Geleceği olmayan bir astsubaydan, husumetli ülkelere açılım diplomasisinin liderliğine: ‘Türkiye’nin sır küpü’ Hakan Fidan

Hakan Fidan
Hakan Fidan
TT

Geleceği olmayan bir astsubaydan, husumetli ülkelere açılım diplomasisinin liderliğine: ‘Türkiye’nin sır küpü’ Hakan Fidan

Hakan Fidan
Hakan Fidan

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı Hakan Fidan'ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yeni kabinesinde bakan olarak atanması Türk halkı için sürpriz olmadı. Fidan’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan 2015 yılında milletvekilliği seçimlerinde aday gösterilme talebinden siyasi bir kariyer istediği herkes tarafından biliniyordu. Ancak Türk halkı için asıl sürpriz üstlendiği bakanlık, yani güvenlik alanından gelen isimler yerine diplomatların görev aldığı bilinen dışişleri bakanlığı görevini üstlenmesi oldu. Fidan’ı yakından tanıyanlar, bu görevi üstlenmesi karşısında şaşırmazken Türkiye’nin dış politikasında, özellikle ‘husumetli’ olarak sınıflandırılan ülkelere açılım konusunda büyük bir atılım gerçekleştirmeyi başarmasını bekliyorlar.

Washington Post gazetesinin 2013 yılında İsrail’in İran’daki 10 ajanının kimliğini ifşa etmekle suçladığı Fidan'a İsrail'in duyduğu ‘nefret’ hakkında çok şey yazıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Hakan Fidan hakkında kullandığı belki de en açık ifade “Benim sır küpüm, devletin sır küpü. Türkiye’nin geleceğinin sır küpü” ifadesiydi. 2016’daki karşı darbe girişimini fark eden ilk kişinin Fidan olduğuna inanılıyor. Şarku’l Avsat’a konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yakın çevresinden yetkililer, Fidan'ın Erdoğan’a ulaşarak onu uyarmaya çalıştığını, ancak Erdoğan’a kolay kolay ulaşamadığını, çünkü Erdoğan’ın o sıra ailesiyle tatilde olduğunu, bunun üzerine Fidan’ın Erdoğan'ın damatlarından biriyle temasa geçtiğini ve haberi ona ilettiğini söylediler. Dışişleri Bakanlığı’nın yeni patronunun kitleleri harekete geçirmesi için Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ekranlarda görünmesini tavsiye ettiği ve “Onlarla (darbecilerle) ölümüne savaşacağız, gidip halkla konuşacağız” dediği söyleniyor.

Bir Türk kaynak, ilk izlenimlerin aksine Türkiye’nin Fidan'ın diplomasi döneminde dışişleri bakanını istihbarattan, savunma bakanının ordudan ve içişleri bakanını devlet idaresinden geldiği İngiliz sistemine yakın yeni bir politika benimseneceğinden söz etti. Birçok kişi Fidan'ın ‘çeşitli bağlantılara ve bilgilere sahip olduğu’ ve bunları nasıl değerlendireceğini iyi bildiği için görevinde başarılı olmasını bekliyor. Tüm bunlara Fidan’ın Türk siyasetindeki yeni düzene göre yeniden ‘komşularla sıfır sorun’ politikasına doğru yönelimin olduğu son iki yıldır dış politikada oynadığı büyük rol ekleniyor.

Fidan, Türk hükümetinin Suriye ve Mısır gibi husumetli olduğu ülkelerle ve İran gibi ilişkilerine ‘rekabetin’ damgasını vurduğu bazı ülkelerle ‘temas noktası’ konumundaydı. Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, kısa süre önce Suriye ile geniş bir müzakere süreci başlatanın da Hakan Fidan olduğunu ve Suriyeli yetkililerle görüşme yeri açıklanmadan bizzat yürüttüğü görüşmeler sonucunda müzakere sürecinin başladığını söylediler.

