İsviçre peyniri ve özel bir ada... Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’un abartılı ve tuhaf hobilerihttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/4550251-i%CC%87svi%C3%A7re-peyniri-ve-%C3%B6zel-bir-ada-kuzey-kore-lideri-kim-jong-un%E2%80%99un-abart%C4%B1l%C4%B1-ve-tuhaf
İsviçre peyniri ve özel bir ada... Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’un abartılı ve tuhaf hobileri
Kuzey Kore lideri Kim Jong-un. (Reuters)
Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’un hobileri sadece Pyongyang ile Moskova arasında zırhlı tren sürmekle sınırlı değil. Kim Jong-un boş zamanlarında füze ve nükleer denizaltı fırlatmakla da yetinmiyor. Tartışmalı liderin daha pek çok abartılı hobisi var. Uzun hobiler listesine ek olarak Kuzey Kore medyası Kim’in olağanüstü yeteneklerinin olduğunu iddia ediyor.
Kim ve basketbol
Kim, İsviçre’deki öğrencilik yıllarından beri basketbola meraklı. Öğrencilik yıllarında sosyal bir yapıya sahip olmadığı için basketbol onun en büyük arkadaşı oldu. Kim, kilosuna ve boyuna rağmen bir süre basketbol ile ilgilendi. Odasının duvarlarını ABD’li basketbolcu Michael Jordan’ın fotoğraflarıyla doldurdu, sınıf arkadaşları arasında devasa spor ayakkabı koleksiyonuyla tanınıyordu.
Kuzey Kore devlet televizyonu tarafından yayınlanan Kim Jong-un’un çocukluk fotoğrafları. (EPA)
Daha önce İngiliz medyasına konuşan okul arkadaşları, Kim’in gergin bir oyuncu olduğunu, yarışmayı sevdiğini ve kaybetmekten de nefret ettiğini aktardı. Kim, çocukluk kahramanı Michael Jordan’ı, 2011 yılında babasından iktidarı devraldıktan sonra Pyongyang’a davet etti. Ancak Jordan ziyaret davetini kabul etmediği için onun yerine Chicago Bulls takımındaki meslektaşı Dennis Rodman’a davet gönderdi.
Kim Jong-un ve ABD’li basketbolcu Dennis Rodman. (AP)
Rodman’ın 2013 yılında ülkesi ile Pyongyang arasındaki kalın, yüksek demir duvarı nasıl aştığı uzun süre dünya gündemini meşgul etti. Rodman, Pyongyang’da sıcak bir şekilde karşılandı. Rodman’ın ziyarette Kim’e yönelik, “Ömür boyu bir dostun var” sözleri insan hakları grupları tarafından eleştirilmişti. Ancak Rodman bunu umursamadı, Kuzey Kore’ye geri döndü ve kendisiyle Kim arasındaki dostluk antlaşmasını yineledi.
Rodman Kim’in halka açık bir şekilde kutladığı doğum gününde ‘Doğum günün kutlu olsun sevgili mareşal’ şarkısını söyledi.
Atlara aşık bir lider
Kim, medyada genellikle at sırtında beliriyor. 2019’daki bir medya kampanyasında, Kuzey Kore’nin en yüksek zirvesine beyaz bir atla tırmandığı söylendi. 2021’de Kuzey Kore televizyonu tarafından yayınlanan bir belgeselde, aynı kare ekranlarda yerini aldı.
Beyaz atlar ülkenin sembolü. Kurucu büyükbabası Kim İl-sung’un beyaz bir ata bindiği ve İkinci Dünya Savaşı sırasında Japon sömürgeciliğine karşı savaşlara öncülük ettiği söylendiği için beyaz atlar ülkenin kuruluş dönemini hatırlatıyor.
Kim Jong-un, seçim kampanyalarında genellikle beyaz bir atın üzerinde görünüyor. (AFP)
Lüks otomobil filoları
Kuzey Kore liderinin koleksiyonunda Rusya’dan onlarca ithal at, zırhlı bir tren, özel bir uçak ve çok çeşitli lüks arabalar yer alıyor. Basında yer alan haberlere göre araba koleksiyonunda iki Maybach, bir Mercedes filosu, bir dizi Rolls Royce ve Land Roverlar bulunuyor.
Şarku’l Avsat’ın Telegraph gazetesinden edindiği bilgilere göre tren Kim’in, uçak, araba ve atların yanı sıra altı milyon dolar değerinde bir yatı da var. Bu yatın Kim’in tatillerini geçirdiği özel adasına götürecek ulaşım aracı olması muhtemel.
Arkadaşı Kim ile birlikte bu adayı ziyaret eden Rodman, adada birçok yüzme havuzu ve su tesisinin yanı sıra bir futbol ve basketbol sahası olduğunu belirtti. Adada ayrıca Kim’in özel partilerinin düzenlendiği bir alan da yer alıyor.
Lüks arabaları seven Kim’in ve geniş bir araç koleksiyonu var. (DPA)
Milyon dolarlık geniş bir bütçe
Kim, hiçbir lüksten kaçınmıyor. Halkı açlıkla boğuştuğu zamanlarda bile hayatının ve saltanatının hiçbir aşamasında lüksü terk etmedi. 2014 yılında yayınlanan bir Birleşmiş Milletler (BM) raporu, Pyongyang rejiminin büyük miktarlarda pahalı mal satın aldığını ortaya koydu. Raporda, Kim’in bir kayak ve binicilik merkezi inşa ettiği, Kuzey Kore’deki yönetici seçkinlerin birçok pahalı araba, 35’ten fazla piyano ve bir dizi gelişmiş kayıt cihazı ithal ettiği yer aldı.
Rapora göre iktidar rejimi 2012 yılında, yani 3. Kim saltanatının ilk yılında lüks eşyalara yaklaşık 645 milyon dolar harcadı. Kim, lükse olan bu düşkünlüğünü babasından miras aldı, ancak masraflarında babasını geçti. Kim, sevdiklerine değerli saatler, özel içkiler, kürk mantolar ve mücevherler hediye ediyor.
