ABD-Suudi Arabistan anlaşması önündeki beş zorluk

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken geçtiğimiz aylarda Suudi Arabistan’ı ziyaret etti. (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken geçtiğimiz aylarda Suudi Arabistan’ı ziyaret etti. (AFP)
TT

ABD-Suudi Arabistan anlaşması önündeki beş zorluk

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken geçtiğimiz aylarda Suudi Arabistan’ı ziyaret etti. (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken geçtiğimiz aylarda Suudi Arabistan’ı ziyaret etti. (AFP)

Bilal Saab

İsrail ile Suudi Arabistan Krallığı arasındaki olası normalleşme etrafında kopan tüm gürültüye rağmen böyle bir anlaşmanın imzalanması için olmazsa olmaz destekçi ve garantör ABD’nin, Krallığın İsrail ile ilişkileri normalleştirme şartlarını kabul edip edemeyeceği veya bunu isteyip istemediği halen belirsiz.

Suudi Arabistan Krallığı, İsrail’le normalleşmesi karşılığında Washington’dan resmî bir savunma anlaşması imzalamasını, sivil bir nükleer program inşasına yardım etmesini ve F-35 gibi beşinci nesil savaş uçakları da dahil olmak üzere gelişmiş Amerikan silahlarına hızlı bir erişim talep ediyor.    

ABD’lilerin gözünde bu talepler, aşırı. Bu da Başkan Joe Biden’ı bunları kabul edip etmeme konusunda kararsız kılıyor.

Geçtiğimiz temmuz ayının 9’unda CNN kanalında Ferid Zekeriya'ya verdiği röportajda ABD Başkanı, bu konu hakkında konuşmak için henüz erken olduğunu söyledi. ABD Başkanı bundan kısa bir süre sonra The New York Times gazetesinden Thomas Friedman'a verdiği bir başka röportajda da tutumunu değiştirmedi.

Suudi Arabistan’ın ortaya koyduğu üç şart arasında, ABD-Suudi Arabistan ilişkilerini, Suudi Arabistan için resmi ABD güvencelerini otomatik olarak içeren bir ittifak sözleşmesi düzeyine çıkarma şartı en ciddi, sıkıntılı ve tartışmalı şart olarak görülüyor.

Bu kararsızlığa rağmen ABD Başkanı’nın böyle bir anlaşmanın imzalanması ihtimalini araştırmak üzere geçtiğimiz aylarda baş diplomatı Antony Blinken ile Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan’ı Suudi Arabistan’a göndermesi (Sullivan’ın Krallığa yönelik ziyareti kısa bir süre önce tekrarlandı), seçenekleri arasında denge kurma çabasını açıkça gösteriyor.

Suudi Arabistan’ın üç şartı arasında, ABD-Suudi Arabistan ilişkilerini, Suudi Arabistan’a verilen resmî ABD güvencelerini otomatik olarak içeren bir ittifak sözleşmesi düzeyine çıkarma şartı en ciddi, sıkıntılı ve tartışmalı şart olarak görülüyor. Bununla birlikte gerek sivil bir nükleer program inşasında Suudilere yardım etmeye gerekse onlara ABD hava silahlarının mücevherini ve dünyanın en güçlü savaş uçağını tedarik etmeye ilişkin diğer iki şart da oldukça önemli.

Bu iki şartı birinci şarttan daha az önemli kılan şey, bunlar üzerinde müzakere ve çözüm imkânının bulunmasıdır. Halbuki iki ülke arasında resmî bir savunma anlaşması meselesinde durum böyle değil. Bu mesele müzakereye yer bırakmıyor. Zira ikili bir anlaşmaya bağlı: Suudi Arabistan Krallığı, ABD ile resmî bir sözleşme temelinde ya müttefiktir ya da değildir.

Dikkatli bir düşünme

ABD’nin bu takas konusundaki karmaşık tutumunu tartışmadan önce izin verin, Suudi Arabistan Krallığı’nın bence kapsamlı bir resmî ABD caydırıcılığı elde etmeyi neden istediğini kısaca açıklayayım. Özellikle bu nokta, Suudi yetkililerin büyük bir manevra alanına neden sahip olmadığını ve bu konuda taviz vermelerinin neden neredeyse imkânsız olduğunu anlamak için bir anahtar. Son birkaç yıldır Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın cesur fikirlerini ve iddialı planlarını takip ettik.

Washington’ın Suudi Arabistan’ın taleplerini reddetmesi, bunların başka bir müzakere taktiği ya da 2020’de İsrail’le ilişkileri normalleştiren ve ABD’den güvenlik iş birliğini güçlendirme vaatleri alan Abu Dabi ile Manama’nın başarılarına üstün gelme girişimi olarak değerlendirildiği anlamına geliyor.

Washington’ın Suudi Arabistan’ın taleplerini reddetmesi, bunları başka bir müzakere taktiği ya da 2020’de İsrail ile ilişkileri normalleştiren ve ABD’den güvenlik iş birliğini güçlendirme vaatleri alan Abu Dabi ile Manama’nın başarılarına üstün gelme girişimi olarak değerlendirmek anlamına geliyor.

Ama ben, Riyad’ın müzakere maharetlerini göstermeye ya da daha iyi bir anlaşma elde etmeye çalıştığını sanmıyorum. Suudi Arabistan’ın talebinde bir mantık ve derin düşünce var.

