ABD gelecekte Ortadoğu’da nasıl bir askeri pozisyon alacak?

ABD çıkarma gemisi Carter Hall, 6 Ağustos'ta Kızıldeniz'e gitmek üzere Süveyş Kanalı'ndan geçerken (AP)
ABD çıkarma gemisi Carter Hall, 6 Ağustos'ta Kızıldeniz'e gitmek üzere Süveyş Kanalı'ndan geçerken (AP)
TT

ABD gelecekte Ortadoğu’da nasıl bir askeri pozisyon alacak?

ABD çıkarma gemisi Carter Hall, 6 Ağustos'ta Kızıldeniz'e gitmek üzere Süveyş Kanalı'ndan geçerken (AP)
ABD çıkarma gemisi Carter Hall, 6 Ağustos'ta Kızıldeniz'e gitmek üzere Süveyş Kanalı'ndan geçerken (AP)

Bilal Saab*

ABD, Hint-Pasifik ve Avrupa bölgelerindeki stratejik önceliklerini belirledikten sonra, ortak güvenlik çıkarlarını korumaya yönelik yeni kavramlar ve prosedürler benimseyerek Ortadoğu'daki savunma konumunu ayarlamak zorunda kaldı. Sonuç olarak, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) sorumluluk alanına askeri konuşlandırma konusunda daha dinamik ve esnek bir yaklaşım ortaya çıktı. Bu yaklaşıma göre ABD, büyük, kalıcı üsler kurmaya odaklanmak yerine tehditlere ve ihtiyaçlara göre diğer bölgelerdeki varlıkları ve kaynakları arttıracak.

Operasyon kuvvetlerine yönelik bu dinamik yaklaşımın uygulanmasına ilişkin ilk işaretler, Temmuz ayı başlarında, İran'ın Arap Körfezi sularında serbest mal akışına yönelik artan tehditlerine yanıt olarak, ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin'in F-35'ler, F-16'lar ve güdümlü füze destroyeri USS Thomas Hadner’in yanı sıra USS Bataan Amfibi Hazırlık Grubu/Deniz Keşif Birimi'nin konuşlandırılması emrini vermesiyle ortaya çıktı. Bölgede hâlihazırda konuşlanmış ABD Hava ve Donanma varlıkları olmasına rağmen, İtalya'daki Aviano Hava Üssü'nden ek F-16'lar ve F-35'ler, Utah'daki Hill Hava Kuvvetleri Üssü’nden ise 421. Avcı Filosu geldi.

Bu eylemlerin hiçbiri ABD'nin bir dış dengeleme stratejisine geçtiğini veya Ortadoğu'daki askeri varlığını kademeli olarak terk etmek üzere olduğunu göstermez. Zira caydırıcılık, güvence ve güvenlik iş birliği görevlerine katkıda bulunan etkili bir duruş, ileri konuşlanma unsuruna sahip olmalıdır.

ABD’nin ortaklarına güven vermek için bölgede görünür ve kalıcı bir askeri varlığa ihtiyacı var. Zira bölgesel ortaklar, ABD kuvvetlerinin ve teçhizatının topraklarında konuşlandırılmasıyla kendilerini daha güvende hissediyorlar.

ABD, İran'ı caydırmak için Tahran ve Devrim Muhafızları Ordusu'nun (DMO) karar alma hesaplarını etkilemek üzere bölgeye askeri varlıklar konuşlandırmalıdır. Zira ‘ileri konuşlandırma’, ABD yetkililerine daha fazla seçenek sunar ve CENTCOM’un gerekirse hızlı bir şekilde yanıt vermesine olanak tanır. Teorik olarak, bu her an müdahale etme yeteneği, Tahran'ı siyasi hedeflerine ulaşmak için şiddet kullanma konusunda iki kez düşünmeye sevk eder.

ABD'nin İran'ı caydırma yöntemi sorunsuz muydu? Tabii ki hayır. Ancak İran'ın herhangi bir olası krizde sahada hızlı hareket etmesini önleyecek acil ve güçlü ABD cezai önlemleri olmasaydı caydırıcılık daha az etkili olurdu.

zxas
23 Mayıs'ta Hürmüz Boğazı'nda USS Paul Hamilton'da bir ABD askeri (AP)

ABD’nin ortaklarına güven vermek için bölgede görünür ve kalıcı bir askeri varlığa ihtiyacı var. Zira bölgesel ortaklar, ABD kuvvetlerinin ve teçhizatının topraklarında konuşlandırılmasıyla kendilerini daha güvende hissediyorlar. Ne zaman bir ABD uçak gemisi bölgeden geçici de olsa hareket ettirilse veya bir ABD füze savunma bataryası kaldırılsa, bölgesel ortaklar ABD'nin politikasından yoğun bir memnuniyetsizlik ifade ediyor. Bununla da kalmayıp Washington'un kendilerini terk etmesinden korktuklarını beyan ediyorlar.

Son olarak, güvenlik iş birliğini sağlamak için ABD'nin bölgede muadillerine tavsiyelerde bulunacak ve onlara yardım edecek eğitimli personele ve güçlere sahip olması gerekiyor. Etkili ABD güvenlik iş birliği, bölgede sürekli bir varlığı gerektirir. Temel olarak, uzaktan elde edilemeyecek olan güven inşa etmek ve kişisel ilişkiler geliştirmekle ilgilidir.

ABD'li politika yapıcıların karşı karşıya olduğu soru şudur: Söz konusu üç görevi etkili bir şekilde gerçekleştirmek için bu gelişmiş varlığın ne kadarına ihtiyaç var? İlk olarak, Ortadoğu ve mevcut stratejik ortam bağlamında caydırıcılık, sükûnet ve güvenlik iş birliği arasında bir çelişki olduğunun farkına varılmalıdır. Güvenlik iş birliği büyük bir ABD varlığını gerektirmese de -her şeyden çok, doğru personeli doğru yerlere yerleştirmeyi gerektirir- ortaklar her zaman güçlü, somut bir askeri varlığı tercih eder. Caydırıcılık açısından, ABD ateş gücünün ne kadar etkili olduğunu bilmek neredeyse imkansız. Çünkü kavramın kendisinin ölçülmesi ve değerlendirilmesi inanılmaz derecede zor. Zira güvenilirlik ve tutarlılık dahil olmak üzere birçok başka faktöre bağlı.

ABD’lilerin bu güçler ve yetenekler yoluyla ulaşmak istedikleri hedeflere dair belirli bir anlayışları yoksa, Ortadoğu'daki ABD kuvvetlerinin sayısı ve yetenekleri hakkında tartışmalara girmek işe yaramaz.

CENTCOM’un henüz emekleme aşamasında olan harekât kuvvetlerine yönelik dinamik yaklaşımının, erişimi sürdürmeye ve uyarlanabilirlik ile esnekliğe yatırım yapmaya daha fazla önem verip ileri konuşlandırmayı sürdürerek üç görevi akıllı bir şekilde dengelemesi bekleniyor. Ancak bu özel bir zorluk teşkil ediyor. Çünkü bölgesel ortaklar ABD'nin fiziksel varlığını daha da azaltacağını düşünürlerse ABD erişimini sınırlamaya karar verebilirler.

Bölgesel ortaklar ABD politikasıyla ilgili kızgınlıklarının ve endişelerinin bir sonucu olarak ABD erişimini kısıtlamakla tehdit ederlerse, kendi güvenlikleri tehlikede olacaktır. Ancak ABD'nin bölgede yaptığı her şeye erişimin ne kadar kritik olduğunun da farkındalar (yalnızca askeri üsler ve uçuş izinleri açısından değil, aynı zamanda önceden var olan ekipmanlar açısından da). Bunu ABD varlığının daha fazla azalmasını durdurmak için bir koz olarak kullanabilirler.

xascd
Ebu Musa Adası'nda 2 Ağustos'ta gerçekleşen tatbikatlar sırasında İran Devrim Muhafızları Ordusu botları (Reuters)

İran'la gerilim ve onunla savaş olasılığı arttıkça, erişim ABD için giderek daha önemli hale geliyor. ABD ile İran arasında olası bir çatışmanın veya hatta bir askeri krizin ilk anları, ABD tarafında yalnızca erişim yoluyla elde edilebilecek yüksek derecede pratik esneklik gerektirir.

