İran, neden Afrika'ya yöneliyor?

Tahran, Kara Kıta (Afrika) ile ilişkilerinin ilk aşamasında yayılma mekanizması olarak Şiiliğe dayandı

Reisi, 12 Temmuz'da Kenyalı mevkidaşı William Ruto ile Kenya'nın başkenti Nairobi'de bir araya geldi / Fotoğraf: AFP
Reisi, 12 Temmuz'da Kenyalı mevkidaşı William Ruto ile Kenya'nın başkenti Nairobi'de bir araya geldi / Fotoğraf: AFP
TT

İran, neden Afrika'ya yöneliyor?

Reisi, 12 Temmuz'da Kenyalı mevkidaşı William Ruto ile Kenya'nın başkenti Nairobi'de bir araya geldi / Fotoğraf: AFP
Reisi, 12 Temmuz'da Kenyalı mevkidaşı William Ruto ile Kenya'nın başkenti Nairobi'de bir araya geldi / Fotoğraf: AFP

Emani Tavil 

30 yıldır Afrika'yla ilgilenen İran, Afrika kıtasını İran'ın en önemli ilgi odaklarından biri olarak gören bir strateji geliştirdi.

Bu stratejinin iki belirleyicisi var. Bunlardan ilki, nükleer projesinin arka planındaki uluslararası kuşatmaya karşı koymak, diğeri ise yine aynı proje için ihtiyaç duyduğu uranyumu elde etmek.

Bu bağlamda İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin Afrika'nın doğusunda ve güneyinde yer alan üç ülkeye yaptığı ziyaret, türünün ilk örneği değil.

Daha önce de Mahmud Ahmedinejad, yoğun bir faaliyet göstermiş ve bunu İran'ın Afrika'yla etkileşiminde tam on yıl süren bir belirsizlik dönemi izlemişti.

Bununla birlikte Tahran, özellikle Afrika'ya İran ekonomisini canlandıran ve canlandırmaya devam eden küçük taksi ihracatı alanında ekonomik iş birliğini sürdürdü.   

Denebilir ki Tahran gerek mekanizmaları gerekse kendisiyle etkileşim halindeki tarafları değiştirmek bakımından stratejisini uygulamada büyük bir esnekliği muhafaza etti.

Buna bakarak İran'ın Afrika'ya yönelik stratejisinin birkaç aşamadan geçtiğini ve her bir aşamada izlenen politikalar açısından İran'ın Afrika konusunda dönüşümler geçirdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. 

İran-Afrika ilişkilerinin ilk aşamasında Tahran, Afrika'da yayılma mekanizması olarak Şiilik mezhebine dayandı. Hedefi, kıtada mezhep birliği temelinde Arap Körfezi'ne bağlı gördüğü Sünni yayılımın doğasını etkilemekti.

İran gerçekten de Afrika'nın batısında, özellikle de farklı zamanlarda hükümete karşı savaşan bir Şii ordusunun olduğu Nijerya'da kendisi için birçok dayanak noktası inşa etmeyi başardı.

Komorlar Devlet Başkanı'nın başmuhafızının 2008 yılında Şii olduğunu duyurmasının yanı sıra Sudan'da resmî olarak ilan edilmeyen yaygın Şiileşmeye dair sızıntılar, bu bağlamda dikkat çekici olabilir.

Bu, Sudan'ın Eylül 2014'te bilhassa halktan gelen talepler doğrultusunda Sudan'daki tüm İran hüseyniyelerini (Şii toplanma yerlerini) kapatma kararını anlaşılır kılabilir. 

Jeopolitik düzeyde İran, 1991'deki Sudan sahasını hareket noktası olarak belirleyerek kuzey ve güney arasında patlak veren ve İslami Kurtuluş Hükümeti'nin o dönemde askerî olarak bitirmeye çalıştığı Sudan iç savaşının gerekliliklerinden faydalandı. 

İran'ın Afrika ile etkileşiminin ikinci aşaması, 2006'daki Lübnan savaşının sonuçlarıyla hazır hale geldi. Bu dönemde İran'ın Afrika Boynuzu bölgesindeki varlığı, bu savaşın sonuçlarına bölgesel ve uluslararası tepkiler hesaba katılarak güçlendi. 

Bu bağlamda Tahran'da, İran'ın alışıldık dairesinin dışına çıkması ve Arap (Basra) Körfezi suları ile Hint Okyanusu sularının ötesindeki deniz etkinliği için yeni bir harita çizmeye çalışılması yönünde karar kılındı. Bu karar, çeşitli değerlendirmelere dayanıyordu. 

