Kerrubi İran parlamento seçimleriyle ilgili umutsuzluğunu dile getirdi

Eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, nükleer anlaşmayı yeniden canlandırma başarısızlığı nedeniyle 100 milyar dolarlık kayıptan bahsetti.

Eski reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Hasan Humeyni ve eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile dün (Cuma) Tahran'da bir araya geldi. (Jamaran)
Eski reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Hasan Humeyni ve eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile dün (Cuma) Tahran'da bir araya geldi. (Jamaran)
TT

Kerrubi İran parlamento seçimleriyle ilgili umutsuzluğunu dile getirdi

Eski reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Hasan Humeyni ve eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile dün (Cuma) Tahran'da bir araya geldi. (Jamaran)
Eski reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Hasan Humeyni ve eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile dün (Cuma) Tahran'da bir araya geldi. (Jamaran)

Reformist lider Mehdi Kerrubi, siyasi partilerin seçimlere katılmaya davet edildiği iddialarına rağmen, yetkililerin mevcut parlamentoyu kopyalamaya çalıştığını söyledi. Kerrubi’nin açıklamaları, eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin, hükümetinin nükleer anlaşmayı yeniden canlandırma çabalarını engelleyerek, ülkeyi yaklaşık 100 milyar dolarlık petrol ihracatından mahrum bıraktığını söylemesinden birkaç gün sonra gerçekleşti.

13 yıldır ev hapsinde tutulan Kerrubi, reformist İtimad-i Milli Partisi konferansında yaptığı açıklamada “İktidarın parlamento seçimlerine katılım davetine ilişkin iddialarına rağmen, seçimlere katılım için tüm yollar kapatıldı” dedi.

Reformist çizgideki İtimad gazetesine konuşan Kerrubi, “Mevcut parlamentoyu kopyalamaya çalışıyorlar” dedi. Yıllar önce Meclis Başkanı olan Kerrubi, “Muhalefet partilerinin bulunmadığı meclisin gölgesindeki yöneticilerin, her türlü yasa dışı eyleme meşruiyet kazandırdığını” belirterek, “komplonun açığa çıkarılması ve engellenmesi” çağrısında bulundu.

Kerrubi, Anayasa Koruma Konseyi'nin ‘denetimini’ eleştirdi ve bunun, adayların uygunluklarını belirleme sürecinde adayları seçimlerin dışında tutmak için geniş yetkiler verdiğini belirtti.

İtimad-i Milli Partisi’nin kuruluşundaki rolüne de değinen Kerrubi: “Yıllık konferansın ülkenin en kötü siyasi ve sosyal koşullarında düzenlenmesi, yoldaşların ve dostların kararlılığını teyit etmektedir. Siyasi oluşumdan pişman değilim. Şüphesiz bu ülkedeki siyasi kalkınmaya yönelik bir adımdır. İran'da cumhuriyet olmadan devrimin temeli anlamsızdır, partiler olmadan da cumhuriyetin hiçbir anlamı yoktur.” ifadelerini kullandı.

“Partilerin yokluğunun sokağın önünü açtığına ve insanların protestodan başka yol bulamadığına” inandığını belirten Kerrubi, “Partilerin yokluğunda ülkeyi birkaç kişiden oluşan bir çete kontrol ediyor” dedi.

Kerrubi, 2009 yılında cumhurbaşkanlığı seçimlerine katıldı ve o sırada diğer aday olan eski Başbakan Mir Hüseyin Musavi ile birlikte yaygın yolsuzlukları kınayarak, dönemin Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ın yeniden seçilmesini protesto etmede başı çekti.

Kerrubi açıklamasında, 2009 yılındaki sloganını “Benim sloganım değişimdi, başka yolu yok. Halkın güveni yeniden tesis edilmeli” diyerek savundu. “Siyasi seçkinleri atlatan insanlarla dürüst konuşmak" için reformların yeniden denenmesi gerektiğini vurgulayan Kerrubi, İran'ın yok edilmesini önlemek için halkın taleplerinin tanınması çağrısında bulundu.

Yeni seçim yasasını sert bir şekilde eleştiren eski İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, çarşamba günü eski hükümet üyeleriyle yaptığı toplantıda şunları söyledi: “Yeni yasayı çıkararak halkın katılımının önünü kapattılar. 85 milyon İranlının karar alma yetkisini, toplam oyu birkaç yüz bini bulmayan az sayıda insana emanet ettiler.”

Ruhani, ülkesinin son iki buçuk yılda nükleer anlaşmayı canlandırma ve ABD yaptırımlarını kaldırma fırsatını değerlendirememesinden duyduğu üzüntüyü de dile getirdi. İran'ın füze programı ve insansız hava araçlarına (İHA) yönelik kısıtlamaların kaldırılmasını öngören nükleer anlaşma maddesinin çözümlerine de değinen Ruhani, “Ekim 2023 nükleer anlaşmanın taahhütlerinde çok önemli bir tarih olacak. Nükleer anlaşmada maruz kalınan tüm çarpıklıkların nedeni eskisinden daha net ortaya çıktı” dedi.

Eski İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, geçtiğimiz çarşamba günü Tahran'da eski hükümet üyeleriyle bir görüşme gerçekleştirdi. (Ruhani'nin web sitesi)
Eski İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, geçtiğimiz çarşamba günü Tahran'da eski hükümet üyeleriyle bir görüşme gerçekleştirdi. (Ruhani'nin web sitesi)

Ruhani, sözlerini şöyle sürdürdü: “18 Ekim, anlaşmanın kabul edilmesinin üzerinden 8 yıl geçtikten sonra nükleer anlaşmanın dördüncü önemli tarihi olacak. Nükleer anlaşmaya göre tüm füze yaptırımları ve ilgili teknoloji ve cihazlar kaldırılacak. Avrupa Birliği (AB), füze alanında faaliyet gösteren çok sayıda cihaz ve şirkete yönelik yaptırımları kaldırmalıdır.”

Ruhani, Avrupalıların kısıtlamaları sürdürme olasılığı konusunda üstü kapalı bir karamsarlık içinde olduğunu ifade ederek, bugünkü küresel durumun, nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılmasının özellikle Avrupalılar arasında küresel destek aldığı dönemden farklı olduğuna dikkat çekti.

Eski Meclis Başkanı Ali Laricani'ye yakın olan Khabar Online web sitesine göre Ruhani, isimlerini belirtmediği bazı tarafları suçlayarak “Nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması için şartların olgunlaştığı, anlaşmanın eksenlerine ve ek tavizlere ulaşıldığı Şubat 2021 veya Mart 2022'de nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmamıza izin vermeyenler, ülkeye ne tür zararlar verdiler?! En küçük rakam son iki buçuk yılda 100 milyar doları aşan petrol gelirlerinden mahrum kalmamızdır. Sadece 6 milyar dolar değil, doğu ve batı bankalarının 80 milyar dolar tutarında dondurulan varlıklarının tamamı serbest bırakıldı” ifadelerini kullandı.

Ruhani, Tahran tarafından yıllardır gözaltında tutulan ABD’lilerin serbest bırakılması karşılığında 6 milyar dolar değerinde donmuş fonun serbest bırakılmasını öngören yakın tarihli bir anlaşmaya atıfta bulundu. Şarku’l Avsat’ın ulaştığı bilgilere göre bazı ABD’li kaynaklar bu anlaşmanın, İran'ın zenginleştirilmiş uranyumunu yüzde 60 oranında azaltması karşılığında petrol piyasalarına erişim izni verilmesi de dahil olmak üzere gerilimi azaltma anlayışını içerdiğini söyledi.

Bu, İbrahim Reisi hükümetinin dış politika, ekonomi ve kültür alanındaki performansı konusunda hükümetin destekçileri ve muhalifleri arasındaki anlaşmazlıkların ortasında, ikinci yılını kutladığı bir zamana denk geliyor.

Uygunluk Ayırt Etme Konseyi üyesi Muhammed Rıza Bahner, ISNA haber ajansına verdiği röportajda, Reisi hükümetinin son iki yılda çeşitli kısımlarda aldığı önlemlerin, önceki hükümetlerin reddettiği sonuçlara ulaştığını söyledi. Ancak hükümetin “zararlı sosyal ve ekonomik etkileri olabilecek sorunlarla karşı karşıya olduğu” uyarısında bulunarak, hükümete bu engelleri aşmak için ‘daha doğru ve etkili’ bir plan geliştirmesi çağrısında bulundu.

Bahner, ISNA’ya verdiği röportajda mevcut hükümetin “önceki hükümetlerin takip etmediği 5 temel adıma sahip olduğunu” söyledi. Finansal hareketin şeffaflığını hükümetin attığı adımlardan biri olarak değerlendiren Bahner'e göre hükümet, vergi mükellefleri üzerinde baskı yaratmadan vergi gelirlerini ikiye katladı. Bu da gizli mali hareketin, gizli ekonominin ve vergi kaçakçılığının keşfedilmesine yol açtı.

Bahner, Şangay ve BRICS ekonomik gruplarına katılmayı ve başta Suudi Arabistan olmak üzere komşu ülkelerle ilişkiler kurmayı mevcut hükümetin ‘olumlu adımları’ arasında saydı.

Ancak Bahner, Reisi hükümetinin birçok meseledeki başarısızlığına da dikkat çekti. Aynı bağlamda, “Adaylardan biri başkanlığı kazanırsa borsa sorununu bir haftada çözeceğini söylüyordu ama üzerinden 700 gün geçti sorun çözülmedi” dedi.

Bahner, hükümete veya özel sektöre yanıt vermeyen büyük yatırım firmalarının ve özel şirketlerin rolünü eleştirdi. Bu şirketlerin elde ettiği büyük gelirlere değinen Bahner, “Söz konusu şirketler, devlet kurumlarının arka bahçesidir” dedi. Bahner ayrıca, İranlı otomobil üreticilerinin iflasla karşı karşıya olduğu ve çoğu bankanın dengesinin bozulduğu konusunda da uyarıda bulundu.



Maskat görüşmeleri sona erdi… Devamı diğer başkentlerde yapılacak istişarelere bağlı

ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
TT

Maskat görüşmeleri sona erdi… Devamı diğer başkentlerde yapılacak istişarelere bağlı

ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi

Umman Sultanlığı'nda bugün gerçekleştirilen İran ve ABD arasındaki görüşmeler sona erdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, iki tarafın bugünkü görüşmelerde dile getirilen mesajlar konusunda her iki ülkenin başkentleriyle istişarede bulunduktan sonra görüşmelere devam etme konusunda anlaştığını açıkladı.

İran ve Amerikan heyetleri, Umman arabulucusu Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi aracılığıyla mesaj alışverişinde bulundular. El-Busaidi, bugünkü görüşmelerin "çok ciddi" olduğunu ve her iki tarafın pozisyonlarını netleştirmeye ve ilerleme kaydedilebilecek olası alanları belirlemeye yardımcı olduğunu söyledi.

Arakçi, görüşmelerin atmosferinin "iyi" olduğunu ve bir sonraki oturumun tarih ve yerinin birkaç gün içinde belirleneceğini ifade etti.

Washington, Tahran ile yapacağı görüşmelerde İran'ın nükleer programını, balistik füzelerini, bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteği ve kendi halkına yönelik muamelesini de ele almak istiyor. Ancak İran, yalnızca nükleer konuları görüşmek istiyor.


Haritalarla değil, anlaşmalarla şekillenen jeopolitik sınırlar

Sarah Gironi Carnaville/Dergi
Sarah Gironi Carnaville/Dergi
TT

Haritalarla değil, anlaşmalarla şekillenen jeopolitik sınırlar

Sarah Gironi Carnaville/Dergi
Sarah Gironi Carnaville/Dergi

Steve Hewitt

“Asla satılık olmayan yerler vardır.” Bu sözlerle Kanada Başbakanı Mark Carney, Mayıs 2025'te Oval Ofis'te ABD Başkanı Donald Trum’a karşı durdu; bu sahne sembolik bir anlam taşıyordu.

Bu sözler Davos'ta söylenmedi, Grönland ile ilgili olarak Danimarka Başbakanı'na yöneltilmedi. Aksine, Carney'nin Trump'ın Kanada'ya yönelik bölgesel emellerini dizginlemeye çalıştığı bir anda Washington'da söylendi; bu emeller, Başkan’ın ikinci dönem için Beyaz Saray'a dönüşünden bu yana iki ülke arasındaki ilişkileri yeniden etkilemeye başladı. Trump'ın bu söze karşılığı ise kısa ve net bir işaret taşıyordu: “Asla deme.”

Toprak satışları ile ilgili sözlü atışmanın ardında, büyük ölçüde fark edilmeyen tarihi bir ironi yatıyordu. Trump ve Carney, modern sınırları büyük ölçüde başkalarından ister satın alma yoluyla isterse zorla, elde edilen topraklarla şekillenen iki ülkeyi yönetiyorlar.

Kanada örneğinde, bu durum tek bir devasa anlaşmayla cisim buldu. 1670 yılında kürk ticareti şirketi olarak kurulan ve 2025 yılında tasfiye edilen Hudson Bay Şirketi, 1870 yılında 3,8 milyon kilometrekarelik bir alanı kapsayan Rupert's Land olarak bilinen bölgeyi Kanada hükümetine sattı. Bu anlaşma, Kuzey Amerika tarihindeki en büyük toprak satın alımı sayılıyor. Günümüz Kanada'sının üçte birini temsil ediyor ve değerinin bugünkü dolar karşılığı yaklaşık 35 milyon Kanada dolarıdır. Ancak, bu topraklarda yaşayan yerli halkın görüşleri dikkate alınmamıştı ve bu durum, yeni yönetim düzenlemelerine karşı 1870 ve 1885 yıllarında iki ayaklanmaya yol açtı.

Kanada bu büyük anlaşmayı yaptığında, Amerikan toprak genişleme modeli zaten yerleşmişti. Orijinal on üç koloni, günümüz Amerika Birleşik Devletleri'nin yalnızca yaklaşık yüzde 12'sini temsil ediyordu. Bunu takiben kademeli bir ilhak, savaş ve satın alma süreci yaşandı. İlhak, Hawaii ve Teksas da dahil olmak üzere birçok bölgeyi kapsıyordu. Savaş yoluyla genişleme, 1846-1848 yılları arasında gerçekleşen Meksika-Amerika Savaşı’yla yaşandı ve bu savaş, Washington'un yaklaşık 1,3 milyon kilometrekarelik bir alanı (bugün Kaliforniya, Nevada ve Utah da dahil olmak üzere birçok eyaleti kapsayan bölgeyi) ele geçirmesiyle sonuçlandı. Ardından, ABD'yi bugün bile kontrolü altında olan Pasifik ve Karayipler'deki topraklarıyla kıtalararası bir emperyal güç konumuna getiren 1898 İspanya-Amerika Savaşı yaşandı.

Fetih ve ilhakın yanı sıra, toprak satın alımları da Amerikan devletinin inşasında sağlam şekilde yerleşmiş bir araç olmayı sürdürdü. Bu tarihi miras, Donald Trump'ın toprak edinme yaklaşımıyla doğrudan bağlantılı ve Grönland hakkındaki açıklamalarını, haritaların antlaşmalar ve savaşlarla değiştirildiği ve toprakların, halkları için bir vatan haline gelmeden önce uluslar arasında müzakere konusu olduğu eski bir siyasi geleneğin bağlamına yerleştiriyor.

En etkili emsaller 19. yüzyıla kadar uzanıyor ve Trump'ın 21. yüzyılda Grönland hakkındaki açıklamalarında dayandığı tarihsel bir arka plan sunuyor

Trump'ın Grönland ile ilgili girişimleri, 19. yüzyılda ABD'de yaygın olan bir siyasi modele dönüşü yansıtıyor. O zamanlar ülke bugünkünden daha küçüktü, ancak kıtasal ağırlık kazandıran ve emperyal bir güç olarak konumunu sağlamlaştıran hızlı bir genişleme sürecine girmişti.

Ne var ki ABD bağımsız bir oluşum olarak var olmadan önce bile, efsanevi hayal gücünde bir toprak satın alma anlaşmasıyla bağlantılıydı. 1626'da bir Hollandalı yerleşimci, Manhattan Adası'nı neredeyse hiçbir değeri olmayan mallar karşılığında satın almıştı. Popüler anlatı bunu, topraklarının gaspını haklı çıkarmak için saf Yerli Amerikalıların kandırılması olarak tasvir etse de gerçek çok daha karmaşıktı ve toprak mülkiyetinin ne anlama geldiğine dair kökten farklı ve birbirinden uzak anlayışları içeriyordu.

En etkili emsaller 19. yüzyıla kadar uzanıyor ve Trump'ın 21. yüzyılda Grönland hakkındaki açıklamalarında dayandığı tarihsel bir arka plan sunuyor. Gerçek şu ki, Başkan da geçmişi günümüzle ilişkilendirmekten çekinmiyor. Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun tutuklanmasıyla ilgili olarak, Avrupalı güçleri Batı Yarımküre'ye müdahale etmemeleri konusunda uyaran 1823 tarihli Monroe Doktrini'ne atıfta bulundu; Washington bu bölgeyi kendi etki alanı içinde görüyordu. Trump kendi versiyonuna “Donroe Doktrini” adını verdi. Ayrıca, en sevdiği Amerikan başkanının, ABD'nin İspanya ile savaşı sırasında kıta sınırlarının ötesine genişlediği bir dönem olan 1897-1901 yılları arasında görev yapan Başkan William McKinley olduğunu da açıkladı.

ABD Başkanı Donald Trump, Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık toplantısında konuşma yapıyor (AFP)ABD Başkanı Donald Trump, Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık toplantısında konuşma yapıyor (AFP)

19. yüzyıl, yeni kurulan Amerika Birleşik Devletleri'nin üçüncü başkanı Thomas Jefferson dönemindeki ilk büyük toprak satın alımına tanık oldu. 1803'te, Napolyon yönetimindeki Fransa, Kuzey Amerika'nın kalbinde, daha önce İspanya kontrolünde olan 2,14 milyon kilometrekarelik geniş bir bölgeyi kendisine sattı. Anlaşmanın değeri 15 milyon dolardı; bu da günümüzde yaklaşık 350 milyon dolara denk geliyor. Bu alan, orijinal on üç koloninin yüzölçümünü iki katından fazla artırdı ve daha sonra kurulan on beş Amerikan eyaletinin temeli oldu.

Ardından, İspanya'nın bölge sakinlerinin İspanyol hükümetine sunduğu mali talepleri Washington'un karşılaması karşılığında 1819 tarihli Adams-Onís Antlaşması ile devrettiği Florida bölgesi ABD topraklarına katıldı. Amerika Birleşik Devletleri, Madrid'e bu topraklardan vazgeçmesi için sürekli baskı uyguluyordu ve İspanya mali krizi sırasında nihayet bunu kabul etmeden önce Washington bölgenin batı kesimi üzerinde zaten kontrol kurmuştu.

Colón'daki Panama Kanalı'nın havadan görünümü, 1 Şubat 2025 (Reuters)Colón'daki Panama Kanalı'nın havadan görünümü, 1 Şubat 2025 (Reuters)

1854'te ise Meksika'daki ABD elçisi James Gadsden'in adını taşıyan Gadsden Anlaşması imzalandı. Bu anlaşma kapsamında Meksika, günümüzde güney Arizona ve New Mexico'yu oluşturan yaklaşık 77 bin kilometrekarelik topraklarını sattı. Washington, Güneybatı'yı Pasifik Okyanusu'na bağlayan bir demiryolu inşaatını kolaylaştırmak için bu toprakları satın almaya çalışıyordu.

Bir diğer büyük toprak satın alımı yine 19. yüzyılda gerçekleşti. 1867'de Amerika Birleşik Devletleri Alaska'yı Rusya'dan satın aldı. Bölge 1,5 milyon kilometrekareden fazla bir alanı kapsıyordu ve bugünkü değeriyle 132 milyon dolara mal olmuştu. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre anlaşmayı ABD Dışişleri Bakanı William Seward müzakere etmişti ve o dönemde satın alınan toprakları işe yaramaz, donmuş bir bölge olarak gören muhaliflerden gelen eleştiri dalgasıyla karşı karşıya kalmıştı. Ancak Alaska daha sonra 49. eyalet ve yüzölçümü bakımından ülkenin en büyük eyaleti oldu.

1916'da Washington, Panama Kanalı'na yakınlığı ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın burayı denizaltı üssü olarak kullanabileceği korkusuyla Danimarka’ya ait Batı Hint Adaları'na el koymaya çalıştı

1916'da Washington, Panama Kanalı'na yakınlığı ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın burayı denizaltı üssü olarak kullanabileceği korkusu nedeniyle Danimarka’ya ait Batı Hint Adaları'na el koymaya çalıştı. Washington ve Kopenhag arasında bir anlaşma imzalandı ve ardından Danimarkalılar tarafından ulusal bir referandumla onaylandı. Anlaşmaya göre, adalar 25 milyon dolara (bugünkü değeriyle yaklaşık 633 milyon dolar) ABD egemenliğine devredildi ve Amerikan Virgin Adaları olarak yeniden adlandırıldı.

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Grönland'daki ABD Ordusu’na ait Pituffik Uzay Üssü’nde, 28 Mart 2025 (AFP)ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Grönland'daki ABD Ordusu’na ait Pituffik Uzay Üssü’nde, 28 Mart 2025 (AFP)

O dönemdeki anlaşma, Danimarka'nın Grönland üzerindeki egemenliğini tanıyan bir madde içeriyordu. Ancak bu tanıma, Washington'un İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra adayı satın alma girişimini engellemedi ve bu fikir, Trump'ın ABD'nin nüfuzunu genişletme vizyonunun bir parçası olarak son yıllarda yeniden gündeme geldi.

Bu bağlamda, Trump tarafından sunulan ABD'nin toprak satın alımları yoluyla genişlemesi, ülkenin siyasi tarihinde uzun süredir devam eden bir geleneğin uzantısı gibi görünüyor. Aynı şekilde Washington'un, satmakta tereddüt eden taraflarla başa çıkarken siyasi ve ekonomik baskı taktiklerine başvurmasının, Kopenhag, Nuuk, Ottawa veya Panama City’de (sonuncusu, Trump'ın 1977 anlaşmasıyla Panama'ya devredildikten sonra yeniden Amerikan kontrolüne geri dönmesini istediğini söylediği Panama Kanalı ile bağlantılı) çok sayıda örneği bulunmaktadır. Başkanın, ülkesinin topraklarını genişletme çabalarında- ki bunu ABD’nin bağımsızlığının 250. yıldönümüyle ilişkilendirmiş de olabilir- kesin bir “hayır” cevabıyla karşılaşıp karşılaşmayacağı sorusu hâlâ ortada duruyor.


Woody Allen’ın kızı, üniversiteye Epstein’in torpiliyle girmiş

Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
TT

Woody Allen’ın kızı, üniversiteye Epstein’in torpiliyle girmiş

Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)

Jeffrey Epstein, Woody Allen'ın kızının ABD'deki bir üniversiteye girmesini sağlamış.

ABD Adalet Bakanlığı'nın geçen hafta yayımladığı dava belgelerinde, Allen'ın eşi Soon-Yi Previn'in Epstein'le yazışmaları ortaya çıktı. 

2017 tarihli yazışmada Previn, evlatlık kızları Bechet Allen'ın New York'taki Bard College'a kabul sürecine katkısı nedeniyle Epstein'e teşekkür ediyor. 

E-postalara göre Epstein, üniversitenin rektörü Leon Botstein'la kişisel bağlantısı sayesinde Allen'ın kızının okula kabul edilmesini sağlamış.

Previn'in mesajında şu ifadeler yer alıyor: 

Bechet'ın biraz zorlanmasının ve önceden okula kabul aldığını bilmemesinin en iyisi olduğunu düşünüyorum. Böylece Bard'a girene dek biraz ter dökmüş ve bunu gerçekten istemiş olur. Bizim adımıza bu işi hallettiğin teşekkür ederim. Bunun benim için ne kadar önemli olduğunu anlatamam.

Botstein'ın sözcüsü David Wade, New York Times'a gönderdiği açıklamada, Mayıs 2021'de mezun olan Bechet'ın okula kendi başarısı sayesinde kabul edildiğini savunarak iddiaları yalanladı. 

Wade, Botstein'ın onlarca yıldır başvuru sürecindeki ailelerle görüştüğünü, kampüs ziyaretleri ve kabul görüşmeleri konusunda çok sayıda talebe yanıt verdiğini belirterek, "Buradaki tek fark, Epstein'in kendi etkisinin önemli olduğuna aileyi inandırmaya çalışması" dedi.

Sözcü, Epstein hakkında "Her gün güneşin doğuşunu bile kendine mal eden seri bir yalancıydı" ifadelerini kullandı. 

Haberde, Bard College'ın başvuruların yaklaşık yüzde 40'ını kabul ettiği de vurgulanıyor.

Timothée Chalamet'ye sert sözler

Previn'in 2018'de Epstein'e gönderdiği e-postada oyuncu Timothée Chalamet hakkında sarf ettiği ifadeler de dikkat çekti. 

Allen'ın eşi, mesajında "O şerefsiz Chalamet'nin filminin iyi eleştiri almamasına sevindim" diyor. 

Yazışmada bahsedilen filmin, Chalamet'nin başrolde oynadığı 2018 yapımı Sıcak Bir Yaz Gecesi (Hot Summer Night) olduğu düşünülüyor.

Diğer yandan Chalamet, Woody Allen'ın çekimlerini 2018'de tamamladığı New York'ta Yağmurlu Bir Gün'ün (A Rainy Day in New York) kadrosunda da yer alıyordu. 

Amazon, #MeToo hareketinin yükselişi ve Allen'a yönelik geçmiş cinsel istismar suçlamalarının yeniden gündeme gelmesi nedeniyle filmi rafa kaldırılmıştı. Yapım daha sonra farklı şirketler tarafından 2020'de ABD'de vizyona sokulmuştu. Chalamet de filmden kazandığı parayı hayır kurumlarına bağışlamıştı.

Independent Türkçe, New York Times, Variety, NME