İsrailli aşırılık yanlıları Trump'ın Gazze planını bozabilir mi?

Netanyahu, Hamas'ın öneriyi reddetmesini bekliyor

ABD Başkanı Donald Trump, 29 Eylül 2025'te Beyaz Saray'da düzenlenen basın toplantısında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile el sıkışıyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 29 Eylül 2025'te Beyaz Saray'da düzenlenen basın toplantısında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile el sıkışıyor. (Reuters)
TT

İsrailli aşırılık yanlıları Trump'ın Gazze planını bozabilir mi?

ABD Başkanı Donald Trump, 29 Eylül 2025'te Beyaz Saray'da düzenlenen basın toplantısında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile el sıkışıyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 29 Eylül 2025'te Beyaz Saray'da düzenlenen basın toplantısında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile el sıkışıyor. (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, hükümetindeki iki aşırılık yanlısı bakana (Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir) seslenerek, ABD Başkanı Donald Trump'ın barış planına karşı yürüttükleri kampanyayı durdurmaları çağrısında bulundu.

İsrail Kanal 12 televizyonuna göre Netanyahu onlara, İsrail'in plana herhangi bir şekilde müdahale etmesinin, Trump ile bir krize yol açacağını belirterek, “Bu dönemde tek desteğimiz olan Trump'a hayır dememeliyiz, hatta ‘evet ama...’ bile dememeliyiz” dedi.

Netanyahu, “İsrail'in Trump'ın her önerisine karşı net ve kararlı bir tutum sergilemesi gerekir, sonrasını tartışırız” ifadesini kullandı.

Netanyahu'nun yakın çevresi, Ben-Gvir ve Smotrich'in tutumunu ‘yüzeysel’ buldu ve İsrail siyasetinde en zengin deneyime sahip olan başbakanın taktiklerini anlamadıklarını belirtti.

Bölünme

İsrail sağ kanadı birkaç gruba bölünmüş vaziyette. Likud Partisi’nin büyük bir kesimi bu anlaşmayı, İsrail’in pek çok talebini yerine getiren iyi bir anlaşma olarak görüyor. Bir diğer kesim ise Netanyahu’nun bundan fazlasını başaramadığını düşünüyor. Bu kesim, anlaşmada bazı başarıların bulunduğuna işaret ediyor. Onların bakış açısına göre bu başarılar arasında, Hamas’ın Gazze Şeridi’ndeki varlığının sona erdirilmesi ve bölgenin tamamen silahsızlandırılması yer alıyor. Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ne geri dönmesinin engellenmesi de bu başarılar arasında. Ayrıca, bölgenin güvenlik kontrolünün İsrail’in elinde kalması, İsrail güçlerinin 500 ila 1000 metre genişliğinde bir güvenlik kuşağı üzerinde kontrol sahibi olmasına imkân tanıyor. Diğer yandan anlaşma, İsrail’in uluslararası alandaki yalnızlığını kırıyor ve ABD nezdindeki konumunu güçlendiriyor.

Smotrich ve Ben-Gvir'in temsil ettiği sağ kanadın bir kesimi ise anlaşmayı, Gazze Şeridi'ndeki savaşı sürdürmek ve Batı Şeria'da İsrail egemenliğini dayatmak için kaçırılmış tarihi bir fırsat olarak görüyor.

İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Knesset'te yan yana oturuyor. (Arşiv – Reuters)İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Knesset'te yan yana oturuyor. (Arşiv – Reuters)

İsrail Kanal 13 televizyonu tarafından yayınlanan bir ankete göre, Trump'ın Gazze savaşını sona erdirme önerisi İsrail halkı arasında önemli bir destek görüyor. Ankete katılanların yüzde 72'si öneriyi desteklerken, yüzde 8'i karşı çıkıyor. Anket sonuçlarına göre, katılımcıların yüzde 43'ü, savaşın ABD Başkanı’nın önerdiği plana ve İsrail'in hedeflerine uygun olarak sona ermesi halinde, İsrail'in ‘kazanan taraf’ olacağını düşünüyor. Öte yandan yüzde 12'si Hamas'ın kazanan taraf olduğunu söylerken, yüzde 45'i ‘bilmiyorum’ yanıtını verdi.

