İsviçre peyniri ve özel bir ada... Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’un abartılı ve tuhaf hobileri

Kuzey Kore lideri, halkı açlıkla boğuşurken bile yüz milyonlarca dolar harcıyor.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un. (Reuters)
Kuzey Kore lideri Kim Jong-un. (Reuters)
TT

İsviçre peyniri ve özel bir ada... Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’un abartılı ve tuhaf hobileri

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un. (Reuters)
Kuzey Kore lideri Kim Jong-un. (Reuters)

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’un hobileri sadece Pyongyang ile Moskova arasında zırhlı tren sürmekle sınırlı değil. Kim Jong-un boş zamanlarında füze ve nükleer denizaltı fırlatmakla da yetinmiyor. Tartışmalı liderin daha pek çok abartılı hobisi var. Uzun hobiler listesine ek olarak Kuzey Kore medyası Kim’in olağanüstü yeteneklerinin olduğunu iddia ediyor.

Kim ve basketbol

Kim, İsviçre’deki öğrencilik yıllarından beri basketbola meraklı. Öğrencilik yıllarında sosyal bir yapıya sahip olmadığı için basketbol onun en büyük arkadaşı oldu. Kim, kilosuna ve boyuna rağmen bir süre basketbol ile ilgilendi. Odasının duvarlarını ABD’li basketbolcu Michael Jordan’ın fotoğraflarıyla doldurdu, sınıf arkadaşları arasında devasa spor ayakkabı koleksiyonuyla tanınıyordu.

Fotoğraf Altı: Kuzey Kore devlet televizyonu tarafından yayınlanan Kim Jong-un’un çocukluk fotoğrafları. (EPA)
Kuzey Kore devlet televizyonu tarafından yayınlanan Kim Jong-un’un çocukluk fotoğrafları. (EPA)

Daha önce İngiliz medyasına konuşan okul arkadaşları, Kim’in gergin bir oyuncu olduğunu, yarışmayı sevdiğini ve kaybetmekten de nefret ettiğini aktardı. Kim, çocukluk kahramanı Michael Jordan’ı, 2011 yılında babasından iktidarı devraldıktan sonra Pyongyang’a davet etti. Ancak Jordan ziyaret davetini kabul etmediği için onun yerine Chicago Bulls takımındaki meslektaşı Dennis Rodman’a davet gönderdi.

Fotoğraf Altı: Kim Jong-un ve ABD’li basketbolcu Dennis Rodman. (AP)
Kim Jong-un ve ABD’li basketbolcu Dennis Rodman. (AP)

Rodman’ın 2013 yılında ülkesi ile Pyongyang arasındaki kalın, yüksek demir duvarı nasıl aştığı uzun süre dünya gündemini meşgul etti. Rodman, Pyongyang’da sıcak bir şekilde karşılandı. Rodman’ın ziyarette Kim’e yönelik, “Ömür boyu bir dostun var” sözleri insan hakları grupları tarafından eleştirilmişti. Ancak Rodman bunu umursamadı, Kuzey Kore’ye geri döndü ve kendisiyle Kim arasındaki dostluk antlaşmasını yineledi.

Rodman Kim’in halka açık bir şekilde kutladığı doğum gününde ‘Doğum günün kutlu olsun sevgili mareşal’ şarkısını söyledi.

Atlara aşık bir lider

Kim, medyada genellikle at sırtında beliriyor. 2019’daki bir medya kampanyasında, Kuzey Kore’nin en yüksek zirvesine beyaz bir atla tırmandığı söylendi. 2021’de Kuzey Kore televizyonu tarafından yayınlanan bir belgeselde, aynı kare ekranlarda yerini aldı.

Beyaz atlar ülkenin sembolü. Kurucu büyükbabası Kim İl-sung’un beyaz bir ata bindiği ve İkinci Dünya Savaşı sırasında Japon sömürgeciliğine karşı savaşlara öncülük ettiği söylendiği için beyaz atlar ülkenin kuruluş dönemini hatırlatıyor.

Fotoğraf Altı: Kim Jong-un, seçim kampanyalarında genellikle beyaz bir atın üzerinde görünüyor. (AFP)
Kim Jong-un, seçim kampanyalarında genellikle beyaz bir atın üzerinde görünüyor. (AFP)

Lüks otomobil filoları

Kuzey Kore liderinin koleksiyonunda Rusya’dan onlarca ithal at, zırhlı bir tren, özel bir uçak ve çok çeşitli lüks arabalar yer alıyor. Basında yer alan haberlere göre araba koleksiyonunda iki Maybach, bir Mercedes filosu, bir dizi Rolls Royce ve Land Roverlar bulunuyor.

Şarku’l Avsat’ın Telegraph gazetesinden edindiği bilgilere göre tren Kim’in, uçak, araba ve atların yanı sıra altı milyon dolar değerinde bir yatı da var. Bu yatın Kim’in tatillerini geçirdiği özel adasına götürecek ulaşım aracı olması muhtemel.

Arkadaşı Kim ile birlikte bu adayı ziyaret eden Rodman, adada birçok yüzme havuzu ve su tesisinin yanı sıra bir futbol ve basketbol sahası olduğunu belirtti. Adada ayrıca Kim’in özel partilerinin düzenlendiği bir alan da yer alıyor.

Fotoğraf Altı: Lüks arabaları seven Kim’in ve geniş bir araç koleksiyonu var. (DPA)
 Lüks arabaları seven Kim’in ve geniş bir araç koleksiyonu var. (DPA)

Milyon dolarlık geniş bir bütçe

Kim, hiçbir lüksten kaçınmıyor. Halkı açlıkla boğuştuğu zamanlarda bile hayatının ve saltanatının hiçbir aşamasında lüksü terk etmedi. 2014 yılında yayınlanan bir Birleşmiş Milletler (BM) raporu, Pyongyang rejiminin büyük miktarlarda pahalı mal satın aldığını ortaya koydu. Raporda, Kim’in bir kayak ve binicilik merkezi inşa ettiği, Kuzey Kore’deki yönetici seçkinlerin birçok pahalı araba, 35’ten fazla piyano ve bir dizi gelişmiş kayıt cihazı ithal ettiği yer aldı.

Rapora göre iktidar rejimi 2012 yılında, yani 3. Kim saltanatının ilk yılında lüks eşyalara yaklaşık 645 milyon dolar harcadı. Kim, lükse olan bu düşkünlüğünü babasından miras aldı, ancak masraflarında babasını geçti. Kim, sevdiklerine değerli saatler, özel içkiler, kürk mantolar ve mücevherler hediye ediyor.

Fotoğraf Altı: Kim Jong-un özel jeti bulunuyor. (KCNA)
Kim Jong-un özel jeti bulunuyor. (KCNA)

Yemekler, filmler ve şarkılar

Kim’in ithal etmediği tek ürün sigara olabilir. Zira çok fazla yerel üretim tütün içiyor. Ancak geriye kalan yiyecek ve içecekler, yurt dışından büyük miktarlarda saraylarının depolarına getiriliyor. Kuzey Kore lideri hakkında dolaşan bilgilerde, alkollü içeceklerin hayranı olduğu ve sadece pahalı olanları tükettiği de yer alıyor. Sadece 2016 yılında bir milyon dolar değerinde alkollü içecek ithal etti.

Yemek masasının vazgeçilmezleri arasında İsviçre peynirleri yer alıyor. Bu, İsviçre’deki öğrencilik yıllarından kalma bir alışkanlık. Öğle yemeklerin de ise ıstakoz ve havyar neredeyse her zaman mevcut olan iki yemek.

