Nijer’de siyasi çıkmaz ve sertleşen askeri ton ortasında karar anı yaklaşıyor

ECOWAS heyeti ve askeri konsey arabuluculuğunun başarısızlığına karşı tehditlere boyun eğilmesi reddediliyor.

Eylemciler, Nijer’in başkenti Niamey’de 3 Ağustos 2023’te düzenlenen yürüyüş kapsamında, Ulusal Meclis’in girişinde ve çatısında duran eylemciler. (EPA)
Eylemciler, Nijer’in başkenti Niamey’de 3 Ağustos 2023’te düzenlenen yürüyüş kapsamında, Ulusal Meclis’in girişinde ve çatısında duran eylemciler. (EPA)
TT

Nijer’de siyasi çıkmaz ve sertleşen askeri ton ortasında karar anı yaklaşıyor

Eylemciler, Nijer’in başkenti Niamey’de 3 Ağustos 2023’te düzenlenen yürüyüş kapsamında, Ulusal Meclis’in girişinde ve çatısında duran eylemciler. (EPA)
Eylemciler, Nijer’in başkenti Niamey’de 3 Ağustos 2023’te düzenlenen yürüyüş kapsamında, Ulusal Meclis’in girişinde ve çatısında duran eylemciler. (EPA)

Nijer’deki durum, hem içeride hem de dışarıda daha fazla gerilme doğru evriliyor ve bu kontrolden çıkma tehdidi oluşturuyor. İçeride, son saatlerde darbeciler devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum’a baskı uyguluyor. Bazoum, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın bir kanadına kapatılmış olmasına rağmen, birden fazla kez görüştüğü Fransa Cumhurbaşkanı da dahil olmak üzere Batılı liderlerle iletişim kurabiliyor. Ayrıca arabuluculuk yapmaya çalışan Çad Devlet Başkanı Mahamat Idriss Deby’yi de kabul etti.

Bazoum, eşi ve oğluyla birlikte Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın bir kanadında tutuluyor. Niamey’den edinilen bilgiye göre alıkoyulduğu kanadın elektriği kesildi. Öyle görünüyor ki ABD merkezli Washington Post gazetesine ulaşan ve hızlı yardım çağrısı içeren makalesi, dış dünyayla son teması olacak. Aynı şekilde Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğu’nun (ECOWAS) darbeci liderlerle ve devrik Cumhurbaşkanı ile görüşmek üzere Niamey’e gönderdiği heyet, hayal kırıklığıyla Abuja’ya geri döndü. Ne darbeci lider ne de Cumhurbaşkanı Bazoum ile görüşebildi. Bu da Nijerya Cumhurbaşkanı Bola Tinubu’nun belirttiğine göre dostane çözüm arayışlarının çıkmaza girdiği anlamına geliyor.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre eski Nijerya Devlet Başkanı Abdulsalami Abubakar ve üst düzey ECOWAS yetkililerinin başkanlık ettiği heyet, darbecileri hareketlerinden geri adım atmaya ikna etmek, ülkede anayasal düzeni yeniden sağlamak ve koşulları ve belki de Afrika örgütünün darbe liderlerine sağlayabileceği garantileri ve son tarihleri görüşmek üzere görevlendirildi.

Fotoğraf Altı: Nijer’de gerçekleşen darbeyi destekleyenler Rusya bayrağını dalgalandırdı.
Nijer’de gerçekleşen darbeyi destekleyenler Rusya bayrağını dalgalandırdı.

Bakanlar tutuklandı

Darbeciler bununla da yetinmeyerek, birkaç günlük tereddütten sonra bir grup bakan, güvenlik görevlisi ve politikacıyı tutuklamaya devam etti. Tutuklanan politikacılar, Cumhuriyet Sarayı yakınlarındaki sıkı korunan bir binaya yerleştirildi. Bu çerçevede askeri konsey, Nijer’in Fransa, ABD, Nijerya ve Togo’daki büyükelçilerinin görevlerine son verilmesi kararı aldı.

Dış cephede ise askeri yetkililer, hükümete bağlı iki Fransız medya kuruluşunun (France 24 TV ve Radio France Internationale) yayınını kesti. Bu bağlamda ‘France Media of the World’ adlı harici bir yayın kuruluşundan yayın yapılıyor. Bu durum, Fransa hükümetini sert bir yanıt vermeye yöneltti.

Fransa Dışişleri Bakanlığı, basın ve ifade özgürlüğünü koruma ve gazetecileri koruma konusundaki kararlılığını dile getirdi. Ayrıca Paris, basın karşıtı önlemlerin, darbeciler tarafından yürütülen otoriter baskı zemininde geldiğini dile getirdi. Bu çerçevede Nijer, iki darbeden sonra ortaya çıkan iki askeri konsey tarafından yönetilen Mali ve Burkina Faso’nun izlediği yolu takip ediyor.

Fransa’nın durumu farklı

Fransa, ABD, İngiltere veya diğer Batılı ülkelerden farklı olarak, Nijer’de siyasi, ekonomik ve askeri varlığı olan Almanya ve İtalya gibi günden güne yerel yönetimlerin hedef tahtasında beliriyor. Nijer ordusu, Paris’i ‘güvenlik durumu gerekçesiyle vatandaşlarını sınır dışı etmeye’ iten nedenlere anlam veremiyor. Darbeci liderlere göre hiçbir Fransız vatandaşı, tehdit edilmedi veya saldırıya uğramadı. Ulusal Gün münasebetiyle yapılan gösteriler, sakin geçti. Darbecilere desteklerini ifade etmek için meydanlara ve sokaklara dökülen göstericiler, güvenlik güçleri tarafından sıkı koruma sağlanan Fransa büyükelçiliğine yaklaşmadı. Paris’in kararı, diğer ülkeleri (İtalya, Almanya, ABD ve İngiltere gibi…) vatandaşlarını tamamen veya kısmen tahliye etmeye sevk etti.

Askeri konsey tarafından yapılan son duyuru, Niamey ile Paris arasında imzalanan çok sayıda askeri anlaşmanın iptali oldu. Bunlardan en önemlisi 10 yıl önce imzalanan savunma anlaşması. Bir askeri konsey üyesi, devlet televizyonu üzerinden yapılan açıklamada Fransa’nın kayıtsız tavrı karşısında olduğunu belirtti. Üye, “Ulusal Anavatanı Koruma Konseyi, bu ülke (Fransa) ile güvenlik ve savunma alanında iş birliği anlaşmalarını geçersiz kılmaya karar verdi” dedi.

Cumhurbaşkanı Bazoum’un, Fransa’nın Mali’den çektiği Barkhane gücünün bir kısmını Nijer üslerine konuşlandırmasını kabul ettiğini belirtmek gerekiyor. Ayrıca daha sonra Burkina Faso’dan çekilen komando kuvvetine ev sahipliği yapmayı da kabul etti. Bu durum, Fransa açısından Nijer’i, Paris’in Sahel bölgesindeki radikalizm yanlısı ve terör örgütleriyle mücadele çabalarında kullandığı ana askeri üs haline getirdi.

Fotoğraf Altı: Protestocular, Niamey’deki Fransız Büyükelçiliği önünde Nijer ordusu lehine slogan attılar. (AFP)
Protestocular, Niamey’deki Fransız Büyükelçiliği önünde Nijer ordusu lehine slogan attılar. (AFP)

Paris reddetti

Paris, darbe makamlarının kararına, yalnızca meşru Nijer makamlarının Fransa tarafından tanındığını teyit ederek yanıt verdi.

Ancak gözlemciler, bunu beklenen bir adım olarak nitelendirdi. Niamey, daha önce Bamako ve Vagadugu’da olanları taklit ediyor. Ancak eğer gerçekleşirse, Fransız kuvvetlerinin geri çekilmesi bir gecede gerçekleşemez, bunun yerine askeri konsey ile müzakereler ve zaman çizelgesi üzerinde bir anlaşmaya varılması gerekir.

Paris’in Çad, Fildişi Sahili ve Senegal’de askeri üsleri olduğu göz önünde bulundurulduğunda, Paris açısından zorluk, geri çekilen kuvveti alacak bir Afrika ülkesi bulmak olacaktır. Öte yandan askeri konsey tarafından Nijer’de çeşitli çerçevelerde bulunan iki ABD askeri üssü veya Alman, İtalyan ve Belçikalı askerler hakkında herhangi bir bildiri yayınlanmadı. Bu gerçeklik, yabancılaşmanın genel olarak Batı ile değil, özellikle eski sömürge ülke ile olduğunu daha açık bir şekilde gösteriyor.

