bu konuda kesinlikle bir görüşümüz olacak.

Kürt halkı anadil, eğitim dili ve hatta vatandaşlık gibi temel haklarından mahrum bırakılmıştır. Elbette tüm bunlar anayasa yazımı sırasında yeniden ele alınmalıdır.

Bildiğiniz gibi bir yasama organının oluşturulması düşünülüyor. Bir geçiş hükümeti kurma fikri de var. Bu iki organın oluşturulması konusunda sizinle herhangi bir görüşme oldu mu?

- Henüz detayları tartışmadık. Gözden geçirilmesi gereken ve eksik ele alındığını düşündüğümüz temel konu, sürece anlaşanların dahil olması. Anlaşmaya varmayanlar ise sürece katılmıyor. Bu da diyalog ilkesinin ve Ulusal Diyalog Konferansı ilkesinin özüyle çelişiyor. Anlaşmasanız bile anlaşmaya varmak için konferansa katılırsınız.

Bununla birlikte, temel çizgiler üzerinde bir anlaşmaya varmaya çalışıyoruz. Bu konferansa katılmaya istekliyiz, böylece katılmazsak eleştirilen taraf biz olmayacağız.

Müzakereler sırasında Kürtlerin haklarının anayasada yer almasını istediğinizi biliyorum. Hangi anayasa maddelerini talep ediyorsunuz?

İki farklı konu var. Suriye’nin kuzeydoğusun başka etnik kesimler ve başka bölgeler de var. Bir yönetim mevcut. Onlarca yıldır elde edilen kazanımlar söz konusu ve bu ayrı bir konu. Kürtlere gelince, onların özel bir durumu var. Kürtler, Suriye’de bağımsızlığın kazanılmasından bugüne kadar birbirini izleyen dönemlerde hep baskı gördü. Anadil, anadilde eğitim ve hatta vatandaşlık gibi temel haklarından mahrum bırakıldı. Anayasa yazılırken Kürtlerin hukuku, anadili ve hatta bölgesel yönetim meselesinin yeniden ele alınması gerekiyor. Kürt halkının siyasi ve kültürel ulusal hakları kapsamına dahil ettiğimiz ve anayasanın yeniden yazılması sırasında yeniden ele alınması gereken başka konular da bulunuyor.

Bu fikirler ortaya atıldığında Şam nasıl tepki verdi?

Prensipte karşı değillerdi ve Kürt halkının haklarının anayasada yer almasından yana olduklarını düşünüyorum ama detaylarla ilgili konuşmadık.

Dış güçler

Dış güçlerin Suriye'de olup bitenler hakkındaki görüşleri konusuna gelelim. Türkiye'nin yeni yönetim ile sizin aranızdaki diyaloğu desteklediğini düşünüyor musunuz?

- (Türkiye’nin) buna karşı çıkmaması gerekiyor ama bizim durum değerlendirmemize göre bir karşıtlık söz konusu. Bence bir engel var ve biz Türkiye'yi buna karşı çıkmamaya teşvik ediyoruz.

Peki ya ABD? O sizi Şam ile diyalog kurmaya teşvik ediyor mu?

- Tabi ki ABD bize bunu teşvik ediyor. Diyaloğa arabuluculuk ediyor ve her iki tarafı da buna cesaretlendiriyor.

ABD’liler bugünlerde size ne gibi tavsiyelerde bulunuyor?

- ABD temel olarak iletişimin olması ve müzakerelerin kesintiye uğramaması gerektiğini tavsiye ediyor. ABD’ye göre en önemli nokta müzakerelerde ilerleme kaydedilebilecek yönlere odaklanmak. Genel olarak olumlu bir tutum sergiliyor.

Anladığım kadarıyla İngiltere, Fransa ve ABD, sizinle Şam arasında arabuluculuk yaptıkları gibi Şam ile sizin aranızda da arabuluculuk yapmış ve mesajlar iletmişler. Bununla ilgili ne söylemek istersiniz?

- Evet yaptılar ve halen yapmaya devam ediyorlar.

Yaptıkları en önemli atılım ya da sizi ikna ettikleri şey neydi?

- Şu an başlıca meselenin diyaloğun sürdürülmesi ve sonuçlara ulaşılması olduğunu ve ikinci işaretin de genel olarak detaylara bakmamak olduğunu düşünüyorlar. ‘Önce diyalog konusuna odaklanın ve sonra detaylara bakın’ şeklinde düşünüyorlar.

ABD, diyalog için bir zaman çizelgesi belirledi mi?

- Hayır, buna henüz belirlenmedi.

ABD’li yetkililer her fırsatta Ortadoğu’da sonsuza kadar kalmayacaklarını vurguluyorlar. Ama bence ABD’yi Suriye'ye girmeye iten nedenler terörizm ve DEAŞ meselesi ve bu nedenler halen varlığını sürdürüyor.

