İran’ın ‘sessiz’ çabaları: Tahran yönetimi nükleer programı desteklemek için gizli bir yapı oluşturmuş

Ruhani hükümetinin desteklediği İran Uzmanlar Girişimi, Robert Malley’in ekibine üç kişiyi getirdi.

Ariane Tabatabaei, 2021 yazında Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Direktörü Rafael Grossi ile yaptığı toplantılardan birinde Robert Malley’in arkasında oturuyor (UAEA)
Ariane Tabatabaei, 2021 yazında Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Direktörü Rafael Grossi ile yaptığı toplantılardan birinde Robert Malley’in arkasında oturuyor (UAEA)
TT

İran’ın ‘sessiz’ çabaları: Tahran yönetimi nükleer programı desteklemek için gizli bir yapı oluşturmuş

Ariane Tabatabaei, 2021 yazında Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Direktörü Rafael Grossi ile yaptığı toplantılardan birinde Robert Malley’in arkasında oturuyor (UAEA)
Ariane Tabatabaei, 2021 yazında Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Direktörü Rafael Grossi ile yaptığı toplantılardan birinde Robert Malley’in arkasında oturuyor (UAEA)

Dün Semafor web sitesi, İran’ın başta nükleer programı olmak üzere küresel güvenlik meselelerindeki imajını ve konumunu güçlendirmek için gösterdiği ‘sessiz’ çabalarla ilgili ilginç bilgiler ortaya çıkaran bir araştırma raporu yayınladı.

Araştırmada, özellikle Tahran’ın, yurtdışındaki ikinci nesil göçmen olan İran kökenli etkili akademisyenler ve araştırmacılardan oluşan ve doğrudan Dışişleri Bakanlığı tarafından desteklenen ‘İran Uzmanlar Girişimi’ adı verilen bir ağ oluşturma çabalarına ışık tutuldu.

Araştırmada, Londra merkezli Farsça yayın yapan Iran International kanalı tarafından tercüme edilen ve Semafor ile paylaşılan İran hükümeti yazışmaları ve e-postalarına değinildi. İki kurum, İran Uzmanlar Girişimi’nin çalışmalarının bazı yönlerine ilişkin ortak bir rapor sundu ve bu konuda ayrı ayrı özel materyaller hazırladı.

Araştırmaya göre bu girişim 2014 baharında, eski İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani döneminde kuruldu. O dönemde Ruhani ve bazı İranlı yetkililer girişimin çabalarını övdü. Girişim, İran Dışişleri Bakanlığı’nın listesindeki isimlerden en az üç kişiye ulaşmayı başardı. Bu üç kişi, Biden yönetiminin İran’daki Özel Temsilcisi Robert Malley’in üst düzey yardımcılarıydılar ya da olmuşlardı. Malley, geçtiğimiz Haziran ayında güvenlik yetkisi askıya alındıktan sonra izne çıkarılmıştı.

Belgeler, nükleer diplomasinin kritik bir döneminde İran Dışişleri Bakanlığı’nın düşünce tarzı ve iç çalışmalarına ilişkin yeni ve eşi benzeri görülmemiş bilgiler sunuyor ve İran’ın bu tür etkileme operasyonlarını nasıl yürütebildiğini gösteriyor.

hrt
Zarif’in ekibi ile İran Girişimi Uzmanları arasında nükleer müzakereler sırasında yapılan yazışmalara dair Iran International kanalı tarafından yayınlanan bir fotoğraf

Bu temaslar, eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani yönetimindeki Dışişleri Bakanlığı’nın bu ağ üzerinden özellikle Barack Obama yönetiminin son yıllarında Washington ve Avrupa’daki siyasi çevrelere ne derece ulaştığını ortaya koyuyor.

Yazarlar ve analistler

Girişimde yer alan yazarlar, bolca başmakaleler ve analizler kaleme alıyordu. Televizyonda ve X’te (eski adıyla Twitter) görüşlerini paylaşıp nükleer mesele konusunda Tahran’la bir anlaşmaya varılması ihtiyacını düzenli olarak savunuyorlardı. Bu, o dönemdeki Obama ve Ruhani yönetimleriyle uyumlu seyreden bir tutumdu.