Fotoğraf Altı: Kim Jong-un ev yapımı yiyecekleri titizlikle hazırlanıyor. (AFP)
Kim Jong-un ev yapımı yiyecekleri titizlikle hazırlanıyor. (AFP)

Eğlence, Kim’in hayatının büyük bir bölümünü kapsıyor, sarayda bin kişilik bir sinema salonu bile var. Belki de onları kitlesel parti toplantıları için kullanıyor, ancak asıl amacı çok sevdiği Godzilla ve Jackie Chan’ın filmlerini izlemek. Yakınlarının aktardığına göre Kim’in ekrana olan düşkünlüğü, çocukluğundan beri bilgisayar oyunlarına olan ilgisine kadar uzanıyor.

Kuzey Kore liderinin hobileri arasında hiç ihmal etmediği müzikte yer alıyor. Hatta bir kadın grubu kurup şarkıcılarını kendisi seçecek kadar ileri gitti ve gruba Moranbong adını verdi.

Süper yetenekler

Kim, ülkesinin medyasına ve halkının inançlarına göre doğaüstü yeteneklere sahip. Kim’in üç yaşındayken araba kullandığı ve dokuz yaşında yelkenli yarışlara katıldığı söyleniyor. Ayrıca arkeolog ekibiyle birlikte efsanevi gergedanın yerini keşfettiği haberleri de yer alıyor.

Kim’in efsanevi yetenekleri tüm alanlara yayılıyor. Kim ve bir grup Kuzey Koreli bilim insanı, AIDS’i, belirli kanser türlerini, soğuk algınlığını, yaşlanmanın etkilerini ve diğer birçok hastalığı iyileştiren bir mucize ilaç icat etti.

Fotoğraf Altı: Kim Jong-un, Kuzey Kore’nin en yüksek dağı olan Baekdu’nun zirvesinde. (AFP)
Kim Jong-un, Kuzey Kore’nin en yüksek dağı olan Baekdu’nun zirvesinde. (AFP)

Kuzey Kore devlet televizyonu bu olağanüstü güçlerin zirvesi olarak, soğuk kış günlerinden birinde Kim’in yüksek zirvelerden birine tırmandığı anda fırtınanın dindiğini ve güneşin açtığını duyurdu. Medyada yer alanlara göre Kim bu olağanüstü güçleriyle doğayı kontrol edebiliyor.



Ateşkeste silahların gölgesi: ABD ve İran yeni saldırılar yaparken müzakere kapısı yine de açık

Ateşkeste silahların gölgesi: ABD ve İran yeni saldırılar yaparken müzakere kapısı yine de açık
TT

Ateşkeste silahların gölgesi: ABD ve İran yeni saldırılar yaparken müzakere kapısı yine de açık

Ateşkeste silahların gölgesi: ABD ve İran yeni saldırılar yaparken müzakere kapısı yine de açık

Bölge, Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında geçtiğimiz nisan ayında varılan ateşkes anlaşmasından bu yana yaşanan en büyük askeri ve silahlı çatışmaya sahne olarak tehlikeli bir güvenlik dönüm noktasına girdi. İran Devrim Muhafızları Ordusu bugün yaptığı açıklamada; Ürdün’deki bir ABD üssünü ve Körfez bölgesinde Kuveyt ile Bahreyn’i de kapsayan 21 hedefi vuran geniş çaplı saldırılar düzenlediğini duyurdu. Bu gerilim, ABD'nin Hürmüz Boğazı yakınlarında İran içindeki hava savunma sistemlerini, yer kontrol istasyonlarını ve gözlem radar tesislerini hedef alan yoğun hava saldırılarına misilleme olarak gerçekleşti.

Devrim Muhafızları tarafından yapılan açıklamada, "Savaş çığırtkanı Amerikan rejiminin" bugün sabaha karşı asılsız bahanelerle Cask, Sirik ve Keşm’deki çeşitli noktalara saldırılar düzenlediği, bunun sonucunda Sirik’teki bir iletişim kulesinin hasar gördüğü ve şehre ait iki su deposunun imha edildiği belirtildi. Açıklamada, bu "şer dolu hamleye" cevap olarak Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri unsurlarının gece saat 02:30’da Bahreyn’deki 5. Filo’yu insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef aldığı belirtildi ve "şer odaklı eylemlerin" devam etmesi halinde "çok daha sert ve ağır cevaplar" verileceği uyarısında bulunuldu.

