Geleceği olmayan bir astsubaydan, husumetli ülkelere açılım diplomasisinin liderliğine: ‘Türkiye’nin sır küpü’ Hakan Fidan

Hakan Fidan
Hakan Fidan
TT

Geleceği olmayan bir astsubaydan, husumetli ülkelere açılım diplomasisinin liderliğine: ‘Türkiye’nin sır küpü’ Hakan Fidan

Hakan Fidan
Hakan Fidan

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı Hakan Fidan'ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yeni kabinesinde bakan olarak atanması Türk halkı için sürpriz olmadı. Fidan’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan 2015 yılında milletvekilliği seçimlerinde aday gösterilme talebinden siyasi bir kariyer istediği herkes tarafından biliniyordu. Ancak Türk halkı için asıl sürpriz üstlendiği bakanlık, yani güvenlik alanından gelen isimler yerine diplomatların görev aldığı bilinen dışişleri bakanlığı görevini üstlenmesi oldu. Fidan’ı yakından tanıyanlar, bu görevi üstlenmesi karşısında şaşırmazken Türkiye’nin dış politikasında, özellikle ‘husumetli’ olarak sınıflandırılan ülkelere açılım konusunda büyük bir atılım gerçekleştirmeyi başarmasını bekliyorlar.

Washington Post gazetesinin 2013 yılında İsrail’in İran’daki 10 ajanının kimliğini ifşa etmekle suçladığı Fidan'a İsrail'in duyduğu ‘nefret’ hakkında çok şey yazıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Hakan Fidan hakkında kullandığı belki de en açık ifade “Benim sır küpüm, devletin sır küpü. Türkiye’nin geleceğinin sır küpü” ifadesiydi. 2016’daki karşı darbe girişimini fark eden ilk kişinin Fidan olduğuna inanılıyor. Şarku’l Avsat’a konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yakın çevresinden yetkililer, Fidan'ın Erdoğan’a ulaşarak onu uyarmaya çalıştığını, ancak Erdoğan’a kolay kolay ulaşamadığını, çünkü Erdoğan’ın o sıra ailesiyle tatilde olduğunu, bunun üzerine Fidan’ın Erdoğan'ın damatlarından biriyle temasa geçtiğini ve haberi ona ilettiğini söylediler. Dışişleri Bakanlığı’nın yeni patronunun kitleleri harekete geçirmesi için Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ekranlarda görünmesini tavsiye ettiği ve “Onlarla (darbecilerle) ölümüne savaşacağız, gidip halkla konuşacağız” dediği söyleniyor.

Bir Türk kaynak, ilk izlenimlerin aksine Türkiye’nin Fidan'ın diplomasi döneminde dışişleri bakanını istihbarattan, savunma bakanının ordudan ve içişleri bakanını devlet idaresinden geldiği İngiliz sistemine yakın yeni bir politika benimseneceğinden söz etti. Birçok kişi Fidan'ın ‘çeşitli bağlantılara ve bilgilere sahip olduğu’ ve bunları nasıl değerlendireceğini iyi bildiği için görevinde başarılı olmasını bekliyor. Tüm bunlara Fidan’ın Türk siyasetindeki yeni düzene göre yeniden ‘komşularla sıfır sorun’ politikasına doğru yönelimin olduğu son iki yıldır dış politikada oynadığı büyük rol ekleniyor.

Fidan, Türk hükümetinin Suriye ve Mısır gibi husumetli olduğu ülkelerle ve İran gibi ilişkilerine ‘rekabetin’ damgasını vurduğu bazı ülkelerle ‘temas noktası’ konumundaydı. Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, kısa süre önce Suriye ile geniş bir müzakere süreci başlatanın da Hakan Fidan olduğunu ve Suriyeli yetkililerle görüşme yeri açıklanmadan bizzat yürüttüğü görüşmeler sonucunda müzakere sürecinin başladığını söylediler.

Eski Lübnan Genel Güvenlik Teşkilatı Başkanı Abbas İbrahim de Fidan'ın atanmasının ‘Türkiye-Suriye ilişkilerini olumlu yönde etkileyeceğine’ inandığını ifade etti. Fidan'la bazı dosyalarda ortak çalışma fırsatı bulan İbrahim, Fidan'ın daha çok pragmatik bir adam olduğunu ve dosyayı ayrıntılarıyla bildiğini söyledi. İbrahim, Fidan’ın Suriyeli yetkililerle son görüşmeleriyle ilgili olarak “Onları anlıyor, onlar da onu anlıyor” yorumunda bulundu. Fidan'ın ‘Suriye tarafıyla güveni yeniden tesis edebilecek yeteneğe sahip olduğunu’ düşünen İbrahim, Türkiye’nin Suriye’deki güvenlik, siyaset ve askeri varlığı dosyaları üzerinde çalıştığını belirterek, “Fidan, Suriyeli yetkililerle Türkiye-Suriye anlaşmazlığıyla ilgili bir anlaşmaya ulaştı, ancak ne yazık ki anlaşma, Türk siyasetçiler tarafından uygulanmadı” şeklinde konuştu.

Suriyeli yetkililerle Lübnan'da müzakereler

Daha önce Fidan ile ‘çalışma arkadaşlığı’ yaptığını söyleyen İbrahim, Türk yetkililerin ‘Suriye topraklarındaki gerilimi azaltmak’ amacıyla Beyrut'ta Türkiye-Suriye müzakerelerini başlatmak istediklerini, ancak Suriyelilerin buna yanıt vermediğini anlatırken, bu yüzden Türkiye’nin yeni dışişleri bakanının başarılı olmasını beklediğini, çünkü güvenlik görevlerinde üst düzeyde diplomasi yürüttüğünü söyledi. İbrahim, Fidan’ın dış politika liderliğinde Türkiye’nin yeniden komşularla sıfır sorun politikasına döneceği göz önüne alındığında bu niteliklere sahip bir dışişleri bakanının sorunları büyük ölçüde azaltabileceğini düşünüyor.

