Sincar… Sınırlar ve nüfuz bilmecesi

Bölge, her an alevlenebilecek askeri ve siyasi bir bileşim üzerine kurulu.

Peşmerge, 21 Aralık 2014’te Sincar’da (AFP)
Peşmerge, 21 Aralık 2014’te Sincar’da (AFP)
TT

Sincar… Sınırlar ve nüfuz bilmecesi

Peşmerge, 21 Aralık 2014’te Sincar’da (AFP)
Peşmerge, 21 Aralık 2014’te Sincar’da (AFP)

Rüstem Mahmud

Yerel ve uluslararası medyada ABD’nin Suriye- Irak sınırını kapatma ve sınırın her iki tarafına yayılmış gruplara karşı sert askeri saldırılar niyetinde olduğuna dair haber ve spekülasyonlar aktarılırken Majalla, hem Suriye hem de Türkiye ile sınır üçgeninin Irak tarafında bulunan Sincar bölgesini gezdi.

Sincar, dik ve dağlık coğrafi engebeliğin yanı sıra bu sınır boyunca en karmaşık, iç içe geçmiş ve yoğun nüfuslu bir bölge. Bu bölge, çok karmaşık bir askeri ve siyasi bileşime sahip, her an kırılgan olabiliyor. Öte yandan bölge ülkelerinin, küresel güçlerin ve yereldeki büyük siyasi partilerin çok hassas dengeler üzerinde kavga ettiği son derece stratejik bir bölge.

vfbg
4 Şubat 2019’da Sincar’daki hasarlı binaları gösteren bir fotoğraf

Gözlemciler, Sincar üzerindeki askeri ve güvenlik kontrolünün, Irak, Suriye ve Türkiye arasındaki sınırları kontrol etmenin anahtarı ve bölgenin en endişeli ve iç içe geçmiş coğrafyalarından birinde uzun vadeli istikrarı yeniden tesis etmenin bir aracı olarak görüldüğüne inanıyor. Türkiye, Irak merkezi hükümeti, Kürdistan Bölgesi, Suriye’yi yöneten partiler, elbette ABD ve Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, Sincar’ın istikrarını kendi ulusal güvenlikleri için gerekli bir koşul olarak sınıflandırıyor.

Sincar, Irak’ın en eski ve en büyük ilçesi olarak sınıflandırılıyor. Nüfusunun mutlak çoğunluğunda Yezidiler olması nedeniyle Osmanlı İmparatorluğu döneminden beri idari ve kültürel özelliklere sahip. Eski Irak rejimi de bu bölgeye belirli bir idari ve kültürel özellik kazandırmıştı.

Sincar, Irak’ın en eski ve en büyük ilçesi olarak sınıflandırılıyor. Nüfusunun çoğunluğu Yezidilerden olması nedeniyle Osmanlı İmparatorluğu döneminden beri idari ve kültürel özelliklere sahip.

fsbv bgfthnjy
Yezidiler, Sincar bölgesinin Koco köyünde Ağustos 2014’te yaşanan katliamın kurbanları için yas pankartları taşıyor.

Önceki Irak rejimi de Sincar’a belirli bir idari ve kültürel özellik kazandırmıştı. Ancak 2003’ten sonra Irak anayasasının 140. maddesine göre tartışmalı bölgelerin önemli bir parçası haline geldi. Mensubiyeti konusunda nihai bir karar alınana kadar merkezi hükümet ile Kürdistan Bölgesi’nin ortaklığıyla yönetilmesi bekleniyor. Ancak 2014 yılında DEAŞ’ın Sincar’ın büyük bir kısmını işgal etmesi ve Yezidi bileşenine karşı soykırım yapmasıyla bölge korkunç bir trajediye tanık oldu. Nihayet 2017 yılında özgürleştirildiğinde Peşmerge güçleri buradan çekildi ve bölge, bir grup Iraklı, bölgesel milis ve grubun kontrolüne geçti.

