Çin’den Trump’a Hürmüz’ü açma ve silah sevkiyatını durdurma taahhüdü… CENTCOM: İran’ın kapasiteleri geriledi

Çin’den Trump’a Hürmüz’ü açma ve silah sevkiyatını durdurma taahhüdü… CENTCOM: İran’ın kapasiteleri geriledi
TT

Çin’den Trump’a Hürmüz’ü açma ve silah sevkiyatını durdurma taahhüdü… CENTCOM: İran’ın kapasiteleri geriledi

Çin’den Trump’a Hürmüz’ü açma ve silah sevkiyatını durdurma taahhüdü… CENTCOM: İran’ın kapasiteleri geriledi

ABD ile Çin arasında Pekin’de düzenlenen zirve, İran savaşıyla bağlantılı bölgesel denklemde yeni bir dönemin işaretlerini verdi. ABD Başkanı Donald Trump, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile yaptığı görüşmenin ardından, Pekin yönetiminin Tahran’a askeri ekipman göndermeme taahhüdünde bulunduğunu açıkladı. Trump ayrıca Çin’in, küresel enerji arzının kesintisiz sürmesi amacıyla Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yardımcı olmayı teklif ettiğini söyledi.

Öte yandan savaşın yankıları, Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de gerçekleştirilen BRICS dışişleri bakanları toplantısına da damga vurdu.

Bu sırada ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı United States Central Command (CENTCOM), İran’ın askeri kapasitesinin ve komşu ülkelere yönelik tehdit unsurlarının tüm alanlarda ciddi şekilde gerilediğini doğruladı.



Musk-Altman çekişmesi: Bu mücadele OpenAI için mi yoksa insanlığın geleceği için mi?

Duruşmanın yapıldığı sırada Ronald V. Dellums Federal Binası'nın önünde Musk ve Altman'ın fotoğraflarının yapıştırıldığı şişme boks kuklalarının sergilendiği görüldü (AFP)
Duruşmanın yapıldığı sırada Ronald V. Dellums Federal Binası'nın önünde Musk ve Altman'ın fotoğraflarının yapıştırıldığı şişme boks kuklalarının sergilendiği görüldü (AFP)
TT

Musk-Altman çekişmesi: Bu mücadele OpenAI için mi yoksa insanlığın geleceği için mi?

Duruşmanın yapıldığı sırada Ronald V. Dellums Federal Binası'nın önünde Musk ve Altman'ın fotoğraflarının yapıştırıldığı şişme boks kuklalarının sergilendiği görüldü (AFP)
Duruşmanın yapıldığı sırada Ronald V. Dellums Federal Binası'nın önünde Musk ve Altman'ın fotoğraflarının yapıştırıldığı şişme boks kuklalarının sergilendiği görüldü (AFP)

Halid İsam el-İslambuli

Dünyanın yazılım ve teknoloji başkenti, inovasyon hayallerinin güç ve para çatışmalarıyla kesiştiği Silikon Vadisi'nin kalbi San Francisco'da, modern çağın en sert hukuki savaşlarından biri patlak verdi. Bir zamanların ortakları, bugünün hasımları olan milyarder Elon Musk ile OpenAI yönetim kurulunun temsilcisi ve şirketin CEO'su Sam Altman arasında kıyasıya bir mücadele yaşanıyor. Musk, Altman ve yönetim kurulu üyelerini ‘şirketin kuruluş misyonuna ihanet etmekle’ suçluyor. Microsoft'un milyarlarca dolarlık desteğiyle OpenAI'ı kâr odaklı devasa bir şirkete dönüştürdüklerini ve şirketin özgün amacını açıkça çiğnediklerini öne süren Musk, şirketin eski kâr amacı gütmeyen yapısına kavuşturulmasını, ağır tazminat ödenmesini, Altman ile yönetim kurulu üyelerinin görevden alınmasını ve şirketin köklü bir yeniden yapılanmaya gitmesini talep ediyor.

Bu dava eski ortaklar arasındaki kişisel bir hesaplaşmadan ibaret değil; teknoloji endüstrilerinin ve yapay zekanın geleceği üzerinde oynanan kapsamlı bir savaş ve gerçek bir dönüm noktası niteliği taşıyor. Musk'ın galip gelmesi halinde kamuya fayda ve güvenliği ön plana alan daha katı bir yönetişim modeli dayatılabilir; bu da Microsoft ile kurulan türden tekelci ortaklıklar da dahil olmak üzere büyük şirketlerin egemenliğini kırabilir, sektördeki rekabet kurallarını yeniden belirleyebilir, açık ya da sorumlu inovasyonu teşvik edebilir ve Musk'ın desteklediği Grok yapay zeka aracına sahip xAI gibi şirketleri de etkileyebilir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre davayı OpenAI'ın kazanması halinde ise yeterli denetim mekanizmaları olmaksızın kâr odaklı bu hızlı yarış pekişecek. İnsani boyutta ise insanlık kaderi belirleyici olan ‘AI herkesin yararına mı yönetilecek, yoksa az sayıda şirketin tahakküm aracına mı dönüşecek?’ sorusuyla karşı karşıya.

Eski ortaklar arasındaki bu savaş, önümüzdeki on yılların dünyasının şeklini belirleyebilir.

Musk ve Altman'ın OpenAI'ı kurması

OpenAI, başta Google ve Microsoft olmak üzere teknoloji devlerinin ‘Yapay Genel Zeka’ (AGI) geliştirme sürecine hâkim olmasına yönelik artan kaygılara doğrudan bir yanıt olarak 2015 yılında Delaware eyaletinde kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olarak kuruldu. AGI; bir makinenin insanın yapabileceği her türlü entelektüel görevi anlama ve öğrenme kapasitesini ifade ediyor. Şirket, bu alandaki denetimsiz ticari yarışın insanlık için ciddi tehditler doğurabileceğine dair derin varoluşsal kaygılar eşliğinde hayat buldu. AI’nın doğuracağı risklerinden son derece tedirgin olan Elon Musk da bu fikrin öncüleri arasında yer alıyordu.

Şirket başlangıçta şeffaflık ve iş birliğini temel alarak soylu ilkeler üzerine inşa edildi. Kuruluş tüzüğüne göre misyonu, AGI'nin tüm insanlığın yararına hizmet etmesini güvence altına almaktı. Şirket, bazı patent ve araştırmalarını kamuya açık hale getirerek diğer kurumlarla şeffaf bir iş birliği yapma niyetini ilan etti ve araştırma bulgularını kamuoyuyla paylaşmayı taahhüt etti.

Kuruluşa Elon Musk, Sam Altman ve Greg Brockman başta olmak üzere teknoloji dünyasının önde gelen isimleri ortak oldu. Kurucular, Amazon Web Services ve Infosys ile birlikte bir milyar dolar toplamayı taahhüt etti. Ancak fiilen toplanan miktar bunun çok altında kaldı. Şirket 2018 yılına kadar uzun vadeli güvenliği ve kamu yararını öncelik sırasına koyan açık bir araştırma laboratuvarı olarak faaliyet gösterdi; daha sonra ‘eski ortakların savaşını’ alevlendiren köklü dönüşümler başladı.

Şirket, bu alandaki denetimsiz ticari yarışın insanlık için ciddi tehditler doğurabileceğine dair derin varoluşsal kaygılar eşliğinde hayat buldu. AI’nın doğuracağı risklerinden son derece tedirgin olan Elon Musk da bu fikrin öncüleri arasında yer alıyordu.

2018'den 2024'e kritik yılların dönüşümleri

Elon Musk, yönetim kurulunun liderliği üzerinde yaşanan şiddetli bir güç mücadelesinin ardından 2018 yılının şubat ayında OpenAI yönetim kurulundan ayrıldı. Ayrılış gerekçesi olarak kâr amacı gütmeyen misyona "ihanet tohumlarını" ve ticari bir yönelişe geçişin başladığını gördüğünü ileri sürdü. Buna Tesla faaliyetleriyle olası çıkar çatışması da eklendi. Şirket bu tarihten itibaren büyük yatırımları çekmek amacıyla ticari bir kol oluşturarak kademeli olarak kâr odaklı bir yapıya geçti, ardından hukuki statüsünü kâr amacı gütmeyen kuruluştan kamu yararına şirkete dönüştürdü. Bu dönüşümlerin doruk noktasını 2019'da Microsoft ile kurulan stratejik ortaklık oluşturdu. Bunu 2022'de piyasaya sürülen ve benzeri görülmemiş ticari bir başarı yakalayan ChatGPT izledi. Fakat gelişmiş modellere erişimin kısıtlanması ve kâr öncelikli yapıya kayış nedeniyle artan eleştirilere de muhatap oldu. Kasım 2023’e gelindiğinde ise Sam Altman'ın kısa süreliğine görevden alındığı, ardından yeniden atandığı bir kriz patlak verdi.

cx cd
Elon Musk'ın OpenAI aleyhine açtığı davada açılış duruşmalarının başlamasıyla birlikte Kaliforniya'nın Oakland kentindeki federal mahkemeye gelişi sırasında (AFP)

Musk, 2024 şubatında davayı açarak Altman liderliğindeki OpenAI yönetim kurulunu ‘şirketin kuruluş tüzüğüne ihanet etmek ve Microsoft'un desteğiyle kurucu ortakların, hissedarların ve pay sahiplerinin onayı alınmaksızın yasalara aykırı biçimde şirketi kapalı bir kâr amaçlı yapıya dönüştürmekle’ suçladı.

ABD merkezli şirketlerle ilgili hukuk kurallarına göre bu şirketler, amaçları, kârı değerlendirme biçimleri ve kamu yararına bağlılıkları temelinde dört ana kategoriye ayrılıyor:

1- Geleneksel şirketler, hissedar değerini en üst düzeye çıkarmayı ve kâr dağıtımını hedefler; sosyal fayda yükümlülükleri bulunmaz.

2- Sınırlı sorumlu şirketler yüksek esneklikleriyle öne çıkar ve kârı doğrudan sahiplerine aktarır.

