Enver el-Ansi
Birçok soru işareti uyandıran bir zamanda ve yerde, ABD USS Gerald R. Ford uçak gemisini Kızıldeniz'e gönderiyor. İran Devrim Muhafızları bu hamleyi İran için bir tehdit olarak gördü ve yaptığı açıklamada, “Kızıldeniz'deki lojistik ve hizmet merkezleri bizim için hedeftir” dedi.
Bu, İran Devrim Muhafızları’nın Hürmüz ve Babül Mendeb boğazlarını kapatma veya seyrüseferleri aksatma ve küresel ekonomiye zarar verme tehditlerini kınayan ortak bir Körfez-İngiliz açıklamasıyla eş zamanlı olarak geldi.
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ve İngiltere dışişleri bakanlarının toplantısının ardından yayınlanan bildiride, “bölgesel hava sahasının, deniz yollarının ve seyrüsefer özgürlüğünün korunmasının, buna ilave olarak tedarik zincirlerinin, nakliye ve ticaret operasyonlarının güvenliğinin ve küresel enerji piyasalarının istikrarının sağlanmasının önemi” vurgulandı.
Bu bir hazırlık mı yoksa sadece bir güç gösterisi mi?
Burada dikkat çekici olan, ABD ve İngiltere'nin attığı adımlar ve İran'ın Kızıldeniz ve Babül Mendeb Boğazı ile ilgili tehditlerinin artık sadece birer açıklama olmaktan çıkıp, Hürmüz Boğazı ile ilgili şiddetlenen çatışmanın yanı sıra, Ortadoğu savaşının bu aşamasında, güney Kızıldeniz'de kimin diğerinin kapısını çalacağına bağlı olarak bir yakın çatışma ihtimaline dönüşmesidir.
Bu gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun İran’ın tehditlerinin “ölmekte olan bir kuşun son çırpınışı”ndan başka bir şey olmadığına dair kanaatleriyle çelişiyor.
İki gün önce, bir Körfez medya kuruluşu, “üst düzey bir İran askeri yetkilisinin” şu sözlerini aktardı: “Washington stratejik bir hata yaparsa, başka bir boğaz da Hürmüz Boğazı'na benzer bir durumda olacaktır.”
Bazıları, İran destekli Husi isyancılarının Tahran'ı desteklemek için girişecekleri yeni bir maceraya karşı koymanın, nükleer uçak gemisi USS Gerald Ford'un görev listesinde olabileceğine veya bunun en alt sıralarında yer aldığına inanıyor
Bahsi geçen yüksek rütbeli İranlı yetkili, bahsettiği “stratejik hatanın” ne olduğunu tam olarak belirtmedi. Ancak şüphesiz ki, Tahran ile ittifak halindeki Husi milislerinin fırlattığı füzelerin ve insansız hava araçlarının menzilinde bulunan Kızıldeniz'in güneyindeki Babül Mendeb Boğazı'nı kastediyordu. Kaldı ki Husi milis grubu, Yemen'in kuzeybatısındaki dağlık ve ova bölgelerindeki hava savunmalarının yanı sıra bu kapasitesini de yüksek alarma geçirdiğini tekrarlıyor.
Gerald Ford'un görevi
Askeri analistler ve strateji uzmanları, bu güçlü savaş platformunun görevinin muhtemelen iki ana kategoriye ayrılacağını düşünüyor. Birincisi, şu anda İran'a karşı devam eden askeri operasyonlarının geri kalanında, Arap Denizi yakınlarındaki Hint Okyanusu'nda konuşlandırılmış olan USS Abraham Lincoln uçak gemisi ile ABD Donanması'na göre yakında Akdeniz'e konuşlandırılması planlanan USS George H.W. Bush'a ek destek ve koruma sağlamaktır.

İkincisi, bu analistlere ve uzmanlara göre bu adım, savaş sonrası aşamaya hazırlık olarak, İran'ın ötesine uzanabilecek ve genel olarak Ortadoğu bölgesindeki jeopolitik sahneyi yeniden inşa etmeyi ve düzenlemeyi içerebilecek başka bir sonraki görevin parçasıdır. Bu görev, İsrail'in Güney Lübnan'daki Hizbullah üslerine yönelik saldırısını da içeren büyük ölçekli hava harekatının sonuçları ile İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki Filistinli Hamas hareketine karşı yürüttüğü savaşın önceki sonuçları gölgesinde değerlendirilmelidir.
ABD Donanması, yapımı 12 yıl süren planlama ve çalışmanın ardından tamamlanan bu uçak gemisini “teknolojik bir harika” ve dünyanın en büyük yüzen savaş gemisi olarak tanımlıyor. Yaklaşık 333 metre uzunluğunda ve 40,8 metre genişliğinde olan geminin uçuş güvertesi yaklaşık 78 metre uzunluğunda. Tam yüklü haldeki ağırlığı yaklaşık 100 bin ton.
Bu arada, bazıları, İran destekli Husi isyancılarının Tahran'ı desteklemek için girişecekleri yeni bir maceraya karşı koymanın, nükleer uçak gemisi USS Gerald Ford'un görev listesinde olabileceğine veya bunun en alt sıralarında yer aldığına inanıyor.
Son iki yılda Husiler, sadece İsrail'den coğrafi uzaklıkları nedeniyle değil, aynı zamanda “manevra yapabilme” yetenekleri nedeniyle de İran ekseninin en “bağımsız” kolu haline geldi
Bu inanç, Husi milis lideri Abdulmelik el-Husi'nin perşembe akşamı yaptığı tehditle daha da güçleniyor. Husi, İran’a yönelik savaş sebebiyle örgütünün her an askeri müdahalede bulunabileceğini belirterek, “Parmaklarımız tetikte” dedi.
Örgüte bağlı el-Mesira uydu kanalında yayınlanan konuşmasında Husi lideri Abdulmelik Husi şunları söyledi: “Çeşitli faaliyetlerde aktif durumdayız ve gelişmeler gerektirdiği anda gerilimi artırma ve askeri müdahale konusunda parmaklarımız tetikte. Bu savaşı tüm ümmetin savaşı olarak görüyoruz.”
Yemenli ve Arap gözlemciler, Husilerin İran ve Lübnan'da yaşananlardan “henüz gereken dersi almadıklarını” ve şimdi Tahran'daki geçici liderlikten bu savaşa katılmak için yeşil ışık beklediklerini düşünüyorlar.
Husilerin katılımına dair senaryolar nelerdir?
Amerikan saldırı gücü USS Gerald Ford'un Kızıldeniz'e varmasıyla birlikte, Husilerin artık İran ve Lübnan'daki Hizbullah'tan sonra, hatta belki de Tahran'a bağlı Şii grupların Amerikan üslerini ve çıkarlarını hedef aldığı Irak'tan önce, ABD ve İsrail için ikinci hedef olacaklarının farkına varmış olmaları gerekiyor. Özellikle çatışma kurallarının bu kez değişmiş olması nedeniyle, bugünkü çatışmanın şüphesiz daha tehlikeli ve zorlu olacağı düşünülüyor.

Ancak Husilerin, şu ana kadar harekete geçmemelerine rağmen, buna göz yumup, uluslararası deniz güvenliğini tehdit etmek için rahat bir üs olarak kullandıkları Kızıldeniz'in güvenliğini bir kez daha tehlikeye atma riskini göze alabilecekleri tahmin ediliyor. Yani, İran'a ait olan, İranlı ve Hizbullahlı uzmanların doğrudan gözetimi altında, kontrolü altındaki bölgelerde tutulan İran yapımı füze ve insansız hava aracı stokundan geride kalanları fırlatma riskini alabilirler.
Riskin sınırları ve doğası
Yemen'deki el-Muha Çalışmaları Merkezi'nin bir raporu, Husilerin son iki yılda, sadece İsrail'den coğrafi uzaklıkları nedeniyle değil, aynı zamanda “manevra yapabilme” yetenekleri nedeniyle de İran ekseninin en “bağımsız” kolu haline geldiğini vurguluyor. Ancak rapor, İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney suikastının, “temsil ettiği stratejik pusulanın kaybı” anlamına geldiğini, bunun da Husilerin gelecekteki eylemlerini, örgütün hangi fraksiyonunun kritik anlarda etkili olduğuna bağlı olarak daha “rastgele” veya “intihar eğilimli” hale getirebileceğini düşünüyor.
Ancak bazıları Husi milisleri, savaşa dahil olma olasılığından şüphe duyuyor ve hatta İran ile Husiler arasındaki ilişkinin önemini küçümsüyor. Lübnanlı askeri ve silahlanma uzmanı Riyad Kahvaci, bu ilişkinin sadece “çıkar evliliği” olduğunu, yani Husilerin Yemen'deki kontrollerini pekiştirmek için İran'ın askeri ve lojistik desteğinden, uzmanlığından ve eğitiminden yararlandığını, ama şimdi Husilerin, savaşın İran'ın geleceği üzerindeki etkileri gölgesinde bu ilişkiyi yeniden değerlendiriyor olabileceğini düşünüyor.
Yemen ile ilgili birçok kişi, Husilerin Hamaney ve Devrim Muhafızları'nın evlat edindiği bir güç gibi görünmesi nedeniyle “İran ile Lübnan Hizbullahı arasındaki manevi ilişkinin Husilerle olduğundan daha güçlü olduğuna” inanmakta yanılıyor.
Uçak gemisi USS Gerald R. Ford ve saldırı grubu, İran ile “direniş ekseni” olarak bilinen ittifak içindeki son vekili Husi arasındaki bağı koparmak için Kızıldeniz'in çalkantılı sularına ulaştı
Husiler, Hizbullah'ın aksine, kontrol ettiği bölgelerin coğrafi olarak İsrail ile sınır komşusu olmaması nedeniyle İran'ın ajandasına hizmet etme konusunda bir dereceye kadar özgürlüğe sahip olmuş olabilir. Ancak manevi olarak, İran Dini Lideri ve askeri kolu olan İslam Devrim Muhafızları Ordusu'na bağlılık konusunda Hizbullah’tan geride kalmıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bunun için Husilerin Sana sokaklarında İran'ı desteklemek için düzenlediği tuhaf gösterileri hatırlamak yeterli; bu gösterilerde Humeyni, Hamaney, Kasım Süleymani (Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü’nün eski komutanı) ve merhum Lübnan Hizbullahı lideri Hasan Nasrallah'ın portrelerinin yanında İran bayrakları da taşınmıştı.

Yukarıda bahsedilen tüm verilerin nihai analizine göre “Gerald Ford” uçak gemisi ve ona eşlik eden saldırı grubu, Kızıldeniz'in çalkantılı sularına “piknik yapmaya” ya da sadece ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaş sırasında olası bir Husi eylemini önlemeye gelmediler. Aksine, bu savaş sırasında veya sonrasında, İran ile “direniş ekseni” olarak bilinen ittifak içinde geride kalan son vekil gücü Husi arasındaki ilişkiyi koparmak gibi bir amaçları var.
Hem Washington hem de Tel Aviv, Husilerin 2023 sonlarından Ekim 2025'e kadar Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ndeki uluslararası denizcilik yollarına ve İsrail'e karşı bir savaş yürüttüğünü şüphesiz hatırlıyorlar. Ayrıca, Husi kontrolündeki bölgeleri hedef alan tüm karşı saldırıların, güney Kızıldeniz bölgesi ve Babül Mendeb Boğazı'ndaki küresel barış ve güvenliğe yönelik tehditlerini ortadan kaldırmak için yeterli olmadığını ve olmayacağını da anlıyorlar. Bu tehdidi sona erdirmek için bir fırsatları olduğunu ve şimdi bu tehdit sonlandırılmazsa, gelecekte başka bir şans olmayabileceğini biliyorlar.
*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.









