İran medyası, UAEA ile anlaşmazlık konusu olan iki meselenin çözüldüğünü duyurduhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/4354936-i%CC%87ran-medyas%C4%B1-uaea-ile-anla%C5%9Fmazl%C4%B1k-konusu-olan-iki-meselenin-%C3%A7%C3%B6z%C3%BCld%C3%BC%C4%9F%C3%BCn%C3%BC-duyurdu
İran medyası, UAEA ile anlaşmazlık konusu olan iki meselenin çözüldüğünü duyurdu
AA
İran ile Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) arasında anlaşmazlık konusu olan iki meselenin çözüme kavuşturulduğu bildirildi.
İran'ın yarı resmi Mehr Haber Ajansı'nın ismi açıklanmayan kaynaklarına dayandırdığı habere göre, İran Atom Enerjisi Kurumu ile UAEA arasında son dönemde yapılan teknik müzakereler sonucunda iki mesele çözüme kavuşturularak kapatıldı.
İran'ın UAEA'ya bildirilmediği için anlaşmazlık konusu olan Abadeh tesisi ile Fordo'da UAEA tarafından tespit edilen yüzde 83,7 zenginleştirilmiş uranyumla ilgili iki meselenin çözüme kavuşturulduğu belirtildi. Böylece İran ile UAEA arasında anlaşmazlık konusu olan bu iki meselenin kapatıldığı aktarıldı.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 2019'da İran'ın Abade kenti yakınlarında gizli bir nükleer tesisin varlığını tespit ettiklerini ileri sürmüştü. UAEA da iddiayı araştırmak için İran'a bu konuda işbirliği yapması çağrısında bulunmuştu.
UAEA, Yönetim Kurulu üyesi ülkelerle her 3 ayda bir paylaştığı İran'ın nükleer faaliyetlerini ele alan ve şubat sonunda yayınlanan raporunda, Fordo'daki tesiste yüzde 83,7 zenginleştirilmiş uranyum parçacıklarının tespit edildiğini bildirmişti.
UAEA Başkanı Rafael Mariano Grossi, 4 Mart'ta İran'ı ziyareti sonrası yaptığı açıklamada, tespit edilen uranyumun "stok" değil "parçacık" olduğunu belirtmiş ve yine de konuyla ilgili İran'dan açıklama beklediklerini ifade etmişti.
UAEA'nın gelecek hafta yapılacak 35 üye ülkeden oluşan Yönetim Kurulu'nun toplantısı öncesinde İran'ın nükleer programıyla ilgili üç aylık raporunu yayımlaması bekleniyor.
ABD’deki bir jüri heyeti, Esed döneminden bir Suriyeli yetkiliyi işkence suçundan mahkûm ettihttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5252289-abd%E2%80%99deki-bir-j%C3%BCri-heyeti-esed-d%C3%B6neminden-bir-suriyeli-yetkiliyi-i%C5%9Fkence-su%C3%A7undan
ABD’deki bir jüri heyeti, Esed döneminden bir Suriyeli yetkiliyi işkence suçundan mahkûm etti
Eski cezaevi yetkilisi, astlarına siyasi mahkûmlara ağır fiziksel ve psikolojik işkence çektirmeleri emrini verdi. (Arşiv – Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı, Los Angeles’ta bir federal jüri heyetinin, eski Suriye hükümet yetkilisi ve Beşşar Esed döneminde Şam Merkez Hapishanesi’nin müdürü olan Semir Osman eş-Şeyh’i işkence suçlamasıyla mahkûm ettiğini açıkladı.
Bakanlık dün yayımladığı açıklamada, 73 yaşındaki eş-Şeyh’in bir işkenceyi planlama suçlaması ve Adra Hapishanesi’ndeki tutuklulara uygulanan işkenceye ilişkin üç ayrı suçtan mahkûm edildiğini duyurdu.
