Ankara’nın sınır dışı edilmeyeceklerine dair verdiği güvenceye rağmen Mısır İhvanı’nın korkuları sürüyor

İhvan mensubu bir vaiz, Türkiye’deki vatandaşlık ve ikamet krizi hakkında tekrar konuştu.

Mısır ve Türkiye cumhurbaşkanları, Dünya Kupası’nın açılışı sırasında Katar Emiri’nin yanında el sıkışırken (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır ve Türkiye cumhurbaşkanları, Dünya Kupası’nın açılışı sırasında Katar Emiri’nin yanında el sıkışırken (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Ankara’nın sınır dışı edilmeyeceklerine dair verdiği güvenceye rağmen Mısır İhvanı’nın korkuları sürüyor

Mısır ve Türkiye cumhurbaşkanları, Dünya Kupası’nın açılışı sırasında Katar Emiri’nin yanında el sıkışırken (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır ve Türkiye cumhurbaşkanları, Dünya Kupası’nın açılışı sırasında Katar Emiri’nin yanında el sıkışırken (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye’de ikamet eden İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) Örgütü’nden bazı unsurların “Türk vatandaşlığı ve ikamet izni alamama ve üzerlerindeki güvenlik baskılarının artmasına ilişkin krizin devam ettiğini” söylemeleri, ‘Ankara’nın sınır dışı edilmeyeceklerine dair verdiği son güvencelere rağmen İhvan unsurlarının mevcut endişeleri’ hakkında soruları gündeme getirdi.

dwfwe
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Uluslararası Müslüman Alimler Birliği’nden bir heyet ile

bu ayın başlarında görüşmesinin ardından İhvan mensupları derin bir nefes aldıklarını ifade etmişlerdi. Nitekim bu görüşme, İhvan mensuplarına, son zamanlarda özellikle İstanbul’daki güvenlik kampanyaları ve ‘sınır dışı etme faaliyetleri’ konusunda net bir güvence mesajı verilmesine tanık olmuştu. Erdoğan “İkamet koşullarını ihlal edenler ve yasa dışı göçmenler dışında kimseye dokunulmayacağını” vurgulamıştı.

‘Mısır’daki şiddet olaylarında hüküm giyen’ İhvan’a bağlı Mısırlı Vaiz Vecdi Ganim, saatler önce iletişim sitelerinde yayınlanan bir videoda, Erdoğan ile yaptıkları görüşme dolayısıyla İhvan ve Müslüman Alimler Birliği’ni hedef alarak “toplantıya katılma yönünde kendisini davet etmemeleri ve 2014’ten beri ülkede bulunmasına rağmen Türk makamlarının kendisine ikamet veya vatandaşlık vermeyi reddetmesi sorununu bugüne kadar gündeme getirmemelerini” eleştirdi.

Ganim’in videosu ile eş zamanlı olarak, bir kısmı İhvan’a bağlı olan ve Türkiye’de ikamet eden Mısırlıların sosyal paylaşım sitelerindeki sayfaları, “Erdoğan’ın güvencelerine rağmen durumlarının kesinleşmediğine ilişkin” şikayetlerle doldu. Abdullah eş-Şerif “Türkiye’nin İhvan’a karşı son zamanlardaki uygulamalarını” eleştirirken, Amr Abdulhadi “Türkiye’deki bazı İhvan” unsurlarını eleştirerek, “onları, bazılarının Türk vatandaşlığı alamaması ile ilgili krizin sebebi olmakla” itham etti. Muhammed Muntasır “Türkiye’nin İhvan unsurları, özellikle de gençlerinin aleyhindeki uygulamalarının sonlandırılması” çağrısında bulundu. Hüseyin Rıza ise Türkiye’de ikamet sıkıntısı yaşayanlara “İstanbul’u bırakıp geçici süreliğine civar illere gitmelerini” tavsiye etti.