Ülkedeki durumun çıkmaza girmesi, ECOWAS’ın darbecilere Muhammed Bazoum’u yeniden cumhurbaşkanlığı pozisyonuna getirmeleri için verdiği sürenin sona yaklaşması karşısında öyle görünüyor ki süreç, askeri müdahaleye doğru daha hızlı ilerliyor. Afrika Örgütü’ne üye 11 ülkenin Genelkurmay Başkanları toplantıları Abuja’da sona erdi. Nijer askeri konseyindeki ikinci adamın askeri güç kullanımı çağrısında bulunan ECOWAS cephesine karşı bir cephe kurulmasını görüşmek üzere Bamako ve Vagadugu’ya yaptığı ziyaret de sona erdi.

Fotoğraf Altı: ECOWAS grubunun askeri yetkilileri, çarşamba günü Abuja’da Nijer krizini görüştü. (EPA)
ECOWAS grubunun askeri yetkilileri, çarşamba günü Abuja’da Nijer krizini görüştü. (EPA)

Tehditlere boyun eğme reddedildi

Bu çerçevede cumhurbaşkanlığı muhafızlarının eski başkanı, askeri konsey başkanı ve bugün fiilen komutan olan General Abdurrahman (Ömer) Tchiani, herhangi bir tehdide teslim olmayı reddettiğini, Nijer’in iç işlerine her türlü müdahaleyi reddettiğini ve güçlerinin onları hedef alan herhangi bir askeri harekata yanıt vermeye hazır olduğunu açıkladı. Konsey tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Nijer devletine yönelik herhangi bir saldırı veya saldırı girişimi, üyeliği askıya alınan dost ülkeler (Burkina Faso ve Mali) haricinde örgütün herhangi bir üyesine Nijer savunma ve güvenlik güçleri tarafından uyarı yapılmaksızın anında verilecek bir yanıta tanık olacaktır.”

Bu iki ülke daha önce, Nijer’e yönelik herhangi bir hedef almanın kendilerine karşı bir ‘savaş ilanı’ olarak kabul edileceği ve bunun da askeri müdahalelerini gerektireceği konusunda uyarıda bulunmuştu.

Senegal Dışişleri Bakanı Aissata Tall Sall ise ECOWAS’ın askeri müdahale kararı alması halinde ülkesinin Nijer’de düzenlenecek bir askeri operasyona katılmaya ve Nijer’e asker göndermeye hazır olduğunu açıkladı. Paris’te dolaşan bilgilere göre Fildişi Sahili ve Benin de katılmaya hazır. Nijer Cumhurbaşkanı’nın ‘dostane bir çözüme’ bağlı olduğunu belirtmesine rağmen Nijer kuvvetleri, askeri gücün ana arteri olacak.

Ancak böyle bir çözümün yokluğunda, darbelerin bulaşıcı olmasından korkan ve kendisini ‘Batı Afrika’da istikrarı koruyan, demokratik rejimleri destekleyen ve darbe seçeneğini reddeden’ etkili bir güç olarak empoze etmek isteyen Abuja, müdahaleden geri adım atmanın ECOWAS’a güvenilirliğini kaybettireceğini düşünüyor. Bu durum, yakın zamanda iktidara gelen başkanı Bola Tinubu’ya yansıyacak. Kendisi, demokratik olmayan yollarla gerçekleşen siyasi değişimi reddeden en güçlü isimlerden biri ve Sahel ve Batı Afrika’daki darbecilerin de dahil olduğu geniş bir cephenin kurulmasına da son vermek istiyor.

Fotoğraf Altı: Nijer’den tahliye edilenler, Paris’teki Charles De Gaulle Havalimanı’nda medyaya açıklamalarda bulundular. (AP)
Nijer’den tahliye edilenler, Paris’teki Charles De Gaulle Havalimanı’nda medyaya açıklamalarda bulundular. (AP)

Müdahale isteksizliği

Geriye, ilki Fransa ve ABD pozisyonlarıyla ilgili olan son bir çift soru kalıyor. Elbette Paris ve Washington, ECOWAS’ı teşvik ediyor ancak kesinlikle doğrudan müdahale etmek istemiyorlar ve ‘geriden liderlik’ ilkesiyle çalışmaya gayret gösteriyorlar. Ancak olayların gidişatını değiştirebilirler. İkinci yön ise askeri müdahaleye izin veren ‘yasal örtü’ ile ilgili. Prensip olarak, üçüncüsü olmayan iki yol var. Birincisi, Rusya ve Çin’in veya her ikisinin birlikte olası ‘vetosu’ nedeniyle pek olası olmayan Birlemiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden (BMGK) bir karar almaktır. İkincisi de uluslararası toplumun Nijer’in tek meşru başkanı olarak gördüğü Başkan Bazoum’un resmi talebinin ortaya çıkmasıdır. Gündemde ise şu soru var: Bazoum tarafından geçen perşembe akşamı Washington Post’ta yayınlanan, kendisini bir ‘rehine’ olarak gördüğü ve ABD hükümetini ve tüm uluslararası toplumu ‘anayasal düzeni yeniden tesis etmeye yardım etmeye’ çağıran mesaj, ülkesine askeri müdahale için resmi bir çağrı olarak kabul edilecek mi?

Cevabı ilerleyen günlerde belli olacak...



İran Devrim Muhafızları: Savaşın sonunu biz belirleyeceğiz

Tahran'da vurulan bir petrol depolama tesisinden yükselen yoğun bir duman sütunu (AP)
Tahran'da vurulan bir petrol depolama tesisinden yükselen yoğun bir duman sütunu (AP)
TT

İran Devrim Muhafızları: Savaşın sonunu biz belirleyeceğiz

Tahran'da vurulan bir petrol depolama tesisinden yükselen yoğun bir duman sütunu (AP)
Tahran'da vurulan bir petrol depolama tesisinden yükselen yoğun bir duman sütunu (AP)

İran Devrim Muhafızları bugün, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a karşı savaşın “çok yakında” sona ereceğini açıklamasının ardından, İran'ın Ortadoğu'daki “savaşın sonunu belirleyeceğini” vurguladı.

Devrim Muhafızları sözcüsü İran medyasında yayınlanan bir açıklamada, “Savaşın sonunu biz belirleyeceğiz” diyerek, “Bölgenin denklemleri ve gelecekteki durumu artık silahlı kuvvetlerimizin elinde. ABD güçleri savaşı sona erdirmeyecek” ifadesini kullandı.

Devrim Muhafızları, ABD ve İsrail'in saldırıları devam ederse İran'ın bölgeden “tek bir litre petrolün” bile ihraç edilmesine izin vermeyeceğini vurguladı.


İran, saldırı “iddiaları” konusunda Türkiye ile iş birliği yapmaya hazır

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran'daki bir askeri üretim merkezine yaptığı ziyaret sırasında (Arşiv-DPA)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran'daki bir askeri üretim merkezine yaptığı ziyaret sırasında (Arşiv-DPA)
TT

İran, saldırı “iddiaları” konusunda Türkiye ile iş birliği yapmaya hazır

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran'daki bir askeri üretim merkezine yaptığı ziyaret sırasında (Arşiv-DPA)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran'daki bir askeri üretim merkezine yaptığı ziyaret sırasında (Arşiv-DPA)

İran medyası dün, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a, Tahran'ın Türkiye'ye füze saldırısı düzenlediği “iddialarını” araştırmak için ortak bir ekip kurmaya hazır olduğunu bildirdiğini duyurdu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye dün, NATO savunma sistemlerinin hava sahasını ihlal eden ikinci bir İran balistik füzesini düşürdüğünü açıkladı ve benzer tehditlere karşı önlem alacağı uyarısında bulundu. Bu, bir hafta içinde düşürülen ikinci İran füzesi.


Irak'ta siyaset ve silahlar: Hamaney suikastının ardından zorlu sınav

Irak İçişleri Bakanlığı bünyesindeki Patlayıcılarla Mücadele Müdürlüğü görevlileri, ülkenin orta kesimlerindeki Babil ilinin Hilla kenti yakınlarındaki Siyahe bölgesinde bir köye düşen roket yakıt tankını incelerken, 1 Mart 2026 (AFP)
Irak İçişleri Bakanlığı bünyesindeki Patlayıcılarla Mücadele Müdürlüğü görevlileri, ülkenin orta kesimlerindeki Babil ilinin Hilla kenti yakınlarındaki Siyahe bölgesinde bir köye düşen roket yakıt tankını incelerken, 1 Mart 2026 (AFP)
TT

Irak'ta siyaset ve silahlar: Hamaney suikastının ardından zorlu sınav

Irak İçişleri Bakanlığı bünyesindeki Patlayıcılarla Mücadele Müdürlüğü görevlileri, ülkenin orta kesimlerindeki Babil ilinin Hilla kenti yakınlarındaki Siyahe bölgesinde bir köye düşen roket yakıt tankını incelerken, 1 Mart 2026 (AFP)
Irak İçişleri Bakanlığı bünyesindeki Patlayıcılarla Mücadele Müdürlüğü görevlileri, ülkenin orta kesimlerindeki Babil ilinin Hilla kenti yakınlarındaki Siyahe bölgesinde bir köye düşen roket yakıt tankını incelerken, 1 Mart 2026 (AFP)

İyad el-Ahber

28 Şubat Cumartesi günü şafak sökene kadar, ABD ve İsrail'in İran’a saldırısı için sıfır saatinin geldiğine dair hiçbir işaret yoktu. ABD'nin Ortadoğu'da askeri güçlerini artırmasına rağmen, bir gün önce Maskat ve Cenevre'de Tahran ve Washington arasında müzakereler yapılıyordu. Ancak savaş çığırtkanları, barışın istisna, çatışma ve savaşın ise norm olduğu bu bölgede, Donald Trump ve Binyamin Netanyahu'nun yeniden harekete geçme sinyalini bekliyorlardı.

Şubat ayının son cumartesi gününden sekiz ay önce, Time dergisi kapağında ‘Yeni Ortadoğu’ başlığı ile İran’ın Dini Lideri (Rehber) Ali Hamaney'in yarısı yırtılmış bir resmini yayınladı. Burada, yeni Ortadoğu'da Hamaney'in liderliğindeki İran rejiminin yer almayacağı mesajı verildi. O dönemde gözlemciler, başlık ve fotoğraftan verilen mesajı yorumlamakla meşguldü. Derginin kapak fotoğrafıyla 2003 yılında rejimi düşmeden önce Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'e ve 2011 yılında öldürülen Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi'ye olanların benzerliği hatırlatıldı.

Bu mesaj İran'da pek iyi karşılanmamış gibi görünüyor, zira çoğu gözlemci savaşın kaçınılmaz olduğu ve bu seferki ana hedefin İran siyasi rejiminin başını ortadan kaldırmak olduğu konusunda hemfikirdi. Ancak İran'ın siyasi liderleri, Körfez ve Ortadoğu'daki Amerikan çıkarlarına karşı açık savaş tehditleri ve uyarılarının, İran'a karşı yeni bir savaş başlatma düşüncesini caydıracağına inanıyordu. Washington ile müzakere masasına oturmayı kabul etmenin, Donald Trump'ın ABD başkanlığı görev süresinin sonuna kadar mümkün olduğunca fazla zaman kazandıracağını ummuştu.

Siyasi sürecin dışında kalan sadece iki silahlı grup var. Bunlar Hizbullah Tugayları ve Nuceba Hareketi. Her ikisi de İran'ın ABD ve İsrail'e karşı savaşında ona olan desteğini açıkça ilan etti.

Başkan Trump, savaşın ilk gününün akşamı, ABD’nin ‘Destansı Öfke’ adını verdiği, İsrail'in ise ‘Kükreyen Aslan’ olarak adlandırdığı askeri operasyonların başında Ali Hamaney'in öldürüldüğünü duyurdu. İran devlet televizyonu da ertesi gün şafak vakti suikastı doğruladı. Ancak İran'ın tepkisi, daha önce yaşanan 12 günlük savaşın başlangıcında olduğu kadar gecikmedi. İranlıların ‘Ramazan Savaşı’ olarak adlandırdığı operasyonda füzeler, sadece Tel Aviv'i değil, Bahreyn'den Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE), Katar’dan Kuveyt'e kadar Körfez ülkelerini de hedef aldı. Tahran ile Washington arasındaki müzakerelere ev sahipliği yapan Umman bile İran füzeleri ve insansız hava araçlarının (İHA) hedefi oldu.

Iraklılar arasındaki bölünme

İran propagandasının, ülkenin orta kesimleri ve güneyinde Şii bölgelerindeki halk kitleleri arasında kendini pazarlama konusundaki başarısı yadsınamaz. Bu propaganda, Şiiliğin doktrinsel derinliğinin İran İslam Cumhuriyeti'nde somutlaştığı, doktrinin sembolizminin İran'daki Velayet-i Fakih konumunda siyasi olarak varlık kazandığı ve Şiiliğin bekasının İran'daki Velayet-i Fakih sisteminin devamına bağlı olduğu fikrine dayanıyor.

Şiizmin dini merkezi, Velayet-i Fakih’in mutlak otoritesi teorisiyle tam olarak uyuşmayan bir düşünce ekolünü somutlaştıran Necef'teki dini ekol olmasına rağmen, İran'ın 2003'ten beri yürüttüğü siyasi propaganda Necef’teki dini ekolün sahip olduğu dini sembolizmi gölgede bırakarak, dikkatleri Tahran'daki Şiiliğin siyasi merkezine çekmeyi başardı.

İran liderliğinde 2014 yılından sonra başlayan ‘Direniş Ekseni’ ile ideolojik olarak bağlantılı silahlı grupların yükselişiyle, Şii siyasi alanda etkili birçok isim İran'daki İslam Devrimi liderine ideolojik bağlılıklarını açıkça ilan ettiler.

sdfgth
Irak’taki İran yanlısı grup Hizbullah Tugayları üyelerinin cenaze töreninde yas tutan bir kişi Ali Hamaney'in resmini taşırken, 5 Mart 2026 (AFP)

Bu, birçok Iraklının ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaşı, Ortadoğu'da nüfuzlarını dayatmaya çalışan ülkeler arasındaki çıkar çatışması olarak değil, Şiiliği hedef alan dini bir savaş olarak görmelerinin nedenini açıklıyor. Bu yüzden Iraklılar arasında bölünme gayet doğal, özellikle de Irak'taki siyasi aktörler krizlerinin ancak dış güçler tarafından çözülebileceğine her zaman inandıkları için bu normal karşılanıyor. Dolayısıyla sıradan vatandaşların bölgesel gelişmelere tepki göstermesi veya bunlardan korkması şaşırtıcı değildir, çünkü bu gelişmelerin er ya da geç kendi ülkelerinde de yankı bulacağının farkındadırlar.

Direniş ekseni ile bağlantılı olduğunu iddia eden gruplar ise şu an her zamankinden daha fazla bölünmüş durumda. Siyasi sürecin dışında kalan sadece iki silahlı grup var. Bunlardan biri Hizbullah Tugayları, diğeri Nuceba Hareketi. Her ikisi de İran'ın ABD ve İsrail'e karşı savaşında ona olan desteğini açıkça ilan etti ve savaşın ilk gününden itibaren roketleri ve İHA’larıyla savaşa dahil oldu.

Odağını silahlı mücadele ve Direniş Ekseni’nden siyasi eyleme kaydıran diğer gruplar ise ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği’nin bulunduğu Yeşil Bölge yakınlarında gösteriler düzenlemeyi tercih ettiler ve Hamaney suikastının ardından destekçilerini yas konseyleri kurmaya çağırdılar. Temsilciler Meclisi'nde 80'den fazla milletvekiline sahip olmalarına rağmen, parlamentonun olağanüstü toplantıya çağrılmasını talep etmediler!

İran, savaş başladıktan sonra fazla beklemedi ve füzeleri ve İHA’ları istisnasız tüm Körfez ülkelerinin başkentlerine ve şehirlerine ulaştı.

Hatta cumhurbaşkanının seçilmesi ve yeni hükümeti kurmak üzere başbakanın atanmasıyla ilgili anayasal haklar konusu, İran'a karşı savaşın başlamasından bir gün önce son kez tartışılmıştı! Bu konu, Tahran, Tel Aviv ve Washington arasındaki gerginlikler yatışana kadar ertelendi. Birçok politikacı, Irak'ta İran'ın nüfuzu altında yapılan seçimlerin sonuçlarından çok uzak, yatıştırma temelli bir güç paylaşımı formülü üzerine bahis oynuyor olabilir. Savaş bittiğinde, cumhurbaşkanlığı veya başbakanlık makamına aday olan şu veya bu kişinin reddedilmesi ya da onaylanması bile tamamen farklı olacağına şüphe yok. Çünkü İran savaştan sonra bir daha eski İran olmayacak. İran'da aynı iktidar rejimi kalsa bile, iç meselelerini çözme konusundaki endişesi, dış etkisini düzenleme konusundan önce gelecek. Dahası, Trump yönetimindeki ABD’nin Irak'taki nüfuzu daha da netleşmeye başladı. Trump, siyasi varlığa ve hükümetin oluşumuna müdahaleye odaklanmaya başladı. Irak'ta Tahran ile Washington arasında eski etki paylaşımı denklemini kabul etmeyecek. Trump'ın Nuri el-Maliki'nin başbakanlığa aday olarak gösterilmesine karşı çıkması da bunun açık bir kanıtı.

Dolayısıyla İran'ın etkisinin azalması ve ABD'nin bir sonraki hükümetin oluşumuna müdahale etmesi ile birlikte, bir sonraki aşama açıkça ve net bir şekilde ABD'nin himayesi altında geçecek. Irak'taki tüm siyasi partiler bunun farkında ve Trump'ın başkanlık döneminin Irak'ta çatışmasız geçmesi umuduyla, bazı siyasi nüfuz ve ekonomik kazanımlarını kaybetmek anlamına gelse bile, kabul ve itiraz etmeme mesajları gönderiyorlar.

Geri dönüşü olmayan nokta

İran, savaş başladıktan sonra savaşın kapsamını genişletme tehdidini gerçekleştirmek için fazla beklemedi. Füzeleri ve İHA’ları, sadece ABD ordusunun silah depolarını ve İsrail’in çeşitli şehirlerini değil, istisnasız tüm Körfez devletlerinin başkentlerini ve şehirlerini de hedef aldı. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre böylece İran, bölgesel çevresine yönelik düşmanlığında geri dönüşü olmayan bir noktaya ulaşarak etki alanı için rekabet etmekten, askeri gücünü kullanarak çevredeki ülkelere saldırıya geçti.

Yakın gelecekte ortaya çıkacak zorluk, Şii siyasi güçlerin bölgesel ortamla uyumlu bir siyasi model sunmaları olacaktır.

Irak'ın yönetici sınıfının, özellikle de Şii siyasi güçlerin sorunu, yirmi yılı aşkın bir süredir politikalarının İran ile uyum içinde olması. Arap ülkelerinden komşularıyla inişli çıkışlı ilişkilerine ve hükümetlerinin Arap Körfez ülkelerine karşı sürdürdüğü açık tutumuna rağmen, Irak'ın bölgesel politikaları, İran'ın bölgeye yönelik gündeminden ve tutumlarından herhangi bir kopuşa işaret etmiyor.

Bu nedenle, “Aksa Tufanı” savaşı ve Tahran ile Tel Aviv arasındaki on iki günlük savaşın ateşinden uzak kalan Irak'ın, 28 Şubat 2026 savaşından, ya da İranlıların deyimiyle Ramazan savaşından sonra da bu durumunu koruyacağını beklemek kolay değildir.

Silahlı gruplar, destek bayrağı altında bu savaşa girdiklerini açıkladılar. Hükümetin resmi tutumuna gelince, yapılan açıklamalarda Tahran'a karşı savaşı reddetmek ile Körfez ülkerine karşı saldırıyı reddetmek arasında gidip geldiler. Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin’in de ifade ettiği üzere İran, Erbil'deki ABD konsolosluğunu ve el-Harir Askeri Üssü’nü bombalarken, İsrail ve ABD'nin Irak'ın orta kesimleri ve güneyindeki silahlı grupların karargahlarını bombalaması tuhaf bir paradoks oluşturuyor. Sanki savaşan taraflar, Irak'ın füzeleri ve İHA’ları için ortak bir arena olması dışında hiçbir konuda anlaşamamış gibiler!

xcvfgth
Irak'taki Şii silahlı grupların destekçileri Bağdat'taki Yeşil Bölge'de bulunan ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği’ne doğru yürüyüşe geçerken, İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in resmini taşıyan bir protestocu, 1 Mart 2026 (Reuters)

Yakında Şii siyasi güçlerin bölgesel çevreleriyle uzlaşan bir siyasi model sunma zorluğunun ortaya çıkması bekleniyor. Çünkü bölgedeki İran etkisinin kalıntıları nedeniyle tehlike hissetmeye devam edecekler. Bu tehdidin bölgesel çevrelerinde kalmasını önlemeye çalışacaklar. Irak’ın ilerleyen süreçte bölgesel çevreye entegrasyonunu tehdit eden silahlı güçlerin nüfuzu ve hakimiyetinden uzaklaşması ve bu ortamda ekonomik ve siyasi ortaklıklar yoluyla hareket etmesi gerekiyor. Dolayısıyla Iraklıların 28 Şubat 2026'da başlayan savaş sonrası dönem için yeni bir vizyon ve konsepte ihtiyacı var.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.