ABD’nin Baharat Yolu’na ilişkin sorular…

Bu yolun görevi, Çin nüfuzuna karşı koymakla mı sınırlı?

Fotoğraf: Shutterstock
Fotoğraf: Shutterstock
TT

ABD’nin Baharat Yolu’na ilişkin sorular…

Fotoğraf: Shutterstock
Fotoğraf: Shutterstock

Halid Hamade

152 ülke ve 32 uluslararası kuruluşu kapsayan anlaşmalarla sonuçlanan ve Çin ile 25 ülke arasında ticari ortaklıklar kuran Kuşak ve Yol Girişimi’nin başlatılmasından 10 yıl sonra ABD; Yeni Delhi’de düzenlenen son G20 zirvesinde, Güney Asya ile Avrupa’yı Arap Körfezi ve Ortadoğu üzerinden birbirine bağlayacak Ekonomik Koridor projesini başlattı.

Yeni proje, uluslararası ekonomik kalkınmada ve bütünleşik bir demiryolu ve deniz koridoru ağı aracılığıyla ticari alışverişin güçlendirilmesinde stratejik bir dönüm noktasını temsil ediyor. Öte yandan ABD’nin yanı sıra Suudi Arabistan Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fransa, Almanya ve İtalya’nın da iş birliği anlaşmasına imza atması Kuşak ve Yol Girişimi’nin rekabetçi rolünü aşarak, Çin’in Avrupa ve Arap Körfez ülkeleriyle ortaklık ağını dağıtma ve bölgenin ekonomik ve siyasi merkezlerini değiştirme teşebbüsü doğrultusunda ilerleyen pek çok varsayıma alan açıyor.

Sonucunda zarar gören ülkeler ile fayda sağlayan ülkeler

Ukrayna’daki savaşın yansımaları ABD ile Avrupa’yı, Rusya’nın, Çin’in hızlı ekonomik yükselişiyle birlikte tehlikeleri ikiye katlanan hırsları karşısında ittifak kurmaya sevk etti. Başkan Joe Biden’ın tarihî anlaşma olarak nitelediği yeni proje, Pekin’in tedarikine olan bağımlılığı azaltmaya yönelik Batılı çabaların ışığında, Pekin’in bölgedeki nüfuzuna karşı koyma biçimlerinden birini temsil ediyor. Washington’ın geleneksel müttefikleri aynı zamanda Çin, Hindistan ve diğer Asyalı güçlerle ilişkileri de derinleştirmeye çalışıyor.

ABD’nin projesi duyurulduğu versiyonuyla, Hindistan’ı Arap Körfezi üzerinden deniz yoluyla Ortadoğu’ya bağlayacak ki buna Doğu Hattı deniyor. Kuzey Hattı ise Arap Körfez ülkelerini demiryoluyla Ürdün ve İsrail’e bağlayacak. İsrail’den de deniz yoluyla Güney Avrupa, tam olarak Fransa ve İtalya sahillerine ve bu ikisinden de demiryolu ağlarıyla Avrupa’nın orta, kuzey ve batı ülkelerine bağlanılacak. Proje ayrıca yenilenebilir enerji ve temiz hidrojen ile dijital veri aktarımı sürecini kolaylaştırmak amacıyla bir fiberoptik kablo paketiyle boru altyapısını da içerecek.   

Ukrayna’daki savaşın yansımaları ABD ile Avrupa’yı, Rusya’nın Çin’in hızlı ekonomik yükselişiyle birlikte tehlikeleri ikiye katlanan hırsları karşısında ittifak kurmaya sevk etti. Başkan Joe Biden’ın tarihî anlaşma olarak nitelediği yeni proje, Pekin’in bölgedeki nüfuzuna karşı koyma biçimlerinden birini temsil ediyor.

Proje, Kuşak ve Yol Girişimi’nin Çin’in batısından Türkiye’ye ya da Pakistan’a uzanan koridorlarının geçtiği Orta ve Batı Asya ülkelerini kapsamıyor. Dolayısıyla Çin’in girişiminde uluslararası bir ticari düğümü temsil eden Türkiye, projenin Türkiye’nin dev altyapısını ve yerel boru hattı ağı üzerinden gaz, petrol ve hidrojen taşıma imkânlarını dışarıda tutması nedeniyle zarar gören ülkelerden biri olacak. Ayrıca projenin Akdeniz’e ulaşmak için Kızıldeniz’i geçmeden kara yoluyla BAE, Suudi Arabistan, Ürdün ve İsrail üzerinden geçmekle yetinmesi, Afrika Sahil ülkelerini ve özellikle Arap ülkelerini, sağladığı ekonomik avantajlardan mahrum bırakacak. Kızıldeniz’in iki yakasındaki Afrika ve Arap ülkeleri ilişkilerinin göreceği etkiler de cabası.

ZXSC
Fotoğraf:  Reuters

Proje, malların toplanması ve Avrupa’ya taşınması için ana durak ve lojistik bir üs olarak Hayfa limanını kullanacağı, bunun da Süveyş Kanalı’ndaki seyrüseferi olumsuz etkileyeceği için Mısır da zarar gören ülkelerden biri olabilir. Bunun yanı sıra enerjinin doğudan kuzeye boru hatları ve demiryolları aracılığıyla taşınmasındaki düşük maliyet, düşük risk ve hız da Süveyş Kanalı için büyük bir zorluk oluşturacak. Bu ayrıca, koronavirüs salgını krizinde olduğu gibi deniz taşımacılığı alanında zorunlu kesintiler meydana gelmesi halinde tedarik güvenliğini de artıracak. Proje, ekonomik öneminin yanı sıra ABD ve İsrail açısından siyasi önem de kazanıyor. Zira atacağı ticari temellerle Batı ile Doğu arasında daha derin bir ortaklık tesis edecek. Aynı şekilde İsrail ile Arap Körfez ülkeleri arasındaki normalleşmeyi de bölgede daha fazla bütünleşme doğrultusunda hızlandıracak. Başkan Biden, anlaşmanın bu anlamda ‘tarihî’ olduğunu ve Ortadoğu’nun daha istikrarlı ve müreffeh bir hale gelmesine katkı sağlayacağını söyledi.

Öte yandan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de proje için, “Kıtalar ve medeniyetler arasında yeşil ve dijital bir köprü… Demiryolu hattı, Hindistan ile Avrupa arasındaki ticareti yüzde 40 oranında hızlandıracak” yorumunu yaptı. Hint Yolu projesinin ABD’ye sağlayacağı en önemli artı, Avrupa’yı doğrudan Arap Körfez ülkelerine bağlayarak, temiz ve sürdürülebilir enerji kaynaklarını güvence altına almak ve tedarik zincirini en hızlı ve en az maliyetli yollarla temin etmek suretiyle Avrupalı müttefiklerinin güvenini geri kazanması olabilir. Üstelik ABD bölgeye yeniden ilgi gösterecek, ortaklara güven verilecek ve Washington’ın nüfuzu teyit edilecek.

Avrupa, İpek Yolu’na dahil olduktan sonra geri adım atabilir mi?

Kuşak ve Yol Girişimi Eylül 2013’te başlatıldığından bu yana çoğunluğu doğudakiler olmak üzere Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin üçte ikisi girişime katıldı. Bu da çok sayıda demiryolu, liman ve otoyol projesine yatırım yapılmasının yolunu açtı. Ekonomilerdeki gerilemeye rağmen bu ülkelerin birçoğu, Kuşak ve Yol Girişimi’ne yatırım yapmanın getirebileceği potansiyel ekonomik kazanımların propagandasını yapmaya devam ediyor. Bu bağlamda Çin’in Avrupa’da derin bir şekilde yayılması ve tedarik zincirleri üzerinde hâkimiyet kurmasından sonra Çin’den kopuşun hiç de kolay olmadığı görülüyor. Zira bu yayılma ve hâkimiyet, Çin’in, rakiplerine karşı yaptırım kartlarını denemesinin yanı sıra birçok hayati faaliyeti kontrol eder hale gelmesini sağladı.

Proje, malların toplanması ve Avrupa’ya gönderilmesi için ana durak ve lojistik bir üs olarak Hayfa limanını kullanacağı, bunun da Süveyş Kanalı’ndaki seyrüseferi olumsuz etkileyeceği için Mısır zarar gören ülkelerden biri olabilir.

Ancak görünüşe bakılırsa İtalya, dört sene önce katıldığı Kuşak ve Yol Girişimi’nden yakın zamanda ayrılma doğrultusunda ilerliyor. Bu, Pekin’in yolunu tıkamaya çalışan ABD ve AB için bir başarı sayılır. Roma, Çin’e karşı daha sert bir tutum benimsiyor. Nitekim eski Başbakan Mario Draghi, Pekin’e teknoloji aktarımını yasakladı ve Çinlilerin İtalyan şirketlerini satın alma operasyonlarını engelledi. Geçtiğimiz 30 Temmuz’da yaptığı net açıklamalarda İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto da İtalya’nın Kuşak ve Yol Girişimi’ne katılma kararını eleştirerek, bunu ‘gelişigüzel ve berbat’ bir karar olarak niteleyerek şöyle dedi: “Bugün mesele Pekin ile ilişkilere zarar vermeden Kuşak ve Yol Girişimi’nden nasıl geri adım atılacağıdır… Çin’in bir rakip olduğu doğru ama aynı zamanda bir ortak da.”

2020 yılında Çin, ilk kez AB’nin birinci ticari ortağı oldu. Bu kapsamda Eurostat rakamlarına göre AB’nin ABD ile ticaret hacmi 555 milyar dolar iken, Çin’le ticaret hacmi, yani ithalat ve ihracat toplamı 586 milyar dolara ulaştı. AB ile Çin arasında geçtiğimiz yılki toplam ticaret de 912,6 milyar dolardı. Avrupa bloğu ile Pekin arasındaki ticari açık ise 2022 yılında yaklaşık 400 milyar euroya (440 milyar dolar) ulaştı. Yine de Çin, 2023 yılının ilk yarısında açık ara AB’nin en büyük tedarikçisi konumunu korudu.    

Hiç şüphe yok ki Avrupa bloğu, Pekin’e olan bağımlılığı azaltmak için ‘oldukça zorlu’ bir görevle karşı karşıya kalacak. Bununla birlikte AB yetkilileri, küresel mal ihracatının yüzde 14’ünü oluşturan bir ekonomiyle ilişkileri koparmanın zor olacağının giderek daha fazla farkına varacak. Zaten Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de bu yılın başlarında bloğun Pekin ile ticareti tamamen ‘koparmasının’ mümkün olmadığını itiraf etti.

Çin’in küresel tedarik zincirinin büyük bir kısmını elinde tutmasına ek olarak, Avrupa’nın Çin’e karşı birleşik bir tutum alma konusunda ayrışması da ABD’nin Avrupa başkentlerine karşı baskıları ve Çin’den uzaklaşmayı teşvik etmek için yakın zamanda benimsediği mali kışkırtma kararlarına rağmen, güç dengesini Pekin lehine güçlendiriyor. Bazı Avrupa ülkeleri Çin konusunda şüpheye düşerken diğerleri, özellikle de AB’ye üye en güçlü iki ülke olan Almanya ve Fransa, Çin’le ekonomik ilişkilerden fayda sağlamaya devam ediyor. Almanya elektrikli araba ve yarı iletken sanayilerinde kullanılan nadir malzemelerin üçte ikisini Çin’den ithal ediyor ki bu oldukça önemli bir şey. Çin’de faaliyet gösteren Fransız ve Alman şirketlerinin gelirleri de Almanya GSYİH’sinin yaklaşık yüzde 7’sine ve Fransa’nınkinin ise yaklaşık yüzde 6’sına denk geliyor.

Çin ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri arasında enerji sınırlarını aşan ilişkiler

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri ile Çin arasındaki ekonomik ilişkiler, petrol ve ticaretin ötesine geçiyor. Nitekim bu iki taraf birlikte küresel GSYİH’nin yaklaşık yüzde 22’sini oluşturuyorlar. Başta Ukrayna’daki savaş ve Arap Körfezi’ndeki tehlikelerin artması gibi büyük jeopolitik dönüşümlerin ve dünyanın özellikle petrol ve gaz sahasında sahne olduğu büyük krizlerin etkisiyle de iki taraf arasındaki ekonomik ilişkilerin derinliği arttı. Söz konusu gelişmeler, iş birliği koşullarını doğurdu ve ümit vaat eden fırsatlar ve beklentiler için önemli ufuklar açtı.

Çin ile Ortadoğu bölgesi arasındaki toplam ticaret, 10 yıl önceki seviyeye göre yüzde 76 büyüme oranıyla 2022 yılında 505 milyar dolara ulaştı. Çin ile Körfez ülkeleri arasındaki toplam ticaretin bu dönemde 3 katına çıkması ise dikkat çekici. Bu demek oluyor ki iki taraf arasındaki ekonomik bağlar, ticari ilişkiler meselesinin çok ötesinde. Çin’den ve KİK ülkelerinden iş adamları, her iki tarafın iç pazarlarına ilişkin karşılıklı anlayışın nasıl geliştirileceğini ve ortaklıkların nasıl kurulacağını müzakere etmek amacıyla Dünya Ekonomi Forumu’nun geçtiğimiz haziran ayında Çin’in Tianjin [Tiençin] kentindeki yıllık toplantısında bir araya geldi.  

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen: Proje, kıtalar ve medeniyetler arasında yeşil ve dijital bir köprüdür… Demiryolu hattı Hindistan ile Avrupa arasındaki ticareti yüzde 40 hızlandıracak.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Aralık 2022’de gerçekleştirdiği Suudi Arabistan ziyaretinin ardından Suudi Arabistan Krallığı, çoğu özel olmak üzere Çinli şirketlerle 35 mutabakat zaptı imzaladı. Bulut Bilişim (Cloud Computing) ve Suudi şehirlerinde yüksek teknoloji kompleksleri inşa etme konusunda anlaşma yapılan şirketlerden biri de Çinli teknoloji devi Huawei’di. Şarku’l Avsat’ın Majalla'dan aktardığı habere göre elektrikli araba alanında büyüyen Çinli şirket Innovate de Krallık’ta yerel bir ortakla elektrikli araba üretmek için 500 milyon dolarlık bir yatırım planıyla yeni ekonomik sektörlere doğru bu geçişi öne çıkarıyor. Çin ile Ortadoğu arasındaki yakın ilişkiler, petrol ve tüketim malzemelerini temin etme meselesinin ötesine geçerek, teknolojiden yararlanma, kişileri vasıflandırma, fikirlere ve sermayeye yatırım yapma gibi daha önemli bir aşamaya doğru ilerledi.  

BRICS grubu ile yeni proje arasında kalan Hindistan

Üç gün süren bir zirveden sonra Arjantin, Mısır, Etiyopya, İran, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, tam üyeler olarak BRICS grubuna katıldı. Grubun 24 Ağustos 2023’te Johannesburg’daki zirvesinde Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa tarafından ilan edildiği üzere üyelik, 1 Ocak 2024’ten itibaren yürürlüğe girecek. Böylece grup, ülkelerinin toplam milli gelirlerinin dünya toplamının yüzde 30’unu ve nüfuslarının da dünya nüfusunun yüzde 40’ını aşmasıyla tüm stratejik düzeylerde güçlenecek ve genişleyecek. Aynı şekilde küresel enerji üretiminin yüzde 76’sından fazlasını da kontrol ediyor ve halihazırda 20’den fazla ülke, gruba katılmayı bekliyor.

BRICS’in iki kutbu Çin ve Rusya’nın temel hedefi uluslararası ilişkilerde denkliği sağlamak değil, ABD ve müttefiklerinin bu iki ülkeye uyguladığı çifte kuşatmaya, doların küresel ekonomi üzerindeki egemenliğine ve ABD’nin BM’de ve Uluslararası Para Fonu ile Dünya Bankası gibi uluslararası finans kuruluşlarındaki etkinliğine karşı koymaktır. BRICS’in bu iki kutbuna göre ABD Donanması’nın gölgesinde kuzeyde Finlandiya’dan doğuda Japonya’ya kadar bir kuşak halinde uzanan bu kuşatma, özellikle Çin’in petrol türevlerini tedarik etmesi ve üretiminin yüzde 81’inden fazlasını oluşturan ihracatının kısıtlanması konusunda Rusya ile Çin ve dünyanın geri kalanı arasındaki iletişimi tehdit etmeyi hedefliyor. ABD bu kuşatmayı, en açık örneği NATO’da görülen askerî ve siyasi ittifaklarla ya da kısa bir süre önce Hindistan, Avustralya, Birleşik Krallık ve ABD’yi bir araya getiren QUAD gibi ABD’nin kuşatma hedefleriyle örtüşen yeni ittifaklarla tamamlıyor.

Hindistan, G20 zirvesinde ilan edilen Ekonomik Koridor Projesi ile BRICS grubunun son açıklamasında ifade edilenleri nasıl uzlaştıracak?

Grubun açıklaması dikkatle incelendiğinde iki farklı vizyonun birleştirilmesinin imkânsız olduğu görülür. Grup gerek BRICS ülkeleri içinde gerekse ticari ortaklarla uluslararası ticarette ve finansal işlemlerde ulusal para birimlerinin kullanımını teşvik etmenin öneminin vurgulanması, ticaret ve yatırım akışlarını teşvik etmek ve ülkelerin toparlanıp kalkınmasına yardımcı olmak amacıyla tedarik zincirleri ile ödeme sistemleri arasındaki bağlantıyı güçlendirmek için BRICS ülkeleri arasında daha fazla iş birliği kurulması çağrısında bulunuyor. Buna karşılık Ekonomik Koridor projesi ise tek kutupluluğu teyit etme, ABD ile müttefik olan ülkelerin ekonomik istikrarını artırma, yeni ortaya çıkan ekonomik toplulukları dağıtma ve tek küresel para birimi olarak doların konumunu güçlendirme eğiliminde.

Tüm bunlara rağmen Ekonomik Koridor Projesi, Başkan Joe Biden’ın dediği gibi oyunun kurallarını değiştirecek mi?

xasc
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, 10 Eylül’de Yeni Delhi’de düzenlenen G20 zirvesinde basın açıklaması yaparken (AFP)

İsabetli sorular

Yeni Delhi’deki G20 zirvesinde dünya liderleri tarafından ilan edilen ve Hindistan’ı Ortadoğu üzerinden Avrupa’ya bağlamayı hedefleyen Ekonomik Koridor projesinin, daha güvenilir ve maliyet bakımından daha uygun bir ticaret yolu benimsenmesi suretiyle katılımcı ülkelere gelecek vaat eden pek çok fırsat sunacağına şüphe yok. Böylece tedarik zincirlerinin esnekliği artacak, bu da başta koridorun kapsadığı ülkeler olmak üzere dünyanın birçok ülkesini etkileyecek. Üstelik temiz ve yenilenebilir enerji güvenliğinin artırılmasına, malların Güney Asya üzerinden Avrupa’ya taşınmasına ve Avrupa’nın enerji tedarikinin güvence altına alınmasına da gerçek anlamda katkı sağlayacak.

BRICS’in iki kutbu Çin ve Rusya’nın temel hedefi, uluslararası ilişkilerde denkliği sağlamak değil, ABD ve müttefiklerinin bu iki ülkeye uyguladığı çifte kuşatmaya, doların küresel ekonomi üzerindeki egemenliğine ve ABD’nin BM’de ve Uluslararası Para Fonu ile Dünya Bankası gibi uluslararası finans kuruluşlarındaki etkinliğine karşı koymaktır.

İlk anlaşmayı imzalayan ülkelerin yenilenebilir enerji ve temiz hidrojen projelerine küresel yatırımları çekme hırsı, projenin başarılı olması ve getirilerinden herkesin faydalanması için büyük bir iş birliği arzusuyla karşılanacak. Bununla birlikte ABD’nin öngördüğü siyasi boyut, Ortadoğu’da siyasi bakış açılarında yakınlığı güçlendirmek, çatışmaların yoğunluğunu azaltmak ve Körfez ülkelerinin çıkarlarının İsrail ve Avrupa’nınkilerle birleştirilmesinden sonra istikrara katkı sağlamak açısından yerini koruyor. Yeni projeyi tehdit eden zorlukların başında ise bölge ülkeleri ile ABD arasında hüküm süren güven aşınması ve bu aşınmanın kaçınılmaz bir sonucu olarak bölge ülkeleri arasında alan ve boyut kazanan büyük Çin nüfuzu geliyor.

xsc
Hindistan Başbakanı Narendra Modi, 18 Eylül’de Yeni Delhi’de (Reuters)

Ekonomik toplulukların iç içe geçmesi ve bölgesel ve uluslararası dengelerin bozulması göz önüne alındığında, Ekonomik Koridor projesinin başlangıcını çevreleyen nesnel koşullar projenin başarı ve başarısızlık ihtimallerini değerlendirmeye yönelik pek çok soru işareti doğuruyor:

Birinci olarak; Çinliler altyapı kurma, birçok endüstriyel tedarik kaynağına sahip olma ve hammadde ile nadir madenlere erişme yeteneklerine sahipken, yeni projenin kendisinden birkaç yıl önce ortaya atılan Çin projesiyle rekabet edebilme yeteneği nedir? Proje, Türkiye ile Mısır’ın koridor ülkelerinden dışlanmasının sonuçlarına rağmen, Asya ile Avrupa arasındaki ticari alışverişini güçlendirmek için gerçek bir fırsat oluşturacak mı?

İkinci olarak; Avrupa’nın Çin tedarikine olan bağımlığı azaltma ya da Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in deyimiyle Avrupa’nın Çin’in tedarik kaynaklarına ve ticaret yollarına aşırı bağımlılık sebebiyle yüzleşeceği riskleri ortadan kaldırma konusundaki çabaları başarılı olacak mı?

Üçüncü olarak; Hindistan, Çin’in yeteneklerine denk ve küresel mal üretiminden pay edinmeyi arzulayacak büyük bir sanayi gücüne dönüşmeyi başarabilecek mi? Projenin başarıya ulaşması için denizcilik yeteneklerinin seviyesini yükseltip, Avrupa ve Ortadoğu’nun mal ihtiyacını karşılamak üzere rekabete elverişli altyapıyı artırma ihtiyacını karşılayabilir mi?

Dördüncü olarak; ABD, BM Güvenlik Konseyi’nin, Arap-İsrail çatışmasının nihai çözümü ve ilişkilerde yeni Ekonomik Koridor’un dayattığı normalleşme için bağlayıcı bir şart olmaya devam eden kararlarına göre iki devletli çözümü uygulayıp, Filistin Devleti’ni kurabilecek mi?

Bu soruların ortak paydası, ABD’nin her birine yaklaşımında yatıyor. Bunlar, ABD’nin, Hindistan’dan başlayarak Ortadoğu ve Avrupa’ya uzanan ve başarılı olması dışlayıcı bir projeye dönüşmemesine, hatta bütünleşik küresel ekonomi çevresine dahil olmasına bağlı kalan Baharat Yolu’na dair sorulardır.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.