İran’ın ‘sessiz’ çabaları: Tahran yönetimi nükleer programı desteklemek için gizli bir yapı oluşturmuş

Ruhani hükümetinin desteklediği İran Uzmanlar Girişimi, Robert Malley’in ekibine üç kişiyi getirdi.

Ariane Tabatabaei, 2021 yazında Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Direktörü Rafael Grossi ile yaptığı toplantılardan birinde Robert Malley’in arkasında oturuyor (UAEA)
Ariane Tabatabaei, 2021 yazında Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Direktörü Rafael Grossi ile yaptığı toplantılardan birinde Robert Malley’in arkasında oturuyor (UAEA)
TT

İran’ın ‘sessiz’ çabaları: Tahran yönetimi nükleer programı desteklemek için gizli bir yapı oluşturmuş

Ariane Tabatabaei, 2021 yazında Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Direktörü Rafael Grossi ile yaptığı toplantılardan birinde Robert Malley’in arkasında oturuyor (UAEA)
Ariane Tabatabaei, 2021 yazında Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Direktörü Rafael Grossi ile yaptığı toplantılardan birinde Robert Malley’in arkasında oturuyor (UAEA)

Dün Semafor web sitesi, İran’ın başta nükleer programı olmak üzere küresel güvenlik meselelerindeki imajını ve konumunu güçlendirmek için gösterdiği ‘sessiz’ çabalarla ilgili ilginç bilgiler ortaya çıkaran bir araştırma raporu yayınladı.

Araştırmada, özellikle Tahran’ın, yurtdışındaki ikinci nesil göçmen olan İran kökenli etkili akademisyenler ve araştırmacılardan oluşan ve doğrudan Dışişleri Bakanlığı tarafından desteklenen ‘İran Uzmanlar Girişimi’ adı verilen bir ağ oluşturma çabalarına ışık tutuldu.

Araştırmada, Londra merkezli Farsça yayın yapan Iran International kanalı tarafından tercüme edilen ve Semafor ile paylaşılan İran hükümeti yazışmaları ve e-postalarına değinildi. İki kurum, İran Uzmanlar Girişimi’nin çalışmalarının bazı yönlerine ilişkin ortak bir rapor sundu ve bu konuda ayrı ayrı özel materyaller hazırladı.

Araştırmaya göre bu girişim 2014 baharında, eski İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani döneminde kuruldu. O dönemde Ruhani ve bazı İranlı yetkililer girişimin çabalarını övdü. Girişim, İran Dışişleri Bakanlığı’nın listesindeki isimlerden en az üç kişiye ulaşmayı başardı. Bu üç kişi, Biden yönetiminin İran’daki Özel Temsilcisi Robert Malley’in üst düzey yardımcılarıydılar ya da olmuşlardı. Malley, geçtiğimiz Haziran ayında güvenlik yetkisi askıya alındıktan sonra izne çıkarılmıştı.

Belgeler, nükleer diplomasinin kritik bir döneminde İran Dışişleri Bakanlığı’nın düşünce tarzı ve iç çalışmalarına ilişkin yeni ve eşi benzeri görülmemiş bilgiler sunuyor ve İran’ın bu tür etkileme operasyonlarını nasıl yürütebildiğini gösteriyor.

hrt
Zarif’in ekibi ile İran Girişimi Uzmanları arasında nükleer müzakereler sırasında yapılan yazışmalara dair Iran International kanalı tarafından yayınlanan bir fotoğraf

Bu temaslar, eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani yönetimindeki Dışişleri Bakanlığı’nın bu ağ üzerinden özellikle Barack Obama yönetiminin son yıllarında Washington ve Avrupa’daki siyasi çevrelere ne derece ulaştığını ortaya koyuyor.

Yazarlar ve analistler

Girişimde yer alan yazarlar, bolca başmakaleler ve analizler kaleme alıyordu. Televizyonda ve X’te (eski adıyla Twitter) görüşlerini paylaşıp nükleer mesele konusunda Tahran’la bir anlaşmaya varılması ihtiyacını düzenli olarak savunuyorlardı. Bu, o dönemdeki Obama ve Ruhani yönetimleriyle uyumlu seyreden bir tutumdu.

E-postalar, Ruhani’nin 2013'te seçilmesinin ardından, nükleer meseleyle ilgili olarak Batı ile bir anlaşmaya varmaya çalışırken başlatılan girişimi tarif ediyor. E-postalara göre İran Dışişleri Bakanlığı, iç araştırma merkezi Siyasi ve Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü aracılığıyla projenin ‘10 çekirdek’ üyesiyle temasa geçti. Bakanlık, Tahran ile Washington arasında 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmanın avantajlarını artırmak üzere projenin uygulanması konusunda etkin bir şekilde çalışmak amacıyla önümüzdeki 18 ay boyunca bu teması sürdürmeyi planlıyordu.

Proje hız kazandıkça, Berlin’de yaşayan İranlı diplomat ve daha sonra Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü olan Said Hatibzade, 5 Mart 2014’te İran Dışişleri Bakanlığı’na bağlı Siyasi ve Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü’nün başkanlığını yapan Mustafa Zehrani’ye bir mail yazdı. Söz konusu mailde şu ifadelere yer verildi:

İran Uzmanlar Girişimi olarak adlandırdığımız bu girişim, başta Avrupa ve ABD olmak üzere önde gelen uluslararası düşünce kuruluşları ve akademik kurumlarla bağlantılar kuran 6 ila 10 seçkin ikinci kuşak İranlıdan oluşan çekirdek bir gruptan oluşuyor.

Aralarındaki yazışmalar İngilizce ve Farsça arasında değişiyordu. Iran International tarafından tercüme edilen yazışmalar Semafor tarafından bağımsız olarak doğrulandı.

Bir hafta sonra Hatibzade, 11 Mart’ta bir kez daha yazarak, Prag’da görüştüğü iki genç akademisyen Ariane Tabatabai ve Dina Esfandiary’den girişime destek aldığını belirterek “Üçümüz girişimin çekirdek grubu olmaya karar verdik” ifadelerini kullandı.

Tabatabai şu anda Pentagon’da Savunma Bakanı’nın Özel Operasyonlardan Sorumlu Genelkurmay Başkan Yardımcısı olarak çalışıyor ve bu pozisyon, ABD hükümetinden güvenlik izni alınmasını gerektiriyor. Daha önce Biden’ın 2021’de göreve gelmesinden sonra İran’la müzakere yapan Malley’in ekibinde diplomat olarak çalışmıştı.

Bu arada Esfandiary, Malley’in 2018’den 2021’e kadar başkanlığını yaptığı bir düşünce kuruluşu olan Uluslararası Kriz Grubu’nda Ortadoğu ve Kuzey Afrika konusunda kıdemli danışman olarak çalışıyor.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre, Tabatabai ve Esfandiary, girişim hakkında yorum taleplerine yanıt vermezken, Uluslararası Kriz Grubu, Esfandiary’nin girişime katıldığını doğruladı. Bununla birlikte, girişimin İran Dışişleri Bakanlığı tarafından denetlenmeyen, akademisyenler ve araştırmacılardan oluşan gayrı resmi bir ağ olduğuna ve bir Avrupa hükümeti ile bazı Avrupa kurumlarından fon aldığına işaret etti.

njy
Zarif’in ekibi ile İran Girişimi Uzmanları arasında nükleer müzakereler sırasında yapılan yazışmalara dair Iran International kanalı tarafından yayınlanan bir fotoğraf

Avrupa merkezli bir araştırma merkezi olan Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR), kıdemli meslektaşlarından Ellie Geranmayeh’in de girişime katıldığını doğruladı. Konsey Sözcüsü, bir Avrupa hükümetinin İran Uzmanlar Girişimi’ni desteklediğini söyledi ancak bu kişinin ismini vermedi. Araştırma merkezinin her zaman çalışanlarının araştırma gezilerinin ‘temel maliyetlerini’ karşıladığını vurguladı. Sözcü “Avrupa politikasını yönlendirme çabalarının bir parçası olarak ECFR, araştırma ziyaretleri ve çalıştaylar da dahil olmak üzere dünya çapındaki uzmanlar ve düşünce kuruluşlarıyla düzenli olarak iletişim halindedir” dedi.

İran Uzmanlar Girişimi

İran Uzmanlar Girişimi meselesinin tartışıldığı e-postalar, Iran International’ın elde ettiğini belirttiği binlerce Zehrani yazışmasından oluşan bir koleksiyonun parçasını oluşturuyor. Bunların içerisinde pasaportların, özgeçmişlerin, konferans davetiyelerinin, uçak biletlerinin ve vize başvurularının kopyaları bulunuyor.

İran Dışişleri Bakanlığı’nın temaslarına göre, bu ilk temasın ardından girişim projesi hız kazandı. 14 Mayıs 2014’te uluslararası nükleer görüşmelerin gerçekleştirilmesi amacıyla Viyana’daki Palais Coburg Otel’de bir başlangıç ​​konferansı düzenlendi. Bir e-postaya göre, eski İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in yanı sıra nükleer müzakere ekibinin üyeleri ve Batılı düşünce kuruluşlarından sekiz temsilci de toplantıya katılanlar arasında yer aldı. Alt düzey İranlı diplomatlar başlangıçta toplantının Tahran’da yapılmasını önerdi ancak Zarif’in yardımcısı lojistik nedenlerden dolayı bu öneriye karşı çıktı.

E-postalara göre Zarif, Viyana’daki görüşmeler sırasında, İran’ın nükleer meseleyle ilgili olarak uluslararası sahnedeki görüşlerini destekleyebilecek tanınmış bir yüz oluşturmaya odaklanıyordu.

Bu bağlamda, İran Uzmanlar Girişimi üyesi İranlı Alman vatandaşı akademisyen Adnan Tabatabai’nin (Ariane Tabatabai ile ilişkisi yok) adını özellikle belirtti. E-postalara göre Tabatabai, Zarif’e gruptan nükleer müzakerelerle ilgili makaleler yayınlama teklifi götürdü. Zarif teklifi kabul etti ve ‘bu makalelerin veya başyazıların’ yurtdışındaki çeşitli İranlı ve İranlı olmayan kişilerin yanı sıra eski yetkililerin isimleriyle yayınlanmasını önerdi.

Adnan Tabatabai, Iran International ve Semafor’un haberleri hakkında yorum yapmayı reddetti ve bu haberlerin ‘aslında yalanlara ve yanlış varsayımlara dayandığını’ söyledi. Ayrıca bunu çürütecek bir kanıt sunmamakla birlikte Zarif ile yazışmalarının gerçekliğini sorguladı.

Girişim, temel hedeflerinden birine ulaşma konusunda hızla ilerledi. Bu hedef, ABD ve Avrupa’daki prestijli medya kuruluşlarında özellikle politika yapıcıları hedef alan fikir makaleleri ve analizler yayınlamaktı. Viyana toplantısından bir aydan kısa bir süre sonra, Robert Malley’in öğrencisi olan ve girişimin uzmanları arasında yer alan Uluslararası Kriz Grubu’ndan Ali Vaez, Zehrani’ye yayınlanmadan önce nükleer krizin etkisiz hale getirilmesine ilişkin bir makale gönderdi. 4 Haziran 2014’te Farsça olarak “Yorumlarınızı ve geri bildirimlerinizi sabırsızlıkla bekliyorum” diye yazdı ve mailine ‘İran’la Nükleer Diplomasinin Kavramsal Riskleri’ başlıklı bir makale ekledi.

E-postalar, Zehrani’nin bu makaleyi geldiği gün Dışişleri Bakanı Zarif ile paylaştığını gösteriyor. Daha sonra bu yazı, 12 gün sonra National Interest dergisinde, bazı küçük ifade değişiklikleriyle ‘İran Görüşmelerinde Yanlış İkilemler’ başlığı altında yayınlandı.

dfvgtr
Zarif’in ekibi ile İran Girişimi Uzmanları arasında nükleer müzakereler sırasında yapılan yazışmalara dair Iran International kanalı tarafından yayınlanan bir fotoğraf

E-postalara göre Pentagon’un mevcut yetkilisi Ariane Tabatabai, siyasi etkinliklere katılmadan önce İran Dışişleri Bakanlığı’nı en az iki kez ziyaret etti.

27 Haziran 2014’te Zehrani’ye Farsça bir mektup yazarak İsrail’deki Ben Gurion Üniversitesi’nde İran nükleer programıyla ilgili bir çalıştaya davet edildiğini bildirerek “Gitmeye niyetim yok ama sonra Emily Landau gibi gidip dezenformasyon yayan bir İsrailli yerine benim gidip konuşmamın daha iyi olabileceğini düşündüm. Ben de sizin fikrinizi sorup, daveti kabul edip gitmem gerektiğini düşünüyor musunuz diye öğrenmek istedim” diye yazdı.

Zehrani aynı gün “Her şeyi göz önünde bulundurursak en iyisi İsrail’i ziyaret etmekten kaçınmaktır. Teşekkür ederim” cevabını verdi. Birkaç saat sonra Tabatabai şu cevabı verdi:

“Tavsiyeniz için çok teşekkür ederim. Sizi gelişmelerden haberdar edeceğim.”

Semafor web sitesine göre Tabatabai’nin İsrail’deki konferansa gittiğine dair hiçbir kanıt yok, ancak kitapları ve araştırma raporları bir dizi üst düzey İsrailli yetkiliyle röportajlar yaptığını gösteriyor.

Ariane Tabatabai, Zehrani’ye, nükleer anlaşmayla ilgili olarak ABD Kongresi önünde ifade vermesinin planlandığını söyledi. 10 Temmuz 2014’te, İran konusunda katı görüşlü olarak tanımladığı iki Harvard akademisyeni Gary Samore ve William Tobey ile birlikte birden fazla kongre komitesinin huzuruna çıkmasının istendiğini yazdı ve ekledi:

“Önümüzdeki günlerde sizi rahatsız edeceğim. William ve Gary’nin İran hakkında olumlu görüşlere sahip olmadığı göz önüne alındığında bu biraz zor olacak.”

Tabatabai, Zehrani ile Boston Globe’da yayınlanan ve “İran’ın nükleer programıyla ilgili beş efsaneyi” özetleyen bir makalenin bağlantısını paylaştı. Makale, İran’ın neden nükleer enerjiye ihtiyaç duyduğunu açıklıyor ve İran Dini Lideri Ali Hamaney’in İslam’a aykırı olduğu için nükleer silah geliştirilmesini yasakladığı iddia edilen bir fetvaya ışık tutuyordu. Bazı Batılı yetkililer fetvanın meşruiyetini sorguladı.

Bir akademisyen ya da gazeteci olarak İran’ı haber yapmak mayın tarlası sayılıyor. Hem ülkeye hem de İranlı yetkililere erişim sıkı bir şekilde kontrol ediliyor. Fırsatlar bile ciddi uyarılarla birlikte geliyor. Tahran aynı zamanda bilgi operasyonlarını güçlü bir şekilde yurt dışına taşıyor. Ancak bazen başarılı, bazen başarısız oluyor. 2021 yılında ABD’de kalıcı olarak ikamet eden İranlı akademisyen Kaveh Afrasiabi’nin, İran rejimi için kayıt dışı bir ajan olarak çalıştığı gerekçesiyle tutuklanmasının ardından yaşananlarda olduğu gibi. Biden yönetimi ile İran arasında bu ay varılan tutuklu takası anlaşması kapsamında Afrasiabi’nin Tahran’a dönmesine izin verildi, ancak kendisi ABD’de kalmayı planladığını söyledi.



Birleşmiş Milletler, Afrika'daki köle ticaretini "insanlığa karşı işlenmiş en ciddi suç" olarak sınıflandırdı

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 79. oturumunda Birleşmiş Milletler logosu sergileniyor (AP)
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 79. oturumunda Birleşmiş Milletler logosu sergileniyor (AP)
TT

Birleşmiş Milletler, Afrika'daki köle ticaretini "insanlığa karşı işlenmiş en ciddi suç" olarak sınıflandırdı

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 79. oturumunda Birleşmiş Milletler logosu sergileniyor (AP)
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 79. oturumunda Birleşmiş Milletler logosu sergileniyor (AP)

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu dün, Afrika'daki köle ticaretinin tarih boyunca "insanlığa karşı işlenmiş en ciddi suç" olduğunu ilan ederek, özür ve hesap verebilirliğin yolunu açmayı uman Gana tarafından sunulan bir kararı kabul etti.

Karar, 123 lehte, 3 aleyhte (Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve Arjantin) ve 52 çekimser oyla (İngiltere ve Avrupa Birliği dahil) alkışlar eşliğinde kabul edildi.

Metin, “köleleştirilmiş Afrikalıların ticareti ve Afrikalıların ırksal köleleştirilmesi”nin insanlığa karşı işlenen en ciddi suçlar arasında olduğunu belirterek, “insanlığa karşı bu insanlık dışı ve uzun süredir devam eden istismarı” kınamaktadır.

Metin, olayın ölçeğini, süresini ve barbarca, sistematik doğasını, ayrıca “ırksal ayrımcılık ve yeni-sömürgeciliğin” egemen olduğu bir dünyada hâlâ açıkça görülebilen sonuçlarını vurgulamaktadır.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, “köleliğin destekçileri ve yararlanıcıları, önyargıları sözde bilimsel sonuçlara dönüştüren bir ırk doktrini geliştirdiler” diyerek, “yaraların” hala “derin” olduğunu ve “beyaz üstünlüğünün yalanlarını kınamanın” ve “gerçek, adalet ve tazminat için çalışmanın” gerekli olduğunu vurguladı.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre kararda, devletlerin zararı onarmayı amaçlayan bir sürece girmeleri, mağdur ailelerinden resmen özür dilemeleri ve tazminat ödemeleri, ayrımcılıkla mücadele politikaları benimsemeleri ve yağmalanan kültürel ve dini eserleri iade etmeleri çağrısında bulunuluyor.

Amerika Birleşik Devletleri metni "son derece sorunlu" olarak değerlendirdi. ABD Büyükelçisi Dan Negria, "Amerika Birleşik Devletleri, o dönemde uluslararası hukuka göre yasa dışı olmayan zararlar için tazminat alma hakkını meşru olarak tanımamaktadır" ifadelerini kullandı.

Bu görüş, oylamada çekimser kalan Avrupa Birliği ülkeleri ve İngiltere tarafından da paylaşılmaktadır.


Avustralya, İran'dan gelen ziyaretçilerin ülkeye girişini yasakladı

Avustralya'nın Sidney kentinde insanlar bir tren istasyonunun önünden geçiyor (Reuters)
Avustralya'nın Sidney kentinde insanlar bir tren istasyonunun önünden geçiyor (Reuters)
TT

Avustralya, İran'dan gelen ziyaretçilerin ülkeye girişini yasakladı

Avustralya'nın Sidney kentinde insanlar bir tren istasyonunun önünden geçiyor (Reuters)
Avustralya'nın Sidney kentinde insanlar bir tren istasyonunun önünden geçiyor (Reuters)

Avustralya bugün İran'dan gelen ziyaretçilerin ülkeye girişini yasakladı ve Ortadoğu'daki savaşın, kısa süreli vizeleri sona erdikten sonra geri dönmeyi reddetme riskini artırdığını belirtti.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre çişleri Bakanlığı basın açıklamasında, İran pasaportu sahiplerinin önümüzdeki altı ay boyunca turizm veya çalışma amacıyla Avustralya'ya girişlerinin yasaklanacağını belirtti.

Açıklamada ayrıca, "İran'daki savaş, bazı geçici vize sahiplerinin vizelerinin süresi dolduğunda Avustralya'dan ayrılmalarının mümkün olmayabileceği veya istemeyebileceği riskini artırmıştır" denildi.

Ancak, Avustralya vatandaşlarının ebeveynleri gibi bazı durumlarda istisnalar olacağı belirtildi.

İçişleri Bakanı Tony Burke, “Avustralya'da kalıcı oturma izniyle ilgili kararlar, hükümet tarafından iyice düşünülmeli, tatil rezervasyonu yapanların rastgele bir sonucu olmamalıdır” ifadelerini kullandı.

Hükümet verilerine göre, 85 binden fazla Avustralya sakini İran doğumlu olup, Sydney ve Melbourne gibi büyük şehirlerde çok sayıda yabancı uyruklu yaşamaktadır.


Britanya, Rus "gölge filosu" tankerlerine askeri müdahaleye izin verdi

Rusya'nın "gölge filosu", Batı yaptırımlarına rağmen petrol ihraç etmesini sağlıyor (EPA)
Rusya'nın "gölge filosu", Batı yaptırımlarına rağmen petrol ihraç etmesini sağlıyor (EPA)
TT

Britanya, Rus "gölge filosu" tankerlerine askeri müdahaleye izin verdi

Rusya'nın "gölge filosu", Batı yaptırımlarına rağmen petrol ihraç etmesini sağlıyor (EPA)
Rusya'nın "gölge filosu", Batı yaptırımlarına rağmen petrol ihraç etmesini sağlıyor (EPA)

İngiltere Başbakanı Keir Starmer yaptığı açıklamada, hükümetinin Batı yaptırımlarına rağmen Moskova'nın petrol ihracatını mümkün kılan tanker ağının parçası olduğunu söylediği Rus gemilerine el koyma ve onları ele geçirme konusunda orduya izin verdiğini belirtti.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre bu karar, diğer Avrupa ülkelerinin Moskova'nın Ukrayna'ya karşı dört yıldır süren savaşını finanse etmek için kullandığı Rusya'nın "gölge filosu" olarak adlandırılan yapısını bozma çabalarını yoğunlaştırdığı bir dönemde geldi.

Starmer, ABD-İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaşın yol açtığı petrol fiyatlarındaki keskin artışın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i "memnun edeceği" düşüncesiyle, bu tankerlere karşı daha sert önlemler alınmasına onay verdiğini belirtti.

Starmer açıklamasında, "İşte bu yüzden Gölge Filosu'nu daha agresif bir şekilde takip ediyoruz; sadece Britanya'nın güvenliğini sağlamak için değil, aynı zamanda Putin'in savaş makinesinin Ukrayna'daki acımasız kampanyasını finanse eden kirli kârlarından da mahrum bırakmak için" ifadelerini kullandı.

İngiliz hükümeti, silahlı olan, teslim olmayı reddeden veya ele geçirilmekten kaçınmak için gelişmiş gözetleme teknikleri kullanan Rus gemilerine askeri ve kolluk kuvvetlerinin müdahale etmeye hazırlandığını belirtti.

Ayrıca, gemilere müdahale edildikten sonra, yaptırım mevzuatını ihlal ettikleri gerekçesiyle sahipleri, işletmecileri ve mürettebatı hakkında cezai işlem başlatılabileceğini de ifade etti.

Rusya, "gölge filosu"na güvenerek, 2022'de Ukrayna'ya yönelik topyekün işgalinden sonra Batı'nın getirdiği kısıtlamalara uymadan petrol ihracatına devam edebildi.

Avrupa'nın Rusya üzerindeki baskıyı sürdürme çabaları, bu ay ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, İran savaşı nedeniyle sekteye uğrayan küresel enerji piyasalarını sakinleştirmek amacıyla, yaptırım uygulanan ve şu anda denizde mahsur kalan Rus ürünlerinin satın alması için ülkelere 30 günlük bir muafiyet tanımasıyla sekteye uğradı.

İngiltere, Rusya'nın "gölge filosu"na ait 544 gemiye yaptırım uyguladı. Bu gemiler bazen İngiltere ve Fransa'yı ayıran Manş Denizi'nden geçiyor.

İngiltere'nin tahminlerine göre, Rus ham petrolünün yaklaşık dörtte üçü bu gemilerle taşınıyor.