Domino etkisi: Fransa ekonomisi ve Gabon darbesi

Paris uranyum ve altını kaybederken petrol, manganez, kereste, elmas ve değerli taşları kaybetmekten kaçınıyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Papua Yeni Gine'nin Port Moresby şehrinde Managala halkıyla buluştu, 28 Temmuz 2023 (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Papua Yeni Gine'nin Port Moresby şehrinde Managala halkıyla buluştu, 28 Temmuz 2023 (AFP)
TT

Domino etkisi: Fransa ekonomisi ve Gabon darbesi

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Papua Yeni Gine'nin Port Moresby şehrinde Managala halkıyla buluştu, 28 Temmuz 2023 (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Papua Yeni Gine'nin Port Moresby şehrinde Managala halkıyla buluştu, 28 Temmuz 2023 (AFP)

Muhammed eş-Şarki

Fransa’nın Afrika’daki çıkarlarının üzerinde bir lanet mi dolaşıyor? Fransız ekonomisinin, çıkar çatışmasına ve zenginliğe dayalı yeni bir dünya düzeni adına Afrika’daki varlığını güçlendiren büyük güçlerle rekabet edebilmesi için hammadde ve çeşitli yer üstü ve yer altı doğal kaynaklarıyla kıtaya ihtiyacı var.

Afrika'da yaşanan her yeni darbe sonrasında, bu darbenin arkasında kimin olduğu, yeni yöneticilerin koruyucularını ya da geleneksel kolonilerini, ekonomik, jeopolitik çıkarlarını ve sonsuz ayrıcalıklarını sırasıyla kaybeden eski sömürgeciye olan kırgınlığının boyutlarının ne olduğu sorusu gündeme geliyor. Sahra Altı Afrika ülkelerinde son üç yıl içinde, bazıları Fransız askeri okullarından mezun olan subaylar öncülüğünde sekiz darbe gerçekleşti. Yöneticileri yozlaştırmak, devrimleri sömürmek ve halkı yoksullaştırmakla suçladıkları Paris'le göbek bağını kesmeye kararlı görünüyorlar. Uluslararası toplumun, ordunun iktidarı zorla ele geçirmesini kınamasına ve bu ülkelerin Afrika Birliği (AfB) üyeliğinin askıya alınmasına rağmen yozlaşmış yöneticilerine karşı öfkeli olan halklar, sömürgeciliğe karşı olduklarını ve Fransız paternalizminin (babacılık) yıkıldığını açıkça ifade ediyor.

Nijer, Burkina Faso, Mali ve son olarak Gine’nin aralarına katıldığı bu ülkeler, Afrika kıtasındaki bu öfke dalgasına öncülük ediyor. Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) üyesi ülkelerin halkları da bu darbelere karşı çıkmıyor. Açıkça söylenmese de bu halkların Fransa ile ilişkileri değiştirmek istediği ve bunun barışçıl yollarla yapılmasını tercih ettiği kulaktan kulağa fısıldanıyor.

Batı Afrika, kıtanın en eski, en avantajlı ve en zengin Fransız kolonisi. Senegal'in kuzeyinden Gine'nin güney kıyılarına kadar uzanan Batı Afrika, Fransa'ya enerji, mineraller, tarım ürünleri ve diğer ihtiyaçları sağlıyor.

ECOWAS’ın tahminlerine göre Afrika kıtasında 2050 yılında 800 milyon kişilik bir tüketici pazarı oluşması bekleniyor. Fransa’nın nüfuzu, kıtanın orta kesimlerinden güneye, büyük göller ve tropik ormanlara, Çad’dan Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ne kadar 3 milyon kilometrekareden fazla bir alana yayılıyor. Bunlar aynı zamanda muazzam doğal güzelliklere ve zengin madenlere sahip olmasına rağmen düşük gelirli ülkeler.

Cumhurbaşkanı Macron’un endişesi

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, aynı nedenlerin ve coşkunun diğer ülkelerde de olduğunu ve kıtanın birçok ülkesinde durumun istikrarsızlaşacağını düşünüyor. Fransız Cumhurbaşkanı, tüm bunlar göz önüne aldığında Afrika’da domino taşlarının peş peşe devrilmesi gibi darbelerin art arda gelerek petrol bölgesine yayılmasından duyduğu endişeyi “Darbe salgınından (epidémies de putschs) çok korkuyorum” ifadeleriyle dile getirdi. Macron, bu açıklamayı beş kıtada akredite Fransız büyükelçilerin katıldığı geleneksel Büyükelçiler Konferansı’nda yaptı. Büyükelçiler de Nijer’in başkenti Niamey’de Fransız Büyükelçi Sylvain Itte’nin diplomatik dokunulmazlığının kaldırılması ve darbeciler tarafından ‘istenmeyen kişi’ ilan edilerek sınır dışı edilmesinin kendi başlarına gelmesinden ve aşağılanmaktan korktuklarını ifade etti. Ancak Cumhurbaşkanı Macron, ülkesinin kara kıtayı terk etmeyeceğini belirterek “Zayıflık gösterirsek oyunun dışında kalacağız” ifadelerini kullandı. Bu sözler, Afrika'da yeni ekonomik güçlerin ortaya çıktığının göstergesi olarak kabul edildi. Ayrıca ekonomik ilişkilerin de yerel karar vericilere bağlı Fransız şirketlerini dışarıda bırakabileceklerinin üstü kapalı bir göstergesi olabileceği belirtildi.

Cumhurbaşkanı Macron, Afrika'da yeni ekonomik güçlerin ortaya çıktığının ve ekonomik ilişkileri yerel karar vericilere bağlı olan Fransız şirketleri dışarıda bırakabileceklerinin üstü kapalı bir göstergesi olacağını belirterek, “Zayıflık gösterirsek oyunun dışında kalacağız” ifadelerini kullandı.

Fransa Hazine Bakanlığı’nın raporuna göre Paris’in Sahra Altı Afrika ülkeleri ile olan ticaret hacmi, toplam uluslararası dövizin yüzde 2’sini, enerji, petrol ve doğalgaz ithalatının yüzde 11'ini ve tarım ürünlerinin yüzde 10'unu oluşturuyor. En önemli ithalat ürünleri çeşitli madenler olurken endüstriyel ihracat, ekipman, elektronik ve elektrik malzemelerine yönelik bir pazar oluşturuyor. İç ticaret hacmi 2022’de 16 milyarı ihracat, 11 milyarı ise ithalat olmak üzere yaklaşık 27 milyar euroya ulaştı.

Fransa’nın Sahra Altı Afrika ülkelerindeki yatırımlarının toplamının 60 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Fransa’yı 65 milyar dolarlık yatırımlarıyla İngiltere takip ediyor. Hazine Bakanlığının raporuna göre bu yatırımlar 2010-2020 arasındaki on yılda iki katına çıktı. Paris çoğu Afrika ülkesiyle, özellikle de en büyük ticaret ortakları olan Fildişi Sahili ve Senegal'in de dahil olduğu Batı Afrika'yla ticaret değerinde fazlalık elde ediyor. Paris, kıtadaki ekonomik risklerin diğer kıtalardaki benzer risklerden daha ağır bastığını düşünüyor.

Batı Afrika ülkeleriyle 2022 yılında 2,3 milyar euroluk ticaret fazlası elde edildiği belirtilen aynı rapora göre bunun 877 milyon eurodan fazlasını Senegal, 374 milyon eurodan fazlasını Fildişi Sahili ve 350 milyon eurodan fazlasını Mali oluşturuyor.

Gabon darbesinin ardından

Gabon darbesinin hemen ardından Paris Borsası, Eramet Şirketi hisselerinin yüzde 15 değer kaybetmesiyle sarsıldı. Şirket, dünyanın en büyük manganez madeni olan Moanda'dadaki manganez ve nikel madenlerinin yüzde 90'ını işletiyor. Fransa’nın Gabon'da petrol, doğalgaz, manganez, kereste, değerli metaller, elmas ve altın gibi alanlarda faaliyet gösteren 81 şirketi bulunuyor. Fransa Hazine Bakanlığı’nın raporuna göre başta Maurel & Prom, Eramit, TotalEnergies, Air France, Eiffage et Colas, Bourbon, Air Liquide ve CMA-CGM Meridiam Fonds olmak üzere toplam 81 şirket, geçtiğimiz yıl 3 milyar avro kar etti.

 bgh
Fotoğraf: EPA

Le Monde gazetesine göre Gabon’daki yeni askeri darbe Mali, Burkina Faso, Nijer ve Gine'dekine benzemeyebilir. Fakat Fransa için Senegal ve Fildişi Sahili'ndeki askerlerini geri çekmenin yanı sıra yeni, ağır ve maliyetli zorlukları da beraberinde getiriyor. Paris, tıpkı babası eski Gabon Cumhurbaşkanı Omar Bongo gibi Fransa’nın tüm Afrika ülkeleri arasındaki en sadık müttefiki olan Ali Bongo iktidarına yapılan darbeyi kınarken yumuşak bir dil kullanmaya çalıştı. Nijer darbesinde olduğu gibi savaş ve çatışma çağrısı yaparak tehditler savurduğu ve meşru cumhurbaşkanına bağlılığını vurguladığı bir dil kullanmaktan kaçındı.

Avrupa Birliği (AB) ise AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, ağzından daha önce geçirdiği felç nedeniyle sağlık sorunları yaşayan ve Fransız eşinin siyasi işlere müdahale etmesine izin veren Cumhurbaşkanı Bongo’nun iktidardan düşürülmesi öncesinde cumhurbaşkanlığı seçimlerinde birtakım kusurların olduğunu gizlemedi.

AB, yeni liderlere karşı hiçbir tehditte bulunmadı. Çünkü üstü kapalı olarak darbenin barışçıl olduğunu, sarayın içinden ve aileden biri olan General Brice Oligui Nguema tarafından yönetildiğini düşünüyordu. Devletin yeni lideri, darbeyle görevden alınan Cumhurbaşkanı Ali Bongo'nun akrabası, Fas'ın Meknes kentindeki Kraliyet Askeri Koleji mezunu ve önce Rabat'ta, ardından Senegal'in Dakar kentinde askeri ataşe olarak görev yapmış bir isim.

Gabon, Atlantik Okyanusu’na bakan kıyıları ve uçsuz bucaksız ormanlarıyla önemli bir ülke. Ekonomisi, başta gayri safi yurt içi hasılanın (GSYİH) yüzde 36’sını ve ihracatın yüzde 70’ini oluşturan petrol ve doğalgaza dayanıyor. Petrol ve doğalgazın ardından onu yüzde 7 ile manganez takip ediyor. Ülkenin üçüncü zenginlik kaynağı ise ticaret hacmi 846 milyon euroyu bulan kereste. Gabon, Fransa'ya 536 milyon euroluk kereste ihracatı yapıyor.

1960 yılında Fransa'dan bağımsızlığını kazanmasından sonra tarihinde hiçbir darbe gerçekleşmemesi, Gabon’u diğer ülkelerden farklı kılıyor. Gabon, Angola, Burundi, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Kongo, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Ekvator Ginesi ile birlikte Orta Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğu (ECCAS) üyesi bir ülke. Gabon, 1983 yılında kurulan ECCAS üyeleri arasında kişi başına yaklaşık 8 bin 600 dolar gelir, 22 milyar dolar olarak tahmin edilen GSYİH ve yaklaşık 2,5 milyonluk nüfusla en yüksek gelire sahip ülkeler arasında yer alıyor.

Gabon, barış ve birlikte yaşama çağrısında bulunan istikrarlı bir ülke. Müslüman bir cumhurbaşkanı tarafından yönetilen ülkenin nüfusunun yüzde 80'ini Hıristiyanlar oluşturuyor. Darbe öncesi yerel demokratik uygulamalarda saygın bir deneyime sahip olan Gabon'un siyasi sistemi, Fransa'nın desteklediği diğer rejimlerden daha az yozlaşmış değildi. Fransa’ya olan sadakatini, Elysee Sarayı'na yakın şirketlere verilen büyük tavizlerle gösteriyordu. Gabon, Atlantik Okyanusu’na bakan kıyıları ve uçsuz bucaksız ormanlarıyla önemli bir ülke. Ekonomisi, başta GSYİH yüzde 36’sını ve ihracatın yüzde 70’ini oluşturan petrol ve doğalgaza dayanıyor. Petrol ve doğalgazın ardından onu yüzde 7 ile manganez takip ediyor. Ülkenin üçüncü zenginlik kaynağı ise ticaret hacmi 846 milyon euroyu bulan kereste. Gabon, Fransa'ya 536 milyon euroluk kereste ihracatı yapıyor. Buna karşın Gabon’un Fransa’dan yaptığı ithalat hacmi 310 milyon euro.

Domino etkisi

Belki de Paris ve onunla birlikte Brüksel, Fransa'nın hayati çıkarları için gerçek bir yenilgi olan ve Orta Afrika’da devam etmesi muhtemel domino etkisinin farkına çok geç varmıştır. Kıtada Paris siyasetine yakın ülkeler arasında darbeler gerçekleşebilir. Anlaşmazlıklar ise yöneticilerle değil, onların eski sömürgecilikle ilişkileri ve yabancı şirketlerle sosyal eşitsizliklere ve mali yolsuzluklara yol açmasıyla ilgilidir.

Sahra Altı Afrika ülkelerinde uranyum ve altın kaynaklarını kaybeden Paris, artık petrol, manganez, kereste, elmas ve değerli taşların yanı sıra yurt dışındaki yüzbinlerce asker ve çalışanın maaşını ödemeye yeten, geriye kalanı ise bütçe açığının kapatılması için Paris'e aktarılan kıtanın 10 milyon kilometrekareden fazla alandaki nimetlerinin üçte birine eşdeğer olan bir buçuk asırlık pastadan geriye kalanları kaybetmekten kaçınıyor.

Fransa Maliye ve Ekonomi Bakanı Bruno Le Maire, Gabon’daki darbeyle ilgili yorumunda zamanlamanın kötü olduğunu ve ülke ekonomisinin zor bir dönemden geçtiğini söyledi. Bu dönemin, Rusya’nın Ukrayna’ya açtığı savaş, iklim değişikliği ve yüksek akaryakıt fiyatları nedeniyle yeşil enerjiye geçiş ihtiyacı, sosyal reformların maliyeti, GSYİH'nın yüzde 120'sine yakın borçlanma ve içerideki siyasi bölünmelerin getirdiği zorluklardan ötürü daha zor ve daha belirsiz olduğuna şüphe yok.

Uranyum ve altın kaynaklarını kaybeden Paris şimdi petrol, manganez, kereste, elmas ve değerli taşların yanı sıra yurtdışındaki yüzbinlerce asker ve çalışanın maaşlarını ödemek için yeterli olan, geri kalanı ise bütçe açığının kapatılması için Paris'e aktarılan kıtanın büyük bir alana yayılan nimetlerinin üçte birine eşdeğer olan 150 yıllık pastadan geriye kalanı kaybetmekten kaçınıyor.

Fransız karar vericilerden hiçbiri, tüm bu küresel koşulların getirdiği zorlukların ekonomiyi en güçlü rekabet unsurlarından yani 2024’te GSYİH'nın yüzde 4,4'üne ulaşması beklenen bütçe açığının azaltılmasına yardımcı olan ucuz ve dayanıklı hammaddelerden, siyaset kisvesi altında yapılan ticaret ve ekonomik anlaşmalardan mahrum bırakabilecek darbelerle çakışmasını beklemiyordu. Yıllık ekonomik büyüme oranına katkı sağlayan Afrika, yurtdışında faaliyet gösteren Fransız şirketlerine çok büyük fırsatlar sunuyor. Eğer Fransa Afrika'dan çıkarılırsa, ekonomisi buna uzun süre dayanamayabilir.

Yeni faydalanıcılar

Öte yandan Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, darbeyle iktidardan uzaklaştırılan Gabon Cumhurbaşkanı Ali Bongo'yu ‘Çin'in eski bir dostu’ olarak nitelendirdi. Pekin ile Libreville arasındaki ilişkiler son yıllarda büyük bir ivme kazandı ve kapsamlı bir stratejik ortaklığa dönüştü. Çin, Gabon’da manganez, kereste ve petrol arama ve çıkarma alanında imtiyazlar kazandı. Altyapı alanında da çeşitli mutabakatlar imzalayarak Fransa'dan sonra ikinci, kereste alanında ise ilk tedarikçi oldu.

Ancak Fransa’nın siyasi kayıpları yalnızca darbe ya da siyasi istikrarsızlık yaşayan ülkelerle sınırlı kalmayıp Çin, Rusya, Almanya, İspanya ve İtalya'nın on milyarlarca dolarlık sözleşmeler imzaladığı ve yatırımlar yaptığı Kuzey Afrika'ya (Mağrip) kadar uzanıyor. Cumhurbaşkanı Macron, bu yüzden Mağrip ülkeleriyle ilişkilerin olması gereken düzeyde olmadığını itiraf etmek zorunda kaldı. Macron artık Avrupa'ya giden yolun önce Akdeniz'den geçtiğini anlamış görünüyor.



Kanada Başbakanı, ülkesinin İran'la yaşanacak bir savaşta askeri müdahalesini dışlamadı

Kanada Başbakanı Mark Carney (EPA)
Kanada Başbakanı Mark Carney (EPA)
TT

Kanada Başbakanı, ülkesinin İran'la yaşanacak bir savaşta askeri müdahalesini dışlamadı

Kanada Başbakanı Mark Carney (EPA)
Kanada Başbakanı Mark Carney (EPA)

Kanada Başbakanı Mark Carney bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin Ortadoğu'da devam eden savaşa askeri müdahalesini dışlayamayacağını ifade etti.

Canberra'da Avustralyalı mevkidaşı Anthony Albanese ile birlikte yaptığı açıklamada, "Katılım kesin olarak dışlanamaz" dedi.

Daha önce ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının uluslararası hukuku ihlal ettiğini belirten Carney, "Müttefiklerimizin yanında olacağız" ifadelerini kullandı.


Nakavt eden vuruş: İsrail'in İran rejimini yıkma yarışı

Boeing F/A-18E/F Super Hornet model bir savaş uçağı, Arap Denizi'ndeki USS Abraham Lincoln uçak gemisine iniş yaparken 30 Ocak 2026 (ABD Donanması/AFP)
Boeing F/A-18E/F Super Hornet model bir savaş uçağı, Arap Denizi'ndeki USS Abraham Lincoln uçak gemisine iniş yaparken 30 Ocak 2026 (ABD Donanması/AFP)
TT

Nakavt eden vuruş: İsrail'in İran rejimini yıkma yarışı

Boeing F/A-18E/F Super Hornet model bir savaş uçağı, Arap Denizi'ndeki USS Abraham Lincoln uçak gemisine iniş yaparken 30 Ocak 2026 (ABD Donanması/AFP)
Boeing F/A-18E/F Super Hornet model bir savaş uçağı, Arap Denizi'ndeki USS Abraham Lincoln uçak gemisine iniş yaparken 30 Ocak 2026 (ABD Donanması/AFP)

Michael Horowitz

İsrail ve ABD, Irak’ın 2003 yılındaki işgalinden bu yana Ortadoğu'da gerçekleştirilen en önemli askeri harekat olan ortak operasyonları beşinci gününe girerken hedefin İran'ın askeri kapasitesini ortadan kaldırmak ve rejimi devirmek olduğunu açıkça ilan ettiler. 28 Şubat 2026'da İsrail, ‘Kükreyen Aslan’, ABD ise ‘Destansı Öfke’ adını verdiği askeri harekatı başlattı. Koordineli saldırılar sonucunda İran'ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney, ülkenin üst düzey askeri yetkilileri ile birlikte öldürüldü ve ülke genelindeki nükleer tesisler, balistik füze üsleri ve deniz altyapısı hedef alındı.

Bu operasyon, İsrail'in 2024 yılının ekim ayında İran'ın hava savunma sistemlerini imha etmesiyle başlayan ve geçtiğimiz yıl haziran ayında 12 gün süren savaş sırasında tırmanan iki yıllık stratejik sürecin doruk noktasını temsil ediyor. Uzun vadeli bir sınırlama politikasından doğrudan çatışmaya yönelik bu radikal geçiş, İran rejiminin son on yılların en zayıf döneminde olduğu, vekil ağının zayıfladığı ve manevra alanının her zamankinden daha geniş olduğu değerlendirmesine dayanıyor.

Gölge savaşından tam zafere

Bu kademeli tırmanış, İsrail'in 7 Ekim 2023 öncesi ‘savaşlar arası harekat’ (İbranice: MABAM) olarak bilinen stratejisini terk etmesine ve savaşı kazanmayı amaçlayan bir stratejiyi benimsemesine yol açtı. Önceki sınırlama yaklaşımı, sınırlı ve tekrarlanan saldırılarla rakipleri zayıflatmaya dayanırken, topyekûn savaş eşiğinin altında kalmaya özen gösteriliyordu. Önleyici felsefesi, İran'ın kapasitesini kademeli olarak zayıflatarak ve daha büyük bir çatışma çıkması durumunda Tahran'ın üstünlük kazanmasını engelleyerek, daha geniş bir bölgesel çatışmayı önlemeye dayanıyordu. İsrail liderliği, 7 Ekim'den bu yana, giderek ‘tam zafer’ yaklaşımını benimsemeye yöneldi.

Bu değişim, anlık bir karar değil, İran'ın yanlış hesaplamalarının sonucuydu. Yaklaşık iki yıl içinde, İran'ın caydırıcılığının temelleri giderek aşındı. Hizbullah, Tahran'ın gelişmiş savunma sisteminin ana dayanağıydı ve 7 Ekim öncesinde yaklaşık 150 bin roket ve füzeye sahip olduğu tahmin ediliyordu. Bu silahlar, İsrail'de ağır insani kayıplara ve uzun süreli kaosa yol açabilirdi. İsrail’in İran'ın Lübnan’daki kolu olan Hizbullah’a on yıllardır uyguladığı yatırım, açık bir caydırıcılık denklemi oluşturdu. İran'a yönelik herhangi bir doğrudan saldırı, İsrail hava savunmasını alt edebilecek, uzun menzilli sortiler için kullanılan hava üslerini tehdit edebilecek ve İsrail'in kaynaklarını İran sahasından uzaklaştırabilecek bir saldırı ile karşılanacaktı. Bu da İsrail'i, ateşlemeyi durdurmak için Lübnan'da maliyetli bir kara harekâtına itebilirdi.

Bu değişim, anlık bir karar değil, İran'ın yanlış hesaplamalarının sonucuydu. Yaklaşık iki yıl içinde, İran'ın caydırıcılığının temelleri giderek aşındı.

Tahran'ın İsrail ile doğrudan çatışmaya girme yönündeki tekrarlanan kararları, Tel Aviv'de çatışmanın İran'ın gelişmiş savunmasını sınırlamanın ötesine geçtiği ve İslam Cumhuriyeti'ni zayıflatmak gibi daha geniş bir hedefe doğru ilerlediği yönündeki inancı güçlendirdi.

Tahran, 2024 yılında yaşanan çatışmalar sırasında farkında olmadan İsrail'in önemli üstünlüğünü ortaya koydu ve bazı İsraillilerin zafere götürebileceğine inandıkları pratik bir eylem planı ortaya çıktı.

Tahran, verdiği yoğun tepki ve bunun medyada yarattığı yankıdan, bu çatışmadan güçlü bir konumda çıktığına inanmak için bir gerekçe bulmuş olabilir, ancak ilk çatışmanın sonuçları dikkatle incelendiğinde farklı bir tablo ortaya çıkıyor. İsrail, Nisan 2024'te İsfahan'daki nükleer tesisin yakınlarındaki Rus yapımı bir hava savunma sistemini hedef aldı. Saldırının fiziksel etkisi sınırlı görünüyordu, ancak mesajı açıktı ve İsrail'in İran'ın derinliklerine ulaşma ve hassas savunma sözleşmelerini bozma yeteneğini teyit ediyordu. İran ise buna büyük bir güç gösterisiyle İsrail'e yüzlerce füze ve insansız hava aracı (İHA) ile misilleme yaparak karşılık verdi. Fakat bu karşılık, sahada belirleyici bir kazanca dönüşmedi.

İran'ın saldırısı belirleyici anda başarısız oldu. Hizbullah'ın destek gücü olarak devasa silah cephanesi olmadan, İran füzeleri İsrail hava üslerine sadece sınırlı isabetler sağlayabildi ve bunları hizmet dışı bırakamadı. Onlarca füze fırlatılmasına rağmen Tahran, İsrail'in kampanyasını sürdürmek için dayandığı pistleri, komuta ve kontrol altyapısını ve hava sorti üretim sistemlerini devre dışı bırakmayı başaramadı.

fevf
ABD ve İsrail'in hava saldırıları sonrasında İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in karargahından yükselen duman, 28 Şubat 2026, (Reuters)

Bu başarısızlık, stratejik açıdan büyük önem taşıyordu, çünkü bu kuralların ihlali İsrail'in müdahale kabiliyetini ciddi şekilde sınırlayacaktı, oysa bu kuralların uygulanmaya devam edilmesi, çatışma genişlese ve İran'ın saldırıları şiddetlense bile İsrail Hava Kuvvetleri'nin savaşmaya devam edebileceği anlamına geliyordu. O andan itibaren, İsrail'in İran'a karşı askeri zafer kazanma olasılığı artık teorik bir hipotez olmaktan çıkmış, pratik bir olasılık niteliği kazanmaya başlamıştı.

Kesin ve ölümcül darbe

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre ABD ve İsrail'in son günlerde başlattıkları ortak saldırı, Tahran'ın kendi politikaları nedeniyle İran'ın caydırıcılığının zayıflamasının doğrudan bir sonucuydu. Geçtiğimiz yıl yaşanan 12 günlük savaşla karşılaştırıldığında bile, stratejik tablo o kadar farklı görünüyor ki, tanınması zor. İsrail için bugün hedef açık: İslam Cumhuriyeti'ni yok etmek ya da ona kalıcı zarar vermek.

İsrail'in hedefleri önemli ölçüde değişti. Bu turdaki ilk saldırı, etkinliği büyük ölçüde azalmış olan İran'ın hava savunma sistemlerini hedef almamış, daha çok rejimin başına daha yıkıcı bir darbe indirmeyi amaçlamıştı. Saldırılar, Tahran'ın en iyi korunan mahallelerinden biri olan Pastur'u vurdu ve Dini Lider Ali Hamaney ile bazı üst düzey güvenlik yetkilileri hedef alındı. İsrail kaynakları, 30'a yakın İranlı yetkili ve komutanın öldüğünü bildirdi. Operasyonlar sonraki aşamalarda da devam etti.

İran rejimi ise güçlerini çeşitli noktalara konuşlandırarak, operasyon sırasında veya sonrasında çıkabilecek herhangi bir kaosu bastırmak için yeterli zorlayıcı gücü elinde tutmaya çalışıyor. Ancak, bu kaosun boyutu hem ABD Başkanı Donald Trump hem de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun hesaplarında en önemli risk faktörü olmaya devam ediyor.

Bir sonraki aşamada, saldırılar İran'ın balistik füze stoklarını ve mobil fırlatıcılarına odaklandı. Bunların saklanmadan veya kullanılmadan önce imha edilmesi için bir yarış başladı. Bununla birlikte İsrail, yeniden rejimin altyapısını hedef almaya başladı. Arka arkaya birkaç gün boyunca, Besic Komuta Merkezi, Büyük Tahran Polis merkezi ve rejimin on binlerce vatandaşının hayatını kaybettiği baskı kampanyasını yürüttüğü bölgesel merkez dahil olmak üzere İran'ın iç güvenlik birimlerinin organizasyonel omurgası vuruldu. Yerel polis karakolları ve Besic güçlerinin toplanma noktaları gibi daha küçük hedefler de saldırıya uğradı. Bu durum, güvenlik güçlerinin sabit konumlarını boşaltıp geçici konumlara konuşlanmasına neden olurken tüm bunlar, operasyonların önemli ölçüde aksadığına dair açık bir işaretti.

dfvbgfr
ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’yu Florida eyaletinin Palm Beach şehrindeki Mar-a-Lago Kulübü’nde karşılarken, 29 Aralık 2025 (Reuters)

İran rejimi ise güçlerini çeşitli noktalara konuşlandırarak, operasyon sırasında veya sonrasında çıkabilecek herhangi bir kaosu bastırmak için yeterli zorlayıcı gücü elinde tutmaya çalışıyor. Ancak, bu kaosun boyutu hem Trump hem de Netanyahu'nun hesaplarında en önemli risk faktörü olmaya devam ediyor. Kesintisiz hava bombardımanları altında yaygın kitlesel protestoların yaşanması zor olsa da, İranlıların Hamaney'in ölümünü halka açık bir şekilde kutladıkları sahneler de dahil olmak üzere, halihazırda ortaya çıkan düzensiz gösteriler, savaşın tek başına bastırmaya yetmeyeceği kadar derin bir hoşnutsuzluğu yansıtıyor.

İsrail ve ABD ayrıca, rejimin erken aşamada kontrolünü kaybetmesi muhtemel ve geri kazanmanın siyasi maliyeti yüksek olan, azınlıkların yaşadığı uzak bölgeleri kasıtlı olarak hedef alıyor. Kürt, Azeri ve Arap nüfusların ağırlıklı oldukları bölgeler geçmişte sık sık çatışma noktaları ve kaosu harekete geçmek için bir fırsat olarak görebilecek silahlı grupların yuvası olageldi. İran'ın kontrolünü kaybetme riski uzun vadede devam etse de Netanyahu'nun Suriye'deki yaklaşımı bu tür bir riski almaya istekli olduğunu gösteriyor.

Sırada ne var?

İsrail, zamanın çok önemli olduğunu biliyor. Körfez ülkelerine yönelik saldırılar, özellikle enerji tesislerini hedef alan saldırılar ve küresel ekonomi için en hayati koridorlardan biri olan Hürmüz Boğazı'nı kapatma girişimleri, mevcut operasyonun sonsuza kadar uzatılamayacağı anlamına geliyor. Körfez hava savunmasının etkili performansı ve ABD-İsrail ortak saldırılarının İran'ın balistik füze cephaneliğini önemli ölçüde zayıflatma kabiliyetine rağmen, Tahran hala büyük bir kamikaze İHA stoğuna sahip. Washington ve Tel Aviv, Rejime gerçek bir zarar verebilmek için bir fırsat yakalamak amacıyla İran'ın füze ve İHA fırlatma kabiliyetini kısa vadede etkisiz hale getirmeli. İran destekli Husilere karşı daha önce yürütülen kampanyalar, insansız hava aracı saldırılarını durdurmanın son derece karmaşık bir görev olduğunu gösterdi. Ancak, İsrail ve ABD'nin bu kampanyada kullandığı yeteneklerin ölçeği ve niteliği benzeri görülmemiş boyutlara ulaşıyor. Başarı, İHA fırlatma sıklığındaki somut bir azalma ile ölçülecek olsa da saldırıların tamamen durdurulması, Başkan Donald Trump'ın belirttiği dört haftalık süre içinde bile mümkün görünmüyor.

dvf
İran'ın başkenti Tahran'da bir sokakta, İran'ın eski Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney ve 1979 İran İslam Devrimi'nin lideri Ayetullah Ruhullah Humeyni'nin resimlerinin yer aldığı bir duvar resmi, 26 Şubat 2026 (Batı Asya Haber Ajansı)

İsrail için, denklemler değişmeden ya da operasyonların devamına siyasi kısıtlamalar getirilmeden önce İran’a ölümcül bir darbe indirmek için yarış başladı. Bu hareket tarzı, İran-İsrail çatışmasının gelişimini yakından takip edenler için şaşırtıcı olmayacaktır.

İsrail'in geçtiğimiz yıl yaşanan 12 günlük savaşın ardından yaptığı hesaplar açıktı. Bu savaş, stratejik dengeyi yeniden sağladı ve İsrail'in üstünlüğünü teyit ederken aynı zamanda İran'ın gücünü azalttı. Ancak Netanyahu, bu üstünlüğün, onu sürdürmek için siyasi irade ve askeri güç olmadan uzun sürmeyeceğini fark etti. İsrail, mevcut kampanyasında ‘topyekûn zafer’ doktrinini açıkça benimseyerek, potansiyel olarak yüksek getiri sağlayan büyük bir risk alıyor, yani bu çatışmanın sonuçlarını pekiştirip uzun vadeli bir gerçekliğe dönüştürmeyi hedefliyor.


Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Tahran’ın Trump’ın Kürt liderlerle yaptığı görüşmeyle ilgili açıklama istediğini belirtti

TT

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Tahran’ın Trump’ın Kürt liderlerle yaptığı görüşmeyle ilgili açıklama istediğini belirtti

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Tahran’ın Trump’ın Kürt liderlerle yaptığı görüşmeyle ilgili açıklama istediğini belirtti

Şarku’l Avsat’ın güvenilir kaynaklardan edindiği bilgilere göre, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Kani, Iraklı yetkililerden ABD Başkanı Donald Trump’ın Iraklı Kürt lider Mesud Barzani ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Bafel Talabani ile yaptığı telefon görüşmesinin içeriğine dair daha ayrıntılı ve net bilgiler talep etti.

İranlı iki yetkili, ABD’nin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) cephesini kullanarak İran sınırlarına karşı bir gedik açma ihtimalinden duydukları endişeyi dile getirdi.

Kaynaklar, Tahran’ın Bağdat’taki federal yönetimin yeterli güvenceleri sağlaması ve Iraklı Kürt tarafların İranlı muhalif gruplara herhangi bir kolaylık sağlamasını engellemek için gerekli önlemleri alması gerektiğini vurguladığını aktardı.

Kaynakların aktardığına göre Bakıri Kani, “Trump ile Erbil ve Süleymaniye’deki yetkililer arasında neler konuşulduğunu öğrenmek için yardımınızı istiyoruz” dedi.

Bakıri Kani, Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci ile yaptığı telefon görüşmesinde, “Saldırılar yalnızca ABD askeri üsleriyle sınırlı kaldı” ifadesini kullandı. İran’ın ayrıca, Irak ile İran arasında imzalanan güvenlik anlaşmasına dayanarak Bağdat’tan muhalif grupların iki ülke arasındaki sınırı ihlal etmesini engelleyecek önlemler almasını istediğini belirtti.

Irak Ulusal Güvenlik Danışmanlığı tarafından yayımlanan açıklamada ise Araci’nin, Irak hükümetinin İran ile imzalanan güvenlik anlaşmasına tamamen bağlı olduğunu ve Irak topraklarından İran sınırlarına sızmaya ya da terör eylemleri gerçekleştirmeye yönelik hiçbir girişime izin verilmeyeceğini ifade ettiği aktarıldı.

Araci ayrıca, IKBY İçişleri Bakanlığı’nın, Erbil tarafındaki sınır hattında tam kontrolü sağlamak amacıyla peşmerge güçlerinden güvenlik takviyeleri gönderdiğini belirtti. Irak’ın farklı taraflarla diplomatik temaslarını sürdürdüğünü söyleyen Araci, krizi kontrol altına almak, gerilimi düşürmek ve yeniden diyalog sürecine dönmek için çabaların devam ettiğini vurguladı.

Bu temaslar, güvenlik kaynaklarının IKBY’deki Dikle kasabasında İranlı Kürt muhalif grubun karargâhına düzenlenen saldırıyı duyurduğu bir dönemde gerçekleşti. Kaynaklara göre dün bir insansız hava aracıyla (İHA) düzenlenen saldırıda bir silah deposu hedef alındı. Saldırı sonucu iki militan yaralandı.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ise dün yaptığı açıklamada, IKBY’de Tahran karşıtı İranlı Kürt silahlı grupların hedef alındığını duyurdu. Açıklamada, yerel saatle 11.00’de fırlatılan üç füze ile Komala örgütüne ait üs ve karargâhların ‘başarıyla vurulduğu’ belirtildi.

Kürt güvenlik kaynakları ise bir İHA saldırısının Erbil ilinin kuzeydoğusunda Kürdistan Özgür Yaşam Partisi’nin (PJAK) karargâhını hedef aldığını bildirdi. Kaynaklar, “Bugün sabah saatlerinde düzenlenen patlayıcı yüklü İHA saldırısında PJAK karargâhı hedef alındı; iki kişi hayatını kaybetti, bir kişi yaralandı” bilgisini paylaştı. Saldırıda İranlı bir Kürt militanın öldüğü belirtildi.

fdb
3 Mart 2026’da Erbil’in doğusundaki Koya kasabasında İran’ın sınır ötesi saldırısının ardından parti kampında meydana gelen hasarı inceleyen bir İran Kürdistanı Demokrat Partisi üyesi (AFP)

PJAK Sözcüsü Halil Kani Sanani AFP’ye yaptığı açıklamada, İran yönetimini, PJAK mensubu ailelerin bulunduğu bir kampa üç füze fırlatmakla suçladı. Sanani, saldırıda “kampın bir güvenlik görevlisinin hayatını kaybettiğini ve üç kişinin yaralandığını” söyledi. Söz konusu kampın, IKBY’nin başkenti Erbil’in doğusunda bulunduğu belirtildi. Salı günü de IKBY’de İranlı Kürt savaşçılar ile ailelerinin bulunduğu bir kampın İHA’yla hedef alındığı ve saldırıda bir kişinin yaralandığı bildirildi. Bu bilgiyi, İran Kürdistanı Demokrat Partisi üyesi Muhammed Nazif Kadir paylaştı.

Geçtiğimiz şubat ayı ortasında Irak’ta konuşlu bazı Kürt muhalif gruplar, İran İslam Cumhuriyeti’ni devirmeyi ve kendi kaderini tayin hakkını sağlamayı hedefleyen bir siyasi koalisyon kurduklarını duyurdu.

Aynı bağlamda İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Sözcüsü İbrahim Rızai, ülkede veya sınır bölgelerinde faaliyet gösteren rejim karşıtı gruplara karşı ‘hoşgörü gösterilmemesi gerektiğini’ söyledi. Rızai, bu gruplarla ‘ABD ve İsrail’in askerleriymiş gibi’ muamele edilmesi gerektiğini ifade etti.

Öte yandan Reuters’a konuşan üç kaynak, İranlı silahlı Kürt grupların son günlerde ABD ile İran’ın batısındaki güvenlik güçlerine yönelik olası saldırılar ve bunun nasıl gerçekleştirilebileceği konusunda görüşmeler yaptığını aktardı.

Kaynaklar, IKBY’deki İran-Irak sınır hattında konuşlu gruplardan oluşan İranlı Kürt koalisyonunun, ABD ve İsrail’in İran içindeki hedefleri vurduğu bir dönemde İran ordusunu zayıflatmayı umarak böyle bir saldırı için eğitim yaptığını belirtti.

İki kaynağa göre bu planların amacı, cumartesi günü başlayan ABD-İsrail saldırılarında İran Dini Lideri Ali Hamaney ile çok sayıda üst düzey yetkilinin öldürülmesinin ardından rejim karşıtı İranlıların ayaklanmasının önünü açmak.

Kaynaklar, askeri planlamanın hassasiyeti nedeniyle kimliklerinin açıklanmamasını isteyerek, operasyonun uygulanıp uygulanmayacağı ya da olası zamanlaması konusunda henüz nihai bir karar alınmadığını belirtti. Aynı kaynaklar, söz konusu grupların ABD’den askeri destek talep ettiğini ve Erbil ile Bağdat’taki bazı liderlerin son günlerde Trump yönetimiyle temas halinde olduğunu aktardı.

İki kaynak ayrıca Kürt grupların, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı’ndan (CIA) silah temini konusunda destek alabilme ihtimalini Washington ile görüştüklerini söyledi.

CNN, CIA’in bu gruplarla temas kurduğu ve olası bir kara operasyonunun gündemde olduğu haberini ilk duyuran medya kuruluşu oldu. Axios internet sitesi ise Trump’ın bu hafta IKBY’deki iki önde gelen liderle telefon görüşmesi yaptığını yazdı.

Ancak CIA’in söz konusu operasyonun planlanmasına ne ölçüde dahil olduğu, silah teminine yardım edip etmediği ya da Kürt gruplarla birlikte İran’a ABD askerlerinin gönderilmesine yönelik bir plan bulunup bulunmadığı bağımsız olarak doğrulanamadı.

CIA konuya ilişkin yorum yapmayı reddederken, Beyaz Saray ile ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) da yorum taleplerine yanıt vermedi. IKBY yönetimi de şu ana kadar konuya ilişkin bir açıklama yapmadı.

Gözlemcilere göre Irak topraklarından başlatılacak herhangi bir askeri operasyon, ABD’den kapsamlı askeri ve istihbarat desteği gerektirecek. Pentagon ise Erbil’de bulunan iki ABD üssünün, DEAŞ’a karşı savaşan Uluslararası Koalisyon’a destek verdiğini belirtiyor.

IKBY’deki Kürt grupların ABD ile uzun bir iş birliği geçmişi bulunuyor. Ancak bu grupların zaman zaman değişen siyasi yönelimleri ve ittifakları, bazı dönemlerde Washington ile ilişkilerde gerilime yol açtı. ABD, Irak savaşı sırasında ve DEAŞ’a karşı yürütülen mücadelede bu gruplardan bazılarıyla birlikte çalıştı.

Buna rağmen İranlı Kürt grupların İran içinde olası bir çatışmada ne ölçüde başarı sağlayabileceği belirsizliğini koruyor. Bu grupların savaşçılarının askeri deneyim düzeyleri birbirinden farklılık gösteriyor.

CNN’e konuşan bir kaynağa göre plan, silahlı Kürt güçlerinin İran güvenlik güçleriyle karşı karşıya gelmesini ve bunun da şehirlerdeki silahsız İranlıların ayaklanmasını kolaylaştırmasını öngörüyor.