ABD yaptırımları etkili bir silah mı yoksa tükenebilir bir araç mı?

Uzmanlar yaptırımlara ilişkin Şarku’l Avsat’a değerlendirmelerde bulundu.

Hartum’un güneyi topçu ateşi soncuu enkaza döndü. (AFP)
Hartum’un güneyi topçu ateşi soncuu enkaza döndü. (AFP)
TT

ABD yaptırımları etkili bir silah mı yoksa tükenebilir bir araç mı?

Hartum’un güneyi topçu ateşi soncuu enkaza döndü. (AFP)
Hartum’un güneyi topçu ateşi soncuu enkaza döndü. (AFP)

ABD Hazine Bakanlığı 1 Haziran 2023’te, Sudan’a yönelik yeni yaptırımlar açıkladı. Bu yaptırımlar, Suudi Arabistan- ABD arabuluculuğundaki ateşkes anlaşmasına uyma ‘başarısızlıkları’ nedeniyle Abdulfettah el-Burhan liderliğindeki Sudan Silahlı Kuvvetleri ve Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) liderliğindeki Hızlı Destek Kuvvetleri ile bağlantılı şirketlere yönelikti. Yaptırımların ilanının ardından ABD yönetimi, Sudan’da barış, güvenlik ve istikrarı baltalamaktan sorumlu olanlardan hesap sormayı’ hedeflediklerini dile getiren açıklamalar yaptı. Ayrıca ABD’nin Sudan halkına karşı şiddeti destekleyenler karşısında sivillerin yanında durduğunu belirttiler.

Ancak bir yandan yaptırımlarındaki ‘hoşgörü’, diğer yandan da bu yaptırımların aşırı kullanımı nedeniyle Başkan Joe Biden yönetimine yönelik eleştiriler hız kazandı. Bu durum, genel olarak ABD yaptırım rejiminin etkinliği ve ABD yönetiminin ‘pençesiz’ yaptırımlar uygulayarak bu sistemi tüketip tüketmediği hakkında birçok soruyu gündeme getirdi. Şarku’l Avsat, bu duruma ilişkin bir dizi görüşme gerçekleştirdi.

Fotoğraf Altı: Hartum’da evler enkaza döndü. (AFP)
Hartum’da evler enkaza döndü. (AFP)

Sudan ve ABD yaptırımları

Son yaptırımları eleştirenler, bunların etkinliğinin boyutunu sorguluyor. Bunlar arasında, Biden yönetimine yönelik sert eleştirilerde bulunan önde gelen Cumhuriyetçi Senatör Jim Risch de var. Ayrıca son yaptırımların ‘olması gerekene doğru atılan yarım adımı temsil etmediği’ belirtildi.

Risch, yaptırımların içeriğine işaretle ‘Sudan’daki felaket durumundan üst düzey kişileri sorumlu tutmadığını ve bölgenin istikrarsızlaşmasından ve Sudan halkının sürekli sindirilmesinden en çok sorumlu olan insanları kapsamadığını’ kaydetti.

Bu çerçevede Şarku’l Avsat, ABD Dışişleri Bakanlığı’na, uygulanan yaptırımların Sudan’daki mevcut denklemi değiştirmedeki etkinliğini sordu. Bakanlık, ‘Sudan Silahlı Kuvvetleri ve Silahlı Destek Kuvvetleri ile bağlantılı iş ağları ve fonlar üzerindeki Hazine yaptırımlarının, çatışmayı sürdürme yeteneklerini engellemeyi amaçladığını’ söyleyerek yanıt verdi ve “Bu adım, önemli olmasına rağmen, yalnızca ilk adımdır” ifadesi kullanıldı.

Fotoğraf Altı: Cumhuriyetçi Senatör Jim Risch.
Cumhuriyetçi Senatör Jim Risch.

Adını vermek istemeyen bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada şunları söyledi:

“ABD yasalarına göre vize kayıtlarını ifşa edemeyiz veya kimin etkileneceğine ilişkin ayrıntıları sağlayamayız. Ancak bu yaptırımlar kapsamında vize kısıtlamasına tabi tutulacak 12’den fazla kişiyi tespit ettiğimizi sizlerle paylaşacağız. Bunlara Hızlı Destek Kuvvetleri üyeleri, ordu ve dış sabotajcılar ile eski Beşir rejimi (eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir) ile bağlantılı kişiler de dahildir.”

Ancak bu yanıt, Dış İlişkiler Komitesi’nde Cumhuriyetçilere başkanlık eden Risch tarafından olumlu karşılanmadı. Tam tersine Dışişleri Bakanlığı’nın yanıtı, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalarda Biden yönetimini kolay seçenekleri benimsemekle suçlayan Risch’ten tepki aldı. Senatör şunları söyledi:

“Askeri konseydeki üst düzey komutanların ciddi insan hakları ihlallerine dair açık kanıtlara rağmen Biden yönetimi, kolay seçimler yapmaya ve Sudanlı generallere karşı yumuşak davranmaya devam ediyor. Giriş vizelerine yönelik gizli yaptırımlar uygun ve güvenli bir seçenektir. Ancak Sudan halkı bizden gerçek bir hesap verme sorumluluğu görmeyi hak ediyor.”

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nde Afrika programında kıdemli araştırma görevlisi olan Cameron Hudson ise Risch’in yaklaşımına desteğini dile getirdi. Herhangi bir yaptırımın öneminin içeriğinde yattığını ve Sudan örneğinde ‘ABD’nin daha kararlı bir mesaj göndermesi gerektiğini’ belirten Sudan Özel Temsilciliği eski Özel Kalemi olan Hudson, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda şu ifadeleri kullandı:

“Öyle görünüyor ki ABD, Sudan’da tarafları 15 Nisan öncesindeki duruma döndürmeye ve güvenlik sektörü reformu ve bir geçiş hükümeti kurulmasına ilişkin müzakerelere geri dönmeye çalışan bir yaklaşım benimsiyor. Bu nedenle generallere bireysel yaptırımlar uygulamadı. Çünkü gelecekteki siyasi görüşmelerde onlara ihtiyacı var.”

Fotoğraf Altı: Cameron Hudson.
Cameron Hudson.

Hudson sözlerini şöyle sürdürdü:

 “Savaş öncesi yol haritasına dönülebileceğini düşünmek hayal ürünüdür. Savaş cini, fanusuna geri konulamaz. Senatör Risch’e ve Sudan liderlerine karşı yaptırım çağrılarına katılıyorum. Ülkenin kaderine karar verecek meşruiyete sahip olmadıkları mesajını vermemiz gerekiyor ve yaptırımlar bu mesajı göndermeye yardımcı oluyor.”

Cameron Hudson, ABD yaptırım sistemindeki önemli bir boşluğa işaret ederek, herhangi bir yaptırımın etkinliğini sağlamak için müttefiklerle koordinasyon sağlamanın önemli olduğunu dile getirdi. Bu son yaptırımların kısa vadede çatışma taraflarının davranışlarını veya stratejilerini değiştirecek herhangi bir dönüşüm sağlayamayacak olmasının muhtemel olduğunu belirten Hudson, uzun vadeli bir etkiye sahip olmaları için bu tür herhangi bir yaptırım konusunda uluslararası uzlaşmanın önemli olduğunu vurguladı.

ABD yaptırımları ve etkileri

ABD yaptırım kartı, birbirini izleyen Cumhuriyetçi ve Demokrat yönetimlerin belirli bir siyasi sonuca ulaşmak için bel bağladıkları en önemli baskı kartı olarak sayılıyor. ABD Hazine Bakanlığı’nın eski bir yetkilisi olan Michael Levitt şu değerlendirmede bulundu:

“Yaptırım uygulama kriterleri, esasen politika odaklı olan teknik bir düzenlemedir. Bu, Cumhuriyetçilerin veya Demokratların ne istediğiyle ilgili değil, daha ziyade ağırlıklı olarak Amerikan siyasetine odaklanıyor.”

Ancak verilere göre ABD'nin tek taraflı yaptırımlarının amacına ulaşması nadir olarak yaşanıyor. Örneğin Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü tarafından yapılan bir araştırma, 1970 ile 1997 yılları arasındaki tek taraflı ABD yaptırımlarının hedeflerine yalnızca yüzde 13 oranında ulaştığını ve Amerikan ekonomisine yılda 15 ila 19 milyon dolara mal olduğunu gösteriyor.

