Almanya’nın Ukrayna’nın en önemli Batılı ortağına dönüşme süreci

Berlin, Varşova’yı Kiev’e silah tedarikini durdurduğunu açıklamasından dolayı eleştirdi.

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, New York’ta yapılan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu oturum aralarında Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile bir araya geldi. (DPA)
Almanya Başbakanı Olaf Scholz, New York’ta yapılan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu oturum aralarında Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile bir araya geldi. (DPA)
TT

Almanya’nın Ukrayna’nın en önemli Batılı ortağına dönüşme süreci

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, New York’ta yapılan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu oturum aralarında Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile bir araya geldi. (DPA)
Almanya Başbakanı Olaf Scholz, New York’ta yapılan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu oturum aralarında Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile bir araya geldi. (DPA)

Almanya geçtiğimiz birkaç gün içinde, Ukrayna’nın gözünde çekimser bir ortaktan en yakın ve en güvenilir görünen bir müttefike dönüştü. ABD’nin desteğindeki ‘durgunluk’ ve Polonya ile her geçen gün derinleşen anlaşmazlığa karşı Almanya, Kiev’e desteğini tereddüt etmeden ve gecikmeden devam ettiren tek Batılı ülke haline geldi.

Almanya’nın Ukrayna’daki savaşın başlangıcından bu yana Kiev’e yeterli desteği sağlama konusunda çekimser kalması sebebiyle Polonya’dan sert eleştirilere maruz kalmasının ardından, bugün, eleştiri rüzgarları tam tersi yönde esmeye başladı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre bir hafta önce Polonya’nın Ukrayna’dan tahıl ithalatını yasaklaması nedeniyle başlayan gerilim, Varşova’nın Kiev’e askeri yardımı durdurma kararıyla daha kötü bir hal aldı. Polonya Başbakanı Mateusz Morawiecki, Polonyalı bir medya kuruluşuna verdiği röportajda Varşova’nın Ukrayna’ya silah göndermeyi bırakarak kendisini silahlandırmaya odaklanacağını söyledi. Daha sonra bir Polonya hükümeti sözcüsü, Polonya’nın belirli silahlara ilişkin geçmiş anlaşmalara bağlı kalacağını, ancak yeni anlaşmaların olmayacağını açıkladı.

Berlin’den ilk yorum, Yeşiller Partisi’nden Tarım Bakanı Cem Özdemir’den, açık bir eleştiri şeklinde geldi. Özdemir, Polonya’nın kararını ‘kısmi bir destek’ olarak nitelendirerek bunun sadece Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yararına olacağını söyledi.

Fotoğraf Altı: Bulgaristan’daki tahıl üreticileri, 19 Eylül’de başkent Sofya yakınlarında Ukrayna buğday ithalatına uygulanan yasağın kaldırılmasını protesto etti. (Reuters)
 Bulgaristan’daki tahıl üreticileri, 19 Eylül’de başkent Sofya yakınlarında Ukrayna buğday ithalatına uygulanan yasağın kaldırılmasını protesto etti. (Reuters)

Alman siyasetçilerden tepki

Alman Parlamentosu (Bundestag) Savunma Komitesi Başkanı Marie-Agnes Strack-Zimmermann, Der Spiegel dergisine verdiği röportajda, “Polonya hükümeti iç nedenlerden dolayı Ukrayna’yı silahlandırmayı durdurmaya karar verirse Almanya, Polonya’da bulunan hava savunma sistemlerini Ukrayna’ya taşımayı düşünmelidir” ifadelerini kullandı. Almanya, yılın başından itibaren üç hava savunma sistemini doğu Polonya’ya taşımıştı ve bunların yıl sonuna kadar orada kalacağını duyurmuştu.

Almanya koalisyon hükümetinin ortaklarından liberal Hür Demokrat Partisi’nin (FDP) Dış Politika Sözcüsü Ulrich Lechte, Polonya’nın Ukrayna’nın ‘en güvenilir ortağıyken’ şu an takındığı tutumu ‘utanç verici’ olarak nitelendirdi. Lechte, Die Welt gazetesine verdiği demeçte “Ukrayna’ya yönelik askeri desteği ve diyaloğu bu şekilde kesmesi utanç verici” dedi. Bununla birlikte, Lechte, Polonya’nın tutumunun ‘kendi içerisiyle’ ilgili olduğunu ve 15 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimleriyle ilgili olduğunu belirtti.

‘İç hesaplar’

Özellikle iktidardaki Hukuk ve Adalet Partisi’nin (PiS) rüşvet karşılığında mültecilere Schengen vizesi satma skandalına karıştığı yönünde birkaç gün önce çıkan haberlerden sonra, bazı yetkililer ve analistler, Polonya’nın bu tutumunu seçimlere bağladı. AP’nin aktardığına göre kimliği açıklanmayan ABD’li bir yetkili, Polonya Başbakanı’nın açıklamalarının ‘Washington’da Ukrayna’ya yönelik ortak Batı desteğinin parçalanmasının bir sinyali olarak değerlendirilmediğini’ söyledi. Yetkili “Destek veren ülkelerin her birinin kendi iç gündemi var. Bu ülkelerden bazıları seçim kampanyalarının ortasında ve seçmenlerine mesajlarını ulaştırmakla meşgul” dedi.

Fotoğraf Altı: Polonya Cumhurbaşkanı Andrzej Duda, Ukrayna Devlet Başkanı’nın da katıldığı New York’taki BM Genel Kurul çalışmaları sırasında Polonya Büyükelçisi ile bir araya geldi. (AP)
Polonya Cumhurbaşkanı Andrzej Duda, Ukrayna Devlet Başkanı’nın da katıldığı New York’taki BM Genel Kurul çalışmaları sırasında Polonya Büyükelçisi ile bir araya geldi. (AP)

Polonya’daki bazı partiler seçmenleri kazanmak için popülizme oynuyor. Muhafazakar sağcı çizgideki iktidar partisinden bazı politikacılar, Kiev’e yapılan askeri yardımın durdurulmasından söz etmenin yanı sıra, özellikle 2023 yılının Ukraynalı milliyetçilerin 1943-1945 yılları arasında Polonyalılara karşı gerçekleştirdiği ‘Volhynia Katliamları’ olarak bilinen olayların 80’inci yıl dönümüne denk gelmesiyle, Ukrayna karşıtı duyguları da körüklemeye çalışıyorlar. Tarihçiler bu olayları 100 bine yakın Polonyalının öldürüldüğü bir ‘soykırım’ olarak nitelendiriyor. Polonya’daki aşırı sağ çizgideki Konfederacja Partisi, katliamların yıl dönümünü, Ukrayna karşıtlığını körüklemek ve hatta Polonya topraklarındaki mültecilere yapılan yardımların azaltılması çağrısında bulunmak için kullanmaya başladı.

Almanya’nın rolü

Alman basını Almanya’nın Polonya-Ukrayna ilişkilerinin bozulmasında rol oynadığını öne sürüyor. Die Welt gazetesi, Ukrayna’nın, Avrupa Birliği (AB) içindeki nüfuzu nedeniyle Almanya’yı Polonya’dan daha önemli bir ortak olarak görmeye başladığını yazdı. Polonya’nın AB içinde ortağı olmadığına ve nüfuz sahibi Almanya’nın aksine Polonya’nın AB içinde karar alma noktalarında çok küçük bir rol oynadığına dikkat çekti.

Fotoğraf Altı: Ukrayna’nın tahıl ihracatı Avrupa ülkeleriyle anlaşmazlıklara yol açtı. (Reuters)
Ukrayna’nın tahıl ihracatı Avrupa ülkeleriyle anlaşmazlıklara yol açtı. (Reuters)

Gazete, Almanya’nın da güvenilir bir ortak olduğunu kanıtladığına ve Almanya Başbakanı’nın tahıl ihracatı konusundaki anlaşmazlıkta Ukrayna’nın yanında durmasının bunun bir kanıtı olduğuna işaret etti.

AB, geçtiğimiz mayıs ayında Polonya, Bulgaristan, Romanya, Slovakya ve Macaristan’da tarımsal ürünlerin korunması amacıyla bu ülkelerde tahıl satışlarına yasak getirmişti. Yasak geçen cuma günü sona ermiş ve bu durum bu ülkeler ile Ukrayna arasında anlaşmazlığa neden olmuştu.