Türk dizileri aşığı!

Siyaset dışında Türk filmlerini ve dizilerini çok seven Fidan'ın ‘sanat seven’ yanından da söz edilir ve Fidan’ın sevdiği dizilerin neredeyse hiçbirini kaçırmadığı söylenir. Bazıları Netflix platformunda gösterilen Türk yapımları için yazılmış senaryolara, özellikle de tarihi dizilere ilgi duyduğunu belirtiyor. Fidan’la çalışan bir Türk yetkili Fidan hakkında, çok kitap okuduğunu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın seyahatleri sırasında en çok kitap okuyan kişilerin başında geldiğini söyledi. Hakan Fidanı Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) başkanlığı yaptığı dönemden beri tanıdığını söyleyen yetkili, Fidan’ın bu görevin ardından Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı, MİT Müsteşar Yardımcılığı ve MİT Başkanlığı görevlerindeyken de iletişimlerinin sürdüğünü belirterek, Fidan'ın ‘ekip çalışmasına sonuna kadar inandığını ve ekibini cesaretlendirmeye çalıştığını, vizyon sahibi ve kararlı biri olduğunu ve bu yönünün çok etkili olduğunu kaydetti.

Adını açıklanmasını istemeyen yetkili, Fidan'ın ‘teknolojiye çok meraklı ve MİT’te yüksek teknolojinin kullanılmasında büyük emeği olduğunu’ belirterek, Fidan hakkında şunları söyledi:

Analizleri doğru, mesajları açık ve nettir. Konuşurken sizi manipüle ettiğini anlamazsınız. Sorularınıza açık sözlülükle cevaplar verir. Söylediklerinin karşı tarafa ulaşmasını önemser ve mesajlarını iletmeyi sever. Karşı tarafın gözünde fikrinin net olduğundan emin olmak ister. Dengeli bir karakteri vardır ve karşısındakinin de öyle olmasını ister.

Eski Lübnan Genel Güvenlik Teşkilatı Başkanı Abbas da Fidan’ın ‘çok sakin bir kişiliğe sahip, sabırlı ve iyi bir dinleyici, ilişkilerini sürdüren ve hiçbir koşulda iletişimi kesmeyen, dosyaları son derece dikkatli takip eden biri’ olarak tanımladı.

İsrail ile kötü ilişkiler

Öte yandan, Washington Post gazetesinin 2013 yılında, İsrail’in İran'daki 10 ajanını ifşa etmekle suçladığı Fidan’a İsrail’in duyduğu ‘nefret’ hakkında çok şey yazıldığından, Fidan'ın İsrail ile ilişkisinin ciddi bir meydan okuma olması bekleniyor. New York Times (NYT) gazetesinin bir haberinde de Fidan'ın İran istihbaratına ve Suriye'deki cihatçılara bilgi sızdırabileceği endişesiyle Türkiye-İsrail iş birliğinin gerilediği yazıldı. O sıralar İsrail gazetesi Haaretz, Fidan ile ilgili yayınladığı bir haberde Mossad'ın, Özgürlük Filosu’nu organize etme rolü ve iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) lideri Cumhurbaşkanı Erdoğan'a olan yakınlığı ve İran'ın nükleer programını savunması nedeniyle dışişleri bakanlığına getirilmesiyle ilgili korkuları aktardı.

Olağanüstü bir özgeçmiş

Hakan Fidan, oldukça etkileyici bir özgeçmişe sahip. Çalışma hayatı dışında çok az bilgi yer alıyor. Sakin bir karakter. Türk halkı, dışişleri bakanlığı devir teslim töreni sırasında yaptığı konuşma dışında daha önce sesini duymamıştı. Buna karşın biyografisine bakıldığında hayatında muazzam bir ivme yakaladığı hemen göze çarpıyor. Fidan, 15 yıl boyunca orduda astsubay olarak görev yaptı. Ancak orduda ne kadar kalırsa kalsın üst rütbeye yükselemeyecek ‘mütedeyyin bir delikanlı’ olarak parlak bir geleceğe sahip olabileceği için askerlik hayatını astsubaylık rütbesinde bitirdi.

Evli ve 3 çocuk babası olan Fidan, 1968 yılında başkent Ankara’da doğdu. 1986 yılında Kara Kuvvetleri Muhabere Okulu ve Kara Kuvvetleri Dil Okulu'ndan mezun oldu. Daha sonra istihbarat alanında pratik deneyim kazandı ve 1986-2001 yılları arasında Almanya'da NATO Süratli Reaksiyon Kolordusu İstihbarat ve Harekat Başkanlığı’nda yurtdışı görevde bulundu. Bu dönemde Almanya'da üniversite eğitimini tamamladı ve ABD'de Maryland Üniversitesine bağlı University of Maryland University College'dan yönetim ve siyaset bilimi alanından lisans dereceleri aldı. Burası Amerikan askerlerinin yurt dışında eğitimlerine devam edebilmeleri için kurulmuş bir kolejdir. Daha sonra Bilkent Üniversitesinde ‘Dış Politikada İstihbaratın Yeri’ isimli teziyle yüksek lisans ve 2006'da da ‘Bilgi Çağında Diplomasi: Antlaşmaların Doğrulanmasında Enformasyon Teknolojilerinin Kullanımı’ başlıklı tez ile doktora yaptı.