Levitt, ABD yaptırımlarının etkinliğinin ‘öncelikle yaptırımların etkililiğine ve fiilen uygulanmasına bağlı olduğunu’ dile getirdi.

ABD yönetimlerinin yaptırımlarının ABD’deki varlıkların dondurulması veya seyahat vizesi alınmasının engellenmesi şeklinde uygulandığında, özellikle de ilgili tarafların ABD’de bu tür varlıkları yoksa etkisiz kaldığı yönünde tekrarlanan eleştiriler yapılıyor. Washington Enstitüsü’nde üst düzey akademisyen ve Beyaz Saray’ın Ortadoğu ve İran ofisi eski müdürü Michael Singh de bu yaklaşımı destekliyor. Öyle ki ABD yaptırımlarının ‘yaptırım uygulanan grupların Batı ile herhangi bir ilişkisi olmadığında daha az etkili’ olduğuna dikkat çekti.

Fotoğraf Altı: Michael Singh.
Michael Singh.

Singh, Şarku’l Avsat’a şu değerlendirmelerde bulundu:

“Yaptırımların etkisizliğinin diğer nedenleri, onları gerektiği gibi uygulayamamamız veya hedeflerinin çok iddialı olması. Örneğin, İran Devrim Muhafızları yetkililerine yönelik seyahat yasakları semboliktir. Çünkü onlar, Batı’ya seyahat etmezler ve örneğin Irak gibi seyahat ettikleri ülkeler yasağın uygulanması konusunda iş birliği yapmazlar.”

Singh, ilginç bir yaklaşım ortaya koyduğu açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Yaptırımlar, örneğin ticari anlaşmazlıklarda düşmanlarımızdan çok müttefiklerimize uyguladığımızda daha etkilidir. Bu nedenle her iki taraf için de uzlaşmaya varmak ve doğru yola geri dönmek için daha büyük teşvikler vardır.”

Ayı şekilde Levitt de “Yaptırım uygulanan kuruluşların birçoğunun ABD’de değerli varlıkları bulunmamasına rağmen yaptırımlar, dolar elde etmelerini zorlaştırıyor. Küresel ekonominin çoğunluğu dolar kullanımına bağlı. Bu kuruluşlarla iş yapmak isteyen dünyanın her yerindeki herhangi bir finans kurumuna yönelik sonuçlar var. Bu, diğer ülkelerin ve çok taraflı kuruluşların üzerinde düşündüğü bir dinamiğe yol açar.”

Aşırı yaptırımlar

Ancak bazıları, tek taraflı aşırı yaptırımların ABD müttefiklerini ve düşmanlarını, sonuçlarından kaçınmak için dolardan uzaklaşmaya sevk edebileceği konusunda uyarıda bulunuyor.

ABD Savunma İstihbarat Teşkilatı’nda yıllarca çalışmış olan ve Hudson Enstitüsü’nde üst düzey araştırmacı olan Michael Pregent, bu nedenle Çin, Rusya, Hindistan ve Brezilya gibi ülkelerin ABD yaptırımlarını atlatacak mekanizmalar bulmak için koordinasyon arayışına girdiğine dikkat çekti. Şarku’l Avsat’a konuşan Pregent şunları söyledi:

“Bu mekanizmalar çalışırsa ve Birleşik Devletler artık doları ve Amerikan bankacılık sistemini bir ülkeyi belirli konularda tutumunu değiştirmeye ikna etmek için ekonomik bir araç olarak kullanamazsa, kesinlikle daha az etkili olacağız.”

Dış İlişkiler Konseyi’nin uluslararası ekonomi direktörü Ben Steele, yaptırım rejiminin aşırı kullanımını aşırı antibiyotik kullanımına benzeterek, “Doları kullanan ABD mali yaptırımları, aşırı antibiyotik kullanmak gibidir. İlaç herkese reçete edilirse, bakteriler antibiyotiğe dirençli suşlara dönüşecek. Şu anda küresel finans piyasalarında tanık olduğumuz şey de bu” dedi.

ABD Hazine Bakanlığı’nın resmi rakamları, 2021’in sonunda, son yirmi yıla kıyasla yüzde 900’lük bir artışla 9 bin 421 kuruluşa ve kişiye yaptırım uyguladığını gösteriyor.

