Putin'in infaz listesi: Kremlin'in düşmanlarının kan dondurucu kaderi

Yöntemler çok ve çeşitli: zehirleme, silahla vurma, uçak kazası ve en basiti de gizemli bir şekilde pencereden düşme. Putin, hasımlarına ve siyasi rakiplerine devlet eliyle yapılan suikastları endüstriyel bir boyuta taşıdı

Vladimir Putin'e ters düşmenin cezası bazen hızlı kesilir (Reuters)
Vladimir Putin'e ters düşmenin cezası bazen hızlı kesilir (Reuters)
TT

Putin'in infaz listesi: Kremlin'in düşmanlarının kan dondurucu kaderi

Vladimir Putin'e ters düşmenin cezası bazen hızlı kesilir (Reuters)
Vladimir Putin'e ters düşmenin cezası bazen hızlı kesilir (Reuters)

John Kampfner 

Tüm bunların nedeni bir adamın, sığınakta saklanan bir adamın, nefreti ve korkusu. Onun emriyle canıma kastedilmesinden sağ kurtularak onu ölesiye gücendirdim. Ve sonra daha da ciddi bir suç işledim: Gidip saklanmadım. Bu da sığınağındaki bu küçük hırsızı çileden çıkarıyor.

Rusya'da yargılanırken mahkeme salonundaki bir kafesin içinde tutulursunuz. Bu durum Aleksey Navalni'nin ezeli düşmanı Vladimir Putin'e elindeki tek araçla, yani sözlerinin gücüyle meydan okumasına engel olmadı.

Kırılgan bir diktatör için siyasi muhalefetten daha kötü tek bir suç vardır: alaya alınmak. 10 yılın büyük bir bölümünde Putin'in servetini ve mafya tarzı suç bağlantılarını araştıran Navalni ortaya çıkardığı verileri bazen ciddiyetle, bazen de Kremlin'deki adamla dalga geçerek filmlerine, vloglarına ve bloglarına komik mimlerle serpiştirdi. Putin onu susturmak için elinden gelen her şeyi yaptı. Bir değil iki kez zehirlenmesini sağladı. Navalni olağanüstü bir şekilde hayatta kalsa da hapse atıldı, cezası düzenli olarak uzatıldı ve sağlığı giderek kötüleşti. 

Muhalefetin bu cesur liderini, önceki günlerde uçağı gökyüzünden düştüğünde suikasta uğradığı düşünülen paralı haydut Yevgeni Prigojin'le kıyaslamak akıl dışı görünebilir. Hem infaz şekli hem de başlangıçtaki kayıtsızlığı açısından, bütün belirtiler Putin'in intikamına işaret ediyordu.

Rusya'nın askeri müesses nizamına saldırdığı ve gittikçe daha konuşkan bir hal aldığı videolarında ve ardından hazirandaki tuhaf Moskova baskını girişiminde Prigojin'in yaptığı şey, Putin'i gülünç duruma düşürmekti. Siyasetçiler, gazeteciler ya da eski ajanlar sakıncalı gerçekleri ortaya çıkardığında genellikle olduğu gibi, cezası nispeten hızlı verildi.

Yöntemler çok ve çeşitli: zehirleme, silahla vurma, uçak kazası ve en basiti de gizemli bir şekilde pencereden düşme. Bunlar bazen gizlice yapılsa da meydan okumanın tehlikeleri hakkında bir sinyal göndermek için çoğu zaman göz önünde gerçekleştirilir. Dürüst olmak gerekirse hedef gözeterek işlenen cinayetler, Putin'in iktidara geldiği 2000'den önce başladı. 1990'lardaki bu tür olaylar genellikle Çeçen liderliğinin imzasını taşıyordu. Ya da suç çeteleri (ve onların siyasi efendileri) birbirleriyle hesaplaşıyordu. Putin ise devlet eliyle yapılan suikastları endüstriyel bir boyuta taşıdı.

Birleşik Krallık ve Rusya arasındaki önceki anlaşmazlığa Aleksandr Litvinenko cinayeti yol açtı (Reuters)
Birleşik Krallık ve Rusya arasındaki önceki anlaşmazlığa Aleksandr Litvinenko cinayeti yol açtı (Reuters)

Navalni ve Mart 2018'de Salisbury'de zehirlenen, askeri istihbarat servisi GRU'nun eski subayı olan Britanyalı çifte ajan Sergey Skripal olayındaki gibi nadiren başarısız oluyorlar. Böyle bir durumda da işi eline yüzüne bulaştıran sorumlular alenen azarlanıyor. Skripal ve kızı, öğle yemeği yedikleri bir pizza restoranının yakınındaki bir bankta bulundu. Suni komaya sokulan baba-kız, mucizevi bir şekilde hayatta kaldı. Britanyalıların saldırıyı gerçekleştirmekle suçladığı iki Rus ajanı daha sonra Rus televizyonuna çıkarak bu "güzel" şehre "tüm dünyanın en ünlülerinden olan" katedral kulesini ziyaret etmek için gittiklerini iddia etti. Kanalın yöneticisi ve Putin'e yakın olan spiker kahkahalarını güçlükle bastırabildi. Bu kısa şöhret anında onları küçük düşürmenin amaçlandığı açıktı.

Çok sayıda suikastın içinde öne çıkan bir fotoğraf var. Bu, Putin'i sözünü sakınmadan eleştiren eski KGB ajanı Aleksandr Litvinenko'nun, Kasım 2006'daki ölümünden kısa süre önce hastane yatağında gözlerini dikip bakarken çekilmiş fotoğrafı. Litvinenko, Londra'nın Mayfair semtinin göbeğindeki bir otelde, nadir bulunan güçlü bir radyoaktif izotop olan polonyum-210 karıştırılmış yeşil çay içti. Başarıyla başarısızlık arasındaki fark çok göz önünde: Britanyalıların söylediğine göre cinayeti işleyen iki Rus'tan biri olan Andrey Lugovoy, parlamento üyesi yapılarak ödüllendirildi.

Londongrad (Britanya'nın başkenti zamanla böyle anılmaya başlandı) ve çevresi suikastların düzenli mekanı haline geldi. Aleksandr Perepiliçniy, Rusya'nın kara para aklama planlarıyla ilgili İsviçre'nin yürüttüğü bir soruşturmaya yardım ettikten sonra 2009'da Britanya'ya sığındı. Perepiliçniy üç yıl sonra Surrey'nin Weybridge kasabasında yer alan seçkin ve güvenlikli bir sitedeki evinin yakınlarında koşuya çıktıktan sonra ölü bulundu. Adli tıp görevlisi resmen herhangi bir cinayet belirtisi kaydetmese de özellikle bilinen herhangi bir sağlık sorunu olmadığı için Perepiliçniy'nin ölümü soru işaretlerine yol açtı.

Boris Berezovski'nin Mart 2013'te Ascot yakınlarında yer alan malikanesindeki ölümü de aynı derecede merak uyandırdı. Berezovski'nin cesedi kilitli bir banyoda, boynuna ip bağlanmış halde bir koruma tarafından bulundu. Putin'in siyasi yükselişinde rol oynayan oligark ve siyaset uzmanı Berezovski, hasta Devlet Başkanı Boris Yeltsin'in ailesini, ülkeyi elitler adına yönetebilecek birini bulduğuna ikna etmişti. Bu ilk görevinde başarıya ulaştıktan sonra hamisi tarafından olağanüstü bir dışlanmaya maruz kalan Berezovski, sürgünde giderek daha da hırçın bir muhalif figür halini aldı. New Statesman'ın genel yayın yönetmeni sıfatıyla 2006'da başkanlık ettiğim bir öğle yemeğine konuk olduğunda kendisiyle bir kez görüştüm. Küstah, görgüsüz, öfkeli bir dinamo gibi olan ve sabit bir ahlak anlayışı ya da bağlılığı bulunmayan Berezovski, Rusya'daki güç dinamikleri hakkında büyüleyici bilgiler verdi. Geriye dönüp bakınca Prigojin'in asker olmayan versiyonu gibi görülebilir; "düşmanımın düşmanı" kategorisine giren Berezovski'nin tarihe bıraktığı tek mirası, Putin'e muhalefeti oldu.

Kremlin saklanacak hiçbir yer olmadığını; hiçbir ülkenin, hiçbir güvenlikli sitenin suikastçıdan korunacak güvenliği sağlamadığını göstermeyi sever. Bazen de işini eve daha yakın bir yerde halletmekten hoşlanır. Şubat 2015'te, Putin döneminin en cüretkar siyasi infazlarından birinde Boris Nemtsov, Kremlin'in yanındaki bir köprüde yakın mesafeden vurularak öldürüldü. Nemtsov akşam yemeğine çıktıktan sonra kız arkadaşıyla yürüyordu. Eski bir Bölge Valisi ve Yeltsin döneminde Başbakan Yardımcısı olan Nemtsov, önde gelen bir muhalif figür halini almıştı. Putin’in "kişisel sorumluluğunu" üstlendiği soruşturmada Kuzey Kafkasya'dan 5 kişi hapse atıldı. Ve hepsi bu kadar.

Öldürülen gazeteci Anna Politkovskaya'nın portresinin önüne bir kadın çiçek bırakıyor​ (AP)​​​​​​
Öldürülen gazeteci Anna Politkovskaya'nın portresinin önüne bir kadın çiçek bırakıyor​ (AP)​​​​​​

Araştırmacı gazeteci Anna Politkovskaya'nın öldürülmesi muazzam bir tepki çekti. Putin döneminin epey başlarıydı ve bu tür olaylar henüz sıradanlaşmamıştı. Politkovskaya, Ekim 2006'da süpermarketten evine döndükten sonra Moskova'daki dairesinin asansöründe vurularak öldürüldü. Politkovskaya'nın Çeçenistan'daki ikinci savaş sırasında yaşanan insan hakları ihlalleri üzerine yaptığı haberler onu mimlenmiş bir kadın haline getirmişti.

İşte Rusya ve ötesindeki diğer vakalardan bazılarının kısa bir özeti:

Sergey Magnitski, tedavi talebinin reddedilmesinin ardından 2009'da hapishanede kalp krizi geçirerek öldü. Magnitski üst düzey yolsuzlukları ortaya çıkarmak için sürgündeki Amerikalı iş insanı Bill Browder'la birlikte çalışıyordu. Birçok ülkede uygulamaya konan Magnitski Yasası, artık devlet suçlarına karışan Rusları engellemek için kullanılan bir terim.

Öğretmen ve Çeçenistan'daki Memorial adlı insan hakları örgütünün başkanı Natalya Estemirova'nın cansız bedeni, 2009'da Çeçenistan'ın komşusu İnguşetya'daki bir çukurda bulundu.

Putin iktidarının başlamasından sadece iki ay sonra, Rusya'nın en karizmatik ve popüler gazetecilerinden Artyom Borovik'in uçağı düştü. 90'ların liberalizminden istifade eden Borovik, Top Secret adlı TV programında çeşitli haberleri açığa çıkarmıştı. Bunu yaparken de pek çok düşman edinmişti.

O dönem Ukrayna'nın muhalefet lideri olan Viktor Yuşçenko, Moskova yanlısı Başbakan Viktor Yanukoviç'e karşı Batı yanlısı bir politika yürüttüğü 2004 cumhurbaşkanlığı seçimleri kampanyası sırasında zehirlendi. Yuşçenko akşam yemeği yerken zehirlendi. Yüzünün ve vücudunun görüntüsü bozulsa da hayatını kaybetmedi. "Turuncu Devrim"in bir kısmını oluşturan sokak eylemlerinin ortasında Yuşçenko'nun bu seçimdeki nihai zaferi, Ukrayna'nın bağımsızlaşması yönünde atılan en çarpıcı adımlardan biriydi.

Daha sonraki yıllarda pencereden düşme, birinin işini bitirmenin daha popüler bir yolu haline geldi. Ağustos 2022'de, Washington DC'de yaşayan Letonya asıllı Amerikalı bankacı ve Putin karşıtı Dan Rapoport'un kaderi de bu oldu. Bundan 5 yıl önce Moskova'daki iş ortağının da başına aynı şey gelmişti. Giderek daha popüler hale gelen bir başka yöntem de "intihar süsü verilen" ölümler oldu. Aynı yılın nisanında İspanya'nın tatil beldesi Lloret de Mar'da oligark Sergey Protosenya, eşi ve kızıyla birlikte ölü bulundu. Kızıyla eşi bıçaklanmış, Protosenya ise asılmıştı. Kovid aşısının geliştirilmesinde görev alan bir bilim insanı olan Aleksandr Kaganski, St. Petersburg'da yüksek bir katta yer alan dairesinden Aralık 2020'de düştü. Polisin söylediğine göre Kaganski kendisini bıçakladıktan sonra aşağı atladı. Diğer yerler arasında Berlin (muhalifler ve cinayetler için popüler bir tercih) ve Birleşik Arap Emirlikleri bulunuyor.

Günümüze dönelim: Rusya ve Britanya çifte vatandaşı muhalif aktivist Vladimir Kara-Murza 2015 ve 2017'de iki başarısız zehirleme girişiminin hedefi oldu. Daha sonra Almanya'daki bir laboratuvar, Kara-Murza'nın organlarında yüksek düzeyde cıva, bakır, manganez ve çinko buldu. Kara-Murza iyileşip çalışmalarına devam etse de bunların sonucunda Mart 2023'te 25 yıl hapis cezasına çarptırıldı; bu süre Rusların cezalandırma yöntemlerine alışkın gözlemcileri bile hayrete düşürdü.

Üzerine kimyasal madde atılan Aleksey Navalni, eşi Yulya tarafından tedavi ediliyor (AP) 
Üzerine kimyasal madde atılan Aleksey Navalni, eşi Yulya tarafından tedavi ediliyor (AP) 

Navalni'ye gelince; onun hayatta kalmaması gerekiyordu. 2017'deki ilk olayda kimliği belirsiz kişiler yüzüne yeşil boya fırlattı. Bir gözündeki görme yetisini kısmen kaybetti. 2020'deyse bir kampanya gezindeki Navalni, Sibirya'nın Tomsk kentinden Moskova'ya dönerken uçakta şiddetli bir şekilde hastalandı. Bir yolcunun cep telefonuyla çektiği videoda olay kaydedildi. Navalni acı içinde çığlık atarken, ticari yolcu uçağı yakındaki Omsk şehrine acil iniş yaptı. Eğer pilotun, karadaki acil tıp teknikerlerinin ve çabucak götürüldüğü Almanya'daki doktorların olağanüstü kıvrak zekası olmasaydı, Navalni ölecekti. İyileşme döneminde 5 ay Berlin'de kalan Navalni, Rusya'ya döner dönmez tutuklandı.

Halihazırda parmaklıklar ardındaki Navalni, uzun yıllar orada kalmaya hazırlanıyor. Yine de meydan okumaya devam ediyor. Halen Almanya'da olduğu dönemde Navalni, Putin ve yakın çevresini ifşa ettiği filmlerden birinde onu zehirlemek için gönderilen ajanlardan biriyle röportaj yapmayı başardı. Bu epey komik, tüyler ürpertici ve büyüleyici bir şey.

John Kampfner'ın yeni kitabı In Search of Berlin (Berlin'in Peşinde) 5 Ekim'de yayımlanacak.

Independent Türkçe



Netanyahu, Trump'ın "Barış Konseyi"ni oluşturma biçimine itiraz ediyor

Filistinli bir kadın, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında ateş yakmak için odun taşıyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında ateş yakmak için odun taşıyor (AFP)
TT

Netanyahu, Trump'ın "Barış Konseyi"ni oluşturma biçimine itiraz ediyor

Filistinli bir kadın, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında ateş yakmak için odun taşıyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında ateş yakmak için odun taşıyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın girişimiyle Gazze'de bir barış konseyi kurulması, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun tepkisini çekti; Netanyahu bunu İsrail politikasına aykırı buluyor.

Netanyahu'nun ofisi dün yaptığı açıklamada, Trump'ın Gazze'yi yönetmek üzere bir konsey kurulmasına ilişkin açıklamasının "İsrail ile koordineli olmadığını ve İsrail politikasına aykırı olduğunu" belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre kurucu yürütme kurulu, "Barış Konseyi" vizyonunu hayata geçirmek amacıyla diplomasi, kalkınma, altyapı ve ekonomik strateji konularında uzman liderlerden oluşturuldu.

Konseyde ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, eski İngiltere Başbakanı Tony Blair, elçiler Steve Witkoff ve Jared Kushner yer alıyor. Konseyin icra kurulunda ise Kushner ve Witkoff’un yanı sıra Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Mısır İstihbarat Başkanı Tümgeneral Hasan Reşad, BAE Devlet Bakanı Rîm el-Haşimi, Katar Başbakanı’nın Stratejik İşler Danışmanı Ali ez-Zevadi, Kıbrıs vatandaşı İsrailli emlak iş insanı Yakir Gabay ve Gazze için “yüksek temsilci” rolüyle Nikolay Mladenov bulunuyor. Mladenov’un, Barış Konseyi ile “Gazze’yi Yönetme Ulusal Komitesi” arasında saha bağlantısını yürüteceği belirtildi.

Bu arada İsrail, Hamas'a silahsızlanması için iki aylık bir süre tanıdı ve bunu uygulamak için yeniden savaş tehdidinde bulundu.


Netanyahu'nun ofisi: ABD'nin Gazze yönetim konseyiyle ilgili açıklaması İsrail politikasıyla çelişiyor

Netanyahu, farklı önceliklere sahip oldukları bir ortamda Trump ile görüştü
Netanyahu, farklı önceliklere sahip oldukları bir ortamda Trump ile görüştü
TT

Netanyahu'nun ofisi: ABD'nin Gazze yönetim konseyiyle ilgili açıklaması İsrail politikasıyla çelişiyor

Netanyahu, farklı önceliklere sahip oldukları bir ortamda Trump ile görüştü
Netanyahu, farklı önceliklere sahip oldukları bir ortamda Trump ile görüştü

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ofisi dün yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin birkaç gün önce Gazze'yi yönetmek üzere bir konsey kurulması yönündeki duyurusunun İsrail ile koordineli olmadığını ve İsrail politikasıyla çeliştiğini belirtti.

Ofis, İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın bu konuyu Amerikalı mevkidaşı Marco Rubio ile görüşeceğini belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre kurucu yürütme kurulu, "Barış Konseyi" vizyonunu ilerletmek amacıyla diplomasi, kalkınma, altyapı ve ekonomik strateji konularında uzman liderlerden oluşturuldu.

Konseyde ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, eski İngiltere Başbakanı Tony Blair, elçiler Steve Witkoff ve Jared Kushner yer alıyor. Konseyin icra kurulunda ise Kushner ve Witkoff’un yanı sıra Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Mısır İstihbarat Başkanı Tümgeneral Hasan Reşad, BAE Devlet Bakanı Rîm el-Haşimi, Katar Başbakanı’nın Stratejik İşler Danışmanı Ali ez-Zevadi, Kıbrıs vatandaşı İsrailli emlak iş insanı Yakir Gabay ve Gazze için “yüksek temsilci” rolüyle Nikolay Mladenov bulunuyor. Mladenov’un, Barış Konseyi ile “Gazze’yi Yönetme Ulusal Komitesi” arasında saha bağlantısını yürüteceği belirtildi.

dcf
ABD Başkanı Donald Trump, 29 Aralık 2025'te Florida'daki Mar-a-Lago'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile düzenlediği basın toplantısında konuşuyor (AP)

Açıklamada, Trump'ın konseyin başkanlığını bizzat üstleneceği ve diğer üyelerin önümüzdeki haftalarda açıklanacağı belirtildi.

Konsey başkanı, bu operasyonel modeli desteklemek üzere Aryeh Lightstone ve Josh Grunbaum'u Barış Konseyi'ne kıdemli danışman olarak atadı. Onlara, konseyin stratejisini ve günlük operasyonlarını yönetmek, yetkisini ve diplomatik önceliklerini disiplinli bir uygulama mekanizmasına dönüştürmek görevi verildi.


İran'ın çöküşünün bölge üzerindeki potansiyel etkisi nedir?

Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen bir mitingde, rejim karşıtı protestocular, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026
Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen bir mitingde, rejim karşıtı protestocular, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026
TT

İran'ın çöküşünün bölge üzerindeki potansiyel etkisi nedir?

Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen bir mitingde, rejim karşıtı protestocular, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026
Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen bir mitingde, rejim karşıtı protestocular, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026

Ömer Önhon

İranlılar, 1979 devriminden sonra iktidarı ele geçiren rejimi protesto etmek için sayısız kez sokaklara döküldüler; bu, İslam Cumhuriyeti tarihinde çok tanıdık bir sahne haline geldi. Ancak bu kez, protestolar daha derin ve daha tehlikeli anlamlar taşıyor.

Protestoların itici gücü artık rejimin ideolojik ve baskıcı doğasıyla sınırlı değil; günlük yaşamın her yönünü etkileyen boğucu bir ekonomik krizi de içerecek şekilde genişledi. Öfke yayılırken, dikkat çekici bir gelişme yaşandı; geleneksel olarak rejimin destekçileri olarak kabul edilen ve daha önce protestolardan uzak duran Tahran Kapalı Çarşı tüccarlarının da protestolara dahil olması. Onların dahil olması, rejim için endişe verici bir değişimi temsil ediyor, ancak bu, rejimin yakın zamanda yıkılacağının kesin bir göstergesi değil.

Bu harekete karşılık olarak, İran makamları protestoları bastırmak için rejim güvenlik güçlerini, Devrim Muhafızlarını ve Besic olarak bilinen sadık milisleri büyük sayılarda sokaklarda konuşlandırdı. Tahminler, yaklaşık üç bin kişinin öldürüldüğüne, binlerce kişinin de yaralandığına ve tutuklandığına, gerçek can kaybının ise resmi rakamlardan üç veya dört kat daha yüksek olabileceğine işaret ediyor.

Krizi açıklarken, İran rejimi yaşananları ülkeyi istikrarsızlaştırmayı amaçlayan yabancı müdahaleye ve ekonomiye olan ciddi etkisinden dolayı uluslararası yaptırımlara bağlıyor. Bu iddialar bir miktar doğruluk payı içerse de, krizin kökenleri çok daha derine iniyor ve esas olarak rejimin kendi içindeki yapısal dengesizliklerden kaynaklanıyor gibi görünüyor.

Enflasyon yüzde 45 ile 50 arasında seyrediyor, İran tümeni yabancı para birimleri karşısında değerinin önemli bir kısmını kaybetti, emekli maaşlarını ödeme sorunu kötüleşiyor ve İranlılar genel bir tükenmişlik ve bitkinlik duygusu yaşıyor. Halk her geçen gün daha da fakirleşirken, rejimin elitleri ve fırsatçıları, adaletsizlik duygusunu daha da artıran yaygın yolsuzluk ortamında servet biriktirmeye devam ediyor.

Ekonomik krizin yanı sıra, İran makamları yıllardır Tahran'daki hava kirliliği de dahil olmak üzere kronik sorunlarla başa çıkmayı başaramadı; bu sorunlara şimdi kuraklık krizi de eklendi. Bu arada, ülkenin kıt kaynakları, çoğu ABD ve İsrail tarafından gerçekleştirilen saldırılarla büyük ölçüde yok edilen çok sayıda silahlanma programına yönlendirildi.

İran'da yaşananlar, Ortadoğu'da gerçekleşen dönüşümlerin daha geniş bağlamından ayrılamaz. Rejimin bölgesel ve uluslararası politikaları yıllar içinde kendisine o kadar çok düşman kazandırdı ki, olası çöküşü uluslararası alanda kendisine karşı pek sempati uyandırmıyor gibi görünüyor

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre İran'da yaşananlar, Ortadoğu'da gerçekleşen dönüşümlerin daha geniş bağlamından ayrılamaz. Rejimin bölgesel ve uluslararası politikaları yıllar içinde kendisine o kadar çok düşman kazandırdı ki, olası çöküşü uluslararası alanda kendisine karşı pek sempati uyandırmıyor gibi görünüyor.

Suriye krizinin yankıları bölge ve dünya genelinde hâlâ tazeyken, nüfus ve doğal kaynaklar açısından Suriye'den çok daha büyük bir ülke olan İran'ın çöküşünün potansiyel etkileri düşünüldüğünde endişe daha da artıyor. Bu olasılık, bölgenin çok ötesine uzanan sarsıntılara neden oluyor. Dolayısıyla ilk soru şu: Rejim gerçekten devrilecek mi ve böyle bir değişimin maliyeti ne olacak? Bunu daha ağır bir soru izliyor: Eğer böyle bir durum yaşanırsa, sonrasında sahne nasıl görünecek?

Bu bağlamda, ABD ve İsrail, İranlı protestoculara açık desteklerini açıkladılar. Doğu ve Batı arasındaki ticaret ve enerji yollarında stratejik bir konuma ve yine dünyanın en büyük petrol ve doğal gaz rezervlerinden birine sahip olan İran, ABD Başkanı Donald Trump için Gazze, Venezuela ve Grönland'a benzer bir başka cazip yatırım fırsatı olarak öne çıkıyor.

Trump, rejim protestocuları öldürürse müdahale tehdidinde bulundu ve İranlılara gösterilerinin ivmesini artırma çağrısı yaptı. Ancak, ölümlerin durduğuna ve rejimin protestocuları infaz etme planlarının olmadığına dair bilgilere sahip olduğuna dair son açıklamaları, gerçek niyetleri konusunda bazı belirsizlikler yarattı.

cdfgthy
İran'ın Tahran şehrinde bir kadın sokakta yürüyor, 15 Ocak 2026 (Reuters)

Buna paralel olarak, arka kapı diplomasisi yoluyla İran'ın bazı ABD talepleri karşısında geri adım attığına dair iddialar dolaşıyor. ABD kaynakları ve bilgi sahibi medya kuruluşları, ABD Başkanı’nın hâlâ seçeneklerini değerlendirdiğini ve olası bir askeri müdahalenin tam ölçekli bir işgalden ziyade sınırlı ve belirli olacağını bildiriyor.

Ancak, Venezuela ve başka yerlerde zaten yük altında olan ABD, herhangi bir çatışmanın kontrolden çıkabileceğini kabul ediyor. İran direnir ve karşı saldırı başlatırsa, Washington, bölgeye ve ötesine yayılacak öngörülemeyen sonuçları olan uzun süreli bir çatışmaya sürüklenebilir.

Bu bağlamda, üst düzey bir İranlı yetkilinin, ABD tarafından saldırıya uğramaları durumunda ülkelerinin Suudi Arabistan, BAE ve Türkiye'deki ABD üslerine saldırı düzenleyeceğini söylediği aktarıldı. Önlem olarak, ABD, Ortadoğu'daki en büyük ABD askeri üssü olan Katar'daki el-Udeyd Hava Üssü'nden bazı askeri personelini geri çekti.

İsrail ise, İran'da açıkça rejim değişikliği arayışında olup, yerine Şah dönemini anımsatan dost bir yönetimin gelmesini umuyor. Buna karşılık, Suudi Arabistan, Kuveyt, Umman ve bölgedeki diğer ülkeler, askeri müdahale veya savaşın olumsuz sonuçları korkusuyla itidal çağrısında bulundular, topraklarının herhangi bir askeri operasyon için kullanılmasına izin vermeyeceklerini vurguladılar.

En çok endişe duyan ülkeler arasında Türkiye öne çıkıyor. İran ile ekonomik ve sosyal bağlarına rağmen, iki ülke Ortadoğu, Kafkasya ve Orta Asya'da bölgesel rakiplerdir; bu rekabet, Suriye'deki kriz ve iç savaş sırasında özellikle belirgin hale geldi.

Ankara, diğer bölgesel güçler gibi, askeri müdahalenin olumsuz sonuçlar doğuracağına inanıyor. Yeni bir kitlesel göç dalgası, Irak ve Suriye'dekine benzer bir Kürt sorununun ortaya çıkması ve enerji arzında aksamalardan korkuyor. Buna ek olarak, İsrail ile dost yeni bir İran yönetiminin kurulması endişesi de var; bu durum Türkiye için son derece rahatsız edici bir olasılık.

Prensip olarak, İranlıların liderlerini seçmelerine olanak tanıyan özgür seçimler yoluyla rejim içinden değişim, en iyi çözüm yolu gibi görünüyor. Ancak rejimin sertlik yanlısı kurmaylarının ve ona sadık olanların iktidarı kolayca bırakacağını hayal etmek zor

Bu bağlamda, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, özellikle İsrail'i işaret ederek, bir dış müdahale olduğunu belirtti. İsrail’in İran'daki protestolardan istediği sonucu alamayacağını varsayması, rejimin çökmesi olasılığından şüphe duyduğu şeklinde yorumlanabilir.

Fidan, 24 saat içinde İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile iki telefon görüşmesi yaptı ve ayrıca ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack ile de temasa geçti. Bu, Türkiye'nin gerilimi kontrol altına alma ve durumu yatıştırma yönündeki diplomatik çabaları olarak görülebilir.

sdvfd
Lahey'de düzenlenen ve İran'daki kitlesel protestoları destekleyen bir mitingde göstericiler İran bayrakları ve pankartlar taşıdı, 10 Ocak 2026 (AFP)

Bu Türk yaklaşımı, Ankara'nın 2011'deki Suriye'ye yönelik tutumunu hatırlatıyor; o zaman da komşu ülke olarak Esed rejimini reformları uygulamaya, protestocuların taleplerini dinlemeye ve güç kullanmayı bırakmaya çağırmıştı. Ancak rejim o dönemde oyalamayı tercih etmişti.

Prensip olarak, İranlıların liderlerini seçmelerine olanak tanıyan özgür seçimler yoluyla rejim içinden değişim, en iyi çözüm yolu gibi görünüyor. Ancak rejimin sertlik yanlısı kurmaylarının ve ona sadık olanların iktidarı kolayca bırakacağını hayal etmek zor.

Buna karşılık, İran muhalefeti cesur ve kararlı görünüyor, ancak birleşik bir siyasi cephe ve tek bir birleştirici lider yokluğundan muzdarip. Bu boşlukta, bazı göstericiler, İran'ın son Şahı'nın oğlu ve ABD'de ikamet eden, son zamanlarda kendisini lider ve kurtarıcı olarak göstermeye çalışan Rıza Pehlevi'nin geri dönmesini talep ettiler.

Rıza Pehlevi’nin bir rolü olabilir, ama İranlıların çoğunluğunun, hatta rejime karşı olanların bile, Mollalar yönetimini 46 yıl önce devirdikleri ve nefret ettikleri bir monarşi sistemi ile değiştirmek isteyeceğine inanmak zor. Bununla birlikte, iç ve uluslararası güç mücadelelerinin karmaşık ağı göz önüne alındığında, tüm senaryolar muhtemel olmayı sürdürüyor.