Çok sayıda hizip

Sincar’ın dört bölgesine yayılmış çok sayıda grup ve silahlı milis var. Bunların her biri ‘belli ölçülerde meşruiyete’ sahip. Sincar kasabasındaki durum da bu karmaşıklığı yansıtıyor. Bu sınırı geçenler, pratikte sıradan bir grup gibi davranan Irak ordusunun kendisi de dahil olmak üzere çeşitli silahlı unsurlardan oluşan ortak güvenlik kontrol noktalarıyla karşı karşıya.

İran’a yakın ve onunla bağlantılı olan Haşdi Şabi, özellikle Sincar bölgesinin doğu ve güney bölgesinde en mevcut güç olarak biliniyor. Ayrıca diğer gruplarla ilgili olarak güvenlik- stratejik kararları alan ve Haşdi Şabi’nin çeşitli grupları, kendileri ve yerel örgütler ile o bölgede etkili olan bölgesel güçler arasında koordinasyon yetkisine sahip Ashab-ül Ehlül Hak ve Bedir Örgütü gruplarının yoğun varlığı da söz konusudur.

Haşdi Şabi Güçleri, özellikle Suriye ile sınır kapısı olan Fırat Nehri üzerindeki El-Kaim kasabasına kadar uzanan Sincar ilçesinin güney ekseninde stratejik bölgeleri ve silahları kontrol ediyor. İran’a bağlı gruplar, Ebu Kemal şehrinden başlayıp Suriye’nin derinliklerine kadar yayılmış durumda.

Majalla’nın edindiği bilgilere göre Haşdi Şabi güçleri saha kontrolünde dört ana gruba dayanıyor. Bunlar;

-Yaklaşık üç bin üyeden oluşan El-Abbas Muharebe Tümeni

-Ensar’ul-Hacca grubu

-Sayı olarak daha küçük 29. Tugay

-Sadrcı hareketle bağlantısı olan, ama pratikte Haşdi Şabi ile işbirliği yürüten 15. Tugay.

Haşdi Şabi, yalnızca Yezidilerden oluşan yeni bir grup daha kurmaya da hazırlanıyor.

Haşdi Şabi grupları, özellikle Suriye ile sınır kapısı olan Fırat Nehri üzerindeki El-Kaim kasabasına kadar uzanan Sincar ilçesinin güney ekseninde stratejik bölgeleri ve silahları kontrol ediyor. İran’a bağlı gruplar, Ebu Kemal şehrinden başlayıp Suriye’nin derinliklerine kadar yayılmış durumda.

Yezidi/ Kürt gruplar, dört ‘siyasi alt grup’ olarak sınıflandırılıyor ve Sincar ilçesinin kuzey ve batı bölgelerine yayılmış olup, çoğunlukla yerel sakinlerden oluştuğu için kasabalar ve konut kompleksleri içinde varlık gösteriyor.

Bu grupların başında, Ezidhan Koruma Gücü yer alıyor. Bu güç, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin ana siyasi partisi ve ortağı olan Kürdistan Yurtseverler Birliği’ne (KYB) yakın. Bu örgütteki savaşçı sayısı yedi bin ile on bin arasında değişmekte olup, Ulusal Güvenlik Servisi ve Irak ordusu ile güvenliğin sağlanmasına etkili bir şekilde katılıyor. Sincar ilçesinin kuzey kesimindeki Kürdistan Bölgesi Peşmergeleri ile Haşdi Şabi güçleri grupları arasında herhangi bir sürtüşmeyi veya gerilimi önlemek için çalışıyorlar.

Sincar’ın dört bölgesine yayılmış çok sayıda grup ve silahlı milis var. Bunların her biri ‘belli ölçülerde meşruiyete’ sahip ve büyük bir bölgesel devletin stratejik kapsamına dayanıyor.