Türk Silahlı Kuvvetlerinde 15 yıl hizmet ettikten sonra 2001'de astsubay rütbesinden istifa etti. Siyasi ve ekonomik danışman olarak Dışişleri Bakanlığı bünyesinde çalıştıktan sonra ardından o dönem Başbakanlığa bağlı olan TİKA başkanlığına atandı. Aynı zamanda Başbakanlık Dış Politika ve Uluslararası Güvenlikten Sorumlu Müsteşar Yardımcılığı yaptı.

Fidan'ın çalışmalarını yakından takip eden gazeteci Erdem Atay, Fidan’ın bu noktada istihbarata olan ilgisiyle ilgili olarak Şarku’l Avsat’a şunları söyledi:

Fidan'ın istihbarata olan ilgisi NATO'daki yurtdışı görevinden dönüşünde başladı. Ankara'daki ilk işi ‘Dış Politikada İstihbaratın Yeri’ isimli teziyle yüksek lisans yapmak oldu. Tezinde, ‘başarılı bir dış politika için güçlü ve nitelikli istihbaratın şart olduğu’ görüşünü savundu.

Atay, Fidan'ın istihbarat bilgilerini dış politikada başarıyla kullanan ABD ve İngiltere'nin istihbarat yapılarını incelediğini, ardından Türk istihbaratıyla karşılaştırma yaptığını ve çalışma sisteminin daha da geliştirilmesi için bazı önerilerde bulunduğunu belirtti. Atay, Fidan’ın tezini tamamladıktan sonra 2000 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yatırım kuruluşu olan OYAK'ın Genel Kurul üyeliğine seçildiğini ve 2001 yılında da ordudan istifa ettiğini kaydetti.

Fidan, ordudan ayrıldıktan sonra Avustralya'nın Ankara Büyükelçiliği'nde kıdemli siyasi ve ekonomik danışman olarak görev yaptı. Burada, mevcut Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in de o dönem ABD'nin Ankara Büyükelçiliği'nde benzer bir görevde olduğu ve aynı şeyin eski TBMM Dışişleri Komisyonu üyesi Suat Kınıklıoğlu için de geçerli olduğunu belirtmek gerekir.

Fidan'ın hızlı yükselişi, 2003 yılında TİKA başkanlığına atanmasıyla başladı. TİKA, o dönemde Devlet Bakanı Beşir Atalay'a bağlıydı. Fidan, dönemin Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile ilişkileri iyi olan Atalay'a o kadar yakın çalışıyordu ki, Gül cumhurbaşkanı olunca Fidan'ın Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğine getirileceği söylentileri yayıldı. Ancak bu olmadı çünkü Fidan, TİKA'dayken o dönemde Başbakan olan Erdoğan'ın dikkatini çekti ve 2007'de Fidan’ı ekibine dahil etti. Ardından Fidan, Başbakanlık Dış Politika ve Uluslararası Güvenlikten Sorumlu Müsteşar Yardımcılığı görevine getirildi. Bu noktada TİKA’nın hem dışişleri hem de istihbarat birimleri ile iş birliği içinde faaliyet gösterdiğini belirtmekte fayda var. TİKA, Orta Asya başta olmak üzere Türkiye ile tarihi ve kültürel ilişkileri olan ülkelerle ilişkilerine ağırlık verdiği ve oradan da Afrika'ya doğru yola çıktığı için TİKA Başkanlığı Fidan için tamamen uygun bir konumdu.

O dönemde Başbakan Erdoğan’ın Dış Politika Baş Danışmanı olan Ahmet Davutoğlu'na bölge gezilerinde eşlik ediyordu. Dönemin Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e de yurt dışı gezilerinde eşlik ederken yakın iş birliği içinde çalıştı. Fidan ayrıca, Erdoğan'ın Türkiye dışındaki ziyaretlerine katılan ve yabancı misafirleri karşılayan heyetlere de katılıyordu.

Fidan'ı korumak için 48 saat içinde yasa çıkarıldı

Öte yandan Fidan, Erdoğan'ın müttefikiyken amansız düşmanına dönüşen Fethullah Gülen tarafından yönetilen örgütün düşmanlığını da kazandı. Fidan, bu örgüt tarafından yakın takibe alındı. Hatta telefon görüşmeleri dinlendi ve bazı muhalif gazetelere bilgi sızdırmakla suçlandı. Fidan, 2010 yılında MİT Başkanı olmadan önce ne kadar önemli olduğunu gösteren bir olay yaşandı. Fidan, PKK'ya destek sağladığı ya da PKK’nın Türkiye'de güvenlik görevlilerine yönelik gerçekleştirdiği silahlı operasyonlar ve saldırılarla ilgili önceki bilgileri görmezden geldiği şüphesiyle 4 MİT yetkilisiyle birlikte şüpheli olarak soruşturuldu. Ancak hükümet derhal istihbarat görevlilerine ceza mahkemelerinde ifade vermekten muafiyet sağlayan bir yasa tasarısı sundu. Yasa, muhalefetin eleştirilerine rağmen 48 saat içinde TBMM’den geçti.