Fotoğraf Altı: F-35 ve F-16 tipi Amerikan savaş uçakları. (Alamy/Majalla)
F-35 ve F-16 tipi Amerikan savaş uçakları. (Alamy/Majalla)

Riyad, İsrail’le ilişkileri normalleştirmenin ne anlama geldiğinin ve bunun İran’la yakın zamanda yapılan ve iki azılı düşmanı sakin tutan diplomatik anlaşmaya olan etkilerinin farkında.

Aslında Krallığın İsrail’i resmî olarak kucakladığı anda İran, İslam dünyasının lideri Suudi Arabistan’a rakip olmaya ve onu hedef almaya çalışacak.

Mescid-i Haram ile Mescid-i Nebevi’nin Hizmetkârı, sadece İslam’ın en kutsal iki mekânı olan Mekke ile Medine’nin himayesi ve bakımından sorumlu olmayıp, aynı zamanda Kudüs’ün kaderinin de en büyük bekçisidir.

Kudüs; İslam’ın en kutsal üçüncü mekânı, İsrail ile Filistin arasındaki herhangi bir anlaşmasının köşe taşı ve hem Suudi toplumu hem de tüm dünyadaki Müslümanlar için derin bir dinî öneme sahip yer olan Mescid-i Aksa’nın bulunduğu yerdir.

Suudiler; Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn gibi, İsrail’le sadece Batı Şeria ile Ürdün Vadisi’ndeki İsrail yerleşimlerini askıya almak ya da dondurmak için bir normalleşme anlaşması yapamaz.

Dolayısıyla Suudi yetkililerin, bir Filistin devleti kurulmadıkça ya da en azından bu devletin kurulmasının yolunu açan etkin bir süreç garanti edilmedikçe normalleşme olmayacağı yönündeki ısrarı tamamen gerçeğe uygun bir ısrardır ve meseleyi konuşmaktan ibaret değildir. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’ın Ocak 2023’teki şu açıklaması da bu yüzden: “Gerçek bir normalleşme ve istikrar, ancak Filistinlilere umut ve onur verilerek sağlanabilir.”

Suudiler; BAE ve Bahreyn gibi, İsrail’le sadece Batı Şeria ve Ürdün Vadisi’ndeki İsrail yerleşimlerini askıya almak ya da dondurmak için bir normalleşme anlaşması yapamaz.

Abraham Anlaşmaları

Eylül 2020’de Beyaz Saray’da eski ABD Başkanı Donald Trump’ın himayesinde İsrail ile BAE ve Bahreyn arasında ilişkileri normalleştirme anlaşmaları imzalandı. Bunu takiben Fas ile de ilişkiler başladı ve Sudan’la normalleşmeye ilişkin bir karar duyurusu imzalandı.

Şu an Sudan’da ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında cereyan eden savaş, Sudan’ın Abraham Anlaşmaları adıyla bilinen bu anlaşmalara resmî olarak katılmasını engelledi.

Trump, o dönemde bu adımı ‘özel bir tarihî an’ olarak nitelemişti. BAE ile İsrail, tam anlamıyla diplomatik ilişkiler kurduktan sonra teknoloji, iletişim, sivil havacılık, sağlık ve turizm gibi birçok alanda ikili iş birliğinin güçlenmesinin yolu açıldı.  

Arap ve İsrail medyası, İsrail’le ilişkileri normalleştiren ülkelerdeki yetkililerin, Ortadoğu’da İsrail’le barış zamanının geldiğine ve bu adımın bölgedeki diplomatik dengeyi değiştiren büyük bir jeopolitik sıçrayışı temsil ettiğine dair ifadelerini aktardı. Gözlemcilere göre bu anlaşmalar ABD’nin, Çin ile liderlik yarışı sebebiyle Ortadoğu’dan çekildiği bir zamanda yapıldı.

Haziran ayında Fas, İbrahim Anlaşmaları’nı imzalayan ülkelerin zirvesinin ertelendiğini resmî olarak duyurdu. Dışişleri, Afrika İşbirliği ve Yurtdışında Yaşayan Faslılar Bakanı Nasser Bourita (Nasır Burita), Fas’ın önümüzdeki dönemde Necef Forumu’nun ikinci zirvesine ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu söyledi.

Joe Biden yönetimi de bu anlaşmaları güçlendirmeyi ve başka Arap ülkelerini içine alacak şekilde genişletmeyi istiyor. Ancak mevcut İsrail hükümetinin geçtiğimiz aralık ayında iktidarı ele geçirmesinden sonra anlaşmayı imzalayan ülkeler, İsrail’deki aşırı sağın kışkırtmaları yüzünden adımlarının hızını yavaşlatmaya başladı. Ülkesi adına İbrahim Anlaşmaları’nı imzalayan Binyamin Netanyahu liderliğindeki mevcut hükümet, İsrail tarihindeki en sağcı hükümet olup, aralarında yakın zamanda Filistinlileri bir ‘icat’ olarak tanımlayan Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in de bulunduğu radikal bakanlardan oluşuyor. Son aylarda radikal yerleşimciler tarafından Mescid-i Aksa’ya yapılan baskınların hızı da arttı.

Fotoğraf Altı: ABD Başkanı Joe Biden, 23 Temmuz’daki NATO zirvesinin sonunda konuşma yaptı. (AFP/Majalla)
 ABD Başkanı Joe Biden, 23 Temmuz’daki NATO zirvesinin sonunda konuşma yaptı. (AFP/Majalla)

Fas haziran ayında, İbrahim Anlaşmaları’nı imzalayan ülkelerin zirvesinin ertelendiğini resmî olarak duyurdu. Dışişleri, Afrika İşbirliği ve Yurtdışında Yaşayan Faslılar Bakanı Nasser Bourita (Nasır Burita), Fas’ın önümüzdeki dönemde Necef Forumu’nun ikinci zirvesine ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu söyledi.

Necef Çölü’nde geçtiğimiz yılın mart ayında yapılan ilk toplantıya İsrail Dışişleri Bakanı ile Bahreyn, Mısır, BAE ve Fas dışişleri bakanları katıldı.

Rol ve güvenlik

Önemli rolleri ve güvenlik önceliklerinden ötürü Suudilerin daha önemli bir şeye ihtiyaçları var. Suudi Arabistan Krallığı ile ABD arasındaki dostluk, İran’ın gözünde kötü bir şeyse İsrail’i tanımak, kuşkusuz çok daha kötü olacaktır.

İran, İsrail’i tanımıyor. Bununla da kalmayarak onu haritadan silmek istediğini de tekrar tekrar dile getiriyor. Bu iki ülke, son yedi yıldır birbirlerine karşı bir gölge savaşı yürütüyor. Geçen yılki haberlere göre İsrail ordusu, Suriye’de ve Ortadoğu’nun başka yerlerinde İran’a ve müttefiklerine ait hedeflere yönelik 400’den fazla hava saldırısında bulundu.

Siyasi açıdan bakılırsa, Cumhuriyetçi rakiplerinin İsrail-Suudi Arabistan normalleşmesini zorlayacak büyük şeyler yapma çabası göz önüne alındığında Biden’ın, Suudilerin şartını kabul etmek için hareket alanı var gibi görünüyor.

İran’ın düşmanlığına karşı ABD’den himaye elde etme çabası, Suudiler için oldukça önemli. Peki, Washington Riyad’ın bu temel şartını kabul etmeye hazır mı?

Siyasi açıdan bakılırsa; Cumhuriyetçi rakiplerinin İsrail-Suudi Arabistan normalleşmesini zorlayacak büyük şeyler yapma çabası göz önüne alındığında Biden’ın, Suudilerin şartını kabul etmek için hareket alanı var gibi görünüyor. Ancak bunun ABD Senatosu’nda, yabancı bir ülkeyle herhangi bir savunma sözleşmesinin onaylanması için gerekli  çoğunluk olan oyların üçte ikisini almak için yeterli olup olmadığını bilmiyorum. Ama ABD’nin iç politikasını ve Filistinlilerin haklarını umursamayan bir İsrail sağcı hükümetiyle ya da bir zamanlar Suudi Arabistan’ı ‘yalnızlaştırmakla’ tehdit eden ABD yönetimiyle iş birliği yapma ihtimalini bir kenara bırakalım ve izin verin, ABD ile Suudi Arabistan Krallığı arasında bir ittifak sözleşmesi imzalamanın derin stratejik zorluklarını ele alalım. Bunlar, ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) ile Ulusal Güvenlik Konseyi’nin zihnine takılan zorluklardır.

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre Biden yönetimi, Suudi Arabistan’la yapılan bir savunma sözleşmesinin, riskleri kabul ve maliyetleri idare etmek ya da bu risklerle maliyetlerden korkup Riyad’a ‘hayır’ demeye meyletmek gibi tüm sonuçları üzerine düşündü. Tüm bunlar bir yana, Washington’ın tüm bunların üstesinden gelmesini neyin sağlayacağını ve nelerle uğraşması gerekeceğini bilmek iyi olacaktır.

Beş zorluk

ABD ile Suudi Arabistan Krallığı arasında, ABD’nin NATO üyeleri, Güney Kore, Japonya, Avustralya vd. ile olanlara benzer bir ortak savunma sözleşmesinin imzalanması, şartlarına bakılırsa asla hafife alınmaması gereken oldukça önemli bir taahhüt olacaktır. Bu yüzden ABD-Suudi Arabistan savunma anlaşmasının getirebileceği belirli riskler ve endişeler mevcut. Bunları ciddi bir şekilde düşünüp ele almalı.

Birinci olarak; şu an ABD’nin en önemli jeopolitik önceliği, Hint-Pasifik bölgesinde Çin’in meydan okumasına ve Ukrayna’da Rusya’ya karşı koymaktır. Suudi Arabistan Krallığı ile sınırlı da olsa bir savunma sözleşmesi, önemli ABD askerî ve diplomatik varlıklarını bu öncelikli alanlardan alıp Ortadoğu’ya yerleştirmek anlamına gelecektir.

Fotoğraf Altı: Nablus’ta 23 Ağustos’ta düzenlenen protestoya katılan Filistinli bir gösterici. (Getty Images/Majalla)
Nablus’ta 23 Ağustos’ta düzenlenen protestoya katılan Filistinli bir gösterici. (Getty Images/Majalla)

Bu, ulusal güvenlik ve milli savunma stratejisiyle tamamen çatışabilir. Ayrıca böyle bir anlaşmanın ABD devlet aygıtında, özellikle de Pentagon’daki labirent benzeri bürokratik sistemde dolaşıma sokulması, uzun ve epey zorlu bir süreç olacaktır.

İkinci olarak; diyelim ki İran (ABD-Suudi sözleşmesinin caydırıcılığıyla) Suudi Arabistan Krallığı’na karşı doğrudan askerî operasyondan kaçındı; bunun yerine gri alanda faaliyette bulunmaya devam etti ve bölgesel vekilleri aracılığıyla Krallığın istikrarını sarsan faaliyetlerini artırdı. O zaman Washington nasıl karşılık verecek?

Bir diğer ifadeyle Krallık ile İran’a bağlı Husiler arasındaki ateşkes (İran, olası herhangi bir Suudi-İsrail normalleşmesini reddettiği için) ihlal edilirse ve Suudi sivil hedefler Husiler tarafından bir kez daha İran’ın balistik füzeleriyle saldırıya maruz kalırsa bu durum, ABD’nin İran’a ve Husilere askerî bir karşılık vermesini gerektirecek ve teşvik edecek mi?

Daha geniş anlamda ABD, Suudi Arabistan için İran’a karşı bir savaşa girmeye hazır mı? Washington’ın bu sorulara cevap vermesi, Riyad’ın cevap verilmesini istemesi kadar kolay olmayacak.

Üçüncü olarak; bir savunma anlaşması, Suudi Arabistan Krallığı’nın Washington’a olan güvenlik bağımlılığını derinleştirebilir ve gerekli savunma iyileştirmelerini engelleyebilir. 

Washington’ın Arap bölgesel ortaklarıyla ilgili isteklerinden biri, kendilerini daha iyi koruyabilmeleri ve bölgesel güvenliğin yükünü paylaşabilmeleri için kendi askerî yeteneklerini geliştirmeleridir. Washington’la bir savunma sözleşmesinin bu yönelimi geciktirmesi, kesin olmasa da mümkündür.

Dördüncü olarak; Suudi Arabistan’la bir savunma sözleşmesi yapılması İsrail, Mısır ve BAE gibi önemli oyuncularla mevcut güvenlik ilişkilerini bozabilir. Zira Washington, bu eski bölgesel ortakları böyle bir düzenlemenin dışında bırakma kararını gerekçelendirmek zorunda kalacaktır.

Hatta bu, Tayvan ve Ukrayna gibi ülkelere kadar uzanabilir. Washington, onlarla aynı şeyi yapıp, onlara benzer güvenlik taahhütleri sunabilecek olsa da ABD askerî varlığının bölgede ve dünyada aşırı bir şekilde genişlemesi riskiyle karşı karşıya kalacaktır. Dahası, ortak savunma anlaşmalarının sayısının artması, ABD için daha büyük güvenlik zaaflarının ortaya çıkmasına sebep olacaktır.

Mantıksal olarak bir savunma sözleşmesine katılan tarafların sayısının artması, sadece İran’la değil diğer düşmanlarla da ikili silahlı çatışmalarının çıkması olasılığını artırabilir. Dolayısıyla ABD, yalnızca Suudi Arabistan ile İran arasındaki gerilimi yönetmekle kalmayıp, aynı zamanda İran, Mısır, İsrail ve BAE arasındaki muhtemel çatışmalarla da uğraşmak zorunda kalacak.   

Velhasıl, Washington’ın güvenlik yükümlülükleri ve karmaşaları önemli ölçüde artacak.

Beşinci olarak; savunma anlaşmasında potansiyel bir kusur var. Zira istemeden Tahran’ın nükleer yeteneğe sahip olma çabasını hızlandırmasına alan açabilir. Nitekim İran, rejimini hayatta tutmak ve kendisini hayali dış tehditlerden korumak için ideal yolun askerî bir nükleer gidişata öncelik vermek olduğunu düşünebilir. Bu senaryoyla bölgesel güvenlik önemli ölçüde istikrarsızlaşacak, küresel stratejik istikrar baltalanacak ve ABD’nin bölgede bir nükleer silahlanma yarışını engellemek için gösterdiği tüm çabalar boşa çıkacaktır.

Etkili alternatifler

Bu zorluklar çözümsüz olmasa da ben halen ABD ile Suudi Arabistan Krallığı arasında resmî bir savunma sözleşmesi yapılmasını haklı çıkaracak gerekçe göremiyorum. Hele de daha etkili alternatifler varken. İki ülke arasındaki güvenlik ilişkilerini güçlendirecek bu alternatifleri dikkatle inceledim.

Gereken şey, bir sözleşmeye mahkûm resmî bir ittifak değil. Daha ziyade ABD’nin, reform girişimlerine güçlü bir şekilde katılmasıdır. Bu yol, ABD ile Suudi Arabistan arasında ortak bir acil durum planlamasını ve kurumsal yetenekleri güçlendirmeye dönük yatırımları içeren daha koordineli güvenlik stratejisinin geliştirilmesini gerektirebilir.

Aslında gereken şey, bir sözleşmeye mahkûm resmî bir ittifak değil. Daha ziyade ABD’nin, reform girişimlerine güçlü bir şekilde katılmasıdır. Bu yol, ABD ile Suudi Arabistan arasında ortak bir acil durum planlamasını ve kurumsal yetenekleri güçlendirmeye dönük yatırımları içeren daha koordineli güvenlik stratejisinin geliştirilmesini gerektirebilir.

Bununla beraber Biden yönetimi farklı bir bakış açısına sahip olabilir. Eğer öyleyse ve ABD yönetimi, Suudi Arabistan Krallığı ile resmî bir caydırıcı düzenleme yapmaya tercih ederse, umarım bu karar, bununla bağlantılı tüm maliyetler ve faydalar derinlemesine incelendikten sonra verilir. Daha da önemlisi, kaçınılmaz ve olası en kötü senaryolarla yüzleşmek için dikkatli bir planlama ve ön hazırlık yapılmalıdır.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Trump, kadın muhabirin sözünü kesti: Sessiz ol

ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)
TT

Trump, kadın muhabirin sözünü kesti: Sessiz ol

ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, basınla yaşadığı son gergin diyalogda bir kadın muhabire "sessiz olmasını" söyledi ve ardından kadınların erkeklerden daha iyi yönetim sergilediği fikrini "çok saçma" bularak reddetti.

80 yaşındaki başkan bu ifadeleri cumartesi günü Tennessee'de oynanacak üniversite düzeyindeki Amerikan futbolu maçı için yola çıkmadan önce, Beyaz Saray'ın önünde gazetecilerle konuşurken dile getirdi.

Başkanın geçen hafta CNN, MS NOW ve Politico'nun Beyaz Saray'a girişini yasaklamasının ardından bir kadın gazeteci Trump'a Beyaz Saray basın havuzunda sadece kendisini "destekleyen" yayın organlarının mı yer almasını istediğini sordu. Federal bir yargıç perşembe günü bu kararı engellemiş olsa da Trump cumartesi günü CNN'in başkanlık uçağı Air Force One'a alınmasını engelledi ve bu kanalın yerine LindellTV'yi dahil etti.

Trump, "Hayır, hayır" diye yanıt verdi.

Sizinki gibi yalan haberler değil, doğru haberler istiyorum. Dinleyin, doğru haberler istiyorum. Açık ve özgür basını severim. Sevmediğim şey yalan haber.

Trump sözlerine CNN ve MS NOW'ın reytinglerinin düşük olduğunu öne sürerek devam etti. Aynı muhabir, yani MS NOW'dan Akayla Gardner, "Zor sorular istemiyor musunuz?" diye ek bir soru sorduğunda ise Trump onun sözünü kesti.

Trump işaret parmağını kaldırarak, "Bekle, bekle, sessiz ol" dedi.

Sevmediğim şey yalan haberler. Ve onlar yalan haber yapıyor.

Gazetecileri taraflı ve adil olmayan haberler yapmakla suçlayan Trump basınla uzun süredir kavgalı. Ayrıca daha önce gazetecilere yönelik kişisel hakaretlerde bulunmuş ve bazılarının cezalandırılması gerektiğini ima etmişti.

Trump sıklıkla kadın muhabirleri hedef alıyor. Haziranda CNN muhabiri Kaitlan Collins'e sert tepki göstermiş, onun "gözlerinde nefret olduğunu" ve "yüzünde hiç gülümseme görmediğini" söylemişti. Daha önce de Collins'in Beyaz Saray balo salonuyla ilgili sorular sormasının ardından onu "aptal ve edepsiz" diye nitelemişti.

Geçen kasımda Trump, Jeffrey Epstein hakkında soru sormaya çalışan Bloomberg muhabiri kadına "Sessiz ol, domuzcuk" demişti. Beyaz Saray'ın bu söze getirdiği açıklama, Trump'ın "herkese karşı son derece açık ve dürüst" olduğuydu.

Cumartesi sabahı Trump'a eski ABD Başkanı Barack Obama'nın kadınların yönetimde olmasıyla ilgili bu haftaki yorumları da soruldu.

Obama pazartesi günü, "Kadınları iki yıl kadar bütün hükümetlerin başına getirseniz ve ardından işlerin nasıl gittiğine baksanız, her şeyin mükemmel olmayacağına ama daha iyi olacağına güçlü biçimde inanıyorum" demişti.

Trump bu konuda, "Bu çok saçma" yorumunu yaptı.

Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade.

Trump başka birçok konuya da değindi. Bir kez daha "süper zeka" diye tanımladığı yapay zekanın geliştirme çalışmalarını Birleşik Devletler'in "frenlemeyeceğini" söyledi.

Bunun yanı sıra Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'ye, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşını sona erdirmek için "bir anlaşma yapması" çağrısında bulundu ve ABD'nin Hürmüz Boğazı üzerinde "tam kontrole" sahip olduğunu öne sürdü.

Independent Türkçe


İran ordusu: Savaş bitmedi, ülke hassas bir aşamadan geçiyor

İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)
İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)
TT

İran ordusu: Savaş bitmedi, ülke hassas bir aşamadan geçiyor

İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)
İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)

İran Ordusu Başkomutanı Tümgeneral Emir Hatemi, pazar günü savaşın “sona ermediğini” söyleyerek “ağır saldırılar” tehdidinde bulundu. ABD Başkanı Donald Trump ise İran’ın “teslim olması” halinde çatışmaların “yakında” sona ereceğini öne sürdü.

Fransız Haber Ajansı AFP’den  aktardığı habere göre İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Deniz Kuvvetleri, “Remus 600” tipi ABD’ye ait insansız denizaltıyı ele geçirdi. Denizaltının Hürmüz Boğazı’nda “casusluk görevleri” yürüttüğü belirtildi.

Açıklamada, denizaltının istihbarat kapasitesi ve elektronik harp tekniklerinin kullanıldığı “koordineli ve karmaşık bir operasyon” sonucunda ele geçirildiği belirtildi. Denizaltının içinde depolanan verilerin çıkarılması için İranlı uzmanların kontrolüne alındığı kaydedildi. ABD ordusundan ise henüz konuya ilişkin açıklama gelmedi.

Tahran, eylül ayı içinde ikinci kez insansız bir ABD denizaltısını ele geçirdiğini duyurmuş oldu. Devrim Muhafızları, 8 Eylül’de de başka bir ABD insansız denizaltısını kontrol altına aldığını açıklamıştı. ABD ordusu daha sonra deniz insansız araçlarından birinin “arızalandığını” bildirmiş ancak aracın İran tarafından ele geçirilip geçirilmediğine ilişkin bilgi vermemişti.

Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın cumartesi günü İran hükümetinin Hürmüz Boğazı’nı yeniden açma ve çatışmaları yedi gün içinde sona erdirme önerisini reddetmesinin ardından geldi. Tahran ise iki taraf arasında İslamabad’da varılan mutabakat zaptına yakın şartlarda ısrar ediyor. Söz konusu mutabakat, İran’ın boğazdaki gemilere yönelik saldırılarına yeniden başlamasının ardından çökmüştü.

cdvfhyj
“F/A-18 Super Hornet” savaş uçağı, Orta Doğu sularında bulunan ABD Donanması’na ait “USS George Washington” uçak gemisinden kalkışa hazırlanırken (CENTCOM)

Şarku’l Avsat‘ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığı habere göre Ordu Komutanı General Emir Hatemi, Tahran’da düzenlenen bir konferansta yaptığı konuşmada, İran’ın karşı karşıya olduğu rakiplerinin “yanlış hesaplarından” birinin İran liderinin ve çok sayıda üst düzey komutanın öldürülmesinin ülkenin çökmesine yol açacağını düşünmeleri olduğunu söyledi.

Hatemi, “Tek bir komutan bile geri adım atmadı. Herkes kararlılıkla ayağa kalktı, direndi ve ülkeyi savundu” dedi. Hatemi, ABD’yi İran içinde karışıklık çıkarmaya çalışmakla suçlayarak Trump’ın İranlılar üzerinde baskı kurup onları isyana ve ardından iç savaşa sürüklemek istediğini öne sürdü.

Hatemi, Trump’ın Venezuela’ya ilişkin son açıklamalarına atıfta bulunarak ABD’nin aynı senaryoyu İran’da uygulamak istediğini ancak İranlıların buna izin vermeyeceğini söyledi. İranlı komutan, “dayatılan savaşın hassas ve kader belirleyici aşamalardan geçtiğini” belirterek “Savaş bitmedi. Zafer kazandık ancak bu zaferi korumamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Hatemi, “Saldırgan düşman ağır darbeler aldı ancak İran askerlerinden gelecek ağır darbelere karşı hazırlıklı olması gerekiyor” dedi.

İran’ın ticaretten mahrum bırakılmasını kabul etmeyeceğini belirten Hatemi, yabancı aktörlerin bölgedeki stratejik su yollarını kullanmasına karşı çıktı.

Hatemi, “İran ticaret yapamazsa, İran yaşayamazsa hiç kimse ticaret yapamaz ve yaşayamaz” dedi. Hürmüz Boğazı’nı “izzetimizin ve onurumuzun boğazı” olarak nitelendiren Hatemi, “ülkenin düşmanlarının İran halkı bu geçitten mahrum bırakılırken bu büyük lojistik koridoru kullanmasına izin verilmeyeceğini” söyledi.

İran ordusu ABD saldırısını ihtimal dışı bırakmıyor

İran Ordusu Sözcüsü Muhammed Ekremi-Niya da silahlı kuvvetlerin yeni bir ABD saldırısına karşı “tamamen hazır” olduğunu söyledi. ABD’nin İran’a yeniden saldırması halinde “daha büyük zararlara” uğrayacağı uyarısında bulundu.

jyumk
İran Ordusu Sözcüsü Emir Ekremi-Niya (Arşiv - Daneshju)

Ekremi-Niya, ABD’nin bölgedeki koşullarının “iyi olmadığını” belirterek bunun Washington’ı “askeri saldırganlığa” yöneltebileceğini söyledi. İran ordusunun herhangi bir saldırıyla mücadele etmek için “her açıdan” hazır olduğunu vurguladı.

Washington’ın, Hamas ve Hizbullah’a yönelik saldırılar ile Beşşar Esad yönetiminin devrilmesi ve İran’daki gelişmelerin ülkeye saldırmak için uygun koşulları oluşturduğunu düşünerek yanlış hesap yaptığını savundu.

İran’ın 28 Şubat’taki saldırılara karşılık verdiğini belirten Ekremi-Niya, İran Hava Kuvvetleri’nin 2 Mart’ta Kuveyt, Katar ve Irak Kürdistan Bölgesi’nde operasyonlar düzenlediğini söyledi. “Füzelerimiz ve insansız hava araçlarımız düşmana ezici bir karşılık verdi” dedi.

Ekremi-Niya, Trump’ı İran’ı bölmeye çalışmakla suçlayarak “Saddam gibi üçüncü savaşta da ülkeyi bölmeye çalıştı ancak ikisi de başarılı olamadı” ifadelerini kullandı.

Wall Street Journal gazetesi ise adını açıklamadığı ABD’li yetkililere dayandırdığı haberinde Trump’ın özel görüşmelerinde, kasım ayında yapılacak ara seçimlerin ardından ABD’nin bombardıman kampanyasını yeniden başlatma ihtimalini dile getirdiğini bildirmişti.

Trump pazar günü İran’la savaşın “yakında” sona ermesini beklediğini söyledi. İran’ın “teslim olmasıyla” petrol fiyatlarının “düşeceğini” öne süren Trump, fiyatların “çakılacağını” ifade etti. ABD’nin önceki gece limanlardan “rekor miktarda” petrol çıkardığını ve bunun savaş öncesinde çıkarılan miktardan daha fazla olduğunu söyledi.

Hürmüz güzergâhları

İran Genelkurmay Sözcüsü Tuğgeneral Ebu’l Fazl Şekarci, cumartesi akşamı Hürmüz Boğazı’nın yönetiminin İran’ın elinde olduğunu söyledi. Şekarci, devlet televizyonuna verdiği röportajda “İran’ın belirlediği güzergâhın dışında geçmek isteyen hiçbir gemi güvende olmayacak” dedi.

İran’da su yolunun yönetiminden sorumlu kurum da gemi sahiplerini “yasa dışı” olarak nitelendirdiği güzergâhları kullanmamaları konusunda uyardı. İran medyasının kurumun açıklamasına dayandırdığı haberlere göre talimatlara uyulmaması, gelecekte gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişine kısıtlamalar getirilmesine yol açabilir.

Kurum, söz konusu güzergâhların kullanılmasının mali riskler ve mürettebatın hayatı açısından tehlikeler barındırdığını belirterek gemi sahiplerinden bu ihlallerin önlenmesi için gerekli tedbirleri almalarını istedi.

Kuralların ihlal edildiği tespit edilen kiracı şirketlerin “ihlal eden şirketler listesine” alınabileceği ve bunun söz konusu şirketlerle bağlantılı tüm gemilerin gelecekteki geçişlerine kısıtlama getirilmesine yol açabileceği belirtildi.

Kurum ayrıca bir geminin sahipleri tarafından gönderildiğini belirttiği bir mektubun görüntüsünü yayımladı. Mektupta gemi sahiplerinin kiracı şirketin doğrudan talimatı üzerine boğazdan “izinsiz” geçiş yaptıkları ve İran makamlarının talep ettiği prosedürleri tamamlamadıkları için özür diledikleri öne sürüldü. İran’ın iddiasına göre gemi sahipleri, gemilerinin ve şirketlerinin ihlal listesinden çıkarılmasını talep etti.

cdfvgthyj
Tahran sokaklarından birinde İran’ın eski dini lideri Ali Hamaney ile eski Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin fotoğraflarının yer aldığı bir propaganda panosu (EPA)

Bu adımlar, boğazdaki deniz trafiğinin hâlâ ciddi ölçüde kısıtlandığı bir dönemde atıldı. Savaşın 28 Şubat’ta başlamasından önce dünya genelinde ticareti yapılan petrol ve sıvılaştırılmış doğal gazın yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyordu. Ancak İran’ın saldırıları ve tehditleri gemi trafiğinde keskin düşüşe yol açarken ABD de İran limanlarına abluka uyguladı.

İran, geçiş yapan gemilerden çevrenin korunması gibi hizmetlerin finansmanında kullanılmak üzere “hizmet bedeli” olarak adlandırdığı bir ücret almayı planladığını söylüyor. ABD ise bu uygulamaya karşı çıkıyor.

Washington, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol kapasitesini küçümsedi. Axios’un haberine göre ABD’li müzakereciler geçen hafta gerçekleştirilen dolaylı görüşmeler sırasında İran tarafına Tahran’ın boğazı kontrol etmediğini ve dolayısıyla boğazla ilgili taleplerde bulunamayacağını söyledi.

Trump ise İran’ın boğazı yeniden açma önerisini reddetmesinin ardından ABD’nin boğaz üzerinde tam kontrole sahip olduğunu söyledi.

Tahran, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin “yedi günlük plan” olarak nitelendirdiği öneriyi Katar üzerinden iletmişti. Buna göre Washington’ın başta ABD’nin deniz ablukasını ve petrol satışlarına yönelik yaptırımları kaldırması olmak üzere İran’ın şartlarını kabul etmesi halinde boğaz yedi gün içinde yeniden açılacaktı.

Şekarci, ABD’yi boğaza müdahale etmemesi konusunda uyararak “Amerikalıların hayatta kalmak için önünde tek bir yol var: Batı Asya bölgesinden çıkmak. Ne kadar hızlı çıkarlarsa kayıpları o kadar az olur” dedi.

Şekarci, “Amerikalılar Hürmüz Boğazı’na müdahale etmeyi hayal etsin. Eğer Hürmüz Boğazı’na müdahale ederlerse bir tokat yiyecekler” ifadelerini kullandı.

İran’ı “küresel bir güç” olarak nitelendiren Şekarci, Tahran’ın ABD’nin “yeni dünya düzenindeki eski konumuna” dönmesine izin vermeyeceğini söyledi.


Trump bu hafta İran’la yeni bir müzakere turu bekliyor

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)
TT

Trump bu hafta İran’la yeni bir müzakere turu bekliyor

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve nükleer müzakerelerin yeniden başlatılmasını, ABD’nin deniz ablukasının kaldırılması ve bölgedeki ateşkesin yeniden tesis edilmesine bağlayan önerisini reddetmesinin ertesi günü, bu hafta İran’la yeni bir müzakere turu yapılmasını beklediğini söyledi.

Trump,bugün (Pazar) Axios’a verdiği mülakatta, “Bu hafta İran’la daha fazla görüşme yapılmasını bekliyorum. Bir anlaşmaya varmak istiyorlar ancak bu benim yapmak istediğim anlaşma değil. Bu, belki de bir yıl önce kabul edebileceğimiz bir anlaşma. Ellerindeki kozları olduğundan fazla değerlendirdiler” dedi.

Bölgesel kaynaklar Trump’ın beklentilerini Axios’a doğrulayarak ABD ile İran arasında yeni bir dolaylı müzakere turunun pazartesi günü başlayabileceğini söyledi. Ancak kaynaklar, iki taraf arasındaki anlaşmazlıkların aşılıp aşılamayacağının henüz net olmadığını belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmalarına katıldıktan sonra Tahran’a dönmesine rağmen Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin ekibi New York’taki diplomatik temaslarını sürdürüyor.

Anlaşmazlığın başlıca noktalarından biri müzakerelerin kapsamıyla ilgili. İran, Hürmüz Boğazı ve ABD’nin deniz ablukasına odaklanılmasını isterken Trump yönetimi Tahran’dan nükleer programı konusunda taviz vermesini talep ediyor. Trump, ABD’nin İran’a yönelik saldırılarına yeniden başlayıp başlamayacağı sorusuna ise “Bunu her zaman düşünüyorum” yanıtını verdi.

bghj
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Maryland eyaletindeki Andrews Hava Üssü’nde başkanlık uçağına binerken (AP)

Trump ayrıca ABD ordusunun Hürmüz Boğazı’ndan büyük miktarlarda petrol geçişini kolaylaştırdığını belirterek savaşın başlamasından bu yana en yüksek miktarda petrolün hafta sonunda boğazdan geçtiğini söyledi. Trump, “20 milyon varilden fazla” dedi.

ABD Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili de Trump’ın açıklamalarını Axios’a doğrulayarak cuma gecesi Hürmüz Boğazı üzerinden 22 milyon varil petrol ihraç edildiğini belirtti.

Katar, değiştirilmiş formül için arabuluculuk yapıyor

ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner, geçen salı günü New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile yeni bir dolaylı müzakere turu gerçekleştirdi.

Görüşmelerde Katarlı yetkililer de yer aldı ve iki taraf arasında mesajların iletilmesini sağladı. Arakçi, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve nükleer müzakerelerin yeniden başlatılması için İran’ın şartlarını Witkoff ve Kushner’a iletti.

İran, ABD’nin deniz ablukasını kaldırması, petrol satışlarına yönelik yaptırımları iptal etmesi ve bölgede ateşkesin yeniden yürürlüğe konulması karşılığında Hürmüz Boğazı’nın bir hafta içinde yeniden açılmasını ve nükleer müzakerelerin tekrar başlamasını önerdi.

Trump, cumartesi günü İran’ın önerisini reddetti. Ancak bir ABD’li yetkili ile bölgesel kaynaklar Axios’a, Katarlı arabulucuların bir anlaşmaya varılması amacıyla iki taraf arasındaki temaslarını sürdürdüğünü söyledi.

Katar Başbakanı perşembe günü New York’ta İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile bir araya gelerek Trump yönetimiyle yapılabilecek anlaşmayı görüştü. Katar Başbakanı kısa süre sonra üst düzey Katarlı yetkililerle birlikte Witkoff ile görüştü ve kendisini müzakereler hakkında bilgilendirdi.

Dolaylı müzakereler hakkında bilgi sahibi bölgesel bir kaynak, Katarlı arabulucuların İran’ın ilk önerisini iki tarafla görüştüğünü ve incelemeleri için her iki tarafa da uzlaşı sağlayabilecek yeni bir öneri sunduğunu söyledi.

Katarlı arabulucular hafta sonu boyunca öneri metninde yapılacak değişiklikler konusunda İranlı ve Amerikalı müzakerecilerle ayrı ayrı temaslarını sürdürdü.

Arabulucuların pazartesiden itibaren Arakçi ve Witkoff ile ayrı ayrı görüşmeler gerçekleştirmesi bekleniyor.

Arakçi resmi yanıtı bekliyor

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, pazar günü NBC News’e yaptığı açıklamada Trump’ın İran’ın önerisini reddettiğini açıklamasına rağmen Tahran’ın diplomatik bir çözüm istediğini söyledi.

Arakçi, ABD’de yapılacak ara seçimlerin Tahran’ın hesaplarında yer almadığını belirterek “Biz yalnızca ulusal çıkarlarımızla ilgileniyoruz. Müzakerelere hazırız” dedi.

Arakçi, “Başkan Trump’ın bu anlaşmayı reddettiğini duyduğumuz halde... arabulucular üzerinden resmi bir yanıt beklemeyi sürdürüyoruz” diye konuştu.