Riyad’ın Washington’la görüşmeler sırasında hesaba katması gereken 7 nokta...

Suudi Arabistan Krallığı’nın eli bu tartışmalarda güçlü. Bu kısmen, İsrail’in böyle bir açılımı şiddetle istediğini söylemesinden kaynaklanıyor.

Foto: Getty Images/Majalla
Foto: Getty Images/Majalla
TT

Riyad’ın Washington’la görüşmeler sırasında hesaba katması gereken 7 nokta...

Foto: Getty Images/Majalla
Foto: Getty Images/Majalla

Brian Katulis

Suudi Arabistan Krallığı ile İsrail’in bu yıl ilişki kurmak için Washington aracılığıyla temasa geçtiğine dair haberler, normalleşme yollarının araştırıldığı son birkaç yıl boyunca gerçekleşen sessiz görüşmeler dizisinin son halkası.

Böyle bir adım, bölgedeki oyunun kurallarını değiştirecek. Yıllarca dünyanın başka bölgelerine taşınması ya da başka meselelere öncelik vermesi hakkında konuşulduktan sonra, ABD’nin bölgeyle iletişime geçmeye çalıştığını görmek her zaman güzeldir. 

Suudi Arabistan Krallığı’nın bu tartışmalarda eli güçlü. Bu kısmen, İsrail’in ve mevcut lideri Başbakan Binyamin Netanyahu’nun böyle bir açılımı şiddetle arzuladıklarını dile getirmelerinden kaynaklanıyor. İlgili pek çok karmaşık mesele var. Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı analize göre muhtemel anlaşmayı bir yemek olarak düşünürsek; tarafların karıştırmaya ve sonunda pişirmeye başlamadan önce, malzemeleri henüz toplama aşamasında olduğu görülüyor.

İlgili tüm bileşenlere ve adımlara bakılırsa bu anlaşmanın pişmesi, bazı gözlemcilerin beklediğinden çok daha uzun sürebilir.

Suudi Arabistan Krallığı’nın bu tartışmalarda eli güçlü. Bu kısmen, İsrail’in ve onun mevcut lideri Başbakan Binyamin Netanyahu’nun böyle bir açılımı şiddetle arzuladıklarını söylemelerinden kaynaklanıyor

Ancak bu yılın başlarında Suudi Arabistan Krallığı ve İran arasında Çin’in aracılığıyla yapılan anlaşmada gördüğümüz gibi, bu günlerde daha kısa bir zaman diliminde beklenmedik birçok şey gerçekleşebilir.

İşte Suudi Arabistan Krallığı’nın hesaba katması gereken yedi şey:  

Zaman sizden yana

Konu anlaşmaya varmak olduğunda hem ABD hem de İsrail’de bazılarının zihninde yapay takvimler olduğu açık.

Seçimler konusunda endişelenmeye gerek yok. Bu acelecilik, Suudi Arabistan’da biraz kafa karıştırıcı görünebilir. Ama derler ya: Onların saatleri var sizin zamanınız. Kendi çıkarlarınızı düşünüyorsanız, bunun zamanı için acele etmenize gerçekten gerek yok.

Trump’ın ekibinin bir anlaşmaya varmak ve Eylül 2020’de Abraham Barış Anlaşmalarına katılmak için size nasıl baskı yaptığını hatırlıyor musunuz? Riyad doğru kararı almıştı zira vakit uygun değildi.

Yirmi yılı aşkın bir süre önce Arap Barış Girişimi’ni ortaya koyduğunuzda, İsrail’in nasıl karşılık verdiği hatırınızda mı? Sessizlik, sağır ediciydi. Bu tartışmalara katıldığınız esnada, 1964 klasiği olarak The Rolling Stones’un Time on My Side adlı parçası dinlemek için iyi bir melodi.

Bu tartışmalardaki en büyük oyuncu sizsiniz

Ekonominiz İsrail ekonomisinin hacminin iki katı. Nüfusunuz da yaklaşık dört katı. Küresel enerji pazarlarında halen merkezî bir oyuncusunuz ve bol miktarda likiditeye sahip bir G20 üyesi olarak ülkenizde sürmekte olan ekonomik ve toplumsal dönüşümlerden dünya çapında birçokları faydalanmanın yollarını arıyor.

İsrail, bölgede ve dünyada önemli bir rol oynuyor. Güçlü ve yetenekli bir ordusu ve istihbarat teşkilâtı, her türlü benzersiz teknolojik yetenekle canlı bir ekonomisi gibi pek çok şeye sahip. Başka şeylerin yanında, bu günlerde iç ayrışmalarla dolu. Önemli bazı varoluşsal meseleler ve bunların nasıl çözüleceği konusunda henüz karar alabilir gibi görünmüyor ve gerçek anlamda zaman, İsrail’den yana değil.  

Konu bir anlaşmaya varmak olduğunda hem ABD hem de İsrail’de bazılarının zihninde yapay takvimler olduğu açık

Kalıcı bir barış için Filistin halkının rolü çok önemli

Mısır ve Ürdün’le daha önce yapılan anlaşmalar, Filistinlilerin önemini artırmaya çalışmakla birlikte nihayetinde başarısız oldu ve yaklaşık 30 yıl önce başlayan Oslo süreci, çeşitli nedenlerle durduruldu.  

Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Fas ile imzalanan son Abraham Barış Anlaşmaları daha çok, Batı Şeria’da Filistinlilerin yaşadığı merkezlerin etrafından dolaşıp, doğrudan İsrail yerleşimlerine giden bir yol gibi yürütüldü. İsrail-Filistin gerilimlerini yükselten pek çok sebep var. Önemli sebeplerden biri de Filistin halkının çıkarlarını kapsayan adil bir çözümün olmaması. Geçmişte Suudi Arabistan’da önemli görevlerde bulunmuş olanlar da dahil olmak üzere pek çok kişi, mevcut Filistin liderliğiyle iş yapmanın ne kadar sinir bozucu olduğunun farkında. Bizzat Filistinliler de liderliklerinin ne kadar zayıf ve tekdüze olduğunu biliyor. Ancak bu, müzakerelerde istediğinizden ve elde etmek zorunda olduğunuzdan daha azına razı olmak için bir sebep değil.

xasde
Foto: AFP/Majalla

İsrail'in Batı Şeria'yı potansiyel olarak ilhak etmesi gibi zaten olmaması gereken olumsuz bir eylemi önlemek gibi asgari düzeyde bir anlaşma yerine tam bir anlaşmaya varmak çok daha iyidir.

Üst düzey Suudi yetkililer, iki devletli çözümü öngören Arap Barış Girişimi’nin temel ilkelerini yeniden vurgulamayı sürdürüyor. Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, yakın zamanda ‘İsrail’le herhangi bir barışın tüm Filistinlileri kapsaması gerektiğini, zira Filistin devleti meselesi çözülmeden bölgede gerçek ve gerçekçi bir barış elde edemeyeceğimizi’ açıkladı. Barış anlaşmalarında diğer devletlerin yaptığı gibi siz de bu tutumu unutmayın.

İsrail'in Batı Şeria'yı potansiyel olarak ilhak etmesi gibi zaten olmaması gereken olumsuz bir eylemi önlemek gibi asgari düzeyde bir anlaşma yerine tam bir anlaşmaya varmak çok daha iyidir.

Aşırılıkçı ve katı yorumlar, bunların ülkenin siyasi sistemindeki tezahürleri gibi gelip geçicidir

İsrail, en hafif tabiriyle iç politikasında yoğun bir belirsizlik döneminden geçiyor. Mevcut hükümette, ultra-Ortodoks ve ana akımın dışında oldukları için dünyanın dört bir yanındaki pek çok Yahudi ve İsrailli tarafından zararlı görülen sesler var.

svwswdv
Foto: AFP/Majalla

Ancak bu aşırı görüşler, bazen kendilerini önem bakımından yakma potansiyeline de sahipler. İsrail toplumunun hangi tarafa yöneleceği halen belirsiz olmakla birlikte gerçek şu ki, binlerce İsraillinin mevcut hükümetin tutumlarına açıkça muhalefet etmek için özgürlüğünü kullanacak olması, İsrail’de daha ileriye dönük bir liderler grubuyla işlerin iyiye doğru gidebileceğine dair umut verici bir işaret.

İran’daki mevcut rejimle onun Hizbullah ve terör grupları gibi gerici müttefik ağı, ileriye dönük herhangi bir harekete karşı çıkacaktır

İsrail’le görüşmelerde bir ilerleme kaydedilirse, hatta (ya da özellikle) yukarıdaki üçüncü maddeyi tamamen dikkate alırsanız, bölgede sizi şiddet yoluyla ya da medya eleştirileri üzerinden hedef alan unsurlar olacaktır. İleriye dönük ve kapsamlı bir anlaşma imzaladığınız sürece geçmişte takılı kalanlardan gelen gürültüyü duymazdan gelin. İran rejiminin yazdığı Vizyon 2030 belgesini okudunuz mu? Hayır, okumadınız. Çünkü yazılmadı.

İsrail toplumunun hangi tarafa yöneleceği halen belirsiz olmakla birlikte gerçek şu ki, binlerce İsraillinin mevcut hükümetin tutumlarına açıkça muhalefet etmek için özgürlüğünü kullanacak olması, İsrail’de daha ileriye dönük bir liderler grubuyla işlerin iyiye doğru gidebileceğine dair umut verici bir işaret.

Bu bağlamda ve bölgeyi etkileyen önemli meseleler açısından ABD; Çin ve Rusya’ya kıyasla daha önemli görünüyor

ABD politikasındaki tüm dalgalanmalara ve ABD’deki partizan bölünmenin iki yakasındaki liderlerin işlediği telafi edilemez hatalara rağmen, ABD halen hem askerî hem de ekonomik bakımdan bölgede ve dünyada en etkili ve güçlü ülke. Çin ve Rusya, bölgeyi ABD’ye bağlayan ilişki derinliğinden ve çeşitliliğinden yoksun. Avrupa ülkeleri de Ortadoğu’daki dosyaların çoğunda ikinci bir rol oynamaya devam edecektir.

Bölge hükümetleri, güvenlik ve savunma alanlarında ABD’nin eşsiz askerî gücüne güveniyor. Bu rolü oynayabilecek başka bir dış güç de yok. Bu hem ABD hem de DEAŞ gibi terör örgütlerinden, İran’dan ve onun Ortadoğu bölgesindeki vekillerinden gelen ortak tehditlerle karşı karşıya kalan Ortadoğu ülkeleri için faydalı bir şey.

Ayrıca ABD, dünyanın en güçlü ve canlı ekonomisine sahip olup, Koronavirüs salgını sırasındaki zorunlu kapanmadan sonra en hızlı toparlanan ekonomiydi. Son olarak ABD’nin yumuşak gücü, özellikle kültür, müzik, eğlence ve eğitim alanlarında bölge insanları için Çin ve Rusya’nın sunduklarına kıyasla daha cazip olmaya devam ediyor.

Bölge hükümetleri, güvenlik ve savunma alanlarında ABD’nin eşsiz askerî gücüne güveniyor. Bu rolü oynayabilecek başka bir dış güç de yok.

Ne olursa olsun ülkeniz ABD siyasetinde bir kum torbası olarak kullanılacak

Söz ucuzdur ve ABD’de seçim zamanı yaklaştıkça da ucuzluyor. Bir aynaya benzeyen ve ABD’deki siyasi söylemi şekillendirmeye devam eden sosyal medya, sözü daha da ucuzlatıyor. Tüm bunlar, ABD’deki tartışmalara bulaşan yeni oryantalizmin (şarkiyatçılığın) bir parçasıdır.

2016 seçim kampanyasında aday Donald Trump’ın “İslam’ın bizden nefret ettiğini düşünüyorum” dediğini hatırlıyor musunuz? Ya da daha sonra başkan olduğunda, Suudi Arabistan’ı ABD’nin desteğine bağımlı olduğunu söyleyerek eleştirdiğini? Tüm bunların üstesinden geldiniz ve Trump ve ekibiyle çalışmanın bir yolunu buldunuz.  

Siyasi tartışmalarda Suudi Arabistan’a dair bazı eleştiriler var. Ama çoğunlukla bu sesler, klinik bir analiz sunmayan düşüncesiz teorisyenler tarafından bastırılıyor.

Endişelenmeyin; yapay zekâ ve logaritma o kadar gelişti ki, yakında bu seslerin terini alacak.

Burada asıl nokta: Bir ülkeyle, başka bir ülkenin kolaylaştırdığı karmaşık diplomatik tartışmalara giriyorsunuz ve her iki ülke de kendilerine özgü pek çok zorluk ve iç ayrışmayla karşı karşıya. Bunun, İsrail’le tartışmaların hızını ve içeriğini belirlemesine izin vermeyin ve burada uygun koşullar altında başarılabilecek şeyleri gözden kaçırmayın.

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in Araplara geri dönmesiyle elde edilenlerden daha fazlasına ulaşılabilir. Suriye rejimiyle normalleşme anlaşmasında olduğu gibi her şeyden boşuna vazgeçmeyin.

Ülkenizin çıkarlarını güvence altına almak için bu fırsatı değerlendirin. Ama bunu bölgeye ve halklarına azami faydayı sağlayacak şekilde yapın.

Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!
TT

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Grönland'a hastane gemisi göndereceğini duyurdu (Reuters)

Ancak adanın neden böyle bir gemiye ihtiyaç duyduğu, Trump'ın hangi gemiyi ne zaman göndereceği belirsiz.

Başkan, duyurusunu cumartesi akşamı, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Truth Social hesabından paylaştı. Trump, geçen yılın sonlarında Grönland'a ABD özel elçisi olarak atadığı Louisiana'nın Cumhuriyetçi valisi Jeff Landry'yle birlikte çalıştığını belirtti.

Trump, Truth Social'da şöyle yazdı:

Louisiana'nın harika valisi Jeff Landry'yle birlikte, orada hasta ve bakıma muhtaç birçok insanın bakımını üstlenecek büyük bir hastane gemisini Grönland'a göndereceğiz. Yolda!!!

Başkanın paylaşımında, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi de vardı. Geminin ne zaman varacağı veya ne kadar süre kalacağı konusunda bilgi vermedi. Trump'ın bu kararına neyin sebep olduğu da belirsiz. Grönland hükümeti sakinlerine ücretsiz sağlık hizmeti sağlıyor.
 

Görsel kaldırıldı.
Başkan Donald Trump'ın Truth Social'daki duyurusunda, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi yer aldı (Donald Trump/Truth Social)

Donanma takip sistemlerine göre USNS Mercy ve kardeş gemisi USNS Comfort, Alabama eyaletinin Mobile kentinde demirli durumda.

The Independent, Beyaz Saray, ABD Savunma Bakanlığı ve Landry'nin ofisinden daha fazla bilgi talep etti.

Reuters'a göre, duyuru ayrıca Danimarka'nın Ortak Arktik Komutanlığı'nın Grönland sularında ABD denizaltısından bir mürettebat üyesini tahliye etmesinden saatler sonra geldi. Yetkililer, mürettebat üyesinin acil tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyduğunu söyledi.

ABD Donanması denizcisi, görevinden ayrılan ve Grönland'ın Nuuk kentinden yaklaşık 13 km açıkta yüzeye çıkan nükleer denizaltıdan tıbbi sebeple tahliye edilmek zorunda kaldı.

Landry, Trump'ın duyurusunu X'te yeniden paylaşarak, "Teşekkürler Başkan @realDonaldTrump! Bu önemli konuda sizinle çalışmaktan gurur duyuyorum!" diye yazdı.

Önde gelen Grönlandlı aktivist Orla Joelsen, Trump'ın duyurusuna X'te "Hayır teşekkürler!!!" diye tepki gösterdi.

"Biz Grönlandlılar sağlıklı ve iyi durumdayız, nesillerdir nüfusumuzu güçlü tutan vitamin ve besin açısından zengin fok yağı da dahil kendi geleneksel yiyeceklerimizle besleniyoruz" dedi.

Trump ve müttefikleri, ulusal güvenlik amacıyla ABD'nin Danimarka'nın özerk bölgesi Grönland'ı satın alması gerektiğini defalarca savundu. Öte yandan Grönlandlı yetkililer adanın satılık olmadığını ve Danimarka'nın bir bölgesi olarak kalması gerektiğinde ısrar ediyor.

Geçen ayın sonlarında Trump, Grönland konusunda "gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini" duyurmuştu.

Truth Social'da, "NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yle yaptığım çok verimli görüşmeye dayanarak, Grönland ve aslında tüm Arktik Bölgesi'yle ilgili gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini oluşturduk" diye yazmıştı.

Trump'ın Grönland'a yönelik çabalarının birçok Amerikalı arasında popüler olmadığı anlaşılıyor. Bu ay yayımlanan AP-NORC anketine göre ABD'li yetişkinlerin yüzde 72'si Trump'ın Grönland'ı ele alma biçimini onaylamazken, sadece yüzde 24'ü onaylıyor.

Independent Türkçe


Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
TT

Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki Perşembe günü Cenevre’de yapılmasına karar verildiğini açıkladı. Busaidi, nihai bir anlaşmaya varılması amacıyla “ilave çaba gösterilmesi için olumlu bir ivme” bulunduğunu belirtti.

Umman’dan gelen bu teyit, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin bugün (Pazar) yaptığı açıklamanın ardından geldi. Arakçi, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ile Perşembe günü Cenevre’de görüşmesinin muhtemel olduğunu söyledi ve Tahran’ın nükleer programına ilişkin diplomatik bir çözüme ulaşılması için hâlâ “iyi bir fırsat” bulunduğunu ifade etti.

Arakçi bu açıklamaları, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik olası askeri saldırı seçeneğini değerlendirdiği bir dönemde, CBS News kanalına verdiği mülakatta yaptı.

Başkan Trump’ın özel temsilcisi Witkoff ise, İran’ın bugüne kadar neden “teslim olmadığını” ya da nükleer programını sınırlamayı kabul etmediğini başkanın sorguladığını söyledi. Washington’ın Ortadoğu’daki askeri kapasitesini artırmayı sürdürdüğü bir süreçte bu değerlendirmelerin yapıldığını kaydetti.

Witkoff, dün (Cumartesi) , Fox News’te yayımlanan ve başkanın gelini tarafından sunulan “My View with Lara Trump” programında şu ifadeleri kullandı: “Onu (Trump’ı) ‘hayal kırıklığına uğramış’ olarak tanımlamak istemem; çünkü önünde çok sayıda seçenek olduğunu biliyor. Ancak neden onların... ‘teslim oldular’ kelimesini kullanmak istemem ama neden teslim olmadıklarını soruyor. Bu baskılar altında ve orada bu kadar büyük bir deniz gücü varken neden bize gelip ‘Nükleer silah istemediğimizi ilan ediyoruz ve atmaya hazır olduğumuz adımlar şunlardır’ demediler?... Buna rağmen onları o aşamaya getirmek bir şekilde zor.”

Trump, Orta Doğu’da büyük çaplı bir askeri yığınak talimatı vermiş ve haftalar sürebilecek bir hava saldırısı ihtimaline karşı hazırlık yapılmasını istemişti. Tahran ise saldırıya uğraması hâlinde bölgedeki Amerikan üslerini vurmakla tehdit etmişti.

Tekrarlanan yalanlama

ABD, İran’dan Washington’a göre bomba yapımında kullanılabilecek zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini kabul etmesini talep ediyor.

Tahran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor. Bununla birlikte, mali yaptırımların kaldırılması karşılığında programa bazı kısıtlamalar getirilmesini kabul edebileceğini belirtiyor; ancak nükleer dosyanın füze programı ya da silahlı gruplara destek gibi diğer başlıklarla ilişkilendirilmesini reddediyor.

Witkoff, “Uranyumu sivil nükleer enerji için gerekli seviyenin çok üzerinde zenginleştirdiler. Saflık oranı yüzde 60’a ulaşıyor... ve muhtemelen bomba yapımına uygun endüstriyel düzeyde malzemeye sahip olmaya sadece bir hafta uzaktalar. Bu gerçekten tehlikeli” dedi.

Öte yandan, üst düzey bir İranlı yetkili bugün (Pazar) Reuters ajansına yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında yaptırımların hafifletilmesinin mekanizması ve kapsamı konusunda görüş ayrılıklarının sürdüğünü söyledi.


Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
TT

Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)

Kemal Allam

Financial Times, yıllık yıl sonu değerlendirme serisi kapsamında, 2026 yılının İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük belirsizlikle başladığını ve orta güçlerin önümüzdeki dönemde küresel düzeni ya pekiştirmede ya da zayıflatmada belirleyici faktör olabileceğini yazdı. Habere  göre, şaşırtıcı bir şekilde, Pakistan’ın adı, Amerikan hegemonyasını öngören “Donroe Doktrini”nde şimdiye kadarki en büyük kazanan olarak anılıyor. Pakistan, Beyaz Saray ziyaretlerinden Gazze barış planına kadar Donald Trump'ın çevresinde önemli bir yer edinmeyi açıkça başardı.

Ancak, Ortadoğu'ya askeri ve güvenlik tedarikçisi olarak geleneksel rolünün yanı sıra, Pakistan, İran gibi karmaşık çatışmalarda köprü görevi görmesi ve Çin ile ABD gibi daha büyük güçler arasında daha yakın bağlar kurması gereken bir orta güç olarak yeniden öne çıktı. Pakistan, daha önce, Nixon döneminde de ABD ve Çin arasındaki ilk diplomatik görüşmeye arabuluculuk yapmıştı. Bugün, on yıllık diplomatik boşluğun ardından, Pakistan, İran ile gizli görüşmeler yürütebilen ve Çin ile ortaklığı aracılığıyla bölgedeki askeri dengeyi yeniden ayarlayabilen bir güç olarak yeniden öne çıktı.

Trump'ın İran sorununu çözmek için Pakistan'a güvenmesi

Trump'ın ikinci başkanlığının başlangıcında, geçmiş dönemde Hindistan ile yakın ilişkisi ve Hindistan'ı Çin'e karşı tercih edilen stratejik ortak olarak görmesi nedeniyle Pakistan'da önemli bir belirsizlik hakim oldu. Ancak, görevdeki ilk yılından sonra Pakistan, sadece bölgede değil, küresel ölçekte de Trump'ın favorilerinden biri olarak görülmeye başladı. İsrail ve İran arasında yazın yaşanan 12 günlük savaş sırasında, Mareşal Asım Münir'in başkent Washington ve Langley'in koridorlarında neredeyse bir hafta boyunca bulunması tesadüf değildi. Dönemin Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Michael Eric Kurilla'nın Pakistan'ı terörizm ile mücadelede bir ortak olarak savunması da pek çok kişiyi şaşırttı. Zira bu açıklama, Kongre'nin önde gelen üyelerinin, Senato'nun ve generallerin Pakistan'ı sürekli olarak terörizmi destekleyen bir devlet olarak nitelendirdiği on yıllık bir dönemle çelişiyordu. Peki ne değişti?

Birincisi, Kurilla, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Washington'un istenmeyen saydığı ve ABD'nin doğrudan, en azından kamuoyu önünde, ilişki kuramadığı rejimlerle Pakistan'ın ilişki kurma yeteneğine yeniden güvenmeye başladı. İsrail-İran çatışması sırasında, ABD İran nükleer tesislerini vurduktan sonra, Pakistan gerilimin daha fazla yükselmesinin sonuçlarını hafifletmede sessiz, perde arkası bir rol oynadı. Pakistan, Tahran ve Washington arasında mesajları taşımakla kalmadı, aynı zamanda Trump'a İran’a nasıl davranması gerektiği konusunda doğrudan tavsiyelerde de bulundu. Nitekim Trump, Asım Münir ile yaptığı ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının yankılarını kontrol altına alma stratejisinin ele alındığı görüşmenin ardından, “Pakistan İran'ı çoğu ülkeden daha iyi tanıyor” açıklamasını yaptı. Bu, Trump'ın ilk döneminde Irak'ta Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle sonuçlanan önceki hamlesinden sonra yaşananları hatırlattı. O zaman, 2020'de de suikasttan sonra ilk olarak dönemin Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kamar Cavid Bacva ile telefonla görüşmüştü.

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor, ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor

Bunu anlamanın kilit noktası, Pakistan'ın, İsviçre, Katar, Umman ve İran görüşmelerindeki diğer bazı arabuluculardan farklı olarak, İran ile uzun bir sınıra sahip olması ve İran ile sürekli gerilimler yaşamasıdır. İranlılar, tam ölçekli bir çatışma durumunda Pakistan'ın kendileri için gerçek bir tehdit oluşturduğunun ve tüm Körfez ülkelerinin Pakistan'ın arkasında duracağının farkındalar. Daha önce yine el-Mecelle’de, İran ve Pakistan'ın, açık ve tam ölçekli bir çatışmayı önlemesi gereken dini, kültürel ve dilsel bağlara rağmen, açıkça duyurulmamış bir istihbarat ve vekalet savaşı içinde olduklarını yazmıştım. Süleymani sık sık Pakistan ile açık savaş tehdidinde bulunmuştu ve İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri'nin yanı sıra, İran'a hava saldırıları düzenleyen tek ülke Pakistan'dır. Bu durum, Pakistan'ı İran’a karşı havuç-sopa yaklaşımını uygulamak için önemli bir arka kapı haline getiriyor.

Mevcut Maskat görüşmelerinin nereye varacağını, Trump'ın İran'a saldırıp saldırmayacağını veya gerilimi azaltıp azaltmayacağını bilmesek de, Pakistan'ın rolü önemli olmaya devam ediyor. ABD, çatışma tırmandığında Beluç sınırının tarihi ve Pakistanlı Şiilerin devlete karşı kullanılması nedeniyle İran’ın Pakistan ile de ters düşebileceğinin farkında olarak kendisine mesajlar gönderebilir. İran, geçtiğimiz yaz yaşanan 12 günlük savaş sırasında ve protestoların başlamasından bu yana yaşanan son gerilimlerde Pakistan'ın gerilimi azaltmadaki rolü için de kamuoyu önünde kendisine teşekkür etti.

dvbfrg
Çin'in doğusundaki Shandong eyaletinin Qingdao kentinde Şanghay İşbirliği Örgütü üye devletlerinin savunma bakanlarının çektirdiği toplu fotoğraf, 26 Haziran 2025 (AFP)

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor. Bu da onu aradaki uçurumu kapatmada önemli bir oyuncu haline getiriyor. Pakistan’ın kendisi de nükleer güç olma yolunda benzer bir süreçten geçti ve nükleer meselede nasıl başarılı bir şekilde müzakere edeceğini biliyor. Askeri kapasiteye dayanma gücü olmadığında müzakerelerin ne kadar sınırlı olabileceğini biliyor. Pakistan ayrıca, Çin’in dünyadaki en yakın diplomatik ve askeri müttefiki olma avantajına da sahip.

Çin ve etkiyi kullanma sanatı

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve Başkan Richard Nixon'ın Pakistan aracılığıyla Çin ile yaptıkları görüşmeler ve gerçekleştirdikleri ziyaretler, İslamabad’ın eski Amerikan ulusal güvenlik uzmanlarının uzun zamandır minnettar olduğu önemli bir köprü olmasına olanak tanıdı. Pervez Müşerref dönemine kadar Pakistan, Çin ve ABD'nin kendi nüfuz alanlarındaki dengeleyici rolünde denklik konumunu korudu. Yine Müşerref dönemine kadar Pakistan ordusu, F-16 savaş uçaklarından Bell AH-1 Cobra saldırı helikopterlerine kadar neredeyse tamamen Amerikan kaynaklı ekipmanlara güveniyordu.

Çin'in etkisi, İslamabad'ı bir dönem Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi

Ancak bu değişim daha sonra gerçekleşti ve Pakistan, Çin'in en yeni savaş uçakları ve füze teknolojilerini paylaştığı dünyadaki tek ordu haline geldi; bu da geçen yılki kısa savaşta Hindistan'a karşı üstün gelmesine yardımcı oldu. Böylece Çin, en yeni ekipmanlarını test etmek için Pakistan’ı kullanmaya başladı ve bunları Hint güçlerine karşı ve Pakistan'ın İran ile olan birkaç sınır çatışmasında test etti. Bu durum Pakistan'ı, Çin'in nasıl düşündüğünü ve gelecekteki savaşlara nasıl hazırlandığını anlamada ABD için bir kez daha vazgeçilmez bir ortak haline getiriyor. Dünyada hiçbir ordu, Pakistan ordusu gibi bir yandan Trump ile doğrudan ve hızlı iletişim kurma yeteneğine, diğer yandan da Çin ile en yakın askeri ittifaka sahip değil. Pakistan ayrıca tarihsel olarak Çin'in hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile olan ilişkisinde de bağlantı noktası görevi

Türkiye'nin önde gelen askeri stratejistlerinden ve Erdoğan'a yakın isimlerden sayılan Türk Amiral Cihat Yaycı, Pakistan'ın Soğuk Savaş sırasında Çin'in yükselişinde çok önemli bir rol oynadığını ve 1980'lerde ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan ile olan ilişkilerini kullanarak bu tarafları Çin'e yaklaştırdığını düşünüyor. Yaycı ayrıca, kıdemli bir Türk subayı olarak, Çin'in kendisini Pakistan'ın en yakın müttefiki olarak nasıl gösterdiğine ve bunun Ankara'yı Uygur sorunu nedeniyle aralarında gerilim tırmandığında Pekin ile açılıma nasıl ittiğine bizzat şahit olduğunu belirtiyor. Bu Çin etkisi, İslamabad'ı bir zamanlar Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi. Hudson Enstitüsü de yakın zamanda aynı konuyu, yani Çin'in Pakistan'ı Batı ve Avrasya arasındaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için nasıl kullandığını gündeme getirdi.

Elbette Pakistan'ın gücünün de sınırları var; kırılgan ekonomisi Suudi Arabistan, Çin, BAE ve ABD dahil olmak üzere bir dizi uluslararası hamisine dayanıyor. Bu geniş bağışçı havuzu, Pakistan’ı çıkarlarını dengeleyebilen ve herhangi bir tarafla ittifak kurma tuzağına düşmeden aralarında manevra yapabilen bir köprü görevi görmesini sağlıyor. Avrupa Birliği ve Latin Amerika'daki birçok ülke, Trump taraf seçmeleri için baskı yaptığında ABD-Çin çatışmasında bir denge kurmakta zorlanırken, Pakistan bir anlamda tam tersi bir yaklaşım benimsedi. Sıfır toplamlı bir oyun tuzağına düşmek yerine, başkaları tarafından kullanılan bir köprü haline geldi. Bu da onu hem İran hem de Çin ile konuşmak için uygun bir muhatap yapıyor.