Hindistan-Kanada ilişkilerinde ayrılıkçı Sih örgütü gerilimi

Hindistan'daki ayrılıkçı Sih örgütü Halistan Kurtuluş Gücü'nün (KLF) lideri Hardeep Singh Nijjar’ın vurularak öldürüldüğü Kanada'nın British Columbia eyaletine bağlı Surrey kentindeki Sih tapınağı Guru Nanak dışında asılı Halistan bayrakları, 18 Eylül 2023 (AP)
Hindistan'daki ayrılıkçı Sih örgütü Halistan Kurtuluş Gücü'nün (KLF) lideri Hardeep Singh Nijjar’ın vurularak öldürüldüğü Kanada'nın British Columbia eyaletine bağlı Surrey kentindeki Sih tapınağı Guru Nanak dışında asılı Halistan bayrakları, 18 Eylül 2023 (AP)
TT

Hindistan-Kanada ilişkilerinde ayrılıkçı Sih örgütü gerilimi

Hindistan'daki ayrılıkçı Sih örgütü Halistan Kurtuluş Gücü'nün (KLF) lideri Hardeep Singh Nijjar’ın vurularak öldürüldüğü Kanada'nın British Columbia eyaletine bağlı Surrey kentindeki Sih tapınağı Guru Nanak dışında asılı Halistan bayrakları, 18 Eylül 2023 (AP)
Hindistan'daki ayrılıkçı Sih örgütü Halistan Kurtuluş Gücü'nün (KLF) lideri Hardeep Singh Nijjar’ın vurularak öldürüldüğü Kanada'nın British Columbia eyaletine bağlı Surrey kentindeki Sih tapınağı Guru Nanak dışında asılı Halistan bayrakları, 18 Eylül 2023 (AP)

Kanada ile Hindistan arasındaki diplomatik ilişkiler, ayrılıkçı Sih örgütü Halistan Kurtuluş Gücü'nün (KLF) lideri Hardeep Singh Nijjar’ın geçtiğimiz pazartesi günü Kanada'da vurularak öldürülmesinden sonra gerildi. İki ülke, ilişkilerini son yılların en düşük seviyesine indirirken karşılıklı olarak diplomatlarını sınır dışı etti. Ottawa hükümeti, Yeni Delhi'yi suikastın arkasında olmakla suçladı. Yeni Delhi ise suçlamayı reddetti.

Son gelişmeler

Associated Press’in (AP) haberine göre, Kanada Başbakanı Justin Trudeau, pazartesi günü Kanada Avam Kamarası’nda yaptığı konuşmada, Kanada'nın British Columbia eyaletinde Sih lider Hardeep Singh Nijjar’ın öldürülmesi hakkında açıklamalarda bulundu. Trudeau, suikastin arkasında Hindistan hükümetinin olabileceğine dair ‘ikna edici’ iddiaları araştırdıklarını söyledi.

Başbakan Trudeau’nun sözlerinin ardından Kanada Dışişleri Bakanı Melanie Joly, üst düzey bir Hint diplomatın ülkeden sınır dışı edildiğini açıkladı.

Öte yandan Hindistan hükümeti, salı günü kendisine yöneltilen suçlamayı reddeden bir açıklama yaparak Kanadalı diplomatları ‘iç işlerine’ müdahale etmekle suçladı. Bununla yetinmeyen Yeni Delhi, Ottawa’yı dikkatleri Hindistan'ın kuzeyindeki Pencap eyaletinde faaliyet gösteren ayrılıkçı Sih hareketi KLF üyelerine çekmeye çalışmakla da suçladı. KLF 1980'li yıllarda bağımsızlık amacıyla Yeni Delhi hükümetine karşı silahlı isyan başlatmıştı. Hindistan hükümeti bu isyanı bastırmıştı.

csdfvg
Sih lider Hardeep Singh Nijjar’ın cenaze töreninde tabutunu taşıyan sevenleri, 25 Haziran 2023, Kanada, British Columbia, Surrey (AP)

İki ülke arasındaki ilişkiler kötüleşirken Hindistan, dün, Kanada'daki vatandaşlarını ve Kanada’ya gitmeyi planlayanları dikkatli olmaya çağırdı. Kanada, başta öğrenciler olmak üzere Hindistan vatandaşları için en cazip seyahat destinasyonu olarak görülüyor. 2022 yılı verilerine göre yaklaşık 300 bin Hint öğrenci Kanada'da yüksek öğrenim görüyor.