İstihbaratta değişim

Hakkındaki tüm suçlamalara rağmen Erdoğan'ın desteğinden aldığı gücü MİT’i yeniden yapılandırmak için kullanan Fidan'ın başarılarından biri de ‘Açık Kaynak İstihbaratı Daire Başkanlığı’nı kurması oldu. Erdem Atay'a göre Fidan’ın en büyük başarısı ise Milli İstihbarat Koordinasyon Kurulu oluşturularak, Genelkurmay Başkanlığı ile Jandarma arasındaki istihbarat savaşını bitirmesi oldu. Artık devletin tüm istihbarat servislerinin tartışmasız tek başkanı olarak yoluna devam edebilirdi. Bunun yanında Fidan, 1992'de MİT başkanlığını üstlenen Sönmez Köksal’dan sonra bu göreve kurum dışından atanan ikinci isimdir.

Türk basınına göre Cumhurbaşkanı Erdoğan, MİT’in modernleşmesi ve kurumsallaşması için başına kendisine yakın bir ismi atamak ve çalışanlarının yüzde 50'si halen ordudan olduğu için MİT'i ordunun etkisinden çıkarmak istedi. Fidan da Türk istihbaratının sıcak noktalardaki varlığını artırmak ve Türkiye'nin Ortadoğu, Rusya, Kafkasya, Asya ve Afrika'dan ABD, Avrupa ve İsrail'e kadar büyüyen ihtiyaçlarını karşılamak için ABD'deki FBI ve CIA benzeri istihbaratı biri iç diğeri dış olmak üzere ikiye ayırmaya çalıştı.



ABD ve İran arasında kırılgan ateşkes ve müzakere sınavı

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla
TT

ABD ve İran arasında kırılgan ateşkes ve müzakere sınavı

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla

Tarık Raşid

İran ile ABD ve İsrail arasında süren şiddetli savaşın 39. gününde, ABD Başkanı Donald Trump'ın Hürmüz Boğazı'nın açılmaması halinde ‘İran’ı taş devrine geri döndüreceği’ tehdidini savurmasından bu yana dünya 12 saat boyunca nefesini tuttu. Washington ve Tahran, Hürmüz Boğazı'nda güvenli seyrüseferin sağlanmasıyla eş zamanlı olarak iki haftalık ateşkes öngören bir anlaşmaya vardıklarını açıkladı.

Pakistan'ın arabuluculuğunda sağlanan anlaşma, Başkan Trump ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi tarafından karşılıklı açıklamalarla onaylandı. Her ikisi de iki haftalık ateşkes süresince Washington'ın ortaya koyduğu on beş madde ile Tahran'ın sunduğu on şartı temel alan nihai bir anlaşma için müzakerelere başlanacağına dikkat çekti.

Taraflar, İran'ın sivil ve askeri altyapısının büyük bir bölümünü tahrip eden, küresel ekonomiyi olumsuz etkileyen ve Başkan Trump'ın iç politikadaki popülaritesinin azalmasına neden olan savaşı sürdürmekten kaçınmak için Pakistan'ın arabuluculuğunu kabul ettiler. İran'ın tüm bölgelere yağdırdığı füzeler nedeniyle yeraltı sığınaklarında uzun süren günlük sıkıntılar, İsrail'de halkın hoşnutsuzluğunu körükledi.

Beyaz Saray, anlaşmayı askeri bir zaferin doruk noktası olarak nitelendirmekten geri durmazken, İran’da kutlamalar İran ordusunun zaferi olarak başladı ve İsrail, Lübnan cephesindeki taahhütlerini yerine getireceği tehdidiyle birlikte, isteksizce de olsa anlaşmayı onayladığını açıkladı. Anlaşmaya göre Başkan Yardımcısı J.D. Vance liderliğindeki ABD heyeti ile Abbas Arakçi liderliğindeki İran heyeti arasında müzakereler, cuma gününden itibaren altı haftayı geçmeyecek bir süre boyunca İslamabad'da devam edecek. Trump ise iki hafta içinde nihai bir anlaşmaya varılmasını bekliyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Trump, anlaşmayı ‘dünya barışı için büyük bir gün’ olarak nitelendirdi ve İran'ın yeniden inşa sürecine başlayabileceğini belirtti. Trump, iyimserliğiyle Ortadoğu’nun, ABD’nin şu anda yaşadığı altın çağ gibi bir altın çağa gireceğini müjdeledi. Trump ayrıca bölgede birçok olumlu gelişme yaşanacağını ve ‘büyük paralar kazanılacağını’ sözlerine ilave etti.

İran, bu anlaşmayı, İranlıların Washington’ın ortaya koyduğu on beş maddeyi reddetmesinin ardından Trump’ın müzakere şartı olarak kabul ettiği on talebini karşıladığını öne sürdü.

Trump, anlaşmayı ‘dünya barışı için büyük bir gün’ olarak nitelendirdi ve İran'ın yeniden inşa sürecine başlayabileceğini belirtti.

İran Ulusal Güvenlik Konseyi'ne göre on maddelik listede, ABD'nin saldırıları durdurma taahhüdünü, İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünün devam etmesi, İran'ın nükleer programı için gerekli uranyum zenginleştirme çalışmalarının kabul görmesi, tüm önemli yaptırımların kaldırılması, İran devletiyle iş yapan yabancı kuruluşlara yönelik tüm kısıtlamaların sona erdirilmesi, İran aleyhindeki tüm Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarının iptal edilmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) Tahran aleyhindeki tüm kararlarının kaldırılması, savaşın İran'a verdiği zararın tazmin edilmesi, bölgedeki ABD savaş güçlerinin çekilmesi ve İsrail ile Hizbullah arasındaki Lübnan cephesi de dahil olmak üzere tüm cephelerde ateşkes ilan edilmesi maddelerini içeriyor.

Beyaz Saray, ayrıntıları hâlâ belirsizliğini koruyan anlaşmayı, Başkan Trump’ın Hürmüz Boğazı’nın uluslararası deniz trafiğine yeniden açılmasını sağlama konusundaki başarısını yansıttığını belirtti. Ancak Tahran’ın geçiş yapan gemilere uyguladığı geçiş ücretleri ve geçişin İran Silahlı Kuvvetleri ile koordineli olarak gerçekleştirilmesi şartına değinmedi.

Ancak Netanyahu'nun, İran'a yönelik saldırıları iki hafta süreyle askıya alma yönündeki Trump'ın kararını desteklediğini açıklaması ve anlaşmanın Lübnan cephesini kapsamadığını iddia etmesi, İsrail Başbakanı'nın gözlemcilerin ‘içeride dondurulmuş dosyalarını açılmasını engelleyen bir perde’ olarak kullandığı savaş tozunu ortadan kaldıracak herhangi bir anlaşmayı sabote etmeye çalışmak olarak nitelendirdikleri bir girişim için bir açık kapı oluşturabilir.

Ancak İran'ın, özellikle Tahran'ın çatışmada cephelerin birliğini ısrarla vurguladığı ve bölgedeki müttefiklerini yüzüstü bırakmış gibi görünmeye hazır olmadığı göz önüne alındığında, Lübnan cephesinin ABD ile yapılacak anlaşmadan ayrılmasını kabul etmesi beklenmiyor. Bununla birlikte Netanyahu, sonunda Washington'ın seçtiği yoldan başka bir çıkış yolu bulamaz.

Kırılgan ateşkes

Müzakerelerin, Başkan Trump’ın İran’a savaş açmanın başlıca nedeni olarak her zaman gösterdiği İran’ın nükleer ve füze programlarının geleceği konusunda ciddi engellerle karşılaşması bekleniyor. Bunun yanında Hürmüz Boğazı'ndaki geçiş düzenlemeleri, bölgedeki ABD müttefiklerine yönelik güvenlik garantileri, İsrail'in askeri maceralarının daha fazla engellenmesi, İran'a uygulanan yaptırımlar ve Washington'da dondurulmuş İran fonlarının serbest bırakılması da gündemde.

Trump, Vietnam, Afganistan ve Irak'taki gibi bir çatışma bataklığına saplanma korkusuyla bu savaşı bir an önce bitirme isteğini dile getirdi ve imajı, kendisini sosyal medya sayfalarında alay konusu haline getiren tekrarlanan tehditler dizisiyle sarsıldıktan sonra, zafer iddiasıyla birlikte gelen şiddetli tepkileri göze almayı tercih etti. Bunların sonuncusu, İran medeniyetini yok edip onu Taş Devri'ne geri döndürme tehdidiydi. Bu tehdit, Cumhuriyetçi Parti'nin kendi saflarında bile büyük öfkeye yol açtı.

Trump, Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif ve Genelkurmay Başkanı Asim Munir ile yaptığı görüşme ve İran'a karşı sergilediği yıkıcı güç kullanımından vazgeçme talepleri üzerine, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı güvenli deniz trafiği için tam ve derhal açma taahhüdüne dayanarak, saldırıları iki hafta süreyle durdurmayı kabul ettiğini yazdı.

Trump, ateşkesin karşılıklı olacağını ve bunu kabul etmesinin nedeninin, ABD'nin askeri hedeflerinin tamamını zaten gerçekleştirip aşmış olması ve her iki tarafın da uzun vadeli barış konusunda nihai bir anlaşmaya varmak için büyük bir yol katetmiş olması olduğunu açıkladı. Arakçi ise İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi adına konuşarak, ülkesinin ‘savunma’ operasyonlarını iki hafta süreyle durdurmayı kabul ettiğini ve İran Silahlı Kuvvetleri ile koordinasyon içinde ve teknik kısıtlamaları dikkate alarak Hürmüz Boğazı'nda güvenli seyrüseferin sağlanabileceğini açıkladı.

Cumhuriyetçi Parti içinden gelen eleştiriler

Trump, partisinin liderinin izlediği politikalar konusunda genellikle sergilediği mutlak sessizliğe rağmen, İran medeniyetini yok etme tehditleri nedeniyle bazı parti üyelerinden eleştirilere maruz kalmıştı. Teksaslı Cumhuriyetçi Temsilci Nathaniel Moran, İran’ın ‘taş devrine geri gönderilmesi’ tehdidini reddettiğini açıkladı. Moran, çünkü bunun ‘ABD'nin tarihi boyunca gözetmiş olduğu ilkelerle’ çeliştiğini belirtti. Alaska Senatörü Lisa Murkowski ise, ‘bu bir müzakere baskı aracı olsa bile bir medeniyeti yok etme’ tehdidinde bulunulmasına karşı olduğunu vurguladı.

Bu söylemin, Amerikan ulusunun kuruluşundan bu yana tüm dünyada savunduğu ve temsil ettiği değerlere bir hakaret olduğunu düşünen Lisa Murkowski, bunun, ABD'nin özgürlük feneri rolünü zayıflattığını ve Amerikalıları hem dış hem de iç tehlikelere maruz bıraktığını belirtti.

Kaliforniya Temcilsi Kevin Kelly ise ABD Kongresi'ni savaş üzerindeki denetim rolünü yerine getirmeye çağırdı ve ABD'nin medeniyetleri yok etmediğini ve bununla tehdit etmemesi gerektiğini vurguladı. Demokratlar da bu tehdidi kınadı ve Trump'ı görevden almak amacıyla yargılanması yönünde çağrılarda bulundular. Özellikle aşırı solcu ilerici kesimden birçok Demokrat milletvekili, Trump’ın ‘yetkilerini ve görevlerini yerine getiremez’ durumda olması halinde başkan yardımcısı ve kabine üyelerinin çoğunluğunun başkanı geçici olarak görevden almasını öngören ABD Anayasası'nın 25. maddesinin uygulanmasını talep etti. Ancak 25. madde uyarınca başkanın görevden alınması için, yönetimindeki üyelerin çoğunluğunun yanı sıra Senato ve Temsilciler Meclisi üyelerinin üçte ikisinin onayı gerekiyor. Bu da, her ne kadar az bir farkla da olsa, Cumhuriyetçilerin her iki mecliste de çoğunluğu elinde bulundurmasından dolayı imkansızlaşıyor.

rgrtg
Tel Aviv'de, ABD ve İsrail'in İran'a düzenlediği saldırıların ardından Donald Trump'a teşekkür eden bir reklam panosu, 12 Mart 2026 (AFP)

Öyle görünüyor ki bu eleştiriler, Trump’ın bu ateşkesi kabul etmesi için büyük bir baskı unsuru oluşturdu. Bunun yanında enerji ve nakliye fiyatlarındaki artış, tedarik zincirlerinin aksaklığı ve yarı iletken ve gübre endüstrisi için gerekli olan helyum ihracatının etkilenmesi, birçok gıda ürününün fiyatlarının yükselmesine, enflasyon oranlarının artmasına ve hisse senedi piyasalarında dalgalanmaya neden oldu.

Geçici ateşkesin duyurulması genel olarak her iki parti tarafından da memnuniyetle karşılandı. Demokratlar, Trump yönetiminin bu ‘yasadışı’ savaşı başlatmasından dolayı hesap vermesi gerektiği çağrısını yinelerken, bazı Cumhuriyetçiler nihai bir anlaşmaya varılabileceğinden şüphelerini dile getirdi. İran ile savaşın şahinlerinden sayılan Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, diplomasiyi tercih ettiğini ancak ateşkes haberlerinden endişe duyduğunu belirterek, olası herhangi bir anlaşmayı titizlikle inceleyeceğine söz verdi.

Graham, sosyal medya platformu X hesabından yaptığı paylaşımda, ‘Tahran'ın ABD/İsrail-İran savaşının patlak vermesinin ardından Hürmüz Boğazı'na saldırarak deniz seyrüseferini engellediğinin unutulmaması, dünyaya yönelik bu saldırgan eylemi için ödüllendirilmemesi ve uranyum zenginleştirmeye geri dönmesine izin verilmemesi gerektiğinin’ altını çizdi.

edrfvfe
İran'ın başkenti Tahran'ın mahallelerinin bombalanmasının ardından yükselen dumanlar, 1 Mart 2026 (AFP)

Aşırı sağcı Laura Loomer gibi savaşı destekleyen Cumhuriyetçi kanattan bazı aktivistler, ateşkesin başarısız olacağını ve savaşın yeniden başlayacağını öngördü. Loomer, ABD’nin bu durumdan ‘hiçbir kazanç elde edemediğini, buna karşın teröristlerin İran'da kutlama yaptığını’ öne sürdü.

Demokrat Senatör Chris Murphy ise İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kontrol etmesine izin vermenin ‘Tahran için tarihi bir zafer’ olacağı konusunda uyarıda bulunarak, buna izin verilmesini ‘şaşırtıcı bir başarısızlık’ olarak nitelendirdi.

ABD-İran müzakerelerinin başarısı, Washington'un çok yönlü baskılar arasında hassas bir denge kurabilmesine bağlı olmaya devam ediyor; Bir yandan, yönetim, yaptığı fedakarlıkların boyutunu yansıtan somut diplomatik kazanımlar elde etmek zorunda, diğer yandan ise yaptırım sisteminin gözden geçirilmesi, dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması ve Hürmüz Boğazı'nın yönetimi için yeni düzenlemeler gibi İran'ın talepleriyle karşı karşıya.

Bunun yanı sıra savaş İran'ın füze ve nükleer programlarıyla ilgili ilan edilen hedeflerin gerçekleştirilmesiyle sonuçlanmadı. Bu da ABD Kongresi'ndeki müttefiklerinin itirazlarıyla karşı karşıya kalan yönetimin manevra alanını daraltıyor. Kriz, transatlantik ilişkilere de gölge düşürdü ve Washington’ın sürdürülebilir bir çözümü desteklemek için mümkün olan en geniş uluslararası koalisyona ihtiyaç duyduğu bir dönemde Avrupalı ortaklarla sürtüşmelere yol açtı.

Bu bağlamda, İslamabad'ın karşı karşıya olduğu gerçek sınav, tarafların ateşkesini, imaj endişeleri ve iç baskılardan uzak, anlaşmazlıkların özünü ele alan bir müzakere çerçevesine dönüştürebilme yetenekleri olacak.


İran ateşkesi Washington’daki bölünmeleri derinleştiriyor

ABD Temsilciler Meclisi Demokrat Azınlık Lideri Hakeem Jeffries, 27 Mart 2026’da düzenlediği basın toplantısında (AFP)
ABD Temsilciler Meclisi Demokrat Azınlık Lideri Hakeem Jeffries, 27 Mart 2026’da düzenlediği basın toplantısında (AFP)
TT

İran ateşkesi Washington’daki bölünmeleri derinleştiriyor

ABD Temsilciler Meclisi Demokrat Azınlık Lideri Hakeem Jeffries, 27 Mart 2026’da düzenlediği basın toplantısında (AFP)
ABD Temsilciler Meclisi Demokrat Azınlık Lideri Hakeem Jeffries, 27 Mart 2026’da düzenlediği basın toplantısında (AFP)

İran ile varılan ateşkesin yankıları, ABD Kongresi’nde farklı tepkilere yol açtı. Demokratlar anlaşmanın niteliği ve savaşın faydasını sorgularken, Cumhuriyetçiler ‘ABD zaferi’ olarak nitelendirdikleri gelişmeyi ve Donald Trump’ın müzakere becerisini öne çıkardı.

Demokratlardan en dikkat çekici açıklama, Senato Dış İlişkiler Komitesi’nin kıdemli üyesi Jeanne Shaheen tarafından yapıldı. Shaheen, gerilimin düşürülmesini ‘açık bir hedefi olmayan ve maliyeti Amerikan halkı tarafından karşılanan bir aydan uzun süren savaşın ardından uzun zamandır beklenen bir adım’ olarak değerlendirdi. Shaheen, ‘Başkan Donald Trump’ın savaşının neyi başardığına dair gerçek bir değerlendirme yapılması’ çağrısında bulundu. Haftalar süren çatışmalar, 13 ABD askerinin ölümü ve küresel ekonomide yaşanan ciddi sarsıntılara dikkat çeken Shaheen, Trump’ın fiilen İran’ın dini liderliğinde daha sert bir çizginin önünü açmış olabileceğini savundu. Ayrıca ABD’nin attığı adımların İran’ı nükleer silah edinme yönünde teşvik etmiş olabileceği endişesini dile getirdi.

Diğer Demokratlar gibi Shaheen de savaşın enerji fiyatları ve Amerikan halkının yaşam koşulları üzerindeki etkisine odaklandı. Shaheen, çatışmanın Amerikalıları daha güvenli hale getirmediğini ve yaşam standartlarını iyileştirmediğini belirterek, Trump yönetiminin söylemleriyle çeliştiğini ifade etti.

Graham’dan uyarı

Cumhuriyetçi Parti içinde üst düzey liderlik pozisyonunda olmayan bazı isimler anlaşmayı memnuniyetle karşılayıp Başkan Donald Trump’ı överken, parti liderliği şu ana kadar sessizliğini korudu. Bu sessizliği bozan tek isim ise Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham oldu. Açıklamalarında örtülü uyarılara yer veren Graham, savaşın önde gelen destekçilerinden biri olmasına rağmen, ‘İran’daki rejimle ilgili doğru sonuca götürecekse diplomatik yolu tercih edeceğini’ ifade etti. Anlaşmanın detaylarına ilişkin ise bu erken aşamada ‘gerçek olanla yanıltıcı ya da çarpıtılmış bilgiler arasında ayrım yapma konusunda son derece temkinli’ olduğunu belirtti.

rtgrft
ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, 27 Mart 2026’da Kongre Binası’nda (AFP)

Graham ayrıca, Washington’da tartışma yaratabilecek bir noktaya dikkat çekerek, anlaşmanın ilerletilmesi için Kongre’de bir inceleme mekanizmasının devreye girebileceğini söyledi. Bu mekanizmanın, eski Başkan Barack Obama döneminde İran ile varılan nükleer anlaşma sürecinde de kullanıldığını hatırlattı.

İran ile daha önce yapılan nükleer anlaşma, Senato’ya bir uluslararası anlaşma olarak sunulup oylanmamış olsa da, Kongre anlaşmayı durdurmaya yönelik oylama yoluna gitmişti. Ancak Obama döneminde anlaşma karşıtları, Senato’da gerekli olan 60 oya ulaşamadığı için bu girişim başarısız olmuştu.

Özetle, Kongre’nin bu tür anlaşmalarda doğrudan onay vermek yerine, anlaşmayı durdurmaya yönelik oylama yapma yetkisi bulunuyor. Bu yetki, 2015 yılında kabul edilen ve İran nükleer anlaşmasının Kongre tarafından incelenmesini öngören INARA yasası kapsamında düzenleniyor. Söz konusu yasa, yönetimi İran ile yapılacak herhangi bir nükleer anlaşmayı Kongre’ye sunmakla yükümlü kılarken, yasama organına anlaşmayı incelemek için 30 ila 60 gün arasında bir süre tanıyor. Bu süre zarfında başkanın Tahran’a yönelik yaptırımları kaldırması mümkün olmuyor.

Başkanı görevden alma girişimleri

Bu atmosferde Cumhuriyetçiler, kasım ayında yapılacak ara seçimlere yedi aydan az bir süre kala ilan edilen ateşkes anlaşmasıyla rahat bir nefes aldı. Parti üyeleri, ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘bir medeniyeti tamamen yok etme’ yönündeki tartışmalı açıklamalarının ardından salı günü zor anlar yaşamış ve savunmada kalmıştı. Parti yönetimi yorum yapmaktan kaçınırken, bazı Cumhuriyetçiler Trump’ın sözlerini eleştirerek savaş yanlısı söylemden dikkat çekici bir şekilde uzaklaştı. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyesi Nathaniel Moran, söz konusu tehditleri kınayarak, “Bir medeniyetin tamamen yok edilmesini desteklemiyorum. Bu, temsil ettiğimiz değerlerle ve ABD’nin on yıllardır benimsediği ilkelerle bağdaşmıyor” ifadelerini kullandı.

vfdv
ABD Başkanı Donald Trump, 6 Nisan 2026’da Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısında (AP)

Cumhuriyetçi Senatör Lisa Murkowski ise bazı parti üyelerinin Trump’ın açıklamalarını müzakereler sırasında İran yönetimine baskı kurma girişimi olarak yorumlamasına karşı çıkarak, bu tür söylemlerin meşrulaştırılmaması gerektiğini vurguladı. Murkowski, “Bu tür bir dil, ülkemizin yaklaşık 250 yıldır dünya genelinde yerleştirmeye çalıştığı değerlere zarar veriyor” uyarısında bulundu.

Demokratlar ise eleştirilerle yetinmeyerek daha ileri adımlar attı. Parti içinde Trump’a yönelik azil sürecinin gündeme getirilmesi çağrıları yapılırken, Cumhuriyetçilere de başkana karşı durmaları yönünde çağrı yapıldı ve Trump’ın zihinsel durumu sorgulandı. 70’ten fazla Demokrat milletvekili, Trump’ın söz konusu paylaşımı nedeniyle ‘başkanlık yetkilerinden mahrum bırakılması gerektiğini’ savundu. Her ne kadar Demokratların girişimlerinin Cumhuriyetçilerin çoğunluğu nedeniyle Kongre’de sonuçsuz kalması bekleniyor olsa da, anlaşmaya varılamaması durumunda İran’a yönelik savaş konusunda başkanın yetkilerini sınırlayan bir yasa tasarısının yeniden gündeme gelmesi öngörülüyordu. Bu tasarı daha önce Kongre’de birkaç kez reddedilmişti, ancak bazı Cumhuriyetçilerin bu kez destek verebileceği ifade edildi. Bu durumun, Trump yönetimini, gerilimi düşürecek bir uzlaşı arayışına yönelten etkenlerden biri olduğu değerlendiriliyor.

dvfdv
Eski Cumhuriyetçi Temsilci Marjorie Taylor Greene, 18 Kasım 2025’te bir kongre toplantısında (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, bu süreçte ‘dost ateşi’ olarak nitelendirilen eleştirilerle de karşı karşıya kaldı. Eski müttefiki Marjorie Taylor Greene ile sağ görüşlü aktivist Alex Jones, Anayasa’nın 25. maddesinin devreye sokulması çağrısında bulundu. Söz konusu madde, başkanın görevlerini yerine getiremeyecek durumda olduğunun başkan yardımcısı ve kabine çoğunluğu tarafından ilan edilmesi halinde yetkilerin başkan yardımcısına devredilmesini öngörüyor. Bu mekanizma, başkanın zihinsel ya da fiziksel durumunun görev yapmasına engel olduğu değerlendirmesi durumunda uygulanabiliyor.

Her ne kadar Trump yönetimindeki kabine üyelerinin büyük bölümünün desteği nedeniyle bu senaryonun gerçekleşmesi düşük ihtimal olarak görülse de, tartışmalar Washington’daki siyasi atmosfer üzerindeki baskıyı artırıyor. Bu gelişmeler, kasım ayında yapılacak kritik seçimler öncesinde her iki partinin de yoğun rekabete hazırlandığı bir dönemde yaşanıyor. Öte yandan, The New York Times gazetesinde yer alan haberlere göre, Trump’ın yardımcısı JD Vance’in savaş kararına karşı çıktığı öne sürüldü. Bu iddiaların, yönetim içinde görüş ayrılıklarına işaret edebileceği ve yönetimin çatışmanın iç politikadaki etkilerini sınırlama çabalarının sürdüğü bir dönemde yeni tartışmalara yol açabileceği değerlendiriliyor.


Tahran'ın Pakistan Büyükelçisi: İran heyeti bugün İslamabad'a gelecek

Washington D.C.'deki Beyaz Saray yakınlarında dün İran'daki ABD askeri operasyonlarına karşı düzenlenen gösteride protestocular İran bayrakları taşıdı (AFP)
Washington D.C.'deki Beyaz Saray yakınlarında dün İran'daki ABD askeri operasyonlarına karşı düzenlenen gösteride protestocular İran bayrakları taşıdı (AFP)
TT

Tahran'ın Pakistan Büyükelçisi: İran heyeti bugün İslamabad'a gelecek

Washington D.C.'deki Beyaz Saray yakınlarında dün İran'daki ABD askeri operasyonlarına karşı düzenlenen gösteride protestocular İran bayrakları taşıdı (AFP)
Washington D.C.'deki Beyaz Saray yakınlarında dün İran'daki ABD askeri operasyonlarına karşı düzenlenen gösteride protestocular İran bayrakları taşıdı (AFP)

İran'ın Pakistan Büyükelçisi Rıza Emiri Mukaddem bugün yaptığı açıklamada, ülkesinden bir heyetin ABD ve İsrail ile olan çatışmayı çözmeyi amaçlayan görüşmeler için bu akşam Pakistan'ın başkenti İslamabad'a geleceğini söyledi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre X'te yaptığı bir paylaşımda, "İsrail'in ateşkesi tekrar tekrar ihlal etmesi nedeniyle İran kamuoyunun şüpheciliğine rağmen... İran heyeti, İran tarafından önerilen on maddeye dayalı ciddi görüşmeler için bu akşam İslamabad'a geliyor" diye yazdı.

Amerika Birleşik Devletleri ve İran, Pakistan'ın arabuluculuğuyla iki haftalık bir ateşkes konusunda anlaştılar. Bu anlaşma, binlerce kişinin ölümüne, Ortadoğu'ya yayılan ve küresel enerji arzında benzeri görülmemiş aksamalara yol açan altı haftalık savaşı sona erdirdi.