Netanyahu'nun savaşta ‘hedeflerine ulaşıp ulaşmadığı’ sorulduğunda, katılımcıların yüzde 39'u ulaşmadığını, yüzde 36'sı ulaştığını belirtti.

İsrail’in Katar'daki Hamas liderlerini hedef aldığı için Katar'dan özür dilemesi konusunda ise kamuoyu ‘özür dilemesi gerektiğini’ düşünen yüzde 41 ile ‘özür dilememesi gerektiğini’ düşünen yüzde 40 arasında bölündü.

Hangi parti hükümeti kuracak?

Ancak anket, Netanyahu'nun Trump'ın planına verdiği desteğin kendisine siyasi fayda sağlamayacağını ve kaybettiği popülaritesini geri kazanamayacağını gösterdi. ‘Bugün seçim yapılsa kime oy verirdiniz?’ sorusuna verilen yanıtlar şu şekilde değerlendirilebilir: Neftali Bennett’in liderliğindeki parti seçimde öne çıkarak 25 sandalye kazanacak. Eğer Bennett, Gadi Eisenkot ile ittifak yaparsa bu sayı 32 sandalyeye kadar çıkabilir. Her iki durumda da Likud Partisi 23 sandalye alacak.

Likud şu anda 120 sandalyeli Knesset'te 32 sandalyeye sahip.

Anket, Yair Golan liderliğindeki solcu Demokrat Parti'nin şu anda sahip olduğu 4 sandalyeye kıyasla 10 sandalye kazanacağını gösteriyor. Bu senaryoda Netanyahu'nun koalisyonu hükümeti kurmak için yeterli sandalyeye sahip olmayacak.

Anket katılımcıları, muhalefet kampının 57 sandalye, Arap partilerinin ise 11 sandalye kazanacağını öngördü. Muhalefet partileri, hiçbir Arap partisiyle koalisyon kurmama konusunda ısrarcı olursa, bu muhalefet de çoğunluk hükümeti kuramayacak. Bu durumda, yeni bir seçim yapılacak.

Walla internet sitesinde dün yayınlanan başka bir ankette, Netanyahu hükümeti için sonuçlar daha da kötüydü. Netanyahu hükümetinin sandalye sayısı 48'e düşerken, muhalefet 62 sandalye kazanarak Araplar olmadan hükümeti kurabiliyor. Bu anket sonuçları, İsraillilerin çoğunluğunun Netanyahu'yu ne pahasına olursa olsun görevden almak istediğini gösteriyor.

‘Evet’ ya da ‘hayır’

Netanyahu'ya yakın kişiler, planı ‘iyi’ ve ‘pazarlık edilemez’ olarak pazarlamaya çalışıyorlar.

İsrail Kamu Yayın Kuruluşu KAN 11 salı akşamı, İsrail müzakere ekibinin görüşmelerin devamı konusunda Netanyahu'dan talimat beklediğini ve önümüzdeki günlerde Katar'da bir müzakere turu olabileceğini bildirdi.

KAN, İsrail'deki tahminlere göre Hamas'ın yanıtının “Evet, ama...” şeklinde olacağını belirterek, hareketin ana tartışma noktalarından birinin İsrail güçlerinin Gazze Şeridi'nden çekilmesinin zamanlaması ve mekanizması olduğunu açıkladı. KAN, konunun şu anda sadece Gazze Şeridi'ne Arap-uluslararası güçlerin konuşlandırılması mekanizmasıyla bağlantılı olduğunu ifade etti.

KAN, müzakerelere aşina olanların, iki taraf arasında bir anlaşmaya varmak amacıyla ABD Başkanı’nın girişiminde değişiklikler yapılmasını dışlamadıklarını da bildirdi.

Öte yandan i24 News bir İsrailli yetkilinin, Trump'ın planının “pazarlık edilemez olduğunu; verilecek cevabın sadece evet ya da hayır olabileceğini” söylediğini aktardı. Şarku'l Avsat'ın i24 News'ten aktardığına göre yetkili, ABD yönetiminin küçük ayrıntılar konusunda ‘sınırlı düzeyde müzakere’ kabul etme olasılığını ima ettiğini, ancak ‘uzun vadeli müzakereleri kesinlikle kabul etmeyeceğini’ belirtti.

İsrailli yetkili, “Resmi tutum, teknik konular dışında müzakereye açık olmayan planın arkasında durmaktır. Herhangi bir değişiklik için yer yoktur. Hamas, evet dediği andan itibaren, tüm rehinelerin 72 saat içinde İsrail'e ulaşmasını bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

Kanal 12'ye göre üst düzey İsrailli yetkililer, yaklaşan müzakerelerin ‘zorlu geçeceğini ve haftalarca sürebileceğini’ tahmin ediyor.

Ancak İsrail'deki uzmanlar, bu noktanın ‘gerçek bir mayın tarlası’ olduğunu düşünüyorlar. Zira Hamas'ın tüm rehineleri bir kerede serbest bırakmayı kabul etmesi son derece zor olacak. Ayrıca Hamas, plan uygulandıktan sonra tüm cesetleri hemen iade edemeyebilir.

Aynı tahminlere göre temel soru şu: İsrail ve özellikle Netanyahu gerçek bir anlaşma mı yapmak istiyor, yoksa amaç Hamas'ı başarısızlıktan sorumlu tutmak mı?



İsrail'in Suriye'nin güneyinde kurduğu Sufa 53 hattı nedir?

İsrail'in Suriye'nin güneyinde kurduğu Sufa 53 hattı nedir?
TT

İsrail'in Suriye'nin güneyinde kurduğu Sufa 53 hattı nedir?

İsrail'in Suriye'nin güneyinde kurduğu Sufa 53 hattı nedir?

“Sufa 53”, İsrail'in Kuneytra şehrinin kuzeyinden güneyine, Golan Tepeleri boyunca uzanan bir askeri ve mühendislik projesinin genel adıdır; bu bölgenin büyük bir kısmı İsrail tarafından Haziran 1967’deki savaş sırasında işgal edilen Suriye topraklarıdır.

Proje yeni bir sınır veya Suriye ile İsrail arasında siyasi olarak tanınmış bir hat değil, toprak setler, siperler, mevziler ve gözlem noktalarıyla birlikte güçlendirilmiş bir askeri yoldur. Önemi, bazı bölümlerinin 1974’te imzalanan Suriye-İsrail Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması ile tanımlanan tampon bölge içinde inşa edilmiş olmasından kaynaklanıyor.

- Neden Sufa 53 olarak adlandırılıyor?

İbranicede Sufa kelimesi “fırtına” anlamına gelirken, 53 sayısı İsrail ordusunun 188. “Barak” Tugayı'na bağlı 53. Sufa Zırhlı Taburu’na atıfta bulunmaktadır.

İsrail ordusu daha önce 53. Taburun, 210. Tümenin mühendislik birimleriyle iş birliği içinde Suriye cephesinde yol ve eksenlerin inşasına katıldığını bildirmişti. Bu nedenle, yaygın olarak kullanılan “Sufa 53” adının, bu eksenin kurulmasına katılan askeri birlikle ilişkili olması muhtemel.

Ancak, İsrail ordusunun Sufa 53 adını tüm proje için resmi bir isim olarak benimsediğini doğrulayan hiçbir resmi İsrail belgesi bulunmuyor. Bu nedenle, bunu hattın yaygın olarak kullanılan adı olarak tanımlamak daha doğru olur.

- Proje ne zaman başladı?

Projenin kökenleri, Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te devrilmesinden önce, 2022 yılına dayanıyor. Bölgedeki yol yapımı ve tahkimat çalışmaları o zaman başladı ve sonraki yıllarda kademeli olarak genişletildi.

Suriye rejiminin devrilmesinden sonra askeri durum önemli ölçüde değişti. İsrail ordusu tampon bölge içindeki varlığını genişletti ve Hermon Dağı'nın Suriye tarafı da dahil olmak üzere yeni mevzilere konuşlandı. Yollar ve tahkimatlar, güney Suriye'deki daha geniş bir İsrail askeri konuşlandırmasının parçası haline geldi.

- Sufa 53 ne kadar uzun?

En yaygın tahminlere göre proje yaklaşık 70 kilometre uzunluğundadır.

Bazı tahminler, toplam uzunluğu bu rakamı aşan daha geniş bir İsrail yol, mevzi ve tahkimat ağından bahsediyor, ancak Sufa 53’e atıfta bulunurken kullanılan rakam yaklaşık 70 kilometredir.