Nihayetinde ister Ortadoğu'da ister başka bir yerde olsun, herhangi bir ABD duruşu tartışması, belirli bir stratejik yaklaşım etrafında odaklanmalıdır. Durumu şekillendiren ve belirleyen stratejidir, başka bir şey değil. ABD’lilerin bu güçler ve yetenekler yoluyla ulaşmak istedikleri hedeflere dair belirli bir anlayışları yoksa, Ortadoğu'daki ABD kuvvetlerinin sayısı ve yetenekleri hakkında tartışmalara girmek işe yaramaz. Ancak Ortadoğu'ya yönelik bu stratejik yaklaşım net olsa bile, Washington bölgesel ortaklarının etkisini unutmamalıdır. Zira onların rızası ve erişimi olmadan, ABD'nin Ortadoğu'da pek bir şey başarma potansiyeli olmayacaktır.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir



Üç önemli tarih arasında Ortadoğu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Üç önemli tarih arasında Ortadoğu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Tek bir haftada üç önemli tarih: İsrail’deki seçimler, Süveyş Savaşı’nın yetmişinci yıl dönümü ve ABD’deki ara seçimler.

Aralarında bir savaşın yıl dönümü bulunan iki sandık. Esas mesele takvimlerin yakınlığı değil, anlamların kesişimi. Savaşları ‘varoluşsal’ gören bir devletteki seçimler. Savaşlara karar verme, onları bitirme veya durdurma kudretine sahip bir imparatorluktaki seçimler. Ve ilk kurşunu sıkanın son sözü söylemeyebileceğini gözler önüne seren bir savaşın yıl dönümü.

27 Ekim’de İsrail, 7 Ekim saldırıları ile Gazze’den Lübnan, Suriye ve İran’a kadar uzanan yansımalarının üzerinden geçen üç yılın ardından sandık başına gidiyor. Askeri haritalar değişti, liderler suikasta uğradı, tesisler yerle bir edildi. Ancak yeni bölgesel düzenin kelimeleri henüz yazılmış değil.

Seçim kampanyasında Binyamin Netanyahu, İran’ın nükleer programını ve füze cephaneliğini yok etmenin de ötesine geçti. Tahran’daki kuşatılmış rejimi değiştirmenin, İran tehdidini ortadan kaldırmanın yolu olduğunu söyledi. Ancak hedef ile uygulama arasında katedilmesi gereken mesafeler var. İran ağır darbeler aldı. Rejimdeki isimlerin yüzleri değişti; liderliğini yeniden düzenledi, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) konumunu güçlendirdi, bölgesel kozlarını kullanmaya devam etti ve yaptırımlarla köşeye sıkışıp daha da hırçınlaştı. Yemen, Lübnan ve Irak’taki kanıtlar çok açık.

Yeni bir raunt, önceki rauntların başaramadığını başarabilecek mi? Amerikan raporları, ara seçimlerden sonra İran’a karşı yeni saldırılar düzenlemek amacıyla hazırlanan ortak askeri planlardan söz etti. Sahadaki hareketlilik ile diplomatik girişimler adeta yarışıyor.

İşte tam bu noktada ikinci tarih devreye giriyor: 29 Ekim 1956’da Birleşik Krallık, Fransa ve İsrail, Cemal Abdunnasır’ı devirmek ve Süveyş Kanalı’nın denetimini geri almak da dahil olmak üzere farklı hedeflerle Süveyş Savaşı’na girdi. Ordular ilerledi, ancak ABD Başkanı Dwight Eisenhower savaşın durdurulmasını dayattı. Abdunnasır devrilmedi; aksine daha da hırslı hale geldi. Savaş, İngiliz ve Fransız imparatorluklarının çöküşünü ve Amerikan nüfuzunun yükselişini gözler önüne serdi.

Daha önce bu köşede Süveyş ile Hürmüz arasındaki kesişme noktalarına değinmiştim. Ancak Süveyş’in bugünkü yıl dönümü; coğrafya, ittifaklar ve güç dengeleriyle ilgili başka çelişkileri de akla getiriyor. Mısır’ın ulusal güvenliği hâlâ Süveyş Kanalı ile mi sınırlı, yoksa komşu ülkelere, Kızıldeniz’e ve Babu’l Mendeb’e kadar uzanıyor mu? Washington, müttefiki İsrail’in yeni bir savaşa doğru atılmasını durduracak mı, yoksa buna ortak mı olacak? Çin ile Rusya, Birleşik Krallık ve Fransa’nın krizinden yararlanan Washington gibi, ABD’nin Ortadoğu savaşlarıyla meşgul olmasını kendi nüfuzunu yıpratmak için bir fırsat olarak mı görüyor?

Trump bir Eisenhower değil ve Kongre haritasını gözlüyor; Netanyahu da David Ben-Gurion değil ve Knesset haritasını bekliyor. Yetmiş yıl önce Avrupalı güçlerin nüfuzunu devralan ABD ile bugün müttefiklerinin kendi ayakları üzerinde durması gerektiğini söyleyen ABD aynı ABD değil. Birkaç gün önce Tom Barrack, bu dönüşümün ipuçlarını sundu. Geleneksel güvenlik garantörü olarak ABD’nin rolünün gözden geçirildiğinden bahsetti; bölge ülkelerini kendi güvenlikleri için daha fazla sorumluluk almaya ve yeni ittifaklar kurmaya çağırdı. Ayrıca Irak, Afganistan, Libya ve Suriye’deki Amerikan müdahalelerinin ve rejim değiştirme çabalarının başarısızlıklarını hatırlattı.

Çelişki şu ki; Trump’ın temsilcisi rejim değiştirme deneyimlerinin başarısızlığından bahsederken, Netanyahu İran rejimini değiştirmekten söz ediyor. Bir başka çelişki ise ABD müttefiklerinden kendi ayakları üzerinde durmalarını isterken, askeri kararlarının ve İsrail ile olan ilişkisinin onların güvenliğini belirleyen en önemli etkenlerden biri olmaya devam etmesi ve Başkanlarının kararları, tweetleri ve ani dönüşleriyle onları şaşırtması.

İşte tam bu noktada üçüncü tarihin önemi ortaya çıkıyor: 3 Kasım. ABD’deki ara seçimler, Kongre’deki güç dengelerini yeniden dağıtabilir ve Trump’ın görev süresinin geri kalanında politikalarını uygulama yeteneğini etkileyebilir. Dış politikanın sadece Kongre seçimlerinin sonuçlarına bağlı kalmadığı doğru; ancak savaş, müzakere, güçler dengesi ve siyasi bölünmelere dair hesaplamalar iç politikadan doğrudan etkilenir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail ve ABD’deki seçimlerin arasında Ortadoğu ülkeleri kendilerini çelişkili ihtimallerin karşısında buluyor: İran’la yeni bir savaş ya da bir uzlaşma; eski ittifakların sürmesi ya da yeniden şekillenmesi; ve müttefiklerin güvenlik yükünü taşıma isteğindeki azalmaya tezat oluşturan bir Amerikan askeri varlığı ile sonuçlarının bedelini ödeyen ortaklarla koordinasyon kurulmadan yürütülen savaşlar.

1956’da Süveyş, uluslararası ağırlık merkezinin Avrupa’dan ABD’ye kaydığını gözler önüne seren bir an olmuştu. Yetmiş yıl sonra ise Washington’ın mirasını devralmaya hazır tek bir güç görünmüyor. Amerika en güçlüsü, Çin ilerliyor, Rusya maceralara giriyor ve bölge ülkeleri yeni bölgesel ittifaklar dokuyarak büyük güçler arasındaki karar alma marjlarını genişletmeye çalışıyor.

Üç tarih ve yetmiş yıl. Seçim süreçleri ve askeri hazırlıklar. Süveyş Savaşı’nda son sözü ilk kurşunu sıkan söylememişti. İsrail ve ABD’deki sandıklar, İran’a yönelik deniz ablukası sandığı, savaş hazırlıkları ve uzlaşma girişimleri arasında; bu kez sonsözü kim yazacak?


Trump, Florida’daki ara seçimlerde erken oy kullandı

Trump, Florida’daki ara seçimlerde erken oy kullandı
TT

Trump, Florida’daki ara seçimlerde erken oy kullandı

Trump, Florida’daki ara seçimlerde erken oy kullandı

ABD Başkanı Donald Trump, cumartesi günü ara seçimlerde oyunu kullandı. Trump, Georgia’da düzenlenen bir seçim mitinginde konuşma yapmadan önce Florida’daki tüm Cumhuriyetçi adaylara oy verdiğini söyledi.

Donald Trump ve First Lady Melania Trump, oylarını kullanmak üzere West Palm Beach’teki Palm Beach County Seçim Denetleme Kurulu ofisine birlikte geldi. Başkan, sabah saatlerini yakındaki golf sahasında geçirmişti.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Trump, oyunu kullandıktan sonra gazetecilerin seçmenler açısından öne çıkan konulardan biri olan yolsuzluk hakkındaki sorularını yanıtlarken, yolsuzluğun Demokratların kontrolündeki bölgelerde ve şehirlerde yaşandığını söyledi.

ergvr
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania, ABD'nin Florida eyaletinde 2026 ara seçimleri için oylarını kullandı. (Reuters)

West Palm Beach’te, Mar-a-Lago’daki ikametgâhının yakınında bulunan oy kullanma merkezinde konuşan Trump, “Gerçek yolsuzluğa bakmalısınız. Bu, Demokratların yolsuzluğu” dedi.

2020 başkanlık seçimlerindeki yenilgisini kabul etmeyi uzun süre reddeden ve seçimlerde geniş çaplı usulsüzlük yapıldığına ilişkin hiçbir temeli olmayan iddialar ortaya atan Cumhuriyetçi milyarder, cumartesi günü bu konuda yeni suçlamalarda bulundu. Trump, Demokratların çoğunlukta olduğu Los Angeles kentinde geçersiz oy pusulalarının bulunduğunu öne sürdü.

Genellikle Beyaz Saray’ı elinde bulunduran parti açısından olumsuz sonuçlanan ara seçimlere 10 gün kala Trump, kamuoyu yoklamalarında oy oranlarının gerilemesiyle karşı karşıya. Anketler, Trump’ın Temsilciler Meclisi’ndeki çoğunluğu, hatta Senato’daki kontrolü bile kaybedebileceğine işaret ediyor.

Kongrede çoğunluğu sağlayamaması durumunda 80 yaşındaki Trump, görev süresinin son iki yılında yasama programını hayata geçirmek için manevra alanı bulmakta zorlanacak.

Trump ayrıca, Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana kendisinin ve yakın çevresinin aile holding şirketi aracılığıyla gerçekleştirdiği ticari anlaşmaları mercek altına almak istediklerini açıklayan Demokratların çok sayıda kongre soruşturmasıyla da karşı karşıya kalabilir.


Beklenen saldırı dalgası İran savaşını sona erdirebilir mi?

Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)
Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)
TT

Beklenen saldırı dalgası İran savaşını sona erdirebilir mi?

Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)
Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)

ABD’nin İran’a yönelik geniş çaplı saldırıları yeniden başlatmaya hazırlandığı görülüyor. Ancak uzmanlara göre taraflardan herhangi birinin yıkıcı savaşı askerî yollarla kesin bir sonuca ulaştırması pek olası değil.

ABD ve İran güçleri, ticari gemilere yönelik saldırıların öne çıktığı bir çatışma düzenine yerleşmiş durumda. ABD, İran limanlarına abluka uygulamaya çalışırken, İran İslam Cumhuriyeti ise stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü pekiştirmeyi hedefliyor.

İki ülke de eylül ayının başından bu yana kara hedeflerine yönelik büyük çaplı saldırılar düzenlemedi. Ancak bu durum yakında değişebilir.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Brookings Enstitüsü Dış Politika Programı Direktörü Susan Maloney ajansa yaptığı açıklamada, “Şu anda ara seçimlerin hemen ardından saldırıların düzenlenebileceğini düşünüyorum” dedi. Maloney, 3 Kasım’da yapılacak ABD ara seçimlerine işaret etti.

ABD Başkanı Donald Trump, 28 Şubat sabahı Mar-a-Lago’da, CIA Direktörü John Ratcliffe, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles ile birlikte İran’a yönelik “Destansı Öfke” operasyonunun başlangıcını takip ediyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 28 Şubat sabahı Mar-a-Lago’da, CIA Direktörü John Ratcliffe, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles ile birlikte İran’a yönelik “Destansı Öfke” operasyonunun başlangıcını takip ediyor. (AP)

Maloney, Ortadoğu’ya ek ABD askerî birlikleri ve teçhizatının sevk edilmesi, bölgedeki Amerikalılara yönelik uyarılar ve İsrail ordusunda alarm seviyesinin yükseltilmesi gibi olası saldırılara işaret eden gelişmelere dikkat çekti.

Maloney, Trump’ın “ara seçimlerden önce saldırı düzenlemeyeceğini açıkça ilan ettiğini” belirterek, böyle bir adımın seçim sandığında kendisine avantaj sağlamayacağını ifade etti.

