Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’ndan İran’a iş birliği çağrısı

İran Dışişleri Bakanı Abdullahiyan: “Umman girişimi yeni bir metin içermiyor”

Grossi, UAEA Genel Kurulunun başında Viyana’da (AFP)
Grossi, UAEA Genel Kurulunun başında Viyana’da (AFP)
TT

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’ndan İran’a iş birliği çağrısı

Grossi, UAEA Genel Kurulunun başında Viyana’da (AFP)
Grossi, UAEA Genel Kurulunun başında Viyana’da (AFP)

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi, “Yalnızca İran’ın tam iş birliği ve somut sonuçlar, İran’ın barışçıl bir nükleer programa sahip olduğuna dair güvenilir garantilere yol açacaktır” dedi.

Öte yandan İran’ın nükleer müzakerelerdeki baş yetkilisi olan İran Atom Enerjisi Kurumu (IEAK) Başkanı Muhammed İslami, Birleşmiş Milletler (BM) kuruluşundaki çözülmemiş sorunlar meselesini acilen kapatması çağrısında bulundu.

Viyana’daki UAEA üyelerinin Genel Kurulu’nun başlangıcında Grossi, İran’a nükleer faaliyetlerinde daha fazla şeffaflık sağlaması ve BM kuruluşu nezdinde güven oluşturulması çağrısında bulundu.

UAEA’ın İran ile bazı konularda bazı ilerlemeler kaydettiğini belirten Grossi, ancak aynı zamanda iş birliğinin Mart ayındaki isteklerinin aksine bazı konularda ilerleme kaydedemediğini belirtti. Ayrıca UAEA’nın uranyum izleri bulduğu iki gizli alan sorununun çözülmesi ve Tahran’ın devre dışı bıraktığı güvenlik kameralarının yeniden kurulması konusunda İran ile anlaşmaya varıldığını söyledi.

Ek soruşturma konusuna ve İran’ın Şubat 2011’de Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması Ek Protokolü’nün uygulanmasını durdurduktan sonra terk ettiği mekanizmaya değindi. İran, 2015 nükleer anlaşması kapsamında sürpriz denetimler gibi daha geniş denetimlere izin veren Ek Protokolü uygulamayı kabul etti.

UAEA’nın başkanlığı pozisyonunda ikinci dönemine başlayan Grossi, “Bizim veya İran’ın özel konuşması mümkün değil” dedi. Ajans’ın İran ile ortak bir anlayışa ulaşması ihtiyacından bahseden Grossi, “Karşılıklı iş birliği ve şeffaflığa ulaşmak için her birimiz kendi işimizi yapmalıyız” diyerek, ekibinin ellerinde doğru bilgi olmadığında İran’ın faaliyetleri hakkında doğru bir rapor sunamayacağını vurguladı.

Grossi, Tahran’ın teslimini nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması ve ABD yaptırımlarının kaldırılması şartına bağladığı, iki buçuk yıl öncesine ait güvenlik kamerası kayıtlarına UAEA tarafından erişim sağlanamadığını dile getirdi.

Askıdaki sorunları kapatma

İran Atom Enerjisi Kurumu (IEAK) Başkanı ise ülkesinin elektrik üretmek ve diğer sivil kullanımlar için nükleer enerjinin kullanımını genişletmeye kararlı olduğunu söyledi. Ayrıca nükleer programın ‘yaptırımlara rağmen ilerleme kaydettiğini’ belirtti.

IAEK Başkanı Muhammed İslami, ülkesinin nükleer elektrik üretiminin enerji sepetindeki payını 2040 yılına kadar 20 bin megawatta çıkarmaya kararlı olduğunu açıkladı.

ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımları ‘kabul edilemez’ olarak nitelendirerek eleştiren İslami, ülkesinin UAEA ile işbirliğinin bir başarının sonucu olarak görülmemesi ve siyasi gündem takibinden olumsuz etkilenmemesi gerektiğini bir kez daha dile getirdi. Muhammed İslami, “Beş yılın üzerine de ABD, İran’a yasa dışı yaptırımlar uygulamaktan vazgeçmedi” dedi.

IAEK Başkanı Muhammed İslami, dün Viyana’daki Uluslararası Ajansın Genel Kurulu’nda bir konuşma yapıyor (AFP)

“İran’ın kuruluşla” devam eden işbirliği göz ardı edilmemelidir” diyen İslami, UAEA’nın İran’ın nükleer tesislerine yönelik en büyük ve en yoğun denetimleri yürüttüğünü açıkladı. Muhammed İslami, İran’ın nükleer programıyla ilgili bilgilerin gizliliğini korumak için somut ve etkili önlemler alma çağrısında bulundu. İslami ayrıca, “Ajans tarafsızlığını ve saygılı davranışını korumalı ve üç aylık raporlarını hazırlarken gereksiz ayrıntılar vermekten kaçınmalıdır” dedi.

İslami, konuşması sırasında UAEA Başkanı’nın İran’ın nükleer anlaşma kapsamında kabul ettiği ek denetimlere geri dönmesi yönündeki taleplerine de üstü kapalı yanıt vererek, “Üye devletlerin Koruma Önlemleri Anlaşması uyarınca yasal yükümlülükleri ile gönüllü yükümlülükleri arasında açık bir ayrım olmalıdır” şeklinde konuştu.

Ülkesinin, UAEA’nın ‘olağanüstü konular meselesinin bir an önce kapatıldığını’ duyurması yönünde çağrıda bulunduğunu söyleyen İslami, İran’ın Avrupa Birliği’nin (AB) nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmak için önerdiği taslağı kabul etmek için gizli sahalara ilişkin soruşturma dosyasını kapatma yönündeki önceki şartına atıfta bulundu.

İslami, konuşmasının bir bölümünde ise İran’ın baş düşmanı İsrail’e sözlü saldırıda bulundu. Muhammed İslami, “İsrail’in İranlı nükleer bilim adamlarına yönelik tehditleri, UAEA tüzüğüne ve BM Şartı’na aykırıdır” diyerek, İsrail’in Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’na katılamamasını eleştirdi. Ayrıca dünyanın nükleer silah cephaneliğinin genişlemesi konusundaki endişelerini dile getirdi.

Umman girişimi yeni bir metin içermiyor

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, New York’tan dönüşünde ülkesinin nükleer anlaşmaya dönüş konusunda Amerikalılardan her zaman olumlu mesajlar aldığını söyledi. Ancak ülkesinin ABD tedbir ve davranışlarının ikiyüzlülüğüne tahammül edemeyeceğine karşı da uyarıda bulundu.

Sultan Heysem bin Tarık’ın nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmaya çalıştığını belirten İranlı Bakan, resmi IRNA haber ajansına belirttiğine göre ise Umman girişiminin ‘yeni bir metin içermediğini’ vurguladı.

Abdullahiyan, detaylara girmekten kaçınırken, Umman Sultanı’nın inisiyatifinin, hızlandırma ve tüm tarafların yükümlülüklerine dönmesine yönelik bir yol çerçevesinde geldiğini dile getirdi. “Ancak bu Umman Sultanı’nın yeni bir planı veya metni olduğu anlamına gelmiyor” diyen Abdullahiyan, Ummanlı mevkidaşı Bedir el-Busaidi ile New York'ta kaldıkları süre boyunca yaptıkları istişarelere dikkat çekti.

İran - Avrupa gerginliği

Pazar günü CNN’de yayınlanan bir röportajda İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, ülkesinin uranyumu silah seviyesine yakın seviyelere kadar zenginleştirmesini savundu. Ayrıca bunun, Avrupa ülkelerinin 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmasının sonlanmasına verdikleri desteğe bir yanıt olduğunu belirtti.

Genel Kurul çalışmaları sırasında kaydedilen röportajda ülkesinin başlangıçta zenginleştirmeyi yüzde 60’a çıkarmayı amaçlamadığını söyleyen Reisi, “Ancak Avrupa ülkeleri, yükümlülüklerini ayaklar altına aldılar” dedi.

İran, Nisan 2021'de nükleer görüşmelerin başlamasıyla birlikte uranyumu yüzde 60 oranında zenginleştirmeye başladı. O dönemde Natanz’daki uranyum zenginleştirme tesisine yapılan ve santrifüjlerin yüzde 60 oranında arızalanmasına neden olan bir saldırı, İran’ın bu adımı için bir gerekçe olarak sunuldu.

Reisi’nin son röportajından önce İran, uranyum zenginleştirme oranının yüzde 60 artırılması da dahil olmak üzere nükleer anlaşmanın yükümlülüklerinden vazgeçmenin, ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından ABD tarafından yeniden uygulanan yaptırımlara yanıt olarak geldiğini dile getirdi.

Mart ayında UAEA yer altı Fordo tesisinde yüzde 84 oranında zenginleştirilmiş uranyum parçacıkları bulduğunu duyurdu.

Reisi, yüksek düzeyde uranyum zenginleştirme birikiminin hızlanmasının ardından ülkesinin nükleer bomba üretmeye çalıştığı yönündeki suçlamaları yalanladı. CNN’e yaptığı açıklamada ise Tahran’ın nükleer silahlara veya askeri boyutu olan herhangi bir faaliyete ulaşma niyetinde olmadığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığı habere göre Reisi, “Avrupalılar yükümlülüklerini yerine getirmeye geri dönerse, İslam Cumhuriyeti de geçmişte olduğu gibi yükümlülüklerine tam olarak uyacaktır” dedi.

Tahran’ın İran’ın faaliyetlerini izleme konusunda en deneyimli UAEK müfettişlerini dışarıda bırakma kararı hakkında da yorum yapan Reisi, Genel Kurul çalışmalarının oturum aralarında düzenlediği basın toplantısında, “İran, UAEA müfettişlerini topraklarında istemediğini söylemedi. İran’ın, kurumun nükleer sahalarını denetlemesinden rahatsız olmadığını belirtti.

İbrahin Reisi, CNN’e yaptığı açıklamada “İran, burada herhangi bir müfettişin bulunmasını istemediğimizi söylemedi. Fransa, İngiltere ve Almanya’nın söylediğini söyledik. UAEA’nın söylediği şu; Bu üç ülkenin bireylerine karşı bazı hassasiyetlerimiz var. Güvenleri, şüphe gölgesi altında” dedi.

İran’ın hamlesi, bu ayın başında ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya’nın UAEA’nın Yönetim Kurulu’nda Tahran’a, ‘açıklanmayan yerlerde bulunan uranyum izlerinin varlığına ilişkin açıklama da dahil olmak üzere bazı konularda kurumla derhal iş birliği yapması çağrısında bulunulan’ bir hamlenin ardından geldi.

Avrupa ülkeleri, Tahran’da öfkeye yol açan bir hareketle, İran’ın nükleer anlaşma kapsamında süresi önümüzdeki ay dolması planlanan füze ve drone programlarına yönelik yaptırımları uzatma kararı aldı.

ABD, Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya, geçen hafta yaptıkları açıklamada İran’ı, ‘bir dizi BM müfettişinin ülkede çalışmasını engelleme kararını iptal etmeye’ çağırmıştı.

Reisi ve Abdullahiyan’ın, Avrupa Troykası’ndaki mevkidaşlarıyla Genel Kurul çalışmaları sırasında herhangi bir görüşme yapmaması dikkat çekti. Bu durum, iki taraf arasındaki gerginliğin yüksek olduğunun bir göstergesiydi.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, geçen cuma günü yaptığı açıklamada, İran’ın bazı uluslararası denetçileri engelleme kararının, İran’ın nükleer programının sorumlu tarafı olmakla ilgilenmediğini gösterdiğini söyledi.



Barış ne zaman istisna değil, kural haline gelecek?

Birleşmiş Milletler'in yapısal reforma ihtiyacı var (Reuters)
Birleşmiş Milletler'in yapısal reforma ihtiyacı var (Reuters)
TT

Barış ne zaman istisna değil, kural haline gelecek?

Birleşmiş Milletler'in yapısal reforma ihtiyacı var (Reuters)
Birleşmiş Milletler'in yapısal reforma ihtiyacı var (Reuters)

Antoine el Hac

Uluslararası ilişkiler alanında, analistler arasında giderek yaygınlaşan bir görüşe göre dünya, yeni bir küresel sisteme girmiş bulunuyor. Bu yeni düzende, “hukukun gücü”nün yerini “gücün hukuku”nun aldığı ve yerleşik kurallara dayanan eski uluslararası sistemin etkisini yitirdiği ileri sürülüyor. Dolayısıyla uluslararası ilişkilerin artık uzlaşı ve çok taraflılık yerine güç ve nüfuz mantığıyla yürütüldüğü değerlendiriliyor. Mevcut sistem, farklı büyüklüklerdeki güç merkezlerinden oluşurken, aktörlerin eşitliğe dayalı uluslararası anlaşmalardan ziyade güç kullanımı yoluyla etki alanlarını ve ekonomik kaynaklarını genişletmeye yöneldiği görülüyor.

Herhangi bir katılımcı küresel düzenin birincil hedefinin, sürdürülebilir barışı sağlamak olduğu genel kabul görmektedir. Nitekim Baruch Spinoza barışı, güven, adalet ve iyi niyete dayanan erdem olarak tanımlarken; Albert Einstein barışın zorla değil, anlayış yoluyla sağlanabileceğini vurgulamıştır. Antik düşünürler Platon ve Aristoteles de benzer şekilde barışı toplumsal düzenin en yüksek hedeflerinden biri olarak görmüş; Mahatma Gandhi ise kalıcı barışın, zorluklar karşısında bile ancak adalet temelinde mümkün olacağını ifade etmiştir.

Bununla birlikte tarihsel deneyim, barışın çoğu zaman istisna olduğunu ortaya koymaktadır. İnsanlık tarihinin yaklaşık 3 bin 500 ila 5 bin yıllık yazılı döneminde, büyük savaşların tamamen yaşanmadığı sürelerin toplamı 230 ila 268 yıl arasında kalmıştır. Bu da savaşsız dönemlerin, insanlık tarihinin yüzde 10’undan daha azına karşılık geldiğini göstermekte; dolayısıyla çatışmanın hem bireysel hem de kolektif düzeyde baskın bir olgu olduğunu düşündürmektedir.

Bu bağlamda “uluslararası sistem” ile “küresel düzen” arasında ayrım yapmak önem taşımaktadır. Uluslararası sistem, dünya siyasetinin işleyiş mekanizmalarını; aktörleri, güç dengelerini ve sınırlayıcı unsurları ifade ederken, küresel düzen daha çok siyasi, kurumsal ve kültürel bir inşa sürecini tanımlar. Bu düzen; müzakere, iş birliği ya da zorlayıcı süreçler sonucunda şekillenebilir. Nitekim I. Dünya Savaşı ve II. Dünya Savaşı sonrasında oluşan düzenler, galip ve mağlup ilişkileri üzerinden inşa edilmiştir. Bu açıdan küresel düzen sabit değil, aktörlerin bilinçli tercihleriyle şekillenen dinamik bir yapıdır.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan küresel düzenin önemli kazanımlar sağladığı kabul edilmektedir. Büyük ölçekli savaş ihtimali azalmış, klasik imparatorluk yapıları sona ermiş, ekonomik refah artmış ve birçok devletin egemenliği güçlenmiştir. Bu süreçte Vestfalya Barışı ilkeleri de ulus-devlet sisteminin temelini oluşturmuştur. Ancak bu düzenin, günümüzde yaşanan derin dönüşümlere yeterince yanıt veremediği hususunda güçlü bir kanaat oluşmuştur. Bu durum, küresel ölçekte artan belirsizlik ve kriz algısını beslemekte; hatta nükleer riskler nedeniyle olası bir büyük savaş ihtimaline dair endişeleri artırmaktadır.

Son yıllarda küresel güç dengelerinde belirgin değişimler yaşanmaktadır. Özellikle BRICS ülkelerinin yükselişi, Batı merkezli sistemin tek başına belirleyici olma özelliğini zayıflatmaktadır. Bu dönüşüm yalnızca ekonomik ve askeri güç unsurlarını değil, aynı zamanda düşünsel ve kültürel alanları da içermektedir. Batı dışı aktörlerin kendi kimliklerini vurgulaması ve alternatif kalkınma modelleri geliştirmesi bu sürecin önemli parçasıdır.

“Batı sonrası dönem” olarak da tanımlanan bu süreç hem Batı dünyası hem de yükselen güçler açısından ciddi sınamalar içermektedir. İklim değişikliği, siber güvenlik, göç, organize suçlar ve terörizm gibi küresel sorunlar, daha geniş uluslararası iş birliğini zorunlu kılmaktadır. Ancak büyük güçler arasındaki rekabet, özellikle ekonomik ve ticari alanlarda yaşanan gerilimler ve zaman zaman ortaya çıkan askeri karşılaşmalar, istikrarlı bir küresel denge kurulmasını zorlaştırmaktadır.

Ayrıca milliyetçilik ve popülist akımların yükselişi de uluslararası iş birliği açısından olumsuz bir faktör olarak değerlendirilmektedir. Bu eğilimler, çoğu zaman uluslararası kurumlara olan güveni zayıflatarak, dar ulusal çıkarların ön plana çıkmasına yol açmaktadır. Antoine el-Hac'ın Şarku'l Avsat için kaleme aldığı analize göre özellikle büyük güçler arasında rekabetin artması, küresel sistemdeki dağılmayı daha da derinleştirmektedir.

Bir diğer önemli mesele ise küresel değerler ile ulusal öncelikler arasında denge kurulmasıdır. Tek taraflı dayatmaların, kültürel ve siyasi çeşitliliği göz ardı etmesi nedeniyle sürdürülebilir olmadığı görülmektedir. Bu nedenle esnek, çok katmanlı ve ağ temelli diplomasi yöntemlerinin önemi giderek artmaktadır.

Sonuç olarak mevcut uluslararası sistem, çok boyutlu bir dönüşüm sürecinden geçmektedir. Yeni güçlerin yükselişi, Batı’nın göreli etkisinin azalması, artan çatışmalar ve küresel sorunlar bu dönüşümün temel dinamiklerini oluşturmaktadır. Bu süreçte devletlerin ekonomik ve stratejik çıkarlarını koruma çabası ise belirleyici olmaktadır.

Gelecekte küresel sistemin nasıl şekilleneceği, büyük ölçüde uluslararası aktörlerin iş birliği kapasitesine ve değişime uyum sağlayabilme yeteneklerine bağlı olacaktır. Alternatif yaklaşımların ortaya çıkışı bir tehditten ziyade, çok kutuplu dünyayı anlamak açısından bir fırsat olarak görülebilir. Nitekim oluşmakta olan yeni düzen, gücün tek bir merkezde toplanmadığı daha karmaşık bir yapıya işaret etmektedir.

Bu doğrultuda daha çok katmanlı ve çeşitli yönetim modellerinin bir arada var olacağı bir küresel düzenin temelleri atılmaktadır. Ancak bu yeni yapının sağlıklı işleyebilmesi için mevcut kurumların güçlendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası kuruluşlarda reform ihtiyacı sıklıkla dile getirilmektedir. Sonuç olarak, daha adil, barışçıl ve sürdürülebilir bir dünya düzeninin inşası, farklılıkları yönetebilen ve iş birliğini teşvik edebilen ortak iradenin varlığına bağlıdır.


Trump döneminde sol görüşlü Amerikalılar daha fazla silahlanıyor

Eğitmen Clara Elliott talimatlarını veriyor (AFP)
Eğitmen Clara Elliott talimatlarını veriyor (AFP)
TT

Trump döneminde sol görüşlü Amerikalılar daha fazla silahlanıyor

Eğitmen Clara Elliott talimatlarını veriyor (AFP)
Eğitmen Clara Elliott talimatlarını veriyor (AFP)

ABD’nin Richmond kentine yakın ormanlık bir alanda silah sesleri yankılanıyor. Aralarında Colin’in de bulunduğu çok sayıda Amerikalı burada ateşli silah kullanımı üzerine eğitim alıyor.

38 yaşındaki Colin’in elindeki yarı otomatik silah, hayatında sahip olduğu ilk silah. Colin, ABD Başkanı Donald Trump yönetimine dair endişeleri nedeniyle silah edinmeye yönelen sol eğilimli Amerikalılardan biri. Bu, ülkede silah sahipliğine ilişkin yerleşik algılardaki değişimi gösteriyor.

Tam adının açıklanmasını istemeyen Colin, “Hükümetimden, çevremdeki vatandaşlardan çok daha fazla tehdit hissediyorum” dedi. ABD’nin kuzeyindeki Minneapolis kentinde göçmenlere yönelik geniş çaplı bir operasyon sırasında federal görevliler tarafından vurularak öldürülen Renee Nicole Good ve Alex Pretti olaylarının kendisi için “bardağı taşıran son damla” olduğunu söyledi.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Colin yaptığı açıklamada, “Hükümet tarafından yetkilendirilmiş, adeta özel ordu gibi sokaklarda dolaşan, insanlara saldıran ve ateş açan bir güç var. Bu, bireyler arasındaki suçlardan çok daha korkutucu” değerlendirmesinde bulundu.

Eğitmen, kursiyerlere tabanca şarjörlerinin nasıl doldurulacağını açıklıyor (AFP).Eğitmen, kursiyerlere tabanca şarjörlerinin nasıl doldurulacağını açıklıyor (AFP).

Silah tartışması

ABD’de silah tartışması oldukça karmaşık ve derin siyasi boyutlar içeriyor.

Genellikle sağ eğilimli olan silah taşıma hakkı savunucuları, konuyu kişisel özgürlük meselesi olarak görürken, ABD Anayasası bu hakkı güvence altına alıyor. Liberaller ise kitlesel silahlı saldırıların yaşandığı ülkede daha sıkı silah denetimlerini savunuyorlar.

Öte yandan, suikast girişiminden sağ kurtulan eski Temsilciler Meclisi üyesi Gabrielle Giffords ve eski ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris gibi bazı önde gelen Demokrat isimler de silah sahibi olduklarını açıkça dile getirdi.

Colin ve eşi Dani, Silah satın aldıktan sonra sertifikalı tabanca eğitmeni Clara Elliott’ın kursuna katıldı. Elliott, 2024’te Trump’ın ikinci kez başkan seçilmesinin ardından işlerinin “iki katına çıktığını” söyledi.

Kadınlara ve azınlıklara özel tasarlanan kursların büyük bölümü dolarken, eğitimler herkese açık olmaya devam ediyor. Kolunda Pamuk Prenses dövmesi bulunan Elliott, “Yoğunluk çok fazlaydı” dedi.

Yaklaşık 12 kişinin katıldığı eğitimlerde önce temel silah güvenliği anlatılıyor, ardından atış poligonunda uygulamalı eğitime geçiliyor. Katılımcıların çoğu daha önce hiç silah kullanmamış kişilerden oluşuyor.

Endişe ve hazırlık

28 yaşındaki Cassandra, “ABD’de çok sayıda endişe verici gelişme yaşanıyor. Bu yüzden bilgili ve hazırlıklı olmak iyi bir fikir gibi görünüyor” ifadesini kullandı.

Latin Amerika kökenli 30 yaşındaki Akemi ise “aşırı sağ şiddetinden” korktuğunu ve polisin koruyabileceğine güvenmediğini ifade etti. “Polisle mümkün olduğunca az temas etmek en iyisi” dedi.

ğitim tatbikatı sırasında silahlı çatışma çıktı (AFP)Eğitim tatbikatı sırasında silahlı çatışma (AFP)

Bu sırada bazı katılımcıların, ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Kurumu’na gönderme yapan hedeflere ateş ettiği görüldü.

Clara Elliott yalnız değil. “Liberal Gun Club” adlı ulusal örgüt, 2026’nın ilk iki ayında 3 bin yeni silah eğitimi başvurusu aldığını açıkladı. Bu sayı, 2025 yılının tamamındaki başvurulardan daha fazla.

Örgütün yöneticisi Ed Gardner, bu tür artışların genellikle büyük siyasi gelişmeler veya kitlesel silahlı saldırılar sonrasında görüldüğünü belirtti. Ancak geçmişten farklı olarak, yeni gelenlerin artık sadece kadınlar ve azınlıklarla sınırlı olmadığını; gençlerden yaşlılara, kırsaldan kentlere kadar geniş bir kesimi kapsadığını ifade etti.

David Yamane ise bu değişimin, insanların silah satın alma motivasyonlarındaki dönüşümden kaynaklandığını belirtti. Yamane, “İnsanlar, haklarını ellerinden alabilecek ya da başkalarını bu yönde cesaretlendirebilecek otoriter bir yönetim ihtimali konusunda endişe taşıyor” değerlendirmesinde bulundu.


Trump’ın Lübnan hakkındaki paylaşımı Netanyahu’yu şoke etti... Tel Aviv açıklama istedi

(Soldan sağa) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (AFP)
(Soldan sağa) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (AFP)
TT

Trump’ın Lübnan hakkındaki paylaşımı Netanyahu’yu şoke etti... Tel Aviv açıklama istedi

(Soldan sağa) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (AFP)
(Soldan sağa) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın yaptığı bir sosyal medya paylaşımı, İsrail’de şaşkınlık ve soru işaretlerine yol açtı. Paylaşımda, İsrail’in Lübnan’da hava saldırısı düzenlemesinin ‘yasaklandığının’ belirtilmesi üzerine, Tel Aviv yönetimi Beyaz Saray’dan açıklama talep etti.

Axios’un iki kaynağa dayandırdığı haberine göre, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve danışmanları, Trump’ın paylaşımı karşısında şaşkınlık yaşadı. Paylaşımın, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın perşembe günü yayımladığı İsrail-Lübnan ateşkes anlaşması metniyle çelişir nitelikte olduğu ifade edildi.

Haberde ayrıca, Trump’ın paylaşımında İsrail’e ‘uyulması zorunlu bir emir verildiği’ izlenimi oluşmasının, önceki ABD yönetimlerinde alışılmadık bir durum olduğuna dikkat çekildi. Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığına göre, Netanyahu’nun da söz konusu paylaşımı öğrendiğinde ciddi şaşkınlık ve endişe duyduğu belirtildi.

İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkes anlaşması

Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, İsrail ile Lübnan’ın 10 gün süreli bir ateşkes anlaşmasına vardığını duyurmuştu.

Washington’un önceki günlerde yoğun çaba harcayarak şekillenmesine katkı sağladığı anlaşmaya göre İsrail, ‘planlanan, yakın veya devam eden saldırılara karşı her an meşru müdafaa kapsamında askeri operasyon düzenleme hakkını’ saklı tutuyor.

Axios’a göre ateşkes, Netanyahu açısından siyasi olarak son derece hassas bir konu olmayı sürdürüyor. Netanyahu hükümeti, gerekli görülmesi halinde Hizbullah’a yönelik saldırılar konusunda herhangi bir kısıtlamaya tabi olmadığını vurguluyor.

Öte yandan ateşkese rağmen, Lübnan’ın güneyi bugün de İsrail saldırılarının hedefi olmaya devam etti. Orta kesimlerde bombardıman seslerinin duyulduğu, bu nedenle bölge sakinlerinin köylerini terk ettiği bildirildi.

Ertesi gün yapılan açıklamalar daha sert

Ertesi gün Trump daha sert bir dil kullanarak İsrail’e yönelik tutumunu yineledi. Trump, “İsrail artık Lübnan’ı bombalamayacak. Bu, ABD tarafından yasaklandı. Herkes yeterince yaptı” ifadelerini kullandı. Daha sonra Axios’a verdiği röportajda da aynı çizgiyi sürdüren Trump, İsrail’in saldırılarını durdurmasını istediğini belirterek, “İsrail durmalı. Binaları yıkmaya devam edemez. Buna izin vermeyeceğim” dedi.

Diğer yandan Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ateşkes anlaşmasına katkılarından dolayı Trump’a ve Suudi Arabistan’a teşekkür ederek, ‘kalıcı anlaşmalar için çalışma’ aşamasına geçildiğini duyurdu.

Avn, Lübnan halkına hitaben yaptığı konuşmada, ülkenin artık kendi kararlarını kendisinin aldığını vurgulayarak, “Bugün kendimiz için müzakere ediyor, kendimiz için karar veriyoruz. Artık kimsenin cebinde bir koz ya da başkalarının savaş alanı değiliz ve asla olmayacağız” ifadelerini kullandı.

Avn ayrıca, “Toprağımı kurtarmak, halkımı korumak ve ülkemi kurtuluşa ulaştırmak için gereken her yere gitmeye hazırım” dedi. Avn, söz konusu müzakerelerin ‘zayıflık, geri adım ya da taviz değil’, aksine Lübnan’ın haklarına olan inançtan kaynaklanan bir karar olduğunu vurguladı.

İsrail hükümeti içinde kafa karışıklığı

Axios’un aktardığına göre Netanyahu ve ekibi, Trump’ın açıklamalarını medya aracılığıyla öğrendi. Bu durum, İsrail siyasi ve güvenlik çevrelerinde kafa karışıklığına yol açtı.

İsrailli yetkililer, Washington’un tutumunda bir değişiklik olup olmadığını anlamak için hızla harekete geçti. Bu kapsamda, İsrail’in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter de sürece dahil oldu. İsrail yönetimi ayrıca, Beyaz Saray’dan resmî açıklama talep ederek, Trump’ın sözlerinin mevcut ateşkes anlaşmasının metniyle çeliştiğini vurguladı.

ABD’den açıklama

Axios’un Beyaz Saray’dan yorum talep etmesinin ardından bir ABD’li yetkili, Trump’ın açıklamalarının anlaşmada bir değişiklik anlamına gelmediğini belirtti.

Yetkili, “Lübnan ile İsrail arasındaki ateşkes anlaşması, İsrail’in Lübnan’daki hedeflere yönelik herhangi bir saldırı amaçlı askeri operasyon gerçekleştirmeyeceğini açıkça ortaya koyuyor. Ancak anlaşma, planlanan, yakın veya devam eden saldırılara karşı meşru müdafaa hakkını saklı tutmaktadır” ifadelerini kullandı.