Athena: Netflix, Fransa'daki şiddet dalgasını tahmin etti mi?

Netflix platformunda yayınlanan Athena filmi, öfkeli kalabalığın Fransız polisine karşı eylemini tarafsız bir bakış açısıyla ekrana yansıtırken daha çok iki taraf arasındaki çatışmayı izleyiciye aktarıyor

Athena film ile Fransa'nın güncel gerçekliği arasında Cezayirli iki genç olayların itici gücü olarak karşımıza çıkıyor (Netflix)
Athena film ile Fransa'nın güncel gerçekliği arasında Cezayirli iki genç olayların itici gücü olarak karşımıza çıkıyor (Netflix)
TT

Athena: Netflix, Fransa'daki şiddet dalgasını tahmin etti mi?

Athena film ile Fransa'nın güncel gerçekliği arasında Cezayirli iki genç olayların itici gücü olarak karşımıza çıkıyor (Netflix)
Athena film ile Fransa'nın güncel gerçekliği arasında Cezayirli iki genç olayların itici gücü olarak karşımıza çıkıyor (Netflix)

Sağir el-Hidri 

Fransa'da banliyö sakinleri ile polis arasında çıkan çatışmaları ve olayları yakından takip edenler, 23 Eylül 2022 tarihinde Netflix tarafından yayımlanan 'Athena' adlı filmdeki olaylarla arasında garip bir benzerlik fark edeceklerdir.

Bu benzerlik, çok sayıda Fransız sosyal medya kullanıcısı tarafından söz konusu filmden sahneleri yayınmlamaya itti.

Hatta bu filmin ikincisinin, Fransa'daki olayların seyriyle ilgili hicivli bir bakış açısıyla çekilebileceği bile söylenebilir. 

Romain Gavras'ın yönettiği film birçok eleştirmenden tam not aldı. Yönetmen Gavras, ilk olarak ilginç öyküsünün yanı sıra çekim formatı ve görüntü kalitesiyle iki ödül kazandığı Venedik Uluslararası Film Festivali ile uluslararası film festivallerine katılmaya başladı.

Film, bu dramatik bir hikaye üzerinden Fransa'da halen pek çok kişi tarafından göz ardı edilen bir dosyayı, yani özellikle Kuzey Afrika (Mağrip Bölgesi) ülkelerinden gelen göçmenlerin çocukları olan Fransız vatandaşı gençleri konu ediniyor ve özellikle Fransız yetkililere ve resmi makamlara karşı her zaman şiddet yanlısı ve isyankar olarak etiketlenen bu gençlere yönelik güvenlik güçlerinin muamelesini ele alıyor.

İdir ve Nael

Athena filmi ile Fransa'nın güncel gerçekliği arasında Cezayirli iki genç olayların itici gücü olarak karşımıza çıkıyor.

Filmde, İdir adında 13 yaşındaki bir çocuk, Fransız polisi tarafından öldürülür. Bunun üzerine İdir'in abilerinin başlattığı yaygın bir öfkeye yol açar.

Fransa'da son günlerde yaşanan olayların kaynağında ise 17 yaşındaki Nael M. adlı Cezayir kökenli bir gencin Fransız polisi tarafından öldürülmesinin yarattığı öfke Fransa'nın banliyölerinde kaosa neden oldu.

Film, İdir'in ölümünün ardından Fransız yetkililerin gerilimi azaltmak amacıyla düzenlediği basın toplantısıyla başlıyor.  

Ancak İdir'in kardeşi Karim'in Kuzey Afrika kökenli arkadaşlarıyla baskın düzenlediği basın toplantısında molotofkokteyli atmasıyla durum daha da kötüleşiyor.

Ardından emniyet müdürlüğüne biri saldırı düzenleniyor. Emniyet merkezinde güvenlik güçlerine ait silahlara ve arabalara el koyan kurbanın abisi, film yönetmeninin hayalindeki 'Athena' adlı mahalleye dönüp orada saklanıyor.

Olayların gelişmesiyle bir Fransız polisi, İdir'in katillerinin adalete teslim edilmesi karşılığında takas edilmek amacıyla kaçırılır.

Ancak yetkililer, kendi hikayelerine bağlı kalmakta ısrar ettikçe işler sarpa sarar. Bu da Fransa'ya aidiyet konusunda karışık duygular yaşamakla suçlananların daha fazla şiddete başvurmalarına ve farklı kökenlerden gelen Fransız ailelerin kendi içlerinde çatışmalarına yol açar.

Olayları daha da ilginç kılan, filmdeki çatışmanın, Kuzey Afrika kökenli Fransızlar ile diğerleri ve devlet arasındaki krizle sınırlı olmayıp, ailelerinin de kendilerinin başına bela olabilecek uçurumu ortaya koyarak daha da ileriye gitmesi.

İdir'in üç abisi vardır. Bunlardan biri küçük kardeşinin intikamını almaya çalışan Karim, diğeri yurtdışındaki operasyonlardaki gösterdiği cesaret ve kahramanlıklardan ötürü madalyalar alan ve ailesinin gurur, fakat düşmanları olarak gördükleri Fransız güvenlik ve askeri teşkilatlarıyla birlikte kendilerine ihanet ettiğini düşünen diğerleri için bir hayal kırıklığı kaynağı olan Fransa ordusuna mensup Abdel ve üçüncüsü kendi çıkarları için her şeyi yapmaya hazır olan bir uyuşturucu satıcısıdır.

Film, tıpkı şu an polisle çatışmaların yaşandığı Fransa'nın banliyöleri gibi otoritelere karşı başkaldıran bir bölge olarak tasvir edilen Athena'da geçtiği için gücünü zamanın ve mekanın birlikteliğinden alıyor.

Bu da hali hazırda asi, isyankar ve şiddet yanlısı çevreler olarak imajlarını pekiştiren klişelerden şikayetçi olan Kuzey Afrikalı toplulukların bu filme karşı duyduğu öfkeyi açıklıyor.

Göçmen çocukları arasındaki iç mücadeleyi yansıtan sahnelerden birinde Karim ve Abdel, Athena mahallesinin Fransız güvenlik güçlerine karşı ayaklanmasında karşı karşıya geliyorlar.  

Karim, yetkililerin kardeşinin güvenlik güçleri tarafından değil, aşırı sağcı bir grup tarafından öldürüldüğünü ortaya çıkardıklarında bunu reddediyor. Abdel ise buna ikna oluyor ve Kerim'i de ikna etmek için çabalıyor. 

Bu arada yetkililer, hem polisin özellikle Fransa'daki dördüncü nesil göçmenlerin çocuklarına karşı aşırı şiddet uyguladığını kabul etmiyor hem de Athena'daki durumu kontrol etme girişimlerinde çok sayıda güvenlik gücünü seferber etmekten çekinmiyor. Tıpkı son dönemde Fransa'da yaşanan olaylarda olduğu gibi.

Yönetmen Romain Gavras, coşkulu bir film müziği eşliğinde ve büyük bir cesaretle, Fransa'yı eski bir Yunan trajedisi (antik Yunan'da tiyatronun popüler bir şekli) biçiminde tasvir ediyor.

Belki de basın açıklamalarından birinde kendisinin ve Athena ekibinin filmin neden olabileceği tepkileri hiç düşünmediğini söylemesine neden olan da buydu.

Destansı sahneler

Athena filmi sadece gündeme getirdiği sorunla değil, muhteşem denebilecek sahnelerin üretildiği çekim tarzıyla ve özellikle Fransız polisinin mahalleye baskın yaptığı ve basın toplantısına düzenlenen saldırı sırasındaki öfke ve gerilim atmosferini yansıtan detayların yer aldığı 12 dakikalık tek seferde çekilen açılış sahnesiyle de övgüyü hak ediyor.

Görüntü yönetmeni Mathias Boucard'ın çekim ekibinin çıkardığı iş, baş rollerle ve yardımcı oyuncularla serbestçe hareket ederken, filmin trajik olaylarıyla tutarlı görünüyordu.

Uzun sahneler, ışığın doğru kullanılması ve oyuncuların ne yapacaklarını daha önce uzun uzadıya prova etmesi gibi konularda büyük bir özen gösterildiğini ortaya koyuyor. 

Filmin sahnelerindeki detayları dikkatle inceleyenler, uzun metrajlı filmlerden çok belgesellere daha yakın bir tarzda olduğunu düşünebilirler, fakat öfkeli kalabalığın Fransız polisine karşı tutumu karşısında tarafsızlığını korurken, daha çok iki taraf arasındaki çatışmayı izleyiciye aktarıyor.

Filmin vermek istediği mesajlarla özdeşleşen sahneler ve Fransız toplumundaki çelişkiler, özellikle de Abdel'in yaşadığı şüphe durumu ve polisten intikam almak konusunda kardeşiyle karşı karşıya gelmesi, ardından tutumunu değiştirmesi ve kaçırılan polisi kurtarmak için bir Fransız subaydan İdir'in katillerini getirmesini isterken telefonda ağlaması filmdeki olaylara trajik bir hava kazandırıyor.

İç savaşın habercisi

Halen uluslararası yarışmalarda ve festivallerde ödüller kazanan Athena filmi, taraflardan her birinin kendisini ve fikirlerini bu filmde görmesi Fransız siyasi çevrelerinde büyük yankı uyandırdı.

Aşırı sağcılara göre film, göç dalgasına karşı uyararak ve buna son verilmesi çağrısında bulunarak içinde yaşadığı kabusu yansıtıyordu.

Solcular için ise bu film, temel aldığı 'özgürlük, eşitlik ve kardeşlik' ilkelerine rağmen, Fransız toplumunun yaşadığı çelişkilerin ve dördüncü kuşak göçmenler ile Beşinci Cumhuriyet arasındaki derin uçurumun dikkate değer bir yansıması niteliğinde ve göçmen vatandaşlarla güvenlik güçleri arasındaki bu durum, bu önemli değerlerden biri olan eşitliği baltalıyor.

Belki de aşırı sağcı Eric Zemmour liderliğindeki Reconquête (Yeniden Fetih) Partisi'nin üyesi Gilbert Collard, filmin Fransa'da yaklaşmakta olan bir iç savaşın habercisi olduğu konusunda uyardı.

Collard, bu filmin partinin mesajlarının alındığının en önemli kanıtı olduğunu, fakat kimin bunu anlayacağının meçhul olduğunu söyledi.

Collard, özellikle Kuzey Afrika ve diğer ülkelerden gelen göçmenlerin topluma entegrasyonu ve tüm Fransızlara gerçek eşitliğin getirilmesi arasındaki ikilem nedeniyle bunu anlamanın biraz geç olabileceğini de sözlerine ekledi.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, aşırı sağcı partilerin göçmenlik konusundaki söylemlerinden birkaç kez uzak durmaya çalıştı, hatta daha da ileriye gitti ve Fransız cumhurbaşkanları ile banliyöler arasındaki muğlak ilişkiye son verme planlarını ilerleterek, yatırımcıları yetkililere işsizlikle mücadelede yardım etmeye ve banliyölerdeki gençlerin diğer Fransızlarla eşit şartlara sahip olmaları için istihdam olanakları sağlamaya çağırdı.

Ancak bu planlar, özellikle göçmenlerin çocukları ile Fransızların geri kalanı arasındaki eşitsizlikle mücadele istenen hedefe ulaşamadı.

Uluslararası arenada parıldayan ancak içeriden parçalanmış halde olan Fransa'da 'bir iç savaşın habercisi' olan Athena filminin verdiği mesaj da bu.

Aslında Fransız sinemasının varoş halkı ile Fransız devleti arasındaki kopuşa dair haykırışlar Athena filmiyle sınırlı değil ve devam ediyor.

Bunun yanında film, mevcut durumun sonucunu daha net ve açıklayıcı anlatabilirdi.

Adını doğrudan ünlü Fransız yazar Victor Hugo'nun romanından alan ve 2019 yılından beri sinemalarda gösterilen 'Sefiller' filmi, banliyö sakinleri ile Fransız kolluk kuvvetleri arasındaki ayrıma karşı uyarıda bulunuyor

Les Miserables filminin yönetmeninin de muhtemelen her an olayların patlayabileceğine dair net bir mesaj vermek isteyen Athena filminin senaryosunun yazarlarından Ladj Ly olması da dikkat çekici.

Hala uzun metrajlı film yazarlığı ve yönetmenliği konusunda el yordamıyla yol arayan bu yönetmenin düşünceleri gerçeğe büyük ölçüde yansıdığından bu mesajlar gerçeklikten ayrı tutulamaz.

Fransa'nın eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin 2005 yılında 'pislik' dediği banliyö sakinlerine yönelik ayrımcı ve ırkçı açıklamalarla tetiklenen olaylar, Fransızların hafızasında halen tazeliğini koruyor.

O sıra patlak veren kanlı olaylar 2 bin 700 kişinin tutuklanmasına yol açarken, en az 8 bin 700 araba yakıldı.

Cezayir asıllı genç Nael'in öldürülmesiyle de ülke şu an adeta kaynayan bir cadı kazanı gibi.

 

 

Independent Arabia - Independent Türkçe



Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC


Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
TT

Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)

Vatikan'dan üst düzey bir yetkili, Papa XIV. Leo'nun Donald Trump’ın sözde “Barış Kurulu” girişimine katılma davetini reddettiğini söyledi.

Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Papa'nın bu girişimle ilgili bir dizi endişesi olduğunu ve dolayısıyla "katılmayacağını" belirtti.

Parolin, "Bizim için çözülmesi gereken bazı kritik meseleler var" dedi.

Endişelerimizden biri, uluslararası düzeyde bu kriz durumlarını her şeyden önce BM'nin yönetmesi gerektiği. Bu, ısrar ettiğimiz noktalardan biri.

scvdf
Roma'daki pastoral ziyaretinden ayrılırken görülen Papa Leo XIV, "kritik meseleler" gerekçesiyle Donald Trump'ın Barış Kurulu'na katılmayacağını açıkladı (AFP)

Trump, başlangıçta Gazze'deki ateşkesi denetlemek ve Hamas'la İsrail arasındaki çatışmanın ardından Gazze'nin yeniden inşasını koordine etmek için tasarlanan kurula bir dizi dünya liderini davet etti.

Kapsamı o zamandan beri genişletildi ve Trump, bunun bir dizi küresel anlaşmazlığı ele almak için uygun bir yer olacağını söyledi. Bazıları bunu, ABD Başkanı'nın, defalarca amacına uygun olmamakla eleştirdiği Birleşmiş Milletler'e alternatif çok taraflı bir forum kurma çabası olarak görüyor.

Papa'nın Trump tarafından kurula katılmaya davet edildiğini daha önce Kardinal Parolin doğrulamıştı. Ocak ayında "Papa daveti aldı ve ne yapacağımızı değerlendiriyoruz; konuyu inceliyoruz" demişti.

O dönemde yönetim kuruluna katılma davetinin "cevap vermek için biraz zaman gerektirdiğini" ve "mali katılma talebinin gelmediğini" çünkü "bunu yapacak durumda olmadıklarını" söylemişti.

Trump, Barış Kurulu'nun Gazze'nin yeniden inşasına yardımcı olmak için şimdiden 5 milyar dolardan fazla kaynak taahhüt ettiğini iddia ediyor.

dfsvfd
Papa'nın sözcüsü, Vatikan'ın Trump'ın yönetim kurulunun Birleşmiş Milletler'in yerini alma ihtimaline dair bazı endişeleri olduğunu söyledi (AFP)

Ancak kurulun kadrosuyla ilgili endişeler var. Avrupa hükümetleri, Trump'ın Şubat 2022'den beri Ukrayna'yla savaşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i davet etmesine şaşırdıklarını belirtti.

Arap devletleri de 72 bin Filistinlinin ölümüne yol açan Gazze Savaşı'nı gerekçe göstererek Binyamin Netanyahu'nun dahil edilmesine öfke duydu.

Ve eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair'ın önemli rolüyle ilgili endişeler var; Blair, Trump'ın girişimle bağlantılı olarak açıkladığı ilk isimlerden biriydi. Blair'ın, Britanya'nın Irak savaşına katılımıyla ilgili uzun süredir devam eden eleştirilere rağmen, kurucu yürütme kurulunda yer alması bekleniyor.

Tartışmalara rağmen Ermenistan, Azerbaycan, Mısır, Macaristan ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil onlarca ülke kurula katılma sözü verdi.

Papa Leo, ilk Amerikalı papa seçildiğinden beri Trump'ın politikalarını tekrar tekrar eleştiriyor. Geçen yıl ekimde, başkanın sert göçmenlik politikalarının Katolik Kilisesi'nin "yaşam yanlısı" değerleriyle uyumlu olup olmadığını sorgulamıştı.

Roma'da medyaya yaptığı açıklamada, "Kürtaj karşıtı olduğunu söyleyen ama Birleşik Devletler'deki göçmenlere yapılan insanlık dışı muameleyi onaylayan biri, bunun yaşam yanlısı olup olmadığını bilmiyorum" demişti.

O dönemde Beyaz Saray bu yorumlara karşı çıkmıştı. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, "Bu yönetim altında Birleşik Devletler'de yasadışı göçmenlere insanlık dışı muamele yapıldığı iddialarını reddediyorum" demişti.

Bu yönetim, ulusumuzun yasalarını mümkün olan en insancıl şekilde uygulamaya çalışıyor ve biz kanunları uyguluyoruz. Bunu, burada yaşayan halkımız adına yapıyoruz.

csdvfgthy
Papa, ilk Amerikalı papa seçilmesinden bu yana, özellikle Trump'ın göçmenlik karşıtı sert yöntemleri konusunda ABD'yi eleştiriyor (AFP)

Kasımda Papa, kitlesel sınır dışı etmeleri ve göçmenlere yönelik muamele dahil Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını eleştiren ABD piskoposlarının mesajını desteklemişti. "Bence insanlara insanca davranmanın, sahip oldukları onura saygı göstermenin yollarını aramalıyız. Eğer insanlar Birleşik Devletler'de yasadışı olarak bulunuyorsa, bunun için yollar var. Mahkemeler var, bir adalet sistemi var" demişti.

Ancak insanlar iyi bir yaşam sürüyorsa ve birçoğu 10, 15, 20 yıldır bu şekilde yaşıyorsa, onlara en hafif tabirle son derece saygısız bir şekilde davranmak, ne yazık ki bazı şiddet olayları da oldu, bence piskoposlar kendilerini çok açık bir şekilde ifade etti. Birleşik Devletler'deki herkesi onları dinlemeye çağırıyorum.

Bu yıl ocak ayında Papa Leo, küresel çapta giderek artan "savaş hevesini" kınadığı güçlü bir konuşma yapmıştı. Trump'ı doğrudan adıyla anmasa da konuşması ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu zorla görevden alıp Amerikan topraklarına getirme operasyonundan sonra gerçekleşmişti.

Leo, 184 ülkenin diplomatlarına hitaben yaptığı konuşmada, "Diyaloğu teşvik eden ve tüm taraflar arasında uzlaşma arayan bir diplomasi, yerini kuvvete dayalı bir diplomasiye bırakıyor" demişti.

Savaş yeniden moda oldu ve savaş hevesi yayılıyor.

Independent Türkçe