İran’ın ‘sessiz’ çabaları: Tahran yönetimi nükleer programı desteklemek için gizli bir yapı oluşturmuş

Ruhani hükümetinin desteklediği İran Uzmanlar Girişimi, Robert Malley’in ekibine üç kişiyi getirdi.

Ariane Tabatabaei, 2021 yazında Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Direktörü Rafael Grossi ile yaptığı toplantılardan birinde Robert Malley’in arkasında oturuyor (UAEA)
Ariane Tabatabaei, 2021 yazında Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Direktörü Rafael Grossi ile yaptığı toplantılardan birinde Robert Malley’in arkasında oturuyor (UAEA)
TT

İran’ın ‘sessiz’ çabaları: Tahran yönetimi nükleer programı desteklemek için gizli bir yapı oluşturmuş

Ariane Tabatabaei, 2021 yazında Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Direktörü Rafael Grossi ile yaptığı toplantılardan birinde Robert Malley’in arkasında oturuyor (UAEA)
Ariane Tabatabaei, 2021 yazında Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Direktörü Rafael Grossi ile yaptığı toplantılardan birinde Robert Malley’in arkasında oturuyor (UAEA)

Dün Semafor web sitesi, İran’ın başta nükleer programı olmak üzere küresel güvenlik meselelerindeki imajını ve konumunu güçlendirmek için gösterdiği ‘sessiz’ çabalarla ilgili ilginç bilgiler ortaya çıkaran bir araştırma raporu yayınladı.

Araştırmada, özellikle Tahran’ın, yurtdışındaki ikinci nesil göçmen olan İran kökenli etkili akademisyenler ve araştırmacılardan oluşan ve doğrudan Dışişleri Bakanlığı tarafından desteklenen ‘İran Uzmanlar Girişimi’ adı verilen bir ağ oluşturma çabalarına ışık tutuldu.

Araştırmada, Londra merkezli Farsça yayın yapan Iran International kanalı tarafından tercüme edilen ve Semafor ile paylaşılan İran hükümeti yazışmaları ve e-postalarına değinildi. İki kurum, İran Uzmanlar Girişimi’nin çalışmalarının bazı yönlerine ilişkin ortak bir rapor sundu ve bu konuda ayrı ayrı özel materyaller hazırladı.

Araştırmaya göre bu girişim 2014 baharında, eski İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani döneminde kuruldu. O dönemde Ruhani ve bazı İranlı yetkililer girişimin çabalarını övdü. Girişim, İran Dışişleri Bakanlığı’nın listesindeki isimlerden en az üç kişiye ulaşmayı başardı. Bu üç kişi, Biden yönetiminin İran’daki Özel Temsilcisi Robert Malley’in üst düzey yardımcılarıydılar ya da olmuşlardı. Malley, geçtiğimiz Haziran ayında güvenlik yetkisi askıya alındıktan sonra izne çıkarılmıştı.

Belgeler, nükleer diplomasinin kritik bir döneminde İran Dışişleri Bakanlığı’nın düşünce tarzı ve iç çalışmalarına ilişkin yeni ve eşi benzeri görülmemiş bilgiler sunuyor ve İran’ın bu tür etkileme operasyonlarını nasıl yürütebildiğini gösteriyor.

hrt
Zarif’in ekibi ile İran Girişimi Uzmanları arasında nükleer müzakereler sırasında yapılan yazışmalara dair Iran International kanalı tarafından yayınlanan bir fotoğraf

Bu temaslar, eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani yönetimindeki Dışişleri Bakanlığı’nın bu ağ üzerinden özellikle Barack Obama yönetiminin son yıllarında Washington ve Avrupa’daki siyasi çevrelere ne derece ulaştığını ortaya koyuyor.

Yazarlar ve analistler

Girişimde yer alan yazarlar, bolca başmakaleler ve analizler kaleme alıyordu. Televizyonda ve X’te (eski adıyla Twitter) görüşlerini paylaşıp nükleer mesele konusunda Tahran’la bir anlaşmaya varılması ihtiyacını düzenli olarak savunuyorlardı. Bu, o dönemdeki Obama ve Ruhani yönetimleriyle uyumlu seyreden bir tutumdu.

