Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi, Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan', Japonya için önemli bir ortak

Riyad ve Tokyo derin stratejik diyaloguna doğru ilerliyor

Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi.
Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi.
TT

Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi, Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan', Japonya için önemli bir ortak

Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi.
Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi.

Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi, Riyad ile Tokyo arasındaki stratejik diyalogu ve Japonya-Körfez ilişkilerini derinleştirme adımlarına ilişkin açıklamalarda bulundu. Hayashi, Japonya ve Körfez yönetimleri arasındaki bakanlar toplantısının öncesinde Riyad'a yaptığı ziyaretin, en üst düzeyde güvenlik ve siyasi koordinasyonun sağlanması ve ekonomik işbirliğinin geliştirilmesine yönelik etkili unsurlara dayandığını aktardı.

Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulunan Yoshimasa, Japonya ve Körfez ülkeleri bakanlar toplantısının, stratejik görüş alışverişin yanı sıra bölgesel ve küresel meselelere ilişkin ortak bir vizyonun netleştirilmesi çalışma çerçevesinde gerçekleştiğini söyledi. İki taraf arasındaki serbest ticaret anlaşması müzakerelerinin 2024 yılında yeniden başlamasını kısa sürede tamamlamayı sabırsızlıkla beklediğini ifade eden Japon Bakan, Tokyo ile Körfez arasındaki ticaretin geçtiğimiz yıl 100 milyar dolara ulaştığına dikkat çekti.

Hayashi, her iki tarafta da büyük potansiyellerin mevcut olması ışığında Riyad ile Tokyo arasındaki stratejik ilişkilere atıfta bulunarak, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ile yaptığı görüşmelerde stratejik diyalog, iki ülke arasındaki tarihi dostluk ilişkilerinin güçlendirilmesi, bölgesel ve küresel güvenlik sorunlarına ilişkin koordinasyonun artırılmasını ele aldıklarını kaydetti. Ayrıca, Ukrayna krizini kontrol altına almaya yönelik Cidde toplantısının Kiev'de adil ve kalıcı bir barışın tartışılması için önemli bir fırsat sağladığını vurguladı.

Suudi Arabistan'ın enerji sektöründe Japonya için önemli bir ortak olduğunu ancak ikili iş birliklerinin sektör dışında da hızla genişlediğine dikkati çeken Hayashi, yeşil ekonomiye geçişi teşvik etmenin ve karbon emisyonlarını ortadan kaldırmanın yanı sıra Ortadoğu bölgesini temiz enerji ve hayati minerallerin tedariki için küresel bir merkeze dönüştürmeyi amaçlayan yeni bir ikili işbirliği girişimi olduğunun altını çizdi.

Japonya Dışişleri Bakanı ülkesinin Tayvan konusundaki kararlı tutumuna bağlılığını yineleyerek "Diyalog seçeneği yok, ortak tutumu Çin'e iletmek için ortaklarla birlikte çalışacağım” dedi. Ayrıca Japonya’nın özgür ve açık bir Hint-Pasifik vizyonunu desteklemek için çok çalıştığına işaret ederek, sürekli olarak Güneydoğu Çin Denizi'ndeki durumu kontrol altına almaya çalıştıklarını aktardı. Hayashi bunun yanı sıra Tayvan'la ilgili sorunların diyalog yoluyla barışçıl bir şekilde çözülmesini gerektiğini vurguladı.



İsrail skandal yerleşim projesi için ihaleleri açtı: “Filistin devleti kurulmayacak”

E1 projesi nedeniyle Batı Şeria'da 5 binden fazla Filistinli zorla yerlerinden edilebilir (AP)
E1 projesi nedeniyle Batı Şeria'da 5 binden fazla Filistinli zorla yerlerinden edilebilir (AP)
TT

İsrail skandal yerleşim projesi için ihaleleri açtı: “Filistin devleti kurulmayacak”

E1 projesi nedeniyle Batı Şeria'da 5 binden fazla Filistinli zorla yerlerinden edilebilir (AP)
E1 projesi nedeniyle Batı Şeria'da 5 binden fazla Filistinli zorla yerlerinden edilebilir (AP)

İsrail, Filistin devleti fikrini ortadan kaldırmayı amaçlayan yasadışı yerleşim projesi E1'i hayata geçirmek için çalışmalara başladı.

Tel Aviv yönetiminin Batı Şeria'yı ikiye bölerek 3 bin 401 yasadışı yerleşim birimi inşa edilmesini öngören projesi için ihale alımları açıldı.

Guardian'ın aktardığına göre ihale için verilecek tekliflerin son tarihi mart ortası olarak belirlendi.

Batı Şeria'da kanunsuz yerleşim yerlerini takip eden sivil toplum kuruluşu Peace Now'la birlikte çalışan Settlement Watch'un kurucu ortaklarından Yonatan Mizrachi, E1 kapsamındaki inşaatların hızlandırılması için böyle bir adım atıldığını söylüyor:

Bu zaman çizelgesine göre buldozerler bir yıldan az bir süre içinde çalışmaya başlayabilir.

E1 projesinin son hali, radikal sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich tarafından ağustosta duyurulmuş, aynı ayda İsrail Sivil İdare Birimi Yüksek Planlama Kurul tarafından onaylanmıştı.  

İsrail İnşaat ve İskan Bakanlığı da Başbakan Binyamin Netanyahu'nun da katıldığı eylüldeki basın açıklamasında projenin fonlanacağını duyurmuştu.

Netanyahu, açıklamasında "Filistin devleti olmayacak demiştik ve gerçekten de Filistin devleti kurulmayacak! Burası bizimdir" demişti.

Proje kapsamında Ma'ale Adumim yerleşim bölgesinde inşa edilecek konutlarla Doğu Kudüs ve Batı Şeria arasındaki bağlantının koparılması amaçlanıyor. Böylelikle Kudüs'ün de doğrudan yasadışı yerleşim bölgesine bağlanması amaçlanıyor.

E1 uzun süredir gündemdeydi fakat uluslararası kamuoyunun tepkisi nedeniyle rafa kaldırılmıştı. Smotrich'in projenin onaylanacağını açıklamasıyla tartışmalar yeniden alevlenmişti.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasında, projenin Birlemiş Milletler (BM) kararını hiçe saydığı belirtilerek, "Filistin Devleti'nin toprak bütünlüğü, iki devletli çözüm zemini ve kalıcı barış umutları hedef alınmaktadır" denmişti.

Filistin Ulusal Yönetimi, Avrupa Birliği ve Körfez ülkeleri de Batı Şeria'daki Filistin bölgelerini birbirinden koparmayı ve Kudüs'ü dört bir yandan Filistin topraklarından ayrıştırmayı planlayan E1 projesine itiraz etmişti.

Mizrachi, projenin Filistin devletinin geleceğini yok edeceğine dikkat çekiyor:

E1 projesi, apartheid rejimine dönüşecek tek devletli bir gerçekliğe yol açacak geri dönüşü olmayan bir durum yaratmayı amaçlamaktadır.

Peace Now'dan Hagit Ofran da bir yerleşim planının onaylanmasından sonra ihale hazırlıklarının genellikle altı ay ila bir yıl sürdüğünü ancak E1 inşaatı için bu sürenin sadece dört aya indirildiğine işaret ediyor.

İhale kapanışından birkaç gün sonra kazanan teklifler açıklanabilir. Sonraki aşamadaysa sözleşme detaylarında karar kılınıyor. Birkaç hafta süren bu sürecin ardından sözleşmeler imzalanınca, inşaat için belediyeden ruhsat alınması gerekiyor. Bunun da birkaç ay içinde tamamlanabileceği ifade ediliyor.

Sürecin bu hızla ilerlemesi durumunda proje, ekimde düzenlenmesi öngörülen yasama seçiminden önce başlayabilir.

Independent Türkçe, Guardian, BBC


ABD ordusu, Venezuela’nın hava savunma sistemini nasıl etkisiz hale getirdi?

Growler elektronik savaş jetleri, 2009'da faaliyete başlamıştı (Reuters)
Growler elektronik savaş jetleri, 2009'da faaliyete başlamıştı (Reuters)
TT

ABD ordusu, Venezuela’nın hava savunma sistemini nasıl etkisiz hale getirdi?

Growler elektronik savaş jetleri, 2009'da faaliyete başlamıştı (Reuters)
Growler elektronik savaş jetleri, 2009'da faaliyete başlamıştı (Reuters)

ABD ordusu, Venezuela'nın hava savunma sistemlerine takılmadan operasyon düzenlemek için elektronik harp jeti Boeing EA-18G Growler'ı kullanmış.

Wall Street Journal'ın (WSJ) haberinde, Amerikan donanmasında "Zappers" kod adlı filo tarafından kontrol edilen Growler'ın Venezuela operasyonunda önemli rol oynadığı yazılıyor.

Amerikan hava gücünün elektronik savaş bileşeninin bel kemiğini oluşturan Growler, Boeing'in F/A-18F Super Hornet modelinden yola çıkarak tasarlandı.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü'nden (RUSI) Thomas Withington, Growler'ın Venezuela ordusuna ait radarların yerini tespit edip sinyallerini bozmuş olabileceğini belirtiyor.

Growler, düşman radarına yanıltıcı sinyaller göndererek birden fazla düşman uçağı varmış gibi gösterebiliyor. Ayrıca yerlerini tespit ettiği radar ve telsiz sistemlerini anti-radyasyon füzeleriyle etkisiz hale getirebiliyor. 

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

WSJ'nin aktardığına göre operasyonda F-22, F-35, F-18 savaş jetlerinin yanı sıra B1 bombardıman uçakları ve insansız hava araçları (İHA) da kullanıldı.

Growler ve diğer ABD uçaklarının, Venezuela'nın ağırlıklı olarak Sovyet döneminden kalma hava savunma sistemlerinin kolaylıkla aştığına işaret ediliyor.

Diğer yandan araştırma şirketi Agency Partners'tan Nick Cunningham, Rusya veya Çin gibi iyi donanımlı, neredeyse ABD'yle eşit güçteki rakiplere karşı olası bir operasyonun bu kadar kolay olmayabileceğini vurguluyor.

Rusya ve Çin'in aksine ABD ve Avrupa, Soğuk Savaş'ın ardından elektronik harp teknolojilerine yatırımları azalttı. Ancak analizde, özellikle Rusya - Ukrayna savaşı ve yapay zeka alanındaki ilerlemelerle bu teknolojilerin tekrar gündeme geldiğine dikkat çekiliyor.

Ukrayna, drone'larla Rus savunma sistemlerinin sinyallerini bozarak birçok operasyon düzenlemişti.

Rus birlikleri de ABD üretimi HIMARS çoklu roketatar sistemlerinin elektronik aksamını hedef alan saldırılar yapmıştı.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Military Watch Magazine


Venezuela operasyonu: Asıl hedef Küba mı?

ABD'nin askeri müdahalesinin ardından Havana'da binlerce kişi, Venezuela'ya destek için sokaklara inmişti (AP)
ABD'nin askeri müdahalesinin ardından Havana'da binlerce kişi, Venezuela'ya destek için sokaklara inmişti (AP)
TT

Venezuela operasyonu: Asıl hedef Küba mı?

ABD'nin askeri müdahalesinin ardından Havana'da binlerce kişi, Venezuela'ya destek için sokaklara inmişti (AP)
ABD'nin askeri müdahalesinin ardından Havana'da binlerce kişi, Venezuela'ya destek için sokaklara inmişti (AP)

ABD'nin Venezuela'ya 3 Ocak'ta kara harekatı düzenleyip ülkenin lideri Nicolas Maduro'yu kaçırmasının yankıları sürerken, Washington'ın bir sonraki hedefi Küba olabilir.

ABD Başkanı Donald Trump, harekattan bir gün sonra yaptığı açıklamada, askeri müdahaleye gerek kalmayacağını çünkü Küba'nın "düşmeye hazır" olduğunu iddia etmişti.

Cumhuriyetçi lider daha sonraki açıklamasında da Havana yönetimini hedef alarak "Sayılı günleri var" demişti.

Kübalı göçmen bir ailenin çocuğu olan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da "Havana'da yaşayıp hükümetin bir parçası olsaydım, en azından biraz endişe duyardım" ifadelerini kullanmıştı.

Florida'nın sadece 145 kilometre güneyinde yer alan ada ülkesi, 1960'ların başından bu yana ABD yaptırımları altında.

Havana yönetiminin Maduro'yla yakın ilişkileri vardı. Venezuela, Kübalı doktorların ülkede sağlık hizmeti vermesi karşılığında Havana'nın petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 30'unu karşılıyordu.

BBC'nin analizinde, Maduro'nun gençken Havana'da Küba Komünist Partisi'nin üst kadrolarıyla birlikte çalıştığına dikkat çekilerek, "O, Venezuela devrimi kadar Küba devrimi için de sürekliliği temsil ediyordu" deniyor.

Haberde, Maduro'nun özel korumalarının neredeyse tamamının Kübalı olduğuna da işaret ediliyor. Havana yönetimi, ABD'nin Venezuela'ya askeri müdahalesi esnasında 32 asker ve polisinin hayatını kaybettiğini açıklamıştı.

Maduro'nun selefi Hugo Chavez'le Fidel Castro'nun 1999'da Havana'da bir araya gelmesinden bu yana iki ülke arasında derinleşen dayanışma, ABD'nin operasyonu nedeniyle Küba yönetimini zor durumda bıraktı.

Trump'ın Venezuela limanlarında yaptırımları deldikleri gerekçesiyle petrol tankerlerinin ablukaya alınması talimatı, Küba'da yıllardır süren yakıt ve elektrik krizini daha da kötüleştirdi.

Venezuela'dan petrol akışının durmasıyla ülkedeki kriz kısa sürede çok daha ciddi boyutlara ulaşabilir.

ABD yönetiminin abluka kapsamında Karayipler'de el koyduğu tankerlerden Skipper da Venezuela'dan Küba'ya yaklaşık 2 milyon varil petrol taşıyordu.

Financial Times'ın aktardığına göre 2021'den bu yana 1 milyondan fazla Kübalı, yani nüfusun 10'da biri ekonomik koşullar nedeniyle ülkeyi terk etti.

ABD'li eski istihbarat görevlisi Fulton Armstrong şunları söylüyor:

Trump yönetimi, aylardır Küba hükümetini devirmenin en iyi ve en kolay yolunun Maduro'yu devirmek olduğunu savunuyordu.

Diğer yandan Washington'ın Havana'ya yönelik planlarına dair herhangi bir detay bilinmiyor.

Analizde, ABD'nin Küba'ya petrol akışını durdurması için Venezuela'ya baskı uygulayabileceği ve Meksika'yı da benzer şekilde köşeye sıkıştırmayı deneyebileceği yazılıyor. Meksika, geçen yıl Venezuela'yı geride bırakarak Küba'nın en büyük petrol tedarikçisi olmuştu.

İkinci bir seçenekse Venezuela'ya yapıldığı gibi bir askeri operasyon düzenlenmesi. ABD'nin, Küba ordusundan bazı isimlerle işbirliği yaparak Havana yönetimini devirip, rejimin daha "pragmatik" unsurlarıyla ortaklık kurabileceği belirtiliyor.

Öte yandan Küba hükümetinin üst kademelerinde "uyumsuz olanların düzenli şekilde tasfiye edildiğine" dikkat çekilerek, böyle bir hamlenin başarısızlıkla sonuçlanabileceği yazılıyor.

Miami Üniversitesi'nden Küba uzmanı Michael J. Bustamante ise Havana'nın 1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla başlayan zorlu süreçten çıkmayı başardığını ve ABD ambargosuna rağmen ayakta kaldığını hatırlatıyor. Venezuela petrolünün kesilmesinin Küba'nın sonunu getirmeyebileceğine dikkat çekiyor.  

Independent Türkçe, BBC, Wall Street Journal, Financial Times