Bu değerlendirmelerden ilki de Afrika Boynuzu'nun Ortadoğu harekât sahasına ve Husi milislerin İran Devrim Muhafızları tarafından eğitildiği Yemen yakınlarındaki Babü'l-Mendeb Boğazı'na yakınlığıdır. 

İkincisi ise İran'a herhangi bir abluka dayatma girişimini kırmak ve deniz kuvvetlerinin etkinliğini Basra Körfezi ile Arap (Umman) Denizi'nin ötesine yaymak.

Bu stratejiyi uygulamak için ilk resmî adım 2009 yılında, başkent Cibuti'de Cumhurbaşkanı İsmail Ömer Gulle ile o zamanki İranlı mevkidaşı Mahmud Ahmedinejad arasında yapılan İran-Cibuti zirvesinden sonra atıldı.

Bu zirvenin sonucunda iş birliği için bir mutabakat zaptı imzalanmıştı. Bu mutabakat zaptında iki ülke vatandaşlarına giriş vizesi muafiyeti tanınması, eğitim merkezleri inşa edilmesi, İran Bankası tarafından Cibuti Merkez Bankası'na kredi verilmesi, ortak bir komite kurulup Cibuti'deki kalkınma sürecine katkı sağlanması, Cibutili öğrencilere Tahran üniversitelerinde eğitim bursu verilip bazı mali yardımlar sunulması gibi maddeleri yer alıyordu.

Tüm bu adımlar, İran'ın Afrika Boynuzu bölgesindeki etkinliğinin artmasını sonuç verdi. O kadar ki Somali'de Afrika Devrim Muhafızları adında bir oluşum ortaya çıktı. 

İran'ın uranyum ihtiyacının karşılanması meselesine gelince; mesela İran'ın Batı Afrika ülkeleriyle ilişkiler kurmaya hevesli olduğunu görüyoruz.

Gine de bu ülkelerden biri. 2007'de burada uranyum çıktı ve Tahran'la arasındaki ticaret sadece üç yıl zarfında yüzde 147 arttı.

İran, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin son turunda ziyaret ettiği Zimbabve ve Uganda gibi uranyum üreten ülkelerle ilişkilerini sağlamlaştırma konusunda da etkili faaliyet yürütüyor. 

İran-Afrika ilişkilerinin üçüncü aşaması, yakın zamanda Çin'in gözetiminde gerçekleşen İran-Suudi Arabistan yakınlaşmasının ve Kahire ile Tahran arasındaki ilişkilerin yeni bir bölgesel durumda birden fazla düzeyde normalleşmesinin sonucudur.

Söz konusu yeni bölgesel durum, genel olarak Arap-İran ilişkilerini güçlendirebilir ve İran'ın Afrika'da yüzleştiği zorlukların sınırlandırılmasına katkı sağlayabilir.

Bu zorluklar, İran'ın bilhassa eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani döneminde Kara Kıta'dan (Afrika) çekilmesinde etkili pay sahibidir.

Ruhani yönetiminde Yemen savaşı ve Polisario Cephesi krizi zemininde hem Körfez'de hem de Fas'ta bir İran gerilimine tanık olunmuştu.

İlk kriz için bir çözüm yolu bulunduysa da İran-Fas ilişkileri hâlâ ufukta görünüyor ve İran diplomasisinin özel ilgisini gerektiriyor. 

İran-Afrika ilişkilerine dair gelecek senaryoları, Tahran'ın bu aşamada ekonomik etkileşim mekanizmalarına odaklanıp mezhepsel sızma mekanizmalarından ya da Afrika Boynuzu çevresinde Devrim Muhafızları yoluyla askerileştirme teşebbüslerinden uzak durmasını gerektiriyor.

Zira başarısızlığı kanıtlanan bu mekanizmalar, İran'ın son on yılda Afrika'da gerilemesinin işaretlerinden biri sayılıyor.

Nitekim İran-Afrika Tacirler Kulübü'nün göstergelerine göre İran'ın Afrika ile Mart 2022'den Şubat 2023'e kadarki ticaret hacmi, 1,2 milyar doları geçmedi. 

İbrahim Reisi'nin ziyaretinin İran ilişkilerini ileri taşıması beklenebilir, zira ziyaret ettiği ülkelerde memnuniyetle karşılandı.

Bu belki de İran'ın Afrika'da uzun bir süredir dillendirdiği ‘Batı'nın Afrika kaynaklarını sömürmesine karşı koymak için güney ülkelerinin iş birliği kurması' gerektiği yönündeki söyleme dayanıyordur. Bu, Afrika'da özellikle genç kesimler arasında büyük bir yankı uyandırıyor.