Kim Jong-un özel jeti bulunuyor. (KCNA)
Yemekler, filmler ve şarkılar
Kim’in ithal etmediği tek ürün sigara olabilir. Zira çok fazla yerel üretim tütün içiyor. Ancak geriye kalan yiyecek ve içecekler, yurt dışından büyük miktarlarda saraylarının depolarına getiriliyor. Kuzey Kore lideri hakkında dolaşan bilgilerde, alkollü içeceklerin hayranı olduğu ve sadece pahalı olanları tükettiği de yer alıyor. Sadece 2016 yılında bir milyon dolar değerinde alkollü içecek ithal etti.
Yemek masasının vazgeçilmezleri arasında İsviçre peynirleri yer alıyor. Bu, İsviçre’deki öğrencilik yıllarından kalma bir alışkanlık. Öğle yemeklerin de ise ıstakoz ve havyar neredeyse her zaman mevcut olan iki yemek.
Kim Jong-un ev yapımı yiyecekleri titizlikle hazırlanıyor. (AFP)
Eğlence, Kim’in hayatının büyük bir bölümünü kapsıyor, sarayda bin kişilik bir sinema salonu bile var. Belki de onları kitlesel parti toplantıları için kullanıyor, ancak asıl amacı çok sevdiği Godzilla ve Jackie Chan’ın filmlerini izlemek. Yakınlarının aktardığına göre Kim’in ekrana olan düşkünlüğü, çocukluğundan beri bilgisayar oyunlarına olan ilgisine kadar uzanıyor.
Kuzey Kore liderinin hobileri arasında hiç ihmal etmediği müzikte yer alıyor. Hatta bir kadın grubu kurup şarkıcılarını kendisi seçecek kadar ileri gitti ve gruba Moranbong adını verdi.
Süper yetenekler
Kim, ülkesinin medyasına ve halkının inançlarına göre doğaüstü yeteneklere sahip. Kim’in üç yaşındayken araba kullandığı ve dokuz yaşında yelkenli yarışlara katıldığı söyleniyor. Ayrıca arkeolog ekibiyle birlikte efsanevi gergedanın yerini keşfettiği haberleri de yer alıyor.
Kim’in efsanevi yetenekleri tüm alanlara yayılıyor. Kim ve bir grup Kuzey Koreli bilim insanı, AIDS’i, belirli kanser türlerini, soğuk algınlığını, yaşlanmanın etkilerini ve diğer birçok hastalığı iyileştiren bir mucize ilaç icat etti.
Kim Jong-un, Kuzey Kore’nin en yüksek dağı olan Baekdu’nun zirvesinde. (AFP)
Kuzey Kore devlet televizyonu bu olağanüstü güçlerin zirvesi olarak, soğuk kış günlerinden birinde Kim’in yüksek zirvelerden birine tırmandığı anda fırtınanın dindiğini ve güneşin açtığını duyurdu. Medyada yer alanlara göre Kim bu olağanüstü güçleriyle doğayı kontrol edebiliyor.
Trump, Kongre’de Cumhuriyetçi çoğunluğu korumak için milyonlarca dolar harcıyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5332145-trump-kongre%E2%80%99de-cumhuriyet%C3%A7i-%C3%A7o%C4%9Funlu%C4%9Fu-korumak-i%C3%A7in-milyonlarca-dolar-harc%C4%B1yor
ABD Başkanı Donald Trump, 20 Ekim 2026'da Kuzey Carolina, Greenville'deki bir seçim mitinginde kurşun geçirmez camın arkasından yaptığı konuşmadan bir kare (AFP)
Trump, Kongre’de Cumhuriyetçi çoğunluğu korumak için milyonlarca dolar harcıyor
ABD Başkanı Donald Trump, 20 Ekim 2026'da Kuzey Carolina, Greenville'deki bir seçim mitinginde kurşun geçirmez camın arkasından yaptığı konuşmadan bir kare (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Kongre ara seçimlerine iki haftadan az bir süre kala Cumhuriyetçi adayları desteklemek için büyük miktarda para harcadı. Trump, kamuoyu desteğinin tüm zamanların en düşük seviyesine gerilemesinin ardından seçimlerdeki kayıpları telafi etmeye çalışıyor. New York’un eski Belediye Başkanı Michael Bloomberg ise seçimler öncesinde Demokratları desteklemek için 80 milyon dolar harcayacağını açıkladı.
Trump’ın siyasi kampanyası, Cumhuriyetçilerin 3 Kasım’da yapılacak seçimlerde Temsilciler Meclisi ve Senato’daki mevcut çoğunluklarını koruma çabalarına destek vermek amacıyla geçen eylül ayından bu ekim ayının ortasına kadar yaklaşık 277 milyon dolar ayırdı. Söz konusu kaynak, Trump’a bağlı MAGA Inc. adlı siyasi eylem komitesinden sağlandı. İki yıl önce Trump’ın seçilmesinin ardından şirketlerden ve nüfuz sahibi olmak isteyen çevrelerden bağış toplamaya başlayan komitenin, bugüne kadar yaklaşık 473 milyon dolar topladığı belirtildi.
Milyonlarca dolarlık bağışlar
The New York Times gazetesinin komitenin kayıtlarını incelemesi sonucunda, en büyük bağışçılar arasında kripto para şirketi Foris Dax, milyarder Diane Hendricks ve İsrail yanlısı bağışçı Miriam Adelson’ın bulunduğu ortaya çıktı. Ayrıca, her biri MAGA kuruluşuna en az 1 milyon dolar bağış yapan 100’den fazla bağışçının olduğu belirtildi.
Başkan Trump, parti kampanyalarına 400 milyon dolardan fazla harcama yapacağını söyledi. Sosyal medya platformundaki paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
“Seçim gününe kadar 400 milyon dolardan fazla harcadım ya da harcayacağım. Reklamlara, seçmenlerle doğrudan ve dolaylı iletişime, yüz yüze ve çevrim içi mitinglere, etkinlik alanlarına, seçmenleri oy kullanmaya teşvik eden programlara, seçimlerin dürüstlüğünü güvence altına alma çalışmalarına ve diğer faaliyetlere şimdiden 300 milyon dolardan fazla harcadım.”