Resmî belgelerde eş-Şeyh’in 2005-2008 yılları arasında hapishanenin müdürü olduğu ve suçlamalar karşısında suçsuz olduğunu savunduğu belirtiliyor. Avukatları, karar karşısında ‘hayal kırıklığı’ yaşadıklarını belirterek, eş-Şeyh’in tüm itiraz ve temyiz yollarını kullanacağını açıkladı.
Adalet Bakanlığı, jüri heyetinin ayrıca eş-Şeyh’i Amerikan göçmenlik makamlarını yanıltmak, yeşil kart almak ve sahtecilik yoluyla Amerikan vatandaşlığı başvurusunda bulunmakla da suçladığını bildirdi.
Eş-Şeyh’e yönelik suçlamalar 2024 sonlarında yöneltilmişti. Savcılar, eş-Şeyh’in astlarına siyasi ve diğer tutuklulara ciddi fiziksel ve psikolojik acı çektirmeleri talimatını verdiğini, bazen kendisinin de bu eylemlere katıldığını ifade etti.
Bakanlık, işkencenin amacının halkı Esed rejimine karşı çıkmaktan caydırmak olduğunu belirtti.
Savcılar, güvenlik birimlerinde görev yapan eş-Şeyh’in, Esed’in üyesi olduğu Suriye Baas Partisi ile bağlantılı olduğunu ve 2011 yılında eski Devlet Başkanı tarafından Deyrizor Valisi olarak atandığını söyledi.
Adalet Bakanlığı, eş-Şeyh’in üç işkence suçundan ve bir işkenceyi planlama suçundan her biri için azami 20 yıl hapis cezasıyla karşı karşıya olduğunu belirtti.
Ayrıca göçmenlik ve vatandaşlık sahtekârlığı suçları için her bir suçtan azami 10 yıl hapis cezası öngörülüyor. Eş-Şeyh, ABD’de tutuklu bulunuyor.
Suriye muhalefeti, 50 yılı aşkın süren Esed rejimini 2024 sonunda sonlandırmıştı. On yıldan uzun süren iç savaş, yüzbinlerce kişinin ölümüne ve mülteci krizine yol açarken şehirleri harabeye çevirmişti. Ardından Ahmed eş-Şera Cumhurbaşkanı olarak göreve gelmiş ve Batı ile ilişkileri geliştirmeye çalışmıştı.
Boğazlar savaşı ve petrol tankerleri: Kızıldeniz'de ilk kim diğerinin kapısını çalacak?https://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5252285-bo%C4%9Fazlar-sava%C5%9F%C4%B1-ve-petrol-tankerleri-k%C4%B1z%C4%B1ldenizde-ilk-kim-di%C4%9Ferinin-kap%C4%B1s%C4%B1n%C4%B1-%C3%A7alacak
ABD Donanması denizcileri, USS Gerald R. Ford uçak gemisinin güvertesinde seyreden 124. Hava Komuta ve Kontrol Filosu'ndan bir E-2D Hawkeye uçağına sinyaller gönderiyor, 28 Şubat 2026 (Reuters)
Boğazlar savaşı ve petrol tankerleri: Kızıldeniz'de ilk kim diğerinin kapısını çalacak?
ABD Donanması denizcileri, USS Gerald R. Ford uçak gemisinin güvertesinde seyreden 124. Hava Komuta ve Kontrol Filosu'ndan bir E-2D Hawkeye uçağına sinyaller gönderiyor, 28 Şubat 2026 (Reuters)
Enver el-Ansi
Birçok soru işareti uyandıran bir zamanda ve yerde, ABD USS Gerald R. Ford uçak gemisini Kızıldeniz'e gönderiyor. İran Devrim Muhafızları bu hamleyi İran için bir tehdit olarak gördü ve yaptığı açıklamada, “Kızıldeniz'deki lojistik ve hizmet merkezleri bizim için hedeftir” dedi.