Donald Trump yeniden başkan oldu. İlk döneminde 2019 yılının ekim ayında aniden Suriye’den çekilme kararı alarak Türkiye'nin Rasulayn ve Tel Abyad arasında bir bölge kurmasına izin verdiğini hatırlıyoruz. Trump'ın bir kez daha aynısını yapmasından endişe ediyor musunuz?

- Başkan Trump, (ilk) başkanlık döneminin sonlarında, o dönemde savaşın durması ve Türkiye'ye ateşkes yükümlülüğü getirilmesiyle ilgili olarak aldığı kararları yeniden gözden geçirdi. Hatta ABD Kongresi, Türkiye'nin ateşkes sürecine uymaması halinde uygulanacak bazı tedbirler ve yaptırımlarla ilgili bir yasa çıkardı. Olumlu kararlar alınmıştı. Başkan Trump'ın (ilk) döneminin sonlarında bize verdiği sözleri şimdi yerine getirmesini istiyoruz.

Nedir o sözler?

- Türkiye'nin genel olarak ateşkese ve dönemin ABD Başkan Yardımcısı (Mike Pence) ile Ankara arasında imzalanan ve ‘Ekim Anlaşmaları’ olarak adlandırdığımız anlaşmalara bağlı kalması.

Kürtler tarih boyunca ABD tarafından tekrar tekrar ‘ihanet’ uğradılar. ABD'nin yeniden ‘ihanet etmesinden’ endişe ediyor musunuz?

- Bu konuda iyimserim ve umarım böyle bir şey olmaz.

Kamışlı'da, elinde Abdullah Öcalan'ın resmini tutan SDG destekçilerini gösteren bir duvar resminin önünden geçen bir adam, 16 Aralık 2024 (AFP)Kamışlı'da, elinde Abdullah Öcalan'ın resmini tutan SDG destekçilerini gösteren bir duvar resminin önünden geçen bir adam, 16 Aralık 2024 (AFP)

ABD’nin sonsuza kadar bölgede kalacağını mı, yoksa bir gün gideceğini mi düşünüyorsunuz?

Bunu öngöremem. ABD’liler her zaman bu bölgede sonsuza kadar kalmayacaklarını vurguluyorlar. Fakat bana kalırsa ABD’lileri Suriye'ye girmeye iten nedenler, terörizm ve DEAŞ meselesi. Bu nedenler hala varlığını sürdürüyor. Hem tüm bölge hem de ABD’nin çıkarları için terör tehdidi devam ediyor. ABD güçlerinin bölgedeki varlığının nedenleri halen mevcut ve bu nedenler ortadan kalktığında kesinlikle bölgeyi terk edecekler.

Yeni yönetimin size DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) ile ilişkileri ve DEAŞ ile mücadele çabalarını devralabileceğini söylediğini duydum. Bu doğru mu?

- Bu yönde bir talep olduğunu ve buna hazır olduklarını sanıyorum.

Yeni Suriye yönetimi ile DMUK arasındaki ilişki hakkında ne düşünüyorsunuz?

- Onların da DMUK’ta yer almalarını istiyoruz ki, bu işte birlikte olalım. Bildiğiniz gibi şimdiye kadar Suriye'de DMUK bünyesinde yer alan ya da onunla ortak olan ve onunla çalışan sadece biz varız.

SDG ve HTŞ'nin DEAŞ ile mücadelede birlikte çalışması mümkün mü?

- Kesinlikle mümkün.

Bu yönde atılmış herhangi bir adım var mı?

- Şimdiye kadar herhangi bir icrai adım atılmadı, ancak prensip olarak bu konuda birlikte çalışabiliriz.

Peki ya el-Hol Kampı’na ne olacak?

- Henüz radikal bir değişiklik yok. Kampta halen DEAŞ üyelerinin ailelerinden on binlerce sivil kalıyor. Bu aileleri ülkelerine geri döndürmek için elimizden geleni yapıyoruz. Fırat'ın batısından gelen Suriyeliler de var. Daha önce Baas rejimi döneminde onları bu bölgelere geri gönderemiyorduk. Şimdi Fırat'ın batısındaki memleketlerine dönüşlerini koordine etmek için yeni yönetimle birlikte çalışıyoruz. Bu konuda yeni yönetimle temas halindeyiz.

Ortadoğu'da çok fazla değişim yaşandı, zemin çok değişti, ittifaklar çok değişti ve yeni bir bölgesel sisteme doğru gittiğimizi düşünüyorum

Bu noktadaki iş birliği düzeyinden memnun musunuz?

- Elbette yeterli değil ama iyi bir başlangıç.

İran

Peki ya İran hakkında ne dersiniz?

- Bu soruyu sorduğunuz için gerçekten teşekkür ederim.