E-postalar, Ruhani’nin 2013'te seçilmesinin ardından, nükleer meseleyle ilgili olarak Batı ile bir anlaşmaya varmaya çalışırken başlatılan girişimi tarif ediyor. E-postalara göre İran Dışişleri Bakanlığı, iç araştırma merkezi Siyasi ve Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü aracılığıyla projenin ‘10 çekirdek’ üyesiyle temasa geçti. Bakanlık, Tahran ile Washington arasında 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmanın avantajlarını artırmak üzere projenin uygulanması konusunda etkin bir şekilde çalışmak amacıyla önümüzdeki 18 ay boyunca bu teması sürdürmeyi planlıyordu.

Proje hız kazandıkça, Berlin’de yaşayan İranlı diplomat ve daha sonra Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü olan Said Hatibzade, 5 Mart 2014’te İran Dışişleri Bakanlığı’na bağlı Siyasi ve Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü’nün başkanlığını yapan Mustafa Zehrani’ye bir mail yazdı. Söz konusu mailde şu ifadelere yer verildi:

İran Uzmanlar Girişimi olarak adlandırdığımız bu girişim, başta Avrupa ve ABD olmak üzere önde gelen uluslararası düşünce kuruluşları ve akademik kurumlarla bağlantılar kuran 6 ila 10 seçkin ikinci kuşak İranlıdan oluşan çekirdek bir gruptan oluşuyor.

Aralarındaki yazışmalar İngilizce ve Farsça arasında değişiyordu. Iran International tarafından tercüme edilen yazışmalar Semafor tarafından bağımsız olarak doğrulandı.

Bir hafta sonra Hatibzade, 11 Mart’ta bir kez daha yazarak, Prag’da görüştüğü iki genç akademisyen Ariane Tabatabai ve Dina Esfandiary’den girişime destek aldığını belirterek “Üçümüz girişimin çekirdek grubu olmaya karar verdik” ifadelerini kullandı.

Tabatabai şu anda Pentagon’da Savunma Bakanı’nın Özel Operasyonlardan Sorumlu Genelkurmay Başkan Yardımcısı olarak çalışıyor ve bu pozisyon, ABD hükümetinden güvenlik izni alınmasını gerektiriyor. Daha önce Biden’ın 2021’de göreve gelmesinden sonra İran’la müzakere yapan Malley’in ekibinde diplomat olarak çalışmıştı.

Bu arada Esfandiary, Malley’in 2018’den 2021’e kadar başkanlığını yaptığı bir düşünce kuruluşu olan Uluslararası Kriz Grubu’nda Ortadoğu ve Kuzey Afrika konusunda kıdemli danışman olarak çalışıyor.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre, Tabatabai ve Esfandiary, girişim hakkında yorum taleplerine yanıt vermezken, Uluslararası Kriz Grubu, Esfandiary’nin girişime katıldığını doğruladı. Bununla birlikte, girişimin İran Dışişleri Bakanlığı tarafından denetlenmeyen, akademisyenler ve araştırmacılardan oluşan gayrı resmi bir ağ olduğuna ve bir Avrupa hükümeti ile bazı Avrupa kurumlarından fon aldığına işaret etti.

njy
Zarif’in ekibi ile İran Girişimi Uzmanları arasında nükleer müzakereler sırasında yapılan yazışmalara dair Iran International kanalı tarafından yayınlanan bir fotoğraf

Avrupa merkezli bir araştırma merkezi olan Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR), kıdemli meslektaşlarından Ellie Geranmayeh’in de girişime katıldığını doğruladı. Konsey Sözcüsü, bir Avrupa hükümetinin İran Uzmanlar Girişimi’ni desteklediğini söyledi ancak bu kişinin ismini vermedi. Araştırma merkezinin her zaman çalışanlarının araştırma gezilerinin ‘temel maliyetlerini’ karşıladığını vurguladı. Sözcü “Avrupa politikasını yönlendirme çabalarının bir parçası olarak ECFR, araştırma ziyaretleri ve çalıştaylar da dahil olmak üzere dünya çapındaki uzmanlar ve düşünce kuruluşlarıyla düzenli olarak iletişim halindedir” dedi.

İran Uzmanlar Girişimi

İran Uzmanlar Girişimi meselesinin tartışıldığı e-postalar, Iran International’ın elde ettiğini belirttiği binlerce Zehrani yazışmasından oluşan bir koleksiyonun parçasını oluşturuyor. Bunların içerisinde pasaportların, özgeçmişlerin, konferans davetiyelerinin, uçak biletlerinin ve vize başvurularının kopyaları bulunuyor.

İran Dışişleri Bakanlığı’nın temaslarına göre, bu ilk temasın ardından girişim projesi hız kazandı. 14 Mayıs 2014’te uluslararası nükleer görüşmelerin gerçekleştirilmesi amacıyla Viyana’daki Palais Coburg Otel’de bir başlangıç ​​konferansı düzenlendi. Bir e-postaya göre, eski İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in yanı sıra nükleer müzakere ekibinin üyeleri ve Batılı düşünce kuruluşlarından sekiz temsilci de toplantıya katılanlar arasında yer aldı. Alt düzey İranlı diplomatlar başlangıçta toplantının Tahran’da yapılmasını önerdi ancak Zarif’in yardımcısı lojistik nedenlerden dolayı bu öneriye karşı çıktı.

E-postalara göre Zarif, Viyana’daki görüşmeler sırasında, İran’ın nükleer meseleyle ilgili olarak uluslararası sahnedeki görüşlerini destekleyebilecek tanınmış bir yüz oluşturmaya odaklanıyordu.

Bu bağlamda, İran Uzmanlar Girişimi üyesi İranlı Alman vatandaşı akademisyen Adnan Tabatabai’nin (Ariane Tabatabai ile ilişkisi yok) adını özellikle belirtti. E-postalara göre Tabatabai, Zarif’e gruptan nükleer müzakerelerle ilgili makaleler yayınlama teklifi götürdü. Zarif teklifi kabul etti ve ‘bu makalelerin veya başyazıların’ yurtdışındaki çeşitli İranlı ve İranlı olmayan kişilerin yanı sıra eski yetkililerin isimleriyle yayınlanmasını önerdi.

Adnan Tabatabai, Iran International ve Semafor’un haberleri hakkında yorum yapmayı reddetti ve bu haberlerin ‘aslında yalanlara ve yanlış varsayımlara dayandığını’ söyledi. Ayrıca bunu çürütecek bir kanıt sunmamakla birlikte Zarif ile yazışmalarının gerçekliğini sorguladı.

Girişim, temel hedeflerinden birine ulaşma konusunda hızla ilerledi. Bu hedef, ABD ve Avrupa’daki prestijli medya kuruluşlarında özellikle politika yapıcıları hedef alan fikir makaleleri ve analizler yayınlamaktı. Viyana toplantısından bir aydan kısa bir süre sonra, Robert Malley’in öğrencisi olan ve girişimin uzmanları arasında yer alan Uluslararası Kriz Grubu’ndan Ali Vaez, Zehrani’ye yayınlanmadan önce nükleer krizin etkisiz hale getirilmesine ilişkin bir makale gönderdi. 4 Haziran 2014’te Farsça olarak “Yorumlarınızı ve geri bildirimlerinizi sabırsızlıkla bekliyorum” diye yazdı ve mailine ‘İran’la Nükleer Diplomasinin Kavramsal Riskleri’ başlıklı bir makale ekledi.

E-postalar, Zehrani’nin bu makaleyi geldiği gün Dışişleri Bakanı Zarif ile paylaştığını gösteriyor. Daha sonra bu yazı, 12 gün sonra National Interest dergisinde, bazı küçük ifade değişiklikleriyle ‘İran Görüşmelerinde Yanlış İkilemler’ başlığı altında yayınlandı.

dfvgtr
Zarif’in ekibi ile İran Girişimi Uzmanları arasında nükleer müzakereler sırasında yapılan yazışmalara dair Iran International kanalı tarafından yayınlanan bir fotoğraf

E-postalara göre Pentagon’un mevcut yetkilisi Ariane Tabatabai, siyasi etkinliklere katılmadan önce İran Dışişleri Bakanlığı’nı en az iki kez ziyaret etti.

27 Haziran 2014’te Zehrani’ye Farsça bir mektup yazarak İsrail’deki Ben Gurion Üniversitesi’nde İran nükleer programıyla ilgili bir çalıştaya davet edildiğini bildirerek “Gitmeye niyetim yok ama sonra Emily Landau gibi gidip dezenformasyon yayan bir İsrailli yerine benim gidip konuşmamın daha iyi olabileceğini düşündüm. Ben de sizin fikrinizi sorup, daveti kabul edip gitmem gerektiğini düşünüyor musunuz diye öğrenmek istedim” diye yazdı.

Zehrani aynı gün “Her şeyi göz önünde bulundurursak en iyisi İsrail’i ziyaret etmekten kaçınmaktır. Teşekkür ederim” cevabını verdi. Birkaç saat sonra Tabatabai şu cevabı verdi:

“Tavsiyeniz için çok teşekkür ederim. Sizi gelişmelerden haberdar edeceğim.”

Semafor web sitesine göre Tabatabai’nin İsrail’deki konferansa gittiğine dair hiçbir kanıt yok, ancak kitapları ve araştırma raporları bir dizi üst düzey İsrailli yetkiliyle röportajlar yaptığını gösteriyor.

Ariane Tabatabai, Zehrani’ye, nükleer anlaşmayla ilgili olarak ABD Kongresi önünde ifade vermesinin planlandığını söyledi. 10 Temmuz 2014’te, İran konusunda katı görüşlü olarak tanımladığı iki Harvard akademisyeni Gary Samore ve William Tobey ile birlikte birden fazla kongre komitesinin huzuruna çıkmasının istendiğini yazdı ve ekledi:

“Önümüzdeki günlerde sizi rahatsız edeceğim. William ve Gary’nin İran hakkında olumlu görüşlere sahip olmadığı göz önüne alındığında bu biraz zor olacak.”

Tabatabai, Zehrani ile Boston Globe’da yayınlanan ve “İran’ın nükleer programıyla ilgili beş efsaneyi” özetleyen bir makalenin bağlantısını paylaştı. Makale, İran’ın neden nükleer enerjiye ihtiyaç duyduğunu açıklıyor ve İran Dini Lideri Ali Hamaney’in İslam’a aykırı olduğu için nükleer silah geliştirilmesini yasakladığı iddia edilen bir fetvaya ışık tutuyordu. Bazı Batılı yetkililer fetvanın meşruiyetini sorguladı.

Bir akademisyen ya da gazeteci olarak İran’ı haber yapmak mayın tarlası sayılıyor. Hem ülkeye hem de İranlı yetkililere erişim sıkı bir şekilde kontrol ediliyor. Fırsatlar bile ciddi uyarılarla birlikte geliyor. Tahran aynı zamanda bilgi operasyonlarını güçlü bir şekilde yurt dışına taşıyor. Ancak bazen başarılı, bazen başarısız oluyor. 2021 yılında ABD’de kalıcı olarak ikamet eden İranlı akademisyen Kaveh Afrasiabi’nin, İran rejimi için kayıt dışı bir ajan olarak çalıştığı gerekçesiyle tutuklanmasının ardından yaşananlarda olduğu gibi. Biden yönetimi ile İran arasında bu ay varılan tutuklu takası anlaşması kapsamında Afrasiabi’nin Tahran’a dönmesine izin verildi, ancak kendisi ABD’de kalmayı planladığını söyledi.



Amerika, Güney Kore'den Ortadoğu'ya silah sevkiyatı yapmaya hazırlanıyor

Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae-myung (DPA)
Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae-myung (DPA)
TT

Amerika, Güney Kore'den Ortadoğu'ya silah sevkiyatı yapmaya hazırlanıyor

Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae-myung (DPA)
Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae-myung (DPA)

Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae-myung bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD güçlerinin bazı silahları ülke dışına çıkarmalarını engelleyemeyeceğini, ancak bunun Kuzey Kore'ye karşı caydırıcılık kapasitesini etkilememesi gerektiğini söyledi. Bu açıklamayı, söz konusu silahların Ortadoğu'ya konuşlandırılmak üzere hazırlandığına dair haberlerin ardından yaptı.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre “Son zamanlarda Kore'de konuşlanmış ABD güçlerinin bazı silahları ülke dışına sevk etmesiyle ilgili bir tartışma var gibi görünüyor” diyen Lee, Seul'un buna karşı olduğunu belirtmesine rağmen, talepte bulunacak durumda olmadığını da belirtti.

Güney Kore Dışişleri Bakanı Cho Hyun cuma günü yaptığı açıklamada, ABD ve Güney Kore ordularının, İran'a karşı bir savaşta kullanılmak üzere Güney Kore'de konuşlanmış bazı ABD Patriot füze savunma sistemlerinin yeniden konuşlandırılması olasılığını görüştüklerini söyledi.

Tayvan Savunma Bakanı Wellington Kuo ise bugün yaptığı açıklamada, ABD'nin Ortadoğu'ya silah transferi konusunda Taipei ile herhangi bir iletişim kurmadığını söyledi.

Parlamento'da gazetecilere konuşan Kuo, Tayvan'da ABD yapımı silahların yeniden konuşlandırılmasının ancak ABD'nin talebi üzerine gerçekleşebileceğini söyledi. Kuo, böyle bir durumda transferden ABD'nin sorumlu olacağını ifade etti.

Kuo, “Ancak şu ana kadar, ABD ile İran arasındaki savaşta ilgili ekipmanlarımızın kullanımı konusunda bizimle iletişime geçmediler” dedi.

ABD, silah cephanesinde Patriot füzeleri bulunan Tayvan'ın ana silah tedarikçisidir.

Demokratik bir hükümet tarafından yönetilen Tayvan, adayı kendi topraklarının bir parçası olarak gören Çin'in artan askeri baskısıyla karşı karşıyadır. Tayvan hükümeti, Pekin'in egemenlik iddialarını reddediyor.

Güney Kore hükümeti kaynaklarına atıfta bulunan medya raporları, Patriot sistemlerinin Orta Doğu'ya yeniden konuşlandırılmak üzere hazırlandığını ve ağır ABD askeri nakliye uçaklarının bunları taşımak için Osan'a ulaştığını belirtti.


İran savaşının başlamasından bu yana İsrail’in Gazze Şeridi’nde gerçekleştirdiği en geniş çaplı hava saldırıları

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat’ta İsrail’in gerçekleştirdiği hava saldırısında çadırları yıkılan iki Filistinli kadın ağlıyor, 9 Mart 2026. (AP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat’ta İsrail’in gerçekleştirdiği hava saldırısında çadırları yıkılan iki Filistinli kadın ağlıyor, 9 Mart 2026. (AP)
TT

İran savaşının başlamasından bu yana İsrail’in Gazze Şeridi’nde gerçekleştirdiği en geniş çaplı hava saldırıları

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat’ta İsrail’in gerçekleştirdiği hava saldırısında çadırları yıkılan iki Filistinli kadın ağlıyor, 9 Mart 2026. (AP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat’ta İsrail’in gerçekleştirdiği hava saldırısında çadırları yıkılan iki Filistinli kadın ağlıyor, 9 Mart 2026. (AP)

İsrail, Gazze Şeridi’nde İzzeddin el-Kassam Tugayları mensuplarını hedef alan suikast operasyonlarını üçüncü gününde de sürdürdü. İsrail güçleri, İran’a karşı başlatılan savaşın ardından pazar gecesi ile pazartesi sabahı arasında Gazze Şeridi’ne yönelik en geniş çaplı hava saldırılarından birini düzenledi. Saldırılarda 7 kişi hayatını kaybetti.

Han Yunus ve Gazze şehrinde gerçekleştirilen iki ayrı suikast saldırısında Kassam Tugayları mensubu bazı kişiler öldürüldü. Gazze Şeridi’nin orta kesimini hedef alan üçüncü saldırıda ise silahlı gruplara mensup herhangi bir kişinin ölmediği, buna karşın iki kadın ile bir çocuğun hayatını kaybettiği bildirildi.

Geçtiğimiz ekim ayında ateşkes anlaşmasının yürürlüğe girdiğinin açıklanmasından bu yana İsrail’in anlaşmayı ihlal ederek düzenlediği saldırılarda yaklaşık 650 Filistinlinin hayatını kaybettiği belirtildi. 7 Ekim 2023’teki Aksa Tufanı Operasyonu sonrasında başlayan savaşta hayatını kaybeden Filistinlilerin sayısının 72 bini aştığı ifade ediliyor.

Sahadaki kaynakların Şarku’l Avsat’a verdiği bilgilere göre, pazar gece yarısından sonra bir insansız hava aracı (İHA), yerinden edilmiş sivillerin kaldığı bir çadırda bulunan Kassam Tugayları mensubuna suikast düzenlemeye çalıştı. Ancak hedef alınan kişinin saldırı sırasında çadırda bulunmadığı, saldırı sonucu çevredeki çadırlarda kalan iki kadın ve bir çocuğun hayatını kaybettiği bildirildi. Yaşamını yitirenler arasında, Katar Radyosu muhabiri olarak çalışan 46 yaşındaki gazeteci Emel Şimali’nin de bulunduğu aktarıldı.

dfv
Gazze Şeridi’nin orta kesiminde İsrail hava saldırısında öldürülen gazeteci Emel Şimali’nin cenaze namazını kılan Filistinliler, 9 Mart 2026 (AP)

Filistinli basın kuruluşları, gazeteci Emel Şimali’nin ölümünü duyurdu. Böylece savaş boyunca hayatını kaybeden medya çalışanlarının sayısının 261’e yükseldiği bildirildi.

Bu olaydan önce, Kassam Tugayları’nın üç önde gelen mensubu, Gazze şehrinin batısındaki el-Ketibe bölgesinde bir araya geldikleri sırada düzenlenen hava saldırısında hayatını kaybetti. Saldırıda bir kişi de ağır yaralandı. Doktorların, çok sayıda ameliyatın ardından yaralının hayatını kurtarmaya çalıştığı belirtildi.

Saha kaynaklarına göre saldırının asıl hedefi, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya kasabasına bağlı birlikler içinde yer alan ve Askalan Taburu kapsamında görev yapan Kassam Tugayları’na bağlı bir timin komutanı olan Nail el-Baravi idi. Saldırıda Baravi ile birlikte timden iki kişi daha hayatını kaybederken, bir kişi de ağır yaralandı.

İsrail ise saldırının, Gazze Şeridi’nin kuzeyinde kendi birliklerine karşı keskin nişancı saldırısı planladığını öne sürdüğü Hamas mensuplarını hedef aldığını iddia etti. İsrail, geçtiğimiz cumartesi günü Han Yunus’ta düzenlenen ve Kassam Tugayları’nın askeri üretim faaliyetlerinde rol alan önde gelen bir mensubun öldürüldüğü saldırı için de benzer bir iddiada bulunmuştu.

fdbv
İsrail’in gece saldırısında öldürülen Filistinli bir sağlık görevlisinin akrabaları ve meslektaşları, Gazze şehrindeki Şifa Hastanesi’nde sağlık görevlisinin cenazesi başında gözyaşı döktüler, 9 Mart 2026. (AFP)

Dün öğleden sonra bir Filistinli daha, İsrail’e ait Quadcopter tipi İHA’nın Gazze şehrinin güneyindeki ez-Zeytun mahallesinde bulunan Keşku Caddesi’nde bir grup Gazzelinin üzerine el bombası atması sonucu hayatını kaybetti. Olayda yaralanan birkaç kişiyle birlikte hayatını kaybeden kişinin el-Ehli Baptist Hastanesi’ne kaldırıldığı bildirildi.

Hamas Sözcüsü Hazım Kasım ise yaşananları ‘tehlikeli bir tırmanış ve ateşkes anlaşmasının açık bir ihlali’ olarak nitelendirdi. Kasım, İsrail’in dünyanın İran ve Lübnan’a yönelik saldırıları takip etmesiyle oluşan gündemi fırsat bilerek Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarını artırdığını ve sınır kapılarını, özellikle de Refah Sınır Kapısı’nı kapalı tutarak kuşatmayı sıkılaştırdığını öne sürdü. Kasım, “İşgal güçleri, bölgeye yönelik saldırılarında aldığı koşulsuz Amerikan desteğinden yararlanarak ateşkesi ihlal ediyor ve Gazze’de sivillere karşı daha fazla katliam gerçekleştiriyor” ifadesini kullandı. Tüm arabuluculara çağrıda bulunan Kasım, İsrail’in Filistinlilere yönelik saldırılarının durdurulması, ihlallerin sona erdirilmesi ve Gazze Şeridi üzerindeki ablukaya acilen son verilmesi gerektiğini söyledi.

Suikast operasyonlarının yanı sıra İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nin çeşitli bölgelerinde sarı hattın iki tarafında hava saldırıları, topçu atışları, silahlı saldırılar ve patlatma operasyonlarını sürdürdü.

fdv
Gazze şehrindeki bir kampta bulunan yerinden edilmiş Filistinliler (Reuters)

Bu arada Kerem Şalom Sınır Kapısı geçtiğimiz çarşamba gününden bu yana kısmen açık tutuluyor. İran’a karşı yürütülen savaş nedeniyle günlerce kapalı kalan sınır kapısının sınırlı biçimde açılmasıyla Gazze Şeridi’ne kısıtlı miktarda mal girişine izin veriliyor. En iyi ihtimalle günde 100 kamyonu geçmeyen yardım ve ticari malın girişine izin verilirken, İsrail makamları Kissufim Sınır Kapısı ve Zikim Sınır Kapısı’nı kapalı tutmayı sürdürüyor.

İsrail ayrıca dün, İran’a karşı başlatılan savaşın ardından ilk kez Gazze Şeridi’ne yemek pişirmede kullanılan gaz taşıyan 4 kamyonun girişine izin verdi.

Öte yandan Hamas yönetimi, mal kıtlığına rağmen Kerem Şalom Sınır Kapısı’nın kısmen açık tutulmasıyla piyasayı ve fiyatları kontrol altında tutmaya çalıştığını açıkladı. Hükümet tarafından yapılan açıklamalarda, ‘fiyatları yükseltmek ve halkın temel ihtiyaç maddelerine olan ihtiyacını istismar etmek’ suçlamasıyla çok sayıda tüccar ve satıcının faaliyetlerinin durdurulduğu bildirildi.


Trump: Karmaşık bir askeri operasyon yürütüyoruz ve İran'ın ne zaman teslim olacağını bilmiyoruz

Trump, Cumhuriyetçi Parti'nin konferansında konuşurken (Reuters)
Trump, Cumhuriyetçi Parti'nin konferansında konuşurken (Reuters)
TT

Trump: Karmaşık bir askeri operasyon yürütüyoruz ve İran'ın ne zaman teslim olacağını bilmiyoruz

Trump, Cumhuriyetçi Parti'nin konferansında konuşurken (Reuters)
Trump, Cumhuriyetçi Parti'nin konferansında konuşurken (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, İran'a karşı savaşın ‘kısa süreli bir yolculuk’ olacağını söyledi. Tahran'a karşı zaferin henüz ‘yeterince’ elde edilmediğini vurgulayan Trump, “Karmaşık bir askeri operasyon yürütüyoruz ve İran'ın ne zaman teslim olacağını bilmiyoruz” ifadelerini kullandı.

ABD-İsrail saldırısının hedeflerine ulaştığını belirten ABD Başkanı, savaşın ‘yakında sona ereceğini ve tekrar alevlenirse çok daha sert vurulacaklarını’ söyledi.

Trump, Florida'nın Doral kentindeki golf kulübünde Cumhuriyetçi Kongre üyelerinin katıldığı bir toplantıda, CBS'ye savaşın ‘sona ermek üzere olduğu’ açıklamasında bulundu ve savaşın takvimine dair belirsizliği artırdı.

Trump, Florida'daki toplantıda “Bazı insanları ortadan kaldırmak için bunu yapmamız gerektiğini düşündüğümüz için küçük bir yolculuğa çıktık. Bu yolculuğun kısa süreceğini göreceksiniz” şeklinde konuştu.

Trump, İran deniz ve hava kuvvetlerinin yok edilmesinin yanı sıra İran'ın füze programına da tekrar değindi. Ancak, CBS'ye yaptığı açıklamalar petrol fiyatlarının düşmesine ve borsa endekslerinin yükselmesine neden olan Trump, ABD ve İsrail'in daha fazlasını yapması gerektiğini söyledi. “Birçok yönden zaten kazandık, ancak yeterince kazanmadık” diyen Trump, İran'a karşı ‘nihai zafer’ çağrısında bulundu. Eski Dini Lider Ali Hamaney ve diğer İranlı yetkililerin öldürülmesine atıfta bulunan ABD Başkanı, ülkesinin ‘düşman tamamen ve kesin olarak yenilgiye uğratılana kadar geri adım atmayacağını’ söyledi.

Tahran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki petrol akışını durdurması halinde ABD'nin İran'a çok daha büyük bir güçle saldıracağı uyarısında bulunan Trump, sosyal medya hesabından şöyle yazdı:

“İran, Hürmüz Boğazı'ndaki petrol akışını kesintiye uğratacak herhangi bir şey yaparsa, ABD şimdiye kadar aldığı darbenin yirmi katı güçle karşılık verecek.”

Trump, “Ayrıca, kolayca yok edilebilecek hedefleri yok edeceğiz ve İran'ın bir ülke olarak yeniden inşa olmasını pratik olarak imkansız hale getireceğiz. İran'ın başına ölüm, ateş ve öfke gelecek. Ama umarım ve dua ediyorum ki bu olmaz!” diye ekledi.

CBS News’e konuşan ABD başkanı, İran'a karşı savaşın ‘büyük ölçüde bittiğini’ ve Washington'ın dört ila beş haftalık ilk takvimin ‘çok ilerisinde’ olduğunu düşündüğünü söyledi.

Trump, Hürmüz Boğazı hakkında sorulan bir soruya verdiği yanıtta, gemilerin halen boğazdan geçmeye devam ettiğini, ancak ‘bu boğazı ele geçirmeyi düşündüğünü’ söyledi. Savaş, küresel petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) akışının yaklaşık beşte birini taşıyan, dünyanın ana petrol nakil rotalarından biri olan Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanmasına neden oldu.

ABD ve İsrail 28 Şubat'ta İran'a saldırmaya başladı. İran, buna İsrail ve Körfez ülkelerine saldırarak karşılık verdi. Trump, İran'da Dini Lider Ali Hamaney dahil onlarca kişinin hayatını kaybettiği savaş için şimdiye kadar değişen hedefler ve takvimlerden söz etti.

İran'ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney hakkında ise “Ona bir mesajım yok” diyen Trump, Hamaney’in yerine geçecek birini düşündüğünü de sözlerine ekledi, ancak ayrıntılara girmedi. Trump daha önce, İran'ın en üst düzey isminin seçiminde söz sahibi olmak istediğini belirtmiş, ancak Tahran bunu reddetmişti.