Buna karşılık Michael Bloomberg’in ekibi, The New York Times gazetesine yaptığı açıklamada, eylül ve ekim aylarında Demokratlar lehine 80 milyon dolar harcandığını bildirdi. Gazeteye göre Bloomberg’in parasının en az 50 milyon doları Temsilciler Meclisi seçimleri için kullanılıyor. Bu tutarın 24 milyon doları Bloomberg’in kurucuları arasında yer aldığı Everytown for Gun Safety kuruluşuna, 16 milyon doları ise House Majority siyasi eylem komitesine ayrıldı.
Trump’ın kamuoyu desteği geriliyor
Bu gelişmeler yaşanırken, The New York Times ve Siena Üniversitesi tarafından yapılan yeni bir ankete göre Trump’ın kamuoyu desteği şimdiye kadarki en düşük seviyesine geriledi. Anket, ekonomi yönetimine, İran savaşına ve yükselen akaryakıt fiyatlarına yönelik yaygın memnuniyetsizliğe işaret ediyor.
Muhtemel seçmenlerin yalnızca yüzde 36’sı Trump’ın görev performansından memnun olduğunu belirtirken, yüzde 59’u memnuniyetsizliğini dile getirdi. Bu oran, Trump’ın şimdiye kadar aldığı en düşük destek düzeyi olarak kaydedildi.
Anket sonuçlarına göre muhtemel seçmenler, Demokrat adayları Cumhuriyetçi adaylara karşı 11 puan farkla tercih ediyor. Bu oran, Demokratlar açısından geçen aya kıyasla sınırlı bir iyileşmeye işaret ederken, ülke genelindeki siyasi tablonun Cumhuriyetçiler için olumsuz göründüğü belirtildi.
Seçmenlerin çoğu mevcut kötüleşmeden Trump’ı sorumlu tutuyor. Katılımcıların yüzde 69’u Trump’ın hayat pahalılığıyla mücadele biçiminden, yüzde 65’i İran savaşını yönetme şeklinden memnun olmadığını ifade etti. Seçmenlerin yaklaşık dörtte üçü ise galon başına 4 doları aşan benzin fiyatlarına ilişkin politikalarını onaylamadığını belirtti.
Ekonomiye ilişkin derin memnuniyetsizlik, Trump’ı ikinci kez başkanlığa taşıyan seçmen koalisyonuna da yayıldı. Demokratlar geçen yıl boyunca erkekler, genç seçmenler ve Latin kökenli seçmenler arasındaki desteklerini artırdı. Böylece iki yıl önce Trump’ın zaferine katkıda bulunan bu gruplardaki bazı seçmenleri yeniden kazandı.
Oy kullanma ihtimali daha düşük olanlar da dâhil olmak üzere kayıtlı seçmenlerin tamamı arasında Trump’ın destek oranı daha da gerileyerek yüzde 34’te kaldı. Trump’ın 2016 ve 2024 seçimlerindeki zaferlerinde üniversite diploması bulunmayan beyaz seçmenler arasındaki güçlü desteğinin rol oynadığı değerlendirilirken, yeni ankette bu grubun Trump’ın performansına ilişkin görüşlerinin birbirine yakın olduğu görüldü. Bu seçmenlerin yüzde 48’i Trump’ı desteklerken, yüzde 46’sı karşı çıktığını bildirdi.
Şarku’l Avsat’ın Reuters ve Ipsos’un gerçekleştirdiği son anketten aktardığı verilere göre Trump’a verilen destek yüzde 31’e geriledi. Ankete katılan Amerikalıların yaklaşık yüzde 68’i Trump’ın ekonomi yönetiminden memnun olmadığını belirtti. Bu kesim içinde kendisini Cumhuriyetçi olarak tanımlayanların oranı da yüzde 37’ye ulaştı.
Trump, 17 Ekim 2026'da Kentucky'deki bir kampanya etkinliğinde destekçileriyle etkileşimde bulunuyor (Reuters)
Trump’ın ülke genelindeki desteği gerilese de kendi siyasi tabanındaki güçlü desteğini koruduğu görüldü. Cumhuriyetçilerin yüzde 82’si Trump’ı desteklemeyi sürdürürken, bu seçmenlerin büyük çoğunluğu başkanın performansından ve İran savaşı ile gümrük tarifeleri dâhil temel politikalarından memnun olduğunu ifade etti.
Trump ise anket sonuçlarına itiraz etti. Kuzey Carolina eyaletinin East Greenville kentinde kendisini karşılayan yüzlerce destekçisine konuşan Trump, “Bence olağanüstü sonuçlar göreceksiniz. Anketler gerçek sonuçlarımızı hiçbir şekilde yansıtmıyor. Büyük bir heyecan var. Ancak size ihtiyacımız var” dedi.
Cumhuriyetçilerin seçim sürecine duyduğu güvenin Trump’ın yeniden başkanlığa dönmesinden bu yana arttığı belirtildi. Buna karşılık, Trump’ın 2020 seçimlerini kazandığı yönündeki iddialarına rağmen daha önce ABD seçimlerine büyük ölçüde güvenen Demokratlar, son dönemde yaklaşan seçimlerin sonuçlarını sorgulamaya başladı.
Azerbaycan, bölgesel fırtınalara meydan okuyarak devletin laikliği mücadelesini başlatıyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5332141-azerbaycan-b%C3%B6lgesel-f%C4%B1rt%C4%B1nalara-meydan-okuyarak-devletin-laikli%C4%9Fi-m%C3%BCcadelesini
Azerbaycan, bölgesel fırtınalara meydan okuyarak devletin laikliği mücadelesini başlatıyor
Sosyal medyada dolaşan bir fotoğrafta, Azerbaycanlı kız öğrencilerin başörtüleri nedeniyle sınıflara girmelerinin engellendiği görülüyor.
Son birkaç gündür sosyal medya ve çeşitli bölgelerdeki aktivistlerin platformları, Azerbaycan’daki okullarda başörtülü oldukları gerekçesiyle eğitimlerine devam etmeleri engellenen kız çocuklarının görüntüleriyle çalkalanıyor. Milyonlarca Azerbaycanlının duygularını inciten görüntülerde, okul sıralarından uzaklaştırılan öğrenciler ve başörtüsü nedeniyle sınıflarından ayrılmak zorunda kalan çocuklar için aceleyle düzenlenen veda törenlerinde gözyaşlarına boğulan öğrencilerin etrafını saran öğretmenler yer alıyor.