Hanisur kasabasından başlayarak güneye ve batıya doğru dağlık ve batı bölgelerinde PKK terör örgütüne bağlı Sincar Koruma Birlikleri (YPŞ)’ konuşlandırılıyor. YPŞ, 2014 yılında DEAŞ ile mücadelede sağladığı katkı nedeniyle Sincar ilçesinde merkezi bir konuma sahip ve Suriye’nin içinden Sincar ilçesindeki engebeli dağlık bölgelere doğru güvenlik koridoru kuran ilk örgüt oldu.

YPŞ’ye mensup unsurların sayısına ilişkin resmi bir açıklama yok. Ancak bilgiler bunların Haşdi Şabi güçlerinden maddi destek alan on binden az savaşçı olmadığı yönünde. Çünkü onlar da tıpkı Haşdi Şabi güçleri gibi Kürdistan bölgesindeki Peşmerge güçlerinin Sincar ilçesine dönmesinin en güçlü muhalifleri arasında yer alıyor. Aynı zamanda Türkiye karşıtı olmaları ve askeri operasyonlar nedeniyle genel tabloda İran’a daha yakınlar.

cdvf
Irak Kürt Peşmerge güçlerine bağlı savaşçılar, kuzey Irak’ın Sincar kasabasında Kürt bayrağı taşıyor.

Bölgede Haşdi Şabi güçlerine bağlı iki Yezidi grup daha var. Bunlardan biri, Yezidileri bir millet ve halk olarak ele alma amaçlı bir söylem taşıyan Yezidi Ulusal Cephesi. Kürt milliyetçiliğine mensup değiller ve savaşçılarının sayısının beş bin civarında olduğu tahmin ediliyor. Diğer grup ise, İmam Ali Tugayları’na bağlı Lalaş grubu. Bu iki grup, Kürdistan bölgesine, özellikle de Kürdistan Demokrat Partisi’ne (KDP) bağlılığı ve siyasi yakınlığı olan Yezidi Peşmerge alayları ile tam bir tezat oluşturuyor.

Silahlı grupların bu iç dağılımı ortasında Türkiye, Kürdistan bölgesi ile Ninova Ovası arasındaki sınırda bulunan Başika bölgesinde etkili bir askeri üsse sahip. Burayı ise askeri ve güvenlik açısından elinde tutarak Musul vilayetindeki siyasi gruplar ve onlara yakın sivil gruplarla bağlar oluşturmak için kullanıyor. Türkiye ayrıca, yetkililerinde kamuoyuna duyurduğu gibi, Sincar bölgesinde sık sık YPŞ unsurlarına karşı hava bombardımanları ve istihbarat saldırıları da gerçekleştiriyor.

fdbgh
Türkiye’nin Musul’da kurduğu Başika kampındaki Türk tankları

Suriye’nin tarafında ise ABD’nin, DEAŞ ile Mücadele Uluslararası Koalisyonu ülkeleri ile birlikte YPŞ ile ideolojik ve örgütsel bağları bulunan Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) yayılımını stratejik olarak kapsayan birçok askeri üs ve merkezi bulunuyor.

Daimi inatçılık

Çeşitli bölgesel ve uluslararası güçler, Sincar’daki güvenlik durumu ve bu durumun özellikle rakip bölgesel taraflar arasında yaratabileceği huzursuzluk ve bölgedeki engebeli dağlık coğrafyayı kontrol etmeleri halinde bölgenin aşırılık yanlısı örgütlerin geri dönüşü için bir yuva haline gelme olasılığı konusundaki endişelerini dile getiriyor. Bu bağlamda burası, uzun vadeli bir güvenlik düğümü haline gelebilir.

Sincar ilçesinin DEAŞ zulmünden kurtarılmasından bu yana Irak’ta arka arkaya dört merkezi hükümet kuruldu. Ancak bu hükümetler, anayasal yükümlülüklere ve 2020 sonbaharında Kürdistan bölgesiyle imzalanan ve Sincar Anlaşması olarak bilinen güvenlik anlaşmasına rağmen bölgeye ilişkin stratejik bir vizyonu hayata geçiremedi.

