Avrupa'da bitmeyen krizin merkez üssü: Kosova

Kosova'da yerel seçimler nedeniyle yeni bir kriz patlak verdi. (Reuters)
Kosova'da yerel seçimler nedeniyle yeni bir kriz patlak verdi. (Reuters)
TT

Avrupa'da bitmeyen krizin merkez üssü: Kosova

Kosova'da yerel seçimler nedeniyle yeni bir kriz patlak verdi. (Reuters)
Kosova'da yerel seçimler nedeniyle yeni bir kriz patlak verdi. (Reuters)

Ömer Önhon

Sırplar, Kosova'da toplam 1,8 milyon olan nüfusun yaklaşık yüzde 6'sını oluşturuyorlar ve genel olarak Kosova'nın kuzeyinde, Zveçan, Zubin Potok ve Leposaviç bölgelerinde yaşıyorlar. Sırbistan'dan ayrılmayı kabul etmeyip bağımsız bir Kosova'nın parçası olduklarından birtakım sorunlarla karşılaşıyorlar.

Kosovalı yetkililer bundan bir yıl önce Sırpların Sırbistan plakalarını kullanmalarını yasaklayınca huzursuzluk baş gösterdi. Nüfusunun çoğunluğunu Sırpların oluşturduğu dört bölgenin belediye başkanları, Kosovalı yetkililerin aldığı kararı protesto ederek istifalarını sundular.

Görevden ayrılan belediye başkanlarının yerine yenilerinin seçilmesi için 23 Nisan'da yerel seçimler yapıldı. Sırplar seçimleri boykot etti ve seçmen katılım oranı yüzde 3,47 ile sınırlı kaldı. Sandık başına giden Arnavut sayısı bin 566 olurken, 45 bin 95 Sırptan sadece 13'ü oy kullandı.

Arnavut kökenli olan yeni belediye başkanları, yeni görevlerine ancak Kosova Özel Polis Gücü'nün güvenlik önlemleri almasıyla girebildiler. Sırplar protesto gösterileri düzenledi. Kosova güvenlik güçleri de gösterilere müdahale etti. Bunun üzerine, sonunda yeni bir krize neden olan isyan olayları başladı.

Sırp ve Kosovalı liderler bu yılın başlarında Avrupa Birliği’nin (AB) Belgrad ile Priştine arasındaki diyalog süreci bağlamında ilişkileri normalleştirme planı üzerinde sözlü olarak anlaştılar. Toplam 11 maddeden oluşan plan, her iki tarafından da birbirlerinin ilgili ulusal belgelerini ve sembollerini tanımaları, Sırbistan'ın Kosova'nın herhangi bir uluslararası örgüte üyeliğine itiraz etmemesi ve Kosova'nın bölgedeki Sırp diasporası için yeterli düzeyde özyönetim garantisi vermesi de dahil olmak üzere oldukça önemli olan birçok konuyu içeriyordu.

“Kosovalı yetkililerin bundan bir yıl önce Sırpların arabalarında Sırbistan plakalarını kullanmalarını yasaklaması yeni bir huzursuzluğun fitilini ateşledi.”

Bu plan başlangıçta Almanya ve Fransa tarafından, AB’nin Orta Avrupa’daki olası bir çatışmayı etkisiz hale getirme girişimi çerçevesinde hazırlandı. AB, Balkan’daki bu krizle nasıl başa çıkılacağı konusunda uzun süredir mücadele ederken kendi temsilcisi aracılığıyla Batı Balkanlar'daki politikasıyla oldukça ilgileniyor.

Burada bu konuda AB içinde fikir birliği olmadığını, hatta görüş ayrılıkları olduğunu belirtmekte fayda var. AB üyeleri İspanya, Yunanistan, Kıbrıs, Romanya ve Slovakya henüz Kosova'yı tanımıyorlar. Bahsi geçen ülkelerin kendi azınlıkları ve farklı etnik sorunları olduğundan Kosova'nın bu azınlıkları cesaretlendiren bir emsal oluşturmasından korkuluyor.

Tarafların 2015 yılında fikir birliğine vardıkları Sırp Belediyeler Birliği’nin kurulması, neyi temsil ettiği üzerinde uzlaşılamaması ve görev tanımının yapılamaması nedeniyle halen tartışmalı bir konu olmaya devam ediyor. Anlaşmalar, Sırp Belediyeler Birliği’nin Kosova'daki Sırp çoğunluğun yaşadığı bölgelerin özellikle eğitim, sağlık ve şehircilik alanlarında ortak çıkarlarını korumayı amaçladığını şart koştu.

Sırplar, Sırp Belediyeler Birliği’ni yürütme yetkisine sahip kabul ediyor ve Kosova içinde ayrı bir varlığın, yani özerk bir bölgenin tanınması olarak görüyorlar. Kosovalılara göre ise Sırp Belediyeler Birliği ulusal birliğe ve toprak bütünlüğüne yönelik bir tehdit. Kosova Anayasa Mahkemesi, ‘Kosova toplumu çok etnikli bir toplum olarak tanımlandığından, yürütme yetkilerine sahip tek etnikli bir yapının Kosova Anayasası’nı ihlal ettiğine’ karar verdi.

AB ise krizi AB üyeliği süreci başlatarak çözmeyi umuyor. Anlaşma, AB’ye üyelik süreci için bir koşul öne sürüyor. Taraflar, anlaşama şartlarını yerine getirmemenin AB yardımı ve üyelik süreci açısından olumsuz sonuçlar doğuracağında hemfikirler.

Sırbistan, 2012 yılından bu yana AB üyeliğine adayken Balkanlar'ın en yeni ülkesi olan Kosova, kısa bir süre önce AB üyeliği için aday oldu. Kosova ayrıca AB ile 2024 yılının ocak ayı başlarında yürürlüğe girecek olan vizesiz seyahat için anlaşma imzaladı.

Gerginliğin yeniden ne aman tırmanacağının sorulması gerekmiyor. Gerçek şu ki, temel sorunlar çözülmedikçe her zaman gerilimlerin fitilini ateşlemeye devam edecekler.

“AB üyeleri İspanya, Yunanistan, Kıbrıs, Romanya ve Slovakya henüz Kosova'yı tanımadıkları için bu konuda AB içinde fikir ayrılıkları söz konusu.”

Fotoğraf Altı: NATO'nun Kosova Barış Gücü (KFOR) askerlerinin konuşlandırıldığı Zvecan belediyesinin önündeki dikenli tel örgü, 31 Mayıs 2023. (EPA)
NATO'nun Kosova Barış Gücü (KFOR) askerlerinin konuşlandırıldığı Zvecan belediyesinin önündeki dikenli tel örgü, 31 Mayıs 2023. (EPA)

Kosova’nın Sırplar için sembolik anlamı

Asıl mesele, Sırpların Kosova’yı Sırbistan’ın kalbi ve Kosova’yı Sırp varlığının ve tarihinin ayrılmaz bir parçası olarak görmelerinde yatıyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun 1389 yılında Sırpları mağlup ettiği Kosova Savaşı, Sırbistan tarihinin en önemli olayıdır. Sırplar bu savaşı kimliklerinin temelini oluşturan olay olarak görüyorlar. Ayrıca Kosova'nın Sırp Ortodoksluğunun doğduğu yer olarak dini bir öneme sahip olduğunu iddia ediyorlar.

Kosova’da olduğu gibi Sırbistan'da da seçimler yaklaştı ve şu an aktif olan Sırp siyasetçilerin hiçbirinin siyasi kariyerine son vermesi beklenmiyor.

Kosova Başbakanı Albin Kurti, AB destekli anlaşmayı Sırbistan'ın Kosova'yı fiilen tanıması olarak yorumlarken Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic, ülkesinde eleştiri oklarının hedefi olduktan sonra ‘anlaşma olmadığını ve Sırbistan’ın Kosova’nın BM’ye girmesine izin vermeyeceğini’ vurgulayarak anlaşma açıklamasını geri çekmişti. Ne var ki Sırbistan'ın diplomatik faaliyetlerinin büyük bir kısmı, Kosova'nın diplomatik olarak tanınmasını engellemeye ve mümkünse resmi olarak tanınmasına son vermeye yönelik yürütülüyor.

Sırbistan, son anlaşmanın 4’üncü maddesini ihlal ederek Kosova'nın Avrupa Konseyi üyeliğine karşı oy kullandı. (Sırbistan'ın ret oyu, kabul oyları Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nde istenen 3’te 2 barajını aştığından Kosova'nın üyelik talebini engellemeye yetmedi ve Avrupa Konseyi şu an bu talebi değerlendiriyor).

Uluslararası Adalet Divanı'nın (ICJ) 2010 yılında Kosova'nın bağımsızlığının uluslararası hukuk için ihlal teşkil etmediğine karar vermesine ve 100'e yakın ülkenin Kosova'yı tanımasına rağmen, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) daimi üyeleri Rusya ve Çin de dahil olmak üzere BM üyesi 193 ülkenin geri kalanı henüz Kosova’nın bağımsızlığını tanımadı. Dolayısıyla tüm bunlara rağmen Tayvan ve diğerleri gibi Kosova da BM’ye üye olamıyor.

NATO’nun 1999 yılında gerçekleştirdiği askeri müdahale sonucunda Sırbistan, Kosova'dan çekildi. NATO'nun Kosova’daki Barış Gücü (KFOR), 4 bine yakın askerle Kosova'da güçlü bir şekilde varlığını sürdürüyor. Son protesto gösterileri sırasında yaklaşık 30 KFOR askeri yaralandı. Bunun üzerine NATO, 700 asker daha göndermeye karar verdi.

“Tayvan ve diğerleri gibi Kosova da Birleşmiş Milletler üyesi olamaz.”

Fotoğraf Altı: Mitroviça'nın güneyinde düzenlenen bir gösteri sırasında Arnavutluk bayrakları taşıyan Kosovalı Arnavutlar, 1 Haziran 2023. (AFP)
Mitroviça'nın güneyinde düzenlenen bir gösteri sırasında Arnavutluk bayrakları taşıyan Kosovalı Arnavutlar, 1 Haziran 2023. (AFP)

Komplo teorisi

Komplo teorisyenleri, geçtiğimiz şubat ayında Kosova Cumhurbaşkanı Vyosa Osmani'nin Rus paralı asker grubu Wagner’in Kosova’da provokasyonlar yaptığını iddia etmesiyle, Rusya'nın krizin arkasındaki kilit faktör olduğunu ancak Rusya'nın sicilinin bu tür iddiaları görmezden gelmesine yer bırakmaması dışında bu iddiayı destekleyecek hiçbir kanıt olmadığını belirttiler.

Rusya, Ukrayna’daki savaş nedeniyle Batı’nın ve NATO'nun dikkatlerini başka yerlere çekerek dağıtmaktan çıkar sağlayacaktır.

Tarihte Rusya ve Sırbistan her zaman birbirine çok yakın olmuşlardır. Slav ırkına ve Ortodoksluğa bağlıdırlar. Rusya, 1990'larda Sırbistan'ı desteklediyse de o dönem yaşanan diplomatik ve askeri olumsuzluklar, olayları Sırbistan'ın lehine çevirmekte geç kalmasına neden oldu.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Kosova'nın kuzeyinde meydana gelen olaylara ilişkin açıklamasında, “Avrupa'nın ortasından, 1990'da NATO'nun Helsinki Nihai Senedi ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) anlaşmalarını ihlal ederek Yugoslavya'ya saldırdığı yerlerde dev bir patlama hazırlanıyor” ifadelerini kullandı.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Rusya'nın durumu yakından takip ettiğini ve ‘Kosovalı Sırpların tüm meşru hak ve çıkarlarını’ desteklediğini söyledi.

Uluslararası ilişkilerinde, Rusya'ya uygulanan yaptırımlara katılmayan ve Rusya’dan uygun fiyatlarla doğalgaz satın alarak kazanç elde eden Sırbistan ise ihtiyatlı davranmak istiyor. Sırbistan, Batı'dan uzaklaşmamak amacıyla Rusya ile açıkça aynı çizgide yer almazken, orduyu yüksek alarm durumuna geçirmek gibi söylemlerine ve jestlerine rağmen sakin ve genel olarak akıllıca davranmayı sürdürüyor.

Sırbistan Başbakanı Ana Brnabiç, iç siyasette milliyetçiliği dengelemeye çalışarak Avrupa yürüyüşünü sürdürmeye çalışırken Sırbistan'ın Kosova'ya karşı askeri bir adım atması ya da NATO ile karşı karşıya gelmesi pek olası değil.

“Rusya, Ukrayna’daki savaş nedeniyle Batı’nın ve NATO'nun dikkatlerini başka yerlere kaymasından faydalanacaktır.”

Kosova'nın kuzeyindeki Zvecan bölgesinde belediye binasının önünde gösteri düzenleyen Sırplar, 31 Mayıs 2023. (AP)
Kosova'nın kuzeyindeki Zvecan bölgesinde belediye binasının önünde gösteri düzenleyen Sırplar, 31 Mayıs 2023. (AP)

Diğer yandan Kosova'daki Sırplar siper almaya devam edecekler. Sayıları çok olmayabilir, fakat özellikle yurt dışından verilen destekle ortalığı karıştırabilecek güce sahipler. Kosova Başbakanı Albin Kurti de ülkenin kuzeyinde meydana gelen olayların arkasında Sırbistan'ın olduğunu söyledi.

Diğer taraftan Kosova hükümetinin krizi ele alma biçimine geniş çevrelerden eleştiriler yapıldı. Hatta Arnavutluk Başbakanı Edi Rama bile BBC'ye verdiği bir röportajda, sandık başına giden seçmen sayısının yüzde 4’ün altında olmasının ve yeni belediye başkanlarının polis desteğiyle görev yerlerine gelmelerinin hikmetini sorguladı.

Bunun yanı sıra NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Belgrad ve Priştine'yi AB’nin arabuluculuğundaki diyaloğa iyi niyetle katılmaya da çağırırken Almanya ve Fransa, belediye seçimlerinin yeniden düzenlenmesi olasılığının yollarını araştırıyor.

Tüm bunlarla birlikte Sırp ve Kosovalı liderler için asıl zorluk, ülkelerinde kaynayan milliyetçi duyguları yönetmek olacak.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Majalla’da çevrildi.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.