ABD - Çin çıkmazı: İlişkilerin canlanması mı yoksa çatışmaların ertelenmesi mi?

ABD Dışişleri Bakanlığı, ‘Pekin ile rekabetin çatışmaya dönüştüğü’ konusunda uyardı.

Blinken, Çin’e ilk ziyaretini gerçekleştirdi. (AP)
Blinken, Çin’e ilk ziyaretini gerçekleştirdi. (AP)
TT

ABD - Çin çıkmazı: İlişkilerin canlanması mı yoksa çatışmaların ertelenmesi mi?

Blinken, Çin’e ilk ziyaretini gerçekleştirdi. (AP)
Blinken, Çin’e ilk ziyaretini gerçekleştirdi. (AP)

ABD yönetimi, küresel ihtilafların ve jeopolitik çatışmaların ortasında, en büyük rakibi Çin ile iletişim kanallarını yeniden kurmaya çalışıyor. Bazıları, iki ülke ilişkilerinde yaşanan krizin ardından durumun, Rusya- Ukrayna savaşının başlamasından bu yana uluslararası toplumun sallanan temellerini sarsacak yeni bir çatışma dalgasının patlak vermesine yol açacağından korkuyor.

Ortadoğu ile doğu arasındaki iş birliğinin bir meyvesi olan ‘Washington Raporu’ programı, ABD- Çin ilişkilerini ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in yakın zamanda Çin’e yaptığı ziyaret ışığında sunacak. Program, ABD tarafının deyimiyle iki ülke arasındaki ‘dalgalanan ilişkilerin gidişatını düzeltmeyi’ amaçlıyor.

‘Onarım’ listesi, ABD- Meksika sınırındaki fentanil uyuşturucu krizine ek olarak Ukrayna ve İran’dan Tayvan’a ve Küba’daki Çin casus üssüne kadar pek çok tartışmalı dosyayı içeriyor.

Blinken’in ziyareti, başarılı oldu mu?

ABD Dışişleri Bakanlığı, Demokratların Beyaz Saray’da iktidara gelmesinden bu yana Blinken’ın ilk ziyaretinin amacının, ‘Pekin ile çekişme noktalarına tanık olan alanlarda ABD’nin konumunu ve niyetlerini netleştirmenin yanı sıra Çin ile yüksek düzeyde bir iletişim sürdürme’ olduğuna inanıyor.

Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Nathan Tek şu açıklamada bulundu:

“Bu hedeflere ulaşılmasıyla bu yolculuğun başarı ile taçlandırıldığına inanıyoruz. Dışişleri Bakanı’nın Pekin’de gerçekleştirdiği samimi, yapıcı ve verimli görüşmelerden sonra, rekabetin bir tür çatışmaya dönüşmemesi için Çin ile iletişim ve diyalogu sürdürme yolunda olduğumuzdan eminiz.”

Tek, iki taraf arasındaki diyaloğun anlaşmazlık noktalarıyla sınırlı olmadığını belirterek, ‘özellikle iki ülkeyi tehdit eden sorunlar ve zorluklarla ilgili olarak iki ülkenin çıkarlarının birleştiği olası iş birliği alanlarına’ değindiklerine dikkat çekti.

Diğer yandan ABD Dışişleri Bakanlığı Danışmanı John Sitilides, “Bu ziyaretin başarılı olup olmadığını söylemek için çok erken” dedi. Sitilides, Washington ile Pekin arasında üst düzey temasların korunmasının önemine rağmen görüşme sırasındaki görsel faktörün tartışmalı olduğunu dile getirdi. Sitilides, ne kastettiğini şu ifadelerle açıkladı;

“Devley Başkanı Şi, Dışişleri Bakanı Blinken ile yaptığı görüşmede ondan uzakta ve farklı bir seviyede oturdu. Ancak Trump’ın başkanlığı sırasında Mike Pompeo ve Obama’nın başkanlığı sırasında Hillary Clinton ile görüştüğünde onların yanına oturmuştu.”