Diplomatik anlaşmazlığın işaretleri

Ottawa ile Yeni Delhi arasındaki diplomatik anlaşmazlığın ilk işaretleri, bu ayın başlarında Hindistan’ın ev sahipliğinde dünyanın önde gelen ekonomilerinin katıldığı G20 zirvesinde görüldü.

Kanada Başbakanı Trudeau, G20 liderlerinin katıldığı resmi akşam yemeğine katılmadı. AP'in Hindistan basınından derlediği habere göre, Trudeau’nun Hindistan Başbakanı Modi ile ikili görüşme yapmak yerine kısa bir konuşmayla yetinmesinin onu ‘küçük düşürmesine’ neden olduğu belirtildi.

gth
Kanada Başbakanı Trudeau, başkent Ottawa’daki Kanada Avam Kamarası'nda konuşuyorken, 19 Eylül 2023 (Reuters)

Hindistan tarafından yapılan resmi bir açıklamaya göre Modi, Trudeau ile yaptığı kısa görüşmede, Kanada hükümetinin ayrılıkçı Sihlere karşı hoşgörülü davranmasından duyduğu derin endişeyi dile getirdi. Trudeau’nun Hindistan ziyareti, uçağının arızalanması ve Yeni Delhi’de planlanandan 36 saat daha kalmak zorunda kalması nedeniyle can sıkıcı bir şekilde sona erdi.

Trudeau, pazartesi günü yaptığı açıklamada, Modi ile ilişkilerindeki soğukluğun, Hindistan Başbakanı’nın G20 zirvesinde Kanada'nın suikast şüphesiyle yüz yüze gelmesinden kaynaklandığını söyledi.

Kanada, Hardeep Singh Nijjar’ın British Columbia eyaletinde, maskeli silahlı kişilerce öldürülmesinde Hindistan hükümetinin parmağı olduğuna dair henüz herhangi bir kanıt sunmadı.

dfegr
Kanada Başbakanı Justin Trudeau, 10 Eylül 2023 pazar günü Hindistan'ın başkenti Yeni Delhi’de düzenlenen G20 zirvesinde Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile bir araya geldi (AP)

Anlaşmazlık Batı için utanç kaynağı

AP’in haberine göre uzmanlar, Ottawa ile Yeni Delhi arasındaki diplomatik gerilimin ABD’nin iki müttefiki arasındaki ilişkilerde kalıcı bir çatlak yaratıp yaratmayacağını takip ediyor. Zira böyle bir çatlak, Asya'da Çin'e karşı bir denge unsuru olarak Hindistan'ı kazanmak ve Ukrayna'daki savaşta destek isteyen Batı ülkeleri için işleri kritik hale getirecektir.

Batı ülkeleri, Soğuk Savaş döneminde, özellikle Ukrayna savaşı sırasında, Moskova’yı tecrit etme çabalarında Hindistan’ı müttefiki Rusya'dan uzaklaştırmaya çalıştı.

İngiltere ve ABD gibi Hindistan’ın müttefiki olan ülkeler, cinayetten duydukları endişeleri dile getirse de Hindistan'ın suikastta parmağı olduğuyla ilgili iddiayla ilgili yorum yapmaktan kaçındı.

xdfg
Şih lider Hardeep Singh Nijjar’ın Kanada'da öldürülmesinden sonra Pakistan'ın Peşaver kentinde düzenlenen yürüyüşten bir kare, 20 Eylül 2023 (AFP)

Avustralya Dışişleri Bakanı Penny Wong, salı günü yaptığı açıklamada, Kanada’nın iddialarının ‘kaygı verici’ olduğunu ve Canberra'nın gelişmeleri yakından takip ettiğini, meselenin Hindistan ile gündeme getirildiğini söyledi.

ABD merkezli RAND Corporation isimli düşünce kuruluşunun kıdemli savunma analisti Derek Grossman, Hindistan sorunun çözülmesini bekliyor.

Yeni Delhi'nin endişeleri ikili ilişkiler üzerinde baskıya yol açtı

AP’in haberine göre Yeni Delhi'nin Kanada’daki ayrılıkçı Sih gruplarla ilgili endişeleri iki ülke arasındaki ilişkiler üzerinde uzun süredir baskıya neden oluyordu. Ancak iki ülke, aralarındaki güçlü savunma ve ticaret ilişkilerini sürdürdü. Bunun yanında Çin'in küresel hedeflerine karşı aynı stratejik çıkarları paylaşıyorlar.

Hindistan, Kanada'yı yıllardır, bağımsızlık isteyen ayrılıkçı Sih örgütü KLF’nin lideri Hardeep Singh Nijjar da dahil olmak üzere Sih ayrılıkçılara özgürlük sağlamakla suçluyor.

KLF’nin isyan hareketi onlarca yıl önce sona ererken Modi hükümeti, Sih ayrılıkçıların geri dönemeye çalıştıkları konusunda uyardı. Modi hükümeti, Sihlerin nüfusun yüzde 2'sinden fazlasını oluşturduğu Kanada gibi ülkelere, Sih ayrılıkçıların durdurulmaları için daha fazlasını yapmaları konusunda baskı uygulamaya devam etti.

cdsv
Sih örgütü sözcüsü Moninder Singh, Surrey'deki Sih tapınağı Guru Nanak önünde gazetecilerle konuşmak için beklerken geçen bir kuş sürüsü, 18 Eylül 2023 (AP)

Hindistan, geçtiğimiz haziran ayında Kanada’yı eleştirmişti. Kanada, Hindistan'ın en kutsal Sih tapınaklarını yakmasına misilleme olarak Başbakan Indira Gandhi'ye düzenlenen suikastı tasvir eden bir geçit töreni düzenlenmesine izin vermişti. Reuters’ın haberine göre Hindistan, bu geçit törenini Sih ayrılıkçıların isyan hareketine yapılan bir güzelleme olarak değerlendirdi.

sxdcf
Hindistan'daki ayrılıkçı Sih örgütü Halistan Kurtuluş Gücü'nün (KLF) lideri Hardeep Singh Nijjar’ın vurularak öldürüldüğü Kanada'nın British Columbia eyaletine bağlı Surrey kentindeki Sih tapınağı Guru Nanak dışında asılı Halistan bayrakları, 18 Eylül 2023 (AP)

Hindistan, Sih ayrılıkçıların ve destekçilerinin Kanada, İngiltere, ABD ve Avustralya'da diplomatik misyonları önünde düzenledikleri gösterilerden duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Söz konusu ülkelerin yerel yönetimlerinden diplomatik misyonlar önünde daha iyi güvenlik önlemleri alınmasını talep etti.

Washington Post gazetesinin haberine göre, 24 milyonu Hindistan’da olmak üzere dünyada yaklaşık 26 milyon Sih nüfusu var. Sihler, Hindistan nüfusunun yaklaşık yüzde 1,7’sini oluşturuyor. Sihliğin ilk kez 15’inci yüzyılda ortaya çıktığı Pencap’ta nüfusun çoğunluğu Sihlerden oluşuyor. Bugün, Yeni Delhi'deki Sih ayrılıkçı hareketi KLF, Hindistan'daki Sihlerden bir miktar destek görürken Kanada başta olmak üzere çeşitli ülkelerdeki Sih diasporası arasında popüler hale geldi.

Modi'nin Batı'daki imajının zedelenmesi

AP'in haberine göre bazı uzmanlar, Sih isyanı meselesinin Hindistan ile Kanada arasındaki ilişkilerde önemli bir yer kaplamasa da bu durumun değişebileceğini söylüyor.

ABD merkezli düşünce kuruluşu Wilson Center Güney Asya Enstitüsü Müdürü Michael Kugelman, ne Kanada ne de Hindistan’ın ilişkilerin zarar görmesini istemediklerini belirtti. Kugelman, son birkaç gündür yaşananların ardından bunun olmasını engellemekte zorlanacaklarını sözlerine ekledi.

Gerginliklerin Kanada’yı Hindistan ile yeni bir ticaret anlaşmasına ilişkin müzakereleri durdurmaya itmiş olabileceğini söyleyen Kugelman, ‘iki ülkenin ilişkilerinin pek çok kişinin istediği kadar esnek ve güvenli olmadığının’ altını çizdi. Kugelman, iki ülkenin de birbirleri için nispeten küçük ticaret ortağı olduklarını, ancak ticaret anlaşmasının destekçilerinin bunun her ikisi için de istihdamı ve gayri safi yurtiçi hasılayı (GSYİH) artırabileceğini savundu.

fgefbhe
Hindistan Başbakanı Narendra Modi, başkent Yeni Delhi'deki Hindistan Parlamentosu'nda yapılacak beş günlük özel oturuma katılmak üzere geldiği sırada orada bekleyen basın mensuplarını selamladı, 18 Eylül 2023 (Reuters)

Kugelman, Kanada'nın suikastta Hindistan hükümetinin parmağı olduğu iddialarının, Modi'nin Batı'da büyüyen yumuşak gücüne de zarar verebileceği değerlendirmesinde bulundu. Ayrıca, ahlaki değerlerin dış ilişkilere yön veremediğinin altını çizdi.

Kugelman, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

Batılı demokrasiler, özellikle Çin ile mücadele noktasında Hindistan’ı stratejik hesaplarının dışında tutmaya çalışmayacaklar. Stratejiye dayalı yakınlaşmalar daha ağır basacaktır.

Modi, Hindistan’ı yükselen bir küresel güç olarak göstermeye çalışarak bir yanda gelişmekte olan ülkeler ve Rusya, diğer yanda Batı ile ilişkileri bir arada tutmaya özen gösterdi.

Yeni Delhi Merkezli Politika Araştırmaları Merkezi'nden Sushant Singh, son gelişmelerin Hindistan üzerinde baskı oluşturacağını, Yeni Delhi’nin bunun yansımalarını kontrol altına almak için çok çalışması gerekeceğini söyledi.

Suikasta kurban giden Hardeep Singh Nijjar kimdir?

ABD merkezli CNN tarafından dün yayınlanan bir habere göre, Hardeep Singh Nijjar, ‘Halistan’ adıyla biliniyor. Nijjar, Hindistan'ın Pencap eyaletinin bazı kısımlarını da kapsayacak şekilde Hindistan'dan bağımsız bir Sih devletinin kurulmasını isteyenlerin öncülerinden biriydi.

Najjar’ın lideri olduğu ayrılıkçı Sih hareketi KFL, Hindistan’da yasaklandı. Çünkü Yeni Delhi, KLF’yi ülkenin güvenliğine karşı bir tehdit olarak görüyor. KLF ile ilişkili bazı gruplar, Hindistan'ın 1967 tarihli Yasadışı Faaliyetleri Önleme Yasası (UAPA) kapsamında ‘terör örgütleri’ olarak sınıflandırıldı.

rth

CNN, Nijjar’ın 2020 yılında Hindistan Ulusal Soruşturma Ajansı (NIA) tarafından bağımsız Halistan’ı kurmak için dünyanın dört bir yanındaki Sih topluluğunu radikalleştirmeye çalışmakla suçlandığını hatırlattı. Ayrıca, Nijjar’ın adının Hindistan İçişleri Bakanlığı'nın teröristler listesinde yer aldığını bildirdi. NIA’ya göre Nijjar, Sihleri ​​referandumda ayrılma lehine oy kullanmaya, Hindistan Hükümeti'ne karşı kışkırtmaya ve şiddet eylemlerine katılmaya teşvik etmeye çalıştı.

Nijjar’ın arkadaşı ve Hindistan’ın en çok arananlar listesinde yer alan eski avukatı Gurpatwant Singh Pannun, Nijjar’ın kendisine yöneltilen ölüm tehditleriyle ilgili Kanada Kraliyet Atlı Polisi de dahil olmak üzere Kanadalı yetkililer tarafından en az üç kez uyarıldığını söyledi.

Pannun, CNN'e yaptığı açıklamada, Nijjar'a dikkatli olması ve ‘büyük sözler söylemekten kaçınması gerektiği’, aksi takdirde suikasta kurban gidebileceğinin söylendiğini de sözlerine ekledi.



Küba’nın turizm sektörü çökmenin eşiğinde: “Pandemiden daha kötü”

Küba'nın turizm sektörü, ABD'nin yakıt ablukasıyla patlak veren enerji kriziyle darbe aldı (AFP)
Küba'nın turizm sektörü, ABD'nin yakıt ablukasıyla patlak veren enerji kriziyle darbe aldı (AFP)
TT

Küba’nın turizm sektörü çökmenin eşiğinde: “Pandemiden daha kötü”

Küba'nın turizm sektörü, ABD'nin yakıt ablukasıyla patlak veren enerji kriziyle darbe aldı (AFP)
Küba'nın turizm sektörü, ABD'nin yakıt ablukasıyla patlak veren enerji kriziyle darbe aldı (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın uyguladığı tam abluka nedeniyle Küba'nın turizm sektörü çöküşün eşiğine geldi.

Küba yönetiminin istatistiklerine göre yılın ilk çeyreğinde ülkeye yaklaşık 298 bin yabancı turist gitti. Bu rakam geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 48'lik bir düşüşe işaret ediyor.

Turizmin canlı olduğu 2017-2018'de adayı ayda ortalama 400 bin yabancı turist ziyaret ediyordu.

Wall Street Journal'ın görüş aldığı Kübalı ekonomist Pavel Vidal Alejandro, turizmin ülkenin yaklaşık 30 milyar dolarlık ekonomisinin yüzde 8'ini oluşturduğunu, yüzbinlerce kişiye istihdam sağladığını ve önemli bir döviz kaynağı olduğunu vurguluyor.

Derinleşen ekonomik kriz ve yakıt sıkıntısı, son dönemde Air France ve Air Canada'nın da aralarında bulunduğu birçok havayolu şirketini Küba'ya seferlerini askıya almaya zorladı.

Sokaklarda biriken çöp yığınları ve çökmekte olan sağlık sistemi de turizmi olumsuz etkiliyor.

Eski Havana'da eşiyle bir otel işleten İtalyan girişimci Andrea Gallina, 1 Nisan'da kapılarını kapatmak zorunda kaldıklarını söylüyor.

Gallina, yakıt krizi derinleştikçe ve elektrik kesintileri kötüleştikçe otelin halihazırda düşük seviyedeki doluluk oranının yüzde 20'den yüzde 5'e kadar gerilediğini belirtiyor:

Pandemi döneminde gibiyiz ama durum daha da kötü. Eski Havana bir çöl gibi. Hiç turist yok.

Havana sahilinde deniz ürünleri restoranı işleten Alejandro Herrera da gelirinin yüzde 90 oranında düşmesi nedeniyle lokantayı kapatmayı düşündüğünü söylüyor:

Ekonomik durum nedeniyle bu günlerde birçok kişi keyifsiz. İnsanlar çok özel durumlar dışında harcamalarını kısıyor.

Amerikan ordusu, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya baskın düzenleyip ülkenin lideri Nicolas Maduro'yu kaçırmıştı.

Trump, Venezuela baskınının ardından tam abluka uygulamaya başladığı Küba'daki komünist rejimi devirme tehditleri de savurmuştu.

Washington ve Havana yönetimleri müzakerelere başlamasına rağmen ABD'nin, Fidel Castro'nun kardeşi Raul Castro hakkında iddianame hazırlandığını geçen hafta duyurması gerginliği tekrar tırmandırmıştı.

94 yaşındaki Raul Castro ve 4 kişinin 1996'daki uçak düşürme olayıyla ilgili "ABD vatandaşlarını öldürmek amacıyla komplo kurmaktan" suçlandığı bildirilmişti.

Rusya ve Çin ise insani krizle boğuşan ada halkının yardımına koştu.

ABD, yaklaşık 730 bin varil petrol taşıyan Rus tankeri Anatoly Kolodkin'in Küba limanına mart sonunda yanaşmasına müsaade etmişti.

Ayrıca Çin de ülkeye toplamda 60 bin ton pirinç gönderileceğini açıkladı. Küba lideri Miguel Diaz-Canel, 15 bin tonu 25 Mayıs'ta ulaşan pirinci "asil bir dayanışma jesti" diye niteleyip Pekin'e teşekkür etmişti.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Granma


Trump'ın İran'la diplomasisi: Siyasi bir gösteri ve belirsiz bir gelecek

ABD Başkanı Donald Trump, Washington'da gazetecilere açıklamalarda bulunurken, 20 Mayıs 2026 (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Washington'da gazetecilere açıklamalarda bulunurken, 20 Mayıs 2026 (AFP)
TT

Trump'ın İran'la diplomasisi: Siyasi bir gösteri ve belirsiz bir gelecek

ABD Başkanı Donald Trump, Washington'da gazetecilere açıklamalarda bulunurken, 20 Mayıs 2026 (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Washington'da gazetecilere açıklamalarda bulunurken, 20 Mayıs 2026 (AFP)

Brian Katulis

Müzakereler bir anlaşmayla sonuçlanır mı? Bu soru, 8 Nisan'da ABD ile İran arasında kırılgan bir ateşkesin ilan edilmesinin ve ardından ABD Başkanı Donald Trump’ın tek taraflı kararıyla süresiz olarak uzatılmasının üzerinden bir buçuk ayı aşkın süredir iki ülke arasındaki geriliminin gölgesinde cevap aramaya devam ediyor.

Geçtiğimiz hafta sonu yoğun bir diplomatik hareketlilik yaşandı. Bu süreç, önce Pakistan ardından en son aşamada Katar arabuluculuğuyla yürütülen İran-ABD görüşmelerine ilişkin birbiriyle çelişen sızıntılarla iç içe geçti. ABD Dışişleri Bakanlığının Ortadoğu'dan sorumlu üst düzey diplomatı Barbara Leaf, hafta sonu yaşanan bu kafa karıştırıcı atışmalı süreci ‘kakofoni’ olarak nitelendirdi.

Bu diplomasinin nereye varacağını ya da bunun 2025 baharındaki görüşmelerin ve bu yılın başlarında gerçekleştirilen turların bir tekrarından ibaret olup olmayacağını -yani bir sonraki savaş turunun öncesinde yaşanan geçici bir ateşkesten ibaret kalıp kalmayacağını- kestirmek güç. Bununla birlikte, İran içinde ve dünyanın dört bir yanında derinleşen ekonomik tahribat, mevcut müzakere turunu sürdürme yönündeki en önemli itici gücü oluşturuyor. Bunun yanı sıra enerji üretim tesisleri ve su arıtma istasyonları dahil bölgesel altyapıya yönelik daha kapsamlı saldırı tehditleri de tarafları masada tutmaya zorlayan unsurlar arasında yer alıyor.

Bu ağır bedeller, çatışan tarafların yeniden savaşa sürüklenmesinin önünde bir engel oluşturduysa da İran ile ABD arasında kalıcı bir uzlaşının sağlanıp sağlanamayacağı hâlâ belirsizliğini koruyor.

Washington'da gösteriş diplomasisi

Müzakerelerin iki temel tarafı arasındaki güvensizlik ve karşılıklı güvence eksikliği, sürecin önündeki en temel engeli oluşturuyor. On yıllardır iki ülke arasındaki ilişkiyi kemiren dosyalarda kalıcı diplomatik uzlaşı arayışı neredeyse ‘imkânsız bir görev’ niteliği taşıyor. Bu dosyalar arasında İran'ın nükleer programı, balistik füzeleri, Hizbullah ve Husiler gibi bölgesel müttefiklerine verdiği destek ile Tahran'ın yaptırımların kaldırılması ve dondurulmuş mal varlıklarının serbest bırakılmasına yönelik talepleri yer alıyor. Üstelik son savaştan önce gündemde bulunmayan yeni bir mesele olan İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki stratejik denetimi, süreci daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor. Bütün bunlar müzakere gündemini son derece ağırlaştırıyor.

Hafta sonu sızdırılan bilgiler, eksik ve parçalı verilere dayalı yorum selini de beraberinde getirdi. Bunlar, gerçekleri aydınlatmaktan çok gürültü yarattı ve siyasi tartışmalardaki köklü cephe hatlarını pekiştirdi. ABD cephesinde ise yeni çatlaklar gün yüzüne çıktı. Trump'ın birinci döneminin Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ile mevcut Beyaz Saray İletişim Direktörü Steven Cheung arasında sert bir söz düellosu yaşandı.

Pompeo, basına sızdırılan olası bir ABD-İran anlaşmasının ayrıntılarına öfkeyle tepki gösterirken, Cheung, kamuoyu önünde Pompeo'ya ‘ahmakça konuşmayı kesip susmasını’ söyleyerek karşılık verdi.

Bu tablo, Amerikan kamuoyundaki söylemin nezaket ve vakardan giderek uzaklaştığına işaret eden olaylar zincirine yeni bir halka ekledi.

Bir binanın cephesinde, Hürmüz Boğazı'nın tasvir edildiği ve üzerinde “Sonsuza kadar İran'ın elinde... Trump hiçbir şey yapamadı... İran, Hürmüz Boğazı'nı sonsuza kadar kontrol edecek” yazan reklam panosu. Tahran'daki Vank Meydanı, 25 Mayıs 2025 (AFP)

Bir binanın cephesinde, Hürmüz Boğazı'nın tasvir edildiği ve üzerinde “Sonsuza kadar İran'ın elinde... Trump hiçbir şey yapamadı... İran, Hürmüz Boğazı'nı sonsuza kadar kontrol edecek” yazan reklam panosu. Tahran'daki Vank Meydanı, 25 Mayıs 2025 (AFP)

“Bu diplomasinin nereye varacağını ya da bunun 2025 baharındaki görüşmelerin ve bu yılın başlarındaki turların bir tekrarından -yani bir sonraki savaş turunun öncesinde yaşanan geçici bir ateşkesten- ibaret kalıp kalmayacağını kestirmek güç.

Daniel Drezner gibi bazı ABD’li yorumcular, İran'la varılabilecek herhangi bir anlaşmanın fiili ayrıntıları kamuoyuyla paylaşılmadan önce analiz etmenin gerçek anlamda bir faydası olmadığı görüşünde.

İran rejiminin ve Trump yönetiminin bu krizin pek çok boyutunda -hatta daha geniş anlamda yönetim anlayışı ve kamuoyu davranışında- alışkanlık haline gelen yalan söyleme eğilimi, diplomatik bir uzlaşıya ulaşmayı daha da güçleştiriyor.

Büyük güce sahip liderler zaman zaman söylemle gerçeği dönüştürmeye çalışır, güç dengelerini ve çıkarlar bütününü doğru biçimde yansıtmayan açıklamalar yaparlar.

Bu durum, Donald Trump'ta çarpıcı biçimde kendini gösteriyor. Trump, çıkar sağlamak amacıyla yoğun biçimde gösterişe dayalı bir performans diplomasisine başvurdu. Cesur iddialar ve kışkırtıcı tehditler bunun başlıca araçları oldu.

Bu tür diplomasi, somut kazanımlar yerine mesajı; kapalı kapılar ardındaki müzakereler yerine fotoğraf fırsatlarını ön plana çıkarıyor. Oysa kalıcı büyük anlaşmaların özü genellikle kamuoyundan uzakta, sessiz sedasız yürütülen müzakerelerde şekillenir.

Bu diplomasi öncelikle iç kamuoyuna sesleniyor; zira Trump'ın onay oranları gerilemiş durumda. İran dosyasında ise bir diğer kritik kitleye, yani ABD'nin Ortadoğu'daki ortaklarına da göz kırpıyor.

Trump, Beyaz Saray'da İran'a yönelik saldırı hakkında ulusa sesleniş konuşması yapmadan önce, 1 Nisan 2026 (Reuters)Trump, Beyaz Saray'da İran'a yönelik saldırı hakkında ulusa sesleniş konuşması yapmadan önce, 1 Nisan 2026 (Reuters)

İran rejimi de benzer bir çizgide ilerliyor. Coşkulu açıklamalar, tehditler ve kendi söylemine olan güveni zedeleyen adımları alışkanlık haline getirmiş durumda. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu yöntem, her iki temel taraf açısından da kalıcı bir anlaşma inşa etme çabalarını katmerli biçimde güçleştiriyor.

Gösteriş diplomasisine odaklanmak, Trump'ın neden Suudi Arabistan, Katar, Mısır, Pakistan, Türkiye ve Ürdün'den oluşan altı büyük ülkeyi Abraham Anlaşmaları’na katılmaya ve İsrail ile ilişkilerini normalleştirmeye davet ettiğini anlamlandırmaya da yardımcı oluyor.

Trump, bu tutumunun gerekçesini sosyal medya paylaşımında daha ayrıntılı biçimde açıkladı. Bu ülkelerin İsrail ile normalleşmesinin, İran'la varılabilecek olası anlaşmayı ‘aksi takdirde olacağından çok daha tarihi bir olaya’ dönüştürmek istedikleri takdirde, atabilecekleri ‘iyi’ bir adım olduğunu yazdı. Trump'ın bakış açısına göre bu tür cesur iddialar ve talepler, gerçekliği daha önce görülmemiş bir biçimde yeniden şekillendirme imkânı sunuyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (sağda) ile Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir'in Tahran'daki görüşmesinden bir kare, 23 Mayıs 2026 (İran Cumhurbaşkanlığı)İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (sağda) ile Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir'in Tahran'daki görüşmesinden bir kare, 23 Mayıs 2026 (İran Cumhurbaşkanlığı)

Ancak bu düşüncenin temel açmazı, yaşanan gerçekleri ve ABD’nin Ortadoğu'daki en yakın ortaklarından bazılarının bakış açısını göz ardı etmesinde yatıyor. Bunun başlıca örneği Suudi Arabistan. Öyle ki Suudi Arabistan, Trump'ın ilk döneminin büyük bölümünü iki devletli çözümü ve bağımsız bir Filistin devleti kurulması fikrini savunmaya ayırdı.

İran meselesinde de İsrail meselesinde de kalıcı bir uzlaşıya giden en güvenilir yol ve formül, kışkırtıcı açıklamalar savurarak pek çok Amerikalının kavramakta güçlük çektiği karmaşık bir Ortadoğu gerçekliğini zorla değiştirmeye çalışmaktan değil, ABD'nin yakın ortaklarını dinlemekten geçiyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Elon Musk’la Pentagon arasında Starlink zammı tartışması

ABD ordusu, İran'ın Şahid drone'larıyla başa çıkabilmek için düşük maliyetli LUCAS'ları geliştirmişti (CENTCOM)
ABD ordusu, İran'ın Şahid drone'larıyla başa çıkabilmek için düşük maliyetli LUCAS'ları geliştirmişti (CENTCOM)
TT

Elon Musk’la Pentagon arasında Starlink zammı tartışması

ABD ordusu, İran'ın Şahid drone'larıyla başa çıkabilmek için düşük maliyetli LUCAS'ları geliştirmişti (CENTCOM)
ABD ordusu, İran'ın Şahid drone'larıyla başa çıkabilmek için düşük maliyetli LUCAS'ları geliştirmişti (CENTCOM)

Elon Musk'ın SpaceX firmasıyla ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) arasında Starlink terminalleriyle ilgili ücret anlaşmazlığı yaşanmış.

Reuters, ABD-İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a saldırıları başlatmasından birkaç hafta sonra SpaceX yöneticilerinin Pentagon yetkilileriyle görüştüğünü yazıyor.

Amerikan ordusu, İran'daki saldırılarda LUCAS drone'larından kullanıyor. İran'ın Şahid'lerine benzeyen bu insansız hava araçları (İHA) SpaceX'in uydu terminallerine bağlı çalışıyor.

Toplantıda SpaceX yöneticileri, Pentagon'un her bir terminal bağlantısı için aylık yaklaşık 5 bin dolar ödediğini ancak gerçekte kullanılan hizmetin aylık yaklaşık 25 bin dolarlık "havacılık sınıfı" aboneliğine denk geldiğini savundu.

Musk'ın firması, Starlink bağlantısının devam etmesi için paketin yükseltilmesini istedi.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan kaynaklara göre Pentagon ise hizmetin bu tarifeden ücretlendirilmesine karşı çıktı.

Ancak Savunma Bakanlığı'nın, İran'a yönelik saldırıları yoğunlaştırdığı dönemde bu artışı kabul etmek zorunda kaldığı savunuluyor. Bu da LUCAS drone'larının maliyetini yaklaşık iki katına çıkarmış.

Haberde, Pentagon'un SpaceX'e bağımlılığının giderek arttığına, Musk'ın da ABD ulusal güvenliğinin kritik bir alanındaki nüfuzunu artırdığına dikkat çekiliyor. Üstelik bu durumun, SpaceX'in tarihin en büyük halka arzlarından birine hazırlanırken gelirlerini artırmaya çalıştığı bir dönemde yaşandığına işaret ediliyor.

Musk, X'teki paylaşımında Amerikan ordusunun Starlink'leri değil, 2023'te SpaceX'le yapılan anlaşma kapsamında "Starshield" terminallerini kullandığını belirtti. Ancak ücret tarifesiyle ilgili anlaşmazlıklar hakkında yorum yapmadı.

Reuters'ın aktardığına göre Starshield, hem ticari Starlink uydularına hem de yine Starshield diye adlandırılan ayrı ve daha güvenli bir uydu ağına bağlanabiliyor.

Pentagon Sözcüsü Sean Parnell de X'ten yaptığı açıklamada iddiaları yalanlarken herhangi bir detay paylaşmadı. Musk'ın firmasının Pentagon'un "önemli bir ortağı olmayı sürdürdüğünü" ifade etti.

Independent Türkçe, Reuters, ABC