Anlaşmaya göre bölge ile merkezi hükümet arasında, yargıdaki idari çalışanların ve yerel yetkililerin çoğunun yeniden atanacağı ortak bir komitenin kurulması gerekiyor. Aynı durum, ister Yargı Konseyi’nden ister Irak bakanlıklarının müdürlüklerinden seçilen çeşitli kurumlardaki diğer üst düzey idari pozisyonlar için de geçerli.

“Çeşitli bölgesel ve uluslararası güçler, Sincar’daki güvenlik durumu ve bu durumun özellikle rakip bölgesel taraflar arasında yaratabileceği huzursuzluk ve bölgedeki engebeli dağlık coğrafyayı kontrol etmeleri halinde bölgenin aşırıcı örgütlerin geri dönüşü için bir yuva haline gelme olasılığı konusundaki endişelerini dile getiriyor. Bu bağlamda burası, uzun vadeli bir güvenlik düğümü haline gelebilir.”

Güvenlik açısından karar, Ulusal Güvenlik Servisi ve Irak istihbaratıyla tam koordinasyon içinde, bölgenin tüm alanlarında güvenliği kontrol edecek, yerel nüfustan yalnızca 2 bin 500 kişiden oluşacak bir yerel koruma gücü/ polis teşkilatının kurulmasını öngörüyor.

Ancak anlaşmanın en hassas maddesi, Haşdi Şabi güçlerindeki tüm grupların ve bunların PKK’ya yakın kesimlerinin Sincar ilçesinin tüm bölgelerinden uzaklaştırılmasını öngörüyor. Bu maddeye göre güvenlik dosyasının uygulanması, yerel polis ve güvenlik birimleri aracılığıyla ve Kürdistan bölgesiyle işbirliği yapılarak yalnızca federal güvenlik kurumlarına bırakılmalı. Haşdi Şabi güçlerinin ve terör örgütü PKK’ya yakın grupların ana itiraz kaynağını da bu oluşturuyor.

Çeşitli Irak hükümetlerinin taahhütlerini beyan etmelerine ve -İran hariç- uluslararası ve bölgesel olarak anlaşmanın uygulanmasının gerekliliği yönündeki çağrılara rağmen bu, Sincar ilçesinin yeniden inşasında ve Yezidi mültecilerin dönüşlerinde gecikmeye yol açtı. Sonuç olarak Sincar bölgesi, neredeyse nüfustan yoksun durumda ve hem silahlı grupların yayılması hem de güvenlikle ilgili huzursuzluklar için sıcak bir nokta olmaya aday konumda.

xscdvfg
Bir Kürt askeri, Irak- Türkiye sınırındaki Zaho kasabası yakınlarındaki kontrol noktasında bir arabayı arıyor

Üç ana parti, Sincar’daki mevcut durumu, güvenliklerini doğrudan etkilemesi nedeniyle kabul etmediklerini açıkça dile getiriyor. Ayrıca bölgeye askeri müdahalede bulunma ihtimalinin olduğunu, bunun gerçekleşmesi durumunda kartların tamamen karışacağını belirtiyor. Türkiye, bu müstahkem bölgeye PKK’lı teröristlerin yerleşmesini kabul etmeyeceğini açıklarken, Suriye’nin kuzeydoğusundan Irak’ın Süleymaniye bölgesine kadar uzanan ve Sincar ilçesinden geçen bir güvenlik hattı oluşturmayı planladığı iddialarını ise reddediyor.