Geçen mayıs ayında Türkiye’de yapılan milletvekilliği ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sona ermesinin ardından başta çoğu İhvan mensubunun yaşadığı İstanbul olmak üzere çeşitli illerde başlatılan ‘güvenlik kontrolü’ kampanyaları nedeniyle İhvan unsurları son dönemde büyük tedirginlik yaşadılar. Gerek ikameti bitip yenilemeyerek gerekse geçici vize ile giriş yapıp ikamet başvurusunda bulunmayarak ikamet şartlarını ihlal eden çok sayıda kişi gözaltına alındı.

İstanbul’da ikamet eden Mısırlı yazar ve romancı Ali es-Savi, “Türkiye’de durumlarının yasallaşmasının göz ardı edilmesinden muzdarip birçok kişi var ve bunlar örgütle bağlantılı” dedi. Savi, “Türkiye hala örgüte siyasi baskı aracı olarak yaklaşıyor, daha fazlası değil” ifadelerini kullandı. Ayrıca “Türkiye’nin siyasi her sahneden uzaklaşmış bir örgütü tercih etmek için Mısır ile ilişkileri yeniden tesis etme yönünde attığı ileriye dönük adımları feda etmeyeceğini düşünüyorum” değerlendirmesinde bulundu.

Savi Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda sözlerini şöyle sürdürdü:

“İhvan örgütünün, Türkiye’deki mevcut durumunu iyileştiren bir pazarlık konusu olmasını sağlayacak artık herhangi bir siyasi avantajı yok. Şu anda alternatif bir dayanak ve varoluşsal bir gerekçe olarak, Türkiye’de kendisine mümkün olduğunca uzun bir süre istikrar garanti edecek olan yatırım kartına güveniyor. Bu, her şeyin dizginlerini elinde tutan İhvan liderlerine bağlı, örgütün en geniş kesimini temsil eden gençlere ve örgütün yöntemini reddeden bazı kişilere değil. Bu insanların çoğu sınır dışı edilme korkusuyla oldukça kötü koşullarda yaşıyor.”

Mısır-Türkiye yakınlaşması, Türkiye’deki İhvan üyeleri arasında, Türk yetkililerin kendilerini Mısır’a sınır dışı edeceğine ilişkin derin endişelere yol açmıştı. Zira birçoğu Mısır’da cezai hükümlerle karşı karşıya ya da Mısır yargısı tarafından aranıyor.

Fotoğraf altı: Erdoğan ve Müslüman Alimler Birliği’nin heyeti arasında geçen görüşmeden (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Radikal hareketler ve uluslararası terörizm konusunda uzman Mısırlı araştırmacı Munir Edib’e göre “İhvan’a sadık unsurlar var ve Türkiye onlara ikamet veya vatandaşlık vermeyi reddediyor. Çünkü bunların bir kısmı, Erdoğan’ın İhvan’a verdiği son güvencelerden sonra bile Türk hükümetine rahatsızlık verebilir.”

Edib Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada “Türkiye, Mısır’da terör listesinde yer alan Yahya Musa ve Alaa es-Semahi’ye ikamet ve vatandaşlık vermeyecek. Aynı şey radikal fikirleri ve Mısır’da hakkındaki mahkeme kararı nedeniyle Vecdi Ganim için de geçerli” ifadelerini kullandı. Edib, bunun delili olarak “özellikle bu kişilerin aleyhinde Mısır’da şiddetle bağlantılı hükümler olduğu göz önüne alınırsa, Türkiye’nin bu kişilere vatandaşlık vermesinin Ankara’yı dışarıda ve ABD karşısında zor bir duruma sokacağını” söyledi.