Proje, kuzeydeki Hermon Dağı bölgesinden İsrail ile Suriye cephesinin en güney noktasına kadar uzanan bir askeri eksen oluşturuyor

- Nerede başlıyor ve nerede sonlanıyor?

Proje, Kuneytra şehrinin kuzeyindeki Hadar kasabası yakınlarında, Hermon Dağı'nın eteklerinde başlıyor ve daha sonra işgal altındaki Golan Tepeleri boyunca güneye doğru uzanıyor.

Cabata el-Haşab, el-Hamidiye, el-Kahtaniye, Ruvayhina, Bir Acem, Barika ve el-Aşa'tan veya yakınlarından geçiyor, ardından Kuneytra'nın en güney noktasına ve Suriye, Ürdün ve işgal altındaki Golan Tepeleri arasındaki sınır üçgenine doğru uzanıyor.

Böylece proje, kuzeydeki Hermon Dağı bölgesinden İsrail ile Suriye cephesinin en güney noktasına kadar uzanan bir askeri eksen oluşturuyor.

- Hattın genişliği ne kadar?

Askeri yolun kendisi bazı bölümlerde yaklaşık sekiz metre genişliğinde, ancak sadece askeri araçların kullandığı bir yol değil.

cfgth
İsrail'in ilhak ettiği ve Lübnan ile Suriye sınırında bulunan Golan Tepeleri'ndeki Hermon Dağı'nda devriye gezen bir İsrail askeri, 15 Ocak 2026 (AFP)

Yol boyunca toprak setler, hendekler, gözlem noktaları, tahkimatlar ve askeri mevziler bulunuyor. Bazı setlerin yüksekliği yaklaşık beş metreye ulaşırken, sahadan gelen haberlerde bazı yerlerde derin hendeklerin kazılı olduğundan bahsediliyor.

Bu nedenle, yaklaşık sekiz metre olan yolun genişliği ile, bir bölgeden diğerine değişen çevredeki askeri ve mühendislik kuşağının genişliği arasında bir ayrım yapılmalıdır.

- 1974 Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması ile ilişkisi nedir?

1973 Ekim Savaşı'ndan sonra Suriye ve İsrail, 31 Mayıs 1974'te Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması imzaladı. Anlaşma bir barış antlaşması veya sınırın nihai olarak belirlenmesi değil, iki orduyu ayırmak ve savaşın tekrarını önlemek için hazırlanmış askeri düzenlemelerdi.

Şam projeyi reddediyor ve İsrail'in tampon bölge içindeki eylemlerini Suriye egemenliğinin ve Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması'nın ihlali olarak değerlendiriyor

Anlaşmaya göre, Suriye ve İsrail güçleri arasında bir tampon bölge kuruldu ve Birleşmiş Milletler Ayrılma Gözlem Gücü (UNDOF) bu bölgeye konuşlandırıldı.

Haritayı basitçe anlamak için iki ana hattın bulunduğunu söylemeliyiz: İsrail tarafındaki “Alfa Hattı” ile Suriye tarafındaki “Bravo Hattı”. Bu iki hat arasında, BM tarafından denetlenen ve özel askeri düzenlemelere tabi olan bir tampon bölge bulunuyor.

Sufa 53’ün hassasiyeti, projenin bazı bölümlerinin sadece İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri'nde değil, bu bölge içinde de inşa edilmiş olmasından kaynaklanıyor. Sahadan gelen haberler ve insan hakları raporları, İsrail'in bazı yerlerdeki eylemlerinin Bravo Hattı'nı da aşarak Suriye topraklarına uzandığını gösteriyor.

cvgthyju
Suriye'nin güneyinde, İsrail tarafından ilhak edilen Golan Tepeleri sınırına yakın Kuneytra'daki gözlem noktasında bir UNDOF askeri nöbet tutuyor, 21 Eylül 2025 (AFP)

Bu nedenle, proje üzerindeki anlaşmazlık sadece bir askeri yol ile ilgili değil, aynı zamanda 1974 Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması ile belirlenen hatlara göre konumuyla da ilgilidir.

-Şam'ın pozisyonu nedir?