“Çeşitli Irak hükümetlerinin taahhütlerini beyan etmelerine ve -İran hariç- uluslararası ve bölgesel olarak anlaşmanın uygulanmasının gerekliliği yönündeki çağrılara rağmen bu, Sincar ilçesinin yeniden inşasında ve Yezidi mültecilerin dönüşlerinde gecikmeye yol açtı. Sonuç olarak Sincar bölgesi, neredeyse nüfustan yoksun durumda ve hem silahlı grupların yayılması hem de güvenlikle ilgili huzursuzluklar için sıcak bir nokta olmaya hazır.”

Aynı şekilde Kürdistan Bölgesi de Irak hükümetlerinin Sincar Anlaşması’nı uygulamamasından duyduğu endişeyi dile getiriyor. KDP, Sincar’ı tarihi siyasi nüfuzunun bir parçası olarak görüyor ve son seçimlerde bölge halkının oylarının çoğunluğunu alan parti oldu. Bu nedenle Haşdi Şabi güçleri ve PKK’ya yakın grupların kontrolü, stratejik bir bölgenin tamamen dışlanması ve bir tür siyasi ve güvenlik baskısına maruz kalması anlamına geliyor.

xscdfv
Iraklı Kürt Peşmerge üyeleri, Irak- Türkiye sınırında kamyonları arıyor

ABD de çeşitli uluslararası koalisyon ülkeleriyle birlikte Sincar’daki mevcut durumu bir huzursuzluk kaynağı olarak görüyor. Çünkü Haşdi Şabi grupları, genel olarak İran’ın bölgeye hâkim olma stratejisi çerçevesinde çalışıyor. Dolayısıyla ABD de buna bir çözüm bulmak için yoğun bir çaba sarf ediyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC


Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
TT

Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)

Vatikan'dan üst düzey bir yetkili, Papa XIV. Leo'nun Donald Trump’ın sözde “Barış Kurulu” girişimine katılma davetini reddettiğini söyledi.

Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Papa'nın bu girişimle ilgili bir dizi endişesi olduğunu ve dolayısıyla "katılmayacağını" belirtti.

Parolin, "Bizim için çözülmesi gereken bazı kritik meseleler var" dedi.

Endişelerimizden biri, uluslararası düzeyde bu kriz durumlarını her şeyden önce BM'nin yönetmesi gerektiği. Bu, ısrar ettiğimiz noktalardan biri.

scvdf
Roma'daki pastoral ziyaretinden ayrılırken görülen Papa Leo XIV, "kritik meseleler" gerekçesiyle Donald Trump'ın Barış Kurulu'na katılmayacağını açıkladı (AFP)

Trump, başlangıçta Gazze'deki ateşkesi denetlemek ve Hamas'la İsrail arasındaki çatışmanın ardından Gazze'nin yeniden inşasını koordine etmek için tasarlanan kurula bir dizi dünya liderini davet etti.

Kapsamı o zamandan beri genişletildi ve Trump, bunun bir dizi küresel anlaşmazlığı ele almak için uygun bir yer olacağını söyledi. Bazıları bunu, ABD Başkanı'nın, defalarca amacına uygun olmamakla eleştirdiği Birleşmiş Milletler'e alternatif çok taraflı bir forum kurma çabası olarak görüyor.

Papa'nın Trump tarafından kurula katılmaya davet edildiğini daha önce Kardinal Parolin doğrulamıştı. Ocak ayında "Papa daveti aldı ve ne yapacağımızı değerlendiriyoruz; konuyu inceliyoruz" demişti.

O dönemde yönetim kuruluna katılma davetinin "cevap vermek için biraz zaman gerektirdiğini" ve "mali katılma talebinin gelmediğini" çünkü "bunu yapacak durumda olmadıklarını" söylemişti.

Trump, Barış Kurulu'nun Gazze'nin yeniden inşasına yardımcı olmak için şimdiden 5 milyar dolardan fazla kaynak taahhüt ettiğini iddia ediyor.

dfsvfd
Papa'nın sözcüsü, Vatikan'ın Trump'ın yönetim kurulunun Birleşmiş Milletler'in yerini alma ihtimaline dair bazı endişeleri olduğunu söyledi (AFP)

Ancak kurulun kadrosuyla ilgili endişeler var. Avrupa hükümetleri, Trump'ın Şubat 2022'den beri Ukrayna'yla savaşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i davet etmesine şaşırdıklarını belirtti.