Onlarca kız öğrencinin okul duvarlarının arkasından arkadaşlarıyla iletişim kurmaya çalışması ya da okula girişleri yasaklanmasına rağmen eğitimlerini sürdürmek amacıyla dış merdivenlerde sıra hâlinde toplanması dikkat çekici görüntüler oluşturdu. Bu olaylara, okullara zorla girme girişimleri, kapıların kırılması ve bazı okul yöneticilerine ait mülklerin ateşe verilmesi de eşlik etti. Ardından, onlarca yıldır demir yumrukla yönetilen ve kitlesel protestoların yaygın olmadığı ülkede geniş çaplı gösteriler patlak verdi.
Bunun yanı sıra, bir öğretmenin internette paylaştığı videoda, yedi ya da sekiz yaşlarındaki bir kız çocuğundan bütün öğrencilerin önünde başörtüsünü çıkarmasını istediği görülüyor. Küçük kız ağlamasına rağmen isteği yerine getirmeyi reddediyor. Başka bir videoda ise bir kadın, Karabağ Savaşı’nda hayatını kaybeden askerlerin fotoğraflarının bulunduğu okul panosunun önünde duruyor. Bu askerler arasında kızının babası da bulunuyor. Kadın, kızının okula gitmesine izin verilmesini, aksi takdirde babasının fotoğrafının kaldırılmasını talep ediyor.
Sosyal medyada dolaşan bir fotoğrafta, Azerbaycanlı bir öğretmenin okul binasının dışında öğrencilerine kaçırdıkları dersleri telafi ettiği görülüyor.
Kız öğrencilerin okullara alınmasının engellendiği ilk gün, okullara girildiğini ve en az bir okul müdürüne ait aracın ateşe verildiğini gösteren görüntüler yayıldı. Kitlesel olaylar sonucunda en az 200 kişi gözaltına alındı. Bu kişiler, üç yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya bulunuyor.
Azerbaycan İçişleri Bakanlığı, yayımladığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Bu tedbirlerin temel amacı, yolların kapatılmasını ve eğitim kurumlarının olağan işleyişinin aksatılmasını önlemenin yanı sıra öğrencilerin, öğretmenlerin ve diğer vatandaşların güvenliğini sağlamaktır.”
Ülkedeki medya kuruluşlarının büyük bölümünün protestoları tamamen görmezden gelmesi de dikkat çekti. Bakü’de çocuklar ve aileleri okulları kuşatırken devlet medyası, Kamboçya Başbakanı Hun Manet’in ülkeye gerçekleştirdiği ziyarete geniş yer ayırdı. Buna karşılık aynı yayın organları, Fransa’daki lise öğrencilerinin protestolarını ayrıntılı biçimde haberleştirerek Beşinci Cumhuriyet’i emperyalizm ve yeni sömürgecilikle suçluyor.
Karabağ vurgusu
Yeni ve sarsıcı gelişmeler, resmî düzeyde “devletin laikliğine saygı gösterilmesi ve eğitim kurumlarında dinî ya da inanç temelli her türlü görünümün dışlanmasına yönelik tedbirlerin uygulanması” başlığı altında sunuldu. Halk nezdinde ise bu yaklaşım, nüfusunun yüzde 96’sını Müslümanların oluşturduğu toplumun köklü değerlerini ve kimliğini savunma ilkesiyle çelişen bir karşılık buldu.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (Arşiv fotoğrafı - AFP)
Protestoların dikkat çeken yönü, geçmişte bölge ülkelerinde görülen kitlesel gösteri dalgalarından farklı olarak doğrudan siyasi sloganlar etrafında şekillenmemesiydi. Gösteriler, genel olarak dış politikası halkın geniş kesimleri tarafından desteklenen bir yönetime karşı duyulan derin hayal kırıklığını yansıttı.
Ancak bu durum, siyasetin bütünüyle devre dışı kaldığı anlamına gelmiyor. Siyaset, bu kez farklı bir çerçeve içinde kendini gösterdi. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, eşinin “şehit” fotoğrafını okul duvarından indiren kadının tutumuydu. Kadın, kızını başörtülü olduğu için okuldan uzaklaştıran bir kurumda, Karabağ’ı “kurtarmak” uğruna canını veren babanın fotoğrafının asılı kalmaması gerektiğini söyledi.
Karabağ meselesi protestolarda iki açıdan güçlü biçimde öne çıktı. İlk olarak, bölgenin geri alınması için yürütülen savaşlarda yer almış eski askerler gösterilere katıldı. İkinci olarak, çok sayıda kişi Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in iç politikada uygulamaya çalıştığı politikaların, Karabağ’ın “kurtarıcısı” olarak görülen liderin adımlarına yönelik geniş halk desteğiyle çeliştiğini hatırlatmaya çalıştı.
Bütün bunlardan daha önemlisi, bazı askerî kışlalarda yaşananlara sessiz bir “askerî” tepki olarak ezan okunduğunu gösterdiği öne sürülen ve doğruluğu teyit edilmemiş videoların yaygın biçimde paylaşılmasıydı. Görüntülerin gerçek olması hâlinde bu durum, ülke içindeki öfkenin ulaştığı düzeyi ve Aliyev’e bağlılığıyla bilinen en disiplinli ve katı kurumlardan birine kadar yayıldığını gösterebilir.
Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 17 Temmuz'da Moskova'da ortak bir basın toplantısına katıldı (EPA)
Tablonun en sarsıcı yanı ise ülkede yayılan protestoların boyutu ve günlük yaşamlarında dinî bağlılıklarıyla öne çıkmayan kesimlerin de gösterilere aktif biçimde katılmasıydı. Bu durum, ülkeyi onlarca yıldır yöneten demir yumruğun, çevresindeki çatışma ve savaşlardan doğrudan kaynaklanmayan toplumsal ve iç dinamikler nedeniyle kontrolü kaybedebileceğine işaret ediyor.
Büyük Petro’nun makası
Genel olarak yaşananlar, halkın geniş kesimleri tarafından benimsenmeyen ve “reform” olarak nitelendirilen uygulamalara karşı gelişen protestoların çarpıcı örneklerinden birini oluşturuyor.
