Baskı grupları: Derin devlet mi, anayasal hak mı?

ABD ‘lobicilerinin’ karar alma pozisyonları üzerindeki köklü etkisi.

ABD Kongre binası. (AP)
ABD Kongre binası. (AP)
TT

Baskı grupları: Derin devlet mi, anayasal hak mı?

ABD Kongre binası. (AP)
ABD Kongre binası. (AP)

‘Baskı grupları’ veya ‘lobiler’, birçok kişinin kalbinde şüphe ve soru uyandıran ifadelerdir. Bunlar, farklı siyasi, askeri, ekonomik veya sosyal gündemleri teşvik etmek ve bunların uygulanması için baskı yapmak amacıyla yıllardır ya da öyle olduğu söyleniyor, gizlice çalışan gruplardır.

Ortadoğu ile doğu arasındaki işbirliğinin meyvesi olan ‘Washington Report’, Amerikan baskı gruplarının çalışmalarını ve etkisini gözden geçiriyor, zaman zaman ABD’deki dengeleri ve güç terazilerini alt üst eden ve dengeyi bu grupların desteklediği grupların lehine çeviren bu etkinin derinliğine iniyor.

ABD baskı grupları

Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nin üst düzey personeli Jason Steinbaum, otuz yılı aşkın bir süre Kongre’de görev yaptı ve Chesterbrook Group’u kurmak için Kongre’den ayrıldı. Kongre’de görev yaptığı süre boyunca baskı gruplarıyla yakın şekilde çalışan Steinbaum, ABD’li baskı gruplarının basitleştirilmiş bir tanımını yaparak, “Belirli inançları destekleyerek ABD hükümetini etkilemeye çalışan insanlardır” dedi. Steinbaum sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bir baskı grubu üyesi herhangi biri olabilir, bir şirket, sendika veya çıkar grubu için çalışabilir. Ama aynı zamanda herhangi bir eyalette yaşayan ve farklı ilgi alanları olan biri de olabilir. Yol yapmak, sağlık hizmetlerini iyileştirmek istiyorsanız ve bu konuyu bölge yetkilisiyle görüşmek istiyorsanız, bir baskı grubunun üyesi oluyorsunuz.”

Fotoğraf Altı: ‘K Street’, Washington'daki lobilerin toplanma merkezi. (Getty)
‘K Street’, Washington'daki lobilerin toplanma merkezi. (Getty)

Gerçekten de ‘baskı grubu’ veya ‘lobi’ terimi, eski Başkan Ulysses S. Grant’ın yönetime altında, ABD’nin başkenti Washington’da Willard Hotel lobisinde oturduğu ve insanların ‘savundukları politikalar hakkında’ onunla konuşmaya geldiği 19’uncu yüzyıla kadar uzanıyor.

Wall Street Journal’ın araştırmacı muhabiri Brody Mullins, ABD hükümetinin kurucu ilkelerinden (ifade özgürlüğü hakkı ve hükümete görüş bildirme hakkı) birini temsil ettiğini belirterek baskı gruplarının önemine değindi. Mullins, bunun ‘herkesin, bireylerin veya kurumların Kongre’ye gelip onları ilgilendiren herhangi bir konuyu sunabileceği’ anlamına geldiğine dikkat çekti.

Ancak Mullins, zamanla kötüleşen temel bir sorunun altını çizerek, bu sorunun ‘lobicilere para ödeyenlerin veya lobicileri kullananların çoğunun büyük şirketler olması’ olduğunu söyledi. Muhabir, “Bu nedenle Kongre, belirli bir politika hakkında kamuya veya bir sektöre ağırlık verdiğinde özel baskı grupları, bireylerin çıkarlarını savunanlardan çok daha ağır basacaktır” şeklinde konuştu.

Baskı grubu Miller Wenhold Capitol Strategies’te aktivist David Weinhold, lobi çalışmalarını savunarak, “Bu, ABD siyasetinde o kadar temel ki, anayasanın ilk değişiklik hakkı içinde somutlaşıyor. Kurucu babaların arzusu buydu. Yani herkesin hükümetine katılma hakkına sahip olmasını sağlamak” dedi.

