Domino etkisi: Fransa ekonomisi ve Gabon darbesi

Paris uranyum ve altını kaybederken petrol, manganez, kereste, elmas ve değerli taşları kaybetmekten kaçınıyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Papua Yeni Gine'nin Port Moresby şehrinde Managala halkıyla buluştu, 28 Temmuz 2023 (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Papua Yeni Gine'nin Port Moresby şehrinde Managala halkıyla buluştu, 28 Temmuz 2023 (AFP)
TT

Domino etkisi: Fransa ekonomisi ve Gabon darbesi

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Papua Yeni Gine'nin Port Moresby şehrinde Managala halkıyla buluştu, 28 Temmuz 2023 (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Papua Yeni Gine'nin Port Moresby şehrinde Managala halkıyla buluştu, 28 Temmuz 2023 (AFP)

Muhammed eş-Şarki

Fransa’nın Afrika’daki çıkarlarının üzerinde bir lanet mi dolaşıyor? Fransız ekonomisinin, çıkar çatışmasına ve zenginliğe dayalı yeni bir dünya düzeni adına Afrika’daki varlığını güçlendiren büyük güçlerle rekabet edebilmesi için hammadde ve çeşitli yer üstü ve yer altı doğal kaynaklarıyla kıtaya ihtiyacı var.

Afrika'da yaşanan her yeni darbe sonrasında, bu darbenin arkasında kimin olduğu, yeni yöneticilerin koruyucularını ya da geleneksel kolonilerini, ekonomik, jeopolitik çıkarlarını ve sonsuz ayrıcalıklarını sırasıyla kaybeden eski sömürgeciye olan kırgınlığının boyutlarının ne olduğu sorusu gündeme geliyor. Sahra Altı Afrika ülkelerinde son üç yıl içinde, bazıları Fransız askeri okullarından mezun olan subaylar öncülüğünde sekiz darbe gerçekleşti. Yöneticileri yozlaştırmak, devrimleri sömürmek ve halkı yoksullaştırmakla suçladıkları Paris'le göbek bağını kesmeye kararlı görünüyorlar. Uluslararası toplumun, ordunun iktidarı zorla ele geçirmesini kınamasına ve bu ülkelerin Afrika Birliği (AfB) üyeliğinin askıya alınmasına rağmen yozlaşmış yöneticilerine karşı öfkeli olan halklar, sömürgeciliğe karşı olduklarını ve Fransız paternalizminin (babacılık) yıkıldığını açıkça ifade ediyor.

Nijer, Burkina Faso, Mali ve son olarak Gine’nin aralarına katıldığı bu ülkeler, Afrika kıtasındaki bu öfke dalgasına öncülük ediyor. Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) üyesi ülkelerin halkları da bu darbelere karşı çıkmıyor. Açıkça söylenmese de bu halkların Fransa ile ilişkileri değiştirmek istediği ve bunun barışçıl yollarla yapılmasını tercih ettiği kulaktan kulağa fısıldanıyor.

Batı Afrika, kıtanın en eski, en avantajlı ve en zengin Fransız kolonisi. Senegal'in kuzeyinden Gine'nin güney kıyılarına kadar uzanan Batı Afrika, Fransa'ya enerji, mineraller, tarım ürünleri ve diğer ihtiyaçları sağlıyor.

ECOWAS’ın tahminlerine göre Afrika kıtasında 2050 yılında 800 milyon kişilik bir tüketici pazarı oluşması bekleniyor. Fransa’nın nüfuzu, kıtanın orta kesimlerinden güneye, büyük göller ve tropik ormanlara, Çad’dan Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ne kadar 3 milyon kilometrekareden fazla bir alana yayılıyor. Bunlar aynı zamanda muazzam doğal güzelliklere ve zengin madenlere sahip olmasına rağmen düşük gelirli ülkeler.

Cumhurbaşkanı Macron’un endişesi

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, aynı nedenlerin ve coşkunun diğer ülkelerde de olduğunu ve kıtanın birçok ülkesinde durumun istikrarsızlaşacağını düşünüyor. Fransız Cumhurbaşkanı, tüm bunlar göz önüne aldığında Afrika’da domino taşlarının peş peşe devrilmesi gibi darbelerin art arda gelerek petrol bölgesine yayılmasından duyduğu endişeyi “Darbe salgınından (epidémies de putschs) çok korkuyorum” ifadeleriyle dile getirdi. Macron, bu açıklamayı beş kıtada akredite Fransız büyükelçilerin katıldığı geleneksel Büyükelçiler Konferansı’nda yaptı. Büyükelçiler de Nijer’in başkenti Niamey’de Fransız Büyükelçi Sylvain Itte’nin diplomatik dokunulmazlığının kaldırılması ve darbeciler tarafından ‘istenmeyen kişi’ ilan edilerek sınır dışı edilmesinin kendi başlarına gelmesinden ve aşağılanmaktan korktuklarını ifade etti. Ancak Cumhurbaşkanı Macron, ülkesinin kara kıtayı terk etmeyeceğini belirterek “Zayıflık gösterirsek oyunun dışında kalacağız” ifadelerini kullandı. Bu sözler, Afrika'da yeni ekonomik güçlerin ortaya çıktığının göstergesi olarak kabul edildi. Ayrıca ekonomik ilişkilerin de yerel karar vericilere bağlı Fransız şirketlerini dışarıda bırakabileceklerinin üstü kapalı bir göstergesi olabileceği belirtildi.

Cumhurbaşkanı Macron, Afrika'da yeni ekonomik güçlerin ortaya çıktığının ve ekonomik ilişkileri yerel karar vericilere bağlı olan Fransız şirketleri dışarıda bırakabileceklerinin üstü kapalı bir göstergesi olacağını belirterek, “Zayıflık gösterirsek oyunun dışında kalacağız” ifadelerini kullandı.

Fransa Hazine Bakanlığı’nın raporuna göre Paris’in Sahra Altı Afrika ülkeleri ile olan ticaret hacmi, toplam uluslararası dövizin yüzde 2’sini, enerji, petrol ve doğalgaz ithalatının yüzde 11'ini ve tarım ürünlerinin yüzde 10'unu oluşturuyor. En önemli ithalat ürünleri çeşitli madenler olurken endüstriyel ihracat, ekipman, elektronik ve elektrik malzemelerine yönelik bir pazar oluşturuyor. İç ticaret hacmi 2022’de 16 milyarı ihracat, 11 milyarı ise ithalat olmak üzere yaklaşık 27 milyar euroya ulaştı.

Fransa’nın Sahra Altı Afrika ülkelerindeki yatırımlarının toplamının 60 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Fransa’yı 65 milyar dolarlık yatırımlarıyla İngiltere takip ediyor. Hazine Bakanlığının raporuna göre bu yatırımlar 2010-2020 arasındaki on yılda iki katına çıktı. Paris çoğu Afrika ülkesiyle, özellikle de en büyük ticaret ortakları olan Fildişi Sahili ve Senegal'in de dahil olduğu Batı Afrika'yla ticaret değerinde fazlalık elde ediyor. Paris, kıtadaki ekonomik risklerin diğer kıtalardaki benzer risklerden daha ağır bastığını düşünüyor.

Batı Afrika ülkeleriyle 2022 yılında 2,3 milyar euroluk ticaret fazlası elde edildiği belirtilen aynı rapora göre bunun 877 milyon eurodan fazlasını Senegal, 374 milyon eurodan fazlasını Fildişi Sahili ve 350 milyon eurodan fazlasını Mali oluşturuyor.

Gabon darbesinin ardından

Gabon darbesinin hemen ardından Paris Borsası, Eramet Şirketi hisselerinin yüzde 15 değer kaybetmesiyle sarsıldı. Şirket, dünyanın en büyük manganez madeni olan Moanda'dadaki manganez ve nikel madenlerinin yüzde 90'ını işletiyor. Fransa’nın Gabon'da petrol, doğalgaz, manganez, kereste, değerli metaller, elmas ve altın gibi alanlarda faaliyet gösteren 81 şirketi bulunuyor. Fransa Hazine Bakanlığı’nın raporuna göre başta Maurel & Prom, Eramit, TotalEnergies, Air France, Eiffage et Colas, Bourbon, Air Liquide ve CMA-CGM Meridiam Fonds olmak üzere toplam 81 şirket, geçtiğimiz yıl 3 milyar avro kar etti.

 bgh
Fotoğraf: EPA

Le Monde gazetesine göre Gabon’daki yeni askeri darbe Mali, Burkina Faso, Nijer ve Gine'dekine benzemeyebilir. Fakat Fransa için Senegal ve Fildişi Sahili'ndeki askerlerini geri çekmenin yanı sıra yeni, ağır ve maliyetli zorlukları da beraberinde getiriyor. Paris, tıpkı babası eski Gabon Cumhurbaşkanı Omar Bongo gibi Fransa’nın tüm Afrika ülkeleri arasındaki en sadık müttefiki olan Ali Bongo iktidarına yapılan darbeyi kınarken yumuşak bir dil kullanmaya çalıştı. Nijer darbesinde olduğu gibi savaş ve çatışma çağrısı yaparak tehditler savurduğu ve meşru cumhurbaşkanına bağlılığını vurguladığı bir dil kullanmaktan kaçındı.

Avrupa Birliği (AB) ise AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, ağzından daha önce geçirdiği felç nedeniyle sağlık sorunları yaşayan ve Fransız eşinin siyasi işlere müdahale etmesine izin veren Cumhurbaşkanı Bongo’nun iktidardan düşürülmesi öncesinde cumhurbaşkanlığı seçimlerinde birtakım kusurların olduğunu gizlemedi.

AB, yeni liderlere karşı hiçbir tehditte bulunmadı. Çünkü üstü kapalı olarak darbenin barışçıl olduğunu, sarayın içinden ve aileden biri olan General Brice Oligui Nguema tarafından yönetildiğini düşünüyordu. Devletin yeni lideri, darbeyle görevden alınan Cumhurbaşkanı Ali Bongo'nun akrabası, Fas'ın Meknes kentindeki Kraliyet Askeri Koleji mezunu ve önce Rabat'ta, ardından Senegal'in Dakar kentinde askeri ataşe olarak görev yapmış bir isim.

Gabon, Atlantik Okyanusu’na bakan kıyıları ve uçsuz bucaksız ormanlarıyla önemli bir ülke. Ekonomisi, başta gayri safi yurt içi hasılanın (GSYİH) yüzde 36’sını ve ihracatın yüzde 70’ini oluşturan petrol ve doğalgaza dayanıyor. Petrol ve doğalgazın ardından onu yüzde 7 ile manganez takip ediyor. Ülkenin üçüncü zenginlik kaynağı ise ticaret hacmi 846 milyon euroyu bulan kereste. Gabon, Fransa'ya 536 milyon euroluk kereste ihracatı yapıyor.

1960 yılında Fransa'dan bağımsızlığını kazanmasından sonra tarihinde hiçbir darbe gerçekleşmemesi, Gabon’u diğer ülkelerden farklı kılıyor. Gabon, Angola, Burundi, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Kongo, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Ekvator Ginesi ile birlikte Orta Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğu (ECCAS) üyesi bir ülke. Gabon, 1983 yılında kurulan ECCAS üyeleri arasında kişi başına yaklaşık 8 bin 600 dolar gelir, 22 milyar dolar olarak tahmin edilen GSYİH ve yaklaşık 2,5 milyonluk nüfusla en yüksek gelire sahip ülkeler arasında yer alıyor.

Gabon, barış ve birlikte yaşama çağrısında bulunan istikrarlı bir ülke. Müslüman bir cumhurbaşkanı tarafından yönetilen ülkenin nüfusunun yüzde 80'ini Hıristiyanlar oluşturuyor. Darbe öncesi yerel demokratik uygulamalarda saygın bir deneyime sahip olan Gabon'un siyasi sistemi, Fransa'nın desteklediği diğer rejimlerden daha az yozlaşmış değildi. Fransa’ya olan sadakatini, Elysee Sarayı'na yakın şirketlere verilen büyük tavizlerle gösteriyordu. Gabon, Atlantik Okyanusu’na bakan kıyıları ve uçsuz bucaksız ormanlarıyla önemli bir ülke. Ekonomisi, başta GSYİH yüzde 36’sını ve ihracatın yüzde 70’ini oluşturan petrol ve doğalgaza dayanıyor. Petrol ve doğalgazın ardından onu yüzde 7 ile manganez takip ediyor. Ülkenin üçüncü zenginlik kaynağı ise ticaret hacmi 846 milyon euroyu bulan kereste. Gabon, Fransa'ya 536 milyon euroluk kereste ihracatı yapıyor. Buna karşın Gabon’un Fransa’dan yaptığı ithalat hacmi 310 milyon euro.

Domino etkisi

Belki de Paris ve onunla birlikte Brüksel, Fransa'nın hayati çıkarları için gerçek bir yenilgi olan ve Orta Afrika’da devam etmesi muhtemel domino etkisinin farkına çok geç varmıştır. Kıtada Paris siyasetine yakın ülkeler arasında darbeler gerçekleşebilir. Anlaşmazlıklar ise yöneticilerle değil, onların eski sömürgecilikle ilişkileri ve yabancı şirketlerle sosyal eşitsizliklere ve mali yolsuzluklara yol açmasıyla ilgilidir.

Sahra Altı Afrika ülkelerinde uranyum ve altın kaynaklarını kaybeden Paris, artık petrol, manganez, kereste, elmas ve değerli taşların yanı sıra yurt dışındaki yüzbinlerce asker ve çalışanın maaşını ödemeye yeten, geriye kalanı ise bütçe açığının kapatılması için Paris'e aktarılan kıtanın 10 milyon kilometrekareden fazla alandaki nimetlerinin üçte birine eşdeğer olan bir buçuk asırlık pastadan geriye kalanları kaybetmekten kaçınıyor.

Fransa Maliye ve Ekonomi Bakanı Bruno Le Maire, Gabon’daki darbeyle ilgili yorumunda zamanlamanın kötü olduğunu ve ülke ekonomisinin zor bir dönemden geçtiğini söyledi. Bu dönemin, Rusya’nın Ukrayna’ya açtığı savaş, iklim değişikliği ve yüksek akaryakıt fiyatları nedeniyle yeşil enerjiye geçiş ihtiyacı, sosyal reformların maliyeti, GSYİH'nın yüzde 120'sine yakın borçlanma ve içerideki siyasi bölünmelerin getirdiği zorluklardan ötürü daha zor ve daha belirsiz olduğuna şüphe yok.

Uranyum ve altın kaynaklarını kaybeden Paris şimdi petrol, manganez, kereste, elmas ve değerli taşların yanı sıra yurtdışındaki yüzbinlerce asker ve çalışanın maaşlarını ödemek için yeterli olan, geri kalanı ise bütçe açığının kapatılması için Paris'e aktarılan kıtanın büyük bir alana yayılan nimetlerinin üçte birine eşdeğer olan 150 yıllık pastadan geriye kalanı kaybetmekten kaçınıyor.

Fransız karar vericilerden hiçbiri, tüm bu küresel koşulların getirdiği zorlukların ekonomiyi en güçlü rekabet unsurlarından yani 2024’te GSYİH'nın yüzde 4,4'üne ulaşması beklenen bütçe açığının azaltılmasına yardımcı olan ucuz ve dayanıklı hammaddelerden, siyaset kisvesi altında yapılan ticaret ve ekonomik anlaşmalardan mahrum bırakabilecek darbelerle çakışmasını beklemiyordu. Yıllık ekonomik büyüme oranına katkı sağlayan Afrika, yurtdışında faaliyet gösteren Fransız şirketlerine çok büyük fırsatlar sunuyor. Eğer Fransa Afrika'dan çıkarılırsa, ekonomisi buna uzun süre dayanamayabilir.

Yeni faydalanıcılar

Öte yandan Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, darbeyle iktidardan uzaklaştırılan Gabon Cumhurbaşkanı Ali Bongo'yu ‘Çin'in eski bir dostu’ olarak nitelendirdi. Pekin ile Libreville arasındaki ilişkiler son yıllarda büyük bir ivme kazandı ve kapsamlı bir stratejik ortaklığa dönüştü. Çin, Gabon’da manganez, kereste ve petrol arama ve çıkarma alanında imtiyazlar kazandı. Altyapı alanında da çeşitli mutabakatlar imzalayarak Fransa'dan sonra ikinci, kereste alanında ise ilk tedarikçi oldu.

Ancak Fransa’nın siyasi kayıpları yalnızca darbe ya da siyasi istikrarsızlık yaşayan ülkelerle sınırlı kalmayıp Çin, Rusya, Almanya, İspanya ve İtalya'nın on milyarlarca dolarlık sözleşmeler imzaladığı ve yatırımlar yaptığı Kuzey Afrika'ya (Mağrip) kadar uzanıyor. Cumhurbaşkanı Macron, bu yüzden Mağrip ülkeleriyle ilişkilerin olması gereken düzeyde olmadığını itiraf etmek zorunda kaldı. Macron artık Avrupa'ya giden yolun önce Akdeniz'den geçtiğini anlamış görünüyor.



Trump, petrol elde etmek için ülkeleri Hürmüz Boğazı'nı kontrol altına almaya çağırdı

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump, petrol elde etmek için ülkeleri Hürmüz Boğazı'nı kontrol altına almaya çağırdı

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün, İsrail ve ABD’nin İran’a karşı sürdürdüğü savaşın devam ettiği bir ortamda, «Hürmüz Boğazı nedeniyle uçak yakıtı temin edemeyen» ülkeleri eleştirdi.

Trump, sosyal medya platformu «Truth Social» üzerinden şunları yazdı: “Hürmüz Boğazı nedeniyle uçak yakıtı temin edemeyen tüm ülkelere, örneğin, İran'ı zayıflatmak için müdahale etmeyi reddeden Birleşik Krallık'a bir önerim var: Birincisi, ABD'den satın alın, çünkü bizde yeterince var. İkincisi, yeterince cesaret gösterin, boğaza gidin ve onu ele geçirin.”

Şöyle devam etti: “O zaman kendinizi nasıl savunacağınızı öğrenmeniz gerekecek, çünkü tıpkı sizin bize yardım etmek için orada olmadığınız gibi, Amerika Birleşik Devletleri de size yardım etmek için orada olmayacak. İran temelde yok edildi ve zor kısım bitti. Gidin ve kendi petrolünüzü çıkarın!”

Son haftalarda, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından İran’ın bu su yolunu neredeyse tamamen kapatmasıyla Hürmüz Boğazı’ndaki nakliye trafiği yavaşladı; İran ise boğazın “dost ülkelerin” gemilerine açık olduğunu belirtti.

ABD Başkanı, “Truth Social” platformunda yayınladığı başka bir gönderide Fransa'yı özellikle eleştirdi ve şunları söyledi: “Fransa, İsrail'e giden ve askeri malzeme taşıyan uçakların kendi hava sahasından geçmesine izin vermedi. Fransa, başarıyla ortadan kaldırılan ‘İran kasabı’ konusunda hiç iş birliği yapmadı! ABD bunu asla unutmayacak!”


Siyaset kumarhanesinde kan ve savaş üzerine bahisler

Siyasi bahisler, geleneksel kamuoyu yoklamalarından daha güvenilir bir gösterge olarak görülmeye başlandı (Reuters)
Siyasi bahisler, geleneksel kamuoyu yoklamalarından daha güvenilir bir gösterge olarak görülmeye başlandı (Reuters)
TT

Siyaset kumarhanesinde kan ve savaş üzerine bahisler

Siyasi bahisler, geleneksel kamuoyu yoklamalarından daha güvenilir bir gösterge olarak görülmeye başlandı (Reuters)
Siyasi bahisler, geleneksel kamuoyu yoklamalarından daha güvenilir bir gösterge olarak görülmeye başlandı (Reuters)

Kötü şöhretli ‘savaş ağaları’ terimi yeni bir şekilde geri dönmüş gibi görünüyor. Ticaret alanındaki hareketliliğin azalması ve sahip oldukları ürünlere olan yoğun ihtiyacı istismar ederek silah ve erzak satışı yoluyla servet kazanan kriz tüccarları, fiyatları ikiye katlıyor. Servetlerini biriktirmek için felaketin devam etmesini isteyen bu tüccarlar, artık çok kolay hale gelen ve ‘olasılık ticareti’ ile ilgili olan bu işte farklı bir kılığa bürünüyorlar. Belki de tahminler kisvesi altında gizlenen gizli bilgiler de bu pazarın son aylarda hayal edilemeyecek boyutlarda büyümesine katkıda bulunuyor. En son raporlara göre 250 milyar doları aşan bu rakamın, kısa sürede ikiye katlanacağı tahmin ediliyor.

Buradaki bahisler, başta spor olmak üzere birçok alanı kapsıyor. Ancak örneğin Financial Times gazetesindeki uzmanların analizlerine ve ticaret sitelerine göre bu sıçramanın ardındaki başlıca neden olarak siyasi krizler karşımıza çıkıyor. Bunların başında da örneğin, geçtiğimiz ocak ayı başlarında Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun kaçırılması ve İsrail'in desteğiyle İran'a karşı başlatılan geniş çaplı askeri operasyon gibi ABD'nin son dönemde yürüttüğü askeri operasyonlar geliyor.

Bu durum, devasa bir sanal siyaset kumarhanesine benziyor. Trump’ın konuşmalarının içeriğinden suikast planlarına kadar her şeye bahis oynanabiliyor ve tüm tarafların cinayet işleme potansiyelinin sınırları zorlanıyor. Listeye pek çok isim yazıldı ve herkesin ölümünü sabırsızlıkla bekleyen bahisçiler rekabet ediyor, çünkü kan, anında yüzbinlerce dolara dönüşüyor ve belki de milyonlara dönüşüyor. ABD'deki en ünlü bahis uygulamalarıyla bağlantılı hesaplarında, bir dizi şüphelerin ardından yeni bir denetim aşamasına girildi. Karar verme çevresine yakın politikacıların, çaba harcamadan muazzam karlar elde etmek için bilgilerini ticarete dönüştürdükleri ve bunun arkasında bir tür manipülasyon olduğu düşünülüyor.

Bu durum, devasa bir sanal siyasi kumarhaneye benziyor. Trump’ın konuşmalarının içeriğinden suikast planlarına kadar her şeye bahis oynanabiliyor ve tüm tarafların cinayet işleme potansiyelinin sınırları zorlanıyor. Listeye birçok isim eklendi ve herkesin ölümünü sabırsızlıkla bekleyen bahisçiler rekabet ediyor, çünkü kan hiç vakit kaybetmeden yüzbinlerce, belki de milyonlarca dolara dönüşüyor. ABD'deki en ünlü bahis uygulamalarıyla bağlantılı hesaplarda, bazı şüphelerin dile getirilmesinin ardından yeni bir denetim süreci başlatıldı. Karar vericilere yakın politikacıların, çaba harcamadan muazzam karlar elde etmek için bilgilerini ticarete dönüştürdükleri ve bunun arkasında bir tür manipülasyon olduğu düşünülüyor.

Dürüstlüğe yönelik şüpheler

Reuters’ın internet sitesinde yer alan habere göre bazı yatırımcıların örneğin, Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun iktidardan indirilmesi gibi hassas olaylar gerçekleşmeden önce bu olaylara bahis oynayarak büyük meblağlar kazandıkları iddiaları üzerine Kaliforniya Eyaleti, eyalet yetkililerinin, bu tür piyasalarda içeriden alınan bilgileri kullanmasını yasaklayan bir karar yayınladı.

Bu sitelerin şartları arasında politikacıların kumar oynamasına baştan itibaren izin verilmemesi yer alsa da Financial Times, görevde olan kişilerin takma adlar kullanma olasılığına işaret ederken, gözlemciler bu durumun, söz konusu bilgilerin tanıdıklara ve yakınlara sızdırılarak onların paravan olarak kullanılması yoluyla da gerçekleşebileceğine dikkat çekti.

Son birkaç gündür bahisçiler arasında, şu anda İran'da devam eden savaşla ilgili siyasi ve askeri gelişmelere yönelik çeşitli bahislerden 1 milyon doları aşan kazanç elde etmeyi başaran (kimliği bilinmeyen) bir kullanıcı hakkında konuşuluyor. Bahisçilerin tahminleri o kadar isabetliydi ki, New York City merkezli küresel kripto para tabanlı tahmin piyasası platformhu Polymarket’in yetkilileri, olan bitenlerden şüpheye düştü. Söylentilere göre bu kullanıcı 35'ten fazla hesap yönetirken, kazançlarını tek bir banka hesabına aktarıyor ve tahminlerinin çoğu doğru çıkıyor.

sdcds
Siyasi bahisler, suikast planları ve arananlar listesine girdi (Reuters)

Bunun üzerine bahis uygulamaları daha sıkı denetimler uygulamaya başladı. Prosedürel karmaşıklıklar nedeniyle ABD'de halen yasadışı olarak faaliyet gösteren Polymarket şirketi, doğrudan açıklamalar ve resmi bildirimler yoluyla bilgilerin kötüye kullanılması durumunda cezai önlemler almaktan çekinmeyeceğini belirtti. Aynı şekilde Tahmin piyasası platformu Kalshi de standartlarını yükseltme yönündeki kararlılığını vurguladı ve sıradan kullanıcılar arasında daha dürüst bir ortam sağlamak amacıyla hile yaptığı ve bilgileri çaldığı kanıtlanan kişileri yasaklayacağını belirtti. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre çalışma mekanizması, belirli zamanla bağlantılı bir olaya para yatırarak bahis oynamaya dayanan basit ve geleneksel bir sistemdir. Tahmin doğru çıkarsa kullanıcı para kazanır, aksi takdirde tahmini tutmazsa bahis tutarını platforma ödemek zorunda kalır.

Bu uygulamaların, yetkililerinin bahsettiği şeffaflık bilinci artmış olsa da bu alandaki düzenlemelerin önündeki zorluklar devam ediyor. Özellikle de birçok uygulama temelden şifrelenmiş olduğundan, belirli kişilerin erişimini zorlaştırıyor. Ayrıca, bazılarının kripto para birimlerini kullanması, izlenmelerini güçleştiriyor. Bunun yanı sıra belirli bir kâr elde edildikten veya çoğunlukla sızdırılan bilgilere dayanan tahminler gerçekleştirildikten sonra hesabın kolayca kapatılması gibi yaygın bir eğilim de bulunuyor. Dikkat çeken bir diğer nokta ise bahisçilerin İsrail istihbaratının askeri hareketlerini ve suikast planlarını zamanlaması açısından doğru bir şekilde tahmin etmelerinin ardından, İsrail istihbaratında soruşturmalar yapıldığına dair çok sayıda haberin olmasıydı. Buna karşın sıradan kullanıcıları rahatlatmak amacıyla aynı platformlarda yüzlerce benzer soruşturma yürütülüyor.

Spordan ekonomiye ve siyasete

Belirgin bir şekilde önemli spor müsabakalarıyla, Nobel ve Oscar gibi büyük ödüllerle, hatta ekonomik ve mali kararlarla ve ABD başkanlık seçimleri adaylarının isimlerini tahmin etmekle ilişkilendirilen bu bahisler, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı başlattığı savaştan İsrail’in Gazze'de yürüttüğü savaşa ve hatta İran'daki kanlı askeri operasyonlara kadar, bu bahisleri gündeme taşıdı. Bu hareketlerin hızlanması bahis severlerin ağzını sulandırırken, örneğin, gemilerin Hürmüz Boğazı'na geri döneceği ve boğazı kimin kontrol edeceği, Trump'ın İran savaşının sona erdiğini ne zaman ilan edeceği, Mücteba Hamaney'in akıbeti, kara kuvvetlerinin İran ve Lübnan'a giriş tarihi ve ayrıca Tahran'da sahneden kaybolacak bir sonraki yetkilinin kim olacağı gibi tahminler içeren bahis listeleri büyük rağbet gördü.

sa
Yatırımcılar, hassas olaylar gerçekleşmeden önce bu olaylara bahis oynayarak büyük paralar kazanıyor (Reuters)

Tüm bunlar, her kesimden sivillerin yaşadığı insani trajedileri tamamen göz ardı ediyor. Geleneksel sosyal medya platformlarının kullanıcılarının çoğu, bir askeri harekatın ne kadar yasal veya meşru olduğu konusunda tartışmalara dalarken, bahis platformlarının kullanıcıları farklı bir yaklaşım sergiliyor ve bir felaketin meydana gelme olasılığıyla ilgili sorulara ‘evet’ veya ‘hayır’ şeklinde yanıt veriyor. Böylece artık yetkililerin de isimlerini içeren, bir nevi ‘insan hedef bankası’ ortaya çıktı. Kullanıcılar, aralarından kimin ilk önce sahneden silineceğine dair bahislerde yarışıyor. Tartışmalı platformlar, öldürme ya da suikast yerine, görevden ayrılma veya yerini terk etme gibi ifadeler kullanmayı tercih ediyor.

Fransa merkezli yayın kuruluşu France 24'te yer alan habere göre ABD'nin New Jersey eyaletindeki Rutgers Üniversitesi'nde görev yapan araştırmacı ve istihbarat analisti Alex Goldenberg, bu yarışta insani felaketlerin para kazandıran mallara ve araçlara dönüştüğünü düşünüyor. Goldenberg, şüpheli hesapların işleyişini ticaret piyasalarında olanlara benzeterek, çalınan veya sızdırılan bilgilere göre hareket edildiğini, işlem geçmişi veya geçmişi olmayan yeni hesaplar aracılığıyla, ancak son derece hassas bir zamanda darbe vurduğunu belirtiyor.

Ahlaki bir soru

Öyleyse mesele çoğu zaman sadece iyi bir olay, bir tesadüf ya da bir kez tutup çoğu kez tutmayan düşüncesiz bir tahmin, siyasi ya da askeri analiz sanatında keskin bir zeka ya da duruma ilişkin bilimsel bir değerlendirme, hatta sadece eğlence amaçlı bir spekülasyondan ziyade tam anlamıyla bir gölge oyunu olabilir. En tehlikeli yanı da bunun bir cinayet borsasına dönüşmesi olur.

scd
Bahis uygulamaları, her kesimden sivillerin yaşadığı insani trajedileri görmezden geliyor (Reuters)

Los Angeles Times gazetesinde yayınlanan uzun bir haber, bu pazarın yüzde 80'ini elinde bulunduran tahmin piyasası platformları Kalchi ve Polymarket’in işleyiş mekanizmalarını ele alırken, sermayenin gözünden kaçan bir konuya, yani yabancı liderlere yönelik suikast veya bir savaşın patlak vermesi gibi ölüm ve yıkım üzerine bahis oynayabilme olanağının ne kadar meşru ve ahlaki olduğuna da değindi.

Dikkati çeken bir diğer nokta ise bu pazarın gördüğü büyük ilginin ardından, daha önce hiç görülmemiş bir şekilde mercek altına alınması ve hatta geleneksel kamuoyu yoklamalarından daha kesin bir gösterge olarak görülmeye başlanmasıdır. Birçok pazarlama kurumu, bahisçilerin eğilimlerini anlık olarak takip etmek için ortaklıklar kurdu. Bu da bölgesel ve ulusal dengelerle, hatta ulusal güvenlikle yakından ilgili olan askeri ve siyasi karmaşıklıklar karşısında kamuoyunun görüşünün nasıl şekillendiğini anlamanın bir yolu olarak görülüyor.

Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


Güney ülkeleri ve yeni bir uluslararası düzenin oluşumu

BMGK’daki bazı daimi üyelerin temsili, artık geçerliliğini yitirmiş tarihi gerekçelere dayanmaya devam ediyor (AFP)
BMGK’daki bazı daimi üyelerin temsili, artık geçerliliğini yitirmiş tarihi gerekçelere dayanmaya devam ediyor (AFP)
TT

Güney ülkeleri ve yeni bir uluslararası düzenin oluşumu

BMGK’daki bazı daimi üyelerin temsili, artık geçerliliğini yitirmiş tarihi gerekçelere dayanmaya devam ediyor (AFP)
BMGK’daki bazı daimi üyelerin temsili, artık geçerliliğini yitirmiş tarihi gerekçelere dayanmaya devam ediyor (AFP)

Nebil Fehmi

Mevcut uluslararası sistem bugün bir belirsizlik ve istikrarsızlık dönemi yaşıyor, bu çok açık. Öyle ki, bu sistemin gözden geçirilmesi ve düzeltilmesi ihtiyacı olduğu üzerinde uluslararası alanda neredeyse tam bir fikir birliği var. Ancak bu fikir birliği, arzu edilen reformun niteliğine, önceliklerine veya mekanizmalarına değinmiyor. Herkes değişim talep ediyor, ancak her biri kendi konumundan ve çıkarlarına göre çoğu zaman farklı, hatta bazen çelişen yönlerde.

Mevcut uluslararası sistemdeki en etkili güç olan ABD, siyasi, güvenlik ve ekonomik açıdan en büyük yükü üstlendiğini düşünüyor. Bu yüzden de ciddi bir reformun, farklı uluslararası güçler arasında yük ve sorumlulukların daha dengeli bir şekilde dağıtılmasına yol açması gerektiğini savunuyor. Buna karşın Rusya ve Çin, mevcut sistemi, Batı'nın siyasi ve ideolojik hakimiyetini dayatmak için bir araç olarak görüyor. İki ülkeye göre bu sistem aracılığıyla uluslararası meşruiyet kuralları, Batı'nın çıkarlarına ve vizyonuna hizmet edecek şekilde yönetiliyor.

Gelişmekte olan ülkeler ya da artık genel bir terim olarak Güney ülkeleri ise daha farklı ve derin bir bakış açısına sahip. Bu ülkeler, büyük sanayileşmiş ülkelerin on yıllardır dünyanın doğal kaynaklarından yararlandığını, çevreye ve iklime ciddi zararlar veren üretim ve tüketim biçimlerini yaygınlaştırdığını düşünüyor. Bugün ise gelişmekte olan ülkelere, meşru kalkınma haklarını sınırlayabilecek yeni kısıtlamalar ve standartlar dayatılıyor. Dolayısıyla bu ülkeler, haklı olarak gelişmiş ülkelerin ister çevresel uyum çabalarını destekleyerek ister teknolojik dönüşümü finanse ederek isterse gelişmekte olan ekonomilerin daha verimli ve çevreye daha az zarar veren üretim araçlarıyla modern gelişme dalgalarına yetişmelerini sağlayarak, tarihi sorumluluklarının payını üstlenmelerini talep ediyorlar. Aynı zamanda, uluslararası yönetici kurumların ve mekanizmaların, günümüzün uluslararası gerçekliğini daha iyi yansıtacak ve herkesin çıkarlarını daha adil olarak koruyacak bir şekilde reformdan geçirilmesini istiyorlar.

Bu noktada uluslararası manzara karmaşık bir hal almaktadır; değişimin gerekliliği konusunda bir mutabakat vardır, ancak bu değişimin yönü konusunda mutabakat yoktur. Bu gerçek, bir yandan önemli fırsatlar yaratırken, diğer yandan da ciddi zorluklar doğuruyor.

Ben de tıpkı diğerleri gibi, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından ayrıcalıklarını pekiştiren büyük devletlerin, uluslararası sistemdeki dengesizlikleri düzeltmek için inisiyatif almasını defalarca kez talep ettim. Çünkü sistemin birçok düzenlemesi, artık 21. yüzyıldaki güç dengelerini veya uluslararası adaletin gerekliliklerini karşılayamıyor. Bu dengesizlik, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) açıkça görülüyor. Zira BMGK’nın bazı daimî üyelerinin temsili, uluslararası barış ve güvenliğin korunmasındaki güncel fiili rollere değil, zamanın gerisinde kalan tarihi hususlara dayanmaya devam ediyor. Ayrıca daimi üyelerin toplu performansı, çoğu zaman BM Şartı'nın kendilerine yüklediği sorumluluğun seviyesine ulaşamazken, tutumları, standartların uygulanmasında büyük ölçüde ikiyüzlülük ve ilkelerin yorumlanmasında seçicilikle lekelendi.

Dört yıldan fazla süren diplomatik ve siyasi deneyimlerime dayanarak, reform ve düzeltmenin artık sadece meşru bir talep olmaktan çıkıp, asgari düzeyde uluslararası istikrarı korumak için vazgeçilmez bir gereklilik haline geldiğini güvenle söyleyebilirim. Ancak aynı zamanda, bu gerekliliğin, her ne kadar haklı olsa da tek başına değişimi gerçekleştirmek için yeterli olmadığını açıkça görüyorum. Uzun yıllar geçti; bu süre zarfında çağrılar tekrarlandı, girişimler çoğaldı ve ciddi ve dengeli fikirler ortaya atıldı, ancak kayda değer gerçek bir ilerleme sağlanamadı.

Kırk yılı aşkın bir süreye dayanan diplomatik ve siyasi deneyimlerime dayanarak, reform ve düzeltmenin artık sadece meşru talep olmaktan çıkıp, asgari düzeyde uluslararası istikrarı korumak için vazgeçilmez bir gereklilik haline geldiğini güvenle söyleyebilirim. Ancak aynı zamanda bu gerekliliğin, her ne kadar haklı olsa da tek başına değişimi gerçekleştirmek için yeterli olmadığını açıkça görüyorum. Uzun yıllar geçti. Bu süre zarfında çağrılar tekrarlandı, girişimler çoğaldı ve ciddi ve dengeli fikirler ortaya atıldı, ancak kayda değer gerçek bir ilerleme sağlanamadı.

Bana göre bunun nedeni açık. Köklü bir reform, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra uluslararası sistemi şekillendiren ve halen bu sistemin temel ayrıcalıklarından yararlanan ülkelerden kendiliğinden gelmeyecek. Çıkarları gereği, bu güçler nüfuzun yeniden dağıtılması veya temsil kurallarının değiştirilmesi konusunda acele etmeyecekler. Dolayısıyla asıl umut Güney ülkeleri, yani gelişmekte olan ülkeler ve tarihi olarak tarafsızlık ve adil çok taraflılık ilkelerine inanan güçlerin önderliğinde, organize ve etkili bir harekete bağlı olmalı.

Ancak bu hareket sloganlara değil, uluslararası desteği toplayabilecek pratik bir vizyona dayandırılmalı. Önemli olan sadece mevcut düzene karşı çıkmak değil, gerçekçi ve akıllı alternatifler sunmaktır.

Bu alternatifler siyasi ve entelektüel olarak yaygınlaştırılabilir; düşünce ve araştırma merkezleri ile sivil toplumun bu alternatifleri şekillendirme ve savunma rolünü canlandırmak da önemli. Ben de daha akılcı ve daha az çatışmacı uluslararası ilişkiler çağrısında bulunan ABD merkezli Quincy Enstitüsü ile iş birliği içinde bu çabalardan birine şahsen katıldım. Bu girişim, BMGK ve uluslararası kuruluşların reformu, BM Şartı'nın çerçevesi dışında güç kullanımının sınırlandırılması ve kolektif güvenlik kavramının yeniden değerlendirilmesi konusunda bazı önemli tavsiyelere ulaştı. Ayrıca, başta Arap-İsrail çatışması ve Ukrayna'daki savaş olmak üzere, devam eden çatışmalara yönelik pratik yaklaşımlar da ortaya koydu.

Öyleyse sorun, fikirlerin eksikliğinden değil, bunların nasıl etkili bir siyasi ivmeye dönüştürüleceğinden kaynaklanıyor. Bu noktada tarihe bir göz atmak faydalı olur. Uluslararası sistemin yapısındaki büyük değişiklikler, sadece bunların gerekliliğine dair teorik bir inanç nedeniyle değil, belirli bir hedef etrafında ortak çıkarların şekillenmesine olanak tanıyan elverişli uluslararası koşulların oluşmasıyla gerçekleşti. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Milletler Cemiyeti kuruldu, ardından patlak veren İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra da BM kuruldu. Daha sonra silahlanmanın sınırlandırılması, stratejik silahların düzenlenmesi ve kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi için önemli anlaşmalar imzalandı. Ayrıca ekonomi ve uluslararası hukuk üzerinde etkili uluslararası antlaşmalar da yapıldı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre tüm bu aşamaların ortak noktası, uygun uluslararası anı iyi yakalamak ve fikri müzakere sürecine, ardından da kurumsal bir gerçekliğe dönüştürmeyi mümkün kılan asgari düzeyde bir uzlaşı veya ivme sağlamaktı.

Bugün, yeniden gözden geçirme gerektiren bir dönüm noktasına yaklaşıyor gibi görünüyoruz. Zira büyük savaşların felaketlerini önlemek amacıyla kurulan BM, kendini silahlı çatışmaların sayısında ve şiddetinde tehlikeli bir artış, güce başvurmanın artması ve uluslararası hukuk kurallarına saygının azalması gibi gelişmelerle karşı karşıya buldu. Bu gelişmeler sadece uluslararası kurumların etkinliğini zayıflatmakla kalmıyor, aynı zamanda krizleri yönetme ve patlamayı önleme konusundaki yeteneklerine duyulan güveni de tehdit ediyor.

Bu bağlamda, Güney ülkelerinin daha sonra değil, hemen şimdi harekete geçmesi gerektiğini düşünüyorum. BM’nin kuruluşunun 80’inci yıldönümü ve Bandung Konferansı’nın 70’inci yıldönümü gibi son derece önemli siyasi ve sembolik anlamlardan yararlanarak harekete geçmeleri gerekiyor. Bandung Konferansı, Bağlantısızlar Hareketi’nin entelektüel ve siyasi temelini oluşturmuş ve başta egemenliğe saygı, hegemonyayı reddetme, barış içinde bir arada yaşama ve devletler arası eşitlik olmak üzere günümüzde de geçerliliğini koruyan ilkeleri pekiştirmiştir.

Bu hareketin birbiriyle bağlantılı üç adımla başlatılabileceğini düşünüyorum:

1- Sınırlı sayıda ve etkin bir öncü grubun oluşturulması: Girişim, Küresel Güney’in farklı bölgelerini temsil eden, güvenilir ve çeşitli taraflarla iletişim kurma becerisine sahip küçük bir ülke grubu tarafından başlatılmalı.

Bu grubun amacı fikri tekelleştirmek değil, hareketin ilk çerçevesini oluşturmak, önceliklerini ve mekanizmalarını kararlaştırmak ve ardından katılım çemberini kademeli olarak genişletmektir.

2- Hedeflerin açık ve net bir şekilde belirlenmesi: Baştan amacın mevcut uluslararası düzeni yıkmak değil, onu ıslah etmek ve düzeltmek olduğunu açıkça ifade etmek gerekir. BM, tüm eksikliklerine rağmen, daha dengeli bir uluslararası düzenin birleştirici çerçevesi olmaya devam etmelidir. Bu bağlamda öncelikler şunları içerebilir:

a- Temsil ve performans açısından daha adil ve etkili bir çok taraflı sistemi inşa etmek.

BMGK’nın işleyişinin, mevcut güçleri dışlamak suretiyle değil, özellikle gelişmekte olan ülkelerin temsil edilmesi için tabanını geliştirilmesi şeklinde olması gerekiyor. Bu da seçilmiş üye sayısının artırılması veya daha uzun süreli üyelik için yeni formüllerin geliştirilmesi yoluyla gerçekleştirilebilir.

b- Yeni daimi üyelere veto hakkı verilmesinden kaçınmak ve aynı zamanda mevcut daimi üyelerin veto hakkını kullanmasını ister usul kısıtlamaları getirerek ister kullanımını belirli konularla sınırlayarak, azaltmaya çalışmak.

c- Uluslararası sistemi yönetmesi gereken temel ilkeleri yeniden teyit etmek.

Bunların çoğu Bandung Konferansı’ndan çıkan devletlerin egemenliğine saygı, BM Şartı'na uygun olarak güç kullanımının kabul edilebilirliği, güç yoluyla toprak ele geçirilmesinin reddi, insan hakları ve vatandaşlık haklarının korunması ve tüm devletlerin ne bağlı ne de marjinalleştirilmiş, kapsayıcı bir uluslararası sistemin ortakları olarak ele alınması şeklindeki 10 ilkeye dayanıyor.

3- İstişare çemberini genişletmek ve uluslararası destek oluşturulması: Güney ülkeleri arasında uzlaşmak yeterli değildir; bu vizyonu çok taraflı kurumlara, başta BM Genel Kurulu olmak üzere, ardından BMGK ve diğer ilgili uluslararası kuruluşlara aktarmadan önce, ilkeler ve hedefler konusunda mümkün olduğunca geniş bir mutabakat oluşturmak amacıyla doğu, batı, kuzey ve güneydeki uluslararası çok taraflılığı destekleyen ülkelerle kapsamlı istişareler başlatmalılar. Sonuçta sadece bir reform belgesi sunmak değil, reform konusunu uluslararası gündeme taşımak ve çeşitli tarafları akılcı değişimin gereklilikleriyle daha uyumlu tutumlara itecek olumlu ve baskı yaratan bir siyasi ivme yaratmak isteniyor.

Günümüzde dünya, uluslararası düzeni yıkmaya değil, onu durgunluktan, seçicilikten ve kurumlarına duyulan güvenin aşınmasından kurtarmaya ihtiyaç duyuyor. Eğer büyük güçler ayrıcalıklarından gönüllü olarak vazgeçmeye hazır değilse, tarihi sorumluluk zorunlu olarak Güney ülkelerine geçer. Bu ülkelerin şikâyet etmekten inisiyatif almaya, tepki vermekten harekete geçmeye, geçmişteki haksızlıkları hatırlatmaktan, daha adil, daha temsili ve herkesin barış, güvenlik ve ortak çıkarlarını korumaya daha muktedir yeni bir uluslararası dengenin oluşturulmasına fiilen katkıda bulunmaya geçme zamanı geldi.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.