Sri Lanka'daki dört dinin paylaşamadığı dağ: Serendib

Müslümanlar, Hristiyanlar, Hindular ve Budistler, bugün kendi inançlarındaki figürlere ait olduğuna inanıyorlar

Diğer adıyla Adem Tepesi'nin yüksekliği yaklaşık 2 bin 200 metre ve farklı dinlere mensup kişilerce kutsal bir yer olarak görülüyor (Sosyal medya)
Diğer adıyla Adem Tepesi'nin yüksekliği yaklaşık 2 bin 200 metre ve farklı dinlere mensup kişilerce kutsal bir yer olarak görülüyor (Sosyal medya)
TT

Sri Lanka'daki dört dinin paylaşamadığı dağ: Serendib

Diğer adıyla Adem Tepesi'nin yüksekliği yaklaşık 2 bin 200 metre ve farklı dinlere mensup kişilerce kutsal bir yer olarak görülüyor (Sosyal medya)
Diğer adıyla Adem Tepesi'nin yüksekliği yaklaşık 2 bin 200 metre ve farklı dinlere mensup kişilerce kutsal bir yer olarak görülüyor (Sosyal medya)

İlahi metinler, insanlığın başlangıcı, Adem ile Havva'nın yaratılışı ve ardından yeryüzüne inişlerinin öyküsünü aktarsa da nereye indiklerini bildirmez.

Bu konuda tefsir kitaplarında, Hz. Adem'in günümüzde Sri Lanka'daki (Seylan Adası) dağlardan biri olan Serendib denilen bir tepeye, Hz. Havva'nın ise Cidde şehrine indiği ve bu yüzden şehre bu ismin verildiği söylenir.

Hz. Adem'in yeryüzüne gönderilmesinin hikayesi Sri Lanka'da dilden dile dolaşırken bu hikâye, insanların inançlarıyla ve yorumlarıyla destekleniyor.

Sri Lanka'da bir dağda beş fitten daha uzun ve bir fitten daha geniş bir ayak izi bulundu.

Bu ayak izine Sinhali dilinde kutsanmışın ayak izi anlamına gelen 'Sri Pada' adı verildi.

Yüksekliği 2 bin metreden daha fazla olan ve 'Adem Tepesi' olarak da bilinen bu dağın çevresinde safir ve neelam (mavi safir) taşları bolca bulunurken Sri Lanka'daki üç nehir bu dağın bağrından doğar.

Paul Dumouza tarafından 19'uncu yüzyılın ortalarında çizilen Faslı gezgin İbn-i Batuta'yı rehberiyle birlikte Mısır'da resmeden bir eser (Sosyal medya)
Paul Dumouza tarafından 19'uncu yüzyılın ortalarında çizilen Faslı gezgin İbn-i Batuta'yı rehberiyle birlikte Mısır'da resmeden bir eser (Sosyal medya)

Bu dağa 'Adem Tepesi' adının verilmesine rağmen, üzerindeki ayak izine dair çok sayıda öykü anlatılagelir.

Sadece Müslümanlara kutsal değil, aynı zamanda hem Hindular, hem Budistler hem de Hristiyanlar için de kutsal görülür ve tüm bu dinlerin mensupları tarafından ayak iziyle ilgili kendilerine özgü bir anlatımları var.

Hint alim Seyyid Süleyman en-Nedvi'nin öğrencilerinden biri olan üstat Bahaddin Ekremi, 20'inci yüzyılın başlarında yayınlanan 'Ed-Diyar el-Hindiye ve'l-Arab' (Hint ve Arap Diyarları) adlı kitabında, "Sri Lanka'da bir dağın tepesindeki ayak izi Müslümanlar, Hindular ve Budistler tarafından kutsal kabul edilir. Müslümanlar, bu ayak izinin Hz. Adem'e ait olduğuna, Hindular ayak izinin Tanrı Şiva'ya, Budistler ise Sri Lanka'yı üç kez ziyaret eden Buda'ya ait olduğuna inanırlar" diyor.

Bu ayak izine dair anlatılar sadece bu dinlerle sınırlı olmamakla birlikte ünlü Hint tarihçi Sanat Pai Raikar, buranın Hinduizm, İslamiyet, Budizm ve Hıristiyanlığın kutsal olarak gördüğü dünyadaki tek ortak yer olduğunu söyledi.

MS 16'ncı yüzyılda Portekiz'den Sri Lanka'ya gelen Hıristiyanlar, bu ayak izinin İsa'nın 12 havarisinden biri olan Aziz Thomas'a ait olduğuna inanılıyor.

İbn Battuta'nın, Serendib Dağı ziyareti

MS 14. yüzyılda yaşamış olan Faslı gezgin İbn Battuta, Serendib Dağı'na yaptığı ziyareti ilginç üslubuyla şöyle anlatır:

Biz ona (yani dağın bulunduğu adaya) vardığımızda oradaki denizciler bize: 'Buranın limanı, tüccarların güvenle girip çıktığı bir hükümdar ülkesinin limanı gibi değildir. Hatta bu liman en zalimlerden olan Ayrî Şakarvatî adlı zorbanın ülkesindendir! Onun gemileri denizlerde gemi soyar, korsanlık eder!' dediler.

Bize söylenen bu sözlerden sonra limana çıkmaya korktuk. Ne var ki çok sert ve tehlikeli bir rüzgâr esmeye başlayınca bu kez de batıp boğulacağız diye korkmaya başladık. Bunun üzerine dayanamayıp denizcilere döndüm ve şöyle dedim:

'Beni kıyaya götür. Merak etme, senin için bu hükümdardan emân (güvenlik garantisi) alırım'.

Adam dediğimi yaptı ve beni kıyıya çıkarttı. Gavur ahali yanımıza gelerek 'Siz de kimsiniz?' diye sorduklarında, Ma'ber sultanının bacanağı ve arkadaşı olduğumu, onu ziyaret etmek için geldiğimi, gemide bulunan her şeyin hediye olarak ona götürüldüğünü söyledim. Bunun üzerinde ahali gidip, hükümdarlarına durumu anlattılar. Ayri Sakarvatî beni çağırttı. Ülkenin idari merkezi olan Battala (Puttalam) şehrine gittim ve Ayri Sakarvatî'nin huzuruna çıktım."

İbni Battuta, hükümdarla yaptığı bir konuşmayı şöyle aktarıyor:

"Hükümdara, 'Bu adaya ayak bastığımdan beri içimi yakan ateş Kadem-i Adem'i (Hz. Adem'in ayak izi) görmektir' dedim. O da bana, 'O iş kolay. Seni oraya götürmesi için yanına bir rehber katarız' deyince 'Ben de bunu istiyorum!' diye cevap verdim.

Böylece özel olarak bana kendi köleleri tarafından taşınan bir devlet (dûlet) verdi. Bu ziyaret için beraberimde giden kafile bir hayli kalabalıktı. Erzağı taşımak için 15 kişi ve her sene bu kutlu yeri ziyarete giden dört cûkî (yogi), üç brahman ve onların arkadaşları olan 10 kişi vardı. Orada hastalığı sebebiyle eli kesilen bir Horasanlıdan başka Müslüman görmedik. O da bizimle birlikte yola düştü."

Dağın zirvesine giden yolu ilk bulan kişinin Şeyh Ebu Abdullah b. Hafif olduğunu söyleyen İbn Battuta, dağı, yolunu ve ayak izinin bulunduğu yeri şöyle anlatıyor:

"Zirveye ulaştığımızda bulutlar dağın dibini görmemize engelliyordu. Burada yaprak dökmeyen cinsten nice ağaçlar, rengarenk çiçekler, avuç içi büyüklüğünde kırmızı güller gördük. Bu güllerin üzerinde bir yazı olurmuş. Halk burada Allah-u Teala'nın ve onun elçisi sallallahu aleyhi ve sellemin isimlerinin yazdığına inanıyor.

Dağda Hz. Adem'in ayak izine giden iki yol bulunur. Biri Adem aleyhisselama baba dedikleri için 'Baba yolu' diğeri ise Havva alehisselama anne dedikleri için 'Mama (anne) yolu' diye adlandırılmış. Anne yolu daha kolaydır.

Ziyaretçiler dönüşte bu güzergahı takip ederler, ama Hz. Adem'in ayak izine bu yoldan gidenler orayı ziyaret etmiş sayılmazlar! Baba yolu ise çok çetin ve engebelidir. Dağın eteğinde, dervazenin (girişin) olduğu yerde yine İskender Mağarası diye bilinen bir oyuk ve su kaynağı vardır."

İbni Battuta, Hz. Adem'e atfedilen ayak iziyle ilgili olarak ise şunları söylüyor:

"Babamız Adem'in kutlu ayağının izi düz bir alanda yükselen siyah bir kayadadır. Ayak kayada derin bir oyuk bırakmıştır. Uzunluğu 11 karıştır. Eski zamanlarda Çin halkı buraya gelip kayadaki ayak izinin başparmağını ve devamını kırmışlar ve Zeytun şehrindeki bir mabede koymuşlar.

Kayada ayak izinin bulunduğu yere dokuz delik oyulmuş. Gavur ziyaretçiler bu deliklere altın, yakut ve inci bırakıyorlar. Bu yüzden fakir fukara tayfasının Hızır Mağarası'na vardıklarında bu deliklerdeki serveti kapmak için adeta birbiriyle yarıştıklarını görürsünüz.

Biz birkaç ucuz taş ve altından başka bir şey bulamadık, bunları da rehbere verdik. Hızır Mağarası'nda üç gün kalıp sabah akşam mübarek ayak izinin ziyaret edilmesi buranın adetindendir. Biz de öyle yaptık."

Antik çağda Serendib Dağı

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü'ne (UNESCO) göre Serendib Dağı her yıl iki milyon kişi tarafından ziyaret ediliyor.

Tarihte ilk kez milattan önce 1055'ten 1110'a kadar hüküm süren Kral Vijayabahu bu dağdan bahsetti.

Çevre köylerin sahiplerine bu dağın ziyaretçilerine iyilik yapmaları tavsiyesinde bulunan Kral Vijayabahu, saltanatı sırasında dağa tırmanışı kolaylaştırmak için patikalar yaptırmıştır.

Serendip Dağı'nın zirvesine giden yol (Sosyal medya)
Serendip Dağı'nın zirvesine giden yol (Sosyal medya)

Kral Nissanka Malla'nın saltanatı sırasında (MÖ 1187-1196), dağa yapılan basamakların kenarlarına sağlam çitler örüldü.

Ondan neredeyse çeyrek asır sonra iktidara gelen Kral II. Parakramabahu, Veziri Devaparthi Raja'ya dağdaki basamakların yeniden inşa edilmesi ve ziyaretçilerin zirveye kolayca ulaşabilmesi için basamaklara demir zincirler takılması talimatı verdi.

Serendib Dağı'ndan, 6'ncı yüzyılda Tamil dilinde kaleme alınan Manimkali destanında da bahsediliyor ve burada 'Mücevherler Adası' olarak adlandırılıyor.

5'inci yüzyılın başlarında Çinli gezgin Fa-Hien tarafından da ziyaret edilen dağ, 19'uncu yüzyıldan itibaren burayı ziyaret eden Avrupalı turistlerin seyahatnamelerinde de geçiyor.

Son olarak bu dağdan Sri Lanka efsanelerinin yer aldığı Mahavamsa kitabında da bahsediliyor. Kitapta Buda'nın milattan önce 550'de Sri Lanka'ya geldiği ve bir ayağını Adapura şehrine, diğer ayağını ise Serendib Dağı'ndaki Sri Pada'ya (ayak izinin olduğu kaya) koyduğu söyleniyor.

 

Bu makale The Independent Urdu'dan alınmıştır.

Independent Türkçe



Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC


Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
TT

Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)

Vatikan'dan üst düzey bir yetkili, Papa XIV. Leo'nun Donald Trump’ın sözde “Barış Kurulu” girişimine katılma davetini reddettiğini söyledi.

Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Papa'nın bu girişimle ilgili bir dizi endişesi olduğunu ve dolayısıyla "katılmayacağını" belirtti.

Parolin, "Bizim için çözülmesi gereken bazı kritik meseleler var" dedi.

Endişelerimizden biri, uluslararası düzeyde bu kriz durumlarını her şeyden önce BM'nin yönetmesi gerektiği. Bu, ısrar ettiğimiz noktalardan biri.

scvdf
Roma'daki pastoral ziyaretinden ayrılırken görülen Papa Leo XIV, "kritik meseleler" gerekçesiyle Donald Trump'ın Barış Kurulu'na katılmayacağını açıkladı (AFP)

Trump, başlangıçta Gazze'deki ateşkesi denetlemek ve Hamas'la İsrail arasındaki çatışmanın ardından Gazze'nin yeniden inşasını koordine etmek için tasarlanan kurula bir dizi dünya liderini davet etti.

Kapsamı o zamandan beri genişletildi ve Trump, bunun bir dizi küresel anlaşmazlığı ele almak için uygun bir yer olacağını söyledi. Bazıları bunu, ABD Başkanı'nın, defalarca amacına uygun olmamakla eleştirdiği Birleşmiş Milletler'e alternatif çok taraflı bir forum kurma çabası olarak görüyor.

Papa'nın Trump tarafından kurula katılmaya davet edildiğini daha önce Kardinal Parolin doğrulamıştı. Ocak ayında "Papa daveti aldı ve ne yapacağımızı değerlendiriyoruz; konuyu inceliyoruz" demişti.

O dönemde yönetim kuruluna katılma davetinin "cevap vermek için biraz zaman gerektirdiğini" ve "mali katılma talebinin gelmediğini" çünkü "bunu yapacak durumda olmadıklarını" söylemişti.

Trump, Barış Kurulu'nun Gazze'nin yeniden inşasına yardımcı olmak için şimdiden 5 milyar dolardan fazla kaynak taahhüt ettiğini iddia ediyor.

dfsvfd
Papa'nın sözcüsü, Vatikan'ın Trump'ın yönetim kurulunun Birleşmiş Milletler'in yerini alma ihtimaline dair bazı endişeleri olduğunu söyledi (AFP)

Ancak kurulun kadrosuyla ilgili endişeler var. Avrupa hükümetleri, Trump'ın Şubat 2022'den beri Ukrayna'yla savaşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i davet etmesine şaşırdıklarını belirtti.

Arap devletleri de 72 bin Filistinlinin ölümüne yol açan Gazze Savaşı'nı gerekçe göstererek Binyamin Netanyahu'nun dahil edilmesine öfke duydu.

Ve eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair'ın önemli rolüyle ilgili endişeler var; Blair, Trump'ın girişimle bağlantılı olarak açıkladığı ilk isimlerden biriydi. Blair'ın, Britanya'nın Irak savaşına katılımıyla ilgili uzun süredir devam eden eleştirilere rağmen, kurucu yürütme kurulunda yer alması bekleniyor.

Tartışmalara rağmen Ermenistan, Azerbaycan, Mısır, Macaristan ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil onlarca ülke kurula katılma sözü verdi.

Papa Leo, ilk Amerikalı papa seçildiğinden beri Trump'ın politikalarını tekrar tekrar eleştiriyor. Geçen yıl ekimde, başkanın sert göçmenlik politikalarının Katolik Kilisesi'nin "yaşam yanlısı" değerleriyle uyumlu olup olmadığını sorgulamıştı.

Roma'da medyaya yaptığı açıklamada, "Kürtaj karşıtı olduğunu söyleyen ama Birleşik Devletler'deki göçmenlere yapılan insanlık dışı muameleyi onaylayan biri, bunun yaşam yanlısı olup olmadığını bilmiyorum" demişti.

O dönemde Beyaz Saray bu yorumlara karşı çıkmıştı. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, "Bu yönetim altında Birleşik Devletler'de yasadışı göçmenlere insanlık dışı muamele yapıldığı iddialarını reddediyorum" demişti.

Bu yönetim, ulusumuzun yasalarını mümkün olan en insancıl şekilde uygulamaya çalışıyor ve biz kanunları uyguluyoruz. Bunu, burada yaşayan halkımız adına yapıyoruz.

csdvfgthy
Papa, ilk Amerikalı papa seçilmesinden bu yana, özellikle Trump'ın göçmenlik karşıtı sert yöntemleri konusunda ABD'yi eleştiriyor (AFP)

Kasımda Papa, kitlesel sınır dışı etmeleri ve göçmenlere yönelik muamele dahil Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını eleştiren ABD piskoposlarının mesajını desteklemişti. "Bence insanlara insanca davranmanın, sahip oldukları onura saygı göstermenin yollarını aramalıyız. Eğer insanlar Birleşik Devletler'de yasadışı olarak bulunuyorsa, bunun için yollar var. Mahkemeler var, bir adalet sistemi var" demişti.

Ancak insanlar iyi bir yaşam sürüyorsa ve birçoğu 10, 15, 20 yıldır bu şekilde yaşıyorsa, onlara en hafif tabirle son derece saygısız bir şekilde davranmak, ne yazık ki bazı şiddet olayları da oldu, bence piskoposlar kendilerini çok açık bir şekilde ifade etti. Birleşik Devletler'deki herkesi onları dinlemeye çağırıyorum.

Bu yıl ocak ayında Papa Leo, küresel çapta giderek artan "savaş hevesini" kınadığı güçlü bir konuşma yapmıştı. Trump'ı doğrudan adıyla anmasa da konuşması ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu zorla görevden alıp Amerikan topraklarına getirme operasyonundan sonra gerçekleşmişti.

Leo, 184 ülkenin diplomatlarına hitaben yaptığı konuşmada, "Diyaloğu teşvik eden ve tüm taraflar arasında uzlaşma arayan bir diplomasi, yerini kuvvete dayalı bir diplomasiye bırakıyor" demişti.

Savaş yeniden moda oldu ve savaş hevesi yayılıyor.

Independent Türkçe