Trump: Bedelini ödeyecekler

Buna karşılık, söz konusu ABD saldırıları doğrudan ABD Başkanı Donald Trump’ın talimatıyla gerçekleştirildi. ABC News’e konuşan Trump, yanıtın "çok güçlü olması gerektiğini" belirterek, İran'ın "bir anlaşma için müzakere etmeyi çok uzun süredir ağırdan aldığını" ve "şimdi bunun bedelini ödemek zorunda kalacağını" vurguladı.

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) ise kuvvetlerinin İran'a karşı ABD Doğu Saati ile 17:00'de (TSİ 00:00) başlayan ve 21:00'den hemen önce tamamlanan "meşru müdafaa" saldırıları düzenlediğini açıkladı. Operasyonun, dün ABD Ordusu’na ait bir "Apache" tipi helikopterin düşürülmesine misilleme olarak yapıldığı belirtilirken; Amerikalı bir yetkili, Hürmüz Boğazı yakınlarında yaklaşık 20 İran hedefinin vurulduğu bilgisini paylaştı.

Tahran’dan diplomasi resti

Diplomatik tarafta ise İran Dışişleri Bakanlığı bugün, Tahran ile Washington arasındaki karşılıklı darbelerin ve İsrail'in Lübnan’da devam eden saldırılarının ardından ABD ve İsrail'i savaşı sona erdirmeyi amaçlayan diplomatik süreci baltalamakla suçladı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, ateşkesin defalarca ihlal edildiği bir ortamda ABD ile yürütülen diplomatik çabaların "ilerleyemeyeceğini" belirterek şunları söyledi:

"Gece yaşananların ardından Washington ile yürütülen diplomatik süreci yeniden değerlendirmemiz gerekiyor... Herhangi bir diplomatik süreç, asgari düzeyde de olsa bir istikrar gerektirir."


İran neden İsrail'e saldırma riskini göze aldı?

Güney Lübnan'daki Nebatiye'den görülen, tarihi Şakif (Beaufort) Kalesi yakınlarını hedef alan İsrail hava saldırısı, 4 Haziran 2026 (New York Times)
Güney Lübnan'daki Nebatiye'den görülen, tarihi Şakif (Beaufort) Kalesi yakınlarını hedef alan İsrail hava saldırısı, 4 Haziran 2026 (New York Times)
TT

İran neden İsrail'e saldırma riskini göze aldı?

Güney Lübnan'daki Nebatiye'den görülen, tarihi Şakif (Beaufort) Kalesi yakınlarını hedef alan İsrail hava saldırısı, 4 Haziran 2026 (New York Times)
Güney Lübnan'daki Nebatiye'den görülen, tarihi Şakif (Beaufort) Kalesi yakınlarını hedef alan İsrail hava saldırısı, 4 Haziran 2026 (New York Times)

Erika Solomon\Washington

İlk bakışta, İran'ın Lübnan'daki İsrail saldırılarına verdiği yanıt, yıkıcı bir bölgesel savaşı yeniden alevlendirme tehdidi taşıyan pervasız bir eylem gibi görünebilir. Ancak yeni yöneticilerinin stratejik değişimini yansıtan daha agresif bir yaklaşımın parçası olarak, İran açısından bu saldırılar gerekliydi. Onlar için savaştan çıkarılan ders, güçlü bir yanıtın hayatta kalmalarını ve hatta daha güçlü rakiplerine karşı kozlar elde etmelerini sağladığıydı.

Washington'daki Dawn Stratejik Çalışmalar Merkezi'nde İran uzmanı olan Omid Memarian, “İran güç göstermek ve gerilimi artırma kabiliyetine sahip olduğunu kanıtlamak istiyor” diyerek, “Gerekirse savaşı yeniden başlatmaya hazır oldukları mesajını veriyorlar” değerlendimesinde bulundu.