2017’de bir Mısır mahkemesi, Vecdi Ganim ve İhvan’ın bazı üyelerini “Mısır’da terör eylemleri gerçekleştirmek için Vecdi Ganim Hücresi adlı bir oluşum kurmaktan” suçlu bularak ölüm cezasına çarptırmıştı. Mısır Savcılığı, Ganim ve diğerlerini “2013 ile Ekim 2015 arasında illegal bir grup kurmakla” suçlamış, bu grubun “amacının, anayasa ve kanun hükümlerinin çiğnenmesi, devlet kurumlarının ve kamu kurumlarının görevlerini yapmasına engel olunması, vatandaşların kişisel hürriyetlerine saldırılması ve millî birlik ve toplumsal barışın zedelenmesi yönünde çağrı yapmak” olduğunu belirtmişti. Ganim, geçtiğimiz haziran ayında bir videoda “Türk makamlarının dokuz yıldır yaptığı vatandaşlık talebini reddetmesine üzüldüğünü” söylemişti.

Öte yandan Savi “Vecdi Ganim’in (saatler önce yeni bir videoda) sınır dışı edilme korkusuyla vaziyetini yasallaştırma konusunda kendisine yardım eli uzatmaması sebebiyle örgüte sitem etmesi, Türkiye’nin Mısır ile başlattığı siyasi yola bağlılığının ve cezai olarak aranan bazı kişiler üzerindeki baskıları artırmasının yanı sıra, İhvan’ın mevcut güçsüzlüğünün, Türk karar mercilerinin üzerindeki zayıf etkisinin ve önceden sahip olduğu imtiyazların sona erdiğinin bir göstergesidir. Şu anda Türkiye’deki bazı İhvan mensupları arasında ciddi bir endişe var. Türkiye’de bulunan İhvan mensubu bazı gençler, örgütün liderlerine öfkeli. Çünkü vatandaşlık adaylarının isim listesini Türk makamlarına sunan örgüt ve baş kaldıran -veya örgütün kararlarını reddeden ya da Türkiye’deki örgüt liderlerine biat etmeyen- herhangi bir ismin reddedilmesi Türkiye’deki bazı İhvan liderlerinin elinde” ifadelerini kullandı.



İran’ın İsrail’in orta kesimlerine düzenlediği füze saldırısında bir kişi öldü

İran’ın İsrail’e doğru ateşlediği misket bombası yüklü bir füze (Reuters)
İran’ın İsrail’e doğru ateşlediği misket bombası yüklü bir füze (Reuters)
TT

İran’ın İsrail’in orta kesimlerine düzenlediği füze saldırısında bir kişi öldü

İran’ın İsrail’e doğru ateşlediği misket bombası yüklü bir füze (Reuters)
İran’ın İsrail’e doğru ateşlediği misket bombası yüklü bir füze (Reuters)

İsrail’in orta kesimlerinde bugün bir dizi patlama meydana geldi. AFP muhabirleri, patlamaların İsrail ordusunun İran’dan yeni bir füze salvo saldırısı tespit ettiğini duyurmasının ardından gerçekleştiğini bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın AFP muhabirlerinden aktardığına göre Tel Aviv’de en az on patlama sesi duyuldu.

İsrail acil yardım servisi Kızıl Davut Yıldızı, İsrail’in orta kesiminde bir inşaat sahasına düşen şarapnel parçaları sonucu bir kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Kızıl Davut Yıldızı Sözcüsü yaptığı açıklamada, olay yerinde yaklaşık 40 yaşlarında bir erkeğin öldüğünün belirlendiğini, ağır yaralanan bir başka kişinin ise Tel Hashomer Hastanesi’ne kaldırıldığını söyledi.

Sağlık görevlisi Liz Goral, yaralıların olay yerinde yerde hareketsiz ve bilinçsiz halde bulunduğunu, vücutlarında şarapnel parçaları nedeniyle ağır yaralar olduğunu belirtti.

Times of Israel gazetesi daha önce, İsrail’in orta kesiminde ‘misket bombası’ düşmesi sonucu üç kişinin ağır yaralandığını bildirmişti.

İsrail ordusu ise İran’ı, ülkeye yönelik füze saldırılarında yeniden misket mühimmatı kullanmakla suçladı.

Tahran yönetimi daha önce, mevcut çatışma sırasında ve geçen yıl haziran ayında yaşanan savaşta küme tipi savaş başlıkları kullandığını doğrulamıştı.

Uluslararası alanda misket mühimmatının kullanımı geniş çapta kınanıyor. Bu tür mühimmat, geniş alanlara rastgele patlayıcılar saçtığı için özellikle siviller açısından büyük tehlike oluşturuyor.

İsrail tarafı, İran’ı bu tür mühimmatı sivil bölgelerde kasıtlı olarak kullanmakla suçladı.

İsrail ordusu daha önce yaptığı açıklamada, İran’dan İsrail topraklarına doğru füzeler fırlatıldığının tespit edildiğini ve hava savunma sistemlerinin tehdidi engellemek için devreye girdiğini duyurdu.


Tahran’da Mücteba Hamaney’e bağlılık için kalabalık toplanırken İsrail ve İran karşılıklı saldırılarda bulundu

Tahran’da Mücteba Hamaney’e bağlılık için kalabalık toplanırken İsrail ve İran karşılıklı saldırılarda bulundu
TT

Tahran’da Mücteba Hamaney’e bağlılık için kalabalık toplanırken İsrail ve İran karşılıklı saldırılarda bulundu

Tahran’da Mücteba Hamaney’e bağlılık için kalabalık toplanırken İsrail ve İran karşılıklı saldırılarda bulundu

İsrail ve İran, savaşın onuncu gününe girerken karşılıklı saldırılarda bulundu. Aynı zamanda binlerce İranlı, başkent Tahran’ın merkezinde toplanarak dün, babası Ali Hamaney’in ABD-İsrail saldırısının başında öldürülmesinin ardından liderliğe seçildiğini ilan eden yeni rehber Mücteba Hamaney’e bağlılıklarını gösterdi.

İran, Pazartesi sabahı İsrail’e doğru ilk roket saldırısını başlattı ve saldırıda bir kişi hayatını kaybetti. Buna karşılık İsrail, Bâsîc kuvvetleri, “Devrim Muhafızları” ve polis teşkilatlarının karargâhlarına yönelik vurgu yaparak saldırılarını yoğunlaştırdı.


ABD'nin İran Kürtlerine desteği ve rejimi devirme planının perde arkası

Kaynaklar, İran rejimine karşı savaşmaya hazır binlerce Peşmerge üyesi olduğundan söz etti (AFP)
Kaynaklar, İran rejimine karşı savaşmaya hazır binlerce Peşmerge üyesi olduğundan söz etti (AFP)
TT

ABD'nin İran Kürtlerine desteği ve rejimi devirme planının perde arkası

Kaynaklar, İran rejimine karşı savaşmaya hazır binlerce Peşmerge üyesi olduğundan söz etti (AFP)
Kaynaklar, İran rejimine karşı savaşmaya hazır binlerce Peşmerge üyesi olduğundan söz etti (AFP)

İnci Mecdi

ABD-İsrail'in İran rejimine yönelik askeri saldırısının başlamasından bir hafta önce, yani 23 Şubat'ta İran Kürtlerinden bazı taraflar, ‘İran’ın siyasi meşruiyetini tamamen yitirmesinin’ ardından ‘ülkedeki mevcut siyasi durumda varlıklarını pekiştirmek’ amacıyla ‘İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu’nun kurulduğunu duyurdu.

Birçoğu ABD’nin saldırısının kendileri için sürpriz olduğunu söylese de, savaşın ilk saldırısından önceki birkaç gün içinde Washington'dan gelen bazı açıklamalar ve hamleler, açıkça saldırının sinyallerini taşıyordu. Belki de İranlı Kürt muhalefetin birleşmesi bunlardan biriydi. Washington'dan İranlı Kürt güçlerini rejime karşı cepheye itmekle ilgili arka arkaya gelen basın haberleri, bölgesel olarak genişleyen bu savaşın patlak vermesinden önce yapılan düzenlemelerden birini işaret ediyor olabilir.

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi ile Irak sınırında faaliyet gösteren İranlı Kürt silahlı gruplar arasında, İran topraklarında rejime karşı operasyonlar yürütmek için aktif görüşmeler yapıldığına dair haberler geliyor. Trump geçtiğimiz perşembe günü Reuters'a yaptığı açıklamada, Kürtlerin İran'a yönelik her türlü saldırısını desteklediğini söyledi. Trump, “Bunu yapmak istemeleri harika bir şey ve ben onları tamamen destekliyorum” diye ekledi. ABD'nin Kürtlerin saldırısına hava desteği sağlayıp sağlamayacağı sorulduğunda ise Trump, “Bunu size söyleyemem” yanıtını verdi.

scdfgt

Kimliğinin gizli tutulması şartıyla Independent Arabia’ya konuşan İranlı Kürt kaynaklar, İran'ın batısındaki İranlı Kürt güçler ile dış güçler arasında, Kürtlerin İran rejimine karşı mücadelesini desteklemek için koordinasyonun sürdüğünü açıkladı.

Kürt liderden biri, Kürt güçlerinin savaştan bir hafta önce kurulan ‘İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu’nu oluşturmak için üçüncü bir taraftan destek aldığını bildirdi ve koalisyonun hedeflerinden birinin ortak bir ordu kurmak olduğunu açıkladı.

Kaynaklar, Kürtlerin dış güçlerden aldığı desteğin türüne ilişkin olarak devam eden iş birliğinin ayrıntılarını açıklamazken kaynaklardan biri, “Biriyle ittifak kurarsanız, iş birliği genellikle önce istihbaratla başlar, sonra da geri kalanı gelir” dedi. ABD kaynaklı haberler, silah ve lojistik destek sağlandığını gösteriyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  İran Kürdistanı Devrimci Emekçiler Topluluğu (Komele) Genel Sekreteri Abdullah Mohtadi, ABD'nin desteğini memnuniyetle karşılarken, ihtiyaç duydukları desteğin türü konusunda Amerikalılarla herhangi bir iletişim kurmadıklarını ifade etti. Mohtadi, “Siyasi desteğin yanı sıra askeri ve istihbarat desteğine ve diğer her şeye ihtiyacımız var. Avrupa ülkelerini de aynı şeyi yapmaya çağırıyoruz. Avrupalıların, Kürtlerin ve İran'ın diğer halklarının demokratik özlemlerine yardımcı olmak için bu çabaya katılmasını bekliyoruz” şeklinde konuştu.

Altın bir fırsat

İran'daki Kürtler için verilen mücadele, rejimin batıdaki etkisini zayıflatmak amacıyla, Kürtlerin çoğunlukta olduğu ve İran Kürdistanı olarak bilinen ülkenin batı kesimlerinde yoğunlaşıyor. Kürtler nüfusun yaklaşık yüzde 10'unu oluşturuyor ve ulusal sınırları aşan güçlü bir kimliğe sahipler. Ayrıca İran'daki muhalefet grupları ve etnik azınlıklar arasında en organize olanlar da Kürtler.

İran Kürdistanı Demokrat Partisi'nin (PDK-I) İngiltere Temsilcisi Razgar Alani, Independent Arabia'ya yaptığı açıklamada, İranlıların rejimden kurtulması için ‘altın bir fırsat’ olduğunu söyledi.

Hollanda merkezli kar amacı gütmeyen İran'daki Tutumları Analiz Etme ve Ölçme Grubu’nun (GAMAAN) verilerine göre İranlıların yüzde 80'inin rejim değişikliği istediğini belirten Razgar Alani, İran'da rejime duyulan nefretin giderek arttığını söyledi. Razgar Alani, İranlıların son yirmi yılda defalarca kez ayaklandığını, ancak ‘ne yazık ki rejimin protesto gösterilerini defalarca kez bastırmayı başardığını’ ekledi.

Dış destek

Sol görüşlü Komele Partisi, İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu’na katılarak koalisyonun altıncı üyesi oldu. Komele Partisi Genel Sekreteri Mohtadi, Independent Arabia'ya yaptığı açıklamada, Kürtler için dış desteğin gerekliliğini vurgulayarak, “1979'dan günümüze birçok kez katliamlara maruz kaldık. Katledildik, baskı gördük, idam edildik, vurulduk, asıldık ve şiddetli baskı ve ayrımcılığa maruz kaldık. Bu yüzden çoğu zaman yalnız kaldık. Öyleyse neden dış desteği memnuniyetle karşılamayalım? Elbette memnuniyetle karşılıyoruz” ifadelerini kullandı.

PDK-I İngiltere Temsilcisi Alani, İran halkının rejimden kurtulmak için dış desteğe ihtiyacı olduğunu kabul ederek, "İran halkının tek başına bu rejimi deviremeyeceğine inanıyoruz. Rejim ülke içinde her şeyi kontrol ettiği için her zaman yardıma ihtiyaçları var” diye konuştu. Son ayaklanma olaylarının birkaç gün içinde 30 binden fazla kişinin ölümüne yol açtığını belirten Alani, “Bu, rejimi sadece içeriden devirmenin çok zor olduğu anlamına geliyor” diye ekledi.

Herhangi bir dış desteği yabancı müdahale olarak nitelendirmeyi reddeden Alani, “Dış güçler her zaman Ortadoğu'daki olayların bir parçası olmuştur. Bazıları bunun yabancı müdahale olduğunu söylüyor, ancak gerçek şu ki, içerideki halkın yardıma ihtiyacı var” ifadelerini kullandı.

Önceden planlama

O an için hazırlıkların ‘10 yılı aşkın bir süredir planlandığını’ açıklayan Alani, “İçeride adamlarımız var. Çünkü asıl gücümüz her zaman İran'ın içindeydi, dışında değil” diye vurguladı.

Alani, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Rejime karşı koymaya hazır olduğumuzu düşünmemizin nedeni, kırk yıldır halkımıza yakın olmamız. Onlarla her zaman güçlü bir bağımız oldu. Partimiz her zaman sınırın yakınlarında varlığını sürdürdü. Ayrıca Peşmerge güçlerimiz de var. Bu da her zaman güçlü ve iyi organize olmuş bir örgüt olduğumuz anlamına geliyor.  Güçlerimizi sadece saldırı için değil, esas olarak kendini savunma için eğittik. Bu nedenle, dediğim gibi, bizim için bu başka yerlere göre daha kolay.”

Binlerce Kürt savaşçı

Independent Arabia’ya konuşan Kürt liderler, Kürt güçlerinin büyüklüğünü açıklamayı reddettiler, ancak ‘özellikle ülke içinde yeterli sayıda’ oldukları konusunda hemfikirdiler.

Mohtedi, “Vatanımız İran Kürdistanı ve milyonlarca insan hazır. Kürt savaşçılarımız eksik olmayacak. Tüm gençler, tüm genç nesil, Peşmerge güçleri için potansiyel savaşçılar. Yani yeterli gücümüz var, bu konuda endişelenmiyoruz” derken Alani, PDK-İ'nin İran'daki en eski ve en büyük Kürt siyasi partisi olduğunu vurguladı.

Alani, şöyle devam etti:

 "Ülke içinde binlerce üyemiz olduğunu söyleyebilirim. Dört ili kapsayan Kürt bölgesinden, batıdan rejimi kovmak için yeterli gücümüz olduğuna inanıyorum.”

Bu gücün, Kürdistan Bölgesi sınırına yakın bölgelerde konuşlanmış Peşmerge savaşçılarıyla sınırlı olmadığını açıklayan Alani, “Sadece sınır yakınındaki binlerce Peşmerge savaşçısından bahsetmiyoruz. İran içindeki güçlerimizden bahsediyoruz” dedi.

Bu güçlerin hazır olduğunu vurgulayan Alani, “Ana gücümüz ülke içinde ve onlar zaten hazır ve nazır. Onları eğitmemiz veya silahlandırmamız gerekmiyor; onlar hazır” ifadelerini kullandı.

Herhangi bir önemli gelişmenin onları hızlı hareket etmeye itebileceğinin altını çizen Alani, “Bir şey olursa, ki bence olacak, özellikle diğer tarafların desteği varsa, harekete geçecekler” şeklinde konuştu.

İç sorunlar

Bu süreç, özellikle planın İslam ve Marksizmi birleştiren ve ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından 2012 yılında terör örgütü listesinden çıkarılmadan önce terör örgütü olarak tanımlanan Halkın Mücahitleri Örgütü’nün (HMO) katılımını içeriyorsa, Kürt olmayan birçok İranlı tarafından güçlü bir muhalefetle karşılanabilir.

Gözlemciler, diğer etnik temelli partilerin daha da büyük endişeler yaratabileceğini söylüyor. İran’daki başlıca Beluç milis gücü olan Ceyş el-Adl (Adalet Ordusu), cihatçı olarak tanımlanıyor ve El Kaide ile bağlantılı olduğu iddia ediliyor.

The Atlantic dergisine göre Adalet Ordusu, geçtiğimiz aralık ayında ‘Halk Savaşçıları Cephesi’ adlı bir siyasi grup kurdu. Bu isim, yabancıların endişelerini gidermek için seküler bir isim seçme çabasının bir sonucu olabilir, ancak cihatçılar hala bu grubun güçlerinin belkemiğini oluşturuyor.

Ancak muhalefeti birleştirme çabalarına dikkati çeken Alani, 12 günlük savaşın ardından İran muhalefetini birleştirme çabalarının hızlandığını ve Kürt lider Mustafa Hicri'nin Kürt siyasi partilerini bir araya getirmek için çalıştığını söyledi.

Bazı toplantıların ardından, daha önce ‘Diyalog Merkezi’ olarak bilinen yapı, ‘İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu’ adlı yeni bir koalisyona dönüştü. İran rejiminin uzun süredir iç propagandasında muhalefetin bölünmüşlüğünden yararlanmasından ötürü yurtdışındaki muhalefeti birleştirmenin çok önemli olduğunu düşünen Alani, Kürt birliğinin, İran muhalefetinin geri kalanına da yayılabilecek ilk adım olduğunu vurguladı.

2005 yılında Londra'da kurulan ‘Federal İran için Milliyetler Konferansı’ gibi başka ittifaklar da olduğunu açıklayan Alani, ancak Kürtlerin ayrılmak istemediğini, aksine Kürtler, Beluçlar, Araplar, Azeriler ve Türkmenler gibi çeşitli milliyetlere İran içinde haklarını tanıyan federal bir modeli desteklediklerini vurguladı. Alani, partisinin, azınlık haklarının tanınması ve ülkede ademi merkeziyetçi bir demokratik sistemin kurulması temelinde, HMÖ ve Rıza Pehlevi'nin destekçileri de dahil olmak üzere tüm muhalefet güçleriyle diyaloga hazır olduğunu teyit etti.

Savunma eylemi

İran Demokratik Platformu üyesi Kürt aktivist ve gazeteci Diako Moradi, Kürt güçlerinin ancak Kürdistan'daki siviller doğrudan tehdit altında veya İran rejimi güçleri, özellikle Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) tarafından geniş çaplı baskıya maruz kalırsa meşru müdafaa amacıyla harekete geçeceğini söyledi. Moradi, herhangi bir eylemin savunma amaçlı ve sınırlı olacağını, amacının halkı korumak ve sivillere yönelik şiddeti önlemek olduğunu vurguladı.