Açıkçası İran'ın SDG'yi desteklemek ve yeni yönetime karşı SDG ile iş birliği yapmak için hazırlık yaptığını ve yeni bir iletişim kanalı açtığını söyleyenler var...

- Bunlar bize karşı ortaya atılan iddialar ve biz bunların kaynağını çok iyi biliyoruz. Bu bağlamda İran ile geçmişte ve şimdi temasımız olmadığı gibi gelecekte de olmayacak. İran’ın SDG’ye destek verdiğine ve hatta bununla ilgili girişimlerde bulunduğuna dair çıkan tüm haberler gerçek dışı ve bu haberler kasıtlı olarak ortaya atılıyor.

Yani yeni Suriye yönetimine karşı İran ile iş birliği yapmayacağımızı mı söylüyorsunuz?

- Kesinlikle açık ve net olarak bu tutumdayız.

Suriye'de savaşın başlamasının üzerinden 14 yıl, Saddam (Hüseyin) rejiminin yıkılmasının üzerinden 20 yılı aşkın bir süre geçtikten ve Gazze savaşı, Lübnan savaşı ve Suriye'deki rejim değişikliğinden sonra yeni bölgesel düzenle ilgili ne düşünüyorsunuz?

- Yeni bir bölgesel düzen var mı bilmiyorum ama birçok değişiklik oldu. Ortadoğu'da zemin ve ittifaklar çok değişti. Yeni bir bölgesel düzene doğru ilerliyoruz ve bunu genel olarak olumlu buluyorum.

Ne Suriye Irak'tır ne de Suriye'nin kuzeydoğusu IKBY’dir. İkisi de hem demografik hem de coğrafi bölünme açısından birbirinden farklılar.

Birkaç gün önce PKK lideri Abdullah Öcalan'ın yakalanmasının yıldönümüydü, bir açılımdan söz ediliyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

- Edindiğimiz bilgilere göre (Öcalan’ın) tutuklanmasından bu yana geçen 26 yılın ardından bir tür inceleme yapıldı. Şu an Kürt-Türk ilişkilerinde bir atılıma tanık oluyoruz. Belki de bir ateşkes uygulanacak ve yeni bir aşama başlayacak. Bu yeni aşamanın Türkiye'de Sayın Öcalan liderliğindeki Kürt ulusal hareketi ile Türk devleti arasında başlamasını bekliyorum. Tüm bunlar Kürdistan'ın dört parçasındaki Kürtlerin durumunu ve tabii ki genel olarak Ortadoğu bölgesini etkileyecek.

IKBY’deki Kürt liderler, size Şam ile müzakere etmeyi ve Suriye’nin askeri gücü olarak hareket etmeyi tavsiye ettiklerini söylediler. Bu doğru mu?

- Bu tavsiyeyi kardeşlerimden gelen olumlu bir tavsiye olarak görüyor ve gereken ciddiyetle ele alıyorum.

İyimser misiniz? Bir yıl içinde Suriye’yi nelerin beklediğini düşünüyorsunuz? Dört yıl içinde neler olabileceğini öngörüyorsunuz? Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara seçimlerin dört yıl içinde yapılabileceğini söylüyor. Bugünden başlayarak dört yıla kadar olan süreci nasıl görüyorsunuz?

- Dört yılın uzun bir süre olduğunu ve geçiş döneminin bundan daha kısa olması gerektiğini düşünüyorum. Ancak genel olarak bizim açımızdan kesinlikle bazı endişeler söz konusu. Çünkü siyasette siyah ve beyaz olmaz. Yine de bu konuda iyimser olmaya çalışıyoruz.

Mazlum Abdi ve Ahmed eş-Şara Şam’da SDG'nin devlet kurumlarına entegrasyonu için bir anlaşma imzaladı, 10 Mart 2025 (AFP)Mazlum Abdi ve Ahmed eş-Şara Şam’da SDG'nin devlet kurumlarına entegrasyonu için bir anlaşma imzaladı, 10 Mart 2025 (AFP)

Yeni Suriye'nin inşasına nasıl katkıda bulunacaksınız?

- Yeni Suriye'nin inşasına katılmaya hazır olduğumuzu ifade ettik. Bildiğiniz gibi bu bölge büyük bir potansiyele sahip. Kendi adımıza 12 yıldır her alanda büyük bir deneyim edindik. Yeni Suriye'nin inşasına hizmet etmek üzere idari ve askeri kadrolarımızla ve genel olarak bölgemizde var olan uzmanlığımızla bu hizmeti sunmaya hazırız. Biz kendi payımıza hazır olacağız ama elbette bu tek taraflı değil, iki taraflı bir mesele.

Şam'daki bazı taraflar, Suriye'nin kuzeydoğusundaki KDSÖY'ün Irak'ın kuzeybatısındaki IKBY gibi olmak istediğinden endişe duyuyor. Sizin niyetiniz bu mu?

