Arnavutluk Başbakanı Rama: Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleriyle yakın ilişkilerimiz var

Rama, Arnavutluk'taki çetrefilli siyasi sorunları yönetmek için sanatsal yeteneğini nasıl kullandığını, bölgedeki siyasi ve ekonomik fırtınalarla nasıl başa çıktığını anlattı

Arnavutluk Başbakanı Edi Rama (AFP)
Arnavutluk Başbakanı Edi Rama (AFP)
TT

Arnavutluk Başbakanı Rama: Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleriyle yakın ilişkilerimiz var

Arnavutluk Başbakanı Edi Rama (AFP)
Arnavutluk Başbakanı Edi Rama (AFP)

Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, siyasetin karmaşık ve stresli dünyasında sanatla siyaseti birleştiren bir kişi olarak öne çıkıyor.

Asharq kanalında el-Madar programına konuşan Rama, Arnavutluk'taki çetrefilli siyasi sorunları yönetmek için sanatsal yeteneğini nasıl kullandığını, bölgedeki siyasi ve ekonomik fırtınalarla nasıl başa çıktığını anlattı.

Rama, siyasetin insanı bazen deliliğin eşiğine getirdiğini, ancak sanatın estetiği politikada kullanmasına yardımcı olduğunu söyledi.

Estetiğin insanları bir araya getirmede önemli bir rol oynadığını, kanunlara ve düzene saygıyı artırdığını da sözlerine ekledi. 

Avrupa Birliği 

Söz konusu görüşmede Arnavutluk'un Avrupa Birliği'ne (AB) katılımının zorlukları gözden geçirildi.

Arnavutluk, kendisini 2000 yılında potansiyel aday ülke olarak tanıyan AB'ye katılma umudunu uzun yıllardır besliyor.

Tiran, 2009 yılında AB üyeliğine başvurmuştu, aynı yıl NATO'ya tam üye olarak katılmıştı.

Ülkesinin bloğa katılımı ile ilgili karamsarlığını dile getiren Rama, AB'yi siyaset tarihinin en büyülü adımı ve eşsiz bir deneyim olarak görüyor.

Bloğun barış ve güvenlik, ülkeleri ortak çıkarlar doğrultusunda birleştirme vizyonunun önemini vurgulayan Rama, hukukun üstünlüğü ve bireylerin haklarının sağlanması, bunlara saygı gösterilmesi için sağlam temeller attığını vurguladı.

AB'nin imkansız talepleri olmadığını vurgulayan Rama, zorlukların aşılamaz olmadığını, Arnavutluk'ta gelecek nesiller için demokratik ve adil bir gelecek yaratma yönünde çabalar olduğunu ifade etti. 

Ülkesinde nüfusun yaklaşık yüzde 70'ini oluşturan Müslüman oranının Arnavutluk'un AB'ye katılımına engel olup olmadığı hususunda bu öneriye katılmadığını söyleyen Rama, "Büyük bir Müslüman yüzdemiz var. Aynı zamanda büyük bir Hıristiyan ve hatta ateist yüzdemiz de var. Herhangi bir dini tartışmaya veya çatışmaya tanık olmadık" vurgusunda bulundu. 

AB'nin Müslümanları her zaman memnuniyetle karşıladığını belirten Rama, "Sadece aşırılık yanlılarıyla her gün mücadele ediyoruz. Onlar azınlık. Ancak AB'nin bu fikirlerin platformu olduğunu düşünmüyorum. Arnavutluk'taki Müslümanlar ve Hıristiyanlar AB'ye katılmayı hak eden Avrupalılardır" ifadelerini kullandı. 

Bulgaristan'ın Tiran'ın AB'ye katılımına karşı veto kullanma tehdidi hususunda ise "Kuzey Makedonya ile ilgili daha önceki bazı kayıtlara rağmen Bulgaristan ile dostane bir ilişkimiz var" diyen Rama, Bulgaristan'ın böyle bir adım atacağına inanmadığını belirtti.

Sırbistan ve Yunanistan

Söz konusu görüşmede Sırbistan'ın Rusya'ya yönelik Batı yaptırımlarını desteklemeyi reddetmesi konusu da ele alındı. Rama, bunun kolay olmadığını, zaman ve çaba gerektirdiğini vurguladı.

Zira Sırbistan enerji sektöründe Rusya'ya oldukça bağımlı ve kamuoyu büyük ölçüde Moskova yanlısı. 

Arnavutluk'taki Yunan azınlığı ve bazı siyasi figürlerin tutuklanması hususunda ise hiçbir şeyin ülkesinin Atina ile dostane ilişkisini zedeleyemeyeceğini belirten Rama, Yunanistan'da yüzbinlerce Arnavut'un yaşadığına dikkati çekti.

Ancak zaman zaman sorunlar olabileceğini, bu durumun komşular arasında yaşandığını belirtti. 

