İran ve Afganistan arasında su krizi büyüyor: Taliban, intihar bombacıları göndermeye hazırlanıyor

İran ve Taliban, aralarındaki çatışmaların çevresel sorunlardan kaynaklandığını açıkladı. Gerçek şu ki bu sorun Tahran'ın Helmand Nehri'nin sularından aldığı pay / Fotoğraf: AFP
İran ve Taliban, aralarındaki çatışmaların çevresel sorunlardan kaynaklandığını açıkladı. Gerçek şu ki bu sorun Tahran'ın Helmand Nehri'nin sularından aldığı pay / Fotoğraf: AFP
TT

İran ve Afganistan arasında su krizi büyüyor: Taliban, intihar bombacıları göndermeye hazırlanıyor

İran ve Taliban, aralarındaki çatışmaların çevresel sorunlardan kaynaklandığını açıkladı. Gerçek şu ki bu sorun Tahran'ın Helmand Nehri'nin sularından aldığı pay / Fotoğraf: AFP
İran ve Taliban, aralarındaki çatışmaların çevresel sorunlardan kaynaklandığını açıkladı. Gerçek şu ki bu sorun Tahran'ın Helmand Nehri'nin sularından aldığı pay / Fotoğraf: AFP

Taliban Hareketi, Afganistan'da çatışma olasılığından endişe etmese de komşularıyla daha yoğun ve tehlikeli çatışmalara hazırlanırken bölgede neden olduğu tartışma sona ermiş gibi görünmüyor.

Bu krizlerden biri de su ihtilafları. Zira son dönemde kuraklık krizine ve İran'ın Helmand Nehri'ndeki su payına erişememesine tanık olduk.

Ayrıca geçen mayıs ayında İran sınır muhafızları ile Taliban arasında şiddetli çatışmalar yaşandı.

Helmand Nehri'nin su seviyesi azaldı

İki taraf, çatışmaların marjinal nedenlerden kaynaklandığını açıkladı, ancak gerçek şu ki, bunun nedeni İran'ın Helmand Nehri sularındaki payına erişimin olmamasıydı.

Taliban, aralarında canlı bombaların da bulunduğu binlerce askerini iki ülke arasındaki sınıra gönderdi. Şimdilik çatışmalar hızla sona erse de her an geri dönebilir.

Nitekim Helmand Nehri'nin su seviyesi son dönemde iklim değişiklikleri ve yüksek sıcaklıklar nedeniyle azaldı.

Şimdi bölgedeki istikrar üzerinde büyük etkisi olan nehir suyunun azaldığını görmek mümkün.
İran'ın seçenek arayışı

Bloomberg, Afganistan'da yirmi yıl süren savaşın ardından, Taliban liderlerinin kendilerini savaşta muzaffer olarak gördüklerini ve şimdi komşuları İran'ın sertleşen pozisyonuna nasıl karşılık verecekleri konusunda seçenekler aradıklarını bildirdi.

Uluslararası Kriz Grubu'nun (ICS) Afganistan Kıdemli Danışmanı Graeme Smith şöyle diyor:

Helmand Nehri'nin su seviyesinin düşmesinin nedeni, iklim değişikliği ve Afganistan'ın sıcaklık artışına tanık olması. Şiddetli yağışlardan sonra ülke korkunç bir kuraklık dönemine şahit oldu.
İstatistikler, 1950'den bu yana Afganistan'da hava sıcaklığının 1,8 derece arttığını ve 1973 anlaşmasına göre İran'ın normal yağış yıllarında nehirdeki payının 820 milyon metreküp olduğunu gösteriyor.

Ancak İran şimdi Taliban'ın anlaşmayı ihlal ettiğini ve kasıtlı olarak su akışını engellediğini söylüyor. İranlı yetkililerin tavrı son iki yılda sertleşti. Taliban ise kendisini savaşa hazırlıyor.

