Güney Kafkasya’da tansiyon yüksek: Azerbaycan zaferi ve Ermenilerin Karabağ'dan kitlesel göçü

Ermeni mülteciler Ermenistan'ın Goris kentindeki geçici kampa varırken (Reuters)
Ermeni mülteciler Ermenistan'ın Goris kentindeki geçici kampa varırken (Reuters)
TT

Güney Kafkasya’da tansiyon yüksek: Azerbaycan zaferi ve Ermenilerin Karabağ'dan kitlesel göçü

Ermeni mülteciler Ermenistan'ın Goris kentindeki geçici kampa varırken (Reuters)
Ermeni mülteciler Ermenistan'ın Goris kentindeki geçici kampa varırken (Reuters)

Ermenistan geçtiğimiz hafta düzenlenen yıldırım harekatının ardından Azerbaycan'ın kontrolüne giren Karabağ bölgesinden ayrılan ilk mülteci grubunu kabul etmeye başladı. Ermenistan, bölgede kalmaktan korkan 120 bin yerel sakini kabul etmeye hazır olduğunu teyit ederken, Ermenistan Başbakanı birkaç gün sonra İspanya'da Azerbaycan Cumhurbaşkanı ile bir toplantı yapacağını duyurdu.

Diplomatik hareket

Türkiye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığından dün yapılan açıklamaya göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Azerbaycanlı mevkidaşı İlham Aliyev ile bugün Ermenistan ile İran arasında yer alan ve Türkiye sınırındaki Azerbaycan'ın Nahçıvan bölgesinde bir araya gelecek.

fer
Paşinyan (sağda) ve Aliyev önümüzdeki hafta İspanya'da görüşmelere hazırlanıyor (AFP)

AFP’nin haberine göre, Bakü'nün Dağlık Karabağ'daki Ermeni ayrılıkçılara yönelik son askeri operasyonunun yarattığı gerginliğe rağmen Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı önümüzdeki ay Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Almanya Başbakanı Olaf Scholz ve Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Charles Michel’in de Granada'da (güney İspanya) katılım sağlayacağı toplantıda bir araya gelecek.

Kitlesel göç

Azerbaycan güçleri, geçtiğimiz hafta gerçekleşen yıldırım harekatının ardından Ermenilerin çoğunlukta olduğu ayrılıkçı Dağlık Karabağ bölgesi üzerinde tam kontrol sağlamak amacıyla pazar günü operasyonlarına devam etti. Dağlık Karabağ bölgesindeki Ermeni liderleri dün Reuters'e verdiği demeçte, ‘bölgedeki 120 bin Ermeni’nin Azerbaycan'ın egemenliği altında yaşamak istemedikleri ve etnik temizlikten korktukları’ için Ermenistan'a gideceğini söyledi.

as
Karabağ bölgesinden gelen Ermeni mültecilerden oluşan ilk konvoy Ermenistan'a ulaştı (AP)

Ermenistan Başbakanı, ülkesinin bölgeden gelenleri kabul etmeye hazır olduğunu vurgulayarak, Ermenilerin bölgeyi terk etmesini önerdi. Geçtiğimiz hafta Azerbaycan, kökleri Sovyetler Birliği'nin çöküşüne kadar uzanan çatışmanın en sonuncusunda Karabağ'da Ermeni militanları mağlup etti. Bakü, bölgede yaşayan Ermenilerin haklarını güvence altına alma niyetini doğrulasa da Ermeni ayrılıkçı liderler ‘baskı korkusuyla’ bölgeden ayrılmakta ısrar ediyor. ‘Artsakh Cumhuriyeti' adı verilen bölgeyi yöneten ayrılıkçı lider Samvel Shahramanyan'ın danışmanı David Babayan Reuters'a verdiği demeçte, “Halkımızın yüzde 99’u tarihi topraklarımızı terk etmeyi tercih ediyor. Halkımız Azerbaycan'ın bir parçası olarak yaşamak istemiyor. Zavallı halkımızın kaderi, Ermeni halkı ve tüm medeni dünya için bir utanç ve yüz karası olarak tarihe geçecektir. Kaderimizden sorumlu olanlar bir gün Tanrı önünde günahlarının hesabını vermek zorunda kalacaklar” ifadelerini kullandı. Karabağ'daki Ermeni liderler yaptıkları açıklamada, Azerbaycan'ın askeri operasyonu nedeniyle evsiz kalan ve bölgeyi terk etmek isteyen herkese Rus barış güçlerinin Ermenistan'a kadar eşlik edeceğini söyledi. Karabağ bölgesini Ermenistan'a bağlayan Laçin Koridoru'ndan Ermenilerin çoğunluğunun ne zaman geçeceği henüz belli değil. Başbakan Nikol Paşinyan ise yaşanan askeri kayıplarının ardından istifa çağrılarıyla karşı karşıya.

Moskova'ya üstü kapalı eleştiri

Karabağ Ermenilerini ‘korumadaki başarısızlığı’ nedeniyle kamuoyunda yaygın öfkeyle karşı karşıya kalan Paşinyan, ülkesinin mevcut ittifaklarını ‘işe yaramaz’ olarak nitelendirdi. Paşinyan dün yaptığı açıklamada, “Ermenistan'ın parçası olduğu dış güvenlik sistemlerinin, kendi güvenliğini ve çıkarlarını korumada etkisiz olduğu kanıtlandı. Ermenistan hiçbir zaman yükümlülüklerinden vazgeçmedi ve müttefiklerine ihanet etmedi. Ancak durum analizi, uzun süredir güvendiğimiz güvenlik rejimlerinin ve müttefiklerinin, bizim zayıflığımızı ve Ermeni halkının bağımsız bir devlete sahip olma konusundaki acizliğini göstermeyi kendilerine görev edindiklerini gösteriyor” şeklinde konuştu.

scd
Ermeni bir asker Goris'te yaşlı bir mülteci kadına yardım ediyor (Reuters)

Paşinyan’ın sözleri, özellikle de Ermenistan'ın hâlâ Rusya'nın başkanlığını yaptığı bir askeri ittifak olan Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü'nün (KGAÖ) üyesi olması nedeniyle Moskova ile uzun vadeli ilişkilerine üstü kapalı bir gönderme içeriyor.

Değişen güç dengesi

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre, Karabağ bölgesindeki Ermenilerin akıbetiyle ilgili endişelerini dile getiren Paşinyan, Dağlık Karabağ'a insani yardımın ulaşmaya başladığını ancak bölgedeki Ermenilerin hâlen ‘etnik temizlik tehlikesiyle’ karşı karşıya olduğunu söyledi.

Paşinyan, ulusa sesleniş konuşmasında, “Dağlık Karabağ'daki Ermeniler için evlerinde gerçek yaşam koşulları ve etnik temizliğe karşı koruma sağlayacak etkili mekanizmalar oluşturulmadığı takdirde, Dağlık Karabağ Ermenilerine kendi vatanlarını terk etme dışında bir çıkış yolu kalmaması ihtimali de artacak" dedi. TASS haber ajansına göre, Paşinyan Ermenistan'ın ‘Dağlık Karabağ'daki kardeşlerini seve seve karşılayacağını’ sözlerine ekledi.

Kitlesel bir göç, çeşitli etnik grupların yaşadığı, petrol ve doğal gaz boru hatlarına sahip olan ve Rusya, ABD, Türkiye ve İran'ın burada nüfuz sahibi olmak için yarıştığı Güney Kafkasya bölgesindeki hassas güç dengesini değiştirebilir. Öyle görünüyor ki, Azerbaycan'ın geçen hafta elde ettiği zafer, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra onlarca yıldır devam eden ‘dondurulmuş çatışmalardan’ birine kesin bir son vermiş görünüyor.

Diğer yandan Azerbaycan Cumhurbaşkanı, ‘demir yumruğun’ Karabağ'daki Ermenilerin bağımsız bir bölge fikrini tarihe gömdüğünü, bölgenin Azerbaycan için bir ‘cennete’ dönüşeceğini söyledi. Ermenistan, Azerbaycan'ın askeri operasyonunda 200'den fazla kişinin öldüğünü, 400'den fazla kişinin yaralandığını söylüyor. Ermeni nüfusunun akıbeti Moskova, Washington ve Brüksel'de endişelere yol açtı.

İnsani yardım

Karabağ'daki Ermeni yetkililer Cumartesi günü Rusya'dan yaklaşık 150 ton insani yardım malzemesi ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi tarafından bölgeye gönderilen 65 ton kadar unun geldiğini teyit etti. Açıklamada, insani ihtiyaçların boyutu göz önüne alındığında, sağlık ve güvenlik alanlarında uzmanlaşmış personel ile bölgedeki varlığın artırıldığı kaydedildi.

sd
Karabağ bölgesinde Azerbaycan ile Ermeni ayrılıkçılar arasında yaşanan çatışmalar sonucu evlerde yaşanan yıkımın bir kısmı (AFP)

Bölgede 2 bin barış gücü askeri bulunan Rusya, ateşkes koşulları kapsamında Cumartesi günü itibarıyla 6 zırhlı araç, 800'den fazla hafif silah, tanksavar silahı ve taşınabilir hava savunma sisteminin yanı sıra 22 bin mermilik mühimmatın teslim edildiğini açıkladı.

Kanlı tarih

Dağlık Karabağ, yüzyıllardır Perslerin, Türklerin, Rusların, Osmanlıların ve Sovyetlerin kontrolü altında olan bir bölgede yer alıyor. Rusya İmparatorluğu'nun 1917'de yıkılmasının ardından hem Azerbaycan hem de Ermenistan bu topraklarda egemenlik iddiasında bulundu. Sovyet döneminde Azerbaycan'a bağlı özerk bir bölge olarak sınıflandırıldı. Sovyetler Birliği'nin çöküşüyle ​​birlikte, oradaki Ermeniler, ‘Birinci Karabağ Savaşı’ olarak bilinen olayda, bölgenin kontrolünü elinden aldı ve komşu toprakları ele geçirdi. 1988 ila 1994 yılları arasındaki dönemde çoğu Azerbaycan’dan olmak üzere 30 bin kişi ölürken, bir milyonu aşkın kişi yerlerinden edildi.

fgr
Azerbaycan askerleri Karabağ bölgesinde ele geçirdikleri silahları sergiliyor ( EPA)

Onlarca yıl süren çatışmaların ardından Azerbaycan, 2020 yılında Türkiye'nin desteğiyle 44 gün süren belirleyici ‘İkinci Karabağ Savaşı'nı kazanarak bölgedeki kontrolünü yeniden ele geçirdi. Bu savaş, Rusya'nın aracılık ettiği bir barış anlaşmasıyla sona ererken, Ermeniler, Moskova'yı anlaşmanın uygulanmasını sağlayamamakla suçluyor.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.