Şam projeyi reddediyor ve tampon bölge içindeki İsrail eylemlerini Suriye egemenliğinin ve  Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşmasının ihlali olarak görüyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre 4 Ekim'de Suriye Dışişleri Bakanlığı, İsrail'in Sufa 53 hattındaki çalışmalarını tamamlamasını kınayarak, bunu 1974 Anlaşmasının “açık bir ihlali” ve Suriye egemenliğine bir tecavüz olarak değerlendirdi.

Yol, İsrail ordusunun Kuneytra cephesi boyunca kuzeye ve güneye hareket etmesine ve farklı mevziler arasında asker ve teçhizat taşımasına olanak tanıyor. Bu arada, toprak setler, siperler ve gözlem noktaları, onlarca kilometre boyunca uzanan sürekli bir savunma yapısı sağlıyor

Şam, tüm toprakları üzerindeki egemenliğine olan bağlılığını vurguladı ve BM ile uluslararası toplumu İsrail’in eylemlerini durdurmaya ve anlaşmanın düzenlemelerine geri dönmeye çalışmaya çağırdı.

- Esed rejiminin devrilmesinden sonra ne değişti?

Aralık 2024'te Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden sonra, İsrail ordusu tampon bölgeye girdi ve Hermon Dağı'nın Suriye tarafındaki stratejik konumlar da dahil olmak üzere ek mevziler ele geçirdi.

cdvfbhj
İsrail güçleri, İsrail'in 23 Temmuz 2025'te ilhak ettiği Golan Tepeleri'ndeki Dürzi köyü Mecdel Şems yakınlarındaki Suriye sınırında devriye geziyor (AFP)

İsrail, Suriye'deki değişen güvenlik ve askeri durum ışığında Golan Tepeleri yakınlarında tehditlerin ortaya çıkmasını önleme ihtiyacını gerekçe göstererek bu hamlesini haklı gösterdi.

Şam ise, 1974 anlaşmasının bu cephedeki durumu düzenleyen çerçeve olarak kalması gerektiğinde ısrar ediyor ve İsrail güçlerinin ilerledikleri mevzilerden çekilmesini talep ediyor.

-Peki Sufa 53 neden önemli?

Projenin önemi, yolun kendisinden ziyade, konumu ve etrafında inşa edilen askeri altyapıda yatıyor.

Yol, İsrail ordusunun Kuneytra cephesi boyunca kuzeye ve güneye hareket etmesine ve farklı mevziler arasında asker ve teçhizat taşımasına olanak tanıyor. Bu arada, toprak setler, siperler ve gözlem noktaları, onlarca kilometre boyunca uzanan sürekli bir savunma yapısı sağlıyor.

Siyasi önemi ise bu tesislerin geçici mi yoksa Güney Suriye'deki uzun vadeli bir İsrail konuşlandırmasının parçası mı olacağında yatıyor.

Eğer yollar, toprak setler, siperler ve askeri mevziler kalıcı hale gelirse, o zaman mesele sadece bir askeri yol inşa etmekten öteye geçerek, 1974'ten beri Suriye-İsrail cephesini yöneten düzenlemelerden farklı, yeni bir güvenlik gerçekliği tesis etmeye dönüşecektir.


İran basını, ABD’nin Irak’tan çekilmesini nasıl değerlendiriyor?

Irak’ın başkenti Bağdat’ta Egemenlik Günü’nü anan bir pankart... Egemenlik Günü, ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin Irak’tan çekilmesinin ve yirmi yılı aşkın süredir devam eden askeri varlığının sona ermesinin yıldönümünü, yani 30 Eylül 2026’yı işaret ediyor. (Reuters)
Irak’ın başkenti Bağdat’ta Egemenlik Günü’nü anan bir pankart... Egemenlik Günü, ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin Irak’tan çekilmesinin ve yirmi yılı aşkın süredir devam eden askeri varlığının sona ermesinin yıldönümünü, yani 30 Eylül 2026’yı işaret ediyor. (Reuters)
TT

İran basını, ABD’nin Irak’tan çekilmesini nasıl değerlendiriyor?

Irak’ın başkenti Bağdat’ta Egemenlik Günü’nü anan bir pankart... Egemenlik Günü, ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin Irak’tan çekilmesinin ve yirmi yılı aşkın süredir devam eden askeri varlığının sona ermesinin yıldönümünü, yani 30 Eylül 2026’yı işaret ediyor. (Reuters)
Irak’ın başkenti Bağdat’ta Egemenlik Günü’nü anan bir pankart... Egemenlik Günü, ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin Irak’tan çekilmesinin ve yirmi yılı aşkın süredir devam eden askeri varlığının sona ermesinin yıldönümünü, yani 30 Eylül 2026’yı işaret ediyor. (Reuters)

Hanan Azizi

İran basını, ABD’nin -30 Eylül’de tamamlanan- Irak’tan çekilmesini ele aldı. Çoğunluğu muhafazakâr ve sert çizgide yayın yapan medya kuruluşları, bunun bir çekilme olmadığını, ‘Irak’taki nüfuzunu henüz sona erdirmemiş olan ABD’nin kovulması ve yenilgisi’ anlamına geldiğini savundu. Reformcu ve ılımlı basın ise çekilmenin, Irak ve bölgenin güvenlik düzeninde önemli bir gelişme olarak değerlendirilen sonuçlarına odaklandı.

Bu durum Washington’ın Irak’taki güvenlik denkleminden tamamen çekildiği anlamına gelmekten ziyade, ülkedeki varlığının biçimini değiştirmesiyle bağlantılı. İran’ın ILNA haber ajansına göre ABD, güçlerini askeri üslerde konuşlandırmaya devam etmek yerine istihbarat ve gözetim kapasitesini korumaya ve bölgede hızlı müdahale imkânını sürdürmeye yöneliyor.

Bağdat, 30 Eylül’den sonra siyasi ve güvenlik dengelerini nasıl yönetecek?

Bu soruyu reformist çizgideki Ebtekar gazetesi, 30 Eylül tarihli sayısında ‘ABD güçlerinin Irak’tan çekilmesinin ertesi günü’ başlıklı bir haber-analizde ele aldı. Gazeteye göre 30 Eylül sonrasında Irak ile ABD arasındaki güvenlik ilişkilerinin biçimi, güçlerin doğrudan konuşlandırılmasından istihbarat iş birliğine, eğitim ve askeri teçhizat alımına dayalı bir yapıya dönüşecek. 30 Eylül sonrasında asıl önemli soru ‘ABD Irak’tan nasıl çekildi?’ değil, ‘Irak yabancı askeri varlığı olmadan güvenliğini ve siyasi dengelerini nasıl yönetmek istiyor?’ olacak.

Irak deneyimi, yabancı güçlerin çekilmesinin tek başına istikrarı garanti etmediğini, yabancı güçlerin ülkede konuşlandırılmasının da Bağdat’ın siyasi ve güvenlik alanındaki pek çok sorununu çözmesine yardımcı olmadığını gösterdi. 1 Ekim, farklı bir dönemin başlangıcını oluşturuyor. Irak’ın, yabancı askeri güçlerin doğrudan varlığı olmadan hava savunma sisteminin kapasitesini güçlendirmesi, Erbil ile ilişkilerini yönetmesi, silahlı güçlerin çokluğundan kaynaklanan otorite merkezlerini çözmesi ve bunları devlet bünyesine entegre etmesi gerekiyor. Ayrıca İran, ABD, Arap ülkeleri ve Türkiye ile ilişkilerini, Irak’ın yeniden bölgesel ve uluslararası aktörler arasındaki bir çatışma alanına dönüşmesini engelleyecek şekilde düzenlemesi gerekiyor. 30 Eylül bir son değil; Irak hükümeti açısından yeni bir sınavın başlangıcı. Bu sınav, Bağdat’ın son yirmi yılda yaşanan kriz, savaş ve dış müdahalelerin ardından bunların üstesinden ne ölçüde gelebileceğini ve ülke topraklarının tamamında güvenlik ile egemenliğin kontrolünü eline alıp alamayacağını ortaya koyacak.

30 Eylül bir son değil, Irak hükümeti için yeni bir sınavın başlangıcı. Bu sınav, hükümetin son yirmi yıl boyunca yaşanan krizleri, savaşı ve dış müdahaleyi aşma ve tüm topraklarında güvenliği ve egemenliği sağlama kapasitesini ortaya koyacak.