ABD’li danışman ayrıca Çin tarafının ABD tarafına ‘üstünlüğünü’ gösteren bu görsel unsurun amaçlandığına ve yurtdışından çok Çin’in iç kesimlerine bir mesaj göndermeyi amaçladığına dikkat çekti.

Demokrasileri Savunma Vakfı Ekonomik ve Mali Güç Merkezi Başkanı Elaine Dezenski de Sitilides’in ifadelerine destek verdi. Görüşmenin iki ülke arasındaki gerginlik ışığında ‘ileriye doğru bir adım’ olduğuna dikkat çeken Dezenski şu açıklamada bulundu:

“Çin, şu anda özellikle yavaşlayan ekonomi, yaşlanan nüfus ve Çin’den ana tedarik zincirlerinden ayrılmaya doğru kayması nedeniyle zor durumda. Çin, ABD ve Batı ile daha geniş bir şekilde yeniden bağlantı kurmak mı istiyor yoksa farklı bir yaklaşım benimsemek ve Rusya, Küba, Suriye, İran ve Kuzey Kore gibi diğer diktatörlük rejimleriyle ortaklığını güçlendirmek mi istiyor?”

Çin- ABD Çalışmaları Enstitüsü’nde üst düzey araştırmacı olan Saurabh Gupta ise Çin’in iki ülke arasındaki ilişkilerde ABD’nin sahip olduğu beklentilerin aynısına sahip olmadığını dile getirdi:

“Çin, ABD ile ilişkilerin öneminin farkında. Ancak bu ilişkiden beklentileri aynı değildir ve ilişkinin Trump öncesi dönemdeki haline geri döneceğine inanmamaktadır. İlişkinin, başlangıçta bozulduğunun farkında. Fakat bu ilişkinin istikrara kavuşturulabileceği bir anlayış arıyor. Yapmaya çalıştığı şey, iki tarafın katılacağı yeni bir stratejik çerçeve belirlemektir, böylece bir tür barışçıl ve yapıcı bir birliktelik olacak.”

Rus- Ukrayna savaşı ve Çin’in ‘tarafsızlığı’

Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Nathan Tek, Blinken’in ‘ABD’nin Rusya’nın Ukrayna’daki hamleleriyle ilgili endişeleri konusunda çok net olduğunu’ ve ayrıca ‘Çin’in veya başka bir ülkenin Rusya’ya destek sağlaması durumunda bu endişeleri iletme konusunda’ net olduğunu vurguladı. ABD’nin Çin’in Rusya’ya ölümcül silahlar sağlayacağı korkusuna atıfta bulunan Tek şunları söyledi:

“ABD, Çin ve dünyadaki diğerleri de dahil olmak üzere tüm ülkelerin Ukrayna’da adil ve kalıcı bir barışın sağlanmasında ortak çıkarları olduğuna inanıyoruz. Taraflardan hiçbirinin duruma müdahale etmemesini ve durumu istikrarsızlaştırmamasını sağlamak için Çin Halk Cumhuriyeti ile bu düzeyde ilişki kurmaya devam edeceğiz.”

Dezenski ise Çin liderinin ‘isterse’ Rusya- Ukrayna krizini çözmek için daha fazlasını yapabileceğine dikkat çekerek, “Ancak şu an her düzeyde oynamak istiyor gibi görünüyor” dedi. Elaine Dezenski, “Çin hükümetine ait şirketlerin savaş çabalarını desteklediğini ve Çin’in Putin’i bir dereceye kadar desteklemeye çalıştığını görüyoruz. Zira savaşa devam etmesine izin veriyor ve Rus faaliyetlerine kırmızı çizgi koymuyor. Ayrıca bir barış planına pratik bir çözüm sunmadan yeniden yapılanma çabalarına katılmak istiyor” diyerek, ‘tüm cephelerde oynamanın neden olduğu sorunun, net bir yolun olmaması’ olduğunu vurguladı.

Gupta ise farklı bir yaklaşım önerirken, “Çin’in Rusya üzerindeki nüfuzunu kullanması muhtemelken, Fransa gibi bir ülke Ukrayna üzerindeki nüfuzunu iki tarafın buluşabileceği zeminler yaratmak için kullanabilir” ifadesini kullandı.

