Athena: Netflix, Fransa'daki şiddet dalgasını tahmin etti mi?

Netflix platformunda yayınlanan Athena filmi, öfkeli kalabalığın Fransız polisine karşı eylemini tarafsız bir bakış açısıyla ekrana yansıtırken daha çok iki taraf arasındaki çatışmayı izleyiciye aktarıyor

Athena film ile Fransa'nın güncel gerçekliği arasında Cezayirli iki genç olayların itici gücü olarak karşımıza çıkıyor (Netflix)
Athena film ile Fransa'nın güncel gerçekliği arasında Cezayirli iki genç olayların itici gücü olarak karşımıza çıkıyor (Netflix)
TT

Athena: Netflix, Fransa'daki şiddet dalgasını tahmin etti mi?

Athena film ile Fransa'nın güncel gerçekliği arasında Cezayirli iki genç olayların itici gücü olarak karşımıza çıkıyor (Netflix)
Athena film ile Fransa'nın güncel gerçekliği arasında Cezayirli iki genç olayların itici gücü olarak karşımıza çıkıyor (Netflix)

Sağir el-Hidri 

Fransa'da banliyö sakinleri ile polis arasında çıkan çatışmaları ve olayları yakından takip edenler, 23 Eylül 2022 tarihinde Netflix tarafından yayımlanan 'Athena' adlı filmdeki olaylarla arasında garip bir benzerlik fark edeceklerdir.

Bu benzerlik, çok sayıda Fransız sosyal medya kullanıcısı tarafından söz konusu filmden sahneleri yayınmlamaya itti.

Hatta bu filmin ikincisinin, Fransa'daki olayların seyriyle ilgili hicivli bir bakış açısıyla çekilebileceği bile söylenebilir. 

Romain Gavras'ın yönettiği film birçok eleştirmenden tam not aldı. Yönetmen Gavras, ilk olarak ilginç öyküsünün yanı sıra çekim formatı ve görüntü kalitesiyle iki ödül kazandığı Venedik Uluslararası Film Festivali ile uluslararası film festivallerine katılmaya başladı.

Film, bu dramatik bir hikaye üzerinden Fransa'da halen pek çok kişi tarafından göz ardı edilen bir dosyayı, yani özellikle Kuzey Afrika (Mağrip Bölgesi) ülkelerinden gelen göçmenlerin çocukları olan Fransız vatandaşı gençleri konu ediniyor ve özellikle Fransız yetkililere ve resmi makamlara karşı her zaman şiddet yanlısı ve isyankar olarak etiketlenen bu gençlere yönelik güvenlik güçlerinin muamelesini ele alıyor.

İdir ve Nael

Athena filmi ile Fransa'nın güncel gerçekliği arasında Cezayirli iki genç olayların itici gücü olarak karşımıza çıkıyor.

Filmde, İdir adında 13 yaşındaki bir çocuk, Fransız polisi tarafından öldürülür. Bunun üzerine İdir'in abilerinin başlattığı yaygın bir öfkeye yol açar.

Fransa'da son günlerde yaşanan olayların kaynağında ise 17 yaşındaki Nael M. adlı Cezayir kökenli bir gencin Fransız polisi tarafından öldürülmesinin yarattığı öfke Fransa'nın banliyölerinde kaosa neden oldu.

Film, İdir'in ölümünün ardından Fransız yetkililerin gerilimi azaltmak amacıyla düzenlediği basın toplantısıyla başlıyor.  

Ancak İdir'in kardeşi Karim'in Kuzey Afrika kökenli arkadaşlarıyla baskın düzenlediği basın toplantısında molotofkokteyli atmasıyla durum daha da kötüleşiyor.

Ardından emniyet müdürlüğüne biri saldırı düzenleniyor. Emniyet merkezinde güvenlik güçlerine ait silahlara ve arabalara el koyan kurbanın abisi, film yönetmeninin hayalindeki 'Athena' adlı mahalleye dönüp orada saklanıyor.

Olayların gelişmesiyle bir Fransız polisi, İdir'in katillerinin adalete teslim edilmesi karşılığında takas edilmek amacıyla kaçırılır.

Ancak yetkililer, kendi hikayelerine bağlı kalmakta ısrar ettikçe işler sarpa sarar. Bu da Fransa'ya aidiyet konusunda karışık duygular yaşamakla suçlananların daha fazla şiddete başvurmalarına ve farklı kökenlerden gelen Fransız ailelerin kendi içlerinde çatışmalarına yol açar.