Tosee İrani gazetesi ise ABD’nin çekilmesinin tek başına DEAŞ’ın geri dönmesinin veya dönmemesinin nedeni olmadığını belirtiyor. Gazeteye göre asıl belirleyici olan, güvenlik meselelerinin nasıl yönetileceği, yerel güçlerin kapasitesi, sınırların kontrolü, karar alma mekanizmasındaki uyum ve uluslararası müttefiklerle istihbarat ve eğitim iş birliğinin sürdürülmesi. Önümüzdeki dönemin başarısı, Bağdat’ın yabancı güçlerin varlığının sona ermesini ulusal egemenliğini pekiştirmeye dönüştürme kapasitesine bağlı olacak.

Aşırılıkçıların söylemlerinde ayrılma değil, sınır dışı etme vurgusu ön plana çıkıyor

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), 30 Eylül Çarşamba günü yayımladığı açıklamada, “Amerikalıların Irak’tan çıkarılmasının, Batı Asya’nın ABD’nin hegemonyasından kurtarılmasının önünü açtığını” savundu. Açıklamada, “ABD’nin Irak’tan ayrılması müzakereler ve yalvarışlar sonucunda değil, direnen bir halk ile canlarını feda eden ve kırılmaz direniş iradesini ortaya koyan mücahitler sayesinde gerçekleşti. Böylece Irak bağımsız hale geldi” ifadeleri kullanıldı. DMO, bu gelişmenin başta Ebu Mehdi el-Mühendis olmak üzere Iraklı şehitlerin kanlarının intikamını alma yolundaki ilk adım olduğunu belirterek, “İntikam, ABD’nin bölgenin tamamından çıkarılmasıyla tamamlanacak” değerlendirmesinde bulundu. Açıklamada ayrıca ABD’nin Irak’tan çekilmesi “Direniş Ekseni için büyük bir başarı” olarak nitelendirildi.

Tahran’daki Baharistan Meydanı’nda, İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in büyük bir fotoğrafının yanında sergilenen İran yapımı Zülfikar füzeleri, 28 Eylül 2026 (AFP)
Tahran’daki Baharistan Meydanı’nda, İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in büyük bir fotoğrafının yanında sergilenen İran yapımı Zülfikar füzeleri, 28 Eylül 2026 (AFP)

Açıklamada ayrıca, “direniş grupları ve Irak halkına, ABD ve Irak’ın istikrarını yeniden sarsmak amacıyla planlayabileceği komplolar ve fitnelere karşı uyanık olmaları” çağrısında bulunuldu. DMO Komutanı’nın kıdemli danışmanı Muhammed Rıza Nakdi, ABD’nin 20 yılın ardından Irak’tan aşağılanarak çıkarıldığını söyledi. İslami Şura Meclisi Ulusal Güvenlik Komisyonu Başkan Yardımcısı Emir Hayat Mukaddem ise ABD güçlerinin bölgeden çekilmesinin ardından Irak’ta kalıcı güvenliğin sağlanacağını savundu. Mukaddem, ABD’nin DEAŞ’ı silahlandırdığını belirterek, “ABD yönetimi yozlaşmış ve terörizmi destekleyen bir yönetimdir” ifadesini kullandı.

Keyhan gazetesi ise çekilmeyi gösteri niteliğinde bir adım olarak değerlendirdi. Gazete, 1 Ekim tarihli haberinde, “Son Amerikan askerinin ayrılmasının ardından ABD’nin Irak’taki varlığının sona erdiğini düşünmek saflık değil mi?” sorusunu yöneltti. Gazeteye göre bu çekilme bir boşlukta gerçekleşmedi. Washington ile Bağdat, Eylül 2024’te Irak’taki uluslararası DEAŞ karşıtı koalisyonun görevini aşamalı olarak sona erdirme konusunda anlaşmıştı. Dolayısıyla yaşananlar, işgalci bir yabancı gücün ülkeden kovulması değil, Irak’taki hâkim yabancı gücün varlık biçimini değiştirmesi anlamına geliyor. Zira Washington istihbarat ve keşif kapasitesini koruyacak, güvenlik iş birliği de çekilmenin ardından devam edecek.