Yukarıda söylediğim gibi ne Suriye Irak’tır ne de Suriye'nin kuzeydoğusu IKBY’dir. İkisi de hem demografik hem de coğrafi       bölünme açısından birbirinden farklılar.



Hizbullah, Lübnan’ın İsrail’le müzakerelerine siyasi ve askeri gerilimle karşılık veriyor

Güney Lübnan’daki beldelerde yıkıma ait bir görüntü (AFP)
Güney Lübnan’daki beldelerde yıkıma ait bir görüntü (AFP)
TT

Hizbullah, Lübnan’ın İsrail’le müzakerelerine siyasi ve askeri gerilimle karşılık veriyor

Güney Lübnan’daki beldelerde yıkıma ait bir görüntü (AFP)
Güney Lübnan’daki beldelerde yıkıma ait bir görüntü (AFP)

Hizbullah, ABD’nin himayesinde Lübnan ile İsrail arasında yürütülen doğrudan müzakerelere iki yönlü siyasi ve askeri bir yaklaşım ile karşılık veriyor. İlk yaklaşım, müzakereleri reddetme ve devleti “İsrail ile müzakere kararını gözden geçirmeye” çağırma şeklinde ortaya çıkarken, bu adımın “Lübnanlılar arasındaki ayrışmayı artıracağı” savunuluyor. Öte yandan örgüt, İsrail’e yönelik roket saldırılarını artırarak sahadaki yanıtın devam edeceği mesajını veriyor.

Siyasi açıklamalar

Hizbullah’ın parlamentodaki Direnişe Vefa Bloku milletvekillerinden Hüseyin Fadlallah, yaptığı açıklamada “Beyrut’taki iktidarın yeterli olmadığını, bireysel ve zaman zaman mezhepsel çıkarların ulusal çıkarların önüne geçtiğini” söyledi.

Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, hükümetin düşmana taviz vermeyi artırdığını ve Lübnanlılar arasındaki ayrışmayı derinleştiren yanlış bir yola girdiğini belirten Fadlallah, “Lübnan makamları hesaplarını yeniden gözden geçirmeli ve halkına dönmelidir” dedi.

Fadlallah güneyden ordunun çekilerek bölgenin işgale açık hale getirildiğini ve böylece düşmana fırsatlar verildiğini ileri sürdü.

“Düşman, Bint Cubeyl sahasını yok etse de içinde fotoğraf çekmeyi başaramadı” diyen Fadlallah, İsrail’in “sahadaki yenilgisini Washington’daki müzakerelerle telafi etmeye çalıştığını” iddia etti.

Milletvekili, Lübnan hükümetine “İsrail ile müzakere kararını yeniden gözden geçirme” çağrısını yineleyerek, bunun “Lübnanlılar arasındaki ayrışmayı artıracağını” savundu.

vd
Güney Lübnan’da yıkılmış binaların enkazı arasında dalgalanan bir İsrail bayrağı (AFP)

Bu açıklamalar, Hizbullah Siyasi Konseyi üyesi Vekif Safa’nın, örgütün devam eden müzakerelerle ilgilenmediğini söylemesinin ardından geldi. Safa, AP’ye yaptığı açıklamada “Müzakerelerin sonuçlarıyla hiç ilgilenmiyoruz, bizi bağlamıyor. Anlaşmalar ne olursa olsun bağlı değiliz” ifadelerini kullanmıştı.

Askeri gerilimi

Hizbullah, bu tutumunu sahada da yaklaşık bir saat içinde İsrail’e 40’a yakın roket atarak göstermeye çalıştı. Özellikle kuzeydeki yerleşim yerleri hedef alındı.

Örgüt ayrıca, Yukarı Celile’de bir askeri noktaya yönelik bir seyir füzesinin fırlatıldığını gösteren bir video yayımladı ve İsrail’in “Maskaf Am” mevkiinde askerlerin toplandığı bir alanın hedef alındığını duyurdu.

Buna ek olarak, insansız hava aracı (İHA) saldırıları ve farklı bölgelere roket salvoları düzenlendiği de açıklandı.

Devlet dışı müzakere denklemi

Gelişmelerin anlamına ilişkin değerlendirmede bulunan emekli tuğgeneral Said Kazzah, “Hizbullah’ın bu aşamada İsrail’e net bir denklem dayatmaya çalıştığını; kendisini Lübnan devleti üzerinden yürütülen müzakerelerden bağımsız, ateşkes konusunda muhatap alınması gereken tek taraf olarak konumlandırmak istediğini” söyledi.

Kazzah’a göre örgüt Lübnan devletinin bu dosyada yetkinliğini ve özellikle güney sınırındaki güvenlik müzakerelerini yürütme kapasitesini fiilen tanımıyor. Bu yaklaşımın iki hedefi olduğunu belirten Kazzah, bunlardan ilkinin örgütün müzakere şartlarını dayatabilen bir aktör olarak konumunu güçlendirmek, ikincisinin ise bu kartı İran’ın ABD ile yürüttüğü daha geniş müzakere sürecinde kullanmak olduğunu ifade etti.

dvfv
Güney Lübnan’da yıkılmış binaların yanından geçen bir yolda ilerleyen İsrail ordusuna ait zırhlı araçlar (AFP)

Kazzah ayrıca zamanlamaya dikkat çekerek, güneydeki askeri operasyonların sürdüğünü ve “Hizbullah’ın İsrail ordusuyla fiili çatışma halinde olmaya devam ettiğini” söyledi. Sabah saatlerinde yaklaşık 40 roket atılmasının, İsrail yerleşimlerinde okulların yeniden açılmasıyla aynı zamana denk gelmesinin sembolik bir anlam taşıdığını belirterek bunun “savaşın sona ermediği ve Washington’daki müzakere sürecinin otomatik bir ateşkes anlamına gelmediği” mesajını taşıdığını ifade etti.

Kazzah, örgütün geçmişte olduğu gibi dolaylı müzakere modelini yeniden üretmeye çalıştığını, 1993, 1996 ve 2000 yılları ile 2006 savaşı örneklerinde olduğu gibi uluslararası arabulucular üzerinden bir iletişim kanalı kurulduğunu hatırlattı. Lübnan devletinin ise çoğu zaman bu süreçte doğrudan taraf olmaktan ziyade, sonuçların resmileştirildiği bir yapı olarak kaldığını söyledi.

Bu yaklaşımın daha yakın dönemde deniz sınırlarının belirlenmesi sürecine de yansıdığını belirten Kazzah, burada da fiilen Hizbullah’ın dayattığı bir denklem oluştuğunu, devletin ise çoğunlukla süreci tamamlayan resmi bir aktör rolünde kaldığını ifade etti.

Siyasi mesajlar, askeri örtüyle

Emekli Tuğgeneral Naci Melaab ise farklı bir değerlendirme yaparak, askeri gerilimin belirleyici bir savaş kapasitesinden ziyade “siyasi ve varoluşsal bir mesaj” taşıdığını söyledi.

Melaab, İran’ın füze doktrininde çoklu salvo saldırılarının hava savunma sistemlerini yıpratmaya yönelik olduğunu, ancak mevcut operasyonların bu düzeyde bir etkinlik taşımadığını belirtti.

“Hizbullah’ın bugün yürüttüğü askeri faaliyetler, İsrail’e yalnızca sınırlı zararlar verebiliyor; güç dengesi üzerinde belirleyici bir değişiklik yaratmıyor” diyen Melaab, İsrail’in gelişmiş savunma sistemleri ve sivil altyapı hazırlığı sayesinde bu tür saldırılara karşı yüksek bir dayanıklılık sergilediğini ifade etti.

İsrail’in özellikle insansız hava araçları alanındaki teknolojik üstünlüğüne dikkat çeken Melaab, bunun sahada bu tür operasyonlara karşı koymayı zorlaştırdığını söyledi.

Tırmanışın müzakere bağlamıyla bağlantılı olduğunu belirten Melaab “Yaşananlar askeri olmaktan çok siyasi bir mesajdır; devlet değil, savaş ve barış kararının hâlâ Hizbullah’ın elinde olduğu vurgulanmaktadır. İsrail saldırılarını sürdürürse biz de devam ederiz” mesajını taşıdığını ancak bunun sahada belirleyici bir askeri sonuç üretmediğini ifade etti.


İsrail, İran'la savaşın yeniden başlaması olasılığına hazırlanıyor

Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, operasyon odasında İran'a yönelik saldırıları izlerken (İsrail ordusu)
Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, operasyon odasında İran'a yönelik saldırıları izlerken (İsrail ordusu)
TT

İsrail, İran'la savaşın yeniden başlaması olasılığına hazırlanıyor

Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, operasyon odasında İran'a yönelik saldırıları izlerken (İsrail ordusu)
Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, operasyon odasında İran'a yönelik saldırıları izlerken (İsrail ordusu)

Tel Aviv'deki askeri kaynaklar, İsrail Genelkurmay Başkanı Eyyal Zamir'in, ABD ile İran arasında Pakistan'da yapılan müzakerelerin dün başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, generallerine derhal en yüksek savaş hazırlık seviyesine geçmeleri ve yakın gelecekte İran ile askeri bir çatışmaya geri dönme olasılığına hazırlanmaları emrini verdiğini bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın Ynet haber sitesinden aktardığına göre bu kaynaklar, İsrail'de, ABD'nin Pakistan'daki müzakerelerde sergilediği kararlı tavırdan "memnuniyet" olduğunu belirtti. Sonuç olarak İsrail ordusu, geçen haziran ve şubat sonlarında İran'a karşı yapılan iki savaşın arifesinde uygulananlara benzer organize savaş prosedürlerine çoktan başladı.

Raporlara göre, bu dönemde tüm planlama ve uygulama süreçleri hızlandırıldı ve tüm askeri kollarda yüksek verimlilik seviyelerinin korunması, tepki sürelerinin kısaltılması ve operasyonel boşlukların kapatılması yönünde talimatlar verildi. Bu yoğun hazırlık, orduya uzun hazırlık dönemlerine gerek kalmadan, siyasi bir kararın ardından anında hassas ve hızlı saldırılar düzenleme olanağı sağlayarak yüksek operasyonel esneklik kazandırmayı amaçlıyor.

"Hedef banka" oluşturmak

Tahran'a düzenlenen hava saldırısının ardından bir üniversitedeki hasar görmüş bir binanın kalıntıları üzerindeki İran bayrağı (EPA)Tahran'a düzenlenen hava saldırısının ardından bir üniversitedeki hasar görmüş bir binanın kalıntıları üzerindeki İran bayrağı (EPA)

İsrail askeri istihbarat birimi, özellikle askeri hedefler başta füze sistemleri ve fırlatma platformları olmak üzere, İran'da bir "hedef bankası" oluşturmayı hızlandırmak için çalışıyor. Bu sayede, siyasi düzeyin savaşı yeniden başlatmaya karar vermesi durumunda hızlı saldırı yetenekleri uygulanabilecek.

Bu arada, İsrail Hava Kuvvetleri, Operasyonlar Birimi ile birlikte, kapsamlı "saldırı paketleri" olarak tanımlanan taarruz planları geliştiriyor ve hazırlıklar yapıyor. Bu hazırlıklar, savaş senaryolarını ve savaşa hızlı geçişleri simüle eden tatbikatları içeriyor.

Rapora göre İsrail ordusu hava savunma sistemlerini güçlendiriyor ve birden fazla cephede eş zamanlı gerilim olasılığına karşı hazırlık yaparak, bütün cephelerde alarm seviyesini yükseltiyor.

İsrail güvenlik yetkilileri, ABD ve İran arasında Pakistan'da yapılan görüşmelerin çöktüğünü, bunun iki taraf arasındaki derin ayrılıkları yansıttığını ve diplomatik çözüm olasılığını azalttığını değerlendiriyor. Ancak askeri kaynaklar, askeri bir operasyon konusunda henüz karar alınmadığını ve mevcut önlemlerin her türlü senaryoya tam hazırlık sağlamayı amaçladığını belirtti.

İsrail ordusu, İran'ın bir yanlış hesaplama nedeniyle ateş açabileceği ihtimaline karşı hazırlık yapıyor ve bu nedenle hazırlık ve teyakkuz seviyesini yükseltmiş, ayrıca ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) ile koordinasyonunu artırmış durumda.

Tel Aviv'deki siyasi çevrelerin, Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanmasına şaşırmadıklarını, hatta bunu beklediklerini belirtmekte fayda var. Bazıları, İran'la yapılacak herhangi bir anlaşmanın, Devrim Muhafızları'nın liderliğiyle sonuçlanacağı ve diktatörlük gücünü daha da güçlendireceği için zararlı olacağına belirterek, bu başarısızlığı beklediklerini bile söylüyor.

Bu nedenle, savaşın sona ermesi gerekiyorsa, bu, Amerika Birleşik Devletleri'nin tek taraflı kararıyla, Tahran rejimini zayıflatmak için kademeli ve aşamalı bir yaklaşımla, ince güvenlik ve ekonomik baskılarla ve operasyon kabiliyetini felç edecek hedefli saldırılarla birlikte olmalıdır.

Müzakereler sekteye mi uğradı yoksa çöktü mü?

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, İslamabad'da İran heyetiyle yaptığı görüşmelerin ardından düzenlediği basın toplantısında (AFP)ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, İslamabad'da İran heyetiyle yaptığı görüşmelerin ardından düzenlediği basın toplantısında (AFP)

Ancak bazıları mevcut durumu müzakerelerin çöküşünden ziyade bir gerileme olarak değerlendiriyor. Kanal 12'ye göre Amerikalılar müzakerelere kapıyı tamamen kapatmadı ve karar artık ABD Başkanı Donald Trump'a kalmış durumda. Trump, müzakerelere geri dönüp dönülmeyeceğine veya savaşı yeniden başlatıp başlatılmayacağına karar verecek.

Stratejist Ron Ben-Yishai'nin Ynet web sitesinde yaptığı değerlendirmeye göre, her iki taraf da birbirinin taleplerine boyun eğmeyeceklerini göstermeye kararlı görünüyor. Gerçeklikten uzak veya sadece hayal ürünü olan açıklamalar belirsizlik ortamı yaratıyor. Ancak pratikte, Amerika Birleşik Devletleri ve İran, İslamabad'daki tarihi görüşmeleri kolaylaştırmak için küçük adımlar attılar ve nükleer ve füze programları gibi temel konulara henüz değinmemiş gibi görünüyorlar.

Hürmüz Boğazı'nın açılması konusunda ön anlaşmaya varılırsa, müzakerelerin devam etmesi muhtemeldir ve Trump, İranlıları cesaretlendirmek için önümüzdeki günlerde Lübnan'da tam bir ateşkes talep edebilir.

İsrail'in resmi Kan 11 kanalının dün bir haberde, Tahran'a yönelik baskının devamı olarak olası seçenekler arasında İran'a deniz ablukası uygulanması, ABD ve İsrail'in İran'ın enerji ve altyapı sektörlerini hedef alan ve İran'ın bunları onarma yeteneğini engelleyen bombardımanlar düzenlemesi, Hürmüz Boğazı ve Hark Adası'nda askeri operasyonlar yürütmesi ve İran'dan yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyumu almaya yönelik olası bir askeri operasyon düzenlemesinin yer alabileceği belirtildi.


Iraklı siyasetçilerin saldırılar durdurulması yönündeki talepleri Devrim Muhafızları tarafından reddedildi

Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)
Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)
TT

Iraklı siyasetçilerin saldırılar durdurulması yönündeki talepleri Devrim Muhafızları tarafından reddedildi

Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)
Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)

Iraklı kaynaklar, Irak’taki silahlı grupların operasyonlarını denetleyen İran “Devrim Muhafızları”na bağlı subayların, Şii siyasetçilerin ülke içindeki saldırıların durdurulması yönündeki girişimlerini reddettiğini bildirdi. Aynı kaynaklara göre, ABD-İran savaşının başlamasından bu yana söz konusu subaylar, Bağdat’ta “gölge askeri denetçi” gibi hareket ederek Washington’a karşı “baskı cephesini” sürdürmeyi ve müzakerelerin başarısız olması senaryosuna hazırlık yapmayı hedefliyor.

“Şarku’l Avsat”, 24 Mart 2026’da, “Kudüs Gücü”ne bağlı subayların yıpratma operasyonlarını yönetmek ve “Devrim Muhafızları” için alternatif bir operasyon odası kurmak üzere Irak’a akın ettiğini ortaya koymuştu.

Kaynaklara göre, “Kudüs Gücü” subayları Irak şehirleri arasında sürekli hareket ederek saldırı operasyonlarını denetledi, silahlı grupların İHA’lar için yerli mühimmat geliştirmesine yardımcı oldu ve militanlara füze teknolojileriyle ilgili teknik destek sağladı. Bu faaliyetlerde hedeflerin sürekli güncellendiği belirtildi.

Günlük hedef listeleri

Bir kaynak, “Devrim Muhafızları” subaylarının Iraklı silahlı gruplara günlük hedef listeleri verdiğini; bu listelerde vurulacak noktalar, kullanılacak mühimmat miktarı ve saldırı zamanlamasının yer aldığını söyledi.

Subayların denetlediği faaliyetler arasında, İHA fırlatma platformları ve askeri gözlem birimlerini kurmakla görevli hücrelerin ülke içinde yeni ve güvenli evlere dağıtılması da bulunuyor. Bu düzenlemeyle, ABD hava unsurlarının savaş öncesi ve sırasında tespit ettiği koordinatlardan kaçınılmasının amaçlandığı ifade edildi.

rereg
Irak’taki Ketaib Hizbullah unsurları, Bağdat’ta grubun bayrağını taşıyor (AFP)

Kaynaklardan biri, savaşın dördüncü haftasına gelindiğinde Irak’taki “direniş” olarak adlandırılan yapının organizasyonunda değişiklik yaşandığını belirterek, ana grupların çözülmesi zor, yarı bağımsız ağlara dayalı yeni bir yapıya geçtiğini söyledi.

Bu gelişmelerin, sahada esnek hareket eden ve karmaşık güvenlik ortamlarında faaliyet gösteren uzmanlaşmış hücreler arasında görev dağılımına dayanan bir çalışma modelinin parçası olduğu kaydedildi.

Iraklı kaynaklara göre, “Devrim Muhafızları” Irak’taki silahlı grupların ağ yapısını, çok katmanlı inkâr imkânı sağlayacak şekilde yeniden tasarladı; bu yapı “caydırıcılık ve belirsizlik” unsurlarını birlikte barındırıyor.

Bazı hücrelerin, dolaylı çatışma alanının genişlemesi kapsamında komşu Arap ülkelerdeki çıkarları hedef alan sınır ötesi saldırılarla görevlendirildiği de belirtildi.

vfrtbrft
Irak’taki Ketaib Hizbullah üyeleri, 8 Nisan 2026’da Basra’da düzenlenen bir saldırıda hayatını kaybeden bir arkadaşları için gerçekleştirilen cenaze töreninde (AFP)

Bu çerçevede, Irak’ın güneyindeki Basra’ya bağlı, Kuveyt’e yaklaşık 150 kilometre uzaklıktaki Hoor ez-Zubeyr kasabasında kimliği belirsiz bir saldırı bir evi hedef aldı. Saldırıda bir radar ve fırlatma platformu imha edilirken, “Ketaib Hizbullah”a bağlı bir yetkili ile iki kişi daha hayatını kaybetti.

İran “Devrim Muhafızları” Perşembe günü Körfez ülkelerine yönelik saldırılar düzenlediği iddialarını reddetti. Ancak kaynaklara göre, “bu görevi yerine getirmek için Iraklı grupları kullanma kapasitesine sahip”.

Kaynaklar ayrıca, geçici ateşkes ilanından önceki son savaş haftasında İranlı subayların, Ninova ve Kerkük’teki bazı bölgelerden çekilmiş olan silahlı gruplara bağlı birliklerin yeniden konuşlandırılması talimatı verdiğini; ABD hava saldırıları nedeniyle terk edilen mevzilere geri dönülmesinin istendiğini aktardı.

“Telefonlara yanıt vermiyor”

“Irak’taki Koordinasyon Çerçevesi” ve hükümetten iki kaynak, son haftalarda dört Şii partinin liderlerinin Irak içinde bulunan İranlı yetkililerle temas kurarak ABD çıkarlarını hedef alan saldırıların durdurulmasını talep ettiğini, ancak bu girişimlerin sonuçsuz kaldığını belirtti.

Kaynaklara göre, Bağdat’ta önemli nüfuza sahip bir “Kudüs Gücü” subayı, Iraklı siyasetçilerin – hatta Koordinasyon Çerçevesi içindeki müttefiklerin – telefonlarına dahi yanıt vermiyor; yalnızca silahlı grupların operasyon sorumlularıyla iletişim kuruyor.

Bu temaslar, Irak’ın daha geniş bir çatışmaya sürüklenmesini önlemeye yönelik iç çabaları yansıtırken, hükümet üzerindeki silahlı grupları kontrol altına alma baskısının arttığına işaret ediyor. Ancak bir Iraklı yetkiliye göre, “yerel siyasi irade benzeri görülmemiş şekilde zayıflamış durumda”.

Iraklı güvenlik yetkilileri de “Devrim Muhafızları subaylarının artan nüfuzundan” duydukları rahatsızlığı dile getirdi.

Kaynakların aktardığına göre, üst düzey bir Iraklı yetkili kapalı bir güvenlik toplantısında, “Bu adamı (Devrim Muhafızları subayı) nasıl durduramıyoruz? Bu kişi kim? Neden onu tutuklayamıyoruz ya da en azından bu saldırıları gerçekleştirmesini engelleyemiyoruz?” ifadelerini kullandı.

Buna karşın Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı isimler, sorunun büyük ölçüde iletişim eksikliğinden kaynaklandığını; İranlıların iletişim konusunda sıkı güvenlik prosedürleri uyguladığını savundu.

Askeri denetçi rolü

Koordinasyon Çerçevesi’nden bazı isimler, mevcut durumu, “Devrim Muhafızları ile bağlantılı saha subaylarının Irak’ta fiilen ABD ile yürütülen çatışmayı yöneten bir askeri denetçiye dönüştüğü” şeklinde tanımlıyor. Aynı değerlendirmede, İran’ın saldırıları durdurma çağrılarına direncinin, Tahran’ın Washington ile müzakerelerden umutlu olmadığına ve çatışma cephesinin yeniden alevlenmeye hazır olduğuna işaret ettiği vurgulanıyor.

Iraklı yetkililere göre bu tablo, devletin doğrudan kontrolü dışındaki alanları denetleme konusunda güvenlik kurumlarının karşı karşıya olduğu zorlukların boyutunu ortaya koyuyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı ise Perşembe günü yayımladığı açıklamada, Iraklı milislerin mali, operasyonel ve siyasi olarak hükümet desteğine sahip olduğunu; bu nedenle yetkililerin onları dizginlemekte ve saldırılarını sınırlamakta başarısız olduğunu savundu.

Koordinasyon Çerçevesi’nden bazı siyasetçiler, “Devrim Muhafızları” subaylarının bu tutumunun, Pakistan arabuluculuğunda başlayan müzakere süreciyle eş zamanlı olarak Irak’ı ABD’ye karşı bir baskı cephesi olarak tutma isteğini yansıttığını belirtti. Ancak aynı isimler, bu yaklaşımın Bağdat’taki siyasi sistemi kaosa sürükleme ve ülkeyi bölgesel izolasyona itme riski taşıdığı uyarısında bulundu.