Olayları daha da ilginç kılan, filmdeki çatışmanın, Kuzey Afrika kökenli Fransızlar ile diğerleri ve devlet arasındaki krizle sınırlı olmayıp, ailelerinin de kendilerinin başına bela olabilecek uçurumu ortaya koyarak daha da ileriye gitmesi.

İdir'in üç abisi vardır. Bunlardan biri küçük kardeşinin intikamını almaya çalışan Karim, diğeri yurtdışındaki operasyonlardaki gösterdiği cesaret ve kahramanlıklardan ötürü madalyalar alan ve ailesinin gurur, fakat düşmanları olarak gördükleri Fransız güvenlik ve askeri teşkilatlarıyla birlikte kendilerine ihanet ettiğini düşünen diğerleri için bir hayal kırıklığı kaynağı olan Fransa ordusuna mensup Abdel ve üçüncüsü kendi çıkarları için her şeyi yapmaya hazır olan bir uyuşturucu satıcısıdır.

Film, tıpkı şu an polisle çatışmaların yaşandığı Fransa'nın banliyöleri gibi otoritelere karşı başkaldıran bir bölge olarak tasvir edilen Athena'da geçtiği için gücünü zamanın ve mekanın birlikteliğinden alıyor.

Bu da hali hazırda asi, isyankar ve şiddet yanlısı çevreler olarak imajlarını pekiştiren klişelerden şikayetçi olan Kuzey Afrikalı toplulukların bu filme karşı duyduğu öfkeyi açıklıyor.

Göçmen çocukları arasındaki iç mücadeleyi yansıtan sahnelerden birinde Karim ve Abdel, Athena mahallesinin Fransız güvenlik güçlerine karşı ayaklanmasında karşı karşıya geliyorlar.  

Karim, yetkililerin kardeşinin güvenlik güçleri tarafından değil, aşırı sağcı bir grup tarafından öldürüldüğünü ortaya çıkardıklarında bunu reddediyor. Abdel ise buna ikna oluyor ve Kerim'i de ikna etmek için çabalıyor. 

Bu arada yetkililer, hem polisin özellikle Fransa'daki dördüncü nesil göçmenlerin çocuklarına karşı aşırı şiddet uyguladığını kabul etmiyor hem de Athena'daki durumu kontrol etme girişimlerinde çok sayıda güvenlik gücünü seferber etmekten çekinmiyor. Tıpkı son dönemde Fransa'da yaşanan olaylarda olduğu gibi.

Yönetmen Romain Gavras, coşkulu bir film müziği eşliğinde ve büyük bir cesaretle, Fransa'yı eski bir Yunan trajedisi (antik Yunan'da tiyatronun popüler bir şekli) biçiminde tasvir ediyor.

Belki de basın açıklamalarından birinde kendisinin ve Athena ekibinin filmin neden olabileceği tepkileri hiç düşünmediğini söylemesine neden olan da buydu.

Destansı sahneler

Athena filmi sadece gündeme getirdiği sorunla değil, muhteşem denebilecek sahnelerin üretildiği çekim tarzıyla ve özellikle Fransız polisinin mahalleye baskın yaptığı ve basın toplantısına düzenlenen saldırı sırasındaki öfke ve gerilim atmosferini yansıtan detayların yer aldığı 12 dakikalık tek seferde çekilen açılış sahnesiyle de övgüyü hak ediyor.

Görüntü yönetmeni Mathias Boucard'ın çekim ekibinin çıkardığı iş, baş rollerle ve yardımcı oyuncularla serbestçe hareket ederken, filmin trajik olaylarıyla tutarlı görünüyordu.

Uzun sahneler, ışığın doğru kullanılması ve oyuncuların ne yapacaklarını daha önce uzun uzadıya prova etmesi gibi konularda büyük bir özen gösterildiğini ortaya koyuyor. 

Filmin sahnelerindeki detayları dikkatle inceleyenler, uzun metrajlı filmlerden çok belgesellere daha yakın bir tarzda olduğunu düşünebilirler, fakat öfkeli kalabalığın Fransız polisine karşı tutumu karşısında tarafsızlığını korurken, daha çok iki taraf arasındaki çatışmayı izleyiciye aktarıyor.