Bu, İran Devrim Muhafızları’nın Hürmüz ve Babül Mendeb boğazlarını kapatma veya seyrüseferleri aksatma ve küresel ekonomiye zarar verme tehditlerini kınayan ortak bir Körfez-İngiliz açıklamasıyla eş zamanlı olarak geldi.
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ve İngiltere dışişleri bakanlarının toplantısının ardından yayınlanan bildiride, “bölgesel hava sahasının, deniz yollarının ve seyrüsefer özgürlüğünün korunmasının, buna ilave olarak tedarik zincirlerinin, nakliye ve ticaret operasyonlarının güvenliğinin ve küresel enerji piyasalarının istikrarının sağlanmasının önemi” vurgulandı.
Bu bir hazırlık mı yoksa sadece bir güç gösterisi mi?
Burada dikkat çekici olan, ABD ve İngiltere'nin attığı adımlar ve İran'ın Kızıldeniz ve Babül Mendeb Boğazı ile ilgili tehditlerinin artık sadece birer açıklama olmaktan çıkıp, Hürmüz Boğazı ile ilgili şiddetlenen çatışmanın yanı sıra, Ortadoğu savaşının bu aşamasında, güney Kızıldeniz'de kimin diğerinin kapısını çalacağına bağlı olarak bir yakın çatışma ihtimaline dönüşmesidir.
Bu gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun İran’ın tehditlerinin “ölmekte olan bir kuşun son çırpınışı”ndan başka bir şey olmadığına dair kanaatleriyle çelişiyor.
İki gün önce, bir Körfez medya kuruluşu, “üst düzey bir İran askeri yetkilisinin” şu sözlerini aktardı: “Washington stratejik bir hata yaparsa, başka bir boğaz da Hürmüz Boğazı'na benzer bir durumda olacaktır.”
Bazıları, İran destekli Husi isyancılarının Tahran'ı desteklemek için girişecekleri yeni bir maceraya karşı koymanın, nükleer uçak gemisi USS Gerald Ford'un görev listesinde olabileceğine veya bunun en alt sıralarında yer aldığına inanıyor
Bahsi geçen yüksek rütbeli İranlı yetkili, bahsettiği “stratejik hatanın” ne olduğunu tam olarak belirtmedi. Ancak şüphesiz ki, Tahran ile ittifak halindeki Husi milislerinin fırlattığı füzelerin ve insansız hava araçlarının menzilinde bulunan Kızıldeniz'in güneyindeki Babül Mendeb Boğazı'nı kastediyordu. Kaldı ki Husi milis grubu, Yemen'in kuzeybatısındaki dağlık ve ova bölgelerindeki hava savunmalarının yanı sıra bu kapasitesini de yüksek alarma geçirdiğini tekrarlıyor.
Gerald Ford'un görevi
Askeri analistler ve strateji uzmanları, bu güçlü savaş platformunun görevinin muhtemelen iki ana kategoriye ayrılacağını düşünüyor. Birincisi, şu anda İran'a karşı devam eden askeri operasyonlarının geri kalanında, Arap Denizi yakınlarındaki Hint Okyanusu'nda konuşlandırılmış olan USS Abraham Lincoln uçak gemisi ile ABD Donanması'na göre yakında Akdeniz'e konuşlandırılması planlanan USS George H.W. Bush'a ek destek ve koruma sağlamaktır.
Yemen'in Sana şehrinde Filistinliler ve Lübnan Hizbullahı ile dayanışma mitinginde Husi destekçileri, Husi lideri Abdulmelik el-Husi ve eski Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'ın resimlerini taşıyor, 8 Kasım 2024 (Reuters)
İkincisi, bu analistlere ve uzmanlara göre bu adım, savaş sonrası aşamaya hazırlık olarak, İran'ın ötesine uzanabilecek ve genel olarak Ortadoğu bölgesindeki jeopolitik sahneyi yeniden inşa etmeyi ve düzenlemeyi içerebilecek başka bir sonraki görevin parçasıdır. Bu görev, İsrail'in Güney Lübnan'daki Hizbullah üslerine yönelik saldırısını da içeren büyük ölçekli hava harekatının sonuçları ile İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki Filistinli Hamas hareketine karşı yürüttüğü savaşın önceki sonuçları gölgesinde değerlendirilmelidir.
