Batı Afrika'daki askeri darbe dalgası ve bunun Afrika'daki uluslararası nüfuz mücadelesine jeopolitik yansımaları

Nijer'deki darbe son fasıl mı?

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Batı Afrika'daki askeri darbe dalgası ve bunun Afrika'daki uluslararası nüfuz mücadelesine jeopolitik yansımaları

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Abdurrezzak Garraf/ Körfez Araştırma Merkezi'nde Kıdemli Araştırmacı

Afrika, özellikle Ukrayna'daki çatışmanın yarattığı uluslararası ‘kutuplaşma’ ışığında, bir sonraki uluslararası rekabetin çatışmaya dönüşme potansiyeline sahip en önemli ‘ham’ bölgelerden biri. Batı Afrika'da, uzun süredir Fransız sömürgeci nüfuzunun merkezi olan Fransızca konuşan ülkelerde siyasi değişimler hızlandı. Bu ülkeler, özgürlük dalgasının bölgeyi etkilediği 1960'lardan bu yana Fransız nüfuzunun yumuşak gücü ve çıkarlarına bağlı olan seçkinler aracılığıyla varlığını sürdürdü. 2020'den bu yana Nijer, Mali, Burkina Faso ve Gine'de askeri darbeler gerçekleşti. Bu darbeler, Senegal'de Fransız karşıtı halk hareketiyle aynı zamana denk geldi. Bu artan değişimlerin jeopolitik, iç, bölgesel ve uluslararası etkileri nelerdir? Bu anayasal olmayan dönüşümlerin (askeri darbelerin) Fransız nüfuzunu geriletmeye ne ölçüde yardımcı oldu ve Fransızca konuşan Afrika'da sömürge mirası üzerindeki etkisi nedir? Bu dönüşümler, Afrika'da yeni bir uluslararası rekabet dönemini başlatarak uluslararası ilişkilerde daha gelişmiş bir rekabet modeline yol açıyor mu? Ukrayna'daki çatışma, Çin'in yükselişi ve yeni çok kutuplu uluslararası düzene doğru ilerleme gibi diğer dosyalarla etkileşime sahip…

Tarihi bakış

Fransız varlığının Afrika'daki kökenleri 17’inci yüzyılın ortasına, yani 1629 yılına kadar uzanıyor. Fransızlar söz konusu tarihte, bugün Senegal olarak bilinen yerde, Batı Afrika kıyılarında bir dizi ticaret merkezi kurdular.1884'teki Berlin Konferansı'na kadar Fransız varlığı, Batı Afrika ve Afrika Kıyısı bölgelerinde sınırlı kaldı. Bu konferans, Afrika kıtasını Avrupa sömürge güçleri arasında nüfuz alanlarına bölmekten sorumluydu ve Fransızlar, Kongo Nehri'nin batısındaki Batı Afrika ve Afrika Kıyısı'ndaki çoğu ülkeyi ele geçirdi. Fransızlar ayrıca 1830'da Cezayir'i ve 1880'den itibaren de Mağrib'i aldı.

Afrika ve Asya'daki çoğu Avrupa kolonisi İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra bağımsızlık kazandı. Ancak Batı Afrika ve Sahel ülkeleri, Fransa ile yakın ilişkiler sürdürdü. Bu ilişkiler, Fransız sömürgeci mirasının bir sonucudur ve Fransız nüfuzunun Afrika'daki devamını sağlamıştır.

İkinci Dünya Savaşı'nın sonrası Afrika ve Asya'daki çoğu Avrupa kolonisini vuran bağımsızlık dalgasının ardından, Batı Afrika ve Sahel ülkeleri, Fransa'nın yumuşak güç ve bazen sert güç kullanımını içeren başka şekillerde sömürge gücünü sürdürdüğü şartlı bir bağımsızlık kazandı. Buradan şunlara ulaşıyoruz:

-Yönetimdeki siyasi ve askeri elitlerin doğası

Bağımsızlıktan sonra bu ülkelerdeki yönetici elitler, Fransız sömürge sisteminin bir uzantısıdır. Bu sistem, Fransız etkisini bölgeye yerleştirmede yardımcı oldu ve bu etki, bu elitlerin Fransa'ya olan bağlılığıyla sürdürüldü. Fransa, sömürge döneminde elde ettiği jeopolitik, jeoekonomik ve kültürel kazanımları korumaya devam etti ve bu durum, ilgili ülkelerdeki diktatörlük sistemlerinin kurulmasına yol açtı. Bu diktatörlük sistemleri, Fransız sömürge mirası ile uyumlu olan seçkin değerleri benimsedi. Fransa ve elitler arasındaki bu ikili ittifak, bu ülkelerdeki tüm gerçek kurtuluş girişimlerini, askeri darbeler, ekonomik yıkım veya diğer caydırıcı politikalar yoluyla engelledi.

-Fransız şirketlerinin bu ülkelerin kaynakları üzerindeki kontrolü:

Bu faktör, Fransa'nın ilgili ülkeleri sömürmesinden elde ettiği ekonomik kazançların devamında önemli bir rol oynadı. Petrolden gaz ve metallere ve en önemlisi altın ve uranyumdan, Batı Afrika ve Sahel bölgesi ülkelerinin doğal kaynakları, Fransa'nın ekonomik gücü ve uluslararası sistemde nükleer güç olarak stratejik konumunun ana kaynağı olmaya devam etti.

Bu ekonomik sömürüye meşruiyet kazandırmak için medyadaki adıyla Fransafrik (Franceafrique) yani Afrika-Fransız Birliği kuruldu. Bu sistem, Fransa'nın Afrika'daki sömürgelerine bağımsızlık vermesine karşılık, çoğu maddesi açıklanmayan güvenlik anlaşmaları temelinde kuruldu. Daha sonra, bu anlaşmanın çifte ortaklığın bir parçası olarak, bu devletlerin bazılarının milli gelirlerinin yüzde 85'ini, Fransa'nın bu ülkelerdeki sömürge çıkarları için inşa ettiği altyapı karşılığında Fransız Merkez Bankası'nın denetimine koyması kararlaştırıldı. Ayrıca bu anlaşmalar Fransız şirketlerine bu ülkelerdeki ham madde yataklarını serbestçe sömürme hakkı verdi, güvenlik ve askeri iş birliğinin bazı alanlarını da serbestçe Fransız nüfuzuna bıraktı.

Fransa'nın Batı Afrika ve Sahel bölgesindeki doğrudan askeri varlığı, her zaman mevcut yönetimleri korumada önemli bir rol oynamıştır. Fransız yanlısı siyasi ve askeri elitlerin devamını desteklemenin yanı sıra, Fransa'nın bu ülkelerdeki ekonomik çıkarlarını tehdit eden risklere karşı caydırıcı bir güçtür. Ayrıca Fransa'nın bu bölgelerdeki nüfuzuna karşı çıkanlara karşı mücadelede kullandığı en etkili araçlardan biridir. Bağımsızlıktan sonraki on yıllar boyunca bu ülkelerde gerçekleşen çoğu askeri darbede, doğrudan veya dolaylı olarak Fransız müdahalesi mevcuttur.

11 Eylül 2001 saldırıları’ndan sonra Fransa'nın stratejisi, bu bölgelerdeki terör ve aşırılık yanlısı gruplarla mücadeleye odaklanmak için yeni bir yön aldı. Fransa bu müdahalelerini söz konusu bölgelerdeki varlığını sürdürmek ve uluslararası meşruiyet kazandırmak için kullandı. Birleşmiş Milletler, Fransa'nın bu gruplara karşı mücadele etmek için askeri müdahalelerde bulunmasını onaylayan kararlar aldı. Örneğin, Fransa, 2014 yılında Mali'de müdahalede bulundu.

Fransa, Batı Afrika ve Sahel bölgesindeki askeri darbelerin en büyük destekçisi olmuştur. Ancak Fransa bugün , bu tür darbelerin en büyük muhaliflerinden biridir. Bunun nedeni, askeri darbelerin Fransa'nın bu bölgelerdeki tarihi nüfuzunun sonunu işaret etmesidir. Fransa, Nijer, öncesinde Mali ve Burkina Faso ile Gine'de gerçekleşen askeri darbeleri kınadı. Ancak, Fransa’nın korumak istediklerinin muhafaza edilmesine katkıda bulunan Çad'daki askeri darbeyi desteklemesi eski kolonilerinde meydana gelen dönüşümlere yönelik Fransız politikasını karakterize eden iki yüzlülüğünü ifade etmektedir.

Fransa'nın etki alanlarını korumasına ilişkin Batı-Batı anlaşması: Barılılar arasında anlaşmalar özellikle de ABD- Fransa konsensüsü ve ABD-Fransa arasındakiler, uzun süredir Fransa'nın bu bölgelerdeki varlığını korumaya yardımcı oldu. Aslında bu faktör, Soğuk Savaş sırasında Sovyet-Fransız uyumunun göreli durumunu açıklamak için önemli bir faktördür, çünkü iki kutup o dönemde Fransa'nın geleneksel nüfuz alanlarını rahatsız etmek istemedi.

Ancak Fransa'nın Batı Afrika ve Sahel bölgesindeki nüfuzunun rotasını çizen bazı bu faktörlerin etkinliğinin ve öneminin azalması, artan askeri darbeler ve Fransa'nın bu bölgelerdeki mirasına karşı mevcut dönüşümler konusunda gerekli verileri sağlaması için önemli bir etki yarattı. Ayrıca, devam eden ve artan dinamiklerinin Sahel ve Batı Afrika ülkeleri arasında bir taklit biçimine dönüşmesini sağlamak için gerekli iklimi sağladı.

Batı Afrika ve Sahel bölgesindeki askeri darbe dalgasının dayattığı yeni bir jeopolitik gerçeklik

2020 yılının başında Batı Afrika ve Sahel bölgesini kasıp kavuran askeri darbe dalgasının patlak vermesinden bu yana bu dikkat çekici tablonun belirleyicileri ve tarifi değişmeye başladı. Mali'deki askeri darbe ile başlayan ardından, Burkina Faso, Gine ve en son Nijer'de gerçekleştirilen askeri darbe dalgasıyla ilgili elde edilen veriler, bu darbelerin, bölgelerdeki geleneksel Fransız etkisine düşman olduğunu ortaya koydu. Bu dönüşümler, iktidardaki askeri elitlerin Fransız hakimiyetini ve onun sömürgeci mirasını reddeden ve ona karşı çıkan ulusal duygularla dolu olduğunu kanıtladı. Bu, Fransa'nın etkisini sürdürmeye yardımcı olan iç elitlerine olan düşmanlığını açıklar. Söz konusu düşmanlık, her askeri darbeden sonra Fransız yanlısı ve Fransızca konuşan elitlerin tutuklanması ya da bu elitlerin, bu dönüşümlerin ürettiği siyasi sistemlerin karar alma gücünde herhangi etkili siyasi bir rolden uzaklaştırılmasıyla kendini gösterdi.

Halkın genel ruh hali ve darbe liderlerinin yönelimleri, halkların bu dönüşümleri destekleyen gösterilerinde açıkça ifade edildi. Bu gösteriler genellikle Fransız diplomatik misyonlarını ve büyükelçiliklerini hedef aldı, ayrıca Fransız askeri üslerini de hedef aldı. Halk, öfkesini Fransa'nın sembollerine yöneltti.

Bu dönüşümlerin ürettiği egemen sistemlerin bölgesel yönelimleri, Fransa karşıtı bölgesel ittifaklar olarak şekillenmeye başladı. Bu ittifaklar, Fransa'ya bağlı Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) gibi bölgesel ittifaklar şeklinde de ortaya çıkıyor. Mali ve Burkina Faso'dan gelen ve ECOWAS güçlerinin Nijer'e müdahale etmesi durumunda ortak hareket edecekleri tehdidini içeren açıklama, bunun en iyi örneğidir.

Bu dönüşümlerin ürettiği egemen sistemlerin uluslararası yönelimleri, Rusya ve Çin'e daha yakındır. ABD'nin bu dönüşümlerden ne kadar etkilendiği henüz belli değil, çünkü Fransız etkisi ilk hedef oldu. Ancak, bu dönüşümlerin bölgenin jeopolitik etkileşim ve denge haritasını yeniden çizeceği kesindir. Büyük güçler, çıkarları doğrultusunda etki alanlarını sınırlamak için belirli anlaşmalar yapabilir. Bu anlaşmalar, önceki dengelere kesinlikle aykırı olacaktır.

Bir uluslararası jeopolitik çatışmanın güvenlik, askeri ve ekonomik boyutları ile olası senaryoları

Afrika'nın batı kesimindeki ve Sahel bölgesindeki artan değişimler, bu bölgelerdeki mevcut uluslararası dengeleri etkileyecek derin dönüşümlerin habercisidir. Bu dengeler, Fransız sömürgesi olan ülkelere dayanıyor ve son 70 yıldır devam ediyor. Bu dönüşümler arasında, Rusya ve Afrika arasında karşılıklı arzuların boyutunu ve doğasını kanıtlayan St. Petersburg Zirvesi, Çin'in Afrika'nın en büyük ticaret ortağı olması (ticaret hacmi 200 milyar doların üzerinde ve yatırımlar 20 trilyon doların üzerinde) ve ABD'nin Afrika'ya yönelik Çin ve Rusya'nın genişlemesini sınırlamaya odaklanması var. ABD, Fransız etkisinin azalması nedeniyle oluşan boşluğu doldurmaya çalışmaktan ziyade, Afrika'ya yönelik Çin ve Rusya'nın genişlemesini sınırlamaya çalışıyor. ABD, Çin ve Rusya'nın Afrika'daki nüfuzunun genişlemesini, yeni bir uluslararası düzenin doğuşu için bir hazırlık olarak görüyor.

Nijer'de meydana gelen askeri darbe, Batı Afrika ve Sahel bölgesini vuran askeri darbe dalgasının sonuncusudur. Bu, bu bölgedeki bölgesel ve uluslararası dengelerin yapısını mutlaka etkileyecek bir dizi dönüşümün meydana geleceğini gösteriyor. Bu, bu güçlerin nüfuz sınırları için yeni bir eşitliği çizecek ve Ukrayna'daki savaş dosyası ve Rusya ile Çin'in istediği uluslararası düzen gibi ilgili uluslararası dosyalar üzerindeki etkilerini de artıracaktır.

Afrika'da artan uluslararası rekabet için birçok teşvik var. Bunlar iç, bölgesel ve uluslararası olabilir. Bu teşvikler, Batı Afrika ve Sahel bölgelerinde meydana gelen değişimlerin dinamiklerini hızlandırmaya yardımcı oldu. Bu faktörler ve teşvikler arasında şunlar yer alıyor:

-Fransa'nın Batı Afrika'daki varlığı ve nüfuzunun azalması çeşitli nedenlerden kaynaklanıyor. Ancak, bu nedenlerden en önemlisinin Fransa'nın eski sömürgelerinin devrimlerini, mutlak bir sömürü olarak görmeye devam etmesi olduğu kesindir. Bu, halk ve elitler arasında, özellikle de Fransa'nın egemenliğine ve istenmeyen mirasına karşı çıkan askeri elitler arasında, Fransa karşıtı bilincin yükselmesiyle aynı zamana denk geldi. Nijer, bu eğilimin en açık örneklerinden biridir.

-Fransa'nın nüfuzunun azalması, büyük güçler ve hatta yükselen bölgesel güçler arasında bu boşluğu doldurmak için artan rekabete yol açtı. Ancak, bu rekabetin en açık biçimi, rekabetin tezahürlerinde kendini göstermektedir ve bunlar arasında şunlar bulunuyor:

Fransız etkisi ve Rus askeri güvenlik ihlali

Rusya, Batı Afrika'daki nüfuzunu artırmak için kollarını genişletiyor. Özellikle Wagner Grubu, Fransız etkisinden kurtulmak isteyen iç güçler için cazibe merkezi haline geldi. Bu, Wagner Grubu'nun esnekliği ve Fransız etkisinden kaynaklanan boşluğu doldurma yeteneğinden kaynaklanmaktadır. Mali örneği bunun en iyi kanıtıdır. Wagner Grubu'nun güvenlik ve askeri varlığı, Rusya'nın Batı Afrika'daki nüfuzunu daha da artırması için elverişlidir. Wagner Grubu'nun geleceği belirsiz olsa da kaynakları, Batı Afrika'daki rolünü artırmaya devam edeceğine işaret ediyor. Bu, Fransa ve Rusya arasındaki rekabeti daha da artıracaktır.

