İsrail ordusu, Yemen'den fırlatılan bir füzenin durdurulduğunu duyurdu

Yemenli “Husi” grubunun İsrail'e yönelik “Filistin 2” hipersonik füzesinin fırlatıldığına dair bir resim (Arşiv – Husi Telegram hesabı)
Yemenli “Husi” grubunun İsrail'e yönelik “Filistin 2” hipersonik füzesinin fırlatıldığına dair bir resim (Arşiv – Husi Telegram hesabı)
TT

İsrail ordusu, Yemen'den fırlatılan bir füzenin durdurulduğunu duyurdu

Yemenli “Husi” grubunun İsrail'e yönelik “Filistin 2” hipersonik füzesinin fırlatıldığına dair bir resim (Arşiv – Husi Telegram hesabı)
Yemenli “Husi” grubunun İsrail'e yönelik “Filistin 2” hipersonik füzesinin fırlatıldığına dair bir resim (Arşiv – Husi Telegram hesabı)

İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, İran destekli Husilerin düzenli olarak roket ve füzelerle Yahudi devletini hedef aldığı Yemen'den ateşlenen bir füzeyi önlediğini duyurdu.

Ordu, Telegram üzerinden yaptığı açıklamada “Sirenlerin çalmasından kısa bir süre sonra Yemen'den ateşlenen bir füze durduruldu” ifadelerini kullandı.



İsrail, Beyrut'ta üç İran Kudüs Gücü komutanının öldürüldüğünü duyurdu

Başkent Beyrut'ta İsrail tarafından bombalanan bir otelin önünden geçen Lübnanlı kadınlar (DPA)
Başkent Beyrut'ta İsrail tarafından bombalanan bir otelin önünden geçen Lübnanlı kadınlar (DPA)
TT

İsrail, Beyrut'ta üç İran Kudüs Gücü komutanının öldürüldüğünü duyurdu

Başkent Beyrut'ta İsrail tarafından bombalanan bir otelin önünden geçen Lübnanlı kadınlar (DPA)
Başkent Beyrut'ta İsrail tarafından bombalanan bir otelin önünden geçen Lübnanlı kadınlar (DPA)

İsrail ordusu tarafından dün yapılan açıklamada, dün sabaha karşı Lübnan’ın başkenti Beyrut'un er-Ravşe bölgesindeki bir otele düzenlediği saldırıda, İran’ın Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Kudüs Gücü'nün üç komutanı da dahil olmak üzere beş kişinin öldürüldüğünü duyurdu.

Açıklamada, saldırının donanma tarafından gerçekleştirildiği ve DMO Kudüs Gücü'nün Lübnan ve Filistin kolordularından beş komutanı, Lübnan'ın başkentindeki bir otelde toplantı yaparken hedef alındığını belirtildi.

Saldırıda, Kudüs Gücü'nün üç merkezi komutanı, bir istihbarat subayı ve Filistin Kolordusu'nun Hizbullah temsilcisi olmak üzere beş kişinin öldürüldüğü belirtildi.

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Beyrut'ta İran'ın Kudüs Gücü komutanlarını hedef alan bir operasyon gerçekleştirdik. Ortadoğu'da, ne Beyrut'ta ne de başka bir yerde İran'ın şeytan ekseni için güvenli bir yerin olmadığına sizi temin ederim.”

Ortadoğu'daki savaş, geçtiğimiz hafta Hizbullah'ın İsrail'e füze saldırısı düzenlemesinin ardından Lübnan'a sıçradı. Hizbullah, bu saldırıyı cumartesi günü ABD ve İsrail'in Tahran'a düzenlediği saldırıda İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in öldürülmesinin ‘intikamı’ olarak nitelendirdi.

Saldırının ardından İsrail, Hizbullah’ın ‘ağır bir bedel’ ödeyeceğini söyledi ve hava saldırıları başlatarak ülkenin güneyine asker gönderdi.

Buna karşılık Hizbullah, İsrail'e onlarca saldırı düzenledi ve İsrail’in kuzeyinde yaşayanlara ‘bu bölgelerin askeri konuşlanma noktaları olarak kullanıldığı’ gerekçesiyle sınırdan beş kilometre uzak durmaları çağrısında bulundu.


Rol model olarak Bağdat Ofisi: ABD’nin deneyiminden Şam'a neler aktarılabilir?

Görsel: Axel Rangel Garcia
Görsel: Axel Rangel Garcia
TT

Rol model olarak Bağdat Ofisi: ABD’nin deneyiminden Şam'a neler aktarılabilir?

Görsel: Axel Rangel Garcia
Görsel: Axel Rangel Garcia

James Jeffrey

Suriye’nin ABD-İsrail ile İran arasında devam eden bölgesel çatışmada gündemden uzak kalmayı başarması, ülkenin ustaca diplomasi becerisinin bir başka göstergesi oldu. Son birkaç haftadır ülkede yaşanan gelişmeler daha fazla istikrar için umut verirken, aynı zamanda ABD'nin ilgisinin azalabileceği endişesini de beraberinde getirdi. Kürtlerin liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Şam hükümet arasında yaşanan hızlı güç dengesi değişimi ve sınırlı çatışmalar, şimdiye kadar geçerliliğini koruyan bir uzlaşı anlaşmasına varılmasının önünü açtı. Bu anlaşmanın, iki taraf arasındaki ilişkileri yatıştırması ve diğer azınlıkların entegrasyonu için bir model oluşması gerekiyor.

Ancak, ABD’nin Suriye'deki tüm güçlerini çekme niyetini açıklaması, Kürtleri entegre etmek, DEAŞ’ı kontrol altında tutmayı sürdürmek ve İran ile onun vekillerinin nüfuzunu sınırlamak için gerekli olan genel ABD müdahalesi konusunda endişelere yol açıyor. Bunun yanında Washington, Şam ile doğrudan diplomatik ilişkilerinin yanı sıra Suriye ile ilgili uluslararası toplumla olan daha geniş kapsamlı ilişkiler aracılığıyla ve SDG-Şam mutabakatının 10. maddesi kapsamında geleneksel ABD askeri varlığının ötesine geçen güvenlik iş birliği seçeneklerine sahip. Bu seçeneklerin etkili bir şekilde kullanılması, Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Suriye güçlerinin DEAŞ ve İran'ın olası girişimleriyle mücadele etme kapasitesini güçlendirebilir ve aynı zamanda ABD'nin daha geniş diplomatik varlığını destekleyebilir.

Bölgesel ortama entegre olmuş, DEAŞ üyelerinin ya da İran'ın vekillerinin yeniden dirilişini engelleyebilecek istikrarlı bir Suriye, uzun vadeli bölgesel istikrar için temel önem taşıyor. Bu hedefe ulaşmak için iki temel unsura ihtiyaç var. Bunlardan birincisi dini ve etnik bileşenleri tarafından kabul gören birleşik bir devletin kurulması, ikincisi ise Suriye'nin entegrasyonunu, kalkınmasını ve güvenliğini destekleyen ortak bir uluslararası yaklaşım. Bu iki unsur birbirini karşılıklı olarak güçlendiriyor. Zira iç birliğini güçlendirmeyi ve hoşgörü ortamını tesis etmeyi başaran bir Suriye, uluslararası desteği daha kolay kazanabilir ve 2011-2024 savaşında olduğu gibi dış güçlerin yerel ortaklarını seçici bir şekilde belirleme girişimlerinden kaçınabilir.

Öte yandan Suriye hükümetini destekleyen uluslararası konsensüs, kalkınma yardımı ve diplomatik destekle birleştiğinde, Şam'ın yanı sıra çeşitli azınlık gruplarının da daha sorumlu davranışlar sergilemesini teşvik eder.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile SDG lideri Mazlum Abdi arasında 29 Ocak'ta imzalanan mutabakat, azınlıkları yerel yönetim yapılarını ve kültürel haklarını koruyarak entegre etmeye yönelik en önemli girişimdir. Bu anlaşmanın başarısı veya başarısızlığı, diğer azınlıkların entegrasyonunu şekillendireceğine ve nihayetinde Suriye'nin birliği ve istikrarını etkileyeceğine şüphe yok.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile SDG lideri Mazlum Abdi arasında 29 Ocak'ta imzalanan mutabakat, azınlıkları yerel yönetim yapılarını ve kültürel haklarını koruyarak entegre etmeye yönelik en önemli girişimdir.

Burada 29 Ocak’taki mutabakata, her iki taraf arasında çatışmaları durdurmak, DEAŞ’ın en tehlikeli tutuklu üyelerinden bir kısmını nakletmek ve taraflar arasında daha önce varılan anlaşmayı iyileştirmek amacıyla ABD'li üst düzey sivil ve askeri yetkililerin her iki tarafla da yoğun istişarelerinin ardından varıldığını hatırlamakta fayda var. 18 Ocak'ta imzalanan anlaşma, Şam'ın lehine ağırlıklıydı ve SDG üyelerinin yalnızca bireysel olarak Suriye ordusuna entegre edileceğini öngörüyordu.

29 Ocak mutabakatının uygulanışı henüz tamamlanmaktan uzak olsa da ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana şiddet olayları çok az ya da hiç yaşanmadı. Suriye İçişleri Bakanlığı’na bağlı askeri güçler, ocak ayı sonlarında kararlaştırıldığı üzere, SDG ile önemli bir sürtüşme yaşamadan Haseke ilindeki Kürt bölgelerine ve Kobani şehrine girdi. Bu güçlerin komutanları, tugayların Suriye ordusuna entegre edilmesi için gerekli mekanizmaları görüşmek üzere Savunma Bakanlığı yetkilileriyle de toplantılar düzenledi.

Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, SDG’nin en önde gelen yetkililerinden Nureddin Ahmed İsa'yı Haseke valisi olarak atadı. İçişleri Bakanlığı, 22 Şubat'ta anlaşmanın hükümlerine uygun olarak Suriyeli Kürtlere vatandaşlık verilmesini düzenleyen bir kararname yayınladı. Şam ayrıca, İçişleri Bakanlığı'nın üst düzey yetkililerinden Tuğgeneral Ziyad el-Ayeş’i ocak ayında imzalanan anlaşmanın uygulanmasını takip etmek üzere görevlendirdi.

evfe
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara Şam'daki cumhurbaşkanlığı sarayında bir araya geldi, 18 Ocak 2026 (AFP)

Buna paralel olarak SDG lideri Mazlum Abdi, Şam, ABD ve SDG’Nin Irak’taki uzantısıyla çeşitli düzeylerde koordinasyon içinde, Münih Güvenlik Konferansı'na gitti ve burada Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüştü.

PKK sorununu çözmeye yoğun bir şekilde odaklanan Türkiye, ocak ayında imzalanan anlaşmayı sessizce destekledi. Çeşitli kaynaklara göre daha önce SDG'nin Suriye ordusuna başlı başına bir birlik olarak entegre edilmesine itiraz etmesine rağmen, bu maddeyi göz ardı etmiş gibi görünen Türkiye, Mazlum Abdi'nin Almanya'yı ziyaretine izin vermiş olabilir.

Buradaki en önemli husus, Şam ile Kürtler arasında bugüne kadar elde edilen başarının, Şam ile Dürziler ve belki de Alevi Araplar arasında gelecekteki iş birliğini teşvik etmek için bir model olarak hizmet edebileceği meselesi. Ancak, ABD güçlerinin Suriye'den çekilmesinin yakın olması hem gerçekte hem de algıda ABD’nin askeri varlığının azalması, DEAŞ ile mücadelede askeri iş birliğinin zayıflaması ve İran'ın vekillerinin varlığı nedeniyle, birlik ve hoşgörü yönündeki ivmeyi yavaşlatabilir.

Suriye'de 2024 yılı sonlarından bu yana tanık olunan yoğun üst düzey ABD diplomasisi bu azalmanın bir kısmını telafi edebilir, ancak bu diplomatik çabaların içinde bir güvenlik veya askeri bileşenin varlığı tüm taraflarca memnuniyetle karşılanıyor.

ffgrbgr
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke ilinin Kamışlı kenti dışındaki bir otoyolda konvoy halinde seyreden bir Amerikan MRAP (Mayın Dirençli Pusu Korumalı) zırhlı savaş aracı, 23 Şubat 2026 (AFP)

Bu bağlamda Washington, DEAŞ’a karşı yürütülen kampanyada kazanılan deneyime dayanarak, istihbarat paylaşımı ve eğitimden ortak planlama ve operasyonlara ve muhtemelen tek taraflı ABD misyonlarına kadar uzanan çeşitli askeri ve güvenlik iş birliği seçeneklerine sahip. Ayrıca, 2011 yılında ABD askerlerinin Irak'tan çekilmesinin ardından kazanılan deneyim de bu seçenekler arasında yer alıyor.

Çekilme sonrası güvenlik iş birliği

Bu iş birliği, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından koordine edilen askeri bileşeni ve paralel siyasi çerçevesi ile DEAŞ’ı yenmek için Uluslararası Koalisyonun kurulmasıyla başlıyor. Askeri cephede, Suriye bu koalisyonun üyesi olduğu için, eğitimden keşif, gözetleme ve bilgi toplama gibi çok çeşitli istihbarat paylaşımı ve diğer operasyonel yeteneklere talep üzerine erişebilir. Uluslararası Koalisyon ayrıca terör örgütüne üye kazandırılmasının yanı sıra DEAŞ üyelerinin sınır ötesi hareketlerine, fon toplama ve para transferlerine karşı uluslararası müdahalelerin koordinasyonunda ve dezenformasyon kampanyalarına karşı mücadelede etkili bir rol oynuyor. Tüm bunlar öncelikle DEAŞ’ın Irak ve Suriye'deki kalıntılarıyla mücadeleye hizmet etmek üzere tasarlanmış olsa da koalisyonla iş birliği Suriye'ye daha geniş güvenlik avantajları sağlıyor.

Washington ve Şam istekli olursa, ABD, büyükelçiliğinin yeniden açılmasının ardından, Bağdat'taki ABD büyükelçiliğine bağlı ofise benzer şekilde, askeri ataşe ofisi veya güvenlik iş birliği ofisi bünyesinde çok sayıda askeri personeli Şam'daki büyükelçiliğine gönderebilir. Bu düzenlemenin en önemli avantajlarından biri, askeri personelin dokunulmazlıklarını güvence altına almak için kuvvetler statüsü anlaşmasına ihtiyaç duymaması. Çünkü resmi olarak diplomatik misyon içinde çalışacaklar ve çeşitli şekillerde diplomatik dokunulmazlıktan yararlanacaklar. Bölgede bu tür anlaşmaların müzakere edilmesinin zorluğu göz önüne alındığında, bu düzenleme önemli bir avantaj sağlıyor.

Eğer Washington ve Şam istekli olursa, ABD, Bağdat Büyükelçiliği’ne bağlı ofise benzer şekilde, Şam'daki büyükelçiliğinin yeniden açılmasının ardından buraya çok sayıda askeri personel gönderebilir.

ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği’ndeki Güvenlik İşbirliği Ofisi, 2011 yılında kurulduğunda, önemli yeteneklere sahipti. Bir ekip tarafından yönetilen ofis, istihbarat paylaşımı için gelişmiş mekanizmaların yanı sıra Irak güvenlik güçleri sistemine entegre edilmiş diğer koordinasyon işlevlerini de içeriyordu. Ofis, yabancı askeri satış programını yönetmekle kalmayıp Irak hükümeti ile koordineli olarak, ABD program yüklenicilerinin yoğun olarak faaliyet gösterdiği ülke çapındaki çeşitli Irak üslerine askeri personel konuşlandırma rolünü üstleniyordu. Bu askeri personelin görevleri, programla ilgili geleneksel işlevlerle sınırlı kalmayıp, çeşitli program sahalarında komuta ve kontrol rolleri ile güvenlik denetimini de kapsıyor ve raporlar Güvenlik İşbirliği Ofisi başkanı aracılığıyla büyükelçiye sunuluyordu.

Ofisi ilk kurulduğunda, ek olarak yarı operasyonel görevler de üstlendi. Bu görevler arasında, kuvvetler statüsü anlaşması gerektirmeyen uluslararası sulardan Irak açık deniz petrol tesislerine koruma sağlayan ABD Sahil Güvenlik gemilerinin çalışmalarını koordine etmek ve Kürdistan Bölgesi sınırları boyunca konuşlandırılmış Kürt Peşmerge birimleri ile Irak ordusunu sınırlı bir şekilde denetlemek yer alıyordu. Bu da Kürt güçleri ile merkezi hükümet güçleri arasındaki gerilimi azaltmayı amaçlayan ABD güçlerinin Irak'taki ‘Birleşik Ortak Görev Gücü’ operasyonunun kısa süreli bir uzantısıydı.

dfgrt
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, yıkılmış SDG savaşçısı heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

Plan, özel kuvvetler ekiplerini periyodik eğitim turları düzenlemek üzere görevlendirmekti, ancak bu girişim hem Washington hem de Bağdat'taki endişeler nedeniyle kısa sürede durduruldu. ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği ile Irak hükümetinin en üst düzey yetkilileri arasında Güvenlik İşbirliği Ofisi tarafından yönetilen belirli askeri istihbarat operasyonlarının yürütülmesi konusunda sessiz bir anlaşma da sağlandı. Bu model veya Uluslararası Koalisyon aracılığıyla benzer düzenlemeler, ABD veya diğer üye devletlerin Suriye içinde doğrudan operasyonlar yürütmesine olanak sağlayabilir.

ABD'nin askeri müdahalesinin birinci amacı, ister Uluslararası Koalisyon tarafından gerçekleştirilen operasyonlar kapsamında ister Güvenlik İşbirliği Ofisi aracılığıyla olsun, Suriyeli güvenlik güçlerinin profesyonelliğini artırmak ve DEAŞ üzerinde sürekli baskı uygulamak olsa da ikinci amaç siyasi kazanımlardı.

ABD'nin SDG ile askeri iş birliğini sürdürmesi, yıllardır Washington ile bağlantılı olan Kürt ortakları güvence altına alacak ve Suriye'deki Kürtlerin güvenliğine olan bağlılığını teyit edecektir. Bu varlık, Irak'taki deneyimde olduğu gibi, SDG'nin Suriye ordusuna entegrasyonunu ve iki taraf arasındaki gerginlik düzeyini doğrudan denetleme imkânı da sağlayabilir.

Benzer şekilde, ABD'nin askeri varlığı, Suriye hükümetini zayıflatmak veya Lübnan'daki Hizbullah'a silah temin etmek gibi İran'ın olası gizli hareketlerini daha net bir şekilde ortaya çıkarabilir. Bunun yanında yıllarca sürdürülen kapsamlı ve etkili güvenlik iş birliği, Suriye dahil olmak üzere stratejik öneme sahip ve kırılgan durumdaki ülkelerle Washington'ın ikili ilişkilerinin temel taşı oldu.

Iraklı yetkililer, İran'ın artan etkisi nedeniyle, Irak güçleri ve istihbarat kurumlarının yapısında ABD askeri personelinin yer almasından derin şüphe duyuyorlardı. Bu durum, sömürge benzeri bir varlığın varlığı konusundaki endişeleri daha da güçlendiriyordu.

Bu düzenlemeler, güvenlik iş birliğini sürdürmek ve hem Şam hükümeti hem de SDG ile siyasi bağları güçlendirmek için en gerçekçi seçenek gibi görünse de bazı uyarılar da içeriyor. Irak'taki Güvenlik İşbirliği Ofisi, 2010 yılında resmi olarak muharebe operasyonlarını sona erdiren ve eğitim ve teçhizat sağlama görevine geçen ABD güçlerinin fiili halefi olarak, çeşitli nedenlerle tam potansiyeline ulaşamadı.

Öncelikle ABD Savunma Bakanlığı'nın ülkede görünür bir varlığının olmaması ve belirli bir muharebe misyonunun bulunmaması, Washington'ın ilgi ve taahhüt düzeyinde sık sık düşüşe yol açtı. ABD Sahil Güvenlik gemileri başka görevlere gönderildi ve özel kuvvetler ve diğerlerinin dahil olduğu birkaç girişim, aciliyeti daha az olduğu gerekçesiyle sessizce iptal edildi.

Irak tarafında, özellikle Nuri el-Maliki hükümeti döneminde, ABD'nin askeri varlığına karşı açıkça ikircikli bir tutum sergilendi. Bir yandan, ABD güçleri, acil durumlarda, kesinlikle gerekli olduğunda yardıma çağrılabilecek bir güç olarak görülüyordu, diğer yandan Iraklı yetkililer, İran'ın artan nüfuzu nedeniyle, Amerikan askeri personelinin Irak Silahlı Kuvvetleri ve istihbarat teşkilatlarının yapısına dahil olmasına derin şüpheyle bakıyorlardı. Zira bu durum, sömürge benzeri bir varlığına dair korkularını artırıyordu.

sdgt
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke ilinin Kamışlı kenti dışındaki bir otoyolda konvoy halinde seyreden bir Amerikan MRAP (Mayın Dirençli Pusu Korumalı) zırhlı savaş aracı ve askeri teçhizat taşıyan bir kamyon, 23 Şubat 2026 (AFP)

Güvenlik İşbirliği Ofisi'nin büyük boyutu, daha önce Bağdat'a bir dereceye kadar güvence sağlayan acil durum savaş yeteneklerini sunmadan bu endişeleri daha da artırdı. Sonuç olarak, Irak hükümeti ofisin boyutunu ve işlevlerini azaltmak için tekrar tekrar baskı uyguladı. Hem ofis hem de büyükelçilik, Irak güçlerinin yapısının, özellikle yetkin liderlik açısından ne kadar zayıfladığını ve eğitim, teçhizat ve bakım alanlarındaki köklü sorunları fark edememiştir. Bu faktörler, 2014 yılında DEAŞ’ın saldırısı karşısında Irak düzenli güçlerinin yaygın çöküşüne katkıda bulundu.

Tüm bu şartlar altında Suriye ile sınırlı bir güvenlik ilişkisi kurulması, eğer iyi yönetilirse, ABD askerlerinin yokluğunun büyük bir kısmını telafi edebilir ve ülkede istikrarın sağlanmasına katkıda bulunabilir.


Ülkeler diplomatik misyon çalışanlarını azaltıyor ve vatandaşlarına İsrail ve İran’ı terk etmeleri çağrısında bulunuyor

ABD Donanması’na ait USS Gerald R. Ford uçak gemisinin Hayfa açıklarına gelmesini bekleyen İsrailliler (AP)
ABD Donanması’na ait USS Gerald R. Ford uçak gemisinin Hayfa açıklarına gelmesini bekleyen İsrailliler (AP)
TT

Ülkeler diplomatik misyon çalışanlarını azaltıyor ve vatandaşlarına İsrail ve İran’ı terk etmeleri çağrısında bulunuyor

ABD Donanması’na ait USS Gerald R. Ford uçak gemisinin Hayfa açıklarına gelmesini bekleyen İsrailliler (AP)
ABD Donanması’na ait USS Gerald R. Ford uçak gemisinin Hayfa açıklarına gelmesini bekleyen İsrailliler (AP)

Uluslararası toplum, İran ve İsrail’deki diplomatik varlığın azaltılması ve vatandaşların ülkelerden ayrılmaları ya da güvenlik önlemlerini artırmaları yönünde adımlarını hızlandırdı. Bölgedeki gerilimin artması ve durumun geniş çaplı bir askeri çatışmaya dönüşebileceği endişeleri bu kararların arka planını oluşturdu.

Uyarılar ilk olarak İran için geldi. Çin, vatandaşlarına ‘mümkün olan en kısa sürede’ ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulundu. Pekin yönetimi, Tahran ile Washington arasında artan gerilim ışığında ‘dış kaynaklı güvenlik riskleri’ bulunduğu uyarısı yaptı.

Çin Dışişleri Bakanlığı, halihazırda İran’da bulunan Çin vatandaşlarına güvenlik önlemlerini artırmaları ve en kısa sürede ülkeden ayrılmaları tavsiyesinde bulundu. Bakanlık ayrıca, mevcut koşullarda İran’a seyahat edilmemesi gerektiğini vurguladı.

Pekin, İran ve komşu ülkelerdeki büyükelçilik ve konsolosluklarının, ülkeden ayrılmak isteyenlere ticari uçuşlar veya kara yoluyla gerekli desteği sağlayacağını bildirdi.

Benzer şekilde, Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı da bölgedeki güvenlik durumu nedeniyle İran’daki diplomatik personelini geçici olarak geri çektiğini açıkladı. Açıklamada, büyükelçiliğin uzaktan çalıştığı ve acil durumlar dahil doğrudan konsolosluk hizmeti sunma kapasitesinin ‘son derece sınırlı’ olduğu ifade edildi.

Söz konusu adımlar, ABD’nin İran’ın nükleer programına ilişkin devam eden müzakerelerde anlaşmaya varılmaması halinde ülkeye yönelik saldırı düzenleyebileceğine dair tekrarlanan tehditlerinin gölgesinde atıldı. Perşembe günü Cenevre’de İran ile ABD arasında Umman arabuluculuğunda üçüncü tur dolaylı görüşmeler gerçekleştirildi. Taraflarca, savaşı önlemek için son bir girişim olarak nitelenen temasların önümüzdeki günlerde yeniden başlaması bekleniyor.

Hafta başında Hindistan Dışişleri Bakanlığı da vatandaşlarından İran’ı terk etmelerini istemişti. İsveç, Sırbistan, Polonya ve Avustralya dahil birçok ülke de artan riskler nedeniyle vatandaşlarına ülkeyi terk etmeleri ya da İran’a seyahat etmekten kaçınmaları çağrısında bulundu.

Tahran’daki eski ABD büyükelçiliğinin duvarındaki Amerikan karşıtı duvar resminin önünden geçen İranlı bir kadın (AFP)Tahran’daki eski ABD büyükelçiliğinin duvarındaki Amerikan karşıtı duvar resminin önünden geçen İranlı bir kadın (AFP)

ABD ise Lübnan’daki büyükelçiliğinde görev yapan çok sayıda personeline ülkeden ayrılma talimatı verdi. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Tommy Pigott, Amerikan diplomatik personelinin Irak ve Kuveyt’ten tahliye edildiğine ilişkin haberleri yalanladı.

İsrail: Diplomatik misyon çalışanlarının azaltılması ve güvenlik uyarıları

İsrail tarafında da benzer adımlar atıldı. ABD’nin Kudüs Büyükelçiliği dün yaptığı açıklamada, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın güvenlik riskleri nedeniyle İsrail’deki ABD misyonunda görevli zorunlu olmayan personel ile aile fertlerinin ülkeden ayrılmasına izin verdiğini duyurdu. Büyükelçilik, ayrılmak isteyenlere ‘uçuşlar mevcut olduğu sürece’ ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulundu.

Kararın, Washington’un İran’a yönelik olası askeri operasyon tehditleri ve bunun bölgesel çapta geniş bir tırmanmaya yol açabileceği endişeleri eşliğinde alındığı belirtildi. İran, geçen yıl haziran ayında iki ülke arasında 12 gün süren savaş sırasında İsrail’e yönelik füze saldırıları düzenlemiş, bu gelişme olası yeni bir çatışma ihtimaline dair kaygıları artırmıştı.

Basına yansıyan haberlere göre, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, büyükelçilik personeline gönderdiği mesajda ülkeden ayrılmak isteyenlere süreci hızlandırmaları çağrısında bulundu.

Mesajda, “Çabalarınızı, buradan Washington’a devam edebileceğiniz herhangi bir varış noktasına uçak bileti almaya yoğunlaştırın; birinci öncelik ülkeyi hızlıca terk etmek” ifadesinin yer aldığı bildirildi.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı da vatandaşlarına İsrail ve Filistin topraklarına zorunlu haller dışında seyahat etmemeleri tavsiyesinde bulundu. Bakanlık açıklamasında, Tel Aviv’deki bazı personel ile ailelerinin ihtiyati tedbir kapsamında geçici olarak İsrail içinde başka bir noktaya nakledildiği kaydedildi. Açıklamada, büyükelçiliğin normal şekilde çalışmaya devam ettiği belirtilirken, “Durum hızla kötüleşebilir ve ciddi riskler barındırabilir” uyarısı yapıldı.

Fransa Dışişleri Bakanlığı ise güvenlik koşulları nedeniyle vatandaşlarına İsrail, Kudüs ve Batı Şeria’ya turistik ya da ailevi ziyaretler dahil seyahat etmemeleri yönündeki tavsiyesini yineledi. Bakanlık, bölgede bulunan Fransız vatandaşlarına azami dikkat ve temkin çağrısında bulunarak gösteri ve kalabalıklardan uzak durmalarını ve sığınakların yerlerini öğrenmelerini önerdi.

Almanya da benzer bir adım atarak vatandaşlarına İsrail’e seyahat etmemeleri tavsiyesinde bulundu. Almanya Dışişleri Bakanlığı, seyahat ve güvenlik uyarılarını güncellediğini açıklayarak internet sitesinde ‘İsrail ve Doğu Kudüs’e seyahatten güçlü şekilde kaçınılması’ çağrısı yaptı. Bakanlık, İsrail’in ‘resmi olarak hâlâ savaş halinde’ olduğunu belirterek, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da bulunan Alman vatandaşlarına ‘mümkünse bölgeden ayrılmaları’ yönünde çağrıda bulundu.

Açıklamada, ABD’nin İran’a yönelik bir saldırı düzenlemesi halinde Tahran yönetiminin İsrail içindeki noktaları hedef almasının beklendiği ifade edildi. Şarku’l Avsat’ın Alman haber ajansı DPA’dan aktardığına göre Bakanlık, bölgedeki güvenlik durumunu ‘gergin ve daha fazla tırmanışa açık’ olarak nitelendirerek, çatışmanın şiddetlenmesi durumunda İsrail ve Filistin topraklarında ‘önceden uyarı olmaksızın’ olaylar yaşanabileceği uyarısında bulundu.

Gelişmeler, ABD’nin Ortadoğu’da onlarca yılın en büyük askeri yığınağını gerçekleştirdiği bir döneme denk geldi. Washington yönetimi bölgeye iki uçak gemisi konuşlandırdı. Bunlardan biri, dünyanın en büyük uçak gemisi olarak bilinen USS Gerald R. Ford olup, Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki bir üsten hareket ederek İsrail açıklarına ulaşmak üzere yola çıktı.

Öte yandan Çin’in İsrail Büyükelçiliği, vatandaşlarına azami dikkat göstermeleri ve acil durum hazırlıklarını artırmaları çağrısında bulundu. Açıklamada Ortadoğu’da ‘güvenlik risklerinin arttığı’ belirtilirken, İsrail makamlarının talimatlarının yakından takip edilmesi, zorunlu haller dışında dışarı çıkılmaması, yakınlardaki sığınakların ve tahliye yollarının önceden öğrenilmesi istendi.

Basına yansıyan haberlerde, ABD’nin Lübnan’daki büyükelçiliğinde görev yapan zorunlu olmayan personel ile ailelerine de ülkeden ayrılma talimatı verdiği belirtilirken, bu adımın bölgedeki ihtiyati tedbirlerin kapsamının genişlediğine işaret ettiği değerlendirildi.

Daha geniş çaplı bir gerilim korkusu

Bu diplomatik hareketlilik, Tahran ile Washington arasında sertleşen söylemlerle eş zamanlı olarak yaşanıyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’yi müzakerelerde ‘hesaplanmamış adımlardan ve aşırı taleplerden kaçınmaya’ çağırdı. ABD Başkanı Donald Trump ise İran’ın nükleer silah edinmesine izin vermeyeceğini vurgularken, diplomatik bir çözümü tercih ettiğini ifade etti.

Müzakerelerin yeniden başlatılmasına yönelik çabalar sürerken, birçok ülkenin diplomatik misyon çalışanlarını ve vatandaşlarını korumaya yönelik ihtiyati adımlar attığı görülüyor. Bu gelişmeler, Ortadoğu’da birden fazla cepheyi kapsayabilecek olası bir askeri çatışma riskine ilişkin uluslararası endişenin boyutunu ortaya koyuyor.