Eski Lübnan Genel Güvenlik Teşkilatı Başkanı Abbas İbrahim de Fidan'ın atanmasının ‘Türkiye-Suriye ilişkilerini olumlu yönde etkileyeceğine’ inandığını ifade etti. Fidan'la bazı dosyalarda ortak çalışma fırsatı bulan İbrahim, Fidan'ın daha çok pragmatik bir adam olduğunu ve dosyayı ayrıntılarıyla bildiğini söyledi. İbrahim, Fidan’ın Suriyeli yetkililerle son görüşmeleriyle ilgili olarak “Onları anlıyor, onlar da onu anlıyor” yorumunda bulundu. Fidan'ın ‘Suriye tarafıyla güveni yeniden tesis edebilecek yeteneğe sahip olduğunu’ düşünen İbrahim, Türkiye’nin Suriye’deki güvenlik, siyaset ve askeri varlığı dosyaları üzerinde çalıştığını belirterek, “Fidan, Suriyeli yetkililerle Türkiye-Suriye anlaşmazlığıyla ilgili bir anlaşmaya ulaştı, ancak ne yazık ki anlaşma, Türk siyasetçiler tarafından uygulanmadı” şeklinde konuştu.

Suriyeli yetkililerle Lübnan'da müzakereler

Daha önce Fidan ile ‘çalışma arkadaşlığı’ yaptığını söyleyen İbrahim, Türk yetkililerin ‘Suriye topraklarındaki gerilimi azaltmak’ amacıyla Beyrut'ta Türkiye-Suriye müzakerelerini başlatmak istediklerini, ancak Suriyelilerin buna yanıt vermediğini anlatırken, bu yüzden Türkiye’nin yeni dışişleri bakanının başarılı olmasını beklediğini, çünkü güvenlik görevlerinde üst düzeyde diplomasi yürüttüğünü söyledi. İbrahim, Fidan’ın dış politika liderliğinde Türkiye’nin yeniden komşularla sıfır sorun politikasına döneceği göz önüne alındığında bu niteliklere sahip bir dışişleri bakanının sorunları büyük ölçüde azaltabileceğini düşünüyor.

Türk dizileri aşığı!

Siyaset dışında Türk filmlerini ve dizilerini çok seven Fidan'ın ‘sanat seven’ yanından da söz edilir ve Fidan’ın sevdiği dizilerin neredeyse hiçbirini kaçırmadığı söylenir. Bazıları Netflix platformunda gösterilen Türk yapımları için yazılmış senaryolara, özellikle de tarihi dizilere ilgi duyduğunu belirtiyor. Fidan’la çalışan bir Türk yetkili Fidan hakkında, çok kitap okuduğunu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın seyahatleri sırasında en çok kitap okuyan kişilerin başında geldiğini söyledi. Hakan Fidanı Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) başkanlığı yaptığı dönemden beri tanıdığını söyleyen yetkili, Fidan’ın bu görevin ardından Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı, MİT Müsteşar Yardımcılığı ve MİT Başkanlığı görevlerindeyken de iletişimlerinin sürdüğünü belirterek, Fidan'ın ‘ekip çalışmasına sonuna kadar inandığını ve ekibini cesaretlendirmeye çalıştığını, vizyon sahibi ve kararlı biri olduğunu ve bu yönünün çok etkili olduğunu kaydetti.

Adını açıklanmasını istemeyen yetkili, Fidan'ın ‘teknolojiye çok meraklı ve MİT’te yüksek teknolojinin kullanılmasında büyük emeği olduğunu’ belirterek, Fidan hakkında şunları söyledi:

Analizleri doğru, mesajları açık ve nettir. Konuşurken sizi manipüle ettiğini anlamazsınız. Sorularınıza açık sözlülükle cevaplar verir. Söylediklerinin karşı tarafa ulaşmasını önemser ve mesajlarını iletmeyi sever. Karşı tarafın gözünde fikrinin net olduğundan emin olmak ister. Dengeli bir karakteri vardır ve karşısındakinin de öyle olmasını ister.

Eski Lübnan Genel Güvenlik Teşkilatı Başkanı Abbas da Fidan’ın ‘çok sakin bir kişiliğe sahip, sabırlı ve iyi bir dinleyici, ilişkilerini sürdüren ve hiçbir koşulda iletişimi kesmeyen, dosyaları son derece dikkatli takip eden biri’ olarak tanımladı.

İsrail ile kötü ilişkiler

Öte yandan, Washington Post gazetesinin 2013 yılında, İsrail’in İran'daki 10 ajanını ifşa etmekle suçladığı Fidan’a İsrail’in duyduğu ‘nefret’ hakkında çok şey yazıldığından, Fidan'ın İsrail ile ilişkisinin ciddi bir meydan okuma olması bekleniyor. New York Times (NYT) gazetesinin bir haberinde de Fidan'ın İran istihbaratına ve Suriye'deki cihatçılara bilgi sızdırabileceği endişesiyle Türkiye-İsrail iş birliğinin gerilediği yazıldı. O sıralar İsrail gazetesi Haaretz, Fidan ile ilgili yayınladığı bir haberde Mossad'ın, Özgürlük Filosu’nu organize etme rolü ve iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) lideri Cumhurbaşkanı Erdoğan'a olan yakınlığı ve İran'ın nükleer programını savunması nedeniyle dışişleri bakanlığına getirilmesiyle ilgili korkuları aktardı.

Olağanüstü bir özgeçmiş

Hakan Fidan, oldukça etkileyici bir özgeçmişe sahip. Çalışma hayatı dışında çok az bilgi yer alıyor. Sakin bir karakter. Türk halkı, dışişleri bakanlığı devir teslim töreni sırasında yaptığı konuşma dışında daha önce sesini duymamıştı. Buna karşın biyografisine bakıldığında hayatında muazzam bir ivme yakaladığı hemen göze çarpıyor. Fidan, 15 yıl boyunca orduda astsubay olarak görev yaptı. Ancak orduda ne kadar kalırsa kalsın üst rütbeye yükselemeyecek ‘mütedeyyin bir delikanlı’ olarak parlak bir geleceğe sahip olabileceği için askerlik hayatını astsubaylık rütbesinde bitirdi.

Evli ve 3 çocuk babası olan Fidan, 1968 yılında başkent Ankara’da doğdu. 1986 yılında Kara Kuvvetleri Muhabere Okulu ve Kara Kuvvetleri Dil Okulu'ndan mezun oldu. Daha sonra istihbarat alanında pratik deneyim kazandı ve 1986-2001 yılları arasında Almanya'da NATO Süratli Reaksiyon Kolordusu İstihbarat ve Harekat Başkanlığı’nda yurtdışı görevde bulundu. Bu dönemde Almanya'da üniversite eğitimini tamamladı ve ABD'de Maryland Üniversitesine bağlı University of Maryland University College'dan yönetim ve siyaset bilimi alanından lisans dereceleri aldı. Burası Amerikan askerlerinin yurt dışında eğitimlerine devam edebilmeleri için kurulmuş bir kolejdir. Daha sonra Bilkent Üniversitesinde ‘Dış Politikada İstihbaratın Yeri’ isimli teziyle yüksek lisans ve 2006'da da ‘Bilgi Çağında Diplomasi: Antlaşmaların Doğrulanmasında Enformasyon Teknolojilerinin Kullanımı’ başlıklı tez ile doktora yaptı.

Türk Silahlı Kuvvetlerinde 15 yıl hizmet ettikten sonra 2001'de astsubay rütbesinden istifa etti. Siyasi ve ekonomik danışman olarak Dışişleri Bakanlığı bünyesinde çalıştıktan sonra ardından o dönem Başbakanlığa bağlı olan TİKA başkanlığına atandı. Aynı zamanda Başbakanlık Dış Politika ve Uluslararası Güvenlikten Sorumlu Müsteşar Yardımcılığı yaptı.

Fidan'ın çalışmalarını yakından takip eden gazeteci Erdem Atay, Fidan’ın bu noktada istihbarata olan ilgisiyle ilgili olarak Şarku’l Avsat’a şunları söyledi:

Fidan'ın istihbarata olan ilgisi NATO'daki yurtdışı görevinden dönüşünde başladı. Ankara'daki ilk işi ‘Dış Politikada İstihbaratın Yeri’ isimli teziyle yüksek lisans yapmak oldu. Tezinde, ‘başarılı bir dış politika için güçlü ve nitelikli istihbaratın şart olduğu’ görüşünü savundu.

Atay, Fidan'ın istihbarat bilgilerini dış politikada başarıyla kullanan ABD ve İngiltere'nin istihbarat yapılarını incelediğini, ardından Türk istihbaratıyla karşılaştırma yaptığını ve çalışma sisteminin daha da geliştirilmesi için bazı önerilerde bulunduğunu belirtti. Atay, Fidan’ın tezini tamamladıktan sonra 2000 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yatırım kuruluşu olan OYAK'ın Genel Kurul üyeliğine seçildiğini ve 2001 yılında da ordudan istifa ettiğini kaydetti.

Fidan, ordudan ayrıldıktan sonra Avustralya'nın Ankara Büyükelçiliği'nde kıdemli siyasi ve ekonomik danışman olarak görev yaptı. Burada, mevcut Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in de o dönem ABD'nin Ankara Büyükelçiliği'nde benzer bir görevde olduğu ve aynı şeyin eski TBMM Dışişleri Komisyonu üyesi Suat Kınıklıoğlu için de geçerli olduğunu belirtmek gerekir.

Fidan'ın hızlı yükselişi, 2003 yılında TİKA başkanlığına atanmasıyla başladı. TİKA, o dönemde Devlet Bakanı Beşir Atalay'a bağlıydı. Fidan, dönemin Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile ilişkileri iyi olan Atalay'a o kadar yakın çalışıyordu ki, Gül cumhurbaşkanı olunca Fidan'ın Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğine getirileceği söylentileri yayıldı. Ancak bu olmadı çünkü Fidan, TİKA'dayken o dönemde Başbakan olan Erdoğan'ın dikkatini çekti ve 2007'de Fidan’ı ekibine dahil etti. Ardından Fidan, Başbakanlık Dış Politika ve Uluslararası Güvenlikten Sorumlu Müsteşar Yardımcılığı görevine getirildi. Bu noktada TİKA’nın hem dışişleri hem de istihbarat birimleri ile iş birliği içinde faaliyet gösterdiğini belirtmekte fayda var. TİKA, Orta Asya başta olmak üzere Türkiye ile tarihi ve kültürel ilişkileri olan ülkelerle ilişkilerine ağırlık verdiği ve oradan da Afrika'ya doğru yola çıktığı için TİKA Başkanlığı Fidan için tamamen uygun bir konumdu.

O dönemde Başbakan Erdoğan’ın Dış Politika Baş Danışmanı olan Ahmet Davutoğlu'na bölge gezilerinde eşlik ediyordu. Dönemin Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e de yurt dışı gezilerinde eşlik ederken yakın iş birliği içinde çalıştı. Fidan ayrıca, Erdoğan'ın Türkiye dışındaki ziyaretlerine katılan ve yabancı misafirleri karşılayan heyetlere de katılıyordu.

Fidan'ı korumak için 48 saat içinde yasa çıkarıldı

Öte yandan Fidan, Erdoğan'ın müttefikiyken amansız düşmanına dönüşen Fethullah Gülen tarafından yönetilen örgütün düşmanlığını da kazandı. Fidan, bu örgüt tarafından yakın takibe alındı. Hatta telefon görüşmeleri dinlendi ve bazı muhalif gazetelere bilgi sızdırmakla suçlandı. Fidan, 2010 yılında MİT Başkanı olmadan önce ne kadar önemli olduğunu gösteren bir olay yaşandı. Fidan, PKK'ya destek sağladığı ya da PKK’nın Türkiye'de güvenlik görevlilerine yönelik gerçekleştirdiği silahlı operasyonlar ve saldırılarla ilgili önceki bilgileri görmezden geldiği şüphesiyle 4 MİT yetkilisiyle birlikte şüpheli olarak soruşturuldu. Ancak hükümet derhal istihbarat görevlilerine ceza mahkemelerinde ifade vermekten muafiyet sağlayan bir yasa tasarısı sundu. Yasa, muhalefetin eleştirilerine rağmen 48 saat içinde TBMM’den geçti.

İstihbaratta değişim

Hakkındaki tüm suçlamalara rağmen Erdoğan'ın desteğinden aldığı gücü MİT’i yeniden yapılandırmak için kullanan Fidan'ın başarılarından biri de ‘Açık Kaynak İstihbaratı Daire Başkanlığı’nı kurması oldu. Erdem Atay'a göre Fidan’ın en büyük başarısı ise Milli İstihbarat Koordinasyon Kurulu oluşturularak, Genelkurmay Başkanlığı ile Jandarma arasındaki istihbarat savaşını bitirmesi oldu. Artık devletin tüm istihbarat servislerinin tartışmasız tek başkanı olarak yoluna devam edebilirdi. Bunun yanında Fidan, 1992'de MİT başkanlığını üstlenen Sönmez Köksal’dan sonra bu göreve kurum dışından atanan ikinci isimdir.

Türk basınına göre Cumhurbaşkanı Erdoğan, MİT’in modernleşmesi ve kurumsallaşması için başına kendisine yakın bir ismi atamak ve çalışanlarının yüzde 50'si halen ordudan olduğu için MİT'i ordunun etkisinden çıkarmak istedi. Fidan da Türk istihbaratının sıcak noktalardaki varlığını artırmak ve Türkiye'nin Ortadoğu, Rusya, Kafkasya, Asya ve Afrika'dan ABD, Avrupa ve İsrail'e kadar büyüyen ihtiyaçlarını karşılamak için ABD'deki FBI ve CIA benzeri istihbaratı biri iç diğeri dış olmak üzere ikiye ayırmaya çalıştı.



Fransa’dan 128 yıl sonra jest: Kralın kafatası iade edildi

Kafatasları özel törenle iade edildi (AFP)
Kafatasları özel törenle iade edildi (AFP)
TT

Fransa’dan 128 yıl sonra jest: Kralın kafatası iade edildi

Kafatasları özel törenle iade edildi (AFP)
Kafatasları özel törenle iade edildi (AFP)

Fransa, 19. yüzyılda kesilen bir Malgaş kralının başını Madagaskar'a iade etti.

Fransa Kültür Bakanlığı'nın salı günkü açıklamasında, 1960'ta Paris yönetiminden bağımsızlığını kazanan Madagaskar'a ait üç kafatasının iade edildiği bildirildi.

1890'larda Madagaskar'ın batısındaki Sakalava halkının topraklarını fethedip kolonileştiren Fransa, üç kafatasından birinin Kral Toera'ya ait olduğunu belirtti.

Toera, 1897'de Fransız askerleri tarafından kafası kesilerek idam edilmişti.

Kafatasları, Afrika'nın güneydoğu kıyısındaki ada ülkesine geri gönderilmeden önce Fransa'daki Ulusal Doğa Tarihi Müzesi'nde sergileniyordu.

Madagaskar İletişim ve Kültür Bakanlığı'ndan Fetra Rakotondrasoava, "Malagaş nüfusunun neredeyse üçte birinin kökenini oluşturan Sakalava halkının Kralı Toera'nın kafatasının iadesini memnuniyetle karşılıyoruz" dedi.

Açıklamada, diğer iki kafatasının Toera'nın yanında savaşan generallere ait olduğu belirtildi.

Rakotondrasoava, "kahraman" diye nitelediği savaşçıların kalıntılarının gerekli şekilde onurlandırılacağını söyleyerek, "Bu an, Malgaş halkı ve miraslarının iadesi için çalışan tüm uluslar için büyük önem taşımaktadır" dedi.

Madagaskar İletişim ve Kültür Bakanı Volamiranty Donna Mara, bu kalıntıların "koleksiyonlarda sergilenecek eserler" olmadığını, ülkenin "geçmişiyle silinmez bağını" oluşturduğunu ifade etti.

Bakan, 128 yıldır kafataslarının kendilerine gönderilmemesinin ülke halkı için "kanayan yara" olduğunu söyledi.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 2017'de Burkina Faso'da yaptığı konuşmada Afrika kültürel mirasına ait eserlerin ilgili ülkelere iadesini sağlayacak koşulların 5 yıl içinde oluşturulacağını söylemişti.

2018'de de sömürge döneminde yağmalanan binlerce Afrika eserinin Fransız müzelerinden çıkarılıp iade edilmesini öneren bir rapor hazırlatmıştı.

Independent Türkçe, CNN, BBC


Danimarka “spiral skandalı” için ilk kez özür diledi

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
TT

Danimarka “spiral skandalı” için ilk kez özür diledi

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)

Danimarka, Grönlandlı kız çocukları ve kadınlara yönelik zorunlu doğum kontrol uygulaması nedeniyle ilk kez özür diledi.

Başbakan Mette Frederiksen, dünkü açıklamasında Danimarka sağlık sistemi tarafından Grönlandlı kadınlara ve kız çocuklarına yönelik "sistematik ayrımcılık" uygulandığını, bu kişilerin "hem fiziksel hem de psikolojik zarara" maruz kaldığını söyledi.

Frederiksen, "Yaşananları değiştiremeyiz ancak sorumluluk alabiliriz. Bu nedenle Danimarka adına özür diliyorum" dedi.

Danimarka hükümeti, Grönland'da İnuit yerlilerinin nüfusunu kontrol altında tutmak için 1960 ve 1970'lerde "spiral kampanyası" adı altında zorunlu doğum kontrol uygulaması gerçekleştirmişti.

1953'e kadar Danimarka sömürgesi olan ve 1992'de kendi sağlık sistemini kuran Grönland'da bu uygulamadan en az 4 bin 500 kadın ve kız çocuğu etkilendi. Eski Grönland Başbakanı Mute Egede, olayı "soykırım" diye nitelemişti.

Kopenhag yönetiminin uygulaması, kayıtların Grönland'da binlerce kadın ve 13 yaşından küçük kız çocuğuna bilgileri ya da rızaları olmadan spiral takıldığının tespit edilmesiyle 2022'de ortaya çıkmıştı.

Geçen yıl yaklaşık 150 İnuit yerlisi kadın, zorunlu doğum kontrolü nedeniyle Danimarka'dan tazminat talebinde bulunmuştu. Kopenhag yönetimi, skandalla ilgili incelemelerin sürdüğünü belirterek tazminat taleplerini henüz karşılamadı. Soruşturmanın gelecek ay sonuçlanması bekleniyor.

Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen de olayı "tarihimizde karanlık bir sayfa" diye niteledi. Nielsen, zorla doğum kontrol uygulamasında kendi sorumluluklarını kabul ettiklerini ve mağdurlara tazminat ödemeyi planladıklarını söyledi.

Danimarka hükümetine dava açan kadınları temsil eden avukat Mads Pramming, özrü memnuniyetle karşıladıklarını fakat hukuki sürecin henüz sona ermediğini söyledi.

Egede de suçunu kabul eden Danimarka'nın "artık tazminat ödeme vaktinin geldiğini" belirtti. 

Diğer yandan 1950'lerde İnuit çocuklarının yeniden eğitilmesi için Danimarkalı koruyucu ailelere verilmek üzere ebeveynlerinden koparılması da gündem olmuştu. Kopenhag yönetimi, bu "yeniden eğitim deneyinde" ailelerinden koparılan çocuklar için 2022'de özür dilemişti.

Independent Türkçe, Guardian, Reuters, AP, New York Times


Çığır açıcı çalışma, HIV ve Kovid-19'a karşı tek dozluk aşının önünü açtı

Bilim insanları adjuvanları birlikte çalışacak şekilde ayarlayarak, daha etkili ve muhtemelen tek dozla yeterli olacak aşılar geliştirmeyi umuyor (NIH)
Bilim insanları adjuvanları birlikte çalışacak şekilde ayarlayarak, daha etkili ve muhtemelen tek dozla yeterli olacak aşılar geliştirmeyi umuyor (NIH)
TT

Çığır açıcı çalışma, HIV ve Kovid-19'a karşı tek dozluk aşının önünü açtı

Bilim insanları adjuvanları birlikte çalışacak şekilde ayarlayarak, daha etkili ve muhtemelen tek dozla yeterli olacak aşılar geliştirmeyi umuyor (NIH)
Bilim insanları adjuvanları birlikte çalışacak şekilde ayarlayarak, daha etkili ve muhtemelen tek dozla yeterli olacak aşılar geliştirmeyi umuyor (NIH)

Yeni bir araştırmaya göre, iki farklı bağışıklık sistemi uyarıcısını birleştirerek HIV ve Kovid-19'a karşı tek dozluk bir aşı geliştirilebilir.

MIT ve Scripps Araştırma Enstitüsü'nden bilim insanları, aşılarda bağışıklık sistemini uyaran ve adjuvan diye bilinen iki maddeyi birleştirmenin, bunları tek başına kullanmaya kıyasla farelerde HIV'ye karşı bağışıklık tepkisini güçlendirdiğini keşfetti.

Bulgular, bu yaklaşımın bir gün tek bir dozun yeterli olacağı kadar güçlü bir bağışıklık tepkisi yaratabileceğini gösteriyor.

Kombine aşı, B hücresi akyuvarlarının bakteri ve virüs gibi yabancı maddeleri ifade eden antijenleri hedef aldığı lenf düğümlerinde birikti.

Alum-pSer/SMNP adlı çift adjuvan özellikle aşının lenf düğümlerindeki foliküler dendritik hücreler adı verilen özel hücrelerde birikmesini sağladı. Foliküler dendritik hücreler, antijenleri bağlayıp tutuyor ve ardından ikincil bağışıklık tepkisini tetiklemek için B hücrelerine sunuyor.

Aşının antijenleri bir aya kadar orada kaldığından, bağışıklık sistemi tek adjuvanlı aşıya kıyasla HIV'e karşı antikorların üretimini ve çeşitliliğini artırmayı başardı.

Araştırmanın kıdemli yazarlarından Profesör J. Christopher Love, MIT Technology Review'a yaptığı açıklamada "Grip, SARS-CoV-2 veya diğer pandemik salgınlar gibi çok çeşitli farklı hastalıklara karşı bu tür aşılar için yeni formülasyonlar geliştirme fırsatı sunuyor" diyor.

Bağışıklık sisteminin tüm olası çözümleri denediğini düşününce, etkili bir çözüm bulması için ona ne kadar çok şans verirsek o kadar iyi.

Bugüne kadarki araştırmalar, bağışıklık tepkisini tetikleyen aşı bileşenleri olan immünojenleri iyileştirmeye odaklanırken, adjuvanlar üzerine daha az çalışma yapıldı. Bu nedenle adjuvanları incelemek başarılı bir aşı üretmek için önemli bir adım.

Araştırmacılar, makalede "Bu veriler adjuvanların önemini vurguluyor ve adjuvanların aşılara göre uyarlanmasının bunların etkinliğini nasıl artırabileceğini gösteriyor" diye yazıyor.

Çalışmada, makalenin bir diğer kıdemli yazarı Profesör Darrell Irvine'in daha önce geliştirdiği bir bileşik kullanıldı.

Bu çalışma fareler üzerinde yürütülse de bulgular, gelecekte insanlara yönelik aşıların geliştirilmesine fayda sağlayabilir.

Bilim insanları adjuvanları birlikte çalışacak şekilde ayarlayarak, daha etkili ve muhtemelen tek dozla yeterli olacak aşılar geliştirmeyi umuyor.

Bu yaklaşım, HIV ve Kovid-19'un ötesinde, grip ve yeni ortaya çıkan diğer virüsler gibi başka hastalıklara da uygulanabilir.

Çalışma, XFG ve XFG.3 olmak üzere iki varyantı bulunan Stratus suşu gibi yeni Kovid varyantlarının ortaya çıkmaya devam ettiği bir dönemde gerçekleştirildi

XFG.3 halihazırda Birleşik Krallık'taki vakaların yüzde 30'unu oluştursa da uzmanlar, virüslerin mutasyona uğrayıp değişmesi normal olduğu için endişelenilmemesi gerektiğini söylüyor.

Independent Türkçe