Çin’in nüfuzunu Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e karşı kullanmayacağını da belirten Saurabh Gupta, “Tayvan ile benzer bir senaryo yaşanması durumunda Rusya’nın, kendi yanında olmasını istiyor” dedi. Ayrıca Çin’in Avrupa güvenlik mimarisindeki çıkarlarının asgari düzeyde olduğuna dikkat çekti.

Sitilides’e gelince; Pekin’in, Dışişleri Bakanı Blinken’in Rusya’nın Ukrayna’yı işgali hakkındaki görüşüyle ​​oldukça ilgilendiğini ifade etti. John Sitilides, “Çin’in Asya ve Avrupa tiyatrosunda kendi çıkarları var ve bu savaştan ustaca yararlandı” diyerek, Pekin’in Rus petrolünü ve doğal gazını çok düşük fiyatlara aldığına dikkati çekti. “Rusya- Ukrayna savaşı, ABD ve NATO ittifakının topçu mühimmatını da tüketiyor” diyen ABD’li Danışman, ABD’nin en az 5 yıl bu mühimmat yenileyemeyeceğini söyledi. Sitilides sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çin, bu çatışma donmuş bir çatışmaya ve bir tür çıkmaz sokağa dönüştüğünde durumu kurtarmak için tarafsız olacak ve dünyanın geri kalanının kendisine gelmesini bekleyecektir. ABD’nin, Tayvan konusunda bir çatışma durumunda çok yararlı olabilecek füzelerinin bitmesine izin verecektir.”

Küba’daki casus üssü

Dışişleri Bakanlığı, iki taraf arasındaki ‘istihbarat konuları veya özel diplomatik görüşmeler hakkında’ yapılan görüşmelerin ayrıntılarına girmeyi kabul etmedi. Ancak Tek, Blinken’ın Pekin ziyareti sırasında Küba’daki casus üssü sorununu Çin tarafıyla gündeme getirdiğini belirtti.

Ayrıca, ‘ilişkilerin çatışmaya dönüşmemesi için’ Çin ile diyaloğu sürdürmenin önemli olduğunu vurgulayan Tek, “Bu ilişkinin çok önemli olduğuna inanıyoruz. 21’inci yüzyılda daha da önemli. İletişimi bu kadar önemli kılan da bu” diyerek, ABD’nin ‘iki ülke arasındaki askeri iletişim kanallarının geri verilmesi konusunda ısrar etmeye devam edeceğine’ vurgu yaptı.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Dezenski ise Çin’in ABD yakınlarındaki Küba’da bir casus üssü kurma hedefinin, bir tür ‘psikolojik manipülasyon’ olduğuna dikkat çekti. Ancak gerçeğin ‘Çin’in, ABD’nin her yerini dinlediğini’ belirten Dezenski, “ABD’nin içerisinde, akademik kurumlarda, şirketlerde vb. Çin etkisi var. Yani bu istihbarat ve veri toplama sorunu Küba casusluğundan çok daha derin. Bu her yerde oluyor” ifadelerini kullandı.

‘Açık’ ABD politikası

Biden’ın Çin Cumhurbaşkanı’nı bir diktatör olarak nitelendirmesinin ardından Tek, Blinken’ın ziyaretinin hemen sonrasında Çin- ABD gerginliğine doğrudan yanıt vermekten kaçındı. “Şaşırtıcı olmayan bir şekilde ABD Başkanı, çok çeşitli konularda ABD ile Çin arasındaki farklı noktalara ilişkin görüşlerini dile getirdi” diyen Nathan Tek sözlerini şöyle sürdürdü:

“ABD, Çin Halk Cumhuriyeti ile şiddetli bir şekilde rekabet etmeye devam edecek. Onunla farklı görüşleri açık ve net bir şekilde ifade etmeye devam edeceğiz. Ancak istikrarlı ve sorumlu olmasını ve bir çatışmaya dönüşmemesini sağlamak için rekabetin sorumlu ve dikkatli olmasını sağlayacağız.”