Filmin vermek istediği mesajlarla özdeşleşen sahneler ve Fransız toplumundaki çelişkiler, özellikle de Abdel'in yaşadığı şüphe durumu ve polisten intikam almak konusunda kardeşiyle karşı karşıya gelmesi, ardından tutumunu değiştirmesi ve kaçırılan polisi kurtarmak için bir Fransız subaydan İdir'in katillerini getirmesini isterken telefonda ağlaması filmdeki olaylara trajik bir hava kazandırıyor.

İç savaşın habercisi

Halen uluslararası yarışmalarda ve festivallerde ödüller kazanan Athena filmi, taraflardan her birinin kendisini ve fikirlerini bu filmde görmesi Fransız siyasi çevrelerinde büyük yankı uyandırdı.

Aşırı sağcılara göre film, göç dalgasına karşı uyararak ve buna son verilmesi çağrısında bulunarak içinde yaşadığı kabusu yansıtıyordu.

Solcular için ise bu film, temel aldığı 'özgürlük, eşitlik ve kardeşlik' ilkelerine rağmen, Fransız toplumunun yaşadığı çelişkilerin ve dördüncü kuşak göçmenler ile Beşinci Cumhuriyet arasındaki derin uçurumun dikkate değer bir yansıması niteliğinde ve göçmen vatandaşlarla güvenlik güçleri arasındaki bu durum, bu önemli değerlerden biri olan eşitliği baltalıyor.

Belki de aşırı sağcı Eric Zemmour liderliğindeki Reconquête (Yeniden Fetih) Partisi'nin üyesi Gilbert Collard, filmin Fransa'da yaklaşmakta olan bir iç savaşın habercisi olduğu konusunda uyardı.

Collard, bu filmin partinin mesajlarının alındığının en önemli kanıtı olduğunu, fakat kimin bunu anlayacağının meçhul olduğunu söyledi.

Collard, özellikle Kuzey Afrika ve diğer ülkelerden gelen göçmenlerin topluma entegrasyonu ve tüm Fransızlara gerçek eşitliğin getirilmesi arasındaki ikilem nedeniyle bunu anlamanın biraz geç olabileceğini de sözlerine ekledi.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, aşırı sağcı partilerin göçmenlik konusundaki söylemlerinden birkaç kez uzak durmaya çalıştı, hatta daha da ileriye gitti ve Fransız cumhurbaşkanları ile banliyöler arasındaki muğlak ilişkiye son verme planlarını ilerleterek, yatırımcıları yetkililere işsizlikle mücadelede yardım etmeye ve banliyölerdeki gençlerin diğer Fransızlarla eşit şartlara sahip olmaları için istihdam olanakları sağlamaya çağırdı.

Ancak bu planlar, özellikle göçmenlerin çocukları ile Fransızların geri kalanı arasındaki eşitsizlikle mücadele istenen hedefe ulaşamadı.

Uluslararası arenada parıldayan ancak içeriden parçalanmış halde olan Fransa'da 'bir iç savaşın habercisi' olan Athena filminin verdiği mesaj da bu.

Aslında Fransız sinemasının varoş halkı ile Fransız devleti arasındaki kopuşa dair haykırışlar Athena filmiyle sınırlı değil ve devam ediyor.

Bunun yanında film, mevcut durumun sonucunu daha net ve açıklayıcı anlatabilirdi.

Adını doğrudan ünlü Fransız yazar Victor Hugo'nun romanından alan ve 2019 yılından beri sinemalarda gösterilen 'Sefiller' filmi, banliyö sakinleri ile Fransız kolluk kuvvetleri arasındaki ayrıma karşı uyarıda bulunuyor

Les Miserables filminin yönetmeninin de muhtemelen her an olayların patlayabileceğine dair net bir mesaj vermek isteyen Athena filminin senaryosunun yazarlarından Ladj Ly olması da dikkat çekici.

Hala uzun metrajlı film yazarlığı ve yönetmenliği konusunda el yordamıyla yol arayan bu yönetmenin düşünceleri gerçeğe büyük ölçüde yansıdığından bu mesajlar gerçeklikten ayrı tutulamaz.

Fransa'nın eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin 2005 yılında 'pislik' dediği banliyö sakinlerine yönelik ayrımcı ve ırkçı açıklamalarla tetiklenen olaylar, Fransızların hafızasında halen tazeliğini koruyor.

O sıra patlak veren kanlı olaylar 2 bin 700 kişinin tutuklanmasına yol açarken, en az 8 bin 700 araba yakıldı.

Cezayir asıllı genç Nael'in öldürülmesiyle de ülke şu an adeta kaynayan bir cadı kazanı gibi.

 

 

Independent Arabia - Independent Türkçe



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.