Weinhold, baskı gruplarının çalışmasına ilişkin bir yanlış anlaşılma olduğuna dikkati çekerek, “Bazıları, işimizin doğasını anlamadıkları için bunun yozlaşmış bir ticari organizasyon olduğunu varsayıyor” ifadesini kullandı. Milletvekilleriyle kapsamlı bir şekilde çalışan Weinhold sözle,rn, şöyle sürdürdü:

“İşimiz etkili olmak, evet, ama aynı zamanda belirli konularda yönlendirme ve tavsiye sağlamak. Yasa koyucular, Kongre’den önce gelen her yasa tasarısı hakkında derinlemesine uzmanlığa sahip olamazlar. Bizim işimiz onlara her yasa tasarısının nüanslarını sağlamak. Kongre personeli, belirli tasarılar hakkında nüanslar ve ayrıntılı bilgi sağlamak için lobi gruplarına güvenir.”

Para etkisi

Steinbaum, baskı gruplarının Kongre üyelerini belirli konularda yönlendirmedeki önemine işaret ederek, bu teoriye destek verdi. Ancak bu grupların, kendilerine getirilen kısıtlamalara rağmen Kongre üyelerine fon sağlama konusunda neden bu kadar etkili olduğuna da değindi. Ayrıca, “Bazı baskı grupları, yasa koyucuların siyasi katkılarıyla bağlantılıdır ve burası, Kongre’de işlerin parayla ilgili olduğu yerdir” dedi.

Fotoğraf Altı: ABD’li Gun Lobby geçen nisan ayında Indiana’da yıllık toplantısını düzenledi. (Getty)
ABD’li Gun Lobby geçen nisan ayında Indiana’da yıllık toplantısını düzenledi. (Getty)

Mullins, bu etkinin ayrıntılarına ilişkin “Bugünlerde Kongre üyelerinin yeniden seçilmek için milyonlarca dolara ihtiyacı var” dedi. Kongre üyelerinin kampanyalarına yapılan bağışlara önemli ölçüde katkıda bulunan baskı gruplarının rolü burada devreye giriyor. Zira bu, söz konusu taraflara aynı miktarda paraya sahip olmayan diğer kişilerin aksine, yasa koyucularla doğrudan iletişim kanalları açar.

Yasal kısıtlamalar

Weinhold, lobiciliğin yalnızca Washington’da 4 milyar dolarlık bir endüstri olduğunu belirterek, “Bu çok büyük bir miktar. Çeşitli endüstriler, yasa koyucularla zaman satın almaya çalışıyor. Çok meşguller ve herkesle görüşmek için çaba harcıyorlar” dedi.

Kongre, kampanyalar sırasında kongre lobicilerinin çalışmalarına ve seçim katkılarına sınırlar koyuyor. Steinbaum ise bu kısıtlamalar hakkında şunları söyledi:

“Bir bireyin veya ‘PAC’ olarak bilinen Seçim Komisyonu'nun ne kadar katkıda bulunabileceği konusunda yasalar konmuştur. PAC, seçim döngüsü başına 5 bin dolar, bir kişi ise seçim döngüsü başına 3 bin 300 dolar katkıda bulunabilir.”

Baskı gruplarının seçim kampanyalarındaki çalışmaları üzerindeki kısıtlamalar ile Kongre Binası’ndaki çalışmaları arasındaki farka da değinen Steinbaum, “Kongre binasında siyasi katkıların dağıtılması yasa dışıdır. Örneğin hiçbir çalışan bir lobiciden bir fincan kahve veya yiyecek kabul edemez. Bu yasalar, yasa dışı etki izlenimini ortadan kaldırmak için tasarlanmıştır. Ama bence bazı yasalarda çok ileri gidebilecek durumlar var” açıklamasında bulundu. Jason Steinbaum, bu kısıtlamaların Kongre’deki çalışanların çalışmasını zorlaştırdığı bazı durumlardan da örnek verdi:

“Bazen çalışanlar olarak durumu değerlendirmek için belirli yerlere gidiyoruz. Örneğin çiftçi toplulukları veya enerji projeleri için yasalar yapıyorsak, bu projeleri görmeye gidiyoruz ve bazı sorular sormak için yerel halkla bir araya geliyoruz. (…) Bazen de özellikle de son zamanlarda, sorun yaşıyoruz. Çünkü lobiciler gezilerinde veya ziyaretlerinde personele veya bir kongre üyesine eşlik edemiyor.”

Brody Mullins ise Kongre üyelerine katkılarına kısıtlamalar getiren yasaların yürürlüğe girmesinin ardından, baskı gruplarının geçmiş yıllardaki çalışmalarına nazaran büyük farklılıklar olduğunu söyledi:

“50 yıl önce çok az kanun vardı. Lobicilerden veya şirketlerden çantalar dolusu para alan Kongre üyelerinin hikayelerini duyuyoruz. Bu şu anda gerçekleşmiyor ve yasa dışı. Şu anda kongre lobicilerinin faaliyetlerinde bir dereceye kadar şeffaflık var. Bir lobicinin bir Kongre üyesine ödediği veya verdiği her dolar hızla ilan ediliyor ve internet üzerinden açıklanıyor.”

Fotoğraf Altı: ABD silah lobisi, en önde gelen Amerikan baskı gruplarından biri olarak biliniyor. (NRA resmi internet sitesi)
ABD silah lobisi, en önde gelen Amerikan baskı gruplarından biri olarak biliniyor. (NRA resmi internet sitesi)

Silah lobisi

Şarku’l Avsat’ın OpenSecrets internet sitesinden edindiği resmi verilere göre 2022'de lobicilik gruplarına en çok harcama yapanlar, lobicilik için yılda yaklaşık 82 milyon dolar harcayan National Real Estate Corporation, Amerikan Ticaret Odası ve ardından İlaç Araştırma Grubu ve Amazon ve Meta gibi şirketler. İlginç bir şekilde, ABD’deki yaygın etkilerine rağmen Ulusal Silah Birliği (NRA) gibi kuruluşlar listede yok. Jason Steinbaum, bunun nedenini “NRA veya silah lobisi, makul miktarda para sağlıyor. Ancak diğer büyük bağışçılar ve baskı gruplarıyla karşılaştırıldığında bir hiçtir. Bu lobi, katkılarından dolayı değil, silah taşıma hakkını destekleyen seçmenlerin gücü nedeniyle çok etkilidir” ifadeleriyle açıkladı.

Brody Mullins ise bu yaklaşımı şu ifadelerle açıkladı:

“Ulusal Silah Birliği’nin etkisi, destekçilerinin sayısından kaynaklanmaktadır. Büyük şirketlerin desteğini almıyorlar. Seçim kampanyalarına büyük meblağlar bağışlamıyorlar. Lobicilere çok para harcamıyorlar. Ancak avlanmak, ateş etmek ve silahlarını korumakla ilgilenen milyonlarca insanı örgütlüyorlar ve bu silahları korumak için birçok teşvikleri var. Bu insanlar milletvekillerine veya Kongre üyelerine dönerek onlara şöyle diyorlar: Silahlarımızı elimizde tutmamıza izin vermezseniz, sizi seçmeyiz. Bu da milletvekilleri üzerinde baskı oluşturmaya yeter.”

Teknoloji şirketleri ve yabancı ülkeler

Teknoloji şirketlerinin etkisi son yıllarda önemli ölçüde arttı ve Kongre’de onlara sınır getirilmeye çalışılıyor. David Weinhold, Facebook gibi bir şirketin başlangıçta ‘lobici oyununa’ katılmayı reddettiğini vurguladığı açıklamasında şunları söyledi:

“Facebook’u başkent Washington’a ilk tanıttığımda, arkasındaki insanlar Washington oyununu oynamayacaklarını ve lobi yapmayacaklarını söylediler.”

Ancak şimdi, en büyük lobilere sahipler çünkü hükümet düzenlemelerinin çok büyük olduğunun farkındalar. Aynı şekilde Weinhold, “2022 yılında elektronik sektörü bu kitlere 220 milyon dolar harcadı” şeklinde konuştu.

Mullins, yerel lobilere ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Dış lobilerin etkisine dikkat çekti. Wall Street Journal muhabiri, “Bazı yabancı ülkelerin ‘hükümet üzerinde vatandaşlardan daha fazla etkiye sahip olmak’ için baskı grupları kullanabilmesi, çoğu yurttaş için biraz rahatsız edici olabilir sanıyorum” dedi.

Dış baskı gruplarının çalışmalarını düzenleyen yasalar, çok katı olan ve çok daha fazla izin gerektiren yerel lobilerden tamamen farklı. Konuyla ilgili olarak Mullins, “Çok para harcayan, dış yardım almak için lobiciler tutan veya silah satışının gerçekleşmesini sağlayan birçok büyük ülke var. Bu bir süredir oluyor. Bana göre lobicilik sektörünün bu kısmı sürekli büyüyor ve bunu endişe verici bulan birçok insan mevcut” şeklinde konuştu.

Aynı şekilde Weinhold ise baskı gruplarında Çin gibi ülkelerin etkisine dikkat çekerken, “2022’de Çin, lobicilik grupları için 62 milyon dolarlık harcama açıkladı. Bu, Washington'a yönelik yüksek bir dış etki yüzdesinin de olduğunu gösteriyor” ifadesini kullandı.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.