Sitilides ise Pekin’in ABD’ye karşı ‘sistematik bir savaş’ yürüttüğünü söyleyerek, Çin’in bu rekabetteki niyetinin hafife alınmaması konusunda uyarıda bulundu. “Fentanil krizinde gördüğümüz kimyasal savaşı ve Kovid-19 virüsüyle biyolojik savaşı içeren sınırsız bir savaş var” diyen yetkili, “Çin, 2049 yılına kadar küresel ekonomik, askeri ve siyasi lider olarak ABD’nin yerini alma arzusunu gizlemiyor” açıklamasında bulundu.

Çin’in Ortadoğu’da artan nüfuzu hakkında ise şunları söyledi:

“ABD’nin Ortadoğu’daki politikasının Çin gibi bir ülkeye hareket etmesi için alan bırakan bir yeniden değerlendirme olduğunu düşünüyorum. Dostları ve müttefikleri düşmana veya ABD ile Çin arasında denge bulmaya çalışan ortaklara dönüştürmemeye dikkat etmeliyiz. Bu, Ortadoğu’daki istikrarı etkileyecektir. Özellikle de İran silah üretmek için uranyum zenginleştirmeyi başarırsa, böylece Ortadoğu’da savaşın vurduğu bir bölgede nükleer silahların yayılması olasılığına sahibiz. Bunun olmasına izin veremeyiz.”



İran savaşı Londra ile Washington arasındaki ‘özel ilişkiyi’ test ediyor

Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, 18 Eylül 2025 tarihinde Birleşik Krallık’a yaptığı resmi ziyaret sırasında ABD Başkanı Donald Trump ile tokalaşıyor. (Reuters)
Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, 18 Eylül 2025 tarihinde Birleşik Krallık’a yaptığı resmi ziyaret sırasında ABD Başkanı Donald Trump ile tokalaşıyor. (Reuters)
TT

İran savaşı Londra ile Washington arasındaki ‘özel ilişkiyi’ test ediyor

Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, 18 Eylül 2025 tarihinde Birleşik Krallık’a yaptığı resmi ziyaret sırasında ABD Başkanı Donald Trump ile tokalaşıyor. (Reuters)
Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, 18 Eylül 2025 tarihinde Birleşik Krallık’a yaptığı resmi ziyaret sırasında ABD Başkanı Donald Trump ile tokalaşıyor. (Reuters)

İran savaşı, ABD ile Birleşik Krallık arasında ‘özel ilişki’ olarak nitelendirilen ittifakta gerginliğe yol açtı. Londra yönetimi, ABD uçaklarının üslerini ‘savunma amaçlı’ kullanmasına izin verdiğini ve uçak gemisi HMS Prince of Wales’i bölgeye göndermeye hazır olduğunu açıklasa da iki ülke arasında görüş ayrılıkları ortaya çıktı.

ABD Başkanı Donald Trump cumartesi akşamı yaptığı açıklamada, İran’la yürütülen savaşta ABD’nin İngiliz uçak gemilerine ‘ihtiyaç duymadığını’ söyledi. Trump, savaşın başlangıcında İran’a yönelik saldırılar için İngiliz üslerinin kullanılmasına karşı çıktığını belirttiği Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer’ı da yeniden eleştirdi ve bu tutumun iki ülke arasındaki tarihî yakın ilişkilere zarar verdiğini savundu.

Trump, Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, İran’la yaşanan çatışma sırasında Birleşik Krallık’tan yeterli destek gelmediğini ve ABD’nin bunu ‘unutmayacağını’ belirtti. Paylaşımda, “Bir zamanlar büyük müttefikimiz -hatta belki de en büyük müttefikimiz- olan Birleşik Krallık, şimdi Ortadoğu’ya iki uçak gemisi göndermeyi ciddi biçimde değerlendiriyor… Sorun değil Başbakan Starmer, artık onlara ihtiyacımız yok ama bunu unutmayacağız. Zaten kazanılmış savaşlara sonradan katılan insanlara ihtiyacımız yok” ifadeleri yer aldı.

Trump’ın açıklamasından saatler sonra iki lider telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Downing Street’ten yapılan açıklamaya göre görüşmede Ortadoğu’daki son gelişmeler ve Birleşik Krallık ile ABD arasındaki askerî iş birliği ele alındı. Açıklamada, Kraliyet Hava Kuvvetleri (RAF) üslerinin bölgedeki ortakların kolektif savunmasını desteklemek amacıyla kullanılmasına yönelik iş birliğinin de görüşüldüğü belirtildi.

Starmer’ın konumu

Starmer, ABD güçlerinin İran’a yönelik ilk saldırıları düzenlemek için İngiliz üslerini kullanmasına izin vermeme kararını savundu. Starmer, herhangi bir askerî eylemin ‘hukuki’ olduğundan ve ‘iyi planlandığından’ emin olması gerektiğini söyledi. Avam Kamarası’nda yaptığı konuşmada Starmer, olası bir İngiliz müdahalesinin ‘her zaman hukuki bir temele ve uygulanabilir, iyi hazırlanmış bir plana dayanması gerektiğini’ vurguladı. ABD Başkanı Donald Trump ise bu tutumu sert şekilde eleştirdi ve “Karşımızdaki kişi Winston Churchill değil” ifadesini kullandı.

uklo90
Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer ve ABD Başkanı Donald Trump, 18 Eylül 2025, Birleşik Krallık (Reuters)

Ancak Starmer, Tahran’ın bazı Körfez ülkelerini füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef almasının ardından tutumunu değiştirdi. Bunun üzerine ABD güçlerine, İran füzelerine, füze depolarına veya fırlatma platformlarına karşı ‘savunma amaçlı’ saldırılar düzenlemek için İngiliz üslerini kullanma izni verdi.

Starmer’ın tutumu, ülkesinin yeni ve uzun süreli bir çatışmaya sürüklenmemesi yönündeki isteğini yansıtıyor. Bu bağlamda Starmer, Birleşik Krallık’ın ‘Irak’ta yapılan hatalardan ders çıkardığını’ hatırlattı. O dönemde Başbakan Tony Blair, Londra sokaklarında milyonların katıldığı büyük protestolara rağmen ABD’nin Irak işgalini desteklemişti. Blair ayrıca Irak’ta kitle imha silahları bulunduğu iddiasıyla kamuoyunu yanıltmakla suçlanmıştı.

Cuma günü yayımlanan ve Birleşik Krallık’ta bin 45 kişinin katıldığı bir kamuoyu yoklaması da Starmer’ın ilk saldırılara katılmama kararına destek verildiğini gösterdi. Ankete göre katılımcıların yüzde 56’sı Starmer’ın bu kararının doğru olduğunu düşünürken, yüzde 27’si ise yanlış buldu.

ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamaları sorulduğunda Birleşik Krallık İçişleri Bakanı Yvette Cooper, yerel basına yaptığı değerlendirmede “İngiliz başbakanının görevi, Birleşik Krallık’ın ulusal güvenliği açısından en doğru kararları almaktır” dedi. Cooper, “Bu görevde öğrendiğim şey, sosyal medya paylaşımlarına değil, asıl meseleye odaklanmak gerektiğidir… Abartılı söylemlerle ilgilenmeyeceğiz; bunun yerine pratik, sakin ve iyi düşünülmüş kararlar alacağız. Çünkü genel olarak İngiliz karakterinin işi ciddiyetle ve kararlılıkla tamamlamaya eğilimli olduğuna inanıyorum” diye konuştu.

Birleşik Krallık’taki Amerikan bombardıman uçakları

Siyasi tartışmalar devam ederken, ABD cuma akşamından itibaren İngiliz üslerini İran’a karşı ‘savunma amaçlı’ operasyonlarda kullanmaya başladı.

Birleşik Krallık Savunma Bakanlığı’nın X platformunda yayımladığı açıklamada, “ABD, belirli savunma operasyonları için İngiliz üslerini kullanmaya başladı. Bu operasyonlar, İran’ın bölgeye füze fırlatmasını engellemeyi amaçlıyor” ifadelerine yer verildi.

ıtrhyjuı
İngiltere’nin güneybatısındaki Gloucestershire’da bulunan RAF Fairford Hava Üssü’nde bir ABD B-1 bombardıman uçağı, 7 Mart 2026 (Reuters)

Kullanılan üsler arasında İngiltere’nin güneybatısında bulunan Gloucestershire’daki RAF Fairford Hava Üssü ve Hint Okyanusu’nda Chagos Takımadaları’ndaki Diego Garcia Üssü bulunuyor. RAF Fairford Hava Üssü’ne, yaklaşık 44,5 metre uzunluğunda stratejik bir Amerikan B-1B Lancer bombardıman uçağı ulaştı. BBC’nin Boeing’den aktardığı bilgilere göre, bu uçak ABD Hava Kuvvetleri’nin en hızlı bombardıman uçaklarından biri olarak saatte 900 mil (yaklaşık bin 448 km/h) hızla uçabiliyor. Uçağın ağırlığı yaklaşık 86 ton ve uzun menzilli hedefleri vurmak için 24 adet seyir füzesi taşıyabiliyor.

Askeri çevrelerde ‘Bone’ olarak bilinen B-1B Lancer, gelişmiş radar ve GPS tabanlı konum belirleme sistemleri, elektronik karıştırma cihazları, radar uyarı sistemleri ve hava savunmalarından korunmak için çeşitli aldatma teknolojileriyle donatılmış durumda.

Askeri analistler, bu bombardıman uçağının ABD cephanesinde en önemli uçaklardan biri olduğunu, yüksek hızda uzun menzilli bomba ve füze taşıyabildiğini ve RAF Fairford Hava Üssü’nden operasyon yapmanın, doğrudan ABD’den kalkış yaparak Ortadoğu’daki görevleri yerine getirmekten daha verimli olduğunu belirtiyor.

Askeri konuşlandırmanın güçlendirilmesi

ABD’nin İngiliz üslerini kullanımına ek olarak, Londra bölgedeki askeri varlığını ‘kendisinin ve müttefiklerinin çıkarlarını korumak’ amacıyla güçlendirdi. Birleşik Krallık Savunma Bakanlığı cumartesi günü yaptığı açıklamada, Typhoon ve F-35 savaş uçaklarının Ürdün, Katar ve Kıbrıs üzerinde ve daha geniş bir bölgede operasyonlarını sürdürdüğünü duyurdu. Bakanlık, bu uçakların Ürdün semalarında ve Irak hava sahasında uçan insansız hava araçlarını (İHA) düşürdüğünü belirtti. Ayrıca, Merlin tipi bir helikopterin de gözetim kapasitesini artırmak üzere bölgeye gönderildiği ifade edildi.

Londra ayrıca, önümüzdeki hafta Doğu Akdeniz’e Type 45 sınıfı hava savunma destroyeri HMS Dragon’u göndereceğini açıkladı. Bu savaş gemisinin hava savunması konusunda uzman olduğu belirtiliyor. Ayrıca, destroyerin gelişi öncesinde Kraliyet Donanması’na ait iki Wildcat tipi helikopterin Kıbrıs’a ulaşması bekleniyor.

Geçtiğimiz günlerde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ndeki (GKRY) RAF Akrotiri Hava Üssü’ne İHA’larla saldırı düzenlendiği ve saldırının sınırlı hasara yol açtığı, can kaybı yaşanmadığı bildirildi. Birleşik Krallık hükümeti, üslerde koruma önlemlerinin önceden alınmış olduğunu vurguladı. Ayrıca bölgeye ek savaş uçakları ve helikopterler gönderildiğini ve gerekirse Körfez’deki müttefiklerinin savunmasına destek vermeye hazır olduğunu duyurdu.


İsrail, Beyrut'ta üç İran Kudüs Gücü komutanının öldürüldüğünü duyurdu

Başkent Beyrut'ta İsrail tarafından bombalanan bir otelin önünden geçen Lübnanlı kadınlar (DPA)
Başkent Beyrut'ta İsrail tarafından bombalanan bir otelin önünden geçen Lübnanlı kadınlar (DPA)
TT

İsrail, Beyrut'ta üç İran Kudüs Gücü komutanının öldürüldüğünü duyurdu

Başkent Beyrut'ta İsrail tarafından bombalanan bir otelin önünden geçen Lübnanlı kadınlar (DPA)
Başkent Beyrut'ta İsrail tarafından bombalanan bir otelin önünden geçen Lübnanlı kadınlar (DPA)

İsrail ordusu tarafından dün yapılan açıklamada, dün sabaha karşı Lübnan’ın başkenti Beyrut'un er-Ravşe bölgesindeki bir otele düzenlediği saldırıda, İran’ın Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Kudüs Gücü'nün üç komutanı da dahil olmak üzere beş kişinin öldürüldüğünü duyurdu.

Açıklamada, saldırının donanma tarafından gerçekleştirildiği ve DMO Kudüs Gücü'nün Lübnan ve Filistin kolordularından beş komutanı, Lübnan'ın başkentindeki bir otelde toplantı yaparken hedef alındığını belirtildi.

Saldırıda, Kudüs Gücü'nün üç merkezi komutanı, bir istihbarat subayı ve Filistin Kolordusu'nun Hizbullah temsilcisi olmak üzere beş kişinin öldürüldüğü belirtildi.

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Beyrut'ta İran'ın Kudüs Gücü komutanlarını hedef alan bir operasyon gerçekleştirdik. Ortadoğu'da, ne Beyrut'ta ne de başka bir yerde İran'ın şeytan ekseni için güvenli bir yerin olmadığına sizi temin ederim.”

Ortadoğu'daki savaş, geçtiğimiz hafta Hizbullah'ın İsrail'e füze saldırısı düzenlemesinin ardından Lübnan'a sıçradı. Hizbullah, bu saldırıyı cumartesi günü ABD ve İsrail'in Tahran'a düzenlediği saldırıda İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in öldürülmesinin ‘intikamı’ olarak nitelendirdi.

Saldırının ardından İsrail, Hizbullah’ın ‘ağır bir bedel’ ödeyeceğini söyledi ve hava saldırıları başlatarak ülkenin güneyine asker gönderdi.

Buna karşılık Hizbullah, İsrail'e onlarca saldırı düzenledi ve İsrail’in kuzeyinde yaşayanlara ‘bu bölgelerin askeri konuşlanma noktaları olarak kullanıldığı’ gerekçesiyle sınırdan beş kilometre uzak durmaları çağrısında bulundu.


Hürmüz Boğazı'nda gemilere yönelik 10 saldırı düzenlendi: 7 ölü

Bir petrol tankeri Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor (Reuters)
Bir petrol tankeri Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor (Reuters)
TT

Hürmüz Boğazı'nda gemilere yönelik 10 saldırı düzenlendi: 7 ölü

Bir petrol tankeri Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor (Reuters)
Bir petrol tankeri Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor (Reuters)

Veri analiz gruplarına göre İran'ın 28 Şubat'ta Tahran'a karşı başlayan ABD-İsrail saldırılarına karşılık olarak hayati önem taşıyan Hürmüz Boğazı'nı kapatmasından sonra, boğazda veya yakınında yaklaşık 10 gemiye saldırı düzenlendi.

Çatışmaların başlamasını takip eden hafta boyunca devam eden saldırılar, petrol ve diğer mallar için hayati bir rota olan boğazdan geçen gemi trafiğini neredeyse tamamen durdurdu.

fergf
4 Mart'ta İran'ın güneyindeki Hürmüz Boğazı kıyısındaki Bender Abbas limanından bir fotoğraf (AFP)

İngiltere Deniz Güvenlik Ajansı yaklaşık 10 saldırı ve şüpheli faaliyet uyarısı yayınladı, ancak olaya karışan gemiler hakkında çok az ayrıntı verdi.

Uluslararası Denizcilik Örgütü ise cuma günü internet sitesinde yaptığı açıklamada, boğazda bir hafta içinde 9 gemiye saldırı gerçekleştiğini ve bunlardan dördünde 7 kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi.

Haberlere göre yedi kişi öldü

Uluslararası Denizcilik Örgütü, 2 Mart'ta Skylight, MKD Vyom ve Sea la donna gemilerini hedef alan üç saldırının her birinde bir kişinin öldüğünü, aynı gün Hercules Star gemisinin de saldırıya uğradığını açıkladı.   

3 ve 5 Mart tarihleri ​​arasında dört gemi daha hedef alındı: Libra Trader, Gold Oak, Seven Prestige ve Sonangol Namibia.

6 Mart'ta ise Musaffah 2 gemisi hedef alındığında dört kişi hayatını kaybetti.

 

Endonezya dün, Musaffah 2'nin özelliklerine ve son bilinen konumuna uyan bir geminin iki gün önce battığını duyurdu, ancak farklı bir kayıp sayısı verdi.

Cakarta, üç Endonezyalı mürettebatın kayıp olduğunu ve birinin yaralandığını, diğer uyruklardan dört kişinin ise kurtulduğunu bildirdi.

Dünya petrol ve sıvılaştırılmış doğal gazın yüzde yirmisi Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor, ancak Kpler adlı analiz firmasının işlettiği Marine Traffic platformuna göre tanker trafiği sadece bir haftada yüzde 90 oranında düştü.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre Marine Traffic verileri, geçen pazartesi gününden cuma gününe kadar boğazdan sadece dokuz ticari gemi (tanker, kargo gemisi ve konteyner gemisi) geçtiğini ve bazılarının konumları zaman zaman gizlediğini gösteriyor.

Kurtarma gemilerini hedef alma

Denizcilik güvenlik firması Vanguard, Musaffah 2 gemisinin, iki gün önce bir füzeyle vurulan konteyner gemisi Seven Prestige'e yardım etmeye çalışırken iki füzeyle vurulduğunu belirtti.

juı
İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki gemileri hedef alacağı tehditleri arasında, Birleşik Arap Emirlikleri'nin Füceyre kıyıları açıklarında tankerler (Reuters)

Batılı bir denizcilik ittifakı tarafından yönetilen Ortak Denizcilik Bilgi Merkezi cumartesi günü yaptığı açıklamada, "son olay raporları... daha önce hedef alınan gemilere yardım veya kurtarma operasyonları sağlayan gemilerin de hedef alınma riski altında olabileceğini gösteriyor" denildi.

Ayrıca, “demir atmış gemileri, karaya oturmuş gemileri ve yardım gemilerini hedef alan saldırı modeli, gemi batırma girişiminden ziyade operasyonel belirsizlik yaratmaya ve rutin ticari trafiği caydırmaya odaklanmış bir kampanyayı gösteriyor” değerlendirmesinde bulundu.

Devrim Muhafızları Ordusu tarafından üstlenilen insansız hava aracı (İHA) ve füze saldırıları her zaman bağımsız kaynaklar tarafından doğrulanmıyor; bazıları günler sonra doğrulanıyor ve etkilenen gemilerin kimlikleri her zaman net değil. Dahası, kayıp rakamları da tutarlı değil.

İran'dan çelişkili mesajlar

İran petrolünü Hürmüz Boğazı üzerinden ihraç ediyor, ancak çelişkili mesajlar göndermesi nedeniyle niyetleri belirsizliğini koruyor.

2 Mart'ta, İslam Devrim Muhafızları Ordusu komutanının danışmanı Tuğgeneral İbrahim Cebari, İran'ın boğazdan geçmeye çalışan "herhangi bir gemiyi yakacağını" ve Körfez'den yapılan tüm petrol ihracatını engelleyeceğini söyledi.

Ancak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi perşembe günü yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'nı kapatma "niyetlerinin olmadığını" belirtti.

Enerji Bakanı Chris Wright ise ABD Donanması'nın Hürmüz Boğazı'ndan gemilere "mümkün olan en kısa sürede" eşlik etmeye hazırlandığını vurguladı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron salı günü yaptığı açıklamada, "Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz'i Akdeniz'e bağlayan Süveyş Kanalı olmak üzere iki önemli deniz koridorunda seyrüseferin kontrolünü yeniden sağlamak ve güvenliğini temin etmek amacıyla, askeri olanlar da dahil olmak üzere tüm araçları bir araya getirmeyi hedefleyen bir koalisyon kurma çalışmalarına başladığını" ifade etti.