İran'da ‘rejimin çökeceği’ uyarısında bulunan Hatemi muhafazakârları kızdırdı

Hatemi, ruhsatlı partilerin parlamento seçimlerine katılımı için gerekli adımların atılması çağrısında bulundu.

Eski reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi geçtiğimiz nisan ayında Tahran'da konuşma yaptı. (Jamaran)
Eski reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi geçtiğimiz nisan ayında Tahran'da konuşma yaptı. (Jamaran)
TT

İran'da ‘rejimin çökeceği’ uyarısında bulunan Hatemi muhafazakârları kızdırdı

Eski reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi geçtiğimiz nisan ayında Tahran'da konuşma yaptı. (Jamaran)
Eski reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi geçtiğimiz nisan ayında Tahran'da konuşma yaptı. (Jamaran)

İran'daki muhafazakâr çevreler, eski reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi'nin yöneticilere ve devlet aygıtlarına yönelik üstü kapalı uyarı ve eleştirilerine öfkelerini dile getirdi. Ülkenin yönetim biçiminin yeniden gözden geçirilmesi çağrısında bulunan Hatemi, ‘rejimin çökeceği’ uyarısında bulundu. Hatemi ayrıca anayasada değişiklik yapılması ve ruhsatlı partilerin seçimlere katılma yasağının kaldırılması çağrısını yineledi.

Ülkenin yönetim biçimini ve ‘enerji ve yetenek israfını’ sert bir şekilde eleştiren Hatemi, siyasi elitleri halkın yanında yer almaya, ‘onların acılarını bilip yardımcı olmaya’ çağırdı. İlk İran Dini Lideri Humeyni’nin ofisinin sözcüsü olan Jamaran internet sitesinin aktardığına göre Hatemi, ‘rejimin halka kötü davrandığını’ ifade etti.

Cumhurbaşkanlığı görevini sekiz yıl (1997-2005) sürdüren Hatemi, Şah döneminde bir grup siyasi tutukluyla iletişim halindeydi.

Kendi kendini onarma

Hatemi sözlerinin devamında “Devrimden pişmanlık duymuyoruz ve İslam Cumhuriyeti'ni reddetmiyoruz. Ancak şu an yaşananlar İslam Cumhuriyeti'nden çok uzak” diyerek, bir kez daha iktidar organının ‘kendi kendini reforme etmesi gerektiğini’ vurguladı. “Bu tür bir yönetim İslam'a, millete ve İran'a zarar verir, telafisi mümkün olmayan kayıplara neden olur” diyen Hatemi sözlerini şöyle sürdürdü:

“Toplumun ilerlemesinin lokomotifi sayılan orta sınıf nerede? Bir kısmı yoksul sınıfa itildi, bir kısmı göç etti, geri kalanı ise çeşitli sorunlarla boğuşuyor. İnsanlar köle değildir. Ülkenin yönetimini, çalışabilen, halkın taleplerine cevap verebilecek bir kişinin eline alması gerekir. Madem ‘gücümüz var, işler böyle’ diyorsanız niye öyle yapıyorsunuz? Bunu İslam adına mı yapıyorsunuz?!”

Eleştirisinin bir kısmında da İran rejiminin organlarına değinen Hatemi konuya dair şunları söyledi:

“Uzmanlar Meclisi gerçek pozisyonundaysa, onun görevi dini lideri atamak, görevden almak, performansını ve ona atfedilen aygıtları denetlemek olacaktır. Anayasa Koruma Konseyi ise insanların oylarının çalınmamasını sağlamalıdır. Hedefi kalkınma, refah, adalet ve kelimenin her anlamıyla güvenlik olmayan yönetim organının güvenliği sürdürülebilir olmayacaktır. Daha önce de söylemiştim, kişisel reform yapılmadığı sürece sonunuz kaçınılmaz olacaktır. İyi bir yönetimimiz yok ve insanlar her an yöneticilerden yüz çeviriyor. Devletin kendini yenilemesi gerekiyor. Anayasada birçok kusur var. Ama ben şunu söylemiyorum; anayasa tamamen değişmeli, demokratik bir ortamda reformların nasıl gerçekleştirileceğini tartışmalıyız. Hükümet hata yaptığını kabul etmeli ve kendisini reforme etmelidir.”

Seçimlere katılım

Hatemi, parlamento seçimleriyle ilgili kişisel tutumuna yönelik sorulara şöyle cevap verdi:

“Seçimler milletin iyiliği içindir. Gerçekçi seçimler olmalı. Bir insanı kelepçeleyip ondan yüzmesini isteyemezsiniz. Kapılar kapandığında ve halkın büyük bir kesimi desteklediği adaya oy veremediğinde neye oy verilmeli?! Dünyanın her yerinde insanların seçimlere katılıp katılamayacağını siyasi partiler belirliyor. Yetkili partilerin adaylarını sunmasına ve halkın katılımına neden izin vermiyorsunuz?”

‘Ülke nüfusunun yüzde 70'inin istediği adayı bulamadığı durumlarda, insanların seçimlere katılma isteğinin olmamasının doğal olduğuna’ işaret eden Hatemi, zorlayıcı güç kullanımına başvurmanın sorunları çözmediği konusunda uyarıda bulundu.

Hatemi'nin bu çıkışı, geçtiğimiz şubat ayında mevcut anayasa çerçevesinde reform çağrısında bulunan 15 maddelik bir açıklama yapmasının ardından ikinci büyük çıkışı. Hatemi söz konusu açıklamada, müttefiki reformist lider Mir Hüseyin Musevi'nin açıklaması üzerine, yeni bir anayasa için genel referandum yapılması ve hükümetin temellerinin ‘hukukçuların vesayetinden’ çıkarılması çağrısında bulunmuştu.

‘Yargılama ve hesap verebilirlik’

Hatemi'nin açıklamalarının yayınlanmasından saatler sonra Dini Lider Ali Hamaney'in ofisine bağlı Keyhan gazetesi perşembe günü, reformist cumhurbaşkanının tutuklanması, mahkemeye çıkarılması ve cezalandırılması çağrısında bulundu.

Keyhan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Şeriatmedari konuya dair yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Hatemi, kendisini rakip olarak göstermek için muhalefetin kelime dağarcığını manipüle eden beceriksiz bir kişidir. O, anavatanına defalarca ihanet etmiş, kaosu kışkırtmış ve rejimi devirme planında yabancı aygıtların unsurları ile ortaklıkta bulunmuştur. Hatemi gibi insanlar, yalnızca 2009'da suç işlemek ve vatana ihanet etmekle değil, 2013 ve 2017'de seçim sahtekarlığı yapmaktan ve insanların geçimini bozmaktan yargılanmalı ve sorumlu tutulmalıdır.”

Fotoğraf Altı: Hatemi, Hasan Humeyni ve İran Dini Lideri’nin Ofis Başkanı Muhammed Muhammedi Golbayegani geçtiğimiz ay bir araya geldi. (Jamaran)
Hatemi, Hasan Humeyni ve İran Dini Lideri’nin Ofis Başkanı Muhammed Muhammedi Golbayegani geçtiğimiz ay bir araya geldi. (Jamaran)

Gazete, cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarının reddedilmesinin ardından 2009 protestolarına öncülük eden reformist Yeşil Hareket’in protestolarına ve 2013 ile 2017 seçimlerini kazanan nispeten ılımlı Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin verdiği ekonomik vaatlere atıfta bulunuyordu.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) adına konuşan Cevan gazetesi ise Hatemi'nin devrime destek verdiği yönündeki açıklamalarına yanıt vererek şu ifadeleri kullandı:

“Dini Lider sizi olay yerinden uzaklaştırmak istemedi. Liderlik size hukuk çerçevesinde en büyük hoşgörüyü gösterdi. Keşke sınırlarınız ve payınız konusunda ikna olsaydınız.”

Hamaney’in Hatemi'yi siyasi sahneden uzaklaştırmaya karar vermeyerek ona ‘hukuk çerçevesinde en büyük hoşgörüyü gösterdiğini’ yazan gazete, ayrıca Hamaney’in şu sözlerini aktardı: “İnsanların acısını bilen biri olsaydınız, iktidarda kaldığım 30 yıl boyunca bunu hissederdiniz.”

Cevan gazetesi Hatemi'yi ‘eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ın sözlerini ödünç almakla ve onun reform arayışı geçmişini popülist bir gazeteyle lekelemekle’ suçladı.

Hatemi, cumhurbaşkanlığı seçimi için adayların kaydedilmesi aşamasını takip eden dönemde DMO medyasının eleştirilerinin hedefi oldu.

Reformist Mardom Salari Partisi Genel Sekreteri Mustafa Kevakiban, “Hatemi, reformist partiler arasında hâlâ destek almasına rağmen eski popülaritesini kaybetti” dedi. Kevakiban, Hatemi'nin seçim listelerinin veya adayların desteklenmesine müdahale etme niyetinde olmadığına dikkat çekti.

Reformist arzular

Hatemi'nin açıklamaları, reformist isimlerin ve partilerin parlamento seçimlerine katılma isteklerini dile getirdiği bir dönemde geldi.

Reform Cephesi'nin eski lideri Behzad Nebevi, gençlerin reformistlere katılma şansını küçük gördüğünü belirtti. Reformist partiler, Nebevi’nin istifasını sunmasının ardından geçtiğimiz haziran ayında cephenin başına Azer Mansuri'yi seçmişti.

Nebevi, geçtiğimiz eylül ayında ahlâk polisi tarafından gözaltına alınmasının ardından Mahsa Amini adlı genç kadının yaşamını yitirmesi ile İran'ı sarsan protesto hareketine karşı tartışmalı tavırları nedeniyle istifa etmek zorunda kalmıştı.

Akahi Nu dergisinin bu hafta yayınladığı röportajda Nebevi, “Gençler, Reform Cephesi’ne bir kadının başkanlık etmesini kabul etmeyecekler” dedi.

Geçtiğimiz şubat ayında yayınlanan bir bildiride Nebevi, mevcut rejimin aşılması çağrısında bulunan reformcu lider Mir Hüseyin Musevi'yi eleştirdi. Nebevi ayrıca, kadınların yaptığı protestolarda kullandıkları sloganlara değinerek “Bazı reformistler, kadın, yaşam ve özgürlük sloganını tekrarladılar” dedi.

Reform Cephesi Sözcüsü Cevad İmam, Jamaran'a yaptığı açıklamada Reform Cephesi içinde bölünmelerin olduğunu ve yaklaşan parlamento seçimlerini boykot etme niyetinin varlığını reddetti.

Reformistlerin seçimleri boykot edeceği fikrini ortaya atanları ‘boykotun peşinde koşmakla’ suçlayan İmam şu ifadeleri kullandı:

“Bu boykot, uygulamada farklı yönelimlerin seçimlere katılmasını engellemek amacıyla davranışlarıyla, usulleriyle, seçimleri yapacak özel bir yönelimden kişileri seçme niteliğiyle ortaya çıktı.”

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre İmam, adayların uygunluğuna karar verme sürecinde Anayasa Koruma Konseyi'ne daha geniş yetkiler veren yeni seçim yasasını eleştirdi. Yeni yasanın gözden geçirilmemesi ve kamuoyunun güveninin yeniden tesis edilmemesi halinde, ‘tüm spektrumların ve yönelimlerin mevcut olduğu ve insanları katılmaya motive eden özgür ve rekabetçi seçimlere tanık olunmayacağı’ konusunda uyardı.

Raporlar, bazı reformcu isimler arasında toplantılar yapıldığını ortaya çıkarmıştı. Bunlar arasında Dini Lider Ali Hamaney'in kardeşi Hadi Hamaney ile 2011'den bu yana yetkililer tarafından ev hapsinde tutulan reformcu lider Mehdi Kerrubi de yer alıyor.

Mehdi Kerrubi'nin oğlu Hüseyin Kerrubi, geçtiğimiz pazartesi günü reformist ILNA ajansına yaptığı açıklamalarda, babasının seçimlerle ilgili olarak reformistlerle görüştüğüne dair haberlerin ‘yalan’ olduğunu ve kendisinin ‘seçimlerdeki durum göz önüne alındığında mevcut bir tutumu olmadığını’ söyledi.

Reformist Ensaf News internet sitesi Kerrubi ve Hadi Hamaney'in seçimlere katılıp katılmayacağı ve ılımlı reformistlerin seçimlere nasıl katılabileceği konusunda toplantılar yaptığını bildirmişti.

Reformist partiler parlamento seçimlerine ilişkin planlarını net bir şekilde açıklamazken, eski Meclis Başkanı Ali Laricani'nin geri dönme olasılığı ve Hasan Ruhani hükümetinin üyelerinin çoğunluğunun parlamento yarışına katılma olasılığına ilişkin spekülasyonlar ışığında, ılımlı akımın tutumunda belirsizlik hâkim.

40 binden fazla talep

İçişleri Bakanlığı’na bağlı İran Seçim Komisyonu, parlamento seçimleri için aday kayıt sürecini 13 Ağustos'ta tamamladı. İran medyası, İran Parlamentosu'nda 290 sandalye için ülke genelinde 48 bin kişinin adaylık başvurusunda bulunduğunu bildirdi.

DMO’ya bağlı Fars Haber Ajansı, parlamento seçimlerine katılmak için 800'den fazla reformistin başvuruda bulunduğunu kaydetti. Keyhan gazetesi ise geçtiğimiz hafta reformistlerin seçimlere ‘sessiz sedasız’ kayıt yaptırdığını bildirdi. İçişleri Bakanı Ahmed Vahidi, “Seçimlere aday olmak için tüm siyasi akımların temsilcileri başvuruda bulundu. Maksimum katılım, sağlıklı ve rekabetçi seçimlerle sağlanacak” dedi.

Yaklaşmakta olan seçim, son protestolardan sonraki ilk seçim olması hasebiyle İran için önemli. Yetkililer, son parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin son 40 yılın en düşük katılımını kaydetmesinin ardından seçmenlerin oy kullanma konusundaki isteksizliğinden korkuyor. Bu yılın başlarında İran Dini Lideri, seçimlere katılanların sayısını artırmak için devlet aygıtının tüm enerjisinin harekete geçirilmesi emrini verdi.

Fars Haber Ajansı, parlamentonun İran parlamentosunda 40 sandalye artırmaya yönelik bir plan taslağı üzerinde çalıştığını bildirdi. Bazı milletvekilleri planın ertelenebileceğini söyledi. Plan, İran'ın 31 vilayetinden 25'indeki temsilci sayısının artırılmasını içeriyor. Parlamentoda şu anda 290 sandalye bulunuyor ve mevcut parlamentodan 250 milletvekili yaklaşan seçimlerde aday olmak için başvuruda bulundu.



Fransa-Almanya ilişkilerinin geleceği ve Avrupa liderliği mücadelesi

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
TT

Fransa-Almanya ilişkilerinin geleceği ve Avrupa liderliği mücadelesi

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)

Hattar Ebu Diyab

Avrupa güvenliği ile ilgili endişeler ve transatlantik ilişkilerdeki temkinlilik, “uluslararası düzenin sarsıldığı” bir dönemde 62. Münih Güvenlik Konferansı'na damgasını vurdu. Bu forumun önemli bir yönü, Fransa ve Almanya'nın Avrupa ile ilgili vizyonlarını sunmalarıydı; bu, Berlin ve Paris'in 1960'lardan beri ortak Avrupa eyleminin ve başarılarının başlıca itici güçleri olması nedeniyle önemli.

Ancak, Şansölye Angela Merkel'in görev süresinin sona ermesinden bu yana en büyük iki Avrupa gücü arasındaki birikmiş anlaşmazlıklar, Avrupa Birliği'nin (AB) performansına ve ortak politikaların geliştirilmesine gölge düşürdü. Şüphesiz ki Avrupa liderliği ve Avrupa karar alma süreçlerindeki örtük rekabet, Fransa-Almanya iş birliğini engelliyor. Dahası, Donald Trump ve Vladimir Putin döneminde iki taraf arasındaki çelişkiler daha da karmaşık hale geliyor. Öte yandan, yaşlı kıtanın karşı karşıya olduğu meydan okumalar, Fransa-Almanya ilişkilerinin yeniden düzenlenmesini, Avrupa'nın çağdaş tarihin bu kritik anında eksik kutup haline gelmesini önlemek için ortak bir Avrupa yaklaşımının geliştirilmesini gerektiriyor. Küresel düzen artık güç dengesini koruyamıyor ve ekonomik ve teknolojik savaş yoğunlaşarak küresel nüfuzun yeni bir dağılımına zemin hazırlıyor.

Fransa-Almanya ayrılığı

“Stratejik kaos” ve uluslararası düzenin yeniden şekillenmesi bağlamında, Avrupa'nın marjinalleşmesi yeni bir hipotez gibi görünüyor; özellikle de Avrupa'nın gelişimine ilişkin vizyon konusunda iki ana itici güç olan Fransa ve Almanya arasındaki anlaşmazlık nedeniyle henüz jeopolitik bir kutbun şekillenmediği göz önüne alındığında.

Son istatistikler, Avrupa Birliği'nin 2024 yılında uluslararası mal ve hizmet ticaretinin yaklaşık yüzde 16'sını oluşturarak, dünyanın önde gelen ticaret gücü olduğunu gösteriyor. Bu, 450 milyon insanı kapsayan Ortak Pazar'ın ağırlığı ve Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand ile Almanya Şansölyesi Helmut Kohl'ün o dönemdeki çabaları sayesinde tek para birimine geçiş olmasaydı mümkün olmazdı. Yani o dönemde Fransız-Alman ortaklığı Avrupa için itici bir güç olmuştu; bu ortaklık, Angela Merkel ve Emmanuel Macron'un çabaları sayesinde Kovid-19 pandemisinin ardından verilen büyük kredinin onaylanması sırasında da tekrarlandı.

Élysee Sarayı, Avrupa yatırımlarını finanse etmek için borç dayanışmasını teşvik ediyor. Paris, Avrupa Merkez Bankası'nın eski başkanı Mario Draghi'nin önerdiği federal yaklaşımı savunuyor

Şu an ise tam aksi oluyor; Fransa ve Almanya arasındaki ilişkiler, özellikle ekonomi, AB reformu, savunma ve diğer ekonomik bloklarla yapılan anlaşmalar konusunda derin siyasi bölünmeler yaşıyor.

Fransa ve Almanya arasındaki uçurum, özellikle Güney Amerika (Mercosur) ülkeleriyle yapılan ticaret anlaşması ile en belirgin şekilde ekonomik cephede kendini gösterdi. Ekonomisi büyük ölçüde sanayi ihracatına dayanan Almanya için bu anlaşma, Moskova ve Washington ile yaşanan engeller ışığında yeni pazarlara açılmak için bir can simidi niteliğinde. Ancak Fransa, bunu tamamen farklı bir perspektiften değerlendiriyor; tarım sektörüne yönelik varoluşsal bir tehdit ve siyasi yansımalar olarak görüyor.

Almanya, AB'nin borç batağına saplanmış bir blok haline gelmesinden açıkça korkarken, Paris ise Berlin'in mali disiplin uygulamasının Fransa'da toplumsal huzursuzluğa yol açmasından endişe ediyor.

Avrupa borç havuzu oluşturulması konusunda anlaşmazlıklar

Avrupa ekonomisi dikkate değer bir direnç gösteriyor. 2025 yılında, euro bölgesindeki büyüme bir önceki yılki %0,9'a kıyasla %1,5'e ulaştı. Ancak, borç krizi hala önemli bir sorun olmaya devam ediyor (sadece Fransa'nın borcu yaklaşık 3,9 trilyon avro) ve Paris ile Berlin arasında bir uçurum yaratıyor. Bu nedenle, yeni bir borç havuzu (eurobond) oluşturulması konusu önemli bir anlaşmazlık noktası olmaya devam ediyor.

Elysee Sarayı, Avrupa yatırımlarını finanse etmek için borç dayanışmasını savunuyor. Paris, Avrupa Merkez Bankası eski başkanı Mario Draghi'nin önerdiği federalist yaklaşımı destekliyor. Emmanuel Macron, Avrupa'nın Çin ve ABD'ye yetişmek için güvenlik ve savunmaya, yeşil geçiş teknolojilerine ve yapay zekaya büyük yatırımlar yapması gerektiğini vurguladı.

tyhty
ABD Başkanı Donald Trump, sağında Fransız mevkidaşı Emmanuel Macron ile birlikte, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'yi dinliyor. Beyaz Saray'da yapılan görüşmede fotoğrafın sağında Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb da görülüyor, 25 Ağustos (AFP)

Buna karşılık Berlin para politikasında geleneksel bir yaklaşım sergiliyor. Son olarak, Almanya Dışişleri Bakanı Johannes Wadephul, Fransa'nın sınırlı savunma harcamalarını eleştirerek, Paris'ten Avrupa'da güvenlik egemenliğini destekleme çağrılarını somut yeteneklere dönüştürmek için daha fazlasını yapma çağrısında bulundu. Bu yorumlar, iki Avrupa devi arasındaki ilişkilerde artan gerilimi yansıtıyor.

Yeni olan husus, Almanya'nın ilk kez AB'ye liderlik etme arayışında Fransa'ya alternatif bulmaya çalışmasıdır. Bu bağlamda, Berlin ve Roma, “tek bir Avrupa borsası, tek bir Avrupa ikincil piyasası oluşturulmasını ve finansal istikrarı tehlikeye atmadan krediler için sermaye gereksinimlerinin gözden geçirilmesini” desteklediler. Ancak bu, Paris ve Berlin'deki bazı kişilerin İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'nin, Donald Trump'ın Avrupa'nın gümrük tarifelerine karşı birleşik tutumunu bozmak için kullandığı bir “araç” olduğundan şüphelenmelerini engellemiyor. Zira bilindiği üzere Trump yönetiminin stratejisi Avrupa'daki sağ ve aşırı sağ kanattaki destekçilerine dayanıyor.

Avrupa'nın geleceği ve ABD ile ilişkisi

Birçok Fransız yetkilinin de belirttiği gibi, Avrupa'nın “yeni imparatorluklar” (Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya) tarafından baskı altında olduğu bir dönemde, Macron ve Alman Şansölyesi Friedrich Merz, yaşlı kıtanın geleceği konusunda farklı görüşlere sahipler.

Fransa, 2017'de Fransa Cumhurbaşkanı tarafından ortaya atılan “stratejik özerklik” terimine bağlı kalarak, egemen bir Avrupa'yı sürekli olarak savunuyor. Alman Şansölyesi ise AB'nin bağımsızlığını güçlendirmeyi ABD ile tarihi bağları korumakla birleştiren bir uzlaşma çağrısında bulunuyor.

Şubat 2025 seçimlerinde Avrupa'nın kademeli olarak “ABD'den gerçek bağımsızlığını” elde etmesi çağrısında bulunan Merz, fikrini değiştirmiş gibi görünüyor. Bu, birçok Avrupa başkentinin görüşüne göre Avrupa kendi güvenliğini birkaç yıl boyunca garanti edemeyeceği için bir zayıflık itirafı anlamına geliyor. Yine bunlara göre sert jeopolitik gerçekler ve “büyük birader” veya “Amerikan koruyucu” olmadan “bağımsız bir Avrupa” inşa etmenin zorlukları nedeniyle, transatlantik ortaklığa hâlâ ihtiyaç var.

Peki, nasıl bir ortak Avrupa savunması?

Son haftalarda, Amerikan güvenlik şemsiyesinin kalıcı olmayacağı ve Ukrayna'daki savaş ve Grönland çevresindeki gerilimlerin dayattığı yeni gerçekler göz önüne alındığında, Avrupa'nın yakın gelecekte kendi savunmasından sorumlu olmasının acil bir ihtiyaç olduğu ortaya çıktı. Gerçekten de Ukrayna öngörülebilir gelecekte Avrupa güvenlik söyleminin merkezinde yer alan konu olmaya devam edecek.

Askeri sanayi konusunda, yeni nesil Avrupa savaş uçakları projesiyle ilgili olarak Fransa ve Almanya arasında bir dereceye kadar temkinlilik söz konusu. Nitekim Alman şirketleri ve konsorsiyumları, Fransız havacılık grubu Dassault'u kendi şartlarını dayatmaya çalışmakla suçluyor.

NATO'daki Amerikan rolünün gerilemesi ihtimali göz önüne alındığında, 1945 sonrası düzenin sona ermesiyle birlikte, Avrupalıların nükleer caydırıcılığa ilişkin karar konusunda ABD’yi yetkili kılamayacakları aşikar. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu nedenle, iki nükleer Avrupa gücü olan Fransa ve İngiltere'nin nükleer kapasitelerine dayalı “entegre bir Avrupa nükleer caydırıcılığına” değinilmeye başlandı. Macron'un konuyla ilgili bu ayın 27'sinde bir konuşma yapması bekleniyor.

Finansman konusu, Fransa ve Almanya arasındaki en önemli anlaşmazlık noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Bu bağlamda, Berlin'in yeniden silahlanmaya ayırdığı kaynaklar, Almanya'nın kendi sanayisini tercih ederek, tek taraflı hareket edeceğinden korkan Fransa'da endişe yaratıyor.

Finansman konusu, Fransa ve Almanya arasındaki en önemli anlaşmazlık noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Bu bağlamda, Berlin'in yeniden silahlanmaya ayırdığı kaynaklar Fransa'da endişe yaratıyor

Paris, iki ülke arasındaki tarihin ağırlığı nedeniyle aşırı temkinli davranırken, Merz “Avrupa'da büyük güç politikası Almanya için bir seçenek değil” diye vurguluyor. Ancak en önemli husus, Birlik içinde veya “istekli devletler grubu” arasında ortak bir savunma vizyonunun geliştirilmesidir. İşte Fransa, Almanya ve Belçika tarafından ortaya atılan, ancak bazı İskandinav ülkeleri ve Macaristan tarafından çekincelerle karşılanan “sağlam bir çekirdek” oluşturma önerisi burada öne çıkıyor.

dferft
Alman askerleri, 18 Ocak'ta Grönland'ın Nuuk kentinden kalkan bir uçağa biniyor (AFP)

İngiltere Başbakanı Keir Starmer'ın da Münih Güvenlik Konferansı sırasında “Avrupa NATO'su” fikrini ortaya attığını belirtmekte fayda var. Bu nedenle, İngiltere’nin AB'den ayrılmasına rağmen, ABD'den ayrışma daha belirgin hale gelirse, bazı Avrupa ülkeleri ile İngiltere arasında bir savunma ittifakı uzak ihtimal değil. Zira ABD’den ayrışma Avrupalıların bölünme lüksünden kaçınmasını gerektiriyor. Avrupa'nın ancak üye devletlerinin geçmişe göre daha yakın olarak bir arada durmasıyla hayatta kalabileceği açık ve net.

Yukarıda zikredilenlere ilave olarak, Amerikan nükleer caydırıcılığını Fransız gücüne dayalı bağımsız bir Avrupa nükleer caydırıcılığıyla değiştirmekte tereddüt eden Almanya, örtük olarak bu gücün ve Fransa'nın BM Güvenlik Konseyi'ndeki daimi koltuğunun paylaşımını talep ediyor gibi görünüyor. Dolayısıyla, Charles de Gaulle ve Konrad Adenauer arasındaki büyük uzlaşmadan bu yana ortak modern tarihlerine rağmen, bu iki Avrupa gücü arasında zorlu bir geçmişin hayaleti hâlâ varlığını koruyor.

Sonuç olarak, birikmiş anlaşmazlıklar, Fransız-Alman motorunu engelliyor ve AB içindeki karar alma süreçlerini tehdit ediyor. AB içinde karşıt blokların oluşması veya federalizmin aceleyle gündeme getirilmesi sihirli çözümler değildir. En iyi yol, tarihsel uygulamada olduğu gibi, kademeli ilerleme, aşamalı kazanımlar ve siyasi irade yoluyla uzlaşma arayışında olmaktır. Şüphesiz, 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bir yıl önce Fransa'nın içinde bulunduğu “geçiş” durumu ve Almanya'nın Avrupa bağımsızlığı konusundaki tereddüdü, kısa vadede Avrupa'nın yeniden canlanması için elverişli faktörler değildir.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İran: ABD’nin herhangi bir saldırısı, hatta sınırlı saldırıları bile ‘saldırganlık’ olarak kabul edilecek

Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
TT

İran: ABD’nin herhangi bir saldırısı, hatta sınırlı saldırıları bile ‘saldırganlık’ olarak kabul edilecek

Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)

İran bugün yaptığı açıklamada, ABD’den gelecek herhangi bir saldırının -sınırlı hava harekâtı dahil- ‘saldırganlık’ olarak değerlendirileceğini ve buna karşılık verileceğini duyurdu. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın böyle bir ihtimali değerlendirdiğini söylemesinin ardından geldi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, haftalık basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Sınırlı bir saldırı ile ilgili soruya gelince; sınırlı saldırı diye bir şey yoktur. Her türlü saldırı, saldırganlık olarak kabul edilecektir” dedi.

Bekayi, “Her ülke, meşru müdafaa hakkına dayanarak saldırıya güçlü bir şekilde karşılık verir; biz de bunu yapacağız” ifadesini kullandı.

Bekayi’ye yöneltilen soru, Trump’ın cuma günü yaptığı ve Umman arabuluculuğunda süren müzakerelerde anlaşma sağlanamaması halinde Tahran’a sınırlı bir saldırı düzenlemeyi ‘değerlendirdiğini’ belirttiği açıklamasına atıfta bulunuyordu.

Taraflar, şubat ayı başında Umman arabuluculuğunda dolaylı görüşmelere yeniden başlamış; şimdiye kadar Maskat ve Cenevre’de iki tur müzakere gerçekleştirmişti. Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi, üçüncü turun perşembe günü Cenevre’de yapılacağını doğruladı.

İran heyetine başkanlık eden Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise dün yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında diplomatik bir uzlaşıya varılması için ‘iyi bir fırsat’ bulunduğunu söyledi.

Arakçi, ABD merkezli CBS televizyonuna verdiği röportajda, “Hâlâ herkes için fayda sağlayacak diplomatik bir çözüme ulaşma konusunda iyi bir fırsatımız olduğunu düşünüyorum” dedi. Müzakerecilerin bu ay gerçekleştirilen iki tur görüşmenin ardından ‘anlaşmanın unsurları ve taslak metni üzerinde çalıştıklarını’ belirten Arakçi, buna karşın ülkesinin uranyum zenginleştirme hakkından vazgeçmeyeceğini vurguladı.

Washington ile temel anlaşmazlık noktalarından biri olan bu konuda Arakçi, “Egemen bir ülke olarak bu alanda kendi kararımızı verme hakkına sahibiz” diye konuştu.

Tahran ile Washington arasındaki görüşmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri seçenekleri gündeme getirdiği bir ortamda yeniden başlamıştı. Trump önce İran’daki protestolara yönelik kanlı müdahaleleri gerekçe göstermiş, daha sonra ise özellikle nükleer program konusunda anlaşmaya varılamaması halinde askeri adım atılabileceği uyarısında bulunmuştu.

Diplomatik sürece paralel olarak ABD, Ortadoğu’daki askeri varlığını da artırdı. Washington yönetimi bölgeye iki uçak gemisi gönderirken, savaş uçakları, askeri nakliye uçakları ve havada yakıt ikmali yapabilen tanker uçaklardan oluşan filoları da konuşlandırdı.

ffvbf
Arap Denizi’ndeki ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln (AFP)

ABD’nin müzakere heyetine başkanlık eden Özel Temsilci Steve Witkoff cumartesi günü yaptığı basın açıklamasında, Başkan Donald Trump’ın İran’ın ABD’nin askeri yığınağı karşısında neden ‘teslim olmadığını’ sorguladığını söyledi.

Bu açıklamaya yanıt veren Bekayi ise teslimiyetin İranlıların karakterinde olmadığını belirterek, ülkelerinin tarihi boyunca böyle bir tutum sergilemediğini ifade etti.


Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
TT

Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas bugün, İran ile ABD arasında beklenen görüşmeler öncesinde, Tahran dosyası için ‘diplomatik bir çözüm’ çağrısında bulundu. Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran’ı askeri müdahalelerle tehdit ettiği bir döneme denk geldi.

Kallas, AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanları toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, “Bu bölgede bir başka savaşa ihtiyacımız yok; zaten çok sayıda savaş var” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Kallas, “İran şimdiye kadarki en zayıf dönemini yaşıyor. Bu zamanı diplomatik bir çözüm bulmak için değerlendirmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi dün, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki perşembe günü Cenevre’de yapılacağını duyurdu. Busaidi, müzakereler için ‘ekstra çaba göstermeye yönelik olumlu bir ivme’ olduğunu da belirtti.

ABD, İran’dan uranyum zenginleştirme stokundan vazgeçmesini, Washington’a göre nükleer bomba yapımında kullanılabilecek bu stokların imhasını, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini talep ediyor.

İran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor, ancak yaptırımların kaldırılması karşılığında bazı sınırlamaları kabul etmeye hazır olduğunu söylüyor. Tahran, nükleer konuyu füze programı veya silahlı gruplara destek gibi diğer meselelerle ilişkilendirmeyi ise reddediyor.