Gazete ayrıca Irak hükümetinin, İran’a hava ablukası uygulanmasına yönelik ABD planına katıldığını belirterek bunun soru işaretlerine yol açtığını savundu. “Peki Irak hükümeti, ABD’nin dayatmaları olmadan Irak hava sahasını kontrol edebilecek mi?” sorusunu gündeme getirdi.

DEAŞ’ın faaliyetleri konusu yeniden Amerikan medyasının gündemine gelirken, bazı görüşler ABD’nin çekilmesinin ardından Irak’ta istikrarı bozmak amacıyla DEAŞ kartını kullanabileceğini öne sürüyor. Irak hükümeti 30 Eylül’ü Egemenlik Günü ilan etti. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre ancak ulusal egemenlik ile yabancı askerlerin ülkeden ayrılması arasında büyük bir fark bulunuyor. Zira Irak, güvenliği, sınırları, doğal kaynakları, dış politikası ile mali ve ekonomik sistemi konusunda bağımsız kararlar alma konusunda hâlâ yetersiz durumda.

Irak hükümeti, ABD’nin yönlendirmeleri olmadan Irak hava sahasını kontrol edebilir mi?

Bu eksik çekilme, Bağdat ile yapılan bir güvenlik anlaşmasının sonucu olmaktan ziyade İran’ın bölgedeki Amerikan hedeflerine yönelik füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarının ardından gerçekleşti. Söz konusu çekilme, askeri varlığın yüksek maliyeti nedeniyle zorunlu hale gelen bir adım niteliğinde ve Irak’ın egemenliğine saygı gösterildiğinin bir işareti değil. Ayrıca ABD, Irak’ın petrol gelirleri üzerindeki kontrolünü hâlâ sürdürüyor.

30 Eylül 2026 tarihinde Irak’ın Necef kentinde, ABD önderliğindeki koalisyon güçlerinin Irak’tan çekilmesini kutlamak amacıyla Irak güvenlik güçlerinden bazı mensuplar şehirde bir geçit töreni düzenledi. (Reuters)
30 Eylül 2026 tarihinde Irak’ın Necef kentinde, ABD önderliğindeki koalisyon güçlerinin Irak’tan çekilmesini kutlamak amacıyla Irak güvenlik güçlerinden bazı mensuplar şehirde bir geçit töreni düzenledi. (Reuters)

İran Dini Liderlik Ofisi’ne yakınlığıyla bilinen Sedaye İran gazetesi, haberine ‘Gitmediler, kovuldular’ başlığını attı. Gazete, “ABD, Irak’a saldırarak Batı Asya bölgesine kendi düzenini dayatmak, İsrail için güvenli bir alan oluşturmak ve Filistin meselesini sonsuza kadar ortadan kaldırmak istedi. ABD, Irak modelini İran’a uygulamayı amaçladı ancak sınır tanımayan direniş, Amerikan yayılmacı projesinin karşısında durdu” değerlendirmesinde bulundu.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."

 


İran, Irak’tan uçuşlara yönelik kısıtlamaları kaldırmasını istedi

İran Havayolları’na ait iki uçak, Tahran’ın güneyindeki İmam Humeyni Uluslararası Havalimanı’nda. (Arşiv- Mizan)
İran Havayolları’na ait iki uçak, Tahran’ın güneyindeki İmam Humeyni Uluslararası Havalimanı’nda. (Arşiv- Mizan)
TT

İran, Irak’tan uçuşlara yönelik kısıtlamaları kaldırmasını istedi

İran Havayolları’na ait iki uçak, Tahran’ın güneyindeki İmam Humeyni Uluslararası Havalimanı’nda. (Arşiv- Mizan)
İran Havayolları’na ait iki uçak, Tahran’ın güneyindeki İmam Humeyni Uluslararası Havalimanı’nda. (Arşiv- Mizan)

İran Dışişleri Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, Tahran’ın Irak’tan ABD yaptırımları nedeniyle uçuşlara getirilen kısıtlamaların kaldırılması için gerekli adımları atmasını ve hava ulaşımının normal seyrine dönmesini istediğini bildirdi.

Bu talep, İran ile Irak arasındaki uçuşların, ABD’nin İran hava yolu şirketlerine hizmet sunulmasını kısıtlayan yaptırımları nedeniyle askıya alınmasının ardından geldi.