Arap devletleri de 72 bin Filistinlinin ölümüne yol açan Gazze Savaşı'nı gerekçe göstererek Binyamin Netanyahu'nun dahil edilmesine öfke duydu.

Ve eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair'ın önemli rolüyle ilgili endişeler var; Blair, Trump'ın girişimle bağlantılı olarak açıkladığı ilk isimlerden biriydi. Blair'ın, Britanya'nın Irak savaşına katılımıyla ilgili uzun süredir devam eden eleştirilere rağmen, kurucu yürütme kurulunda yer alması bekleniyor.

Tartışmalara rağmen Ermenistan, Azerbaycan, Mısır, Macaristan ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil onlarca ülke kurula katılma sözü verdi.

Papa Leo, ilk Amerikalı papa seçildiğinden beri Trump'ın politikalarını tekrar tekrar eleştiriyor. Geçen yıl ekimde, başkanın sert göçmenlik politikalarının Katolik Kilisesi'nin "yaşam yanlısı" değerleriyle uyumlu olup olmadığını sorgulamıştı.

Roma'da medyaya yaptığı açıklamada, "Kürtaj karşıtı olduğunu söyleyen ama Birleşik Devletler'deki göçmenlere yapılan insanlık dışı muameleyi onaylayan biri, bunun yaşam yanlısı olup olmadığını bilmiyorum" demişti.

O dönemde Beyaz Saray bu yorumlara karşı çıkmıştı. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, "Bu yönetim altında Birleşik Devletler'de yasadışı göçmenlere insanlık dışı muamele yapıldığı iddialarını reddediyorum" demişti.

Bu yönetim, ulusumuzun yasalarını mümkün olan en insancıl şekilde uygulamaya çalışıyor ve biz kanunları uyguluyoruz. Bunu, burada yaşayan halkımız adına yapıyoruz.

csdvfgthy
Papa, ilk Amerikalı papa seçilmesinden bu yana, özellikle Trump'ın göçmenlik karşıtı sert yöntemleri konusunda ABD'yi eleştiriyor (AFP)

Kasımda Papa, kitlesel sınır dışı etmeleri ve göçmenlere yönelik muamele dahil Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını eleştiren ABD piskoposlarının mesajını desteklemişti. "Bence insanlara insanca davranmanın, sahip oldukları onura saygı göstermenin yollarını aramalıyız. Eğer insanlar Birleşik Devletler'de yasadışı olarak bulunuyorsa, bunun için yollar var. Mahkemeler var, bir adalet sistemi var" demişti.

Ancak insanlar iyi bir yaşam sürüyorsa ve birçoğu 10, 15, 20 yıldır bu şekilde yaşıyorsa, onlara en hafif tabirle son derece saygısız bir şekilde davranmak, ne yazık ki bazı şiddet olayları da oldu, bence piskoposlar kendilerini çok açık bir şekilde ifade etti. Birleşik Devletler'deki herkesi onları dinlemeye çağırıyorum.

Bu yıl ocak ayında Papa Leo, küresel çapta giderek artan "savaş hevesini" kınadığı güçlü bir konuşma yapmıştı. Trump'ı doğrudan adıyla anmasa da konuşması ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu zorla görevden alıp Amerikan topraklarına getirme operasyonundan sonra gerçekleşmişti.

Leo, 184 ülkenin diplomatlarına hitaben yaptığı konuşmada, "Diyaloğu teşvik eden ve tüm taraflar arasında uzlaşma arayan bir diplomasi, yerini kuvvete dayalı bir diplomasiye bırakıyor" demişti.

Savaş yeniden moda oldu ve savaş hevesi yayılıyor.

Independent Türkçe