ABD Donanması, yapımı 12 yıl süren planlama ve çalışmanın ardından tamamlanan bu uçak gemisini “teknolojik bir harika” ve dünyanın en büyük yüzen savaş gemisi olarak tanımlıyor. Yaklaşık 333 metre uzunluğunda ve 40,8 metre genişliğinde olan geminin uçuş güvertesi yaklaşık 78 metre uzunluğunda. Tam yüklü haldeki ağırlığı yaklaşık 100 bin ton.
Bu arada, bazıları, İran destekli Husi isyancılarının Tahran'ı desteklemek için girişecekleri yeni bir maceraya karşı koymanın, nükleer uçak gemisi USS Gerald Ford'un görev listesinde olabileceğine veya bunun en alt sıralarında yer aldığına inanıyor.
Son iki yılda Husiler, sadece İsrail'den coğrafi uzaklıkları nedeniyle değil, aynı zamanda “manevra yapabilme” yetenekleri nedeniyle de İran ekseninin en “bağımsız” kolu haline geldi
Bu inanç, Husi milis lideri Abdulmelik el-Husi'nin perşembe akşamı yaptığı tehditle daha da güçleniyor. Husi, İran’a yönelik savaş sebebiyle örgütünün her an askeri müdahalede bulunabileceğini belirterek, “Parmaklarımız tetikte” dedi.
Örgüte bağlı el-Mesira uydu kanalında yayınlanan konuşmasında Husi lideri Abdulmelik Husi şunları söyledi: “Çeşitli faaliyetlerde aktif durumdayız ve gelişmeler gerektirdiği anda gerilimi artırma ve askeri müdahale konusunda parmaklarımız tetikte. Bu savaşı tüm ümmetin savaşı olarak görüyoruz.”
Yemenli ve Arap gözlemciler, Husilerin İran ve Lübnan'da yaşananlardan “henüz gereken dersi almadıklarını” ve şimdi Tahran'daki geçici liderlikten bu savaşa katılmak için yeşil ışık beklediklerini düşünüyorlar.
Husilerin katılımına dair senaryolar nelerdir?
Amerikan saldırı gücü USS Gerald Ford'un Kızıldeniz'e varmasıyla birlikte, Husilerin artık İran ve Lübnan'daki Hizbullah'tan sonra, hatta belki de Tahran'a bağlı Şii grupların Amerikan üslerini ve çıkarlarını hedef aldığı Irak'tan önce, ABD ve İsrail için ikinci hedef olacaklarının farkına varmış olmaları gerekiyor. Özellikle çatışma kurallarının bu kez değişmiş olması nedeniyle, bugünkü çatışmanın şüphesiz daha tehlikeli ve zorlu olacağı düşünülüyor.
Hareketin Yemen'in Sana şehrinde, “Halk Ordusu” seferberlik kampanyasının bir parçası olarak düzenlenen askeri geçit töreninde, bir Husi takipçisi Husi lideri Abdulmelik Husi'nin resmi bulunan bir ceket giyiyor, 7 Şubat 2024 (Reuters)
Ancak Husilerin, şu ana kadar harekete geçmemelerine rağmen, buna göz yumup, uluslararası deniz güvenliğini tehdit etmek için rahat bir üs olarak kullandıkları Kızıldeniz'in güvenliğini bir kez daha tehlikeye atma riskini göze alabilecekleri tahmin ediliyor. Yani, İran'a ait olan, İranlı ve Hizbullahlı uzmanların doğrudan gözetimi altında, kontrolü altındaki bölgelerde tutulan İran yapımı füze ve insansız hava aracı stokundan geride kalanları fırlatma riskini alabilirler.
Riskin sınırları ve doğası
Yemen'deki el-Muha Çalışmaları Merkezi'nin bir raporu, Husilerin son iki yılda, sadece İsrail'den coğrafi uzaklıkları nedeniyle değil, aynı zamanda “manevra yapabilme” yetenekleri nedeniyle de İran ekseninin en “bağımsız” kolu haline geldiğini vurguluyor. Ancak rapor, İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney suikastının, “temsil ettiği stratejik pusulanın kaybı” anlamına geldiğini, bunun da Husilerin gelecekteki eylemlerini, örgütün hangi fraksiyonunun kritik anlarda etkili olduğuna bağlı olarak daha “rastgele” veya “intihar eğilimli” hale getirebileceğini düşünüyor.
Ancak bazıları Husi milisleri, savaşa dahil olma olasılığından şüphe duyuyor ve hatta İran ile Husiler arasındaki ilişkinin önemini küçümsüyor. Lübnanlı askeri ve silahlanma uzmanı Riyad Kahvaci, bu ilişkinin sadece “çıkar evliliği” olduğunu, yani Husilerin Yemen'deki kontrollerini pekiştirmek için İran'ın askeri ve lojistik desteğinden, uzmanlığından ve eğitiminden yararlandığını, ama şimdi Husilerin, savaşın İran'ın geleceği üzerindeki etkileri gölgesinde bu ilişkiyi yeniden değerlendiriyor olabileceğini düşünüyor.
Yemen ile ilgili birçok kişi, Husilerin Hamaney ve Devrim Muhafızları'nın evlat edindiği bir güç gibi görünmesi nedeniyle “İran ile Lübnan Hizbullahı arasındaki manevi ilişkinin Husilerle olduğundan daha güçlü olduğuna” inanmakta yanılıyor.
Uçak gemisi USS Gerald R. Ford ve saldırı grubu, İran ile “direniş ekseni” olarak bilinen ittifak içindeki son vekili Husi arasındaki bağı koparmak için Kızıldeniz'in çalkantılı sularına ulaştı
Husiler, Hizbullah'ın aksine, kontrol ettiği bölgelerin coğrafi olarak İsrail ile sınır komşusu olmaması nedeniyle İran'ın ajandasına hizmet etme konusunda bir dereceye kadar özgürlüğe sahip olmuş olabilir. Ancak manevi olarak, İran Dini Lideri ve askeri kolu olan İslam Devrim Muhafızları Ordusu'na bağlılık konusunda Hizbullah’tan geride kalmıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bunun için Husilerin Sana sokaklarında İran'ı desteklemek için düzenlediği tuhaf gösterileri hatırlamak yeterli; bu gösterilerde Humeyni, Hamaney, Kasım Süleymani (Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü’nün eski komutanı) ve merhum Lübnan Hizbullahı lideri Hasan Nasrallah'ın portrelerinin yanında İran bayrakları da taşınmıştı.
Geçtiğimiz ağustos ayında Kızıldeniz'deki Hudeyde açıklarında Yemen'deki Husilerin saldırısına uğrayan Yunan petrol tankeri “Sunion”dan dumanlar yükseliyor, tanker alev aldıktan sonra bir Fransız fırkateyni mürettebatını kurtardı (AFP)
Yukarıda bahsedilen tüm verilerin nihai analizine göre “Gerald Ford” uçak gemisi ve ona eşlik eden saldırı grubu, Kızıldeniz'in çalkantılı sularına “piknik yapmaya” ya da sadece ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaş sırasında olası bir Husi eylemini önlemeye gelmediler. Aksine, bu savaş sırasında veya sonrasında, İran ile “direniş ekseni” olarak bilinen ittifak içinde geride kalan son vekil gücü Husi arasındaki ilişkiyi koparmak gibi bir amaçları var.