Bununla birlikte bu, İran'ın halihazırda bu ilişkileri hızlandırmak için yeterli altyapıya sahip olmadığı gerçeğini ortadan kaldırmıyor.

Mesela Türkiye'nin 30 ülkede büyükelçiliği varken İran'ın sadece 20 Afrika ülkesinde büyükelçiliği var. Üstelik Türkiye, 45 Afrika ülkesiyle iş konseyi oluşturduktan sonra Ankara ile Afrika arasındaki ticaret hacmi 2021 yılında 34 milyar dolara ulaştı. Halbuki İran, Afrika'da geniş ölçekte böyle bir mekanizmadan yoksun. 

Bizce İran, Afrika'yı yalnızca maden kaynaklarına ihtiyaç duyduğu bir ticari ortak olarak görmeyip iki konuda büyük bir çaba sarf etmeli.

Birincisi, güney ülkelerinin kendi aralarında iş birliği hedefinin, Afrika'nın stratejik ihtiyaçlarının karşılanmasıyla bağlantılı olmasıdır ki bu, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin son ziyaretinde açıkça ifade edemediği bir şey.

Reisi, İran'ın, Şiiliği yayma çabasına ilişkin önceki uygulamalarının doğal bir sonucu olarak Afrika düzeyindeki niyetlerinin mahiyetine dair şüphelerle boğuştuğu bir zamanda yalnızca İran'ın ihtiyaçlarına odaklandı.  

Bu bağlamda kıtaya tarımda yardımcı olmak ve gıda güvenliğini sağlamak, İran ve Mısır gibi tüm orta güçteki ülkelerin katkıda bulunması gereken bir konudur.

Zira kıtanın doğusunda ve batısında, Sudan ve Ukrayna'daki savaşın şiddetlendirdiği bir kıtlık mevcut. 

Bu aşamada ekonomisi zorlu koşullardan geçen İran'dan Afrika'ya bir miktar yatırım pompalaması da beklenebilir. Çünkü bu yatırımların getirisi büyük ve olumlu bir etkiye sahip olacaktır. 

Özetle denebilir ki İran'ın Afrika'ya doğru yeni yönelimi, İran'ın ekonomik yeteneklerini destekleyecek Afrika kaynaklarına ihtiyaç duyan kötü ekonomik durumdan kaynaklandı.

Bunu mümkün ve gerçekçi kılansa İran'ın Arap bağlamında normalleşmesidir. Nitekim İran, büyük yüklerden ve önemli zorluklardan kurtuluyor ve bu da onu geçmiş dönemde Araplarla ilişkisini kuşatan bir çatışma haline alternatif olarak, Afrika'daki çıkarlarını karşılama ve bundan kazanç elde etme konusunda daha yetenekli ve özenli kılıyor.

 

Independent Arabia - Independent Türkçe



İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.


Tetteh: UNSMIL arabuluculuk çabalarında başarısız oldu

UNSMIL Başkanı Hanna Serwaa Tetteh (Getty)
UNSMIL Başkanı Hanna Serwaa Tetteh (Getty)
TT

Tetteh: UNSMIL arabuluculuk çabalarında başarısız oldu

UNSMIL Başkanı Hanna Serwaa Tetteh (Getty)
UNSMIL Başkanı Hanna Serwaa Tetteh (Getty)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, Libya Temsilciler Meclisi ile Devlet Yüksek Konseyi (DYK) arasında, ülkede bir çözüme ulaşmak için siyasi bir ‘yol haritasının’ uygulanmasına başlanması yönündeki arabuluculuk çabalarının başarısız olduğunu kabul etti.

Tetteh, BM'nin çabalarına rağmen Temsilciler Meclisi ile DYK arasında siyasi bir yol haritası için atılması gereken ilk iki adımının tamamlanmasında somut bir ilerleme kaydedilemediğini BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyelerine üzüntüyle bildirdi.

Libya'daki durumun, yargı sistemi de dahil olmak üzere ‘birçok alanda kötüye gittiğini’ belirten UNSMIL Başkanı, bunun ‘ülkenin birliği için ciddi sonuçlar doğuracağını’ söyledi.

Bunun ‘kırmızı çizgi olduğunu ve bu çizgiyi aşmanın devletin birliğini zedelediğini’ açıklayan Tetteh, Libyalı liderlere ‘gerginliği tırmandıracak adımlardan kaçınmaları ve birleşik yargıyı korumaya kararlı Libya yargı ve hukuk uzmanlarından oluşan Bağımsız Libya Arabuluculuk Komitesi ile iş birliği yapmaları’ çağrısında bulundu.