Örneğin 2022’de Hazine Bakanlığı, yaptırım listelerine 2 bin 549 yeni isim ekledi ve bunların yalnızca 225’ini kaldırdı.

2022 yılı için bu yaptırımların detaylarına bakıldığında, çoğu Rusya’nın Ukrayna ile olan savaşıyla ilgili olmakla birlikte, Çin’i, Suriye rejimini, Meksika ve Sudan’daki uyuşturucu kaçakçılarını içeren başka yaptırımlar da var.

Diğer yandan Dış İlişkiler Konseyi’nde Ulusal Güvenlik Çalışmaları alanında kıdemli araştırmacı olan Max Boot, politikada gerçek bir değişikliğe yol açmamış bir dizi yaptırıma dikkat çekti. Boot, Washington Post’taki bir makalesinde, 1960’tan beri Küba’ya uygulanan yaptırımlardan ve ardından 1962’de ülkeye yönelik topyekûn ablukadan bahsederek, “Bugün sistem, hala komünisttir” dedi. Ayrıca, 1950’den beri başlayan ve 2006’da önemli ölçüde genişleyen Kuzey Kore’ye yönelik yaptırımlara da dikkat çeken Boot, “Bugün sistem, halen aynı” ifadelerini kullandı.

Max Boot, İran’a yönelik yaptırımların ve eski Başkan Donald Trump’ın azami baskı politikasının, Tahran rejimini nükleer silah geliştirme arayışından uzaklaştırmayı başaramadığını söyledi. Aynı durum Suriye’de Devlet Başkanı Beşşar Esed rejimine yönelik yaptırımlar için de geçerli. Ayrıca ‘Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Ukrayna’ya karşı savaşını sürdürmesini engellemeyen’ Rusya’ya yönelik yaptırımlara da işaret etti.

Fotoğraf Altı: Max Boot.
Max Boot.

Ancak Michael Pregent, yaptırımların amacının rejimleri değiştirmek olduğu önerisini eleştirerek bu yaklaşıma karşı çıkıyor. “Yaptırımların amacı, Küba ve Kuzey Kore gibi ülkelere müreffeh olamayacaklarını ve yırtıcı kredi koşulları olan Rusya ve İran gibi ülkelere bağlanacaklarını kanıtlamaktı” diyen Pregent, bu tür politikaların yaptırım uygulanan ülkeleri Çin ve Rusya’a yönelteceğini dile getirdi. Ayrıca ABD’nin, yaptırım politikasının başarılı olmasını istiyorsa, Çin gibi ülkeleri kısıtlamak için yaptırımlar uygulaması gerektiğini vurguladı.

Diğer yandan Singh ise yaptırımların hedefi, İran, Kuzey Kore veya Venezüella’ya yönelik yaptırımlar kadar iddialı olduğunda tek başlarında pek iyi çalışmadıklarını belirterek şunları söyledi:

“Çünkü hedef alınan rejimler, bedeli ne olursa olsun dış baskılara teslim olma konusunda temkinli davranıyor, kendi ekonomilerinin ve halklarının çıkarlarını rejim çıkarlarının önüne geçirmiyor. Ayrıca ABD’nin bu ülkelerden vazgeçmelerini istediği, nükleer silah elde etmeye çalışmamak ve halkları bastırmak gibi stratejiler, bu rejimlerin devamı için gerekli gördükleri politikalardır.”

Yaptırımlar rejimlerden çok insanlara mı zarar veriyor?

Pregent, Şarku’l Avsat’a, yetkililerin bu yaptırımlardan kaçınma konusunda uzmanlaştığı bir dönemde, halkın ABD yaptırımlarının bedelini ödediği yönündeki eleştirilere yanıt olarak şunları söyledi:

“Yaptırımların halka zarar vermediğini, Irak halkına, Kuzey Kore veya Küba halkına zarar vermediğini söylemeyeceğim. Ama bu ülkelerin yöneticileri halklarına sürekli zarar veriyor. Onlar zengin ve servetlerini ve gündemlerini finanse etmek için ülkenin kaynaklarını kullanıyorlar. Yani ‘yaptırımlar olmasaydı Saddam Hüseyin, Kim Jong-un veya Fidel Castro ülkedeki servetlerini kendi halklarına dağıtacaktı’ iddiası, tüm tarihi gerçeklerle çürütülmüştür.”

Sudan’a ilişkin olarak Şarku’l Avsat, Hudson’a son yaptırımların krizden sorumlu olanlar üzerindeki etkisinden çok Sudan halkını etkileyip etkilemeyeceğini sordu. Cameron Hudson’ın cevaı şöyle oldu:

“Sudan halkını etkileyen önceki yaptırımlar, 1997’deki kapsamlı ticaret ablukası ve 1993’te Sudan’ın terör listelerine alınması sırasındaydı. Bu yaptırımlar, Sudan’a ticari alışverişi ve yatırım akışını engellemiş ve ülkenin itibarına çok yüksek bir maliyet yüklemiştir. Savaş, şu anda Sudan’ın itibarını zedeliyor ve ona ticaret ve yatırım çekmeye yardımcı olmuyor. Ancak bireylere yönelik yaptırımlar, kapsamlı bir abluka ile aynı etkiye sahip olmayacaktır.”

Fotoğraf Altı: Burhan ve Hamideti, çatışmalar patlak vermeden önce bir araya gelmişlerdi. (AFP)
Burhan ve Hamideti, çatışmalar patlak vermeden önce bir araya gelmişlerdi. (AFP)

Ancak Hudson, yaptırımların ABD’nin önündeki tek seçenek olmadığını hatırlatarak, Biden yönetiminin ‘çekingen’ diplomasisine sert eleştiriler yöneltti. “ABD, Sudan’daki durumu etkilemeye çalışmak için büyük bir diplomatik çaba sarf etmedi. Ateşkes müzakereleri için önce orta düzey diplomatları Cidde’ye gönderdik” diyen Cameron Hudson, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in krizin başında ‘telefonla biraz müdahalede bulunduğunu’ belirtti. “Uluslararası bir irtibat grubu toplamaya çalışmadık ve bir anlaşmayı müzakere etmek için üst düzey diplomatlar atamadık. Washington’un bu krize yanıt vermek için yapılabileceklerin en azını yaptığını söyleyebilirim” dedi.

ABD yönetiminde kimlerin yaptırım uygulama hakkı var?

ABD Başkanı

ABD Başkanı, ABD’nin dış politikası, ulusal güvenliği veya ekonomisi tehdit altındaysa ulusal acil durum ilan etme yetkisine sahip.

Hazine Bakanlığı

Hazine Bakanlığı, Dışişleri Bakanı ile istişare ederek yaptırım uygulama yetkisine sahip. Hazine Bakanlığı, OFAC Direktörüne talimat verir ve o da yaptırım eylemlerini onaylıyor.

Kongre

Kongre, yeni yaptırım programlarını yürürlüğe geçirme veya mevcut olanları güçlendirme yetkisine sahip.

İnsani istisnalar

Aralık 2022’de ABD Hazinesi, yaptırım rejimlerine rağmen insani yardımın ulaştırılmasını kolaylaştırmak ve insani muafiyetleri desteklemekle ilgili 2664 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararını onaylayarak, uygulanan yaptırımlardan insani muafiyetleri onayladı.

Bu genelge ile ABD yaptırımlarından dört kategori muaf tutuldu:

1.ABD hükümetinin resmi çalışması.

2.Bazı uluslararası sivil toplum kuruluşlarının resmi işleri.

3.Afet yardımı, sağlık hizmetleri, demokrasi ve eğitim destek faaliyetleri, çevre koruma ve barış inşası.

4.Tarım ürünleri, ilaçlar, tıbbi cihazlar ve bunların yedek parçaları ve bakımları.



Trump, uluslararası suç örgütlerine karşı siber araçların kullanımına izin verdi

Trump'ın imzaladığı memorandumda, yabancı suç örgütleri tarafından gerçekleştirilen fidye yazılımı saldırıları “uluslararası faaliyet gösteren suç örgütlerinin” gerçekleştirdiği saldırılar olarak nitelendirildi. (Reuters)
Trump'ın imzaladığı memorandumda, yabancı suç örgütleri tarafından gerçekleştirilen fidye yazılımı saldırıları “uluslararası faaliyet gösteren suç örgütlerinin” gerçekleştirdiği saldırılar olarak nitelendirildi. (Reuters)
TT

Trump, uluslararası suç örgütlerine karşı siber araçların kullanımına izin verdi

Trump'ın imzaladığı memorandumda, yabancı suç örgütleri tarafından gerçekleştirilen fidye yazılımı saldırıları “uluslararası faaliyet gösteren suç örgütlerinin” gerçekleştirdiği saldırılar olarak nitelendirildi. (Reuters)
Trump'ın imzaladığı memorandumda, yabancı suç örgütleri tarafından gerçekleştirilen fidye yazılımı saldırıları “uluslararası faaliyet gösteren suç örgütlerinin” gerçekleştirdiği saldırılar olarak nitelendirildi. (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’ın açıklamasına göre federal kolluk kuvvetlerinin, ABD yargı yetkisinin dışında faaliyet gösteren ve Amerikalılara yönelik saldırılar düzenleyen uluslararası suç örgütleriyle mücadelede siber araçları kullanmasına imkân sağlayacak bir memorandum imzaladı.

Beyaz Saray, Trump’ın imzaladığı Ulusal Güvenlik Başkanlık Memorandumu ile yönetimine, “özel sektörün kapasite ve yeniliklerinden yararlanarak bu siber operasyonların ABD hükümetinin gözetimi, yönlendirmesi ve yetkisi altında yürütülmesini sağlama” talimatı verildiğini bildirdi.

Beyaz Saray, memorandumla ilgili dün yaptığı açıklamasında, yabancı suç örgütlerinin gerçekleştirdiği fidye yazılımı saldırıları, mali dolandırıcılık operasyonları ve diğer suçlara dikkat çekti. Söz konusu örgütler memorandumda “uluslararası faaliyet gösteren suç örgütleri” olarak tanımlandı.

Beyaz Saray ayrıca memorandumun, özel sektör şirketlerini; diğer özel kuruluşların yanı sıra federal hükümet, eyalet yönetimleri ve yerel kurumlarla anlaşmalar yaparak uluslararası suç örgütleriyle bağlantılı tehditler hakkında bilgi toplamaya ve bu tehditlere karşı siber operasyonlar önermeye teşvik eden bir çerçeve oluşturduğunu belirtti.

Memoranduma göre, uygun şartları taşıyan şirketler, federal hükümetin gözetimi altında belirlenen hedeflere yönelik “elektronik gözetim ve elektronik etki operasyonları” yürütecek.

Memorandumda, “elektronik etkilerin; söz konusu örgütlerin kontrolündeki bilgi sistemleri, ağlar veya bu sistemler tarafından kontrol edilen fiziksel ya da sanal altyapının manipüle edilmesi, devre dışı bırakılması, engellenmesi, zarar görmesi veya yok edilmesi ya da bunlarda depolanan bilgilerin etkilenmesini kapsadığı” belirtildi.

Özel sektör şirketlerinin suç örgütleri ve diğer hedeflere karşı siber operasyonlara katılması fikri yeni değil. Ancak bu uygulama, istenmeyen sonuçlar doğurabileceği ve kurumlar arasında koordinasyon sorunlarına yol açabileceği endişeleri nedeniyle daha önce de tartışmalara neden olmuştu.


Çin’in cesur ekonomik dönüşümünün mimarı vefat etti

Eski Çin Başbakanı Zhu Rongji ile eski ABD Başkanı Bill Clinton, 1999 yılında Washington’da düzenlenen bir basın toplantısında (AFP)
Eski Çin Başbakanı Zhu Rongji ile eski ABD Başkanı Bill Clinton, 1999 yılında Washington’da düzenlenen bir basın toplantısında (AFP)
TT

Çin’in cesur ekonomik dönüşümünün mimarı vefat etti

Eski Çin Başbakanı Zhu Rongji ile eski ABD Başkanı Bill Clinton, 1999 yılında Washington’da düzenlenen bir basın toplantısında (AFP)
Eski Çin Başbakanı Zhu Rongji ile eski ABD Başkanı Bill Clinton, 1999 yılında Washington’da düzenlenen bir basın toplantısında (AFP)

Çin’in eski Başbakanı Zhu Rongji bugün 97 yaşında hayatını kaybetti. Zhu, Çin’in modern tarihindeki en kritik dönüşüm dönemlerinden biriyle özdeşleşen ekonomik bir miras bıraktı. Eski başbakan, kamu şirketlerinin yeniden yapılandırılması, konut mülkiyetinin yaygınlaştırılması ve Pekin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne (WTO) üyeliğinin önünü açan zorlu reformlara öncülük etmişti.

Çin resmi haber ajansı Xinhua, Zhu’nun bir süredir devam eden hastalığının ardından Pekin’de yaşamını yitirdiğini bildirdi. Resmi taziye mesajında, Çin Komünist Partisi’nin önde gelen üyelerinden biri olarak nitelendirilen Zhu’nun hayatını ülkesine hizmet etmeye adadığı belirtildi. 1998-2003 yılları arasında başbakanlık görevini yürüten Zhu, ekonomik açıdan Çin’i zarar eden kamu kuruluşlarının ağırlıkta olduğu bir yapıdan, küresel ekonomiye daha fazla entegre olmuş sanayi ve ticaret gücüne dönüştüren başlıca isimlerden biri olarak hatırlanacak.

Zhu, başbakan olmadan önce, 1990’lı yıllarda enflasyonu kontrol altına almak amacıyla yürüttüğü sert mücadeleyle ekonomik itibar kazandı. Bu süreçte kredi kısıtlamalarına başvuran ve zarar eden kamu şirketleri üzerinde baskı kuran Zhu, sert ve doğrudan yönetim tarzıyla tanındı. Reformlara karşı çıkan yerel yöneticiler ve kamu kuruluşlarının yöneticileriyle karşı karşıya gelmekten çekinmedi.

Zhu’nun 1998’de başbakan olmasıyla reform süreci daha cesur bir aşamaya taşındı. Zhu, kâr etmeyen kamu kuruluşlarının kapsamlı biçimde yeniden yapılandırılmasını savundu. Milyonlarca çalışanın işini kaybetmesine yol açan bu süreç, aynı zamanda daha verimli ve kârlı bir sanayi sektörünün temellerini attı. Zhu’nun amacı ekonomiyi tamamen özelleştirmekten ziyade bankalar, petrol ve havacılık şirketleri gibi büyük kuruluşları, devlet kontrolünü koruyarak ticari esaslarla faaliyet gösteren yapılara dönüştürmekti.

Aynı yıl, Çin kentlerinin ekonomik ve sosyal yaşamını değiştiren bir başka reforma daha imza attı. Kamu şirketlerinin mülkiyetindeki konutların, bu konutlarda yaşayanlara satılmasını sağlayan Zhu, özel konut mülkiyetinin yaygınlaşmasına katkıda bulundu. Bu adım, daha sonra Çin ekonomisinin en önemli büyüme motorlarından biri haline gelecek emlak sektöründeki büyük patlamanın da önünü açtı.

En büyük başarı

Ancak Zhu’nun adıyla en fazla özdeşleşen başarı, Çin’in WTO’ya üyeliği için yürütülen zorlu müzakerelere liderlik etmesi oldu. 1999’daki müzakereler sırasında ülke içinde yükselen itirazlara ve Washington’la yaşanan anlaşmazlıklara rağmen Zhu, piyasaların dışa açılması yönündeki çabalarını sürdürdü. Çin, sonunda Aralık 2001’de WTO’ya üye oldu.

Bu üyelik, Çin açısından tarihi bir dönüm noktası niteliğindeydi. Çinli şirketlere küresel pazarlara daha geniş erişim sağlayan üyelik, yabancı yatırımları çekti ve ülkenin dünyanın en büyük üretim merkezine dönüşümünü hızlandırdı. Çin ekonomisi izleyen 10 yılda yıllık yüzde 8’in üzerinde büyüme oranlarını korurken, ülke 2010 yılında Japonya’yı geride bırakarak dünyanın ikinci büyük ekonomisi haline geldi. Zhu, kamu maliyesi alanında da önemli bir iz bıraktı. 1990’lı yıllarda, vergi gelirlerinin daha büyük bir bölümünün yerel yönetimlerden Pekin yönetimine aktarılmasını sağlayan bir vergi sisteminin oluşturulmasına katkıda bulundu. Bu düzenleme, merkezi hükümetin ekonomiyi yönetme ve politikalarını finanse etme kapasitesini güçlendirdi.

Olağanüstü bir kariyer

Zhu’nun kişisel kariyeri de Çin’in geçirdiği dönüşümlerin bir yansıması niteliğindeydi. 1928 yılında Hunan’da doğan Zhu, 1957’de siyasi olarak dışlandı. Daha sonra Kültür Devrimi sırasında kırsal bölgelerde çalışmaya gönderildi. 1979’da ise siyasi itibarı iade edildi.

Bunun ardından hızla yükselen Zhu, önce Şanghay Belediye Başkanlığı görevini, ardından başbakan yardımcılığını üstlendi ve nihayetinde hükümetin başına geçti.

Reformlarının toplumsal maliyetine ilişkin tartışmalara rağmen Zhu’nun ekonomik mirası açık bir anlayışa dayanıyordu: Ekonominin uzun vadede rekabet gücünü yeniden kazanabilmesi için kısa vadeli bedelleri göze almak. Bu yönüyle Zhu, yalnızca hızlı büyüme dönemini yöneten bir hükümet başkanı değil, Çin’in küresel bir ticaret ve sanayi gücüne dönüşmesini mümkün kılan ekonomik yapının başlıca mimarlarından biri olarak öne çıktı.


ABD’nin Karadeniz’deki ateşi söndürmeye yönelik hamlesi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus Deniz Kuvvetleri'ne ait Varyag güdümlü füze kruvazörünü ziyareti sırasında, Uzak Doğu'daki Sahalin Adası açıklarında Pasifik Filosu'nun deniz tatbikatlarının son aşamasını denetlerken (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus Deniz Kuvvetleri'ne ait Varyag güdümlü füze kruvazörünü ziyareti sırasında, Uzak Doğu'daki Sahalin Adası açıklarında Pasifik Filosu'nun deniz tatbikatlarının son aşamasını denetlerken (AFP)
TT

ABD’nin Karadeniz’deki ateşi söndürmeye yönelik hamlesi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus Deniz Kuvvetleri'ne ait Varyag güdümlü füze kruvazörünü ziyareti sırasında, Uzak Doğu'daki Sahalin Adası açıklarında Pasifik Filosu'nun deniz tatbikatlarının son aşamasını denetlerken (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus Deniz Kuvvetleri'ne ait Varyag güdümlü füze kruvazörünü ziyareti sırasında, Uzak Doğu'daki Sahalin Adası açıklarında Pasifik Filosu'nun deniz tatbikatlarının son aşamasını denetlerken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Rusya ile Ukrayna arasında Karadeniz’de karşılıklı devam eden bombardımanı durdurmaya çalışıyor. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in temmuz ayı sonlarında Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde ilettiği talep üzerine Kiev, Karadeniz kıyısındaki Novorossiysk Limanı’nı kullanan tankerlere yönelik saldırılarını geçici olarak durdurdu.

Financial Times gazetesinin Ukraynalı yetkililere dayandırdığı habere göre Kiev, Ukrayna’nın yaptırımlarına tabi olmaması veya Rus petrolü ve malları taşımaması şartıyla Hazar Boru Hattı Konsorsiyumu (CPC) tesislerini ve Rusya bandralı olmayan tankerleri hedef almamayı kabul etti. ABD yönetimi ise varılan mutabakatın detaylarını henüz resmi olarak doğrulamadı.

Söz konusu tesisin sahip olduğu kritik önem, Kazakistan petrolünü Rusya toprakları üzerinden ihraç etmesinden ve ABD merkezli Chevron ile ExxonMobil şirketlerinin bu hattı besleyen projelerde büyük hisselerinin bulunmasından kaynaklanıyor. Temmuz ayındaki saldırılar yükleme operasyonlarının beşten birine varan oranını akamete uğratmış ve Kazakistan’ın petrol üretiminde bir ayda yüzde 14’lük bir düşüşe yol açmıştı. Bu durum, fiyatlarda dalgalanma yaşanması ve her iki şirketin zarar görmesi yönündeki endişeleri tetiklemişti.