Raporlar, hareketin sınıra patlayıcı yelekler giyen intihar bombacıları da dahil olmak üzere büyük kuvvetler gönderdiğini ve Amerikalıların bıraktığı tankları ve ağır silahları İran sınırına naklettiklerini gösteriyor.

Helmand Nehri anlaşması yoruma açık

İran ile Afganistan arasında imzalanan Helmand Nehri anlaşmasının buna ilişkin meseleleri net olarak çözmediği ve yoruma açık alanlar olması dikkat çekici.

Taliban üyeleri, nehirden elde edilmesi gereken su yüzdesini ayarlamak için kurak mevsimlerde nehir suyunun dağıtılması hakkında konuşmak için yeniden müzakere için bastırıyorlar.

Washington'daki Atlantik Konseyi'nin kıdemli danışmanı Ömer Samed, Bloomberg'e her iki tarafın da nehirle ilgili görüşlerini sunması için yer olduğunu söyledi.

Samed, "Eğer iki taraf sorunu diplomatik yollarla çözmeyi reddederse, o zaman mesele mantıksızdır ve bölgede istikrarsızlığa yol açar. Özellikle de iki taraf kendi aralarında çatışmaya girmenin maliyetini üstlenmez. Kuraklık döneminde su kaynaklarının yönetimine yatırım yapmadığı ve bu alanda planları olmadığı için İran'a birçok eleştiri yöneltiliyor ve bu da büyük olumsuz sonuçlar doğuruyor" ifadelerini kullandı.

İran'da 300'den fazla şehir su kriziyle karşı karşıya

Bir rapora göre, kuraklık ve su kıtlığı nedeniyle 10 binden fazla aile eyalet merkezinden göç etti ve İran'da 300'den fazla şehir artan sıcaklıklarla birlikte su kriziyle karşı karşıya kaldı.

Yapılan araştırmalar, barajların arkasında biriken suyun sürekli buharlaştığını ve İranlıların yüzde 97'sinin kuraklık krizinden etkileneceğini gösteriyor. 

Akademik raporlar, İran'daki çeşitli köylerde yaşayan 20 milyon kişinin, çiftlikleri için sulama suyu olmaması nedeniyle büyük şehirlere göç ettiğini doğruladı.

Afganistan'da kıtlık oranı da artıyor

Afganistan'daki durum da çok gergin ve oradaki kuraklığın etkilerini günden güne görüyoruz.

Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA), Afganistan'daki kuraklığın etkisinin 2022'de 2020'ye kıyasla altı kat arttığını bildirdi.

2022 yılında Afgan vatandaşlarının yüzde 64'ü kuraklık krizinden etkilendi. 34 ilden 30'unun susuzlukla karşı karşıya olduğu Afganistan'da bu duruma paralel olarak kıtlık oranı da artıyor. 

Birleşmiş Milletler (BM), Afganistan'daki 20 milyon insanı beslemek için 4,6 milyar dolara ihtiyacı olduğunu açıkladı. Ancak bu miktarın sadece küçük bir kısmını aldı.

Afganistan ilk kıvılcımı ateşledi

Taliban'ın Afganistan'daki vatandaşların hayatlarını yönetmede karşılaştığı birçok zorluğa rağmen, hareket su krizini ele almak için keskin bir yaklaşım benimsedi.

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin günlerce süren sert açıklamalarından sonra, Taliban'ın Başbakan Yardımcısı Molla Birader, Batı Afganistan'da İran sınırına yakın Bakhshabad Barajı'nı ziyaret ederek onlara yanıt verdi.

Bu barajın Hamun Gölü'ne (Sistan ve Belucistan) dökülen bir nehrin önüne inşa edilmiş olması nedeniyle İran'a sorun çıkaracağı dikkat çekiyor. İran'ın güneyindeki bu göle su ulaşmaması durumunda çevre felaketi yaratabilir.

