Almanya’nın Ukrayna’nın en önemli Batılı ortağına dönüşme süreci

Berlin, Varşova’yı Kiev’e silah tedarikini durdurduğunu açıklamasından dolayı eleştirdi.

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, New York’ta yapılan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu oturum aralarında Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile bir araya geldi. (DPA)
Almanya Başbakanı Olaf Scholz, New York’ta yapılan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu oturum aralarında Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile bir araya geldi. (DPA)
TT

Almanya’nın Ukrayna’nın en önemli Batılı ortağına dönüşme süreci

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, New York’ta yapılan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu oturum aralarında Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile bir araya geldi. (DPA)
Almanya Başbakanı Olaf Scholz, New York’ta yapılan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu oturum aralarında Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile bir araya geldi. (DPA)

Almanya geçtiğimiz birkaç gün içinde, Ukrayna’nın gözünde çekimser bir ortaktan en yakın ve en güvenilir görünen bir müttefike dönüştü. ABD’nin desteğindeki ‘durgunluk’ ve Polonya ile her geçen gün derinleşen anlaşmazlığa karşı Almanya, Kiev’e desteğini tereddüt etmeden ve gecikmeden devam ettiren tek Batılı ülke haline geldi.

Almanya’nın Ukrayna’daki savaşın başlangıcından bu yana Kiev’e yeterli desteği sağlama konusunda çekimser kalması sebebiyle Polonya’dan sert eleştirilere maruz kalmasının ardından, bugün, eleştiri rüzgarları tam tersi yönde esmeye başladı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre bir hafta önce Polonya’nın Ukrayna’dan tahıl ithalatını yasaklaması nedeniyle başlayan gerilim, Varşova’nın Kiev’e askeri yardımı durdurma kararıyla daha kötü bir hal aldı. Polonya Başbakanı Mateusz Morawiecki, Polonyalı bir medya kuruluşuna verdiği röportajda Varşova’nın Ukrayna’ya silah göndermeyi bırakarak kendisini silahlandırmaya odaklanacağını söyledi. Daha sonra bir Polonya hükümeti sözcüsü, Polonya’nın belirli silahlara ilişkin geçmiş anlaşmalara bağlı kalacağını, ancak yeni anlaşmaların olmayacağını açıkladı.

Berlin’den ilk yorum, Yeşiller Partisi’nden Tarım Bakanı Cem Özdemir’den, açık bir eleştiri şeklinde geldi. Özdemir, Polonya’nın kararını ‘kısmi bir destek’ olarak nitelendirerek bunun sadece Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yararına olacağını söyledi.

Fotoğraf Altı: Bulgaristan’daki tahıl üreticileri, 19 Eylül’de başkent Sofya yakınlarında Ukrayna buğday ithalatına uygulanan yasağın kaldırılmasını protesto etti. (Reuters)
 Bulgaristan’daki tahıl üreticileri, 19 Eylül’de başkent Sofya yakınlarında Ukrayna buğday ithalatına uygulanan yasağın kaldırılmasını protesto etti. (Reuters)

Alman siyasetçilerden tepki

Alman Parlamentosu (Bundestag) Savunma Komitesi Başkanı Marie-Agnes Strack-Zimmermann, Der Spiegel dergisine verdiği röportajda, “Polonya hükümeti iç nedenlerden dolayı Ukrayna’yı silahlandırmayı durdurmaya karar verirse Almanya, Polonya’da bulunan hava savunma sistemlerini Ukrayna’ya taşımayı düşünmelidir” ifadelerini kullandı. Almanya, yılın başından itibaren üç hava savunma sistemini doğu Polonya’ya taşımıştı ve bunların yıl sonuna kadar orada kalacağını duyurmuştu.

Almanya koalisyon hükümetinin ortaklarından liberal Hür Demokrat Partisi’nin (FDP) Dış Politika Sözcüsü Ulrich Lechte, Polonya’nın Ukrayna’nın ‘en güvenilir ortağıyken’ şu an takındığı tutumu ‘utanç verici’ olarak nitelendirdi. Lechte, Die Welt gazetesine verdiği demeçte “Ukrayna’ya yönelik askeri desteği ve diyaloğu bu şekilde kesmesi utanç verici” dedi. Bununla birlikte, Lechte, Polonya’nın tutumunun ‘kendi içerisiyle’ ilgili olduğunu ve 15 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimleriyle ilgili olduğunu belirtti.

‘İç hesaplar’

Özellikle iktidardaki Hukuk ve Adalet Partisi’nin (PiS) rüşvet karşılığında mültecilere Schengen vizesi satma skandalına karıştığı yönünde birkaç gün önce çıkan haberlerden sonra, bazı yetkililer ve analistler, Polonya’nın bu tutumunu seçimlere bağladı. AP’nin aktardığına göre kimliği açıklanmayan ABD’li bir yetkili, Polonya Başbakanı’nın açıklamalarının ‘Washington’da Ukrayna’ya yönelik ortak Batı desteğinin parçalanmasının bir sinyali olarak değerlendirilmediğini’ söyledi. Yetkili “Destek veren ülkelerin her birinin kendi iç gündemi var. Bu ülkelerden bazıları seçim kampanyalarının ortasında ve seçmenlerine mesajlarını ulaştırmakla meşgul” dedi.

Fotoğraf Altı: Polonya Cumhurbaşkanı Andrzej Duda, Ukrayna Devlet Başkanı’nın da katıldığı New York’taki BM Genel Kurul çalışmaları sırasında Polonya Büyükelçisi ile bir araya geldi. (AP)
Polonya Cumhurbaşkanı Andrzej Duda, Ukrayna Devlet Başkanı’nın da katıldığı New York’taki BM Genel Kurul çalışmaları sırasında Polonya Büyükelçisi ile bir araya geldi. (AP)

Polonya’daki bazı partiler seçmenleri kazanmak için popülizme oynuyor. Muhafazakar sağcı çizgideki iktidar partisinden bazı politikacılar, Kiev’e yapılan askeri yardımın durdurulmasından söz etmenin yanı sıra, özellikle 2023 yılının Ukraynalı milliyetçilerin 1943-1945 yılları arasında Polonyalılara karşı gerçekleştirdiği ‘Volhynia Katliamları’ olarak bilinen olayların 80’inci yıl dönümüne denk gelmesiyle, Ukrayna karşıtı duyguları da körüklemeye çalışıyorlar. Tarihçiler bu olayları 100 bine yakın Polonyalının öldürüldüğü bir ‘soykırım’ olarak nitelendiriyor. Polonya’daki aşırı sağ çizgideki Konfederacja Partisi, katliamların yıl dönümünü, Ukrayna karşıtlığını körüklemek ve hatta Polonya topraklarındaki mültecilere yapılan yardımların azaltılması çağrısında bulunmak için kullanmaya başladı.

Almanya’nın rolü

Alman basını Almanya’nın Polonya-Ukrayna ilişkilerinin bozulmasında rol oynadığını öne sürüyor. Die Welt gazetesi, Ukrayna’nın, Avrupa Birliği (AB) içindeki nüfuzu nedeniyle Almanya’yı Polonya’dan daha önemli bir ortak olarak görmeye başladığını yazdı. Polonya’nın AB içinde ortağı olmadığına ve nüfuz sahibi Almanya’nın aksine Polonya’nın AB içinde karar alma noktalarında çok küçük bir rol oynadığına dikkat çekti.

Fotoğraf Altı: Ukrayna’nın tahıl ihracatı Avrupa ülkeleriyle anlaşmazlıklara yol açtı. (Reuters)
Ukrayna’nın tahıl ihracatı Avrupa ülkeleriyle anlaşmazlıklara yol açtı. (Reuters)

Gazete, Almanya’nın da güvenilir bir ortak olduğunu kanıtladığına ve Almanya Başbakanı’nın tahıl ihracatı konusundaki anlaşmazlıkta Ukrayna’nın yanında durmasının bunun bir kanıtı olduğuna işaret etti.

AB, geçtiğimiz mayıs ayında Polonya, Bulgaristan, Romanya, Slovakya ve Macaristan’da tarımsal ürünlerin korunması amacıyla bu ülkelerde tahıl satışlarına yasak getirmişti. Yasak geçen cuma günü sona ermiş ve bu durum bu ülkeler ile Ukrayna arasında anlaşmazlığa neden olmuştu.

Die Welt gazetesi, Berlin’de siyasetin Varşova’ya göre daha istikrarlı olduğunu ve hükümete katılan parti ne olursa olsun Ukrayna’ya verilen desteğin değişmeyeceğini öne sürdü.

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin hafta sonu New York’ta, Almanya’ya Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde daimi bir sandalye verilmesi için destek vermesi dikkat çekti. Bunun, Ukrayna’nın yeni ittifaklarındaki hesaplarının bir göstergesi olarak değerlendirilebileceği öne sürüldü.



Kalibaf: Hürmüz’de İran’ın düzenlemeleri olmadan uzlaşma olmaz

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, 21 Haziran’da İsviçre’de düzenlenen görüşmelerin oturum aralarında, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Kani ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’yi dinlerken (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, 21 Haziran’da İsviçre’de düzenlenen görüşmelerin oturum aralarında, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Kani ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’yi dinlerken (İran Dışişleri Bakanlığı)
TT

Kalibaf: Hürmüz’de İran’ın düzenlemeleri olmadan uzlaşma olmaz

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, 21 Haziran’da İsviçre’de düzenlenen görüşmelerin oturum aralarında, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Kani ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’yi dinlerken (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, 21 Haziran’da İsviçre’de düzenlenen görüşmelerin oturum aralarında, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Kani ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’yi dinlerken (İran Dışişleri Bakanlığı)

Tahran dün yaptığı açıklamada, mevcut aşamada ABD ile müzakereleri yeniden başlatmayı planlamadığını, önceliğinin ise ‘savunma’ ve ABD saldırılarına karşılık vermek olduğunu bildirdi. İran Meclis Başkanı ve ABD ile yürütülen müzakerelerin başındaki isim Muhammed Bakır Kalibaf ise İran’ın ‘her zaman savaşa hazır olması gerektiğini’ vurgulayarak, ülkesine çıkar sağlamadığı takdirde mutabakat zaptına bağlı kalmayacaklarını söyledi. Kalibaf, Hürmüz Boğazı’nda ‘İran’a ait düzenlemelerin’ korunmasının ulusal güvenlik açısından öncelik taşıdığını, müzakerelerin ise ulusal çıkarları korumaya yönelik askeri faaliyetleri tamamlayan bir araç olduğunu ifade etti.

İran halkına hitaben yayımladığı açıklamada Kalibaf, ülkesinin ABD ile ‘İslam Cumhuriyeti’ni yıkmayı ve İran’ı bölmeyi hedefleyen varoluşsal bir savaş’ yürüttüğünü öne sürdü. Washington’ın gerek savaşta gerekse müzakere sürecinde İran’ı zayıflatmaya çalıştığını savunan Kalibaf, ‘öz kapasiteye dayanmak ve ülkenin gücünü artırmanın tek seçenek olduğunu’ kaydetti.

Kalibaf, 40 gün süren savaş boyunca sergilenen ‘birlik içindeki direnişin’, düşmanın planlarını boşa çıkardığını ve onu ateşkes istemeye ve yeniden müzakere masasına dönmeye zorladığını ileri sürdü. Ancak bunun ABD’nin stratejisinde herhangi bir değişikliğe yol açmadığını söyledi.

Mutabakat zaptının ancak hükümlerinin yürürlükte olması ve uygulanması halinde değer taşıyacağını belirten Kalibaf, “Eğer İran bu mutabakat zaptından fayda sağlamayacaksa, ona bağlı kalmamız için hiçbir gerekçe yoktur” ifadesini kullandı. İran Silahlı Kuvvetleri’nin ‘düşman saldırganlığı’ olarak nitelendirdiği gelişmelere karşı tam hareket serbestisine sahip olduğunu da sözlerine ekledi.

İran’ın ulusal güvenliğini Hürmüz Boğazı’ndaki ‘İran düzenlemelerinin’ korunmasına bağlayan Kalibaf, 40 Gün Savaşı sırasında boğazın kapatılmasının doğru bir karar olduğunu savundu. Tahran’ın müzakereler sırasında bu düzenlemeleri mutabakat zaptının beşinci maddesine dahil ettirmeyi başardığını öne süren Kalibaf, daha sonra ABD’nin bunları güç kullanarak zayıflatmaya çalıştığını iddia etti.

ABD’nin elinde hukuki ya da diplomatik baskı unsuru bulunmadığını savunan Kalibaf, Washington’ın ‘yenilgisini telafi etmek amacıyla baskı kurmaya çalıştığını’ söyledi. İran’ın ‘düşmanın iradesinin dayatılmasına izin vermeyeceğini’ vurgulayan Kalibaf, askeri faaliyetlerle diplomasinin eşgüdüm içinde yürütülmesi çağrısında bulundu. Mevcut aşamada müzakerenin teslimiyet anlamına gelmediğini, aksine direniş stratejisinin ve ulusal çıkarların korunmasının bir parçası olduğunu belirten Kalibaf, askeri ve diplomatik süreçlerin birbirinden ayrılmasının ‘stratejik bir hata’ olacağını ifade etti.

sdfvb
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, salı akşamı eski Dini Lider Ali Hamaney’i anma töreninde Kalibaf’ın kulağına bir şeyler fısıldıyor. (İran parlamentosu)

Kalibaf, aynı yaklaşımın Lübnan dosyası, yaptırımların kaldırılması, bölgedeki ABD üslerinin geleceği ile ‘İran Dini Lideri’nin ve iki savaşta hayatını kaybeden diğer kişilerin kanının intikamının alınması’ başlıklarında da uygulanması gerektiğini söyledi.

İran halkına ‘ümitsizlik, korku, bölünme ve karşılıklı güvensizlik yaymayı amaçlayan psikolojik savaşı’ dikkate almama çağrısı yapan Kalibaf, “Düşman, umutsuzluk, ayrılık ve karşılıklı güvensizlikten medet umuyor” dedi. Halkın ‘savunma, diplomasi ve hizmet kurumlarına’ verdiği desteğin bu kurumlara rakipleri karşısında üstünlük sağladığını belirten Kalibaf, söz konusu güçlerin ‘İran’ın güvenliği ve ulusal çıkarları için canlarını ortaya koyduğunu’ ifade etti.

Kalibaf, Tahran’ın bugün Hürmüz Boğazı konusunda güçlü bir konumdan konuşmasının, ‘halkın sahada oluşturduğu askeri gücün’ sonucu olduğunu savundu. İran yönetiminin “İran Dini Lideri’nin intikamını alacağına kesin olarak inandığını” söyleyen Kalibaf, ülkesinin taleplerini gerçekleştirme konusunda hiçbir taviz vermeyeceğini dile getirdi.

‘Üçüncü dayatılmış savaş’ olarak nitelendirdiği süreçte hem savunma hem de medya alanında görev yaptığını belirten Kalibaf, daha sonra tüm baskılara rağmen ‘diplomasi cephesine’ geçtiğini söyledi. Hiçbir zaman sorumluluktan kaçmadığını ifade eden Kalibaf, amacının ‘İran Dini Lideri’nin rehberliğinde İran’ın yücelmesi’ olduğunu, hayatını savaş, tehdit ve karalama kampanyalarından korkmadan düşmanlarla mücadeleye adadığını kaydetti.

Kalibaf, İran’ın güneyinde yaşayanlara da seslenerek, bu bölge halkının ‘ön cephede yer aldığını’, ‘İran’ın bel kemiğini oluşturduğunu’ ve ‘uğruna canların feda edileceğini’ söyledi. “Başlarımız gidebilir ama verdiğimiz sözden dönmeyeceğiz. Hayat damarımızı bu vatanı savunmak için ortaya koyduk” ifadelerini kullanan Kalibaf, zaferin yakın olduğunu ve İran halkının birliğinin zaferi garanti altına alacağını savundu. İran’ın ‘ne savaştan ne de tehditlerden korktuğunu’ belirten Kalibaf, ülkesinin “İran Dini Lideri’nin talimatları doğrultusunda bu suçlara kararlı bir karşılık vereceğini” söyledi.

Müzakere planı yok

Açıklamalar, İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’nin, ABD’nin herhangi bir saldırgan girişimine İslam Cumhuriyeti tarafından ‘kararlı bir karşılık verileceğini’ bildirmesinin ardından geldi.

İran hükümetinin internet sitesinde yayımlanan açıklamasında Garibabadi, İran Silahlı Kuvvetleri’nin ABD’den gelebilecek her türlü saldırıya güçlü şekilde karşılık vereceğini belirterek, “ABD yönetiminin her türlü saldırgan eylemi, İran Silahlı Kuvvetleri tarafından kararlı bir yanıtla karşılanacaktır” ifadesini kullandı.

Garibabadi, İran’ın ‘İran halkını hedef alan hiçbir saldırı ya da girişimi cevapsız bırakmayacağını’ vurgulayarak, “ABD yönetimi ve başkanı, daha önce de bu yolu denediklerini ve başarısız olduklarını, İslam Cumhuriyeti’nin ise ABD ile İsrail’e ağır bir yenilgi yaşattığını anlamalıdır” dedi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi de İran Silahlı Kuvvetleri’nin, “İran topraklarına yönelik her türlü saldırının mutlaka aynı şekilde karşılık bulacağını gösterdiğini” söyledi.

Şarku’l Avsat’ın İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakınlığıyla bilinen Tesnim Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Bekayi, “Şu anda müzakere yönünde herhangi bir planımız bulunmuyor. Önceliğimiz savunma” dedi. Mutabakat zaptının ‘karşılıklı taahhütlerden oluştuğunu’ ifade eden Bekayi, “Karşı taraf yükümlülüklerini ihlal ederse biz de kendi taahhütlerimizi yerine getirmeyiz. Bu bizim temel ilkemizdir ve önümüzdeki dönemde de bu doğrultuda hareket etmeyi sürdüreceğiz” diye konuştu.

ABD saldırıları

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) dün akşam İran’a yönelik yeni bir hava saldırısı dalgası düzenlediğini açıkladı. Saldırılarda, Hürmüz Boğazı girişindeki Büyük Tunb Adası’nda bulunan kıyı savunma sistemleri ile seyir füzelerinin depolandığı ve fırlatıldığı noktaların hedef alındığı bildirildi. Operasyon, İran limanları ve kıyı bölgelerine yönelik deniz ablukasının yeniden uygulanmasından saatler sonra gerçekleştirildi.

CENTCOM’dan yapılan açıklamada, saldırıların amacının ‘Hürmüz Boğazı’nda ticari gemilere yönelik saldırılarda kullanılan İran askeri kapasitesini zayıflatmayı sürdürmek’ olduğu belirtildi. Yaklaşık 90 dakika süren operasyonun, salı akşamı yedi saat boyunca devam eden ve Hürmüz Boğazı çevresi ile İran kıyı şeridindeki onlarca askeri noktayı hedef alan önceki saldırıların ardından düzenlendiği ifade edildi.

Öte yandan Reuters’ın DMO’ya dayandırdığı habere göre, Hürmüz Boğazı’nın ‘ABD’nin tehdidi sona erene kadar’ kapalı kalacağı açıklandı. DMO, ABD’nin İran ihracatına yönelik ablukayı sürdürmesi halinde, ABD ve müttefiklerinin faydalandığı ‘diğer tüm enerji ihracat güzergâhlarını’ da kapatmakla tehdit etti.

rhythnjy

Analistler, İran’ın söz konusu tehdidinin deniz taşımacılığına yönelik baskının Hürmüz Boğazı’nın yanı sıra Babu’l Mendeb Boğazı’nı da kapsayacak şekilde genişletilebileceğine işaret ettiğini değerlendiriyor. Bu senaryonun, Hürmüz Boğazı’na ek olarak yeni bir deniz cephesinin açılması anlamına gelebileceği belirtilirken, uzmanlar kısa vadede kapsamlı bir savaşın yeniden başlamasını düşük ihtimal olarak görmeye devam ediyor. Buna karşın, gerilimin daha da artma riskinin sürdüğü vurgulanıyor.

Bu gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın, Tahran’ın yeniden müzakere masasına dönmemesi halinde saldırıları İran’daki enerji tesisleri ve köprüleri de kapsayacak şekilde genişletebileceği yönündeki açıklamalarını sürdürdüğü bir dönemde yaşanıyor. Washington, deniz ablukasının yalnızca İran limanlarına giden veya bu limanlardan ayrılan gemileri hedef aldığını, Hürmüz Boğazı’ndan geçen diğer ticari gemilerin güvenli geçişini sağlamaya devam ettiğini belirtiyor.


Tahran varoluş savaşı verdiğini söylerken ABD yeni saldırılar düzenledi

Tahran varoluş savaşı verdiğini söylerken ABD yeni saldırılar düzenledi
TT

Tahran varoluş savaşı verdiğini söylerken ABD yeni saldırılar düzenledi

Tahran varoluş savaşı verdiğini söylerken ABD yeni saldırılar düzenledi

ABD, Washington'ın İran İslam Cumhuriyeti limanlarına yönelik deniz ablukasını yeniden yürürlüğe koymasının ardından İran'daki kıyı savunma sistemleri ile füze mevzilerini hedef aldı. Tahran ise bölgedeki enerji ihracatını daha da aksatmakla tehdit ederek ABD'ye karşı varoluş savaşı yürüttüğünü açıkladı.

Bu tırmanış, kırılgan ateşkesin birkaç gün önce çökmesinin ardından bölgede gerilimi yüksek tutmaya devam etti. Bu durum, kapsamlı bir savaş ihtimalini yeniden gündeme getirirken, analistler genel olarak böyle bir senaryonun düşük olasılık taşıdığı görüşünde birleşiyor. İran'ın cumartesi gece geç saatlerde Hürmüz Boğazı'nı kapattığını duyurmasının ardından çatışmaların şiddeti daha da arttı.

Devam eden askeri operasyonlar, savaş öncesinde küresel petrol ve doğal gaz sevkiyatının yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği bu kritik su yolundan gemilerin geçişini engelliyor. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), kuvvetlerinin İran'a ait Büyük Tunb Adası'ndaki kıyı savunma sistemleri ile seyir füzelerinin depolandığı ve konuşlandırıldığı noktaları hedef aldığını, saldırı dalgasının ise 90 dakika içinde tamamlandığını açıkladı.

İran'ın başmüzakerecisi Muhammed Bakır Kalibaf, İran'ın güvenliğinin Hürmüz Boğazı'ndaki "İran düzenlemelerinin" korunmasına bağlı olduğunu belirterek yayımladığı açıklamada, "Biz Amerika ile varoluş savaşı içindeyiz" ifadelerini kullandı.


Trump, 2024'ten beri İran'da tutuklu bulunan bir Amerikan vatandaşının serbest bırakıldığını açıkladı

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te konuşma yapıyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te konuşma yapıyor (AP)
TT

Trump, 2024'ten beri İran'da tutuklu bulunan bir Amerikan vatandaşının serbest bırakıldığını açıkladı

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te konuşma yapıyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te konuşma yapıyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, dün İran'da Aralık 2024'ten bu yana tutuklu bulunan bir ABD vatandaşının serbest bırakıldığını duyurdu.

Trump, kendi sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı açıklamada, "İran, Aralık 2024'te yasa dışı şekilde gözaltına alınan bir ABD vatandaşının ülkeden ayrılmasına izin verdi. Kendisi artık ülke dışında güvende ve sağlık durumu iyi. Amerika Birleşik Devletleri, İran'ın bu iyi niyet göstergesini takdir ediyor" ifadelerini kullandı.

İnsan hakları alanında uzman Avukat Jared Genser ise serbest bırakılan kişinin müvekkili Dina Karari olduğunu açıkladı. Genser, Karari'nin İran'da "düşman bir devletle iş birliği yapma ve casusluk" suçlamalarıyla haksız yere tutulduğunu öne sürdü.

Avukat açıklamasında, "Fiziksel olarak hapsedilmemiş olsa da büyük bir acı yaşadı." ifadelerini kullanarak, Karari'nin İran topraklarından ayrılmasının yasaklandığını ve onlarca kez sorguya çekildiğini belirtti.

Genser, Karari'nin İran'daki yoksul çocuklara yardım eden Children of Mehr Foundation (Mehr Çocukları Vakfı) adlı kuruluşun başında bulunduğunu söyledi.

Karari'nin şu anda "ABD'ye doğru yolda olduğunu" belirten avukat, ABD Başkanı'na "yardımı ve desteği" için teşekkür etti.

Son günlerde İran'a yönelik saldırıların yeniden başlatılması ve limanlara yönelik abluka emrini veren Cumhuriyetçi lider Trump, serbest bırakılan kadının kimliğini daha önce açıklamamış ve gözaltına alınma nedenleri hakkında da ayrıntı vermemişti.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre İran, çok sayıda yabancı ülke vatandaşını tutuyor ve bu kişileri Batılı hükümetlerle yürütülen müzakerelerde pazarlık unsuru olarak kullanmakla suçlanıyor.

Mayıs ayında Washington yönetimi, İran'da 10 yıllık hapis cezasını tamamlayan ve ABD'de daimî ikamet statüsüne sahip İran vatandaşı bir kişinin serbest bırakıldığını açıklamıştı.