E-postalar, Ruhani’nin 2013'te seçilmesinin ardından, nükleer meseleyle ilgili olarak Batı ile bir anlaşmaya varmaya çalışırken başlatılan girişimi tarif ediyor. E-postalara göre İran Dışişleri Bakanlığı, iç araştırma merkezi Siyasi ve Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü aracılığıyla projenin ‘10 çekirdek’ üyesiyle temasa geçti. Bakanlık, Tahran ile Washington arasında 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmanın avantajlarını artırmak üzere projenin uygulanması konusunda etkin bir şekilde çalışmak amacıyla önümüzdeki 18 ay boyunca bu teması sürdürmeyi planlıyordu.

Proje hız kazandıkça, Berlin’de yaşayan İranlı diplomat ve daha sonra Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü olan Said Hatibzade, 5 Mart 2014’te İran Dışişleri Bakanlığı’na bağlı Siyasi ve Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü’nün başkanlığını yapan Mustafa Zehrani’ye bir mail yazdı. Söz konusu mailde şu ifadelere yer verildi:

İran Uzmanlar Girişimi olarak adlandırdığımız bu girişim, başta Avrupa ve ABD olmak üzere önde gelen uluslararası düşünce kuruluşları ve akademik kurumlarla bağlantılar kuran 6 ila 10 seçkin ikinci kuşak İranlıdan oluşan çekirdek bir gruptan oluşuyor.

Aralarındaki yazışmalar İngilizce ve Farsça arasında değişiyordu. Iran International tarafından tercüme edilen yazışmalar Semafor tarafından bağımsız olarak doğrulandı.

Bir hafta sonra Hatibzade, 11 Mart’ta bir kez daha yazarak, Prag’da görüştüğü iki genç akademisyen Ariane Tabatabai ve Dina Esfandiary’den girişime destek aldığını belirterek “Üçümüz girişimin çekirdek grubu olmaya karar verdik” ifadelerini kullandı.

Tabatabai şu anda Pentagon’da Savunma Bakanı’nın Özel Operasyonlardan Sorumlu Genelkurmay Başkan Yardımcısı olarak çalışıyor ve bu pozisyon, ABD hükümetinden güvenlik izni alınmasını gerektiriyor. Daha önce Biden’ın 2021’de göreve gelmesinden sonra İran’la müzakere yapan Malley’in ekibinde diplomat olarak çalışmıştı.

Bu arada Esfandiary, Malley’in 2018’den 2021’e kadar başkanlığını yaptığı bir düşünce kuruluşu olan Uluslararası Kriz Grubu’nda Ortadoğu ve Kuzey Afrika konusunda kıdemli danışman olarak çalışıyor.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre, Tabatabai ve Esfandiary, girişim hakkında yorum taleplerine yanıt vermezken, Uluslararası Kriz Grubu, Esfandiary’nin girişime katıldığını doğruladı. Bununla birlikte, girişimin İran Dışişleri Bakanlığı tarafından denetlenmeyen, akademisyenler ve araştırmacılardan oluşan gayrı resmi bir ağ olduğuna ve bir Avrupa hükümeti ile bazı Avrupa kurumlarından fon aldığına işaret etti.

njy
Zarif’in ekibi ile İran Girişimi Uzmanları arasında nükleer müzakereler sırasında yapılan yazışmalara dair Iran International kanalı tarafından yayınlanan bir fotoğraf

Avrupa merkezli bir araştırma merkezi olan Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR), kıdemli meslektaşlarından Ellie Geranmayeh’in de girişime katıldığını doğruladı. Konsey Sözcüsü, bir Avrupa hükümetinin İran Uzmanlar Girişimi’ni desteklediğini söyledi ancak bu kişinin ismini vermedi. Araştırma merkezinin her zaman çalışanlarının araştırma gezilerinin ‘temel maliyetlerini’ karşıladığını vurguladı. Sözcü “Avrupa politikasını yönlendirme çabalarının bir parçası olarak ECFR, araştırma ziyaretleri ve çalıştaylar da dahil olmak üzere dünya çapındaki uzmanlar ve düşünce kuruluşlarıyla düzenli olarak iletişim halindedir” dedi.

İran Uzmanlar Girişimi

İran Uzmanlar Girişimi meselesinin tartışıldığı e-postalar, Iran International’ın elde ettiğini belirttiği binlerce Zehrani yazışmasından oluşan bir koleksiyonun parçasını oluşturuyor. Bunların içerisinde pasaportların, özgeçmişlerin, konferans davetiyelerinin, uçak biletlerinin ve vize başvurularının kopyaları bulunuyor.

İran Dışişleri Bakanlığı’nın temaslarına göre, bu ilk temasın ardından girişim projesi hız kazandı. 14 Mayıs 2014’te uluslararası nükleer görüşmelerin gerçekleştirilmesi amacıyla Viyana’daki Palais Coburg Otel’de bir başlangıç ​​konferansı düzenlendi. Bir e-postaya göre, eski İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in yanı sıra nükleer müzakere ekibinin üyeleri ve Batılı düşünce kuruluşlarından sekiz temsilci de toplantıya katılanlar arasında yer aldı. Alt düzey İranlı diplomatlar başlangıçta toplantının Tahran’da yapılmasını önerdi ancak Zarif’in yardımcısı lojistik nedenlerden dolayı bu öneriye karşı çıktı.

E-postalara göre Zarif, Viyana’daki görüşmeler sırasında, İran’ın nükleer meseleyle ilgili olarak uluslararası sahnedeki görüşlerini destekleyebilecek tanınmış bir yüz oluşturmaya odaklanıyordu.

Bu bağlamda, İran Uzmanlar Girişimi üyesi İranlı Alman vatandaşı akademisyen Adnan Tabatabai’nin (Ariane Tabatabai ile ilişkisi yok) adını özellikle belirtti. E-postalara göre Tabatabai, Zarif’e gruptan nükleer müzakerelerle ilgili makaleler yayınlama teklifi götürdü. Zarif teklifi kabul etti ve ‘bu makalelerin veya başyazıların’ yurtdışındaki çeşitli İranlı ve İranlı olmayan kişilerin yanı sıra eski yetkililerin isimleriyle yayınlanmasını önerdi.

Adnan Tabatabai, Iran International ve Semafor’un haberleri hakkında yorum yapmayı reddetti ve bu haberlerin ‘aslında yalanlara ve yanlış varsayımlara dayandığını’ söyledi. Ayrıca bunu çürütecek bir kanıt sunmamakla birlikte Zarif ile yazışmalarının gerçekliğini sorguladı.

Girişim, temel hedeflerinden birine ulaşma konusunda hızla ilerledi. Bu hedef, ABD ve Avrupa’daki prestijli medya kuruluşlarında özellikle politika yapıcıları hedef alan fikir makaleleri ve analizler yayınlamaktı. Viyana toplantısından bir aydan kısa bir süre sonra, Robert Malley’in öğrencisi olan ve girişimin uzmanları arasında yer alan Uluslararası Kriz Grubu’ndan Ali Vaez, Zehrani’ye yayınlanmadan önce nükleer krizin etkisiz hale getirilmesine ilişkin bir makale gönderdi. 4 Haziran 2014’te Farsça olarak “Yorumlarınızı ve geri bildirimlerinizi sabırsızlıkla bekliyorum” diye yazdı ve mailine ‘İran’la Nükleer Diplomasinin Kavramsal Riskleri’ başlıklı bir makale ekledi.

E-postalar, Zehrani’nin bu makaleyi geldiği gün Dışişleri Bakanı Zarif ile paylaştığını gösteriyor. Daha sonra bu yazı, 12 gün sonra National Interest dergisinde, bazı küçük ifade değişiklikleriyle ‘İran Görüşmelerinde Yanlış İkilemler’ başlığı altında yayınlandı.

dfvgtr
Zarif’in ekibi ile İran Girişimi Uzmanları arasında nükleer müzakereler sırasında yapılan yazışmalara dair Iran International kanalı tarafından yayınlanan bir fotoğraf

E-postalara göre Pentagon’un mevcut yetkilisi Ariane Tabatabai, siyasi etkinliklere katılmadan önce İran Dışişleri Bakanlığı’nı en az iki kez ziyaret etti.

27 Haziran 2014’te Zehrani’ye Farsça bir mektup yazarak İsrail’deki Ben Gurion Üniversitesi’nde İran nükleer programıyla ilgili bir çalıştaya davet edildiğini bildirerek “Gitmeye niyetim yok ama sonra Emily Landau gibi gidip dezenformasyon yayan bir İsrailli yerine benim gidip konuşmamın daha iyi olabileceğini düşündüm. Ben de sizin fikrinizi sorup, daveti kabul edip gitmem gerektiğini düşünüyor musunuz diye öğrenmek istedim” diye yazdı.

Zehrani aynı gün “Her şeyi göz önünde bulundurursak en iyisi İsrail’i ziyaret etmekten kaçınmaktır. Teşekkür ederim” cevabını verdi. Birkaç saat sonra Tabatabai şu cevabı verdi:

“Tavsiyeniz için çok teşekkür ederim. Sizi gelişmelerden haberdar edeceğim.”

Semafor web sitesine göre Tabatabai’nin İsrail’deki konferansa gittiğine dair hiçbir kanıt yok, ancak kitapları ve araştırma raporları bir dizi üst düzey İsrailli yetkiliyle röportajlar yaptığını gösteriyor.

Ariane Tabatabai, Zehrani’ye, nükleer anlaşmayla ilgili olarak ABD Kongresi önünde ifade vermesinin planlandığını söyledi. 10 Temmuz 2014’te, İran konusunda katı görüşlü olarak tanımladığı iki Harvard akademisyeni Gary Samore ve William Tobey ile birlikte birden fazla kongre komitesinin huzuruna çıkmasının istendiğini yazdı ve ekledi:

“Önümüzdeki günlerde sizi rahatsız edeceğim. William ve Gary’nin İran hakkında olumlu görüşlere sahip olmadığı göz önüne alındığında bu biraz zor olacak.”

Tabatabai, Zehrani ile Boston Globe’da yayınlanan ve “İran’ın nükleer programıyla ilgili beş efsaneyi” özetleyen bir makalenin bağlantısını paylaştı. Makale, İran’ın neden nükleer enerjiye ihtiyaç duyduğunu açıklıyor ve İran Dini Lideri Ali Hamaney’in İslam’a aykırı olduğu için nükleer silah geliştirilmesini yasakladığı iddia edilen bir fetvaya ışık tutuyordu. Bazı Batılı yetkililer fetvanın meşruiyetini sorguladı.

Bir akademisyen ya da gazeteci olarak İran’ı haber yapmak mayın tarlası sayılıyor. Hem ülkeye hem de İranlı yetkililere erişim sıkı bir şekilde kontrol ediliyor. Fırsatlar bile ciddi uyarılarla birlikte geliyor. Tahran aynı zamanda bilgi operasyonlarını güçlü bir şekilde yurt dışına taşıyor. Ancak bazen başarılı, bazen başarısız oluyor. 2021 yılında ABD’de kalıcı olarak ikamet eden İranlı akademisyen Kaveh Afrasiabi’nin, İran rejimi için kayıt dışı bir ajan olarak çalıştığı gerekçesiyle tutuklanmasının ardından yaşananlarda olduğu gibi. Biden yönetimi ile İran arasında bu ay varılan tutuklu takası anlaşması kapsamında Afrasiabi’nin Tahran’a dönmesine izin verildi, ancak kendisi ABD’de kalmayı planladığını söyledi.



İsrail: İran’a yönelik bombardımanın askıya alınmasını destekliyoruz, ancak bu Lübnan’ı kapsamıyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (DPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (DPA)
TT

İsrail: İran’a yönelik bombardımanın askıya alınmasını destekliyoruz, ancak bu Lübnan’ı kapsamıyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (DPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (DPA)

İsrail Başbakanlık Ofisi bugün yaptığı açıklamada, İsrail’in, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik saldırıları iki haftalığına askıya alma kararını desteklediğini, ancak bu ateşkesin Lübnan’ı kapsamadığını duyurdu.

Ofis ayrıca, İsrail’in söz konusu adımı, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı derhal açması ve bölge ülkelerine yönelik saldırıları durdurması şartıyla desteklediğini belirtti.

Bu açıklamalar, Washington’un çatışmayı yatıştırmak ve müzakerelere alan açmak amacıyla İran’a yönelik saldırıları iki hafta süreyle askıya aldığını duyurmasının ardından geldi.

İsrail, Tahran’ın artık ABD, İsrail ve İran’ın Arap komşuları için nükleer, füze veya ‘terörist’ tehdit oluşturmayacağının güvence altına alınması için Amerikan çabalarını desteklediğini vurguladı. Açıklamada, Washington’un İsrail’e, gelecek müzakerelerde ortak hedeflerin gerçekleştirilmesi konusunda taahhütte bulunduğu ifade edildi.

İran ise bugün yaptığı açıklamada, ABD ile müzakerelerin 10 Nisan Cuma günü İslamabad’da başlayacağını duyurdu.

dfv
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül 2025 tarihinde Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısında (AFP)

Beyaz Saray yetkilileri, daha önce yaptıkları açıklamada, İsrail’in iki haftalık ateşkes ve İran’a yönelik bombardıman kampanyasının askıya alınmasını kabul ettiğini doğruladı. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ise arabuluculuk yaptığı anlaşmaya ilişkin olarak sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, anlaşmanın İsrail’in Lübnan’daki saldırılarını da durdurmayı içerdiğini belirtti.

İsrail’in Lübnan’daki saldırıları en az bin 500 kişinin ölümüne ve 1,2 milyon kişinin yerinden edilmesine yol açtı. Lübnan, İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarının ikinci gününde, Tahran’a destek amacıyla Hizbullah’ın İsrail’e füze atmasıyla çatışmaya dahil oldu. Hizbullah’ın bu saldırısı, İsrail tarafından kara ve hava operasyonlarıyla yanıt buldu.


Pakistan ve Afganistan'da fırtınalar 188 kişinin ölümüne neden oldu

Pakistan'ın Peşaver kentinde şiddetli yağmurların neden olduğu sel sularıyla kaplı yolda yürüyen bir adam (AFP)
Pakistan'ın Peşaver kentinde şiddetli yağmurların neden olduğu sel sularıyla kaplı yolda yürüyen bir adam (AFP)
TT

Pakistan ve Afganistan'da fırtınalar 188 kişinin ölümüne neden oldu

Pakistan'ın Peşaver kentinde şiddetli yağmurların neden olduğu sel sularıyla kaplı yolda yürüyen bir adam (AFP)
Pakistan'ın Peşaver kentinde şiddetli yağmurların neden olduğu sel sularıyla kaplı yolda yürüyen bir adam (AFP)

Afganistan ve Pakistan'da iki haftadan uzun süredir etkili olan şiddetli yağmur, sel ve kar fırtınası nedeniyle en az 188 kişi hayatını kaybetti.

Dünyanın en kötü insani krizlerinden biriyle karşı karşıya olan Afganistan'da, Ulusal Afet Yönetim Kurumu sözcüsü Mohammad Yusuf Hamad, AFP'ye yaptığı açıklamada, "26 Mart'tan bu yana yağmur, sel, toprak kayması ve yıldırım düşmesi sonucu 123 kişi hayatını kaybetti" dedi.

Sadece pazar ve salı günleri arasında ülke genelinde 46 kişi hayatını kaybetti. Ölenler arasında, pazartesi akşamı Gazni vilayetinde arabasının su dolu bir hendeğe düşmesi sonucu anne babasının doğum hastanesinden yeni aldıkları bir bebek de bulunuyor. Valiliğin basın ofisine göre, ebeveynler yaralandı.

wvdvf
Resim  Jal, 7 Nisan 2026'da Pakistan'ın Peşaver kentinde yağmur yağarken ailesiyle birlikte motosikletle yolda ilerliyor (AFP)

AFP’nin Eyalet acil durum yönetim ajansından dün aldığı bilgiye göre, Pakistan'ın kuzeyindeki Hayber Pahtunhva eyaletinde 25 Mart'tan bu yana ölü sayısı son günlerde 27'si çocuk olmak üzere 47'ye yükseldi.

fde
Pakistan'ın Peşaver kentinde, şiddetli yağmurların ardından bir drenaj kanalının taşması sonucu sular altında kalan yolda, sakinler taş kullanarak karşıya geçiyor (AFP)

Yerel afet yönetimi yetkililerinden alınan son rakamlara göre, Pakistan'da en az 65 kişi hayatını kaybetti; güneybatıdaki Belucistan eyaletinde ise 20 Mart'tan bu yana 18 ölüm daha kaydedildi.

Şiddetli hava koşulları ayrıca geniş çaplı hasara yol açtı ve ana yolların kapanmasına neden oldu.


Son dakika ateşkesi ABD-İran geriliminin artmasını engelledi

New York'ta dün, ABD'nin İran'daki askeri operasyonlarına karşı protestolar düzenlendi (AFP)
New York'ta dün, ABD'nin İran'daki askeri operasyonlarına karşı protestolar düzenlendi (AFP)
TT

Son dakika ateşkesi ABD-İran geriliminin artmasını engelledi

New York'ta dün, ABD'nin İran'daki askeri operasyonlarına karşı protestolar düzenlendi (AFP)
New York'ta dün, ABD'nin İran'daki askeri operasyonlarına karşı protestolar düzenlendi (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a savaşı sona erdirme konusunda bir anlaşmaya varması için belirlediği son tarihten yaklaşık 90 dakika önce, Washington ve Tahran tarafların saldırılarını iki hafta süreyle askıya aldığını duyurdu.

ABD ve İran arasında, önümüzdeki cuma günü başlayacak ve Pakistan'ın ev sahipliğinde gerçekleşecek olan bu iki haftalık süre zarfında, bir anlaşmaya varılması amacıyla görüşmeler yapılması planlanıyor.

Hem ABD hem de İran'dan gelen güvencelere göre Hürmüz Boğazı aynı dönemde "İran silahlı kuvvetleriyle koordinasyon içinde ve teknik kısıtlamalar dikkate alınarak" güvenli bir şekilde geçişe açık kalacak.

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, ABD, İran ve müttefik ülkeler ve grupların Lübnan da dahil olmak üzere "her yerde" ateşkes konusunda anlaştıklarını belirtti.

Trump, dün Washington saatiyle 18:32'de Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, İran'a yönelik saldırıların iki hafta süreyle askıya alınmasına onay verdiğini duyurdu. Trump daha önce İran'ın bir anlaşmaya varması için Washington saatiyle 20:00'ye kadar süre vermişti ve askıya alma öncesinde köprüler ve enerji santralleri de dahil olmak üzere İran altyapısına yönelik geniş çaplı saldırılarla tehdit etmişti.

Trump, askıya almanın sağlanmasında Pakistan'ın rolünü övdü ve bunu "İran'ın Hürmüz Boğazı'nın tam, derhal ve güvenli bir şekilde açılmasına onay vermesi şartıyla" kabul ettiğini belirtti.