ABD ile İranlı Kürt gruplar arasında temaslar olduğu veya bu gruplardan İran içinde operasyonlara hazırlanmaları istendiği yönündeki haberlere ilişkin olarak Moradi, bu bilginin doğrulanamayacağını veya yalanlanamayacağını söyledi. Ancak Moradi, Kürt partilerin tarihi olarak bölgesel veya uluslararası güçlerin aracı olmadıklarının ve meşruiyetlerini İran içindeki Kürt toplumundan aldıklarının altını çizdi.

Hükümetler veya uluslararası kuruluşlarla siyasi ve diplomatik iletişim kurmanın siyasi çalışmalarda normal olduğunu, ancak bunun mutlaka askeri iş birliği anlamına gelmediğini ekleyen Moradi, ayrıca, herhangi bir iş birliğinin Kürtlerin karar verme bağımsızlığına saygı göstermesi ve İran'ın ülkedeki tüm milletlerin ve bileşenlerin haklarına saygı duyan demokratik bir sisteme geçişini desteklemeyi amaçlaması gerektiğine dikkati çekti.

Tarih tekerrür eder

Kürtler için tarih, dış güçlerin desteği söz konusu olduğunda hiçbir zaman onların lehine olmamış ve çoğu zaman aynı acı dersle sonuçlanmıştır. Büyük güçler jeopolitik çatışma anlarında vaatlerde bulunduklarında, ezilenler bir fırsat yakaladıklarını düşünürler. Ancak bu çatışmalar değiştiğinde, genellikle sonuçlarına katlananlar yine ezilenler olur.

ABD tarafından Tahran'ın nüfuzunu azaltmayı ve rejimi zayıflatmayı amaçlayan ciddi bir desteğin gelmesini memnuniyetle karşılasalar da, Kürt çevrelerinde, bölgesel çatışmalarda kendilerine güvenen ABD’nin daha sonra onları terk ettiği önceki senaryoların tekrarlanacağına dair derin endişeler söz konusu. Irak ve Suriye'deki geçmiş deneyimler, birçok Kürt'ün İran rejimine karşı harekete geçmeleri için teşvik edileceklerinden, ancak Washington'daki siyasi hesaplamalar değişirse veya isyan başarısız olursa ABD'nin desteğinin geri çekileceğinden korkmalarına neden oldu.

İngiltere, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Kürtleri destekledi. Ardından 1946'da İran'ın kuzeybatısında kurulan Mahabad Kürt Cumhuriyeti'nin daha emekleme aşamasındayken ortadan kaldırılmasında önemli bir rol oynadı. Daha sonra 1975 yılına gelindiğinde Irak'ta Saddam Hüseyin'e karşı Kürtleri destekledi. Aynı yıl İran ile Irak Cezayir Anlaşması'nı imzaladığında, denklem değişti ve dış destek ortadan kalktı. Bunun üzerine Kürt ayaklanması çöktü ve binlerce Kürt bunun bedelini ödedi. 1988 yılında ise Saddam Hüseyin rejimi onlara karşı el-Enfal Operasyonu başlattı ve kimyasal silahlar kullandı.

ABD ordusu yaklaşık bir ay önce, Suriye'nin kuzeyindeki bölgelerden çekilerek Kürt müttefiklerini düşmanlarıyla baş başa bıraktı ve Suriye'deki Kürtlere karşı en büyük ihanetini gerçekleştirdi. Suriye’deki Kürt güçleri, DEAŞ’a karşı bir kalkan görevi görmüş ve son on yılda zulümler işleyen terör örgütüyle mücadelede binlerce silahlı unsurunu kaybetmişti.

Gözlemciler, Tahran'a karşı olası bir ayaklanmanın başarısızlığı ve ardından ABD'nin desteğini çekmesinin, ‘Kürtleri terk etme’ söylemini bir kez daha güçlendireceği konusunda uyarıyor. Bu yüzden, Kürtler İran rejimine karşı olsalar da, uluslararası siyaset dengesi değişirse çatışmanın sonuçlarını tek başlarına üstleneceklerinden korkarak, dışarıdan gelen vaatlere karşı temkinli davranıyorlar.