İngiliz istihbaratı: Ukrayna güneyde kazanımlar elde etmeye devam ederken Rusya batıya doğru ilerlemeyi hedefliyor

Kiev, Batılı ortakların askeri destek sağlama konusundaki isteksizliği nedeniyle Moskova'nın kendisini güçlendirmek için yeterli zamanı olduğunu söyledi

Rusya Harkov'a bağlı Podli köyünü bombaladı. (AFP)
Rusya Harkov'a bağlı Podli köyünü bombaladı. (AFP)
TT

İngiliz istihbaratı: Ukrayna güneyde kazanımlar elde etmeye devam ederken Rusya batıya doğru ilerlemeyi hedefliyor

Rusya Harkov'a bağlı Podli köyünü bombaladı. (AFP)
Rusya Harkov'a bağlı Podli köyünü bombaladı. (AFP)

Birçok gözlemcinin tahminlerine göre, Ukrayna savaşının iki tarafı, kış sezonuna girmeden önce sahada bazı kazanımlar elde etmeye çalışıyor ve bu durum her ikisinin de lehine olmayacak. İngiliz istihbarat raporları, Rusya'nın önümüzdeki iki ay içinde Kupyansk-Lyman eksenine yönelik saldırılarını artırarak batıya doğru ilerlemeyi ve Luhansk Oblastı çevresinde tampon bölge oluşturmayı hedeflediğini kaydetti. Ukraynalılar ise tereddütlü karşı saldırılarıyla, Kırım'a giden kara koridorunu kontrol altına almak için güneye doğru ilerlemeye çalışacaklar.

İngiltere Savunma Bakanlığı, dün (Cumartesi) X’te (eski adıyla Twitter) yayınlanan bir bildiride, “Ukrayna güneyde kazanımlar elde etmeye devam ederken, Rusya'nın Kupyansk-Lyman eksenine saldırarak kontrolü yeniden ele almaya çalışacağını” belirtti. Açıklamada, Ukrayna'nın karşı saldırısının Rus güçlerini Bakhmut ve güney Ukrayna'da baskı altına aldığı belirtildi. Buna rağmen Rus Batı Kuvvetler Grubu, kuzeydoğuda küçük çaplı saldırılara devam ederek sınırlı yerel ilerleme kaydetti.

xscdf
Ukrayna güçlerinin Rusya'dan geri aldıklarını söyledikleri Robotyn köyü (AFP)

Ukrayna Devlet Başkanlığı Danışmanı Mihaylo Podolyak, Cuma günü yaptığı açıklamada ordunun güneye doğru ilerlediğini söyledi. Podolyak, X (eski adıyla Twitter) hesabı üzerinden yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Rus savunma hatları çatlamaya başladı. Güneye doğru ilerleyen Ukrayna ordusu, bir miktar başarı elde ediyor ve Kırım'a giden kara koridorunun kontrolünde yeni bir adıma yaklaşıyor. Demiryolları da dahil olmak üzere Rusya'nın tüm tedarik hatları tehlikede ve bu tek bir anlama geliyor: Rus ordusu stratejik konumlarını kaybetmek üzere.”

İngiltere Savunma Bakanlığı’nın raporunda “Ukrayna'nın karşı saldırısı Rus kuvvetlerini Bahmut ve güney Ukrayna'da baskı altına aldı. Buna rağmen Rus Batı Kuvvetler Grubu, Kupyansk-Lyman bölgesinde kuzeydoğuya doğru küçük çaplı saldırılara devam ederek sınırlı yerel ilerleme kaydetti” ifadeleri yer aldı. Raporda, Rusya'nın kuzeydoğudaki ‘operasyonel saldırıya’ geri dönerek inisiyatifi yeniden kazanmaya çalışabileceğini ifade eden Bakanlık, “Rusya'nın, Oskil Nehri'nin batı yakasına doğru ilerlemek ve Luhansk Oblastı çevresinde bir tampon bölge oluşturmak amacıyla düşmanca çabalarını yoğunlaştıracağına dair gerçekçi bir olasılık var” diye ekledi. Ukrayna, geçtiğimiz yıl Harkov bölgesinde Rus işgali altında bulunan Kupyansk’ı kurtarmıştı.

Ukrayna haziran ayında bir karşı saldırı başlatsa da Rusya'nın mayın tarlalarıyla desteklenen son derece hazırlıklı savunma hatları, Ukrayna kuvvetlerinin güneydeki Azak Denizi'ne doğru ilerleyişini yavaşlattı. Ukrayna güçleri çarşamba günü, ön cephedeki Orikhiv kasabasının yaklaşık 10 km güneyinde, Zaporijya bölgesindeki Robotyn köyünde ülke bayrağını göndere çektiklerini söyledi.

Ukraynalı bir komutan, Ukrayna kuvvetlerinin ülkenin güneyinde Rusya'nın en zorlu savunma hatlarını aştığını ve artık daha hızlı ilerleyebileceğini söyledi. Reuters'in aktardığına göre Robotyn’de bazı kuvvetlerin başında bulunan ve komuta ettiği tabura da verilen ‘Skala’ takma adını kullanan komutan, “Burada durmayacağız. Bundan sonra Berdyansk ve daha fazlası var. Hedefimizin Robotyn olmadığını, Azak Denizi olduğunu daha önce de askerlerime açıkça ifade etmiştim” ifadelerini kullandı.

Robotyn, Azak Denizi kıyısındaki Berdyansk limanına yaklaşık 100 km, stratejik Melitopol şehrine ise 85 km uzaklıktadır. Rus kuvvetleri işgalin başlangıcından bu yana her iki bölgeyi de işgal altında tutuyor. Moskova, Ukrayna'nın Robotyn’e geçtiğini doğrulamadı. ABD'li bir yetkili geçen hafta, Ukrayna kuvvetlerinin güneydeki Rus kuvvetlerini bölmeyi amaçlayan karşı saldırının bir parçası olarak Melitopol'e ulaşıp yeniden ele geçirme ihtimalinin düşük göründüğünü söyledi.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, geçen hafta ülkesinin stratejisini savundu. Ukrayna kuvvetlerinin çok yavaş ilerlediği yönündeki iddiaları reddetti ve Kiev'in Rusya tarafından kontrol edilen tüm Ukrayna topraklarını geri alacağına olan inancını bir kez daha dile getirdi.

Komutan Skala, “Mayınlı ana yollardan geçtik. İlerleyebileceğimiz en uç noktalara ulaştık. Bundan sonra daha hızlı ilerleyeceğimize eminim” dedi. Ukrayna kuvvetlerinin artık yalnızca Rus lojistik gruplarının bulunduğu bölgelere girdiğini ve buradaki Rus savunmasını delmenin zor olacağını beklemediğini açıkça ifade eden Skala “Bütün topraklarımızı özgürleştirmek için hareket ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Ukrayna'nın Harkov Valisi Oleg Sinegubov, ülkenin doğusundaki Kupyansk şehrinin Podli köyüne düzenlenen bombalı saldırıda en az iki sivilin öldüğünü söyledi. Sinegubov, dün (cumartesi) Telegram hesabı üzerinden yaptığı açıklamada “Düşman, öğleden sonra sivillerin bulunduğu bir kafeyi vurdu” dedi.

Rusya, dün gece Moskova'ya yeni bir insansız hava aracı (İHA) saldırısı düzenlendiğini duyurdu. Bu saldırı, başkente hizmet veren üç ana havaalanının yanı sıra Ukrayna sınırındaki güney bölgedeki bir başka havaalanının da geçici olarak kapatılmasına yol açtı. Moskova Belediye Başkanı Sergey Sobyanin, hava savunma sistemlerinin Moskova’nın İstra ilçesinde bir İHA’yı düşürdüğünü söyledi. İstra, Kremlin'in yaklaşık 50 kilometre batısında yer alıyor. Rus haber ajansı TASS, Moskova'nın Şeremetyevo, Domodedovo ve Vnukovo havalimanlarındaki uçuşların iki saat süreyle askıya alındığını bildirdi.

Ukrayna sınırındaki Belgorod Bölgesi Valisi Vyaçeslav Gladkov, hava savunma güçlerinin Kupino köyü yakınlarında bir İHA’yı herhangi bir hasar veya insan kaybına yol açmadan düşürdüğünü, ancak Ukrayna'nın Urazovo adlı başka bir köye düzenlediği bombalı saldırıda 4 kişinin yaralandığını söyledi. Gladkov, binalardaki hasarı gösteren fotoğraflar yayınladı. Bu haberler hakkında henüz yorum yapmayan Ukrayna, 18 aydan uzun bir süre önce işgal ettiği Rusya'daki saldırıların sorumluluğunu nadiren üstleniyor. Rusya'nın güney sınırları boyunca bombalamalar ve İHA saldırıları son aylarda sık sık yaşandı, ancak İHA’ların Moskova'yı vurması yeni bir gelişme olarak öne çıkıyor.

csd
Rus kuvvetleri mensupları, Moskova'da insansız hava aracı saldırısının gerçekleştiği yerin yakınında duruyor. (AFP)

Ukrayna'nın Almanya Büyükelçisi Oleksiy Makeev, Ukrayna'nın mevcut karşı saldırısının zorluklarının nedenlerinden birini Batılı ortakların ülkesine destek sağlama konusundaki isteksizliğine bağladı. Cumartesi günü Alman radyosu Deutschlandfunk'a konuşan Makeev, “Rusya'nın kendisini güçlendirmek için yeterli zamanı vardı. Zira Ukrayna saldırı tugaylarını hazırlamak ve donatmak uzun zaman aldı” ifadelerini kullandı. Zırhlı personel taşıyıcıların ve uçaksavar sistemlerinin Ukrayna'ya teslimi konusunda Almanya'da yaşanan tartışmalara atıfta bulunan Makeev, “bu tugayların artık Batı silahları ve mühimmatıyla dolu olduğunu” sözlerine ekledi.

Makeev, Ukrayna'nın kendi toprakları üzerinde hava egemenliğinin bulunmadığını belirterek, bu nedenle F-16 savaş uçağı teslimatının çok önemli olduğunu ifade etti. Danimarka, Hollanda ve Norveç, F-16'ları Kiev'e teslim etme sözü verdi. Alman Taurus seyir füzeleriyle ilgili olarak Makeev, Alman hükümetiyle “son derece pratik ve anlamlı görüşmelerde” bulunduklarını söyledi.

zaxsd
Cumartesi günü geçici olarak kapatılan havalimanlarından biri olan Rusya'nın Moskova kentindeki Vnukovo Uluslararası Havalimanı'na inen bir uçağın arşiv fotoğrafı. (Reuters)

Makeev, Rusya ile olası barış görüşmelerine ilişkin bir soruya ise “Burada mesele soykırımla ilgili. Rusya ve ne yazık ki Rus halkı da Ukrayna'yı hiç istemiyor. Bu bağlamda uzlaşma isteğiyle görüşmelere girmiyoruz” diyerek bunun Ukrayna'nın bekası için son derece gerekli olduğunu vurguladı. Makeev, “Birçok ortak artık bunu anladı ve Rusya ile müzakerelere başlamamız için bize herhangi bir baskı yapmıyorlar” diye ekledi.

Ukrayna uzun süredir Taurus seyir füzelerini Almanya'dan talep ediyordu. Almanya Başbakanı Olaf Scholz ise bu taleple ilgili çekincelerini dile getirdi. Zira bu füzelerin Rusya topraklarına ulaşmasından korkuluyor.

Ukrayna Savunma Bakanı Oleksiy Reznikov, Almanya'nın ülkesine Taurus seyir füzeleri sağlayacağından emin olduğunu ifade etti. Reznikov, Springer şirketine bağlı bir medya kuruluşunda yayınlanan röportajında, “Gerçekten iyimserim ve gelecekte Almanya'dan Taurus füzeleri alacağımızı görüyorum” dedi. Bakan, seyir füzelerini ne zaman almayı beklediğini belirtmedi, ancak “Bunun bir yıl süreceğini sanmıyorum” dedi.

Kanada Başbakanı Justin Trudeau, Bloomberg’e verdiği röportajda Ukrayna'nın Rus kuvvetlerine karşı başlattığı saldırının ilerleyişi hakkında sorulan bir soruya yanıt olarak “G7’nin Ukrayna'daki savaşın uzayabileceğini anladığını, ancak bu savaş ne kadar sürerse sürsün Ukrayna’ya destek vermeye hazır olduklarını” belirtti. Kanada'nın balistik füze savunması konusunda ABD'ye katılmayı yeniden düşünüp düşünmemesi gerektiği konusunda tartışmaların sürdüğünü söyleyen Trudeau, ancak sesten beş kat daha hızlı hareket edebilen yeni nesil hipersonik silahlar göz önüne alındığında, kıtalararası balistik füzelerin artık tek zorluk olmadığını belirtti.



Yeni bölgesel durum ve İsrail tehdidi arasında Lübnan ve Suriye

Suriye'nin güney sınırı boyunca yer alan İsrail tarafından ilhak edilen Golan Tepeleri'ndeki bir bölgede bir Merkava tankını inceleyen bir İsrail askeri, 25 Mart (AFP)
Suriye'nin güney sınırı boyunca yer alan İsrail tarafından ilhak edilen Golan Tepeleri'ndeki bir bölgede bir Merkava tankını inceleyen bir İsrail askeri, 25 Mart (AFP)
TT

Yeni bölgesel durum ve İsrail tehdidi arasında Lübnan ve Suriye

Suriye'nin güney sınırı boyunca yer alan İsrail tarafından ilhak edilen Golan Tepeleri'ndeki bir bölgede bir Merkava tankını inceleyen bir İsrail askeri, 25 Mart (AFP)
Suriye'nin güney sınırı boyunca yer alan İsrail tarafından ilhak edilen Golan Tepeleri'ndeki bir bölgede bir Merkava tankını inceleyen bir İsrail askeri, 25 Mart (AFP)

Elie el-Kasifi

Ortadoğu’daki tabloyu okumak için iki ana başlık var. Bunlardan birincisi İsrail’in Gazze Şeridi’ne ve dolayısıyla Lübnan ve Suriye'ye yönelik saldırılarını yeniden başlatması ve Batı Şeria'dan bahsetmemesi, ikincisi ise İran'ın nükleer programı, balistik silahları ve belki de Tahran destekli milislerin bölgedeki geleceğiyle ilgili müzakereler konusunda İran ve ABD arasında karşılıklı olarak verilen mesajlar ve savrulan tehditler.

Bu iki başlık arasındaki tüm bağlantıları, sanki bölge için hala sisli, dalgalı ve binlerce soruyu beraberinde getiren bir gelecek öngörüyormuşuz gibi aramanın bir önem yok. Bu iki başlığın eşzamanlı ve uluslararası sahneyi her geçen gün sarsan Donald Trump döneminde ABD'nin bölgedeki stratejisinin mihenk taşı olması yeterli. Zira bunun İran'dan Sudan'a, doğudan batıya bölgedeki tabloyu etkilemeden yapılması mümkün değil.

İster doğuda ister batıda” olsun hiç kimse tarafından 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana istediğini yapmaktan caydırılamayan İsrail, Donald Trump'ın Beyaz Saray'a girmesinden bu yana ABD'nin bölgedeki tutumuyla birebir özdeşleşmiş durumda. Trump’ın 20 Ocak'ta göreve başlamasının arifesinde İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkesin, ABD’nin Cumhuriyetçi Başkanı’nın seçim kampanyası sırasında söz verdiği gibi Gazze'deki savaşı durdurma konusunda ciddi olduğunu gösterdiği doğru olsa da çok geçmeden Trump'ın vaatlerinin İsrail'i ve hatta kendisini bile bağlamadığı ortaya çıktı. Slogan atma ve son tarih belirleme konusunda başarılı olan Trump’ın gerçeklere uyum sağlama ve planlarını yavaşlatma ya da iptal etme konusunda daha becerikli olduğu da açıkça görüldü. Aynı şey Ukrayna'daki savaşı rekor bir sürede sona erdirme vaadi için de geçerli.

Gazze Şeridi'ndeki savaşa gelince, İsrail’in yeniden başlayan saldırısı, sanki ABD’nin mevcut stratejisinin bir parçasıymış ve sadece İsrail stratejisini yansıtmıyormuş gibi ABD'nin tam desteğine sahip. Bu da Trump dönemi ile İsrail'in Gazze’deki ve bölgedeki vahşetini örtbas etmekten geri kalmayan Joe Biden dönemi arasında büyük bir fark olduğunu gösterdi. Ancak ABD’nin ve İsrail’in stratejileri arasındaki uyum daha önce hiç Trump yönetiminde olduğu kadar ileri boyutlara ulaşmamıştı. Trump'ın açıkladığı Gazze halkını yerinden etme planı bunun tek kanıtıdır. Trump, bu plandan geri adım atmış ya da planını ertelemiş gibi görünse de bu plan İsrail aşırı sağı için çok iddialı bir Amerikan tavanı oluşturdu. İsrail aşırı sağının önerilerine karşı zaman zaman çok muğlak da olsa bir mesafe koyan önceki Demokrat Partili Joe Biden yönetimi döneminde durum böyle değildi.

Aslında İsrail'in Gazze Şeridi’ne karşı yeniden başlayan saldırısı ‘güç yoluyla barış’ sloganının pratikteki tercümesi olurken pratikte bölgede barışı sağlamaktan ziyade İsrail'in bölge üzerindeki kontrolünü dayatmak anlamına geliyor. Ancak İsrail, 7 Ekim 2023’ten bu yana geleneksel rakipleri olan Filistinli gruplar ve Hizbullah'a karşı elde ettiği tüm ‘başarılara’ rağmen, şimdiye kadar kendisi için tamamen elverişli bir bölgesel durum tasarlayabilmiş ya da bölge üzerinde kontrolünü empoze etmesine yahut çevresiyle normal ilişkileri olan bir devlete dönüşebilmiş değil. Aksine, İsrail’in Gazze Şeridi, Batı Şeria, Lübnan ve Suriye’de güç kullanmaya devam etmesi, onu bölgede ‘normal bir devlet’ olmaktan giderek daha da uzaklaştırıyor.

Hizbullah'ın askeri yetenekleri büyük ölçüde zayıfladığından ve Lübnan'da Arap ülkelerinin ve uluslararası toplumun desteğiyle yeni bir siyasi durum tesis edildiğinden, İsrail'in Lübnan'daki saldırıları artık bölgesel ve uluslararası alanda Hizbullah'a yönelik saldırılar olarak görülmüyor.

İsrail'in Hizbullah'ı zayıflatması, Hizbullah ile bölgedeki devletler ve halklar arasındaki köklü husumet göz önüne alındığında, Hizbullah'a karşı olumsuz bir hassasiyet uyandırmak bir yana İsrail'in Beşşar Esed rejiminin düşmesinden sonra Suriye'ye girmeye devam etmesi ve buradaki mezhepçi grupları kendi tarafına çekmeye çalışması, Suriye topraklarını sürekli bombalaması, İran'ın bölgedeki hegemonik projesinin çöküşünden sonra belli bir bölgesel denge yaratmaya çalışan bölgenin ağır toplarının İsrail'e karşı hassasiyetlerini ve öfkelerini artırdı. Tüm bunların yanında İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki soykırım savaşını sürdürmesi, bölge genelinde İsrail'e yönelik nefreti pekiştirirken İsrail ile ilişkilerin normalleşmesi ihtimalini ortadan kaldırdı ya da en azından uzun bir süre için erteledi.

7u6ı8o9
İsrail'in Beyrut'un güney banliyösüne düzenlediği hava saldırısında hasar gören bina, 1 Nisan 2025 (AFP)

Hatta Lübnan dosyasıyla ilgili olarak İsrail'in ateşkesi açıkça ihlal ederek Lübnan topraklarında beş yeri işgal etmesi ve Beyrut'un güney banliyölerini yeniden bombalamaya başlaması, Hizbullah'ın askeri yetenekleri büyük ölçüde zayıfladığı ve Lübnan'da Arap ülkelerinin ve uluslararası toplumun desteğiyle yeni bir siyasi durum oluştuğu için bunlar yapılan artık bölgesel ve uluslararası alanda Hizbullah'a karşı yapılmış gibi görülmüyor. Öyle ki Hizbullah, doğrudan ya da dolaylı sorumlulukla, geçtiğimiz hafta İsrail’deki yerleşim birimlerine iki parti halinde ham roketlerle saldırmış olsa da bu durum İsrail'in Lübnan'daki saldırılarını haklı çıkarmıyor. İsrail’in saldırıları Hizbullah’ın roketli saldırılarına verilen bir yanıt değil, Gazze, Batı Şeria, Lübnan ve Suriye'de ateş kontrolünü sağlama iddiasından öteye geçmiyor.

Bu durum bölgedeki çatışmayı bir yanda İran ve vekilleri, diğer yanda İsrail arasında olmaktan çıkarıp bir yanda İsrail diğer yanda onun politikalarından etkilenen bölge ülkeleri arasında olmaya doğru sürüklüyor. Tel Aviv'in Suriye'nin güneyindeki saldırılarını genişleterek ve orada süresiz kalma tehdidinde bulunarak körüklemeye devam ettiği Suriye'de Türkiye ile İsrail arasında ortaya çıkan gerilim, bunun en açık örneğidir. Ayrıca İsrail, Suriye'de çoğunlukla Türkiye tarafından desteklenen yeni hükümete sürekli olarak saldırmış ve Suriye toprakları içindeki birçok yeri bombalamıştır.

Lübnan ve Suriye savunma bakanları arasında Riyad'da yapılan toplantının, Lübnan ve Suriye arenalarını tek bir arena olarak ele alan bölgesel ve özellikle Arap ülkeleri arasındaki dinamiği göstermeye yetti.

Peki Türkiye ile İsrail arasında Suriye’de yaşanan gerilim doğrudan bir çatışmaya dönüşür mü? Bu soruya cevap vermek için henüz çok erken olsa da Ankara'nın Suriye ordusuna eğitim vermek için Suriye'nin orta kesimlerinde yer alan Palmira’da (Tedmur) bir askeri üs kurmayı planlıyor olmasına İsrail'in verdiği tepkiden de görülebileceği gibi böyle bir çatışma mümkün. Her halükarda İsrail'in, saldırılarının, bombalamalarının ve ‘sızma girişimlerinin’ Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve hükümeti için görmezden gelemeyecekleri büyük bir meydan okumaya dönüşmesinin ardından Suriye'deki yeni hükümetin hızını etkilemeye çalıştığı aşikar. Bu konu Türkiye ile Şara yönetimi arasındaki başlıca ortak meselelerden biri haline geldi.

Trump'ın uzun süredir ABD güçlerini Suriye'den çekme arzusundan hareketle Türkiye ile İsrail arasında Suriye konusunda bir anlaşma yapılması için belli bir anda inisiyatif alacağını, bunun da ABD'nin Suriye'nin kuzeyinin güvenliğini Türkiye'ye emanet etme ihtiyacını haklı çıkardığını ve bu yüzden ABD yönetiminin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Şara yönetimi arasındaki anlaşmaya buradaki güvenlik düzenlemelerinin bir başlangıcı olarak itiraz etmediğini konuşanlar var. Bu anlaşmanın İsrail'in Suriye’ye yönelik politikalarından görünenin aksine Washington’ın Suriye’nin bölünmesini teşvik etmediğine dair bir sinyal verdiği de bu dosyanın gündeme getirdiği bir diğer nokta. Ancak henüz Suriye konusunda net bir ABD-İsrail çelişkisinden bahsetmek mümkün değilse de ABD'nin özellikle şu an Washington tarafından daha önce eşi ve benzeri görülmemiş şekilde korunan İsrail'in dosyaları ve arenaları birbirine bağlamasından bu yana Suriye stratejisinin bir bütün olarak bölgedeki dosyalarla ilgilenme stratejisinden ayrı tutulamayacağı kesin.

cfvbghy
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Ankara'da bir araya geldiler, 4 Şubat 2025 (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

İsrail'in Lübnan ve Suriye'nin yanı sıra Gazze ve Batı Şeria ile ilişkilerinin hızı ile başta Suudi Arabistan-Türkiye olmak üzere bölge ülkeleri arasındaki ilişkilerin hızı arasında da bir çelişki var. İsrail bu bölgeleri gerginliğin ve istikrarsızlığın ortasında tutmaya çalışırken, İran'ın bölgedeki yayılmacı projesinin körüklediği yaklaşık yirmi yıldır süregelen çatışmaların ve krizlerin ardından bu bölgelerde istikrarın sağlanması Riyad ve Ankara'nın açıkça çıkarınadır. Bu durum, Suriye'deki ve daha az ölçüde Irak'taki çatışma dinamiklerinin bir parçası olan Ankara'ya kıyasla Riyad için daha çok geçerli.

Bu çerçevede Lübnan ve Suriye savunma bakanları arasında Riyad'da yapılan toplantının, Lübnan ve Suriye arenalarını tek bir arena olarak ele alan bölgesel ve özellikle Arap ülkeleri arasındaki dinamiği göstermeye yetti. İsrail de bu iki arenayı tek bir arena olarak ele alıyor, ancak bu iki dinamik arasında, önümüzdeki ay Donald Trump'ın Suudi Arabistan'dan başlamak üzere Körfez'e yapacağı ziyaret turunda önemli bir noktaya gelecek olan bölgesel sahneyi bir bütün olarak etkilemesi mümkün olmayan açık bir çelişki söz konusu.

Trump’ın Körfez ülkelerine gerçekleştireceği ziyaret, ABD yönetiminin bölgedeki arenaların birbirine bağlılığını ne ölçüde kabul ettiği sorusunu gündeme getiriyor. Dolayısıyla İsrail, Gazze Şeridi’ndeki ve Batı Şeria'daki saldırılarını sürdürdüğü, Suriye'ye sızmaya devam ettiği, Lübnan'ın beş noktasında askerlerini konuşlandırdığı ve Lübnan ve Suriye topraklarını bombalamaya devam ettiği sürece mevcut durumda herhangi bir bölgesel anlaşmaya varılması oldukça zor.

Trump ve ekibindekilerin pervasız olduklarını, ne yaptıklarını bilmediklerini ve dünyayı gösterişli bir şekilde yönetmek istediklerini düşünmek saçma olur. ABD politikalarını ‘rasyonel’ olarak ele almak her zaman daha iyidir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İran'ın bölgesel nüfuzunun ciddi şekilde erimesi, bölge ülkelerinin Ortadoğu’daki tabloya geçmiş yıllardan, özellikle de 2015 yılında eski ABD Başkanı Barack Obama yönetimi ile İran arasında imzalanan nükleer anlaşmadan farklı bakmasına neden oluyor. O dönemde bu anlaşma İran'ın bölgede serbest kalmasıyla aynı anlama geliyordu. Şimdi ise İran rejimini çökmekten zar zor kurtaran bir anlaşmaya dönüştü. Dolayısıyla, bölge ülkelerine yönelik İran tehdidi artık geçmiş yıllarda olduğu gibi değil. Bu tehdit, İsrail hükümetinin aşırılık yanlısı politikaları nedeniyle yerini İsrail tehdidine bıraktı. İsrail tehdidi bölgedeki kaosu derinleştirmeye devam ediyor.

Ancak asıl önemli soru şu: Donald Trump'ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ‘İsrail'in Lübnan ve Suriye'ye girdiğini ve onları sahada kontrol ettiğini, bunun da kapsamlı bir normalleşmeye kapıyı araladığını’ söylediğinde İsrail’in şu anki hızının bölgede uzun bir istikrarsızlık evresine işaret ettiği göz önüne alındığında, İsrail ile ABD arasındaki bu uyum daha ne kadar devam edecek? Trump’ın Gazze Şeridi’ni ‘Ortadoğu’nun Rivierası’ yapma önerisi ya da Rusya ile Ukrayna arasında barışı aceleye getirmesi gibi krizlerle başa çıkma konusundaki tarzı da İsrail ile tamamen uyumlu. Çünkü gerçekler Gazzelilerin gitmeye hazır olmadığını gösterirken ve ilk etapta gidebilecekleri bir yer yokken önerilerine kimsenin karşı koyamayacağına inanıyor ya da bunu ima ediyorlar. Rusya kendi koşullarını karşılamayan bir barışı sonuca ulaştırma konusunda hiç acele etmiyor, aksine Trump'ın girişimini tüketmeye ve kazanımlarını genişletmeye çalışıyor. Lübnan ya da Suriye'de normalleşme sürecinin mümkün ve gerçekçi olduğunu gösteren tek bir işaret dahi yok. Üstelik Witkoff'un önerdiği normalleşme reçetesi bölgesel kaosun daha uzun yıllar devam etmesinden başka bir işe yaramayacak.

Buna karşın Trump ve ekibindekilerin pervasız olduklarını, ne yaptıklarını bilmediklerini ve dünyayı gösterişli bir şekilde yönetmek istediklerini düşünmek saçma olur. ABD politikalarını ‘rasyonel’ olarak ele almak her zaman daha iyidir. Doğaları gereği hareketli olsalar da Trump ve ekibindekiler, şimdiye kadar sundukları çelişkili normalleşme önerileriyle ‘yaratıcı kaos’ teorisine inanıyor ya da bunu yeniden denemeye çalışıyor gibi görünüyorlar.