Die Welt gazetesi, Berlin’de siyasetin Varşova’ya göre daha istikrarlı olduğunu ve hükümete katılan parti ne olursa olsun Ukrayna’ya verilen desteğin değişmeyeceğini öne sürdü.

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin hafta sonu New York’ta, Almanya’ya Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde daimi bir sandalye verilmesi için destek vermesi dikkat çekti. Bunun, Ukrayna’nın yeni ittifaklarındaki hesaplarının bir göstergesi olarak değerlendirilebileceği öne sürüldü.



Kasım seçimlerinin arifesinde ekim sürprizi sorusu

ABD ara seçimlerinde oy verme merkezleri seçmenleri karşılamaya hazırlanıyor (Reuters)
ABD ara seçimlerinde oy verme merkezleri seçmenleri karşılamaya hazırlanıyor (Reuters)
TT

Kasım seçimlerinin arifesinde ekim sürprizi sorusu

ABD ara seçimlerinde oy verme merkezleri seçmenleri karşılamaya hazırlanıyor (Reuters)
ABD ara seçimlerinde oy verme merkezleri seçmenleri karşılamaya hazırlanıyor (Reuters)

Refik Huri

ABD, başkanlık seçimlerine doğru ilerlerken, Kongre ve eyalet valileri için yapılacak ara seçimler de anayasal olarak belirlenmiş tarihte, kasım ayının ilk salı günü yapılacak. Bazı partilerin çıkarlarına aykırı olduğu gerekçesiyle seçimleri ertelemek için “mücbir sebep” bahanesiyle başkanın veya parlamentonun görev süresini uzatma yoluna başvuran Lübnan gibi diğer ülkelerin aksine, koşullar, savaşlar veya iktidar partisinin kaybetme korkusu bahanesiyle bir erteleme söz konusu değil. Ender istisnalar dışında kural, özellikle ikinci dönemde, Beyaz Saray'da başkanı olan partinin kaybetmesidir; ancak bu mücadeleden kaçış yok.

Seçimlerin arifesinde, kampanya reklamlarının yoğunluğu, kamuoyu yoklamaları ve tahminlerle meşguliyet, hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat partilerdeki “stratejik” seçim analistlerinin tavsiyeleri ve geçmiş seçim sonuçlarının gözden geçirilmesi arasında, “ekim sürprizi” olarak adlandırılan şeyin yaşanması olasılığı hakkındaki sorgulamalar öne çıkıyor. Burada kastedilen, ABD içinde veya dışında, tamamen koşulların gücüyle kendini dayatan veya yenilgiden korkanlar tarafından organize edilen, seçmenlerin tutumlarını, duygularını, hesaplarını ve beklenen sonuçları değiştiren son derece etkili bir olayın meydana gelmesidir. Ekim ayında böyle bir sürprizin olma olasılığı var mı? Zaman kısa ve seçenekler sınırlı, ancak Beyaz Saray'ın efendisi bir sürprizler kralı.

Politikalarının çok tartışılan doğasına rağmen, Başkan Donald Trump'ın son derece şanslı olduğu inkar edilemez. İmam Ali bin Ebu Talib'e atfedilen şu söz onun için de geçerli olabilir: “Beni şanslılardan kıl ki, bilgeler bana hizmet etsin; beni bilgelerden kılma ki, ben de şanslılara hizmet etmeyeyim.” Trump, zengin dostlarının ve akrabalarının kendisine hizmet etmesiyle yetindi ve Denison Üniversitesi'nin “Amerikalıların dörtte birinin modern çağda mucizelere inandığını” gösteren anketinden faydalandı. Ayrıca, destekçileri arasında “Trump'ın başkan olmak için Tanrı tarafından seçildiğine” inanan mevcut Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson'ın da bulunduğu güçlü “Apostolik Hareket”in gücünden de faydalandı. Amerikan tarihinde, ikinci dönemi için girdiği seçimleri kaybettikten sonra Beyaz Saray'a geri dönen ve rakibinin döneminin sonunda tekrar seçilen Grover Cleveland'dan sonraki ikinci başkandır. Bu, Amerikan medyasının “Lazarus faktörü” olarak adlandırdığı, yani kutsal kitaplarda anlatılan Lazarus'un mucizevi dirilişi gibidir.

Şansın ötesinde, asıl soru bunun ne tür bir “ekim sürprizi” olacağı ve sonuçları değiştirip değiştiremeyeceğidir. Trump, Cumhuriyetçi Parti'nin Kongre'nin her iki kanadındaki (Senato ve Temsilciler Meclisi) kontrolünü korumayı umarak şimdiye kadar elinden gelen her şeyi yaptı. Cumhuriyetçi valilerin yönetimindeki eyaletlerin kongre seçim bölgelerinin haritalarında, partisinin adaylarına fayda sağlayacak değişiklikler talep etti ve Cumhuriyetçiler kazanırsa her Amerikalıya 5 bin dolar sözü verdi; bu miktar, ulusal borcu 40 trilyon dolara ulaşan bir ülke için bir trilyon doları aşan bir rüşvet anlamına geliyor. Ukrayna'daki savaş nedeniyle kendisinin ve Batı'daki şirketlerinin Rusya'ya uyguladığı tüm yaptırımları hiçe saydı ve seçimlerden önce enerji fiyatlarını düşürmek amacıyla Başkan Vladimir Putin'den ABD ve Avrupa'ya milyonlarca ton dizel göndermesini istedi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analizlere göre Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski bunu protesto ettiğinde, Trump Ukrayna'nın Putin ile anlaşmaya varacak yeni bir başkana ihtiyacı olduğunu söyledi. Son aylarda Tahran'ı “kışkırtmaktan” alıkoyduğu Binyamin Netanyahu'dan, ABD’nin katılımı olmadan İran'a saldırmamasını istedi. Müzakereler devam ederken, İran'la savaşı yeniden başlatarak bir “ekim sürprizi” hazırlayıp hazırlamadığı bilinmiyor.

Ancak tüm bunlara rağmen, büyük bir “ekim sürprizinin” neler yapabileceğini belirleyemiyoruz. Ipsos anketine göre, seçmenlerin endişeleri “ekonomi, sığınma, göç, suç ve iklim değişikliği”. Bu endişelere, Trump'ın savaşı sonrasında artan enerji maliyetleri, Hürmüz Boğazı krizi ve kıtalar ve ülkeler arasındaki mal akışının bozulması nedeniyle genel olarak artan fiyatlar eklendi ve ön plana çıktı.

Robert Pape'ye göre, ABD için tehlike kaynağı terörizmden ziyade “ABD'nin doğası ve kimliği üzerine kültürel bir çatışmadan kaynaklanan siyasi şiddettir.” Amerika Birleşik Devletleri, havaalanlarında, trenlerde, okullarda, otobüslerde ve alışveriş merkezlerinde kaydedilen masum insanlara yönelik yüzlerce şiddet ve silahlı saldırı olaylarında birçok ülkenin önünde yer alıyor.

En önemli faktör demografik değişimdir. “Yeni ABD”nin Başkanı Anne Marie Slaughter’ın aktardığına göre “büyük George Shultz” kendisine şöyle demiş: “Dünyayı ve geleceği şekillendiren güçleri anlamak için her zaman demografiye odaklanmalısınız.” İstatistiklere göre, ABD önümüzdeki yirmi yıl içinde “beyaz çoğunluklu bir ulustan çoğulcu bir ulusa; hiçbir etnik veya ırksal grubun çoğunluğu oluşturmadığı bir ülkeye” dönüşecek. Bugün, “18 yaşın altındaki Amerikalıların yarısından azı beyaz ve 2027'ye kadar bu durum 30 yaşın altındakiler için de geçerli olacak, kırklı yaşlarda ise hiçbir çoğunluk olmayacak.” Herkes biliyor ki Trump, artık çoğunluğu oluşturmayan beyazlar üzerine oynayarak bahsi kazandı. Trump'ın, sayıları milyonları bulan belgesiz göçmenlere karşı savaşı yoğunlaştırması ve Demokratlar tarafından yönetilen şehirleri “savaş bölgesi” deklare etmesi tesadüf değil.

Oyun açık ve net; Venezuela'nın işgalinden Grönland anlaşmasına, keza İran'la savaştan jeopolitik ve ticari hesapların karışımına kadar Trump'ın tüm politikaları sürprizlerle dolu. J.D. Vance, Trump'ın “Amerika Birleşik Devletleri'nin Hitler'i” olduğu yönündeki açıklamasından geri adım attı ve başkan yardımcısı oldu. Ancak Michael Solokov, “Gerçek gücün korkuda yattığına inanan Trump, başkalarının korktuğunu görmesinden korkuyor” ve onu kaybetmekten daha çok korkutan veya kızdıran hiçbir şey yok diyor.


The Guardian: İsrail, Gazze’de Barış Kurulu’na ait üssün inşasını engelliyor

Gazze şehrinde yıkılmış binaların arasında yürüyen Filistinliler (AP)
Gazze şehrinde yıkılmış binaların arasında yürüyen Filistinliler (AP)
TT

The Guardian: İsrail, Gazze’de Barış Kurulu’na ait üssün inşasını engelliyor

Gazze şehrinde yıkılmış binaların arasında yürüyen Filistinliler (AP)
Gazze şehrinde yıkılmış binaların arasında yürüyen Filistinliler (AP)

İngiliz The Guardian gazetesinin haberine göre İsrail, Gazze Barış Kurulu tarafından Gazze Şeridi’nde kurulması planlanan ileri askeri üs projesinin hayata geçirilmesine izin vermeyi reddediyor.

Geçtiğimiz ağustos ayı başlarında, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 2025 yılında yetkilendirilen ve başkanlığını ABD Başkanı Donald Trump’ın yürüttüğü uluslararası bir kuruluş olan Barış Kurulu, Gazze Şeridi’ndeki ilk inşaat sözleşmesini imzalamıştı. ABD’nin Louisiana eyaleti merkezli Arkel International şirketine verilen sözleşme, uluslararası istikrar gücünün öncüsü olarak 150 uluslararası askere ev sahipliği yapacak ileri bir askeri üssün inşasını kapsıyordu.

Konuya yakın bir kaynağın aktardığı bilgilere göre, aradan iki ay geçmesine rağmen İsrail söz konusu sözleşmenin uygulanmasına izin vermemekte direniyor. Yüklenici firmaların ve nakliye araçlarının Gazze’ye girerek çalışmalara başlamasına izin verilmediği belirtilirken, kaynağın İsrail’in sınır kapısını açmayacağını ifade ettiği kaydedildi.

Barış Kurulu Sözcüsü konuya ilişkin açıklama yapmaktan kaçınırken, İsrail ordusu ve İsrail hükümeti de yorum yapmayı reddetti.

İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki savaşı, Trump’ın sonlandırdığını iddia ettiği 8 savaş arasında yer alıyor. Trump, geçen hafta sosyal medya hesabından yaptığı uzun bir paylaşımda bu konuyu yeniden gündeme getirerek, Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmemesinin haksızlık olduğunu öne sürmüştü.

Şarku’l Avsat’ın The Guardian’dan aktardığına göre, Ekim 2025’te Gazze Şeridi’nde sağlanan ateşkesin ardından kurulan Barış Kurulu, Trump’ın çatışmayı sona erdirdiği yönündeki iddialarının merkezinde yer alıyor.


Doğu Libya’daki yetkililer, geçtiğimiz ağustos ayından bu yana 31 kişiyi idam etti

(foto altı) Libya’nın doğusunda parlamento tarafından atanan hükümetin başbakanı Usame Hammad (Libya İstikrar Hükümeti)
(foto altı) Libya’nın doğusunda parlamento tarafından atanan hükümetin başbakanı Usame Hammad (Libya İstikrar Hükümeti)
TT

Doğu Libya’daki yetkililer, geçtiğimiz ağustos ayından bu yana 31 kişiyi idam etti

(foto altı) Libya’nın doğusunda parlamento tarafından atanan hükümetin başbakanı Usame Hammad (Libya İstikrar Hükümeti)
(foto altı) Libya’nın doğusunda parlamento tarafından atanan hükümetin başbakanı Usame Hammad (Libya İstikrar Hükümeti)

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) dün yaptığı açıklamada, Libya’nın doğusundaki askeri makamların geçtiğimiz ağustos ayının sonlarından bu yana en az 31 kişiyi idam ettiğini bildirdi. HRW, söz konusu idamların 2010’dan bu yana Libya genelinde kamuoyuna duyurulan ilk idamlar olduğunu belirtti.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre HRW, yaptığı açıklamada, Libya’nın doğusu ve güneyini kontrol eden Mareşal Halife Hafter’e bağlı güçlerin, söz konusu kişileri ‘son derece adaletsiz askeri yargılamaların ardından’ idam etmesini kınadı. Açıklamada, bu yargılamaların ‘adalet standartlarından’ açıkça yoksun olduğu vurgulandı.

Bu vakaların ‘2010’dan bu yana Libya’da bilinen ilk idamlar’ olduğuna dikkat çeken HRW, askeri cezaevinde tutulan en az 50 kişinin daha yakın zamanda idam edilme riskiyle karşı karşıya bulunduğu uyarısında bulundu. Ancak idamların ne zaman ve nerede gerçekleştirildiğine ilişkin ayrıntı paylaşılmadı.

Libya, Muammer Kaddafi’nin 2011’de devrilmesi ve öldürülmesinden bu yana güvenlik alanında kaosun yanı sıra siyasi ve kurumsal bölünmeyle karşı karşıya. Mareşal Halife Hafter’e bağlı güçler, kendisini destekleyen bir yönetimin bulunduğu ülkenin doğusunu kontrol ederken, batıdaki bölgeler ise merkezi Trablus’ta bulunan ve Abdulhamid Dibeybe başkanlığındaki hükümet tarafından yönetiliyor.

Libya’daki ıslah ve rehabilitasyon kurumlarının (cezaevlerinin) çoğu, yerel ve uluslararası insan hakları örgütleri tarafından sık sık ciddi hak ihlalleriyle suçlanıyor. Bu ihlaller arasında işkence sonucu ölümler ile bazı kişiler hakkında gerekli yargı usulleri yerine getirilmeden askeri mahkemelerce hapis veya idam cezalarının uygulanması da bulunuyor. Bu tür uygulamaların özellikle Hafter güçlerinin kontrolündeki doğu bölgelerinde görüldüğü belirtiliyor.

Gırnada Cezaevi, Bingazi’nin yaklaşık 100 kilometre kuzeydoğusunda bulunuyor. Büyük ölçüde askeri kontrol altında olan cezaevi, yargı makamlarının yetki alanı dışında kalıyor. Cezaevi, işkence ve kötü muamele de dahil olmak üzere ağır insan hakları ihlalleriyle sık sık gündeme geliyor.

HRW Ortadoğu ve Kuzey Afrika Direktör Yardımcısı Bessam Havaca, Hafter güçlerini, ‘işkence yoluyla alındığı öne sürülen itiraflara dayanan gizli yargılamaların ardından’ kişileri idam etmekle suçladı. Havaca, söz konusu davaların, Libya Yüksek Mahkemesi’nin de sivilleri yargılamaması gerektiğini belirttiği mahkemelerde görüldüğünü ifade etti.

Havaca, “Bu koşullarda gerçekleştirilen her idam, geri dönüşü olmayan bir adaletsizliktir. Silahlı güçler üzerinde etkisi bulunan her hükümet, bir sonraki idamın önüne geçmek için güçlü baskı uygulamalıdır” dedi.

Libya’da idam cezası yürürlükte bulunuyor. Ceza kanununda cinayet, terör eylemleri ve devlet güvenliğine karşı suçlar için idam cezası öngörülüyor. Libya mahkemeleri idam kararları vermeye devam etse de bu cezalar bugüne kadar infaz edilmemişti.

Havaca, “Libya 15 yıldır hiçbir idam cezasını infaz etmedi” diyerek bu uygulamasızlık döneminin sona ermesinden duyduğu üzüntüyü dile getirdi. Hafter güçlerinin ve onları destekleyen hükümetlerin idamları durdurup durdurmama yönünde alacağı karara bağlı olarak en az 50 kişinin daha hayatının tehlikede olduğunu vurguladı.

HRW ayrıca, hükümlülerin ailelerine idamların gerçekleştirileceği tarihin önceden bildirilmediğini kaydetti. Libya’nın doğusundaki yetkililerin idam edilen kişilerin cenazelerini ailelerine teslim etmeyi reddettiği, yakınlarından kimlik tespiti yapmalarını istediği ve ardından aileleri hazır bulunmadan cenazeleri defnettiği belirtildi. Yetkililerin ayrıca, aileleri cenaze töreni düzenlememeleri konusunda uyardığı aktarıldı.