Amuderya (Ceyhun) Nehri'nin sularından kuzey topraklarını sulayan Kuştepe Kanalı projesinde bütçe açığına rağmen çalışan Taliban, kuzey komşularıyla da diplomatik olmayan bir yaklaşım benimsiyor.

Özbekistan, bu kanalın, ülkedeki tarım arazilerini sulamak için kullanılan nehrin su kaynaklarını olumsuz etkilediğini söylüyor.

Bu kanal, bir zamanlar dünyanın en büyük dört gölü arasında yer alan Aral Gölü'nün ölümüne yol açacak.

Ancak Taliban, Özbekistan'ın dile getirdiği endişeyi görmezden gelerek Kuştepe Kanalı'nı inşa etme projesini sürdürüyor.

BM'nin 21'inci yüzyılın ikinci yarısında dünyadaki savaşların büyük çoğunluğunun su yüzünden çıkacağını tahmin ettiği biliniyor.

Ancak görünen o ki bu beklenti erken başladı ve Afganistan bu tür savaşların ilk kıvılcımını ateşledi.

Independent Arabia, Independent Türkçe



Çin, ortak askeri tatbikatların başlamasının ardından ABD, Filipinler ve Japonya'yı "ateşle oynamamaları" konusunda uyardı

Manila'da düzenlenen Filipin-Amerikan "Balikatan" (omuz omuza) askeri tatbikatının açılış töreninde Japonya ve Amerika Birleşik Devletleri'nden subaylar (EPA)
Manila'da düzenlenen Filipin-Amerikan "Balikatan" (omuz omuza) askeri tatbikatının açılış töreninde Japonya ve Amerika Birleşik Devletleri'nden subaylar (EPA)
TT

Çin, ortak askeri tatbikatların başlamasının ardından ABD, Filipinler ve Japonya'yı "ateşle oynamamaları" konusunda uyardı

Manila'da düzenlenen Filipin-Amerikan "Balikatan" (omuz omuza) askeri tatbikatının açılış töreninde Japonya ve Amerika Birleşik Devletleri'nden subaylar (EPA)
Manila'da düzenlenen Filipin-Amerikan "Balikatan" (omuz omuza) askeri tatbikatının açılış töreninde Japonya ve Amerika Birleşik Devletleri'nden subaylar (EPA)

Pekin, üç ülkenin binlerce askerinin yıllık ortak askeri tatbikatlarına başlamasının ardından bugün ABD, Japonya ve Filipinler'i "ateşle oynamamaları" konusunda uyardı.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Guo Jiakon, tatbikatlarla ilgili bir soruya yanıt olarak gazetecilere şunları söyledi: "İlgili ülkelere, güvenlik adı altında birbirleriyle körü körüne iş birliği yapmalarının ateşle oynamaya benzeyeceğini ve nihayetinde kendilerine ters tepeceğini hatırlatmak isteriz."

Filipinler ve Amerika Birleşik Devletleri, bugün yıllık ortak askeri tatbikatlarına başladı. 17 binden fazla asker, gerçek mühimmatlı atış tatbikatları, simüle edilmiş deniz saldırıları ve entegre hava tatbikatlarına katılıyor. Japonya, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda ve Fransa'dan kuvvetler de 19 gün sürecek ve esas olarak bölgesel savunmaya odaklanan Balikatan tatbikatlarına katılıyor. Bu, Japonya'nın "omuz omuza" anlamına gelen Balikatan'a ilk katılımı oluyor.

Geçmişte Japonya'nın katılımının insani yardım ve afet müdahale faaliyetleriyle sınırlı kaldığını belirtmekte fayda var. Amerika Birleşik Devletleri, tatbikatları Filipinlerle ittifakına olan "sarsılmaz bağlılığının güçlü bir göstergesi" olarak nitelendirdi.