Son on yıldır İran'ın eski Dini Lideri Ali Hamaney döneminde, ülke İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri'ni hedef almakta çok daha temkinli davrandı. İran, 2020'de ABD'nin en üst düzey askeri komutanlarından Kasım Süleymani'yi öldürmesinin ardından Washington'a sınırlı yanıtlar vermekle yetinmişti. Yine geçen yıl Haziran ayındaki 12 günlük savaş sırasında verdiği yanıtı, tamamen Katar'daki tek bir ABD üssünü hedef alan saldırılarla sınırlandırmıştı.

Son haftalarda İranlı yetkililer, ana müttefikleri olan Lübnanlı silahlı Hizbullah örgütüne yönelik İsrail saldırılarına büyük ölçüde tahammül ettiler. Tahran, saldırıları eleştirmekle yetindi ve Hizbullah'ın nisan ayında Washington ile vardığı bölgesel ateşkes anlaşmasına dahil edilmesi gerektiği konusunda uyardı. Ancak İsrail saldırıları Güney Lübnan ile sınırlı kaldığı sürece İran misilleme yapmadı.

7 Haziran'da yayınlanan bir videodan alınan fotoğraf karesinde, İran'ın İsrail'e doğru füzeler fırlattığı görülüyor (Reuters)7 Haziran'da yayınlanan bir videodan alınan fotoğraf karesinde, İran'ın İsrail'e doğru füzeler fırlattığı görülüyor (Reuters)

İran, İsrail'in saldırılarını Hizbullah'ın kalesi olan Beyrut'un güney banliyösüne doğru genişletmesi durumunda bu hesapların değişeceği konusunda da uyarıda bulundu. İsrail de pazar günü tam olarak bunu yaptı.

İran Dini Liderine danışmanlık yapan etkili bir organ olan Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Başkanı Sadık Laricani, “İran'ın Lübnan'ı savunmak için yaptığı saldırı sadece askeri bir yanıt değil, stratejik bir doktrinin resmi duyurusuydu” ifadesini kullandı.

Laricani, “Direniş ekseninin herhangi bir bileşeni saldırıya uğrarsa, yanıt coğrafi sınırları aşacak ve bölgesel güç dengesini değiştirecektir” diyerek, Hizbullah da dahil olmak üzere müttefik silahlı örgütlerden oluşan bölgesel ağı tanımlamak için İran terimini kullandı.

İran, bu hamlelerle bölgesel müttefiklerini savunma konusundaki kararlılığını göstermeyi amaçlıyor. Şarku’l Avsat için bu analizi kaleme alan Erika Solomon’a göre bu imaj, Tahran'ın 2024'te İsrail'in Hizbullah'ı ciddi şekilde zayıflatan ve Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın ölümüne yol açan saldırılarına yanıt vermekten kaçınmasıyla bir önceki liderlik döneminde zarar görmüştü.

Şubat ayında başlatılan ve aralarında Hamaney'in de bulunduğu eski İran liderliğinin önemli bir bölümünün öldürülmesiyle sonuçlanan İran'a karşı ABD-İsrail savaşından bu yana, Tahran'daki yeni yöneticiler daha agresif davranmaya hazır olmalarını büyük bir başarı sayıyorlar.

Analistler, bu daha agresif yaklaşımın İran'ın sadece Amerikan ve İsrail saldırılarına karşı koymasını değil, aynı zamanda rakiplerine ekonomik zarar vermesini ve dünyanın en önemli petrol ve doğalgaz taşıma yollarından biri olan Hürmüz Boğazı'nı kontrol ederek stratejik bir baskı kartı elde etmesini sağladığına inanıyorlar.

İran'ın yeni liderleri ayrıca ABD Başkanı Donald Trump'ın bu daha saldırgan stratejiye daha çok karşılık verdiğini gördüler. Nitekim geçen hafta İsrail'i Beyrut'a saldırmamaya ikna etti. Ardından, pazartesi günü, İsrail'in Beyrut'un güney banliyösüne yönelik saldırıları ve İran'ın yanıtının ardından, yine her iki tarafa da saldırıları durdurma çağrısında bulundu.