ABD’nin İran’a karşı İsrail’le birlikte yürüttüğü savaş, özellikle akaryakıt fiyatlarını ciddi ölçüde artırması nedeniyle ABD kamuoyunda büyük ölçüde destek görmüyor. Savaşın, kritik öneme sahip ara seçimlerde Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti’ye yük getirmesi bekleniyor.

Maloney, mevcut durumun sürdürülebilir olmadığını belirterek, ABD ablukasının “İranlılara daha fazla zarar verdiğini”, ancak Washington’ıun da çok sayıda deniz unsurunu ablukayı sürdürmekle meşgul ettiğini belirtti.

Trump cuma günü yaptığı açıklamada, Tahran’la bir anlaşmaya varılamaması hâlinde, şubat ayının sonlarında başlatılan İran’a yönelik ABD operasyonuna atıfla, “Destansı Öfke kapsamında küçük çaplı bir operasyon daha düzenleyebiliriz” dedi. Trump, bunun ne zaman gerçekleşebileceğine ilişkin bir tarih vermedi.

Öngörmek imkânsız

Ortadoğu Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Jason Campbell, yeni saldırıların yakın olabileceğine ya da ABD’nin, İran veya Yemen’deki müttefiki Husiler tarafından düzenlenebilecek saldırıları beklediğine ilişkin “kesinlikle güncel işaretler bulunduğunu” söyledi.

Campbell, USS Theodore Roosevelt uçak gemisinin Ortadoğu’ya konuşlandırılmasının planlandığını belirtti. Bu adımın, bölgedeki uçak gemisi taarruz gruplarının sayısını geçici olarak üçe çıkarabileceğini kaydetti. Ayrıca yeni bir ABD Deniz Piyadeleri seferî birliğinin bölgeye gönderilmesi kararına dikkat çekti.

Campbell, İsrail savaş uçaklarının yakın zamanda İran’a yönelik önceki saldırıları andıran bir “güç gösterisi” gerçekleştirdiğini de belirtti. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ile görüştüğünü hatırlattı.

Ancak Campbell, “Burada zamanlamayı öngörmek imkânsız” dedi. Söz konusu adımların, yalnızca İran’ı müzakere masasına geri dönmeye zorlamak amacıyla atılıyor olması hâlinde, bunların kapsamının oldukça geniş olduğuna dikkat çekti.

Campbell’a göre Trump’ın seçenekleri, çatışmanın başlangıcına kıyasla daralmış durumda. Bölgedeki ABD üslerinin uğradığı hasar, olası bir kara harekâtını daha da zorlaştırıyor.

Tahran sokaklarından birinde sergilenen İran füzeleri. (Reuters)
Tahran sokaklarından birinde sergilenen İran füzeleri. (Reuters)

Campbell, “Bu aşamada, böyle bir operasyonun gerektireceği binlerce, hatta bazı senaryolarda on binlerce askerin güvenli biçimde toplanabileceği bir yer yok” değerlendirmesinde bulundu.

Maloney ise İran’daki geleneksel askerî hedeflerin büyük bölümünün önceki saldırılarda ciddi ölçüde zayıflatıldığını söyledi. Bu nedenle yeni bir saldırı dalgasının, sivil altyapıya ve İran halkını doğrudan etkileyen hedeflere yönelik daha fazla saldırıyı içerebileceğini belirtti.

Ancak Maloney’ye göre bu tür saldırıların veya başka herhangi bir askerî müdahalenin savaşı kesin bir sonuca ulaştırması beklenmiyor.

Maloney, “En başından beri bu, taraflardan herhangi birinin gerilimi daha da artırmasıyla sona erdirilemeyecek bir savaştı” dedi.

Campbell da bu görüşe katılarak, “Savaşın ilk 50 günündekilere benzer yeni İran saldırılarının, İran yönetimi açısından stratejik dengeyi nasıl değiştirebileceğini göremiyorum” ifadelerini kullandı.

Campbell, İran’ın büyük çaplı fiziksel hasara katlanmaya istekli olduğunu gösterdiğini belirterek, “Hedeflerin önemli bir bölümünü karma kullanımlı temel altyapıyı, hatta doğrudan sivil altyapıyı kapsayacak şekilde değiştirmek bile bu durumu kayda değer ölçüde değiştirmeyecektir” değerlendirmesinde bulundu.