İsrail'in Lübnan'da sarı hat çekme planının detayları

Yerinden edilmiş sakinler, güney Lübnan'daki Nebatiye kentine dönerken yıkılmış binaların yanından geçiyor (AFP)
Yerinden edilmiş sakinler, güney Lübnan'daki Nebatiye kentine dönerken yıkılmış binaların yanından geçiyor (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'da sarı hat çekme planının detayları

Yerinden edilmiş sakinler, güney Lübnan'daki Nebatiye kentine dönerken yıkılmış binaların yanından geçiyor (AFP)
Yerinden edilmiş sakinler, güney Lübnan'daki Nebatiye kentine dönerken yıkılmış binaların yanından geçiyor (AFP)

Emel Şehade

İsrail, 10 günlük ateşkes anlaşmasıyla eş zamanlı olarak Lübnan topraklarında yeni bir gerçeklik dayattı. Sınır çizgisine yakın her kent ve köyde askeri mevziler kurmanın yanı sıra, İsrail ordusunun kapsamlı bir şekilde taramaya devam ettiği Güney Lübnan'daki geniş bir alanda Gazze'de kullanılan “sarı hat” modelini kopyaladı. Plana göre, bu alan içinde hiçbir ev veya köy kalmayacak ve sakinlerinin geri dönmesine izin verilmeyecek.

Bir İsrailli yetkili, ateşkes anlaşmasına rağmen ordunun operasyonlarına devam ettiğini belirterek, anlaşmanın hava kuvvetleri ve topçu birliklerinin Tel Aviv'in güvenliğine tehdit olarak gördüğü herhangi bir hadiseye karşılık verme özgürlüğünü tanıdığını kaydetti.

“Anlaşma sırasında yapılan ateş açma, saldırı amaçlı değil savunma amaçlıdır ve kuzeydeki askerlerin ve sakinlerin güvenliğini korumayı amaçlamaktadır.” İsrail ordusu bu gerekçeyle, Lübnan'daki kontrolünü günlük saldırılar, tarama operasyonları ve “güvenlik bölgesi” olarak adlandırdığı alan içindeki her kentte askeri mevziler kurarak sürdürüyor.

İsrail ordusunun açıklamasına göre ateşkes anlaşmasının hemen ardından sınıra kadar uzanan yeni bir kontrol hattı kurulmaya başlandı. Bu hat, kara operasyonları sırasında ele geçirilen tanksavar füze hattıdır. Gazze Şeridi'ne benzer şekilde, bu hat da “Sarı Hat” olarak adlandırılıyor ve sınıra olan uzaklığı birkaç kilometreden yaklaşık 10 kilometreye kadar değişiyor.

İsrail ordusuna göre, Sarı Hat bölgesinde 55 Lübnan köyü bulunuyor; ancak Savunma Bakanı Yisrael Katz daha önce Tel Aviv'in yaklaşık 80 Lübnan köyünü kapsayan bir alanı kontrol ettiğini belirtmişti.

Böylelikle Bint Cubeyl kenti de dahil olmak üzere Sarı Hat bölgesi içinde kalan Hizbullah unsurları şimdi teslim olmak zorunda. Teslim olmayı reddederlerse, İsrail ordusu yerleri tespit edildiğinde onları öldürmekle tehdit ediyor. İsrail, hedeflerine ulaşmak için tehditleri izleme ve engelleme bahanesiyle Lübnan üzerinde insansız hava aracı (İHA) uçuşlarını da sürdürecek.

efv
İsrail, Hizbullah'ın askerlerini el yapımı patlayıcılar ile dolu bölgelere çekmeye çalışabileceğinden endişe ediyor (AFP)

Bir İsrailli yetkili, “Lübnan'da saldırmıyoruz, aksine ateşkes anlaşmasına uygun olarak tehditleri engelliyoruz” dedi. Bu arada, Katz dün, kendisinin ve Başbakan Binyamin Netanyahu'nun, orduya ateşkes sırasında askerlerine veya sınırların ve halkın güvenliğine yönelik herhangi bir tehdide karşı tüm güçle saldırma talimatı verdiklerini vurguladı.

Katz ayrıca, tanksavar hattını (esas olarak Sarı Hattı) da içeren plana göre ordunun operasyonlarına devam edeceğini ve ona göre Hizbullah operasyonlarının merkezi haline gelen temas hattına yakın beldeleri yıkacağını açıkladı. “Gümüş Saban” olarak adlandırılan operasyonun amacının, bölgeyi ve köyleri temizleyerek ordunun konuşlanabileceği temiz bir alan haline getirmek olduğunu ifade etti.

Ancak ateşkesin uzatılıp uzatılmayacağı konusunda kesin bir şey söylemeyen İsrail Savunma Bakanı, Lübnan hükümetini tehdit ederek, Hizbullah'ı silahsızlandırma taahhüdünü yerine getirmemesi halinde, İsrail ordusunun Litani Nehri'nin kuzeyinde ve Lübnan genelinde devam eden askeri operasyonlarının devamı olarak bunu yapacağını, İsrail hava kuvvetlerinin operasyon özgürlüğünü koruduğunu vurguladı.

Bu arada bir İsrailli askeri yetkili, “güvenlik kurumunun çatışmaya devam etmeye hazırlandığını ve Hizbullah'ın ordu personelini el yapımı patlayıcılarla dolu bölgelere çekmeye çalışmaya devam edeceğini değerlendirdiğini” vurguladı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre yetkili, “ordunun mevcut hedefinin, askerlerin tuzaklı bölgelerde yaşayabilecekleri kayıpları en aza indirirken altyapıyı ortaya çıkarmaya devam etmek olduğunu” belirtti.

Güvenlik bölgesinin yükü

İsrailli The Marker gazetesinde yayınlanan bir haber, İsrail'in güvenlik bölgesinde diretmeye devam etmesinin hem askerler için tehlikeleri hem de aşırı maliyetler açısından sonuçları konusunda uyardı.

Habere göre yeni güvenlik bölgesinin kurulması, çok sayıda düzenli ve yedek kuvvetin konuşlandırılmasını gerektiriyor ve ciddi sayıda yedek birliğin seferber edilmesini zorunlu kıldı. Yine habere göre bir güvenlik kaynağı, Güney Lübnan'da bir güvenlik bölgesi olduğu sürece ordunun 80 bin yedek askere ihtiyaç duyacağını tahmininde bulundu. Ordu bölgede ne kadar uzun süre kalırsa, mevzilerin inşası ve güçlendirilmesi ve karmaşık lojistik hazırlıkların yapılması için gereken yatırımlar da o kadar büyük olacak.

Haberde, Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir'in yedek askerlerin üzerindeki ağır yük ve onlara verilen çok sayıda görevle ilgili daha önce yaptığı uyarıların altı çizildi. Zamir'in uyarısının, bu küçük grubun üzerindeki görev yükünden, unsurlarının yorulması ve hükümetin Haredileri zorunlu askerlik hizmetinden muaf tutmasından kaynaklanan öfkeden duyulan korkudan kaynaklandığı açıklandı. Bu durumun askere alım oranında düşüşe yol açacağı belirtildi.

Ancak The Marker, Güney Lübnan'daki yeni güvenlik bölgesinin var olmaya devam etmesinin yol açacağı siyasi ikilemin sadece siyasi ve güvenlik ile ilgili değil, aynı zamanda sosyo-ekonomik olduğunu da belirtiyor. İlave bir güvenlik bölgesi, halihazırda askerlik yapan vatandaşlar için bir yük haline gelebilecek iken, hükümet öncelikle askerlikten kaçanlarla ilgileniyor.

İran ve Lübnan arasında

ABD ve İran arasında bir anlaşmaya varılmasının önündeki engellerin ortasında, yeniden savaş beklentileri artıyor. İsrail Hava Kuvvetleri hazırlıklarını tamamladı ve İran'da vuracağı yeni bir hedef bankası hazırladı. Bu arada İsrail, Lübnan'da operasyonlarına devam ediyor ve kontrolü elinde tutuyor; İran cephesinin yeniden alevlenmesi durumunda Hizbullah'ın İsrail'e yönelik yeni ve yoğun bombardımanına hazırlanıyor.

İsrailliler, hem İran hem de Lübnan cephelerinde savaşın yeniden patlak vermesi durumunda İsrail'in yenilgiye uğramasından duydukları korkuyu da gizlemediler. Emekli General Itzhak Brik de savaşın başlayabileceğini söylüyor.

Şöyle devam ediyor: “Önerilen planın temel sorunu sadece içeriği değil, esas olarak içeriğindeki eksikliktir. Zenginleştirilmiş uranyum sorununu çözmeye ve Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmaya odaklanmak, hastalığı görmezden gelip semptomlarını tedavi etmek gibidir.”

Brik, Lübnan'daki savaşı sona erdirmenin ve İsrail'e ateşkes dayatmanın iç huzuru sağlamanın bir yolu olduğuna inanıyor. İran'a gelince, “Trump'ın bakış açısından, nakliye yollarının yeniden açılması ekonomik bir başarı ve zaferdir, ancak İsrailliler olarak bizim bakış açımızdan bu, Tahran'a önemli bir pazarlık kozunun teslim edilmesidir” diye değerlendiriyor.

“Trump'ın görev süresi sona erdiğinde, İsrail kendisini yeniden inşa eden, zenginleşen ve ağır bir şekilde silahlanmış İran’a karşı tek başına bulabilir” diye uyarıyor.

Bundan sonra ne olacak?

Bu soruya cevaben, emekli General Itzhak Brik, “Eğer bu senaryo gerçekleşirse, İsrail her cephede kaybedecektir. Caydırıcılığın çökmesini önlemek için Tel Aviv'deki liderlik dört paralel yol üzerinde çalışmalıdır.

Birincisi: Bölgesel ittifaklar; bu kapsamda İran hegemonyasına karşı aynı korkuyu paylaşan ılımlı Arap devletleriyle ilişkiler derinleştirilmelidir. Bu, salt resmi normalleşme anlaşmalarının ötesine geçen ortak bir çıkardır.

İkincisi: İki parti ile ilişkilerin yeniden kurulması; İsrail tek bir başkanın desteğine güvenemez, Trump sonrası dönemde meşruiyetini sağlamak için Demokrat Parti ve Avrupa ile ilişkilerini onarmalıdır.

Üçüncüsü: Bağımsız bir güç oluşturmak; İsrail ordusu, Amerikalılara tam bağımlılığın tehlikeli bir kumar olduğunu kabul ederek, hızlandırılmış bir modernizasyon sürecinden geçmelidir.

Dördüncü yol ise ulusal bütünleşmedir; bunu da Itzhak “dış tehdit, toplumsal çözülmenin derhal durdurulmasını gerektiriyor. Zira bölünmüş bir toplum, İran'ın psikolojik savaşının kolay bir hedefidir” diyerek açıklıyor.

Brik, karar vericilere şu uyarıyı yaparak sözlerini bitiriyor: “Füzeleri ve terörizmi görmezden gelen herhangi bir anlaşma barış değil, sadece bir sonraki savaşı ertelemedir ve bu savaş çok daha kötü koşullar altında gerçekleşecektir.”


Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğine ilişkin belirsizlik nedeniyle Avrupa’da doğalgaz fiyatları yeniden yükseldi

Norveç’teki Hammerfest sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) terminalinin genel görünümü (Reuters)
Norveç’teki Hammerfest sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) terminalinin genel görünümü (Reuters)
TT

Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğine ilişkin belirsizlik nedeniyle Avrupa’da doğalgaz fiyatları yeniden yükseldi

Norveç’teki Hammerfest sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) terminalinin genel görünümü (Reuters)
Norveç’teki Hammerfest sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) terminalinin genel görünümü (Reuters)

Avrupa doğal gaz piyasalarında, Hollanda ve Birleşik Krallık’a ait vadeli gaz kontratları bu sabah yükseliş kaydetti. Bu artış, ABD ile İran arasındaki barış görüşmelerine ilişkin çelişkili açıklamalar ve stratejik Hürmüz Boğazı’nın açık olup olmadığına dair belirsizliklerin etkisiyle, cuma günü yaşanan sert kayıpların bir kısmını telafi etti.

Intercontinental Exchange (ICE) verilerine göre, Hollanda’nın referans TTF merkezindeki birinci ay vadeli kontrat saat 06.55 itibarıyla 2,21 euro artarak megavat saat başına 40,98 euro seviyesine yükseldi.

Piyasada dalgalanmanın sürdüğü, kontratın gün içinde 43 euro ile en yüksek seviyeyi gördüğü, ancak cuma günü 38,77 euroya kadar gerileyerek 2 Mart’tan bu yana en düşük seviyesini test ettiği bildirildi. Bu düşüşün, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı yeniden açtığına dair haberlerin ardından geldiği aktarıldı.

Danimarka merkezli Saxo Bank, yayımladığı değerlendirmede Avrupa doğal gaz fiyatlarının, İran ile ABD arasında bir barış anlaşmasına yönelik beklentilerin zayıflamasıyla cuma günkü kayıplarını büyük ölçüde geri aldığını belirtti. Banka, hafta sonunun yeniden tırmanan gerilim ve belirsizliklerle geçtiğine dikkat çekti. Aynı dönemde Birleşik Krallık’taki birinci ay vadeli gaz kontratı da 6,11 peni artarak 103,22 peni/termal birim seviyesine çıktı.

ABD’nin İran limanlarına yönelik ablukayı sürdürdüğü, İran’ın ise cumartesi günü Hürmüz Boğazı üzerindeki kendi kısıtlamalarını yeniden devreye aldığı bildirildi. Söz konusu boğazdan küresel sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) arzının yaklaşık beşte biri geçiyor.

Bugün iki ülke arasındaki ateşkesin sürdürülebilirliğine ilişkin endişeler de arttı. Washington, İran’a ait bir yük gemisinin ablukayı delmeye çalışırken alıkonulduğunu açıklarken, Tahran buna karşılık vereceğini duyurdu. Şarku’l Avsat’ın aktardığı analizlere göre, devam eden barış görüşmelerine dair açıklamalar ile fiili anlaşmalar arasında ciddi bir boşluk bulunuyor ve bu durum, ateşkesin çarşamba günü sona ermesi beklenirken belirsizliği artırıyor.

Belirsizliği artıran bir diğer gelişme ise Rusya’nın Vedomosti gazetesinin İran’ın Moskova Büyükelçisi’ne dayandırdığı haberde, İran’ın boğazdan güvenli geçişi yeni bir yasal düzenleme kapsamında garanti altına alacağını belirtmesi oldu.

Global Risk Management’tan baş analist Arne Lohmann Rasmussen, savaşın sürmesi ve Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalması halinde gaz fiyatlarının kaçınılmaz şekilde daha da yükseleceğini ifade etti. Rasmussen, küresel LNG’nin yaklaşık yüzde 20’sinin piyasadan izole olacağına dikkat çekerek, Avrupa’nın kış öncesinde depolarını doldurma gibi zor bir görevle karşı karşıya olduğunu vurguladı.

Avrupa Doğalgaz Altyapısı Birliği verilerine göre, Avrupa Birliği’ndeki (AB) gaz depoları yüzde 30,2 doluluk seviyesinde bulunuyor. Bu oran, geçen yıl aynı dönemde yüzde 36,5 seviyesindeydi.

Avrupa karbon piyasasında ise referans kontrat 0,93 euro düşerek metrik ton başına 76,53 euro seviyesine geriledi.