3- Kamu yararına şirketler kâr amacı güder; ancak yasal olarak sosyal kamu yararı sağlamakla yükümlüdür.

4- Kâr amacı gütmeyen kuruluşlar ise bireyler arasında kâr dağıtımını yasaklar; tüm kaynakların kamu yararına yönelik amaçlara tahsis edilmesi zorunludur ve vergiden muaf tutulur. Kâr amacı gütmeyen modelden kâr odaklı modele bu geçiş, davanın özünü ve mevcut hukuki anlaşmazlığın can alıcı noktasını oluşturuyor.

Şirket hukuki statüsünü kâr amacı gütmeyen kuruluştan kamu yararına şirkete dönüştürdü; ardından bu dönüşümlerin doruk noktasını 2019'da Microsoft ile kurulan stratejik ortaklık oluşturdu. Bunu 2022'de piyasaya sürülen ve benzeri görülmemiş ticari bir başarı yakalayan ChatGPT izledi.

Mahkeme koridorlarında

Dava ‘Musk - Altman Davası’ olarak 29 Şubat 2024 tarihinde Kaliforniya’nın Oakland kentindeki federal adalet kompleksi Kuzey Kaliforniya ABD Federal Bölge Mahkemesi'nde açıldı. Musk, aynı yıl kasım ayında OpenAI'ın kâr amaçlı yapıya geçişini engellemek amacıyla acil bir ihtiyati tedbir kararı verilmesi talebiyle mahkemeye başvurdu. Musk, bu dönüşümün 2016-2020 yılları arasında yaptığı 44 milyon dolarlık katkıların koşullarını ihlal ettiğini ileri sürdü. Ertesi yıl şubat ayına gelindiğinde ise davayı yürüten Federal Yargıç Yvonne Gonzalez Rogers, Musk'ın telafi edilemez zarara uğradığı iddiasını abartılı bularak davayı reddetti.

fbvfbv
OpenAI CEO'su Sam Altman, Avukat Jay Jurata tarafından sorgulanırken (Reuters)

Geçtiğimiz yıl nisan ayında OpenAI'ın 12 eski çalışanı, Elon Musk'ın şirkete karşı açtığı davaya müdahil olmak istediklerine dair mahkemeye bir dilekçe sundu. Dilekçede Altman, ‘dürüst olmamakla ve çalışanları ömür boyu geçerli iftira etmeme anlaşmaları (Non-Disparagement Agreements) imzalamaya zorlamaları konusunda yanıltmakla’ suçlandı. OpenAI ise karşı dava açarak Musk'ı ‘kendi projelerine yarar sağlamak amacıyla şirketin ilerleyişini engellemeye çalışmakla’ itham etti.

Yine geçtiğimiz yılın mayıs ayında ise Yargıç Rogers, ön duruşmalarda nihai taleplerin bir bölümünü kabul edilemez bulurken başta dolandırıcılık ve haksız zenginleşme iddiaları olmak üzere diğer taleplerin görülmesini kabul etti.

Ekim ayına gelindiğinde OpenAI, şirket yapısını özel kamu yararına şirket (Private Benefit Corporation) olarak yeniden düzenledi ve OpenAI'ın bağlı kâr amacı gütmeyen kuruluşu yüzde 26, Microsoft ise yüzde 27 pay aldı.

Geçtiğimiz nisan ayı başlarında ise Musk, nihai taleplerini revize ederek davadan elde edilecek olası tazminatların OpenAI'ın kâr amacı gütmeyen hayır kuruluşu hesabına yönlendirilmesini, Altman'ın yönetim kurulundan ihraç edilmesini ve Greg Brockman dahil diğer yöneticilerin de kapsama alınmasını talep etti. Yargıç Rogers bu talepleri kabul etti; bunun üzerine 27 Nisan 2026'da tarafları dinleyecek jürinin seçim süreci başladı.

Musk, nihai taleplerini revize ederek davadan elde edilecek olası tazminatların OpenAI'ın kâr amacı gütmeyen hayır kuruluşu hesabına yönlendirilmesini ve Altman'ın yönetim kurulundan ihraç edilmesini talep etti.

Musk'ın mahkeme ifadesi: Üç kritik gün

Musk, 28-30 Nisan 2026 tarihleri arasında her bir oturum yaklaşık yedi saat olmak üzere mahkemede jüri karşısında ifade verdi. Musk, 28 Nisan’daki oturumda özgeçmişine ve OpenAI'ı AI’ın risklerine karşı kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olarak kurma gerekçelerine odaklandı ve şirketi insanlığa hizmet eden araştırma odaklı bir hayır kurumu olarak gördüğünü vurguladı. AI, Star Trek film serisine benzer bir modele dönüşmesini umduğunu, ancak şirketin, AI’ın kendi varlığının farkına varıp insanlara karşı bir yok etme savaşı başlattığı Terminatör serisini andıran bir senaryoya evirildiğini görünce şok yaşadığını söyledi. Yargıç Rogers, varoluş meselesini uzun uzadıya aktaran Musk'ın sözlerini, jürinin konuyu kavradığını ve daha fazla açıklamaya gerek olmadığını belirterek kesti.

frbhrgt
Elon Musk'ın OpenAI'a karşı açtığı davayla ilgili duruşma günü mahkemeye taşınan belge kutuları, 12 Mayıs tarihli (Reuters)

Musk, 29 Nisan’daki oturumda 800 milyar dolar değerindeki bir şirketin kuruluşuna 38 milyon dolar bağışladığı için kendini ‘aptal’ gibi hissettiğini dile getirdi ve Altman ile Brockman'ı ‘şirketin kâr amacı gütmeyen yapısını öngören kuruluş tüzüğüne ihanet etmekle’ suçladı. Musk, 30 Nisan’daki oturumda ise OpenAI’ın Avukatı William Savitt'in sert sorgulamasıyla karşı karşıya kaldı. ‘Şirketin kurucu ortakların parasını çaldığı’ iddiasını içeren gergin bir tartışmaya dönüşen bu sorgunun ardından Yargıç Rogers, belirgin gerilim üzerine sorgulamayı sonlandırdı.

Musk sonrası ifadeler

Musk'ın ifadesinin tamamlanmasının ardından mahkeme ve jüri diğer önemli tanıkları dinledi. Bunların başında Musk'ın rakibi Altman geldi. Altman, 12 Mayıs’taki oturumda kendisinin ‘dürüst ve güvenilir bir iş insanı’ olduğunu söyleyerek Musk'ın ‘şirketi kâr amacı gütmeyen bir yapıdan kâr amaçlı yapıya dönüştürmek için çalmaya çalıştığı’ iddiasını reddetti. Altman ayrıca Musk'ın 2019'da şirketin ticari kolu kurma planına herhangi bir itirazda bulunmadığını ve SpaceX ile Tesla'nın başındaki ismin yönetim kurulundan ayrılmasından bir yıl önce bu plandan haberdar olduğunu vurguladı.

4 Mayıs’taki oturumda ise yazılım, bilgisayar mühendisliği ve AI profesörü Stuart Russell, bu alandaki denetimsiz yarışın riskleri hakkında ifade verdi. Yargıç Rogers, varoluşsal tehlikelere ilişkin açıklamalarını sınırlandırmasını istedi.

fgr
OpenAI CEO'su Sam Altman'ın Oakland kentindeki federal mahkemeye gelişi sırasında, 12 Mayıs 2026 (AFP)

5 ve 6 Mayıs oturumlarında Greg Brockman, şirketin kâr amaçlı modele geçişini savunduğu uzun bir savunma ifadesi verdi. 2017'de Musk ile yaşadığı gergin bir yüzleşmeyi aktaran Brockman, "Beni döveceğini sandım" dedi. Ayrıca Shivon Zilis'in Musk ile ilişkisinden ve onun şirket içinde "ajan ya da casus" rolü üstlendiği iddiasından söz etti. 6 Mayıs oturumunda ise eski OpenAI yönetim kurulu üyesi ve Musk'ın dört çocuğunun annesi olan Shivon Zilis, belirli güvenlik düzenlemeleri çerçevesinde hassas bir ifade verdi. Musk ile önceki romantik ilişkisini kabul eden Zilis, şirket içinde onun için sızıntı kaynağı işlevi gördüğü iddiasını reddetti.

Jürinin kararı

Dünya bu davanın jüri kararını bekliyor. Amerikan federal mahkeme hukukuna göre bu tür davalarda jürinin oybirliğiyle karar vermesi zorunlu; ancak bu sağlandığı takdirde Yargıç Rogers esasa ilişkin nihai hükmünü açıklayabilecek. Tek bir jüri üyesinin bile karşı çıkması durumunda ‘hung jury‘ (askıya alınmış jüri) hali ortaya çıkacak. Bu durum davanın yeni bir jüri heyeti önünde yeniden görülmesine yol açabilir. Böylece anlaşmazlık aylarca daha uzayabilir. Bu yüzden her iki tarafın da jüri üyelerini her türlü yolla ikna etmeye ve kendi safına çekmeye çalışması bekleniyor.

sdv
Duruşma sırasında Ronald V. Dellums Federal Binası'nın önünde Musk ve Altman'ın fotoğraflarının yapıştırıldığı şişme boks kuklalarının sergilendiği görüldü (AFP)

Davanın Musk lehine sonuçlanması halinde AI sistemlerinde açık kaynak modellerine kısmı bir dönüş yaşanabilir. Bu da üniversitelerin ve bağımsız araştırmacıların AI’ın gelişimini izlemesine ve sapmasını önlemesine olanak tanır. Altman'ın kazanması durumunda ise bu, büyük şirketlere insanlık tarihinin en büyük icadını ticari sır perdesi altında özelleştirme yolunu açan bir yeşil ışık olarak değerlendirilecek.

İnsanlık kritik bir kavşakta duruyor: Ya AI, kurucularının başlangıçta hayal ettiği gibi ‘insanlığın ortak mirası’ olarak kalacak ya da az sayıda güçlü şirketin tekelinde bir ‘teknolojik silaha’ dönüşecek.


İnternet kesintisinin üzerinden aylar geçtikten sonra İran, seçkin bir gruba internet erişimi izni verdi

Tahran’daki bir kız okulunda çevrimiçi ders veren İranlı bir öğretmen (AFP)
Tahran’daki bir kız okulunda çevrimiçi ders veren İranlı bir öğretmen (AFP)
TT

İnternet kesintisinin üzerinden aylar geçtikten sonra İran, seçkin bir gruba internet erişimi izni verdi

Tahran’daki bir kız okulunda çevrimiçi ders veren İranlı bir öğretmen (AFP)
Tahran’daki bir kız okulunda çevrimiçi ders veren İranlı bir öğretmen (AFP)

İranlı bilişim çalışanı Emir Hasan, ülkesinde savaş boyunca yaşanan neredeyse tam internet kesintisinin ardından aylar sonra yeniden ağa bağlanabildiğini, ancak bunun yalnızca kamuoyunda tepki çeken özel bir hizmet üzerinden mümkün olduğunu belirtti.

28 Şubat’ta savaşın başlamasının ardından, İran’da milyonlarca kişinin internete erişemediği bildiriliyor. Bunun, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısıyla eş zamanlı gelişen savaş sürecinde yaşandığı ifade ediliyor.

39 yaşındaki Hasan, ‘profesyonel internet’ olarak adlandırılan ve belirli meslek grupları ile iş sahiplerine yönelik özel bir sisteme erişim imkânı sunan bir mesaj aldıktan sonra bu hizmeti satın aldığını söyledi. Söz konusu sistemin kamuoyunda tartışmalara yol açtığı belirtiliyor.

Hasan, “Bu bir zorunluluktu. Gelirimi sürdürebilmek için internete erişmek zorundayım” diyerek, 50 GB’lık başlangıç paketi için yaklaşık 11 dolar ödediğini ifade etti.

İnternet kesintilerini izleyen NetBlocks verilerine göre, 5 Nisan itibarıyla savaşın başlangıcından bu yana süren kesinti, bugüne kadar bir ülkede kaydedilen en uzun süreli ulusal internet kesintisi olarak değerlendirildi.

Bu kesinti, ülkede çoğu kişinin dijital erişimden mahrum kalmasına yol açarken; yalnızca sınırlı sayıda yerel site, bankacılık hizmetleri ve devlet onaylı uygulamalar erişilebilir durumda kaldı.

İran’da internet altyapısının, ocak ayında hükümete karşı gerçekleşen kitlesel protestoların ardından zaten sıkı kısıtlamalara tabi olduğu, savaşın başlamasıyla birlikte ise hükümetin interneti bir kontrol aracı olarak daha yoğun şekilde kullanmaya başladığı belirtiliyor.

Eleştirmenler, yetkililerin internet hizmetini yalnızca belirli gruplara erişim sağlayacak şekilde sınıflandırılmış bir sistem üzerinden yürüttüğünü savunuyor.

Hasan ise bu uygulamayı eleştirerek, “İran’daki interneti sınıflandırma ve bölme temelli bu model iyi bir model değil… Bunun açıkça gelir elde etmeye yönelik olduğu görülüyor” ifadelerini kullandı.

dvfebvf
Tahran’da bir kafenin önünde duran insanlar (Reuters)

Hasan ayrıca, kullanıcıların normalden daha yüksek fiyatlarla ek internet kullanımı için daha fazla ödeme yapmak zorunda kaldığını belirtti.

Söz konusu özel hizmetin WhatsApp ve Telegram gibi uygulamalara erişim sağladığı, ancak Instagram, X ve YouTube gibi uzun süredir ülkede engelli olan platformlara doğrudan erişim sunmadığı, bu platformlara ancak VPN kullanılarak ulaşılabildiği ifade ediliyor.

Diğer bazı kullanıcılar ise internete farklı erişim seviyeleriyle bağlanabildiklerini, bunun da sunulan hizmetin tüm aboneler için aynı olmadığını gösterdiğini dile getiriyor.

Üçüncü sınıf vatandaş

Bu seçici hizmetten yararlanan kişiler, sosyal baskılarla da karşı karşıya kalıyor; çünkü bu hizmeti satın alanlar toplum içinde eleştiriliyor.

Hasan, “İnsanlar sana ‘gidip hükümetin bu sistemi adaletsiz şekilde para kazanmasına katkı sağladın’ diyor. Yargılanıyorsun da…” ifadelerini kullandı.

Bununla birlikte, bu özel internet hizmetinin profesyonel ihtiyaç duyan tüm meslek gruplarına da otomatik olarak sunulmadığı belirtiliyor.

Tahran Üniversitesi’nde dilbilim profesörü olan Behruz Mahmudi Bahtiyari, bu hizmete davet almadığını ve internete yalnızca kampüs içindeyken güvenilir şekilde erişebildiğini söyledi.

“Üniversiteden çıktığınız anda üçüncü sınıf bir vatandaşa dönüşüyorsunuz ve internet bağlantınız kalmıyor” diyen Bahtiyari, bazı akademisyenlerin ise bu hizmete erişim daveti aldığını belirtti.

Medya organları bu sistemi ‘sınıfsal internet’ olarak tanımladı ve internetin kamusal bir hak olmaktan çıkarılıp ayrıcalığa dönüştürülmesini eleştirdi.

Artan tepkiler üzerine Hükümet Sözcüsü Fatma Muhacerani, internetin durumunun savaş tehdidinin ortadan kalkmasıyla birlikte normale döneceğini söyledi.

Muhacerani ayrıca, yaşanan kesintilerden İsrail ve ABD’yi sorumlu tutarak, güvenlik koşullarının hükümeti bu tür kısıtlamalara zorladığını ifade etti.

‘Zahmete değmez’

İran’da son yıllarda kullanıcılar, büyük sosyal medya platformlarına getirilen kısıtlamaları aşmak için sanal özel ağlara (VPN) giderek daha fazla başvuruyordu. Ancak bugün, ‘profesyonel internet’ hizmetine erişebilenler dahil birçok kişi için bu özel internet paketlerinin maliyeti ek bir ekonomik yük haline gelmiş durumda. Savaşın başlamasından bu yana zaten zorlaşan ekonomik koşullar, uzun yıllardır yaptırımlar nedeniyle yıpranan İran ekonomisindeki kırılganlığı daha da artırdı.

Son haftalarda enflasyonun yüzde 50’nin üzerine çıktığı, yerel para birimi riyalin ABD doları karşısında değer kaybettiği ve temel tüketim ürünlerinin fiyatlarının hızla yükseldiği belirtiliyor.

34 yaşındaki grafik tasarımcı Mehdi, “Sağlanan veri miktarı, bana göre kullanıcıların ödediği maliyetle ekonomik olarak karşılaştırıldığında mantıklı değil” dedi.

Buna rağmen Mehdi, işi gereği bu hizmeti satın aldığını ancak herkesin bu paketin maliyetini karşılayamayacağını da kabul etti.

38 yaşındaki Kaveh ise kendisine de ‘profesyonel internet’ planı teklif edildiğini ancak maliyetine değmediğini düşünerek reddettiğini söyledi. Kaveh, zaten kısıtlamaları aşmak için VPN hizmetine ödeme yaptığını belirtti.

Kaveh, “Bize bir lütuf gibi sunulan, aslında çok sınırlı bir özgürlüğe on kat fiyat ödemeyeceğim” ifadesini kullandı.


İran ve Türkiye arasında Suudi Arabistan bölgesel bir projenin temellerini atıyor

İran ve Türkiye arasında Suudi Arabistan bölgesel bir projenin temellerini atıyor
TT

İran ve Türkiye arasında Suudi Arabistan bölgesel bir projenin temellerini atıyor

İran ve Türkiye arasında Suudi Arabistan bölgesel bir projenin temellerini atıyor

Zeyd bin Ali el-Fadil

ABD ve İsrail ile İran arasında savaşın şiddetlenmesiyle birlikte, mevcut gerçekliğe yaklaşım konusunda birbirinden farklı iki eğilim arasındaki bölgesel çatışma da derinleşmektedir. Bu eğilimlerden biri, İran’ın Körfez Arap ülkeleri ile Ürdün’e yönelik saldırılarına karşılık olarak İran’a karşı savaşa güçlü biçimde dahil olunmasını savunurken; diğer görüş ise kendisini doğrudan ilgilendirmeyen bir savaşa sürüklenmekten kaçınma eğilimindedir. Ayrıca bu görüşe göre savaşın sonuçları hem Arap tarafı hem de İran açısından ağır olacaktır. Nitekim Prens Türki el-Faysal da “Muhammed bin Selman işte böyle başardı” başlıklı Şarku’l Avsat’ta yayımlanan meşhur makalesinde bunu dile getirmiştir.

Dolayısıyla, iki zıt projeyle karşı karşıyayız; biri kısa görüşlü, sonuçları ve gelecekteki yansımaları dikkate almayan; diğeri ise siyasi gerçekliği ihtiyatla, ileriye dönük bir vizyonla ve alınabilecek herhangi kararın inceliklerini geniş bir anlayışla ele alan yaklaşım. Bu iki bakış açısı arasındaki fark çok büyük; bu da birini önemli, diğerini önemsiz kılıyor, çünkü ölçü büyüklük veya kapsam değil, farkındalık ve anlayıştır. Suudi Arabistan Krallığı'nı bölgede büyük bir güç, Arap ve Arap olmayan komşularına büyük bir kardeş yapan da budur; tarihsel bilgeliğe ve çeşitli konularla başa çıkmada keskin bir sağgörüye dayanmasıdır. Şunu da belirtmek gerekir ki, başlangıç ​​noktası inşa etmek ve başkalarının yaşamlarını ve koşullarını olumlu yönde iyileştirmeye yardım etmek olanların kararları, başlangıç ​​noktası yıkım ve aynı bölge halkları arasında olumsuz çatışma ve çekişmeyi kışkırtmak olanların kararlarından farklı olacaktır. Bunun pek çok da kanıtı vardır. Keza öldürme, yıkım ve tahribata dayalı bir proje ile barış, inşa ve sürdürülebilir kalkınmaya dayalı proje arasında büyük bir fark vardır.

Bölgenin, bölgesel boyutlu birçok Arap projesinin çıkışına sahne olduğuna dikkat çekmek isterim, ancak bunların tamamı kalıcı bir iyilik sağlamadı. Zararları faydalarından daha fazla oldu, çünkü bunlar insanları siyasi bağlılıklarına göre bölmeyi amaçlayan ideolojik projelerdi. Bu durum, bölgedeki muhafazakâr monarşik hükümetleri zayıflatmaya çalışan, bazılarını zayıflatmayı başaran, bazılarında ise başarısız olan Nasırcı proje için de geçerlidir. Yine Suriyeli ve Iraklı olmak üzere iki fraksiyona ayrılan ve birbirleriyle çekişen Baasçı proje için de geçerlidir. Ancak ne Nasırcı ne de Baasçı projeler, toplumlarına örnek teşkil edecek gerçek bir kalkınma sunmadılar. Bunların çöküşüyle ​​birlikte, kapitalizmle örtülü ancak herhangi siyasi amacı olmayan yeni bir yayılmacı proje ortaya çıktı. Ne yazık ki bu proje, Sudan, Libya, Yemen ve diğer yerlerde olduğu gibi, faaliyet gösterdiği ülkelerde iç çatışmaları kışkırtmaya ve onları istikrarsızlaştırmaya dayanıyordu.

Çağdaş Suudi Arabistan vizyonu, sadece sınırlı bir bölümünü değil, tüm bölgeyi geliştirmeyi hedefliyor. Tüm bölgenin geleceğini gelişmiş ülkeler seviyesine yükseltmeyi hedefleyen kalkınma ilkelerini temel alıyor

Öte yandan daha sonra bölgede ortaya çıkan ideolojik İran projesi, devrimini baştan itibaren ihraç etme niyetini açıkça ilan etti. Bu amaçla çeşitli Arap ülkelerinde varlığını güçlendirdi ve bugüne kadar kullandığı bir dizi vekil güç kurdu. Benzer şekilde, Türkiye, özellikle Müslüman Kardeşler hareketinin yükselişi, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin geçmiş dönemde kapıldığı coşkuyla birlikte, “Yeni Osmanlıcılık” olarak adlandırılan bir yaklaşımla Osmanlı devletinin yeniden canlandırılması vizyonuna göre etkisini genişletmeye çalıştı. Ancak bu, Arap veya bölgesel hiçbir destek bulamadı. Bu Arap ve bölgesel projelerin çatışması, nihayetinde Arap devletleri ile Müslüman bölgesel komşuları arasındaki tüm iç anlaşmazlıkların ortasında yerleşim ve işgal projesini inşa eden İsrail'i güçlendirdi.

Buna karşılık Suudi Arabistan’ın projesi, Arap bilincinde derinden kök salmış bir dizi değere dayanarak, sakinliğini ve istikrarını koruyarak öne çıkıyor. Şüphesiz sabır ve hoşgörü, Suudi Arabistan Krallığı'nın kuruluşundan bugüne kadar liderlerini karakterize eden değerler arasındadır ve bu, Suudi politikasını birçok temel kararında ayırt edici bir özellik olmuştur. Liderleri gerek ulusal gerekse bölgesel veya uluslararası düzeyde birçok konuyu ihtiyatla ele alarak, bir kontrol altına alma ve kucaklama politikası izlemişlerdir.

SDV F
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, 29 Mart 2026 tarihinde İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı binasında yapılacak toplantı öncesinde (AFP)

Siyasi projesi, geçici herhangi bir nedenle pozisyonlarını değiştirmediği için tutarlı ve mantıklı bir yaklaşım sergiledi. Filistin meselesi başta olmak üzere çeşitli temel meselelerdeki taahhütlerini her zaman yerine getirmeye özen gösterdi. Filistinlilerin haklarına yönelik destekleyici tutumları da bunu somutlaştırdı. Bu tutum düzenlediği konferanslar ve ittifaklar aracılığıyla iki devletli çözüme verdiği destekle cisim buldu ve yaklaşık 159 ülkenin Filistin Devleti'ni resmen tanıdığı 2025 New York Deklarasyonu ile sonuçlandı. Bu önemli karar, Suudi Arabistan'ın “Yüzyılın Anlaşması” ve “Abraham Anlaşmaları” gibi önerilen tüm projelere rağmen sarsılmaz ve kararlı duruşu olmasaydı mümkün olmazdı. Bu projelerin hiçbiri Suudi liderliği tarafından hoş karşılanmadı, çünkü Filistin davasının arzu edilen çıkarlarına hizmet etmiyorlardı. Filistin halkının bağımsız, uluslararası alanda tanınan bir devlete sahip olma hakkına karşıydılar. Nitekim Filistin devleti, İsrail hükümetinin reddettiği ve aktif olarak baltalamaya çalıştığı bir haktır.

Şunu belirtmek gerekir ki, çağdaş Suudi Arabistan vizyonu, sadece sınırlı bir bölümünü değil, tüm bölgeyi geliştirmeyi hedefliyor. Tüm bölgenin geleceğini gelişmiş ülkeler seviyesine yükseltmeyi hedefleyen kalkınma ilkelerini temel alıyor. Bu vizyon Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman tarafından Riyad'da düzenlenen “Çölün Davos'u” olarak da bilinen “Yatırımın Geleceği Girişimi 2018” konferansında duyuruldu. Veliaht Prens: “Arap ülkeleri son yıllarda önemli bir ekonomik kalkınmaya sahne oldu ve Ortadoğu önümüzdeki yıllarda yeni Avrupa olacak” demiş ve “Bu benim savaşım, liderliğini ben yapıyorum ve Ortadoğu'yu Avrupa gibi görmeden bu dünyadan ayrılmak istemiyorum” diye ifade etmişti. Bölgedeki birçok ülkenin halkları için ekonomik kalkınmayı hedefleyen iddialı projeleri olduğunu belirten Veliaht Prens, Mısır, Irak, Lübnan, Katar ve diğer ülkelerdeki kalkınma projelerini örnek göstermişti. Konuşmasını, Suudiler “Tuvayk Dağı gibi bir gayrete ve kuvvete sahiptir ve Suudilerin bu gayret ve kuvveti yerle bir edilmedikçe kırılmayacak” demiş ve yukarıda bahsedilen sarsılmaz değerlere atıfta bulunarak sonlandırmıştı.

Tel Aviv ve Tahran, bölgedeki tüm ülkeleri geniş çaplı bir savaşa sürüklemeyi hedefliyordu, ancak Suudi Arabistan’ın bilgeliği bu çabaları engelledi ve bölgesel ve uluslararası çapta genişleyebilecek bir savaşı önledi

Bu açıklamalar 2018'de yapıldı ve o zamandan beri Suudi Arabistan, bu hedefe ulaşmak için gerekli siyasi koşulları oluşturmak amacıyla bölgesel istikrarı sağlamak için çalışıyor. Bu kapsamda, 2021'de Katar ile olan anlaşmazlığı sona erdirdi, ardından Çin'in arabuluculuğuyla 2023'te İran ile bir güvenlik anlaşması imzaladı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardı analize göre ayrıca, her iki ülkenin vatandaşlarına vize muafiyeti konusunda yakın zamanda varılan anlaşmayla sonuçlanan Türkiye ile siyasi ve ekonomik bağlarını güçlendirdi. Suudi Arabistan, Ortadoğu krizini, İsrail ile olan çatışmayı sona erdirecek ve Arap Barış Girişimi'ne uygun olarak ilişkileri normalleştirecek iki devletli çözüme dayalı kabul edilebilir bir siyasi çözümle sonlandırmayı da amaçladı.

Ancak bu durum, Netanyahu’nun mevcut hükümetine kadar gelmiş geçmiş hiçbir İsrail hükümeti tarafından hoşnutlukla karşılanmadığı gibi; bölge ülkelerinin tamamını geniş çaplı bir savaşa çekmeyi hedefleyen Tel Aviv ile Tahran arasında bölgedeki nüfuz mücadelesiyle de çakıştı. Fakat onların bu çabaları, bölgesel ve uluslararası düzeyde genişleme riski taşıyan bir savaşa sürüklenmeyi engelleyen Suudi Arabistan'ın bilgeliği sayesinde boşa çıkarıldı. Askeri, siyasi ve ekonomik açıdan vahim sonuçlar doğuracak ve kısa sürede sona ermeyecek olan böyle bir savaşın tek kazananı ise; tüm bölgeyi zayıflatmayı ve gelecekte bölgeyi kendi hegemonyası altındaki küçük mezhepsel ve etnik kantonlara bölmeyi amaçlayan İsrail olacaktı.

XSCVFB
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan ve Türk mevkidaşı Hakan Fidan, Riyad, 28 Ocak 2025 (AFP)

Son olarak bu zor durumda, sabır, cömertlik ve bilinçli cesaretle eşanlamlı iki ünlü Arap isim akla geliyor: Ma'n ibn Zaide eş-Şeybani ve el-Ahnaf ibn Kays el-Temimi. Muaviye ibn Ebu Süfyan ikincisi hakkında şöyle demiştir: “Bu adam, öfkelendiğinde, neden öfkelendiğini bilmeden yüz bin kişi onunla birlikte öfkelenir.” Her iki isim de Arap Yarımadası'ndandır ve şu anda Suudi Arabistan Krallığı bu toprakların büyük bir bölümünde yer almaktadır. Ahnaf ibn Kays'ın ise şu hikmetli sözünü hatırlatmak istiyorum: “Benimle tartışmaya giren ve çekişen birisine şu üç davranıştan birisiyle karşılık veririm: Eğer benden üstünse değerini kabul ederim; eğer benden aşağıdaysa, kendimi onun üstünde tutarım ve eğer bana denkse, ona iyilik gösteririm.” Araplar, bu geleneksel anlatılarının onlara gösterdikleri anlamları gerçekten kavrıyorlar mı?

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.