Trump'ın açıklamalarının ardından, Devrim Muhafızları hemen saldırılarını durdurduğunu açıkladı, ancak İsrail'in güney Lübnan'a yönelik hava saldırılarına devam etmesi halinde -ki bu da neredeyse kesin görünüyor- saldırılara yeniden başlayabileceğini bildirdi.

Memarian bu tür saldırıların, İran'a Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasındaki ilişkiyi test etme fırsatı da verdiğine inanıyor.

“İsrail ve Amerikan hedefleri arasında bir uçurum olduğunun farkındalar” diyen Memarian, “Trump'ı İsrail'i dizginlemeye zorlamak istiyorlar” yorumunda bulundu.

Ancak Hizbullah'ı savunmak sadece bir test veya güç gösterisi ile ilgili değil. Alman Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü'nde İranlı güvenlik uzmanı Hamid Rıza Azizi'ye göre, “Tahran, Hizbullah'ın son savaş sırasında kuzey İsrail'e saldırmaya devam etme kabiliyetini, İran'a, saldırılarını petrol zengini Körfez komşularına odaklama alanı sağlamak için gerekli görüyor.”

Azizi, İsrail'in Hizbullah'ı daha da zayıflatmasına izin vermenin, Tahran'ın kaçınılmaz olarak gördüğü gelecekteki herhangi bir çatışmada İran için askerî açıdan maliyetli olacağını ifade etti.

İran ayrıca, Washington ile çatışmayı sona erdirmek için bir anlaşmaya varmaya çalışırken, İsrail’in saldırılarda bulunmasını, Tahran'ın son savaş sırasında elde ettiği stratejik kazanımları sessizce zayıflatmayı amaçlayan bir ABD-İsrail stratejisinin parçası olarak gördüğü için yanıt vermeyi gerekli gördü.

Haftalardır ABD güçleri, Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilere sessizce eşlik ediyor. Birçok analist bunu, ABD'nin küresel ekonomi üzerindeki baskıyı hafifletme ve aynı zamanda İran'ın gemilerine uyguladığı ablukayı sıkılaştırarak İran üzerindeki ekonomik baskıyı artırma çabası olarak tanımlıyor. Tahran, İsrail'in Hizbullah'ı zayıflatma çabalarının da bu stratejinin bir parçası olduğundan endişe ediyor.

Azizi, İranlıların, ABD ve İsrail'in “ateşkesi, İran'ın bu savaş sırasında kazandığı etkiyi zayıflatacak şekilde sahadaki gerçekleri yeniden şekillendirmek için kullandığına” inandığını söyledi.

İran'ın güçlü bir şekilde karşılık vermeye hazır olması, aynı zamanda Dünya Kupası'na ev sahipliği yapmaya hazırlanan ve bu sonbahardaki ara seçimler öncesinde derinleşen küresel ekonomik krizle karşı karşıya olan Trump'ın başka bir büyük ölçekli savaşa girmeyeceğine ne kadar inandığını da gösteriyor.

Cenevre'deki Lisansüstü Enstitüsü'nde İran uzmanı olan Farzan Sabit, “Trump'ın savaşa gireceğini düşünmüyorlar” dedi. “Ama girse bile, işleri kontrol altına alabileceklerinden oldukça eminler” diye de ekledi.


İran, Ortadoğu’da “yeni denklem” kuruyor: “ABD ve İsrail köşeye sıkıştı”

7 Haziran'da yayınlanan bir videodan alınan bir fotoğraf karesinde, İran'ın bilinmeyen bir yerden İsrail'e fırlattığı füze, (Reuters)
7 Haziran'da yayınlanan bir videodan alınan bir fotoğraf karesinde, İran'ın bilinmeyen bir yerden İsrail'e fırlattığı füze, (Reuters)
TT

İran, Ortadoğu’da “yeni denklem” kuruyor: “ABD ve İsrail köşeye sıkıştı”

7 Haziran'da yayınlanan bir videodan alınan bir fotoğraf karesinde, İran'ın bilinmeyen bir yerden İsrail'e fırlattığı füze, (Reuters)
7 Haziran'da yayınlanan bir videodan alınan bir fotoğraf karesinde, İran'ın bilinmeyen bir yerden İsrail'e fırlattığı füze, (Reuters)

ABD-İsrail ve İran arasındaki çatışmalar son günlerde tekrar alevlenirken, Ortadoğu kalıcı bir krize doğru sürükleniyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM) dünkü açıklamasında AH-64 Apache tipi helikopterin devriye sırasında Umman kıyıları yakınlarında düştüğü, iki mürettebatın kurtulduğu bildirilmişti.

Bunun ardından ABD ordusu, gece geç saatlerde İran'ın güney bölgelerine saldırı düzenledi. İran da başta Kuveyt ve Bahreyn'deki ABD üsleri olmak üzere Körfez ülkelerindeki 20'ye yakın hedefe misilleme yaptı.

CNN'in analizinde, İran'daki yeni yönetimin, ABD ve İsrail'e yönelik misillemeleriyle seleflerinin kaçındığı riskler almaya hazır olduğunu gösterdiği yazılıyor.

İran ordusu, İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarına karşılık pazar akşamı İsrail'e füze fırlamıştı. İsrail de ABD Başkanı Donald Trump'ın uyarılarına rağmen İran'ın Tahran, Tebriz ve İsfahan gibi bazı kentlerine saldırılar düzenlemişti.

Analizde, Tahran'daki yeni nesil kadronun bu tür misillemelerle "stratejik bir sabır göstermek yerine risk alıp İran'ın askeri, ekonomik ve bölgesel etkisini kullanarak Ortadoğu'daki gelişmeleri şekillendirmek" istediği ifade ediliyor.

Washington'ın eski Ortadoğu müzakerecilerinden Aaron David Miller, "İranlılar şu anda hem İsraillileri hem de ABD'yi köşeye sıkıştırdı. Risk almaya hazırlar" diyor.

İsrail istihbaratından eski İran uzmanı Danny Citrinowicz de Tahran yönetiminin, İsrail'in sadece İran'a değil bölgede desteklediği örgütlere saldırmasını engelleyecek "yeni bir denklem" oluşturmaya çalıştığını söylüyor.

İran Meclisi ve Müzakere Heyeti Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, dünkü açıklamasında diplomasiyi tercih ettiklerini fakat ABD ve İsrail'le başa çıkmak için "başka seçeneklerin de masada olduğunu" belirtti.

Diğer yandan 28 Şubat'ta İran'a yönelik saldırıları başlatan Trump ve İsrail lideri Binyamin Netanyahu, Tahran'da hedeflediği rejim değişikliğini gerçekleştiremedi.

BBC'nin analizinde, Trump ve Netanyahu'nun Ortadoğu'yu şekillendirme projesinin geri teptiğine, bölgenin "uzun, yıpratıcı ve kalıcı bir krize" sürüklendiğine dikkat çekiliyor.

Netanyahu'nun, ABD Başkanı'nın desteğiyle bölgedeki güç dengelerini değiştirmekte başarısız olduğu belirtiliyor. Trump ise ocak ayında baskın düzenlediği Venezuela'daki gibi bir operasyonla işin içinden çıkabileceğini düşünürken yanıldı.

Analizde ayrıca İran'ın, ABD'yle anlaşma için İsrail'in Lübnan'a saldırıları durdurmasını şart koşmasının da önemli bir stratejik adım olduğu vurgulanıyor.

Trump ve Netanyahu'nun tarihin en eski derslerinden birini öğrendiği ifade ediliyor:

İnsanlar savaş sanatını ve lanetini keşfettiğinden beri, liderler bir savaşı başlatmanın, onu kesin bir zaferle sona erdirmekten çok daha kolay olduğunu anlamıştır.

Independent Türkçe, Press TV, CNN, BBC