ABD-Çin yarışı: Dünyanın nükleer lideri kim olacak?

Pekin, dünyadaki herhangi bir ülkenin iki katından fazla reaktör inşa ediyor. ABD ise çalışmalara geri döndü

ABD'de saatte 95 gigawatta kadar elektrik üreten elektrik santrallerinde 93 reaktör bulunuyor (AB)
ABD'de saatte 95 gigawatta kadar elektrik üreten elektrik santrallerinde 93 reaktör bulunuyor (AB)
TT

ABD-Çin yarışı: Dünyanın nükleer lideri kim olacak?

ABD'de saatte 95 gigawatta kadar elektrik üreten elektrik santrallerinde 93 reaktör bulunuyor (AB)
ABD'de saatte 95 gigawatta kadar elektrik üreten elektrik santrallerinde 93 reaktör bulunuyor (AB)

Ahmed Mustafa

Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi, diğer herhangi bir ülkeden iki buçuk kat daha fazla elektrik üretim reaktörü inşa eden Çin, inşaat halindeki nükleer reaktör sayısıyla şu anda dünyadaki tüm ülkeleri geride bırakıyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) son raporuna göre, Çin'de şu anda inşaat halinde olan ve 21,61 GWh enerji üretmeyi hedefleyen 21 nükleer reaktör bulunuyor.

Hindistan, nükleer reaktör inşaatını genişletme açısından ikinci sırada yer alırken, ülkede 6 gigawatt saatlik elektrik enerjisi üretmeyi amaçlayan, inşaat halindeki sekiz reaktör bulunuyor.

Üçüncü sırada ise 4,5 GWh üretim kapasiteli dört nükleer reaktör inşa eden Türkiye yer alıyor.

UAEA raporuna göre ABD, nükleer reaktör inşa eden ülkeler listesinin son sırasında yer alıyor. Çünkü yapım aşamasında olan ve saatte 1 gigawatt üretmeyi hedefleyen tek bir reaktörü var.

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde bilim ve mühendislik profesörü olan Jacopo Buongiorno, ABD merkezli CNBC ağına verdiği bir röportajda, "Çin, şu anda nükleer teknolojide pratikte dünya lideri" dedi. Buongiorno, "Bu durum, ABD'nin bu alandaki önceki liderliğini kaybetmesinin ardından, nükleer reaktör inşa etme ve nükleer enerji teknolojisini geliştirme yolunda Amerikalıları ona yetişmeye çalışmaya sevk ediyor" şeklinde konuştu. 

Enerji politikaları ve küresel nükleer güvenlikle ilgilenen bir kuruluş olan Küresel Güvenlik için Ortaklık Başkanı Kenneth Longo, "Çin, şu anda kararlı ve aslında küresel nükleer hedefte liderliğe ulaşmak için yarışıyor" ifadelerini kullandı.

ABD liderliği

Elbette ABD, şu ana kadar elektrik santrallerinde faaliyet gösteren nükleer reaktör sayısı açısından dünya ülkeleri arasında ön sıralarda yer alıyor.

Öyle ki 95 gigawatt saate kadar elektrik üreten 93 reaktöre sahiptir.

Bu reaktörlerden henüz işletme ömrünü tamamlamamış ve yıllarca çalışmaya devam edebilecek makul sayıda reaktör var.

Bu tip nükleer reaktörlerin işletme ömrü genellikle hizmet dışı bırakılmadan ve sökülmeden önce yaklaşık 60 yıldır.

Dünya Nükleer Birliği'nin nükleer tedarik zincirleri üzerine yayınladığı bir rapora göre, bazı durumlarda bir nükleer reaktörün çalışma ömrü 80 yıla ulaşabiliyor. 

UAEA'nın raporuna göre Fransa, halihazırda faaliyette olan nükleer reaktör sayısında ABD'den sonra ikinci sırada yer alıyor.

61 gigawattsaat elektrik üreten santrallerde 56 reaktörü bulunuyor. Çin, enerji santrallerinde çalışan 55 nükleer reaktörle üçüncü sırada yer alıyor ve 53 gigawatt saate kadar elektrik üretiyor.

Pekin, 1980'li yıllarda yaşadığı büyük ekonomik dönüşüm dışında nükleer reaktör inşa etmeye başlamadı.

Bu gelişmeyle eş zamanlı olarak ABD'de, nükleer reaktör inşasında bir düşüş başladı.

Bu durumla ilgili olarak Kenneth Longo, "ABD'nin nükleer enerji alanındaki küresel hakimiyetini kaybettiğine dair bir fikir birliği var. 1980'li yılların ortalarındaki düşüş, Çin'in 1985'te ilk nükleer reaktörünü inşa etmesiyle aynı zamana denk geldi" dedi.

Aynı şekilde Longo, "Çin, mümkün olan en fazla sayıda ek reaktörle küresel nükleer reaktör yarışına liderlik etmeye çalışıyor. Çin, rakiplerinin yeteneklerinin azaldığı bir dönemde nükleer reaktörler alanında teknolojik yeteneklerini geliştiriyor" açıklamasında bulundu. 

Nükleer yeteneklerin geliştirilmesi, büyük ölçüde ekonomik büyüme ve faaliyetlerin genişletilmesi yoluyla bağlantılı.

1980'li yıllarda, Çin'de ekonomiyi eski Çin lideri Deng Şiaoping'in ellerine açma girişimi kapsamında ekonomik dönüşüm başladı.

Fransa, ABD ve Rusya'dan nükleer reaktör satın alarak nükleer enerji programına başlamış, daha sonra Fransa ile işbirliği yaparak kendi nükleer programını geliştirdi.

Çin'in enerji talebi

Geçen yüzyılın son çeyreği ile içinde bulunduğumuz yüzyılın ilk çeyreğinde Çin ekonomisinin hızlı ve güçlü büyümesiyle birlikte enerji talebi önemli ölçüde arttı.

Bu durum, onlarca yıldır faaliyette olan ve yeni veya yapım aşamasında olan nükleer reaktörlerin sayısına ilişkin rakamlara da yansıyor.

Dünya Nükleer Birliği'nin nükleer tedarik zincirlerine ilişkin raporuna göre nükleer üretim kapasitesinin yüzde 70'i, şu anda üyeliği Batılı ülkelerin de bulunduğu Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü ülkelerinde bulunuyor.

Buna karşılık şu anda inşaatı devam eden nükleer reaktörlerin yüzde 75'i, örgütün dışındaki ülkelerde bulunuyor.

Bu, gelişmekte olan ekonomilerdeki enerji talebindeki artışla, bunun karşısında da geleneksel sanayileşmiş ülkelerdeki istikrar ve hatta düşüşle tutarlı.

ABD Enerji Bilgi İdaresi rakamlarına göre Çin'de enerji üretimi, ekonomik faaliyetlerin genişlemesiyle birlikte çarpıcı biçimde arttı.

Örneğin 2000 yılında toplam elektrik üretimi 1.280 terawatt saat iken, ekonomik büyümeyle birlikte 2020 yılında 7.600 terawatt saate yükseldi.

Artan talebi karşılamak için yapılan büyük üretim artışının bir parçası olarak nükleer reaktör santrallerinden de enerji üretimi arttı.

Konuyla ilgili olarak Nükleer Enerji Enstitüsü Başkan Yardımcısı John Kasich, CNBC'ye yaptığı açıklamada "Asıl görev son 20 yılda yaşanan hızlı büyümenin neden olduğu talebi karşılamaktır" dedi.

Kasich, "Çin, sadece daha fazla nükleer reaktör inşa etmekle kalmıyor, her şeyi geliştiriyor" ifadelerini kullandı.

Nükleer reaktörlerden üretilen enerji, Çin'deki toplam elektrik üretiminin yüzde beşinden fazlasını oluşturmuyor.

UAEA'ya göre kömürle çalışan tesislerden elde edilen enerji üretimi hâlâ elektrik üretiminin yaklaşık üçte ikisini temsil ediyor. 

Çin, artan enerji talebini karşılamak için öncelikle nükleer reaktörlerle çalışan santrallerden enerji üretimini artırmayı ve ikinci olarak da iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında hava kirliliğini azaltmak için temiz enerji kaynaklarını kullanmayı hedefliyor.

Nükleer reaktörlerle enerji üretimi, kömür santrallerinde olduğu gibi sera gazı emisyonuna yol açmıyor.

Bu çerçevede Jacopo Buongiorno, şu açıklamayı yaptı:

Çin'in nükleer enerji alanındaki kararlılığı ve liderliği, teknolojik gelişme, Çin'deki enerji güvenliği, elektrik ağlarının istikrarı ve genel olarak ekonominin yanı sıra hava kirliliği ve küresel iklim değişikliğiyle mücadele açısından da oldukça faydalıdır.

Nükleer rekabet

Belki de ABD ve Avrupa, nükleer reaktörlerin enerji üretimini artırmaya gerek kalmadan yeterli enerji kaynağına sahip.

Ancak geleneksel enerji piyasalarındaki çalkantıların yanı sıra, iklim değişikliğiyle mücadele vaatlerinin de etkisiyle ABD ve Avrupa, uzun yıllar ara verdikten sonra yeni nükleer reaktör inşa etme çalışmalarına geri döndü.

Bunun önemine rağmen en önemli hedef, Çin'in bu alanda hızla ilerlemesiyle nükleer rekabette geri kalmamak. 

Buongiorno, "Çin'in diğer ülkelere nükleer teknoloji ihraç etmeye başlaması durumunda endişe, bu ülkelerin jeopolitik ve ekonomik olarak uzun bir süre Pekin'e bağımlı kalmasıdır" şeklinde konuştu.

"Aynı durum Rusya için de geçerli" diyen Buongiorno, "Nükleer reaktörlerin inşası ve işletilmesi, sökülene kadar onlarca yıl alır ve bu yıllar boyunca nükleer teknolojiyi ihraç eden ülke ile ithalatçı ülke arasındaki ilişki güçlenecektir" ifadelerini kullandı. 

Aynı şekilde Avrupa ülkeleri ve ABD, yıllardır reaktör inşa etmeyi durdurmaları nedeniyle Pekin'le nükleer rekabetlerini engelleyen bir sorunla karşı karşıya.

Konuyla ilgili olarak konuşan Buongiorno, "ABD ve Avrupa ülkeleri, yaklaşık 10-15 yıl önce nükleer santral inşa etmeye geri dönmeye başladı. Vasıflı işgücü, insan uzmanlığı ve nükleer tedarik zincirleri neredeyse yok" diyerek, bu durumun maliyetlerde keskin bir artışa ve proje tamamlanma tarihlerinde gecikmelere yol açtığını vurguladı. 

Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlığı sırasında Washington, küçük nükleer reaktörlerin üretimini geliştirmeye yönelik programlara milyarlarca dolar akıtmaya başladı.

Başkan Joe Biden yönetimi de nükleer enerji alanında ABD'nin liderliğini yeniden tesis etmeye çalışmak amacıyla bu yöndeki çalışmaları sürdürüyor. 

Independent Arabia - Independent Türkçe



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.