Bölge tarihi, bu tür örneklerle dolu. Bunların başında, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Rusya’da yaşanan reformlar geliyor. Söz konusu reformlar yoksulluğun ve açlığın artmasına, toplumun yaklaşık yarısının yoksulluk sınırının altına düşmesine yol açtı. Ancak dinî, kültürel ve toplumsal açıdan bakıldığında, burada daha açıklayıcı bir karşılaştırma yapmak için Rus devletinin kurucusu ve ülke tarihinin en önemli reformcularından biri olan Büyük Petro’nun uygulamalarını hatırlamak gerekiyor.
Hikâye, Büyük Petro’nun 1697-1698 yıllarında Batı Avrupa ülkelerini ve kültürlerini tanımak amacıyla gerçekleştirdiği seyahate uzanıyor. Bu ziyaretlerin sonuçlarından biri, kültürel ve toplumsal alanda kapsamlı bir dönüşüm başlatma kararıydı. Söz konusu dönüşüm, insanların dış görünüşlerini ve yaygın giyim tarzlarını değiştirmeye yönelik uygulamaları da kapsıyordu.
Sosyal medyada dolaşan bir fotoğrafta, Azerbaycanlı bir kız çocuğunun bir polis memurunun emriyle okula girmesi engellendiği görülüyor.
Ülkesine döndüğünde bazı soyluları sakallarını kesmeye zorlayan Büyük Petro, bazılarının sakallarını bizzat kendisi kesti. Geleneksel Rus kıyafetleri oldukça uzun olan soylu kadınların elbiselerinin kısaltılmasını da zorunlu kıldı. Dış görünüş ve giyim konusundaki talimatlarına uymayanlara ağır vergiler getirdi. İmparatorluk kararnamesiyle çara yakın kişiler, soylular, yöneticiler ve üst düzey görevliler, dönemin Batı Avrupa aristokrasisinin kıyafetlerine benzer giysiler giymekle yükümlü tutuldu.
Büyük Petro’nun Rusya’yı modernleştirme konusundaki kararlılığına rağmen reformları ciddi eleştirilere maruz kaldı. Kararnamenin uygulanması için tanınan süre kısaydı. Ayrıca Avrupa tarzı kıyafetler, Rusya’nın kış şartlarında kullanışsızdı. İnsanlar, sıcak tutan kürkler yerine kısa giysiler ve çoraplar giymek zorunda kaldı. Bunun yanı sıra reformlar, nüfusun ezici çoğunluğunu oluşturan din adamlarına ve köylülere uygulanmadı. Bu durum, sınıfsal farklılıkları artırırken “Avrupalılaşmış modern elitler” ile toplumun geri kalanı arasındaki ayrışmayı derinleştirdi.
Ancak Aliyev, Büyük Petro değil. Azerbaycan da yüzölçümü, jeopolitik ağırlığı ve etkisi bakımından, o dönemde siyasi bir dev hâline gelmekte olan Rus İmparatorluğu ile karşılaştırılamaz. Bu nedenle Aliyev’in başörtüsüne karşı yürüttüğü mücadele, Rus imparatorunun makasından oldukça uzakta kalıyor; her ne kadar ona benzemeye çalışsa da.
Kabul görmeyen protestolar
Azerbaycan’daki okullarda başörtüsünün yasaklanmasına yönelik protestolar, toplumda uzun yıllardır biriken ancak doğrudan eylemlere dönüşmeyen hoşnutsuzlukları da gündeme taşıdı. Bu rahatsızlıklar, Azerbaycan şehirlerindeki göstericilerin attığı bazı sloganlara doğrudan ya da dolaylı biçimde yansıdı.
Eğitimin laikliği ilkesine yönelik itirazların yanı sıra, önceki dönemde yapılan anayasa değişiklikleri de yeniden tartışmaya açıldı. Muhalefet ve toplumun bazı kesimleri bu değişiklikleri, Aliyev ailesinin iktidarını pekiştirmeye yönelik demokratik gerileme adımları olarak değerlendirmişti.
Bu kapsamda cumhurbaşkanının görev süresi uzatılarak beş yıldan yedi yıla çıkarıldı. Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcılığı gibi yeni makamlar oluşturuldu ve bu göreve Cumhurbaşkanı’nın eşi atandı. Ayrıca Cumhurbaşkanı’na parlamentoyu feshetme yetkisi verildi. İzin alınmadan düzenlenen protestolara katılanlara ağır para cezaları ve hapis cezaları öngören yasal değişiklikler de hayata geçirildi.
Bunlara, adaletsiz olduğu düşünülen ekonomi politikalarına yönelik önceki eleştiriler de eklendi. Ülkede İsmayıllı kasabasındaki protestolar ve 2020’de düzenlenen gösteriler gibi çeşitli işçi ve halk eylemleri yaşandı. Bu protestolarda servetin adaletsiz dağılımı, petrol gelirlerinin yönetici elitin elinde toplanması ve yaşam maliyetlerinin yükselmesi eleştirildi.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, 10 Şubat’ta Bakü’deki Zagulba Cumhurbaşkanlığı Rezidansı’nda ABD ile Azerbaycan arasındaki stratejik ortaklık şartının imzalı nüshalarını gösteriyor. (Reuters)
Söz konusu politikalar nedeniyle düzenlenen gösteriler, polis tarafından sert biçimde bastırıldı. Yüzlerce kişi, izinsiz toplantılar düzenledikleri gerekçesiyle gözaltına alındı. Ancak bu politikalara yönelik hoşnutsuzluk, mevcut protestolarla yeniden yüzeye çıktı.
Çalkantılı bir bölgede büyüyen kartopu
Azerbaycan’da yaşanan gelişmelerin bir başka dikkat çekici yönü de bazı muhaliflere göre olayların, yetkililerin aldığı bütün önlemlere rağmen hızla büyüyen bir kartopu etkisi yaratabilecek olması.
Yetkililerin başvurduğu önlemler arasında, insanların iletişim kurmasını, protesto çağrılarını yaymasını ve ülkenin diğer bölgelerinde yaşananlardan haberdar olmasını engellemek amacıyla internet hızının düşürülmesi de bulunuyor. Bunun yanı sıra önde gelen aktivistler takip ediliyor ve yüzlercesine karşı sert cezai tedbirler uygulanıyor.
Resmî söylem, alınan kararlardan geri adım atılmayacağını vurgulasa da toplumda mevcut olayların geniş kapsamlı sonuçlar doğurabileceğine ilişkin kanaat güçleniyor. Buna karşılık yetkililer, protestoların zamanla etkisini yitireceğinden emin görünüyor.
Parlamentonun Kamu Birlikleri ve Dinî Kurumlar Komitesi Başkanı Fazıl Mustafa, “Hiçbir şey olmayacak” diyerek okullarda başörtüsünün yasaklanması gerektiğini savundu. Mustafa, başörtüsünün yabancı ülkelerin Azerbaycanlı gençleri kendi ideolojileriyle “zehirlemesine” imkân verdiğini öne sürdü.
Prime TV’nin Başkanı Aygün Muradkhanlı ise protestolara katılan ebeveynleri “Selefiler ve İran ajanları” olarak nitelendirdi.
Muradkhanlı, şu ifadeleri kullandı:
“Okullarda başörtüsü yasağına karşı çıkan göstericilerin çoğunun İran’la bağlantıları var. Diğer bazı göstericiler de Selefi ve belirli merkezlerle bağlantılı olduklarına şüphe yok. Sosyal medyada bu meseleyi abartanlar, çocuklarının eğitimiyle, özellikle de kızlarının eğitimiyle ilgilenmiyor. Onları zaten okullara göndermiyorlar; Bakü’nün varlıklı mahallelerinde kendilerine ait okulları var. Bunu herkes biliyor ancak hükümet nedense bilmiyormuş gibi davranıyor.”
Atlas Siyasi Araştırmalar Merkezi Başkanı İlhan Şahin Oğlu ise NG haber sitesine yaptığı açıklamada, Azerbaycan’ın laik bir İslam ülkesi olduğunu, dinî ibadetlerin özgürce yerine getirildiğini ve cami sayısının sürekli arttığını söyledi. Bununla birlikte İran dâhil bazı ülkelerin Azerbaycanlı Müslümanlar üzerindeki nüfuzlarını artırdığını ve bunun toplumdaki aşırılıkçı eğilimleri körüklediğini ileri sürdü.
Şahin Oğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Azerbaycanlı yetkililer ve laikliği destekleyen vatandaşlar bu durumdan endişe duyuyor. Okullarda başörtüsünün yasaklanması, aşırılıkçı güçlerin ortaya çıkarılması için kullanılabilir. Dindar ailelerin önünde iki seçenek var: Ya kızlarının okul üniforması giymesine izin verecekler ya da onları okula göndermeyecekler. Azerbaycan hükümeti geri adım atmayacak.”
Muhalefetle mücadele
Buna karşılık Kafkasya uzmanı Vladimir Novikov, başörtüsü yasağının Azerbaycan’da muhalefetle mücadele politikasının bir parçası olduğunu düşünüyor.
Novikov, şu değerlendirmede bulundu:
“Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, laik muhalefet sorununu çözmeyi daha önce başarmıştı. Ancak halkın hoşnutsuzluğu artık dinî meseleler etrafında yoğunlaşmaya başladı. Dolayısıyla Aliyev bu alana da saldırıyor ve böylece iktidarını güçlendiriyor. Aynı zamanda bu sürecin kendiliğinden geliştiğini, ancak bundan çıkarı bulunan aktörlerin de olduğunu belirtmek gerekiyor.”
Örneğin Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Başdanışmanı Oktay Saral, söz konusu uygulamaya açıkça karşı çıktı. Ayrıca Haydar Aliyev döneminde öne çıkan eski elitler arasında da bazı huzursuzluklar yaşanıyor.
Genel olarak başörtüsü meselesinin tek başına ülkenin istikrarını tehdit edecek sonuçlara yol açması düşük bir ihtimal olarak görülüyor. Bununla birlikte Azerbaycan’da yeni bir gerilim hattının ortaya çıktığı ve varlığını sürdürmeye devam edeceği açık.
Burada asıl önemli nokta, İran’a, Türkiye’ye ve İran’ın müttefiki olarak nitelendirilen Ermenistan’la tarihsel anlaşmazlığa giderek daha fazla atıfta bulunulması. Bu durum, Azerbaycan’daki iç gelişmelere, bölgenin yoğun çalkantılardan geçtiği bir dönemde, bölgesel bir boyut kazandırıyor.
Azerbaycanlıların bir bölümü, Bakü’nün İran politikasını eleştiriyor. İran’da, nüfusun yaklaşık dörtte birini oluşturan önemli bir Azerbaycan Türkü topluluğu yaşıyor. İran’da Farslardan sonra en büyük ikinci etnik topluluğu oluşturan Azerbaycan Türklerinin varlığı, Bakü ile Tahran arasındaki tarihsel gerilimin başlıca nedenlerinden biri oldu. Tahran, bu büyük nüfus grubunun kendi politikalarına karşı kullanılmasından endişe duyuyor.
Bölgeyi çevreleyen çalkantılar dikkate alındığında daha önemli bir başka husus da Bakü’nün son yıllarda İsrail’le yakınlaşmaya yönelik aktif bir politika izlemesi. Bazı muhaliflere göre Azerbaycan, “bölgesel düzeyde İran’la mücadelede öncü bir güce” dönüştü.
Azerbaycan’da başörtüsü meselesine destek amacıyla, Hizbullah’a bağlı Keşf el-Mehdi tarafından Beyrut’taki ESCWA binası önünde gösteri düzenlendi. (AP)
İsrail’in Azerbaycan’daki siyasi nüfuzu ileri seviyelere ulaşmış durumda. Ülke, güvenlik, istihbarat, askerî ilişkiler ve ekonomi alanlarında İsrail’in bölgedeki başlıca ortaklarından biri olarak öne çıkıyor.
Dikkat çekici olan ise Azerbaycan’daki laiklik politikalarının geliştirilmesinde ve okullarda başörtüsünün yasaklanmasına ilişkin son kararlarda İsrail’in rolü bulunduğuna dair herhangi bir kanıt olmamasına rağmen, Tel Aviv’in mevcut krizi fiilen derinleştiren kararlar alınması için Azerbaycan hükümetini etkilediği yönündeki suçlamaların gündeme gelmesi.
Azerbaycanlı muhalifler, Bakü ile Tahran arasındaki ilişkilerin uzun zamandır İsrail açısından bir endişe kaynağı olduğunu söylüyor. İsrail yanlısı medya kuruluşlarının, Azerbaycan’daki İslam karşıtı tutumları öne çıkararak ve Bakü ile Türkiye ve İran’daki kamuoyunu kasıtlı biçimde karşılaştırarak ülkenin Müslüman komşularıyla bölgesel ilişkilerini zayıflatmaya çalıştığını ileri sürüyorlar.
Bazı çevreler ise İsrail’in yaklaşımını, Azerbaycan Cumhuriyeti’ni Tel Aviv’le uyumlu, bütünüyle laik bir kimliğe yöneltmeyi amaçlayan daha geniş kapsamlı bir senaryonun parçası olarak değerlendiriyor.
Türkiye ve “iki devlette bir millet” anlayışının geleceği
Burada bölgesel politikalarla ilgili, en az diğerleri kadar önemli bir unsur daha öne çıkıyor. Azerbaycan ile Türkiye arasındaki yakın ilişkiyi tanımlayan “iki devlette bir millet” söylemi, Azerbaycan’da laikliğin dayatılmasına yönelik politikalar nedeniyle ciddi bir sınavla karşı karşıya görünüyor.
Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde Bakü’nün başörtüsü politikalarına karşı düzenlenen protestolar, bu sınavın bir yönünü ortaya koydu. Buna ek olarak Ankara ile Tel Aviv arasındaki gerilimin tırmanması, Azerbaycan’ı hem ortak hem de “kardeş” ülke olarak konumlandıran ilişkiler hakkında giderek daha fazla soru işaretine yol açıyor.
Bu noktada, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un kısa süre önce Bakü’de düzenlenen Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı (CICA) zirvesindeki konuşmasına Türkiye ve Azerbaycan’ın verdiği tepkileri karşılaştırmak yeterli.
Türkiye heyeti, Herzog’un konuşması sırasında salonu terk ederken İsrail Cumhurbaşkanı Azerbaycan’ın başkentinde büyük bir coşkuyla karşılandı.
Seçimlerden sonra İsrail'i bekleyen dört önemli mesele nedir?https://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5331998-se%C3%A7imlerden-sonra-i%CC%87sraili-bekleyen-d%C3%B6rt-%C3%B6nemli-mesele-nedir
Kudüs'te, İsrail seçimlerinden önce parti ön seçimleri sırasında bir seçim merkezinde, Likud partisi üyesi, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya ait bir posterin arkasında duruyor(AFP)
Seçimlerden sonra İsrail'i bekleyen dört önemli mesele nedir?
Kudüs'te, İsrail seçimlerinden önce parti ön seçimleri sırasında bir seçim merkezinde, Likud partisi üyesi, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya ait bir posterin arkasında duruyor(AFP)
Michael Harari
Yaklaşan İsrail seçimleri, İsrail ve tüm bölge için potansiyel yankıları nedeniyle birçok kişi tarafından son derece önemli kabul ediliyor. 7 Ekim'den ve ardından Gazze, Lübnan ve İran'daki savaşlardan bu yana geçen üç yıl, çoğu açıdan benzeri görülmemiş gelişmelere sahne oldu. Ancak, tüm cepheler kargaşa ve kaosa açık olmaya devam ediyor ve istikrar beklentileri gerçekleşmekten çok uzak. İsrail'de, yaklaşan seçim tarihine rağmen siyasi sahne önemli ölçüde belirsizlikle örtülü kalmaya devam ediyor. Sonuçlarına son derece ihtiyatla yaklaşılması gereken kamuoyu yoklamaları, İsrail siyasetinin esasen 6 Ekim'deki durumuna geri döndüğüne işaret ediyor. İktidar koalisyonu ve muhalefet partileri olmak üzere iki ana kamp, güç dengeleri açısından oldukça eşit görünüyor.
Peki bu seçimler gerçekten neyin etrafında dönüyor? 7 Ekim olayları hakkında bir referandum mu? Yoksa İran ile savaş hakkında mı? Ya da üç yıllık olağanüstü bir kargaşanın ardından İsrail siyaseti eski kalıplarına geri dönmüş olabilir mi? Mevcut hükümetin 7 Ekim olaylarına rağmen anayasal görev süresini tamamlamadaki başarısı, kamuoyu yoklamalarının çizdiği tabloyu açıklamaya yardımcı olabilir.
Bu temelden bakıldığında, 7 Ekim olayları veya İran ile mevcut çatışma, yaklaşan seçimlerin odak noktası olmayabilir. Seçim rekabeti, İsrail toplumunun doğası ve kimliği, savaştan önce yaşanan bölünmeler ve hükümetin 7 Ekim'den önce geçirmeye çalıştığı yargı reformları üzerine bir mücadele gibi görünüyor. Çarpıcı bir paradoks olarak, Başbakan Binyamin Netanyahu ve koalisyonu, o günün olaylarını seçmenlerin tercihlerini şekillendiren hususların ön saflarından uzaklaştırmayı başardı.
Bu değişim iki ana faktöre bağlanabilir. Birincisi, 7 Ekim'de şahit olunan vahşetlerin sonucu olarak İsrail toplumunu saran derin şoktur; bu şok, geleneksel siyasi bölünmeleri aştı. Bu, İsrail kamuoyunun büyük kesimlerinde Filistinlilere karşı tutumun sertleşmesini açıklamaya yardımcı oluyor.
İsrail'in İsrail-Filistin çatışmasını ele alma yaklaşımı, genel dış ilişkileri üzerinde geniş kapsamlı bir etkiye sahip olacaktır
İkinci faktör ise, İsrail'in kaçınılmaz bir varoluşsal mücadele içinde olduğuna dair, İsrailliler arasında derinden yerleşmiş ve 7 Ekim olaylarıyla güçlenen bir inançla ilgilidir. İran ile savaş, elde edilen askeri başarılara rağmen, iktidardaki koalisyon ile muhalefet arasındaki ayrılık çizgilerini aşarak bu algıyı pekiştirdi. Öte yandan, savaşın özellikle nükleer meseleyle ilgili olarak kesin bir stratejik sonuç vermemesi, kamuoyundaki söylemde temel bir değişikliğe yol açmadı.
Dolayısıyla, bu sonucun siyasi sahneyi aşırı basitleştirebileceğini kabul etmekle birlikte, seçimlerin nihayetinde Netanyahu ve rakiplerini kastederek “sadece Bibi” kampı ile “Bibi hariç herkes” kampı arasındaki bölünme etrafında döndüğü söylenebilir.
Belirsizlikle kaplı bu ortamda, İsrail toplumunun seçimlerden sonra kendisi ile yüzleşmek zorunda kalacağı dört temel mesele öne çıkacaktır.
Bu meselelerin ilki Filistin sorunudur. İsrail toplumu, İsrail-Filistin çatışmasını yönetme ve nihayetinde bir çözüme ulaşma olasılığı hakkındaki derinlere kök salmış şüphelerinin üstesinden gelmek zorunda kalacaktır. Zira bölgesel ve uluslararası gerçekler, İsrail'i bu sorunu bir şekilde ele almaya zorlayacaktır.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail seçimleri öncesinde Yokne’am Illit'te halkla bir araya geliyor, 18 Ekim 2026 (Reuters)
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre mevcut koalisyonun yerini alacak herhangi bir hükümet, bu konuda büyük olasılıkla uluslararası bakış açılarına daha açık olacaktır. Mevcut hükümet, çatışmayı öncelikle ideolojik bir bakış açısıyla ele alırken, alternatif bir hükümetin, yalnızca güce güvenmek yerine, askeri araçların yanı sıra diplomatik bir yol izleme ihtiyacını kabul ederek daha pragmatik bir yaklaşım benimseyeceği tahmin ediliyor. Bu hükümetin uluslararası toplumla siyasi diyalogu da daha pragmatik, rasyonel ve açık olacaktır. Herhangi bir alternatif hükümet, Batı Şeria'daki Filistinlilere karşı Yahudi yerleşimciler tarafından yapılan saldırılarla kararlı bir şekilde mücadele edecektir.
İsrail'in İsrail-Filistin çatışmasını ele alma yaklaşımı, genel dış ilişkileri üzerinde geniş kapsamlı bir etkiye sahip olacaktır. Bu değişim, çatışmanın hemen çözülmesi ile sonuçlanmayabilir, ancak son yıllarda çatışmayı ele alma yöntemine hakim olan politikalar ve yaklaşımlarda temel bir değişikliği yansıtacaktır. İsrail toplumunun büyük kesimlerinin, Arap dünyasıyla ilişkilerin normalleştirilmesinde Filistin meselesinde ilerleme kaydedilmeden daha fazla ilerleme sağlanamayacağını anladığı söylenebilir. Birçok açıdan İsrail toplumu, liderliğinden daha zeki ve olgundur.
İsrail toplumunun kendisini bekleyen önemli siyasi ve toplumsal kararlarla yüzleşmeden önce kolektif travmasını atlatması için daha fazla zamana ihtiyacı olabilir
Her İsrail hükümetini önemli ölçüde etkileyecek olan ikinci mesele, ABD Başkanı Trump'ın ikinci döneminin son iki yılına yaklaşmasıyla ilgilidir. Trump, eğer başbakan olarak kalırsa Netanyahu üzerinde ve aynı şekilde hükümetin başında onun yerini alacak herhangi bir kişi üzerinde muazzam bir nüfuza sahip olacaktır. Onun nüfuzunun önceki Amerikan başkanlarının sahip olduğu nüfuzu aştığı söylenebilir. Bu nüfuz İran, Lübnan, Suriye ve Gazze'deki tüm cepheleri kapsıyor ve herhangi bir alternatif hükümetin, üç yıllık savaşın yansımaları ve bunun bir sonraki süreç için ne anlama geldiği konusunda daha dikkatli olması muhtemeldir. Yine alternatif bir hükümet her ne kadar İsrail'in güvenlik çıkarlarını önceliklerinin en üstüne koysa da, her cephe için gerekli siyasi çözümleri dikkate alma ve benimseme konusunda daha istekli olacaktır.
48 Filistinlilerinden kadınlar 1 Kasım 2022'deki İsrail seçimlerine katılıyor (AFP)
Üçüncü mesele ise Filistinli Arap vatandaşların İsrail'deki siyasi statüleri ve siyasi hayata katılımlarıyla ilgilidir. Son aylarda tanık olunan gelişmeler, bir miktar iyimserlik uyandırıyor, çünkü bu grubun İsrail siyasi yaşamına doğrudan katılımını artırma yoluyla hayati çıkarlarıyla daha ciddi şekilde ilgilenilmesinin önemini öne çıkardılar. Milletvekilleri Segalovich ve Abbas'ın çabalarını birleştirme yönünde aldıkları benzersiz ve eşi görülmemiş karar, yansımaları ancak uzun vadede netleşecek olsa da İsrail'deki siyasi haritayı sarsıyor. Bu gelişme muhalefet liderlerini yeterli siyasi cesaret gösterme konusunda ciddi bir meydan okuma ile karşı karşıya bırakıyor.
Pratikte bu, gelecekteki herhangi bir hükümet koalisyonu ile İsrail'deki Filistinli Arap siyasi partileri arasında, her ne kadar bazılarıyla sınırlı kalsa bile, bir tür iş birliğinin kurulmasını gerektiriyor.
Dördüncü ve belki de en temel meseleye gelince, İsrail toplumunun doğası ve geleceğiyle ilgilidir. İsrail liberal demokratik sisteminin temellerini sağlamlaştırmayı mı seçecek, yoksa bazı ilkelerinden uzaklaşıp daha muhafazakar ve milliyetçi bir yaklaşıma mı yönelecek?
Bu iki eğilim tamamen birbiriyle çelişen seçenekleri temsil etmiyor ancak son yıllardaki gelişmeler, iki vizyon arasında seçim yapma ihtiyacını daha acil hale getirdi.
Yaklaşan seçimlerin bu konuda bir seçimle sonuçlanıp sonuçlanmayacağı belirsizliğini koruyor. İsrail toplumunun kendisini bekleyen önemli siyasi ve toplumsal kararlarla yüzleşmeden önce kolektif travmasını atlatması için daha fazla zamana ihtiyacı olabilir.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة