ABD Başkanı Donald Trump, 29 Eylül 2025'te Beyaz Saray'da düzenlenen basın toplantısında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile el sıkışıyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 29 Eylül 2025'te Beyaz Saray'da düzenlenen basın toplantısında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile el sıkışıyor. (Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, hükümetindeki iki aşırılık yanlısı bakana (Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir) seslenerek, ABD Başkanı Donald Trump'ın barış planına karşı yürüttükleri kampanyayı durdurmaları çağrısında bulundu.
İsrail Kanal 12 televizyonuna göre Netanyahu onlara, İsrail'in plana herhangi bir şekilde müdahale etmesinin, Trump ile bir krize yol açacağını belirterek, “Bu dönemde tek desteğimiz olan Trump'a hayır dememeliyiz, hatta ‘evet ama...’ bile dememeliyiz” dedi.
Netanyahu, “İsrail'in Trump'ın her önerisine karşı net ve kararlı bir tutum sergilemesi gerekir, sonrasını tartışırız” ifadesini kullandı.
Netanyahu'nun yakın çevresi, Ben-Gvir ve Smotrich'in tutumunu ‘yüzeysel’ buldu ve İsrail siyasetinde en zengin deneyime sahip olan başbakanın taktiklerini anlamadıklarını belirtti.
Bölünme
İsrail sağ kanadı birkaç gruba bölünmüş vaziyette. Likud Partisi’nin büyük bir kesimi bu anlaşmayı, İsrail’in pek çok talebini yerine getiren iyi bir anlaşma olarak görüyor. Bir diğer kesim ise Netanyahu’nun bundan fazlasını başaramadığını düşünüyor. Bu kesim, anlaşmada bazı başarıların bulunduğuna işaret ediyor. Onların bakış açısına göre bu başarılar arasında, Hamas’ın Gazze Şeridi’ndeki varlığının sona erdirilmesi ve bölgenin tamamen silahsızlandırılması yer alıyor. Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ne geri dönmesinin engellenmesi de bu başarılar arasında. Ayrıca, bölgenin güvenlik kontrolünün İsrail’in elinde kalması, İsrail güçlerinin 500 ila 1000 metre genişliğinde bir güvenlik kuşağı üzerinde kontrol sahibi olmasına imkân tanıyor. Diğer yandan anlaşma, İsrail’in uluslararası alandaki yalnızlığını kırıyor ve ABD nezdindeki konumunu güçlendiriyor.
Smotrich ve Ben-Gvir'in temsil ettiği sağ kanadın bir kesimi ise anlaşmayı, Gazze Şeridi'ndeki savaşı sürdürmek ve Batı Şeria'da İsrail egemenliğini dayatmak için kaçırılmış tarihi bir fırsat olarak görüyor.
İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Knesset'te yan yana oturuyor. (Arşiv – Reuters)
İsrail Kanal 13 televizyonu tarafından yayınlanan bir ankete göre, Trump'ın Gazze savaşını sona erdirme önerisi İsrail halkı arasında önemli bir destek görüyor. Ankete katılanların yüzde 72'si öneriyi desteklerken, yüzde 8'i karşı çıkıyor. Anket sonuçlarına göre, katılımcıların yüzde 43'ü, savaşın ABD Başkanı’nın önerdiği plana ve İsrail'in hedeflerine uygun olarak sona ermesi halinde, İsrail'in ‘kazanan taraf’ olacağını düşünüyor. Öte yandan yüzde 12'si Hamas'ın kazanan taraf olduğunu söylerken, yüzde 45'i ‘bilmiyorum’ yanıtını verdi.
Netanyahu'nun savaşta ‘hedeflerine ulaşıp ulaşmadığı’ sorulduğunda, katılımcıların yüzde 39'u ulaşmadığını, yüzde 36'sı ulaştığını belirtti.
İsrail’in Katar'daki Hamas liderlerini hedef aldığı için Katar'dan özür dilemesi konusunda ise kamuoyu ‘özür dilemesi gerektiğini’ düşünen yüzde 41 ile ‘özür dilememesi gerektiğini’ düşünen yüzde 40 arasında bölündü.
Hangi parti hükümeti kuracak?
Ancak anket, Netanyahu'nun Trump'ın planına verdiği desteğin kendisine siyasi fayda sağlamayacağını ve kaybettiği popülaritesini geri kazanamayacağını gösterdi. ‘Bugün seçim yapılsa kime oy verirdiniz?’ sorusuna verilen yanıtlar şu şekilde değerlendirilebilir: Neftali Bennett’in liderliğindeki parti seçimde öne çıkarak 25 sandalye kazanacak. Eğer Bennett, Gadi Eisenkot ile ittifak yaparsa bu sayı 32 sandalyeye kadar çıkabilir. Her iki durumda da Likud Partisi 23 sandalye alacak.
Likud şu anda 120 sandalyeli Knesset'te 32 sandalyeye sahip.
Anket, Yair Golan liderliğindeki solcu Demokrat Parti'nin şu anda sahip olduğu 4 sandalyeye kıyasla 10 sandalye kazanacağını gösteriyor. Bu senaryoda Netanyahu'nun koalisyonu hükümeti kurmak için yeterli sandalyeye sahip olmayacak.
Anket katılımcıları, muhalefet kampının 57 sandalye, Arap partilerinin ise 11 sandalye kazanacağını öngördü. Muhalefet partileri, hiçbir Arap partisiyle koalisyon kurmama konusunda ısrarcı olursa, bu muhalefet de çoğunluk hükümeti kuramayacak. Bu durumda, yeni bir seçim yapılacak.
Walla internet sitesinde dün yayınlanan başka bir ankette, Netanyahu hükümeti için sonuçlar daha da kötüydü. Netanyahu hükümetinin sandalye sayısı 48'e düşerken, muhalefet 62 sandalye kazanarak Araplar olmadan hükümeti kurabiliyor. Bu anket sonuçları, İsraillilerin çoğunluğunun Netanyahu'yu ne pahasına olursa olsun görevden almak istediğini gösteriyor.
‘Evet’ ya da ‘hayır’
Netanyahu'ya yakın kişiler, planı ‘iyi’ ve ‘pazarlık edilemez’ olarak pazarlamaya çalışıyorlar.
İsrail Kamu Yayın Kuruluşu KAN 11 salı akşamı, İsrail müzakere ekibinin görüşmelerin devamı konusunda Netanyahu'dan talimat beklediğini ve önümüzdeki günlerde Katar'da bir müzakere turu olabileceğini bildirdi.
KAN, İsrail'deki tahminlere göre Hamas'ın yanıtının “Evet, ama...” şeklinde olacağını belirterek, hareketin ana tartışma noktalarından birinin İsrail güçlerinin Gazze Şeridi'nden çekilmesinin zamanlaması ve mekanizması olduğunu açıkladı. KAN, konunun şu anda sadece Gazze Şeridi'ne Arap-uluslararası güçlerin konuşlandırılması mekanizmasıyla bağlantılı olduğunu ifade etti.
KAN, müzakerelere aşina olanların, iki taraf arasında bir anlaşmaya varmak amacıyla ABD Başkanı’nın girişiminde değişiklikler yapılmasını dışlamadıklarını da bildirdi.
Öte yandan i24 News bir İsrailli yetkilinin, Trump'ın planının “pazarlık edilemez olduğunu; verilecek cevabın sadece evet ya da hayır olabileceğini” söylediğini aktardı. Şarku'l Avsat'ın i24 News'ten aktardığına göre yetkili, ABD yönetiminin küçük ayrıntılar konusunda ‘sınırlı düzeyde müzakere’ kabul etme olasılığını ima ettiğini, ancak ‘uzun vadeli müzakereleri kesinlikle kabul etmeyeceğini’ belirtti.
İsrailli yetkili, “Resmi tutum, teknik konular dışında müzakereye açık olmayan planın arkasında durmaktır. Herhangi bir değişiklik için yer yoktur. Hamas, evet dediği andan itibaren, tüm rehinelerin 72 saat içinde İsrail'e ulaşmasını bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
Kanal 12'ye göre üst düzey İsrailli yetkililer, yaklaşan müzakerelerin ‘zorlu geçeceğini ve haftalarca sürebileceğini’ tahmin ediyor.