Rusya, Çin ve Türkiye arasındaki rekabet

Görüşmede Batı Balkanlar'daki Rus-Çin-Türk rekabeti de ele alındı. Üç ülkenin aynı kefeye konamayacağını vurgulayan Rama, kendi deyimiyle Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik acımasız işgali ile kendini belli ettiğini vurguladı.

Ülkesinin Rusya ile iyi ilişkiler kurma konusunda hiçbir çıkarı olmadığını da sözlerine ekledi.

Aynı zamanda, "Rusya eskisinden farklı değil. Onunla ilişki kurmakla ilgilenmiyoruz. Arnavutluk'un Avrupa'da ayrılık tohumları ekilecek verimli bir toprak olmadığını anlamış olabilirler. Avrupa-Atlantik topluluğuna tamamen bağlıyız. Başta barış olmak üzere birçok nedenden dolayı önemli dersler aldık" vurgusunda bulundu. 

Çin konusunda ise Pekin'in büyük ve önemli bir oyuncu olarak görüldüğünü, iş sektöründe kapsamlı genişlemelerle ilgili bir gündeme sahip olduğunu vurgulayan Rama, Arnavutluk'ta ise Çin'in büyük yatırımlarının olmadığını belirtti. 

Türkiye'nin Arnavutluk'un stratejik müttefiki olduğunu belirten Rama, Türkiye'yi kardeş ülke olarak değerlendirdi. 

Ülkesinin gelecekte Rusya ile Batı arasında bir çatışma alanına dönüşme ihtimali hususunda ise Arnavutluk'un AB ile Rusya arasında bir çatışma alanı olmayacağını söyledi.

AB'nin popülaritesinin Arnavut toplumu arasında yaklaşık yüzde 90'a ulaştığını vurgulayan Rama, Arnavutluk'ta herhangi bir Rus gündemine herhangi bir destek verilmediğini hatırlattı. 

"İran vahşice davrandı"

Arnavutluk'un Orta Doğu, Suudi Arabistan ve İran ile ilişkilerine de değinen Rama, ülkesinin Suudi Arabistan ve Körfez Arap ülkeleriyle yakın ilişkileri bulunduğunu vurguladı.

İran'ın ise Arnavutluk'a karşı acımasız davrandığını, bununla yüzleşmek zorunda kaldığını vurguladı.

Tahran'ın Arnavutluk'u siber saldırılarla hedef aldığını, zira Arnavutluk'un İranlı mültecilere sığınma sağladığını belirten Rama, "Arnavutluk'u İran rejimine karşı siyasi bir platform haline getirmek istemedik, İranlılara koruma sağladık çünkü buna ihtiyaçları vardı. Afganlar'ın da. Arnavutluk'un insanlara ve onların yaşamlarına karşı büyük sorumluluğu var. Ancak İran bu ilkeleri iyi anlamayarak bize saldırdı, biz de onunla diplomatik ilişkimizi kesmek zorunda kaldık" vurgusunda bulundu. 

Arnavutluk topraklarında Halkın Mücahitleri Örgütü'nden 3 bin kişinin olduğuna değinen Rama, "Bu insanlar ABD ile bir anlaşmaya vardılar. İstedikleri kadar kalabilirler. Ancak Arnavutluk onların siyasi gündemlerinin platformu olarak görülmemeli. Çünkü bu onları ağırlama anlaşmamızın bir parçası değil" ifadelerini kullandı.

Washington'un yeterince gurbetçiye ve soruna sahip olduğunu hatırlatarak ABD'nin onları kabul edeceğinden şüpheli olduğunu da ekledi. 

İran'ın buna misilleme olarak Arnavutluk'u istikrarsızlaştırma girişimi husunda ise "Biz NATO üyesi bir ülkeyiz ve herkesin bunu dikkate alması gerekiyor" vurgusunda bulundu. 

Suudi Arabistan ve Körfez ile güçlü ilişkiler

Körfez ülkeleri ile ilişkiler konusunda ise "Suudi Arabistan, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile güçlü ve derin ilişkilerimiz var, bunları pekiştirmeyi sabırsızlıkla bekliyoruz" ifadelerini kullanan Rama, Suudi Arabistan ve BAE'de devam eden ilerlemeyi hayranlıkla takip ettiğini söyleyerek iki ülkenin liderliğine övgüde bulundu.

Körfez ülkeleriyle ilişkileri güçlendirme arzusunu dile getirerek, "Suudi Arabistan ve BAE'deki ilerlemeden öğrenecek çok şeyimiz var" dedi.

Radikalizm

IŞİD'e katılan Arnavutlar hususunda ise sayılarının 100'ün altında olduğunu, beyinlerinin yıkandığını belirten Rama, ülkesinin radikalizm krizinden muzdarip olmadığını vurguladı.

Beyin göçü

Az gelişmiş ülkelerden beyin göçüne karşı sihirli bir çözümün olmadığını vurgulayan Rama, Arnavutluk'un bu deneyimin bir istisnası olmadığını, Portekiz, İtalya ve Yunanistan'ın da bu sorunla karşı karşıya olduğunu söyledi.

Aynı zamanda "Dünyayı küçük bir köy haline getiren bir akım var. Bu nedenle az gelişmiş ve gelişmiş ülkelerdeki insanlar daha gelişmiş ülkelere göç ediyor. Bu soruna uyum sağlamalı ve durumumuzu iyileştirmek için elimizden geleni yapmalıyız" ifadelerini kullandı. 

Rusya-Ukrayna savaşı 

Görüşmenin sonunda ise kendisine sorulan "Rusya-Ukrayna savaşının kaderini nasıl görüyorsunuz? Sizce en yakın senaryo hangisi?" sorusuna "Maalesef verecek cevabım yok" yanıtını verdi. 

Independent Arabia - Independent Türkçe



Gölge koridorlar: Yaptırım anlaşmaları ve Afrika'nın serveti BAE'den nasıl geçiyor?

Milyarlarca dolarlık altın ticareti Sudan'daki çatışmayı körüklüyor (Reuters)
Milyarlarca dolarlık altın ticareti Sudan'daki çatışmayı körüklüyor (Reuters)
TT

Gölge koridorlar: Yaptırım anlaşmaları ve Afrika'nın serveti BAE'den nasıl geçiyor?

Milyarlarca dolarlık altın ticareti Sudan'daki çatışmayı körüklüyor (Reuters)
Milyarlarca dolarlık altın ticareti Sudan'daki çatışmayı körüklüyor (Reuters)

İnci Mecdi

Var olmaması gereken gemiler açık denizlerde seyir halinde. Bu gemiler, izleme cihazlarını kapatarak gölgelerde seyrediyor. Sahipleri paravan şirketlerin arkasına saklanıyor ve yaptırım uygulanan petrol, kaynağı bilinmeyen mineral maddeler ve nereden gelip nereye gittiği bilinmeyen yükleri taşımak için seferler arasında isimlerini değiştiriyorlar.

Denizcilik uzmanları tarafından ‘gölge filo’ olarak adlandırılan bu gemiler, küresel denizcilik endüstrisinde gizlice büyüyor ve karşılıklı anlaşma ile birden fazla rota kullanıyor. Son yıllarda yayınlanan birçok uluslararası raporda ortaya çıktığı üzere, bu rotaların çoğunun merkezinde Körfez bölgesi, özellikle Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) yer alıyor.

Bin ton uranyum

Araştırmacılar ve yaptırım uzmanları son yıllarda, gölge filonun unsurlarının BAE'den faaliyet gösteren tüccarlar, komisyoncular ve şirketlerle nasıl kesiştiğini belgeledi. Yaptırım uygulanan petrolün Afrika altınlarına yönlendirilmesinden, yeniden ihracat merkezleri aracılığıyla küresel pazarlara giren yüksek değerli emtialara kadar, 250 milyon dolar değerinde bin ton uranyumun da olduğu yeni bir sevkiyat Afrika'nın kalbinde ortaya çıktı. Ancak Nijer ve Fransa arasındaki yasal anlaşmazlık nedeniyle alıcı bulamıyor. Uzmanlar, Nijer'de iktidardaki askeri cuntanın, geçtiğimiz yıl haziran ayında Fransız devletine ait nükleer enerji şirketi Orano'nun varlıklarını kamulaştırdıktan sonra el koyduğu sevkiyat için alıcı bulma kabiliyetini sorgularken, BAE merkezli bir şirket sevkiyatla ilgilendi.

İngiliz gazetesi Financial Times'a göre Nijer Maden Bakanı Sayın Ousmane Abarchi, BAE merkezli Axia Power şirketinin ilgilendiğini açıklarken, “Onlarla görüşmelerimiz devam ediyor” dedi. Nijer'in herhangi bir tercihi olmadığını vurgulayan Abarchi, ancak, sevkiyatın gerçek varış noktası hakkında şüphe uyandıran ise pek tanınmayan bir şirket olan Axia Power'ın yönetiminde Rusya’nın resmi nükleer enerji şirketi Rosatom'un eski bir üst düzey çalışanının yer alması. Ancak bu kişi, LinkedIn hesabında şirketten Ağustos 2025'te ayrıldığını belirtiyor.

Rusya, yaptırım uygulanan petrolü kaçırmak için gölge filosunu kullanıyor (Getty)Rusya, yaptırım uygulanan petrolü kaçırmak için gölge filosunu kullanıyor (Getty)

Gözlemciler, Rusya'nın bu anlaşmayı kazanma olasılığının yüksek olduğunu düşünüyorlar. Almanya merkezli Konrad Adenauer Vakfı'nın (KAS) Mali Uzmanı Ulf Laessing’e göre sıradan bir alıcı Fransız tarafının hemen yasal işlem başlatacağına inanıyor. Laessing, “Bunu satın almak için haydut bir devlet gerekir” ifadesini kullandı.

Nijer, azalan hazinesini doldurmak için acilen bir anlaşma yapmaya ihtiyaç duyuyor, ancak liderliğe yakın bir kaynak, Rusya'ya fazla yakınlaşmanın ters tepebileceğinin farkında olduklarını söyledi. Ülke ordusunun, Fransız şirketi Orono tarafından onlarca yıldır işletilen uranyum madenlerini ele geçirmesinin ardından Batı ile gerilimin daha da artacağına dair endişeler, Nijer'i, yaptırım altındaki Rus petrolünün satıldığına benzer şekilde, uranyumunu satmak için bir aracı bulmaya itiyor olabilir. Nijer, nükleer santraller için yakıt üretmek için kullanılan işlenmiş uranyum konsantresi olan ‘sarı pasta’ olarak bilinen bir tür uranyum ihraç ediyor. Bu uranyum, silah programlarında kullanılmak üzere zenginleştirilebilir. Ordu, 2023 yılında iktidarı ele geçirmeden önce Nijer, Avrupa'daki enerji santrallerinde kullanılan doğal uranyumun dörtte birini tedarik ediyordu.

Afrika altını

Nijer'in uranyumu bizi başka bir değerli metalin hikayesine geri götürüyor. Afrikalı uzmanlar ve yetkililer, Afrika altınının büyük miktarlarının yasal ya da kaçak olarak Dubai'den geçtiğini söylüyor. Bern'deki sivil toplum örgütü Swissaid'in daha önceki bir uyarısına göre, bu kanlı ticaretten elde edilen kârlar, Sudan'ın Faşir kentinde suçlar ve zulümler işleyen HDK'yı destekleyen BAE’deki gelişen altın merkezi aracılığıyla alıcı bulmaya devam ediyor.

Swissaid, son bulgularının “BAE'nin kaçak Sudan altınının başlıca varış noktası olarak rolünü” doğruladığını söylüyor. Bu bulgu, geçtiğimiz yıl mayıs ayında yayınlanan Afrika altını hakkındaki raporunda belgelendi. Londra merkezli Chatham House Araştırma Enstitüsü’ne göre milyarlarca dolarlık altın ticareti Sudan'daki çatışmayı körüklüyor.

Sudan'ın Cenevre'deki Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Hasan Hamid, geçtiğimiz yıl kasım ayında düzenlediği basın toplantısında “HDK güçlerine silah tedarikçisi iyi biliniyor. Ne yazık ki bu ülke BAE'dir” açıklamasında bulunurken, Abu Dabi savaş suçları işlemekle suçlanan HDK’yı desteklediği ve silahlandırdığı yönündeki uluslararası iddiaları reddediyor.

The Sentry tarafından yapılan son araştırma, Dubai merkezli şirketleri HDK finansörlerinin yararına yasadışı Sudan altınlarının aklanmasıyla ilişkilendirdi. 2022 ile 2024 yılları arasında, küresel finans suçlarını izleyen Finansal Eylem Görev Gücü (FATF), Dubai altın piyasasının yasadışı finansal akışlara katkısı nedeniyle BAE'yi gri listesine dahil etti.

Gana’nın 229 ton altını

Swissaid tarafından hazırlanan başka bir rapor, Gana'nın hızla gelişen altın madenciliği sektöründe kaçakçılık nedeniyle her yıl milyarlarca dolar gelir kaybettiğini ve bu altının büyük bir kısmının BAE’ye aktığını ortaya koydu. Raporda Gana'nın, altın ihracatı ile ilgili ithalatı arasında sadece beş yıl içinde 229 metrik tonluk yani 11,4 milyar dolarlık büyük bir ticaret açığı olduğu ve kaçak altının çoğunun Dubai'ye gittiği ortaya çıktı.

Bunun sadece buzdağının görünen tarafı olduğunu vurgulayan Ulf Laessing, “Dubai'de elle taşınan altın beyan edilmesine gerek yok ve gayri resmi altın genellikle uçakla getiriliyor” diye belirtti. Laessing, Afrika'dan BAE'ye altın kaçakçılığı yapılan diğer şeffaf olmayan yöntemlere de dikkati çekti.

Swissaid raporunda, Gana altınının çoğunlukla Togo'ya kaçırıldıktan sonra Dubai'ye ulaştığı, bazı altın külçelerinin ise sınırın geçirgenliğinden yararlanarak Burkina Faso üzerinden Mali'ye ulaştığı belirtildi.

Reuters'ın haberine göre Gana'nın madencilik düzenleme kurumundaki üst düzey bir yetkili, Swissaid'in bulgularını ‘ortak bilgi’ olarak nitelendirdi.

BM tarafından geçtiğimiz yıl mayıs ayında yayınlanan bir rapor, gayri resmi madencilik faaliyetlerinin Sahra altı Afrika'da 10 milyondan fazla insana geçim kaynağı sağladığını, ancak giderek organize suç ve silahlı çatışmaların finansmanında bir kanal haline geldiğini belirtiyor.

Kaçak sermaye

Oxford Üniversitesi'nin geçtiğimiz ocak ayında yayınladığı bir araştırma, Afrikalı elitlerin ve şirketlerin ‘kaçak sermaye için güvenli liman’ olarak başta Dubai, Singapur ve Hong Kong olmak üzere Asya'daki finans merkezlerine giderek daha fazla yöneldiklerini ortaya koydu.

Sermaye kaçırma, Afrika ekonomilerine büyük zararlar veriyor. BM verilerine göre kıta her yıl 88 milyar dolardan fazla kayıp yaşıyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre İsviçre gibi geleneksel finans cenneti ülkeler düzenleyici ve finansal kontrollerini sıkılaştırdıktan sonra, bu üç Asya finans merkezi bu fonlar için giderek daha fazla cazip hale geldi. Hatta “Afrika için en hızlı büyüyen ve en önemli sınır ötesi bağlantılar” arasına girdi.

Paris Siyasi Bilimler Akademisi (Sciences Po) siyaset bilimi profesörü ve Oxford Üniversitesi'nde kıdemli araştırmacı olan Ricardo Soares de Oliveira tarafından hazırlanan çalışmada, Asya'daki finans merkezleri arasında Dubai'nin, sadece kıtadaki büyük BAE şirketlerinin varlığıyla değil, aynı zamanda yasadışı finansal akışlar ve emtia temelli kara para aklamada oynadığı rolle de Afrika ile olan derin finansal bağları nedeniyle açıkça öne çıktığı belirtiliyor.

Rusya'da petrol kaçakçılığı

Uydu haritalarında, bu sahne ara sıra tekrarlanıyor. Öyle ki bir gemi kıyı yakınlarında izleme sistemlerinden kayboluyor, ardından günler sonra binlerce kilometre uzakta yeniden ortaya çıkıyor. Kargo belgeleri ve rotası değiştiriliyor, ödemeler hızı ve esnekliği ile tanınan finans merkezlerindeki aracılar vasıtasıyla yapılıyor. İngiliz gazetesi Financial Times'ın cuma günü yayınladığı bir araştırma raporu, özel bir e-posta sunucusundaki teknik bir hata sayesinde, bağımsız gibi görünen ancak Rusya’nın petrol ticaretinde koordineli bir şekilde faaliyet gösteren 48 şirketten oluşan bir ağın izinin sürülebildiğini ortaya çıkardı. Bu şirketlerin çoğu BAE merkezli olarak faaliyet gösteriyor.

Soruşturma, aynı sunucuyu kullanan 442 elektronik alan adı tespit etti ve alan adlarını Rusya ve Hindistan'daki gümrük kayıtlarıyla karşılaştırarak, bu kuruluşların 90 milyar dolardan fazla değerde petrol ihraç ettiğini ortaya çıkardı.

Soruşturma ayrıca bu şirketlerin çoğunun BAE'de kayıtlı olduğunu ve serbest bölgelerin, yaptırımlardan kaçınmak ve hızla değiştirilen kısa ömürlü şirketler kurmak için kullanıldığını gösterdi.

BAE, aracı şirketlerle yapılan anlaşmalar ve ham petrolün genel isimler altında yeniden sınıflandırılması yoluyla, sevkiyatların yönünü değiştirme ve petrolün menşeini gizleme konusunda bir geçiş noktası olarak da öne çıkıyor. Bazı sevkiyatlar ülkenin limanlarından veya orada kayıtlı ticari yapılar üzerinden geçerek, özellikle ABD'nin Rosneft ve Lukoil'e ABD yaptırımları uygulandıktan sonra gerçek kaynağı tespit etmeyi zorlaştırdı. Nakliye uzmanları, bu mekanizmaların, gölge filoların kullanımı ve gemi isimleri ile yöneticilerin değiştirilmesinin yanı sıra, fiyat sınırlamalarını ve Batı'nın yaptırımlarını atlatmak ve Rus petrolünün pazarlara akışını sürdürmek için entegre bir sistem oluşturduğuna inanıyor.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


Ortadoğu'da Amerikan savaş davulları yeniden çalıyor

USS Gerald Ford uçak gemisi, Akdeniz'deki Girit adasının Suda Körfezi'nde demirlemiş durumda, 24 Şubat 2026 (AFP)
USS Gerald Ford uçak gemisi, Akdeniz'deki Girit adasının Suda Körfezi'nde demirlemiş durumda, 24 Şubat 2026 (AFP)
TT

Ortadoğu'da Amerikan savaş davulları yeniden çalıyor

USS Gerald Ford uçak gemisi, Akdeniz'deki Girit adasının Suda Körfezi'nde demirlemiş durumda, 24 Şubat 2026 (AFP)
USS Gerald Ford uçak gemisi, Akdeniz'deki Girit adasının Suda Körfezi'nde demirlemiş durumda, 24 Şubat 2026 (AFP)

Elie Kuseyfi

İran'a karşı Amerikan askeri saldırısını geciktiren tek şeyin, sanki zaten gerçekleşmiş ve hedeflerine ulaşmış gibi, etkilerinin tamamlanması olduğu açıkça ortaya çıktı. Bunun dışında, saldırı bir zaman meselesi ve görünüşe göre hiçbir sebeple, hatta son günlerde ve haftalarda Donald Trump'ı saldırıyı başlatmadan önce durup on, yüz veya bin kere saymaya iten sebeplerle bile ertelenmesi söz konusu değil. Bu sebepler arasında İran'ın Nicolás Maduro Venezuelası ya da Saddam Hüseyin Irakı olmaması da yer alıyor. Bu nedenle, savaşın uzayacağı ve Amerika Birleşik Devletleri ve bölge içinde çok sayıda yankısı olacağı korkusu var. Mühimmatta, özellikle de İsrail'in geçen haziran ayındaki savunmasında kullanılan, Ukrayna'ya da gönderilen ve üretim sorunları yaşanan önleme füzelerinde bir yetersizlik de yaşanabilir.

Buna ilave olarak, Dini Lider Ali Hamaney'in tehdit ettiği gibi bu “uyarı saldırısının” bölgesel bir savaşı tetiklemesi korkusu da var. Trump da bu tehdide “Ne olacağını göreceğiz” diyerek meydan okumuştu. Ancak ABD Başkanı, İran'a, daha doğrusu Hamaney'e karşı bir “zafer” elde etmeden yarı yoldan geri dönemeyeceğine ikna olmuş gibi görünüyor. Muhtemelen, 2003’teki Irak işgalinden bu yana benzerinin konuşlandırılmadığı bir askeri gücü bölgede kullanmaktan kaçınmanın maliyetinin, özellikle de ABD ara seçimleri yaklaşırken, kullanmanın maliyetinden daha büyük olduğuna ikna olmuş durumda. Trump bu saldırıyı, kritik bir seçim fırsatı (aksi değil) olarak düşünüyor da olabilir.

Yani, ABD’nin savaş hazırlıkları artık tamamlandı, geriye sadece “başlama saati”ni beklemek kaldı. USS Gerald R. Ford uçak gemisi, Yunanistan'ın Girit adasına ulaşarak, onlarca savaş uçağı, bombardıman uçağı, yakıt ikmal uçağı ve füze savunma bataryasıyla birlikte USS Abraham Lincoln'e katıldı. Haberler, bu askeri yığınağın ABD hava kuvvetlerinin küresel konuşlanma kapasitesinin yüzde 40 ila 50'sini temsil ettiğine ve “ABD’nin daha önce hiç bu kadar gücü kullanmadan konuşlandırmadığına” işaret ediyor. Ayrıca, ABD Başkanı pazartesi akşamı Truth Social platformundan yaptığı paylaşımda, Genelkurmay Başkanı General Dan Keane'in İran'a saldırı düzenlenmesine karşı yaptığı uyarılarla ilgili haberleri ve raporları yalanladı. Haberler Keane'in, mühimmat ve müttefiklerden destek eksikliği ve ABD kuvvetleri için olası önemli riskler nedeniyle böyle bir saldırıya karşı çıktığını aktarmışlardı. Bu yalanlamayla Trump, yönetimi içindeki tartışmaya İran rejimine karşı askeri bir saldırı düzenleme lehine son noktayı koyuyor gibi görünüyordu.

Bugün Amerikan sözlüğünde teslimiyet, her şeyden önce, İran rejiminin 47 yıllık tarihinde ikinci kez “zehri yudumlamaya” hazır olduğunu ilan etmesi demek; zehri ilk kez 1980'lerin sonunda Irak ile ateşkesi kabul ederek yudumlamıştı

Bundan önce, ABD Özel Temsilcisi Steve Wittkof, Donald Trump'ın Tahran'ın neden henüz “teslim olmadığını” sorguladığını açıklamıştı. Bu, İran'a bu son fırsatı değerlendirmesi ve mevcut Amerikan mantığına göre, İran rejimini “zorunlu teslimiyete” zorlayacak askeri bir saldırıdan önce “gönüllü teslimiyeti” kabul etmesi için açık bir davetti.

Trump'ın İran'a askeri saldırı düzenleme seçeneğine meyilli olduğunun göstergelerinden biri de Washington'un gerekli olmayan diplomatlara Beyrut'tan ayrılmaları direktifini vermesi ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun İsrail'e yapmayı planladığı hafta sonu ziyaretini gelecek ayın başına ertelemesidir.

Dahası, New York Times gazetesinin sızdırdığı “Trump'ın İran'ı nükleer programından vazgeçmeye zorlamak için sınırlı bir saldırı düşündüğü ve saldırı başarısız olursa rejimi devireceği” yönündeki bilgiler, esasen “İran sorunu” ile başa çıkmakla ilgili mevcut seçenekleri tartışan bir Beyaz Saray toplantısının tutanaklarıydı. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu sadece gazetecilik açısından bir sansasyon haber değildi; İran liderliğine, muhtemelen önümüzdeki perşembe Cenevre'de olacak son fırsatı değerlendirmesi için doğrudan bir mesajdı. Buna göre ya nükleer konuda ciddi tavizler verip “sembolik bir zenginleştirme” oranını kabul etmeli ya da Tahran, Trump'ın uzun süreceğinden korkmadığı bir askeri harekat için hazır olmalıdır. New York Times'ın sızdırdığı bilgiler, Trump'ın savaşın uzun sürmesinden korkmadığını, aksine İran “teslim olmazsa” kendisi ile aylarca, belki de ikinci ve son döneminin geri kalanında, aşamalı olarak sürecek bir savaş olasılığını dışlamadığını gösteriyor. Amerikan gazetesinin haberine göre Trump, yakın danışmanlarına, diplomasi başarısız olursa önümüzdeki aylarda İran'a karşı büyük bir saldırı başlatacağını veya Tahran'ı nükleer programından vazgeçmeye zorlamak için kısa, açılış niteliğinde bir saldırı düzenleyeceğini bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübündeki görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübündeki görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)

Bugün Amerikan sözlüğünde teslimiyet, her şeyden önce, İran rejiminin 47 yıllık tarihinde ikinci kez “zehri yudumlamaya” hazır olduğunu ilan etmesi demek; zehri ilk kez 1980'lerin sonunda Irak ile ateşkesi kabul ederek yudumlamıştı. Gelgelelim, Irak ile sekiz yıllık savaş İran rejiminin sosyal, siyasi ve askeri temellerini sağlamlaştırdıysa, ABD ile bir savaş, bu rejimi en azından “yumuşatılmış İslami versiyonu” ile yeniden üretecektir.

Ancak, dikkat çekici olan şu ki, önemli ve mesaj yüklü Amerikan sızıntılarına karşılık, İran sızıntıları da en az onlar kadar önemli ve anlamlı; sanki İran rejiminin kendi isteğiyle bir geçiş evresine girdiğini doğruluyor gibi. Nitekim Fransız Le Figaro gazetesi, bilgili kaynaklara dayanarak, eski İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin, protestoların zirveye ulaştığı 8-9 Ocak gecesinde baskıların başlamasından kısa bir süre önce, rejim içinde Dini Lideri görevden almaya yönelik bir harekete öncülük ettiğini belirtti. Kaynaklar, bu girişimin başarısız olduğunu, çünkü toplantıda hazır bulunan Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani'nin desteğini alamadığını ifade etti.

Dini Lider ve oğlu Mücteba da dahil olmak üzere İran liderliğinin hedef alınması, geniş bir askeri seçenek yelpazesinin parçası olarak Trump'a sunulan senaryolar arasındaydı

Bu haber, New York Times gazetesinin, protestolar ve Dini Lider başta olmak üzere İran liderliğine yönelik suikastlar da dahil olmak üzere, ABD ile artan savaş olasılığının gölgesinde, Dini Lider'in, en güvendiği adamlarından biri olan Laricani'yi ülkeyi yönetmekle görevlendirdiğini bildirmesinin ardından geldi. Cumartesi günü Axios sitesi de bilgi sahibi olduğunu söylediği kaynaklara dayanarak, Dini Lider ve oğlu Mücteba da dahil olmak üzere İran liderliğinin hedef alınmasının, geniş bir askeri seçenek yelpazesinin parçası olarak Trump'a sunulan senaryolar arasında yer aldığını bildirdi.

Gazete, adlarını vermediği altı üst düzey İranlı yetkili, 3 Devrim Muhafızı üyesi ve iki eski diplomatın, Laricani'nin ülkenin geniş çaplı protestolar ve ABD askeri saldırısı tehditleriyle karşı karşıya kaldığı ocak ayı başından beri hassas siyasi ve güvenlik dosyalarını etkin bir şekilde yönettiğini söylediğini aktardı. Bu arada, İran medyası da Ayetullah Humeyni'nin ölümünün ardından 1989'da göreve gelen Dini Lider'in yerine bir halef atama çabaları hakkındaki spekülasyonları körükledi.

 İran Parlamentosu Eski Başkanı Ali Laricani, cumhurbaşkanlığı seçimleri için kayıt belgelerini gösteriyor, Tahran, 31 Mayıs 2024 (AFP)İran Parlamentosu Eski Başkanı Ali Laricani, cumhurbaşkanlığı seçimleri için kayıt belgelerini gösteriyor, Tahran, 31 Mayıs 2024 (AFP)

Bütün bunlar, İran iktidar yapısı içinde bir tür “hareketliliğe” veya daha doğrusu, olanların Laricani'ye yönetim gücünün devredilmesinden başka bir şey olmadığına işaret ediyor. Bu, “fırtına geçene” kadar geçici bir icraat olmaktan ziyade, büyük olasılıkla kalıcı bir icraat olacaktır. Yine bu, “Cenevre süreci”ne paralel bir yol izliyor gibi görünen Ali Laricani liderliğinde İran rejiminin gidişatında yeni bir aşamanın duyurusu niteliğindedir. Kendisi büyük olasılıkla Umman ve belki de Katar'ın arabuluculuğuyla Amerikalılarla siyasi müzakereler yürütüyor ve bu müzakereler, Washington'un “yeni rejimi” tanımasını sağlamayı da içeriyor.

Peki, bu gerçekleşecek mi? Amerikan iç kaygılarından bölgesel endişelere kadar, İran meselesini çevreleyen karmaşıklıklar göz önüne alındığında, bu sorunun cevabı şüphesiz zor. Ancak, İran rejiminin şahin kanadından ve son protestoların bastırılmasını denetleyen Laricani'nin hem içeride hem de dışarıda rejimin meşruiyetini yeniden inşa edebileceğini hayal etmek de aynı derecede zor. Bu kesinlikle Trump'ın İran’dan beklediği türden bir “teslimiyet” değil, aksine İran rejiminin tarihinin en zayıf döneminde elde ettiği bir zafer olacaktır. Bu ise Donald Trump “teslimiyet” kelimesini yeniden tanımlamadığı sürece, mevcut bölgesel ve uluslararası iklimde gerçekleşmesi pek olası görünmeyen bir paradoks.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Ulusa Sesleniş'te Trump'tan üçüncü dönem şakası

ABD Başkanı Donald Trump, Ulusa Sesleniş konuşmasında bunun "Üçüncü dönemim olması gerek" diye espri yaptı (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Ulusa Sesleniş konuşmasında bunun "Üçüncü dönemim olması gerek" diye espri yaptı (Reuters)
TT

Ulusa Sesleniş'te Trump'tan üçüncü dönem şakası

ABD Başkanı Donald Trump, Ulusa Sesleniş konuşmasında bunun "Üçüncü dönemim olması gerek" diye espri yaptı (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Ulusa Sesleniş konuşmasında bunun "Üçüncü dönemim olması gerek" diye espri yaptı (Reuters)

Brendan Rascius 

ABD Başkanı Donald Trump, salı akşamı yaptığı Ulusa Sesleniş konuşmasında, üçüncü döneminin ortasında olması gerektiğine dair espri yaptı.

79 yaşındaki Cumhuriyetçi başkan, Temsilciler Meclisi salonunda toplanan meclis üyelerine, kabine üyelerine ve Yüksek Mahkeme yargıçlarına, "İkinci dönemimin ilk yılı... Üçüncü dönemim olmalıydı" dedi.

Bu, Trump'ın, eski Başkan Joe Biden'a kaybettiği 2020 seçiminin kendisinden "çalındığını" kanıt olmadan ima ettiği son olaylardan sadece biri.

Geçen yıl göreve döndüğünden beri başkan, Anayasa'nın 22. maddesi başkanların iki dönemden fazla görev yapmasını yasaklamasına rağmen, üçüncü bir dönem için aday olma fikrini de defalarca dile getirdi.

Martta NBC News'a 2028'de aday olma konusunda "şaka yapmadığını" söylemiş ve "Birçok insan bunu yapmamı istiyor" diye eklemişti.

Ekimde Temsilciler Meclisi Azınlık Lideri Hakeem Jeffries, Kongre Demokratlarıyla yaptığı bir toplantıda "Trump 2028" şapkalarının Oval Ofis'teki çalışma masasına yerleştirildiğini söylemişti.

Aralık ayında Beyaz Saray'da düzenlenen bir resepsiyonda Trump, İsrail asıllı Amerikalı mega bağışçı Miriam Adelson'ın kendisine 2028'de anayasaya aykırı bir üçüncü dönem için aday olması karşılığında 250 milyon dolar teklif ettiğini öne sürmüştü.

Ancak zaman zaman bu kuşkulu olasılık hakkında karışık sinyaller verdi.

Ekimde Air Force One'da tekrar aday olup olmayacağı sorulduğunda gazetecilere, "Bunu yapmayı çok isterim. Şimdiye kadarki en iyi rakamlarıma sahibim" demişti. Ancak daha sonra 2028'de aday olmanın "fazla kurnazca" ve "yanlış" olacağını söylemişti.

Üçüncü bir dönem için aday olmayı tamamen masadan kaldırıp kaldırmadığı sorulduğunda Trump şu yanıtı vermişti:

Masadan kaldırmıyor muyum? Yani, siz söyleyin.

Independent Türkçe,independent.co.uk/news/world/americas/us-politics