Batı Afrika ve Sahil Bölgesi'nde meydana gelen dönüşümlerin ürettiği sistemler, Fransız etkisine karşı aynı düşmanlık mantığında ABD etkisine bakmıyor. Bu darbelerin çoğunun üst düzey ABD gözetiminde yüksek düzeyde eğitim almış liderleri vardı. Ayrıca taraflar arasında üst düzey temaslar da var. Bu liderlerin dış yönelimleri Rusya ve Çin'e daha fazla çekiliyor olsa da bunu ABD ile ilişkilerini dengeleyerek yapıyorlar.

Batı Afrika ve Sahil Bölgesi'ndeki Çin'in ekonomik rolünün yükselişinden ABD daha fazla korkuyor. Bunun bir nedeni, ABD'nin Rusya'nın Ukrayna'daki saldırısına bir buçuk yıldır yanıt vermesinden sonra Rusya'nın yeni bir uluslararası düzen kurma arzusuna sahip olduğunu ama bunun için gerekli araçları olmadığını düşünmesidir. Rusya'nın bu arzusunu gerçekleştirmesi ancak Çin ile açık bir stratejik ittifak kurmasıyla mümkün olacaktır. Çin, değişim için gerekli araçlara sahip, ancak henüz siyasi bir karar vermedi. Bu ABD'nin, Çin'in Afrika'daki ekonomik rolünün yükselişinden Rusya'nın Afrika'daki güvenlik ve askeri rolünün yükselişinden daha fazla korkmasının nedenidir.

Genel olarak Batı Afrika ve Sahel Bölgesi'ndeki askeri darbeler, bölgenin geleceğini şekillendirmede önemli bir rol oynayacaktır. Bu darbeler, bölgenin mevcut uluslararası dengelerini etkileyecek ve büyük güçler arasında yeni bir rekabete yol açacaktır. Çin ve Rusya, Batı Afrika ve Sahel Bölgesi'nde nüfuzlarını artırmak için rekabet edeceklerdir. Bu rekabet, bölgenin güvenliğini ve istikrarını tehdit edebilir. ABD, Çin ve Rusya'nın bölgedeki nüfuzunu sınırlamak için çaba gösterecektir. Ancak, ABD'nin, Fransa'nın çıkarlarını göz önünde bulundurması gerekecektir.

Nijer'deki darbe ‘Batı Afrika ve Sahel bölgesinde meydana gelen dönüşüm dalgasının bir başka bölümü

Bu gerçeklerin ortasında, Nijer'de Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı ve Genelkurmay Başkanı, Batı Afrika ve Sahel'deki askeri darbelerin bir parçası olarak Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum'u devirdi. Darbeci elitler, genellikle Fransız geleneksel etkisine karşıdır. Darbe, Mali ve Burkina Faso'daki darbelerle benzerlik gösteriyor.

Nijer'in durumu, Fransa'nın Nijer'deki çıkarlarının Fransız ulusal güvenliğini doğrudan etkilemesi nedeniyle tehlikelidir. Nijer, Batı Afrika ve Sahra Altı Afrika'daki en önemli Fransız jeopolitik müttefiklerinden biridir ve kıtanın en büyük, dünyanın dördüncü büyük uranyum üreticisidir. Nijer, Avrupa Birliği'ne uranyum ihracatının yüzde 25'ini ve Fransa'ya uranyum ihracatının yüzde 35'ini sağlıyor. Uranyum, Fransa'nın elektrik üretiminin yüzde 70'inden fazlasını sağlayan birincil enerji kaynağıdır.

Ülke açısından: Afrika'nın batısındaki askeri darbelerin Fransız karşıtı kamuoyunun bir sonucu olduğunun ve bu halkların darbeleri destekleyen gösterilerinde ve Fransa Büyükelçiliği'ni basmaya çalışan son protestolarında Rus bayrağını kaldırarak Fransa'yı ve hatta ABD’yi temsil eden her şeyi aşağıladığı açık şekilde görülüyor.

Nijer'deki darbe, Afrika'daki demokratik deneyimler için bir başka gerileme olsa da sömürge mirasından kurtulmak için ciddi bir girişimdir. Bu miras, bu ülkelerin kaynaklarının geleneksel sömürge güçleri, özellikle de Fransa tarafından yağmalanmasına neden oldu, bu arada ilgili ülkelerin halkları yüksek yoksulluk oranlarında yaşıyor ve terörist gruplarla karşı karşıya kalıyor. Fransa genellikle bu grupları varlığı için bir bahane olarak kullanıyor.

Bölgesel açıdan: ECOWAS güçlerinin tehdidi, Batı Afrika Ekonomik Topluluğu'nun barış gücü kuvvetleridir ve Batı Afrika'daki geleneksel Fransız nüfuzunun dolaylı bir uzantısı ve müdahalesinin bir aracıdır. Nijer'de, Mali ve Burkina Faso'daki askeri liderlerin herhangi bir türden müdahaleye  olan karşı tehdit, bölgesel bir çatışmaya yol açabilir ve uluslararası boyutlara sahip olabilir. Bu, ECOWAS güçlerinin Fransız nüfuzunun bir sembolü olmasıyla açıklanabilir, Mali ve Burkina Faso'nun askeri liderleri ise Çin ile stratejik ilişkiler kuruyor.

Uluslararası açıdan: Nijer'deki darbe, St. Petersburg'daki Rusya-Afrika Zirvesi'nin ardından geldi ve Nijer'de meydana gelen olaylarda Rusya'nın herhangi bir rolü kanıtlanmamış olsa da darbe liderlerinin Mali'de olduğu gibi Wagner Grup'tan Rus paralı askerlerinden yardım alma olasılığı var. Bu, Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin Nijer'e bin Amerikan askerini geri gönderdiğini duyurmasıyla aynı zamana denk geliyor ve Fransa'nın Nijer'deki çıkarlarını koruyacağı yönündeki tehdidi, Fransa'nın orada bulunan bin askeri aracılığıyla askeri müdahale olasılığına dair bir ima olarak görülüyor.

Bu ortamda, darbe liderleri ve Fransız güçleri arasında doğrudan bir çatışma olasılığı görünüyor. Darbe liderleri, ülkedeki Fransız nüfuzuna karşı muhalefetini gizlemiyor ve bu da Fransız güçleri ve Wagner güçleri arasında doğrudan veya dolaylı bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Darbe liderleri, herhangi bir Fransız müdahalesini püskürtmek için Wagner Grup'tan yardıma başvururlarsa, durum daha da kötüleşebilir.

Dış tepkiler üzerine Afrika Birliği, Nijer'in darbeden sonra üyeliğini askıya aldı. Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS), Nijer'e ekonomik yaptırımlar uygulayacağını ve gerekirse askeri güç kullanacağı tehdidinde bulundu. Avrupa Birliği Nijer'e ekonomik yardım ve anlaşmaları askıya aldı. Amerika Birleşik Devletleri, ECOWAS'ın pozisyonunu destekledi. Rusya, gerilimi düşürmeye çağırdı ve herhangi bir tarafı desteklemeyeceğini duyurdu.

Bu tepkilerin Nijer'deki mevcut dönüşümleri sınırlayıp sınırlayamayacağını görmek için henüz erken. Öte yandan, bu tepkiler, askeri darbeleri caydırmak için daha fazla önlem alınmasını gerektiren daha tehlikeli sonuçları da beraberinde getirebilir.

Batı Afrika ve Sahil Bölgesi'ndeki askeri darbeler, yeni bir jeopolitik gerçeklik yarattı. Bu darbelerin sonuçları, Fransa'nın hegemonyasına ve sömürge mirasına karşı milliyetçi duygularla dolu askeri elitlerin iktidara gelmesini içermektedir. Bu elitler, kamuoyunun Fransa'nın hegemonyasına karşı hoşnutsuzluğunu temsil etmektedir. Darbelerin dış politikaları, Rusya ve Çin'e daha yakındır, ancak ABD'nin bu bölgelerdeki nüfuzunun ne kadar etkilendiği henüz belli değil.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Körfez Araştırmaları Merkezi'den (Gulf Research Center) çevrilmiştir.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.