Hem Washington hem de Tel Aviv, Husilerin 2023 sonlarından Ekim 2025'e kadar Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ndeki uluslararası denizcilik yollarına ve İsrail'e karşı bir savaş yürüttüğünü şüphesiz hatırlıyorlar. Ayrıca, Husi kontrolündeki bölgeleri hedef alan tüm karşı saldırıların, güney Kızıldeniz bölgesi ve Babül Mendeb Boğazı'ndaki küresel barış ve güvenliğe yönelik tehditlerini ortadan kaldırmak için yeterli olmadığını ve olmayacağını da anlıyorlar. Bu tehdidi sona erdirmek için bir fırsatları olduğunu ve şimdi bu tehdit sonlandırılmazsa, gelecekte başka bir şans olmayabileceğini biliyorlar.
*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.
Uluslararası Denizcilik Örgütü: Gemilere eşlik edilmesi, Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçişi garanti edemezhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5252279-uluslararas%C4%B1-denizcilik-%C3%B6rg%C3%BCt%C3%BC-gemilere-e%C5%9Flik-edilmesi-h%C3%BCrm%C3%BCz-bo%C4%9Faz%C4%B1%E2%80%99ndan-g%C3%BCvenli
Uluslararası Denizcilik Örgütü: Gemilere eşlik edilmesi, Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçişi garanti edemez
Hürmüz Boğazı’nın havadan görünümü (Reuters)
Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) Genel Sekreteri Arsenio Dominguez, askeri deniz eskortlarına güvenmenin, Hürmüz Boğazı’ndan geçmeye çalışan ticari gemilerin güvenliği için mutlak garanti sağlamayacağını vurguladı. Dominguez, Financial Times’a yaptığı açıklamada, askeri çözümlerin bu stratejik su yolunu yeniden açmak için ‘sürdürülebilir ve uzun vadeli olmadığını’ belirtti. Boğaz, ABD, İsrail ve İran arasındaki çatışmalar nedeniyle fiilen kapanma tehlikesi yaşıyor.
Panamalı yetkili, boğazın karmaşık coğrafyasının askeri çözümlerin önünde ciddi engel oluşturduğunu ifade etti. Boğazın en dar noktası 33 kilometre genişliğinde olup, her iki yönde sadece iki deniz mili genişliğinde derin su kanalları bulunuyor. İran tarafındaki yüksek dağlar, saldırganlara gemilere önceden uyarı vermeden yukarıdan saldırma avantajı sağlıyor ve bu durum gemileri ve denizcileri, yük taşımacılığı endüstrisi ile doğrudan ilgisi olmayan çatışmanın ‘yan mağdurları’ haline getiriyor.
Brent petrol fiyatlarının 100 doların üzerine çıkmasına yol açan deniz trafiği felci bağlamında Dominguez, Körfez’de mahsur kalan gemilerin durumu konusunda IMO’nun ciddi endişe taşıdığını açıkladı. Gemiler, liman tesislerinin hedef alınması ve sınırlı erişim nedeniyle ciddi şekilde yiyecek, su ve yakıt sıkıntısı yaşamaya başladı. Dominguez, nakliye şirketlerini seyahat etmeme ve denizcilerin hayatını riske atmama konusunda uyarırken, herhangi bir denizcilik girişiminden önce gerilimin azaltılmasının gerekliliğini vurguladı.
IMO’nun, operasyonel riskleri ele almak üzere çarşamba ve perşembe günleri olağanüstü bir toplantı düzenlemesi bekleniyor. Denizcilik verileri, mart ayı başından bu yana Hürmüz Boğazı’ndan yalnızca 47 tanker geçtiğini gösteriyor; bu, küresel ticaretin ana arterleri için normal geçiş oranlarına kıyasla oldukça düşük bir rakam.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة