ABD-Suudi Arabistan müzakerelerinde İsrail

Birçok medya kuruluşunun bahsettiği müzakereler sızıntı mı yoksa yeni bir Ortadoğu'nun özellikleri mi?

ABD-Suudi Arabistan müzakerelerinde İsrail
TT

ABD-Suudi Arabistan müzakerelerinde İsrail

ABD-Suudi Arabistan müzakerelerinde İsrail

Pek çok medya kuruluşunun bahsettiği, devam eden ABD-Suudi müzakereleri... Bunlar sadece sızıntı mı, yoksa yeni Ortadoğu'nun özellikleri mi?

ABD basınında yer alan haberlere göre müzakereler üç ana konu etrafında dönüyor:

Birincisi: ABD’nin Suudi Arabistan'a verdiği, onu NATO üyesi bir devlet seviyesine çıkaracak ve Riyad'ın balistik füzelere karşı savunma sistemi THAAD dahil olmak üzere gelişmiş silahlar almasını sağlayacak güvenlik garantileri.

İkincisi: ABD'nin, zenginleştirmeyle başlayan ve tükenmiş uranyum işlemeyle biten, enerji üretiminden geçen bir ‘tam döngünün’ oluşturulmasını içeren sivil amaçlı Suudi nükleer programına katkısı.

Üçüncüsü: 2002 yılında Beyrut Arap Zirvesi'nde açıklanan ve Arap-İsrail ilişkilerine imkan veren Arap Barış Girişimi temelinde Filistin sorununu çözmeye çalışmak.

Diğer yandan Washington ise Suudi-Çin ilişkilerinin seviyesini belirlemek istiyor. Böylece Riyad, Çin pazarı ve ekonomik iş birliği için ana petrol kaynağı olmayı sürdürürken, özellikle Huawei iletişim sistemi ve stratejik askeri satın alımlar gibi güvenlik ve askeri boyutlarıyla Çin teknolojisinin kullanım düzeyini yükseltmekten kaçınıyor.

Ayrıca Washington, Suudi Arabistan'ın Filistin meselesini 2002'de Beyrut Zirvesi'nde tüm Arap ülkeleri tarafından kabul edilen girişime göre çözme beklentilerine karşılık İsrail ile normalleşmesini bekliyor.

Zorluklar

Washington, Suudi Arabistan'ın Çin ve Rusya'ya yönelik eğilimini frenleme karşılığında bir dizi teklifte bulunurken, İsrail'le ilişki Riyad'ın hedefi değil, daha ziyade güvenlik stratejisine yönelik önemli taleplerini gerçekleştirmenin aracıdır. Bu politika, Suudi Arabistan'ın eski müttefiki ABD’yi şaşırttı. İlişkiler, Joe Biden'ın başkan seçilmesiyle birlikte kötüleşti. ABD, Biden'ın başkanlığından bu yana, Suudi Arabistan'ın Yemen'deki savaşına askeri desteğini kesti, istihbarat iş birliğini azalttı ve Suudi Arabistan'ı ‘önemsiz" olarak nitelendirdi.

Suudi Arabistan'ın Çin ile ilişkisini güçlendirme yönündeki ciddi ve sistematik çabaları ve ardından Rusya'nın Ukrayna'yı işgali, Başkan Biden'ı Suudi Arabistan'a geri getirdi. Biden, Temmuz ayı ortasında Suudi Arabistan'ı ziyaret etti. Burada ABD'nin gözden geçirme sürecini başlattı ve bu, Suudi Arabistan'ın beklentilerine uygundu.

ABD'nin vaatlerinin en öne çıkanı ve en önemlisi, Suudi Arabistan'a, Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'yı koruduğu ve bugün de devam eden NATO benzeri bir savunma anlaşması sunmasıydı.

Washington, Suudi-Çin ilişkilerinin seviyesini belirlemek istiyor; Böylece Riyad, Çin pazarı ve ekonomik iş birliği için ana petrol kaynağı olmayı sürdürürken, özellikle güvenlik ve askeri boyutlar olmak üzere Çin teknolojisinin kullanım düzeyini yükseltmekten de kaçınıyor.

Ayrıca ABD'nin, Riyad’ın 2030 Vizyonu kapsamında bir adım olarak değerlendirilen, Suudi Arabistan’da entegre bir sivil nükleer enerji sistemi kurma vaadi var. Birçok kişi, mevcut ABD yönetiminin bu anlaşmayı Kongre'den geçirme yeteneğinden şüphe ediyor. Bu nedenle Biden yönetiminin öncelikle partisini bunu kabul etmeye ikna etmesi büyük çaba gerektirecek.

Biden yönetimi, Kongre'nin desteğini almak için İsrail ile olan ilişkisini, Filistin sorununu ve Çin ile olan askeri stratejik ilişkisini iyileştirme sözü verebilir. Bu, Suudi Arabistan ile yapılan anlaşmaların Kongre'den geçmesini kolaylaştırabilir.

İsrail ile müzakere yakın mı?

ABD’de yayın yapan Wall Street Journal ve New York Times'ın (özellikle, Suudi yetkililerle görüşen ve Başkan Biden ile bir görüşme yapan Thomas Friedman'ın yazdığı yazılar) ve son iki ayda İsrail gazeteleri Times of Israel, Yedioth Ahronot ve Haaretz'in haberlerine göre, görüşmeler hala yolun başında ve büyük zorluklar var. Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Direktörü John Kirby de bu görüşü teyit ederek, görüşmelerin hala ilk aşamalarında olduğunu ve çerçevesinin henüz belirlenmediğini söyledi. Wall Street Journal'ın 9 ila 12 ay içinde ABD-Suudi Arabistan-İsrail anlaşması imzalanabileceğini söylediği haberini de yalanladı.

Suudi Arabistan ile olası ilişki haberleri, özellikle de Filistinliler ile müzakere gerektiren bir anlaşma olduğu sürece, İsrail tarafı için pek de sevindirici değil. Bu tür bir anlaşmanın, İsrail'deki iç durum üzerinde derin bir etkisi olacaktır. Binyamin Netanyahu'nun şu anki hükümeti, dini köktenci, sağcı ve ırksal üstünlük ve Arapları sınır dışı etme yanlısı politikacılar tarafından yönetiliyor. Bu hükümet, Batı Şeria ve Gazze'de Filistin devleti fikri gündeme getirildiği anda çökecek. İsrail Başbakanı Netanyahu, ya Filistin devleti fikrini kabul eden daha ılımlı ortaklarla alternatif bir koalisyon hükümeti kurmak için çaba gösterecek ya istifa edecek ya da Suudi-ABD projesinden uzaklaşacak.

Suudi Arabistan ile ilişki kurmak için gereken şartların yanı sıra, İsrail Ortadoğu'daki herhangi bir nükleer projeye şüpheyle bakıyor. Ayrıca, Suudi Arabistan'ın gelişmiş silahlara sahip olması, İran'ın balistik füze tehdidini ortadan kaldıracak olsa da Tel Aviv'i de endişelendiriyor. İsrailli analistler, Suudi Arabistan'a üstün askeri yetenekler kazandırmanın, İsrail'in hava ve füze sistemleri için bir tehdit olarak göreceğini söylüyor.

Washington ve Tel Aviv arasındaki ilişkiler, genellikle güçlü ve uyumludur. Ancak, Biden yönetimi ile Netanyahu hükümeti arasındaki ilişkiler, iki ülkenin tarihindeki en kötü seviyesinde. Bu, önerilen anlaşmanın önündeki zorlukları daha da arttırıyor. Zira, Suudi Arabistan, önemine ve bölgesel jeopolitik konumuna ve küresel petrol politikasına sürekli atıfta bulunan ABD gazetelerinin değerlendirmelerine göre, Netanyahu hükümetinin Filistin sorunu konusunda uzun vadeli taahhütlere bağlı kalabileceğine dair güven duymuyor.

Suudi Arabistan ile olası ilişki haberleri, özellikle de Filistinliler ile müzakere gerektiren bir anlaşma olduğu sürece, İsrail tarafı için pek de sevindirici değil. Bu tür bir anlaşmanın, İsrail'deki iç durum üzerinde derin bir etkisi olacaktır.

Suudi Arabistan'ın Ürdün'deki büyükelçisi Nayef es-Sudeyri'yi Filistin'e gayri resmi bir büyükelçi olarak ataması, Netanyahu hükümetini daha da karıştırdı. Suudi Arabistan ayrıca, büyükelçinin Filistin Yönetimi'nin bulunduğu Ramallah'ta değil, Doğu Kudüs'te Konsolosluk Genel Müdürü olarak görev yapacağını duyurdu. Bu, İsrail hükümetini kızdırdı ve sadece resmi kanalları aracılığıyla Kudüs'teki diplomatları tanıdığını belirten bir açıklama yayınlamasına yol açtı.

İsrail hükümetindeki aşırı sağcı dini liderleri, Filistinlilere bağımsız bir devlet verme fikrine ikna etmek zor olsa da müzakere fikri, durgunluk içindeki Filistinli sulara bir taş atacak ve Ramallah'taki tembel liderlik ile Gazze Şeridi üzerindeki kontrolleri ve İran'a yakınlığından memnun olan silahlı gruplar arasında bölünmüş olan Filistin'in durumunu yeniden inceleyecek.

Şu an şüpheli bir sessizlik içinde olan İran, doğrudan veya kendisine bağlı gruplar aracılığıyla, bölgedeki dengeleri değiştirebilecek herhangi bir ilerlemeyi engellemeye çalışacak. Bu, Araplar ve İsrailliler arasında onlarca yıldır süren müzakereler sırasında yaptığı gibi, bir savaş veya bombalama başlatarak müzakere sürecini donduracak ya da patlatacak.

ABD yönetimi, bugüne kadar, Ortadoğu'nun siyaseti ve ekonomisinde niteliksel bir değişim yaratacak bir anlaşmaya varmak istediğinde ödeyeceği bedeli netleştirmedi. Bazıları, öneminin önceki tüm barış anlaşmaları ve Araplar ile İsrail arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasından daha büyük olduğunu düşünüyor.

Müzakerelerin yapıldığı karmaşık arka plan kâr-zarar dengesiyle sınırlı değil. Dini, tarihi ve hukuki gerekçeleri de kapsıyor. Müzakereciler bunları çok iyi biliyor.

Ancak müzakerelerin, devam etmesi durumunda, öneminin ve hassasiyetinin artacağı açık. Bu müzakereler, 21. yüzyılda Ortadoğu'nun haritasını çizen büyük faktörlerden biri olacak.

Suudi Arabistan’ın seçenekleri

Riyad'ın önündeki seçenekler çok çeşitli ve kendi çıkarlarına uygun olanı seçebilir. ABD yönetimi, pozisyonlarında 180 derecelik bir dönüş yaptı ve şimdi Suudi Arabistan ile çok yakın bir ilişki öneriyor. Bu değişikliğin temelinde, Çin ile mücadele var. Suudi Arabistan, birden fazla düzeyde önemli bir ülke olduğunu kanıtladı ve yeni politikaları, bu önemini daha da artırdı. Suudi Arabistan, ABD'nin askeri ve stratejik olarak önemli teklifini kabul edebilir, Çin ile iyi ekonomik ilişkilere devam edebilir veya Washington ile normal ilişkileri sürdürebilir. Bu durumda, diplomasisi ile İran ile güven inşa etmeye, gerginliği azaltmaya ve Çin ile stratejik ilişkiyi geliştirmeye çalışabilir.

İsrail- Arap barışı:

İşte sürecin en önemli tarihi istasyonların zaman çizelgesi:

1979: İsrail-Mısır barış anlaşması, bir Arap ülkesi ile İsrail arasındaki ilk anlaşma.

1982: Sovyet lideri Leonid Brejnev, Araplar ve İsrail arasında bir barış planını duyurdu.

1989: Mısır, topraklarının son kısmı olan Taba'yı İsrail'den geri aldı.

1990: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), Filistinliler ile İsrailliler arasında uluslararası bir barış konferansı düzenlenmesini destekledi.

1991: Madrid Barış Konferansı

1993: ‘Barış karşılığında toprak’ ilkesine göre Birinci Oslo Anlaşması

1994: Gazze ve Eriha için özyönetim anlaşması

Ürdün-İsrail barış anlaşması

Fas ve İsrail, iki ülkede irtibat büroları açmaya karar verdi

Tunus ve İsrail ticari temsilcilik ofisi açtı

Cibuti ve İsrail ilişkileri normalleştirme konusunda anlaştı

1995: Özerk yönetimin (Gazze Şeridi ve Batı Şeria) kapsamını genişletmeye yönelik İkinci Oslo Anlaşması

1996: Filistin Kurtuluş Örgütü, İsrail'i tanımayan tüm hükümleri Ulusal Şartından çıkardı

1998: İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'nın yüzde 13'ünden çekilmesini düzenleyen Wye Nehri Memorandumu

1999: İsrail ile Moritanya arasındaki ilişkilerin normalleşmesi

2000: Yaser Arafat ve Ehud Barak arasında Bill Clinton’ın gözetiminde Camp David görüşmeleri

Barak, Suriye Dışişleri Bakanı Faruk eş-Şara ile görüştü

2002: Beyrut'taki Arap Zirvesi Arap Barış Girişimi'ni onayladı

2005: Mısır, İsrail, Ürdün ve Filistin Yönetimi arasındaki Şarm eş-Şeyh Zirvesi

2020: Beyaz Saray'da İbrahim Anlaşmalarının imzalanması (İsrail, BAE ve Bahreyn)

Daha sonra Fas da katıldı ve İsrail ile ilişkileri sürdürmeye karar verdi.

Ardından Sudan da İsrail ile ilişkileri normalleştirme kararını imzaladı.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla’dan çevrildi.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.