Ancak İsrail'deki uzmanlar, bu noktanın ‘gerçek bir mayın tarlası’ olduğunu düşünüyorlar. Zira Hamas'ın tüm rehineleri bir kerede serbest bırakmayı kabul etmesi son derece zor olacak. Ayrıca Hamas, plan uygulandıktan sonra tüm cesetleri hemen iade edemeyebilir.
Aynı tahminlere göre temel soru şu: İsrail ve özellikle Netanyahu gerçek bir anlaşma mı yapmak istiyor, yoksa amaç Hamas'ı başarısızlıktan sorumlu tutmak mı?
Iraklı Kürtler Bağdat'tan ‘IKBY’ye saldıran grupları’ kontrol altına almasını istedihttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5249465-irakl%C4%B1-k%C3%BCrtler-ba%C4%9Fdattan-%E2%80%98ikby%E2%80%99ye-sald%C4%B1ran-gruplar%C4%B1%E2%80%99-kontrol-alt%C4%B1na-almas%C4%B1n%C4%B1-istedi
Iraklı Kürtler Bağdat'tan ‘IKBY’ye saldıran grupları’ kontrol altına almasını istedi
KDP lideri Mesud Barzani, KYB lideri Bafel Talabani'yi ağırlarken (Arşiv - Rudaw)
Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Bafel Talabani, Bağdat'taki federal hükümete Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) roketli saldırılar düzenleyen grupların isimlerinin yer aldığı bir liste gönderdi.
Bu grupların faaliyetlerinin durdurulması ve onlara karşı gerekli önlemlerin alınması için ciddi adımlar atılması çağrısında bulunan Talabani, “Bağdat'taki dostlarımızın durumun tırmanmasını önlemek için ellerinden geleni yaptıklarını biliyorum, ancak gerekli önlemler alınmazsa, bu sorunu kendimiz çözeceğiz” ifadelerini kullandı.
Kürtçe yayın yapan haber ajansları, Darbandikhan ilçesi yakınlarındaki Zamnako Dağları'nda bulunan iletişim kulelerinin insansız hava araçları (İHA) ile düzenlenen bir saldırıya uğradığını bildirdi. Pazartesi öğleden sonra itibariyle başkent Erbil’de 162, Süleymaniye’de 26, Duhok'ta 5 ve Halepçe'de 3 saldırı kaydedildi.
Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) lideri Mesud Barzani, pazar günü, Peşmerge güçlerinin hiçbir tarafın haksızlığına veya saldırısına maruz kalmadığını ve bu grupların savaşı körüklemek ve IKBY’nin istikrarını ve vatandaşlarının güvenliğini bozmak için yaptıkları bu provokasyonların devam edemeyeceğini ve etmemesi gerektiğini vurguladı. Barzani, Irak hükümetini, Temsilciler Meclisi’ni ve başta (Şii) Koordinasyon Çerçevesi olmak üzere tüm siyasi güçleri bu saldırılar karşısında ciddi bir tavır sergilemeye ve bu saldırılara son vermeye çağırdı.
İsrail, Beyrut'ta üç İran Kudüs Gücü komutanının öldürüldüğünü duyurduhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5249133-i%CC%87srail-beyrutta-%C3%BC%C3%A7-i%CC%87ran-kud%C3%BCs-g%C3%BCc%C3%BC-komutan%C4%B1n%C4%B1n-%C3%B6ld%C3%BCr%C3%BCld%C3%BC%C4%9F%C3%BCn%C3%BC-duyurdu
İsrail, Beyrut'ta üç İran Kudüs Gücü komutanının öldürüldüğünü duyurdu
Başkent Beyrut'ta İsrail tarafından bombalanan bir otelin önünden geçen Lübnanlı kadınlar (DPA)
İsrail ordusu tarafından dün yapılan açıklamada, dün sabaha karşı Lübnan’ın başkenti Beyrut'un er-Ravşe bölgesindeki bir otele düzenlediği saldırıda, İran’ın Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Kudüs Gücü'nün üç komutanı da dahil olmak üzere beş kişinin öldürüldüğünü duyurdu.
Açıklamada, saldırının donanma tarafından gerçekleştirildiği ve DMO Kudüs Gücü'nün Lübnan ve Filistin kolordularından beş komutanı, Lübnan'ın başkentindeki bir otelde toplantı yaparken hedef alındığını belirtildi.
Saldırıda, Kudüs Gücü'nün üç merkezi komutanı, bir istihbarat subayı ve Filistin Kolordusu'nun Hizbullah temsilcisi olmak üzere beş kişinin öldürüldüğü belirtildi.
İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Beyrut'ta İran'ın Kudüs Gücü komutanlarını hedef alan bir operasyon gerçekleştirdik. Ortadoğu'da, ne Beyrut'ta ne de başka bir yerde İran'ın şeytan ekseni için güvenli bir yerin olmadığına sizi temin ederim.”
Ortadoğu'daki savaş, geçtiğimiz hafta Hizbullah'ın İsrail'e füze saldırısı düzenlemesinin ardından Lübnan'a sıçradı. Hizbullah, bu saldırıyı cumartesi günü ABD ve İsrail'in Tahran'a düzenlediği saldırıda İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in öldürülmesinin ‘intikamı’ olarak nitelendirdi.
Saldırının ardından İsrail, Hizbullah’ın ‘ağır bir bedel’ ödeyeceğini söyledi ve hava saldırıları başlatarak ülkenin güneyine asker gönderdi.
Buna karşılık Hizbullah, İsrail'e onlarca saldırı düzenledi ve İsrail’in kuzeyinde yaşayanlara ‘bu bölgelerin askeri konuşlanma noktaları olarak kullanıldığı’ gerekçesiyle sınırdan beş kilometre uzak durmaları çağrısında bulundu.
Rol model olarak Bağdat Ofisi: ABD’nin deneyiminden Şam'a neler aktarılabilir?https://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/ortado%C4%9Fu/5248805-rol-model-olarak-ba%C4%9Fdat-ofisi-abd%E2%80%99nin-deneyiminden-%C5%9Fama-neler
Rol model olarak Bağdat Ofisi: ABD’nin deneyiminden Şam'a neler aktarılabilir?
Görsel: Axel Rangel Garcia
James Jeffrey
Suriye’nin ABD-İsrail ile İran arasında devam eden bölgesel çatışmada gündemden uzak kalmayı başarması, ülkenin ustaca diplomasi becerisinin bir başka göstergesi oldu. Son birkaç haftadır ülkede yaşanan gelişmeler daha fazla istikrar için umut verirken, aynı zamanda ABD'nin ilgisinin azalabileceği endişesini de beraberinde getirdi. Kürtlerin liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Şam hükümet arasında yaşanan hızlı güç dengesi değişimi ve sınırlı çatışmalar, şimdiye kadar geçerliliğini koruyan bir uzlaşı anlaşmasına varılmasının önünü açtı. Bu anlaşmanın, iki taraf arasındaki ilişkileri yatıştırması ve diğer azınlıkların entegrasyonu için bir model oluşması gerekiyor.
Ancak, ABD’nin Suriye'deki tüm güçlerini çekme niyetini açıklaması, Kürtleri entegre etmek, DEAŞ’ı kontrol altında tutmayı sürdürmek ve İran ile onun vekillerinin nüfuzunu sınırlamak için gerekli olan genel ABD müdahalesi konusunda endişelere yol açıyor. Bunun yanında Washington, Şam ile doğrudan diplomatik ilişkilerinin yanı sıra Suriye ile ilgili uluslararası toplumla olan daha geniş kapsamlı ilişkiler aracılığıyla ve SDG-Şam mutabakatının 10. maddesi kapsamında geleneksel ABD askeri varlığının ötesine geçen güvenlik iş birliği seçeneklerine sahip. Bu seçeneklerin etkili bir şekilde kullanılması, Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Suriye güçlerinin DEAŞ ve İran'ın olası girişimleriyle mücadele etme kapasitesini güçlendirebilir ve aynı zamanda ABD'nin daha geniş diplomatik varlığını destekleyebilir.
Bölgesel ortama entegre olmuş, DEAŞ üyelerinin ya da İran'ın vekillerinin yeniden dirilişini engelleyebilecek istikrarlı bir Suriye, uzun vadeli bölgesel istikrar için temel önem taşıyor. Bu hedefe ulaşmak için iki temel unsura ihtiyaç var. Bunlardan birincisi dini ve etnik bileşenleri tarafından kabul gören birleşik bir devletin kurulması, ikincisi ise Suriye'nin entegrasyonunu, kalkınmasını ve güvenliğini destekleyen ortak bir uluslararası yaklaşım. Bu iki unsur birbirini karşılıklı olarak güçlendiriyor. Zira iç birliğini güçlendirmeyi ve hoşgörü ortamını tesis etmeyi başaran bir Suriye, uluslararası desteği daha kolay kazanabilir ve 2011-2024 savaşında olduğu gibi dış güçlerin yerel ortaklarını seçici bir şekilde belirleme girişimlerinden kaçınabilir.
Öte yandan Suriye hükümetini destekleyen uluslararası konsensüs, kalkınma yardımı ve diplomatik destekle birleştiğinde, Şam'ın yanı sıra çeşitli azınlık gruplarının da daha sorumlu davranışlar sergilemesini teşvik eder.
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile SDG lideri Mazlum Abdi arasında 29 Ocak'ta imzalanan mutabakat, azınlıkları yerel yönetim yapılarını ve kültürel haklarını koruyarak entegre etmeye yönelik en önemli girişimdir. Bu anlaşmanın başarısı veya başarısızlığı, diğer azınlıkların entegrasyonunu şekillendireceğine ve nihayetinde Suriye'nin birliği ve istikrarını etkileyeceğine şüphe yok.
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile SDG lideri Mazlum Abdi arasında 29 Ocak'ta imzalanan mutabakat, azınlıkları yerel yönetim yapılarını ve kültürel haklarını koruyarak entegre etmeye yönelik en önemli girişimdir.
Burada 29 Ocak’taki mutabakata, her iki taraf arasında çatışmaları durdurmak, DEAŞ’ın en tehlikeli tutuklu üyelerinden bir kısmını nakletmek ve taraflar arasında daha önce varılan anlaşmayı iyileştirmek amacıyla ABD'li üst düzey sivil ve askeri yetkililerin her iki tarafla da yoğun istişarelerinin ardından varıldığını hatırlamakta fayda var. 18 Ocak'ta imzalanan anlaşma, Şam'ın lehine ağırlıklıydı ve SDG üyelerinin yalnızca bireysel olarak Suriye ordusuna entegre edileceğini öngörüyordu.
29 Ocak mutabakatının uygulanışı henüz tamamlanmaktan uzak olsa da ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana şiddet olayları çok az ya da hiç yaşanmadı. Suriye İçişleri Bakanlığı’na bağlı askeri güçler, ocak ayı sonlarında kararlaştırıldığı üzere, SDG ile önemli bir sürtüşme yaşamadan Haseke ilindeki Kürt bölgelerine ve Kobani şehrine girdi. Bu güçlerin komutanları, tugayların Suriye ordusuna entegre edilmesi için gerekli mekanizmaları görüşmek üzere Savunma Bakanlığı yetkilileriyle de toplantılar düzenledi.
Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, SDG’nin en önde gelen yetkililerinden Nureddin Ahmed İsa'yı Haseke valisi olarak atadı. İçişleri Bakanlığı, 22 Şubat'ta anlaşmanın hükümlerine uygun olarak Suriyeli Kürtlere vatandaşlık verilmesini düzenleyen bir kararname yayınladı. Şam ayrıca, İçişleri Bakanlığı'nın üst düzey yetkililerinden Tuğgeneral Ziyad el-Ayeş’i ocak ayında imzalanan anlaşmanın uygulanmasını takip etmek üzere görevlendirdi.
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara Şam'daki cumhurbaşkanlığı sarayında bir araya geldi, 18 Ocak 2026 (AFP)
Buna paralel olarak SDG lideri Mazlum Abdi, Şam, ABD ve SDG’Nin Irak’taki uzantısıyla çeşitli düzeylerde koordinasyon içinde, Münih Güvenlik Konferansı'na gitti ve burada Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüştü.
PKK sorununu çözmeye yoğun bir şekilde odaklanan Türkiye, ocak ayında imzalanan anlaşmayı sessizce destekledi. Çeşitli kaynaklara göre daha önce SDG'nin Suriye ordusuna başlı başına bir birlik olarak entegre edilmesine itiraz etmesine rağmen, bu maddeyi göz ardı etmiş gibi görünen Türkiye, Mazlum Abdi'nin Almanya'yı ziyaretine izin vermiş olabilir.
Buradaki en önemli husus, Şam ile Kürtler arasında bugüne kadar elde edilen başarının, Şam ile Dürziler ve belki de Alevi Araplar arasında gelecekteki iş birliğini teşvik etmek için bir model olarak hizmet edebileceği meselesi. Ancak, ABD güçlerinin Suriye'den çekilmesinin yakın olması hem gerçekte hem de algıda ABD’nin askeri varlığının azalması, DEAŞ ile mücadelede askeri iş birliğinin zayıflaması ve İran'ın vekillerinin varlığı nedeniyle, birlik ve hoşgörü yönündeki ivmeyi yavaşlatabilir.
Suriye'de 2024 yılı sonlarından bu yana tanık olunan yoğun üst düzey ABD diplomasisi bu azalmanın bir kısmını telafi edebilir, ancak bu diplomatik çabaların içinde bir güvenlik veya askeri bileşenin varlığı tüm taraflarca memnuniyetle karşılanıyor.
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke ilinin Kamışlı kenti dışındaki bir otoyolda konvoy halinde seyreden bir Amerikan MRAP (Mayın Dirençli Pusu Korumalı) zırhlı savaş aracı, 23 Şubat 2026 (AFP)
Bu bağlamda Washington, DEAŞ’a karşı yürütülen kampanyada kazanılan deneyime dayanarak, istihbarat paylaşımı ve eğitimden ortak planlama ve operasyonlara ve muhtemelen tek taraflı ABD misyonlarına kadar uzanan çeşitli askeri ve güvenlik iş birliği seçeneklerine sahip. Ayrıca, 2011 yılında ABD askerlerinin Irak'tan çekilmesinin ardından kazanılan deneyim de bu seçenekler arasında yer alıyor.
Çekilme sonrası güvenlik iş birliği
Bu iş birliği, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından koordine edilen askeri bileşeni ve paralel siyasi çerçevesi ile DEAŞ’ı yenmek için Uluslararası Koalisyonun kurulmasıyla başlıyor. Askeri cephede, Suriye bu koalisyonun üyesi olduğu için, eğitimden keşif, gözetleme ve bilgi toplama gibi çok çeşitli istihbarat paylaşımı ve diğer operasyonel yeteneklere talep üzerine erişebilir. Uluslararası Koalisyon ayrıca terör örgütüne üye kazandırılmasının yanı sıra DEAŞ üyelerinin sınır ötesi hareketlerine, fon toplama ve para transferlerine karşı uluslararası müdahalelerin koordinasyonunda ve dezenformasyon kampanyalarına karşı mücadelede etkili bir rol oynuyor. Tüm bunlar öncelikle DEAŞ’ın Irak ve Suriye'deki kalıntılarıyla mücadeleye hizmet etmek üzere tasarlanmış olsa da koalisyonla iş birliği Suriye'ye daha geniş güvenlik avantajları sağlıyor.
Washington ve Şam istekli olursa, ABD, büyükelçiliğinin yeniden açılmasının ardından, Bağdat'taki ABD büyükelçiliğine bağlı ofise benzer şekilde, askeri ataşe ofisi veya güvenlik iş birliği ofisi bünyesinde çok sayıda askeri personeli Şam'daki büyükelçiliğine gönderebilir. Bu düzenlemenin en önemli avantajlarından biri, askeri personelin dokunulmazlıklarını güvence altına almak için kuvvetler statüsü anlaşmasına ihtiyaç duymaması. Çünkü resmi olarak diplomatik misyon içinde çalışacaklar ve çeşitli şekillerde diplomatik dokunulmazlıktan yararlanacaklar. Bölgede bu tür anlaşmaların müzakere edilmesinin zorluğu göz önüne alındığında, bu düzenleme önemli bir avantaj sağlıyor.
Eğer Washington ve Şam istekli olursa, ABD, Bağdat Büyükelçiliği’ne bağlı ofise benzer şekilde, Şam'daki büyükelçiliğinin yeniden açılmasının ardından buraya çok sayıda askeri personel gönderebilir.
ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği’ndeki Güvenlik İşbirliği Ofisi, 2011 yılında kurulduğunda, önemli yeteneklere sahipti. Bir ekip tarafından yönetilen ofis, istihbarat paylaşımı için gelişmiş mekanizmaların yanı sıra Irak güvenlik güçleri sistemine entegre edilmiş diğer koordinasyon işlevlerini de içeriyordu. Ofis, yabancı askeri satış programını yönetmekle kalmayıp Irak hükümeti ile koordineli olarak, ABD program yüklenicilerinin yoğun olarak faaliyet gösterdiği ülke çapındaki çeşitli Irak üslerine askeri personel konuşlandırma rolünü üstleniyordu. Bu askeri personelin görevleri, programla ilgili geleneksel işlevlerle sınırlı kalmayıp, çeşitli program sahalarında komuta ve kontrol rolleri ile güvenlik denetimini de kapsıyor ve raporlar Güvenlik İşbirliği Ofisi başkanı aracılığıyla büyükelçiye sunuluyordu.
Ofisi ilk kurulduğunda, ek olarak yarı operasyonel görevler de üstlendi. Bu görevler arasında, kuvvetler statüsü anlaşması gerektirmeyen uluslararası sulardan Irak açık deniz petrol tesislerine koruma sağlayan ABD Sahil Güvenlik gemilerinin çalışmalarını koordine etmek ve Kürdistan Bölgesi sınırları boyunca konuşlandırılmış Kürt Peşmerge birimleri ile Irak ordusunu sınırlı bir şekilde denetlemek yer alıyordu. Bu da Kürt güçleri ile merkezi hükümet güçleri arasındaki gerilimi azaltmayı amaçlayan ABD güçlerinin Irak'taki ‘Birleşik Ortak Görev Gücü’ operasyonunun kısa süreli bir uzantısıydı.
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, yıkılmış SDG savaşçısı heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)
Plan, özel kuvvetler ekiplerini periyodik eğitim turları düzenlemek üzere görevlendirmekti, ancak bu girişim hem Washington hem de Bağdat'taki endişeler nedeniyle kısa sürede durduruldu. ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği ile Irak hükümetinin en üst düzey yetkilileri arasında Güvenlik İşbirliği Ofisi tarafından yönetilen belirli askeri istihbarat operasyonlarının yürütülmesi konusunda sessiz bir anlaşma da sağlandı. Bu model veya Uluslararası Koalisyon aracılığıyla benzer düzenlemeler, ABD veya diğer üye devletlerin Suriye içinde doğrudan operasyonlar yürütmesine olanak sağlayabilir.
ABD'nin askeri müdahalesinin birinci amacı, ister Uluslararası Koalisyon tarafından gerçekleştirilen operasyonlar kapsamında ister Güvenlik İşbirliği Ofisi aracılığıyla olsun, Suriyeli güvenlik güçlerinin profesyonelliğini artırmak ve DEAŞ üzerinde sürekli baskı uygulamak olsa da ikinci amaç siyasi kazanımlardı.
ABD'nin SDG ile askeri iş birliğini sürdürmesi, yıllardır Washington ile bağlantılı olan Kürt ortakları güvence altına alacak ve Suriye'deki Kürtlerin güvenliğine olan bağlılığını teyit edecektir. Bu varlık, Irak'taki deneyimde olduğu gibi, SDG'nin Suriye ordusuna entegrasyonunu ve iki taraf arasındaki gerginlik düzeyini doğrudan denetleme imkânı da sağlayabilir.
Benzer şekilde, ABD'nin askeri varlığı, Suriye hükümetini zayıflatmak veya Lübnan'daki Hizbullah'a silah temin etmek gibi İran'ın olası gizli hareketlerini daha net bir şekilde ortaya çıkarabilir. Bunun yanında yıllarca sürdürülen kapsamlı ve etkili güvenlik iş birliği, Suriye dahil olmak üzere stratejik öneme sahip ve kırılgan durumdaki ülkelerle Washington'ın ikili ilişkilerinin temel taşı oldu.
Iraklı yetkililer, İran'ın artan etkisi nedeniyle, Irak güçleri ve istihbarat kurumlarının yapısında ABD askeri personelinin yer almasından derin şüphe duyuyorlardı. Bu durum, sömürge benzeri bir varlığın varlığı konusundaki endişeleri daha da güçlendiriyordu.
Bu düzenlemeler, güvenlik iş birliğini sürdürmek ve hem Şam hükümeti hem de SDG ile siyasi bağları güçlendirmek için en gerçekçi seçenek gibi görünse de bazı uyarılar da içeriyor. Irak'taki Güvenlik İşbirliği Ofisi, 2010 yılında resmi olarak muharebe operasyonlarını sona erdiren ve eğitim ve teçhizat sağlama görevine geçen ABD güçlerinin fiili halefi olarak, çeşitli nedenlerle tam potansiyeline ulaşamadı.
Öncelikle ABD Savunma Bakanlığı'nın ülkede görünür bir varlığının olmaması ve belirli bir muharebe misyonunun bulunmaması, Washington'ın ilgi ve taahhüt düzeyinde sık sık düşüşe yol açtı. ABD Sahil Güvenlik gemileri başka görevlere gönderildi ve özel kuvvetler ve diğerlerinin dahil olduğu birkaç girişim, aciliyeti daha az olduğu gerekçesiyle sessizce iptal edildi.
Irak tarafında, özellikle Nuri el-Maliki hükümeti döneminde, ABD'nin askeri varlığına karşı açıkça ikircikli bir tutum sergilendi. Bir yandan, ABD güçleri, acil durumlarda, kesinlikle gerekli olduğunda yardıma çağrılabilecek bir güç olarak görülüyordu, diğer yandan Iraklı yetkililer, İran'ın artan nüfuzu nedeniyle, Amerikan askeri personelinin Irak Silahlı Kuvvetleri ve istihbarat teşkilatlarının yapısına dahil olmasına derin şüpheyle bakıyorlardı. Zira bu durum, sömürge benzeri bir varlığına dair korkularını artırıyordu.
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke ilinin Kamışlı kenti dışındaki bir otoyolda konvoy halinde seyreden bir Amerikan MRAP (Mayın Dirençli Pusu Korumalı) zırhlı savaş aracı ve askeri teçhizat taşıyan bir kamyon, 23 Şubat 2026 (AFP)
Güvenlik İşbirliği Ofisi'nin büyük boyutu, daha önce Bağdat'a bir dereceye kadar güvence sağlayan acil durum savaş yeteneklerini sunmadan bu endişeleri daha da artırdı. Sonuç olarak, Irak hükümeti ofisin boyutunu ve işlevlerini azaltmak için tekrar tekrar baskı uyguladı. Hem ofis hem de büyükelçilik, Irak güçlerinin yapısının, özellikle yetkin liderlik açısından ne kadar zayıfladığını ve eğitim, teçhizat ve bakım alanlarındaki köklü sorunları fark edememiştir. Bu faktörler, 2014 yılında DEAŞ’ın saldırısı karşısında Irak düzenli güçlerinin yaygın çöküşüne katkıda bulundu.
Tüm bu şartlar altında Suriye ile sınırlı bir güvenlik ilişkisi kurulması, eğer iyi yönetilirse, ABD askerlerinin yokluğunun büyük bir kısmını telafi edebilir ve ülkede istikrarın sağlanmasına katkıda bulunabilir.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة