Sincar… Sınırlar ve nüfuz bilmecesi

Bölge, her an alevlenebilecek askeri ve siyasi bir bileşim üzerine kurulu.

Peşmerge, 21 Aralık 2014’te Sincar’da (AFP)
Peşmerge, 21 Aralık 2014’te Sincar’da (AFP)
TT

Sincar… Sınırlar ve nüfuz bilmecesi

Peşmerge, 21 Aralık 2014’te Sincar’da (AFP)
Peşmerge, 21 Aralık 2014’te Sincar’da (AFP)

Rüstem Mahmud

Yerel ve uluslararası medyada ABD’nin Suriye- Irak sınırını kapatma ve sınırın her iki tarafına yayılmış gruplara karşı sert askeri saldırılar niyetinde olduğuna dair haber ve spekülasyonlar aktarılırken Majalla, hem Suriye hem de Türkiye ile sınır üçgeninin Irak tarafında bulunan Sincar bölgesini gezdi.

Sincar, dik ve dağlık coğrafi engebeliğin yanı sıra bu sınır boyunca en karmaşık, iç içe geçmiş ve yoğun nüfuslu bir bölge. Bu bölge, çok karmaşık bir askeri ve siyasi bileşime sahip, her an kırılgan olabiliyor. Öte yandan bölge ülkelerinin, küresel güçlerin ve yereldeki büyük siyasi partilerin çok hassas dengeler üzerinde kavga ettiği son derece stratejik bir bölge.

vfbg
4 Şubat 2019’da Sincar’daki hasarlı binaları gösteren bir fotoğraf

Gözlemciler, Sincar üzerindeki askeri ve güvenlik kontrolünün, Irak, Suriye ve Türkiye arasındaki sınırları kontrol etmenin anahtarı ve bölgenin en endişeli ve iç içe geçmiş coğrafyalarından birinde uzun vadeli istikrarı yeniden tesis etmenin bir aracı olarak görüldüğüne inanıyor. Türkiye, Irak merkezi hükümeti, Kürdistan Bölgesi, Suriye’yi yöneten partiler, elbette ABD ve Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, Sincar’ın istikrarını kendi ulusal güvenlikleri için gerekli bir koşul olarak sınıflandırıyor.

Sincar, Irak’ın en eski ve en büyük ilçesi olarak sınıflandırılıyor. Nüfusunun mutlak çoğunluğunda Yezidiler olması nedeniyle Osmanlı İmparatorluğu döneminden beri idari ve kültürel özelliklere sahip. Eski Irak rejimi de bu bölgeye belirli bir idari ve kültürel özellik kazandırmıştı.

Sincar, Irak’ın en eski ve en büyük ilçesi olarak sınıflandırılıyor. Nüfusunun çoğunluğu Yezidilerden olması nedeniyle Osmanlı İmparatorluğu döneminden beri idari ve kültürel özelliklere sahip.

fsbv bgfthnjy
Yezidiler, Sincar bölgesinin Koco köyünde Ağustos 2014’te yaşanan katliamın kurbanları için yas pankartları taşıyor.

Önceki Irak rejimi de Sincar’a belirli bir idari ve kültürel özellik kazandırmıştı. Ancak 2003’ten sonra Irak anayasasının 140. maddesine göre tartışmalı bölgelerin önemli bir parçası haline geldi. Mensubiyeti konusunda nihai bir karar alınana kadar merkezi hükümet ile Kürdistan Bölgesi’nin ortaklığıyla yönetilmesi bekleniyor. Ancak 2014 yılında DEAŞ’ın Sincar’ın büyük bir kısmını işgal etmesi ve Yezidi bileşenine karşı soykırım yapmasıyla bölge korkunç bir trajediye tanık oldu. Nihayet 2017 yılında özgürleştirildiğinde Peşmerge güçleri buradan çekildi ve bölge, bir grup Iraklı, bölgesel milis ve grubun kontrolüne geçti.

Çok sayıda hizip

Sincar’ın dört bölgesine yayılmış çok sayıda grup ve silahlı milis var. Bunların her biri ‘belli ölçülerde meşruiyete’ sahip. Sincar kasabasındaki durum da bu karmaşıklığı yansıtıyor. Bu sınırı geçenler, pratikte sıradan bir grup gibi davranan Irak ordusunun kendisi de dahil olmak üzere çeşitli silahlı unsurlardan oluşan ortak güvenlik kontrol noktalarıyla karşı karşıya.

İran’a yakın ve onunla bağlantılı olan Haşdi Şabi, özellikle Sincar bölgesinin doğu ve güney bölgesinde en mevcut güç olarak biliniyor. Ayrıca diğer gruplarla ilgili olarak güvenlik- stratejik kararları alan ve Haşdi Şabi’nin çeşitli grupları, kendileri ve yerel örgütler ile o bölgede etkili olan bölgesel güçler arasında koordinasyon yetkisine sahip Ashab-ül Ehlül Hak ve Bedir Örgütü gruplarının yoğun varlığı da söz konusudur.

Haşdi Şabi Güçleri, özellikle Suriye ile sınır kapısı olan Fırat Nehri üzerindeki El-Kaim kasabasına kadar uzanan Sincar ilçesinin güney ekseninde stratejik bölgeleri ve silahları kontrol ediyor. İran’a bağlı gruplar, Ebu Kemal şehrinden başlayıp Suriye’nin derinliklerine kadar yayılmış durumda.

Majalla’nın edindiği bilgilere göre Haşdi Şabi güçleri saha kontrolünde dört ana gruba dayanıyor. Bunlar;

-Yaklaşık üç bin üyeden oluşan El-Abbas Muharebe Tümeni

-Ensar’ul-Hacca grubu

-Sayı olarak daha küçük 29. Tugay

-Sadrcı hareketle bağlantısı olan, ama pratikte Haşdi Şabi ile işbirliği yürüten 15. Tugay.

Haşdi Şabi, yalnızca Yezidilerden oluşan yeni bir grup daha kurmaya da hazırlanıyor.

Haşdi Şabi grupları, özellikle Suriye ile sınır kapısı olan Fırat Nehri üzerindeki El-Kaim kasabasına kadar uzanan Sincar ilçesinin güney ekseninde stratejik bölgeleri ve silahları kontrol ediyor. İran’a bağlı gruplar, Ebu Kemal şehrinden başlayıp Suriye’nin derinliklerine kadar yayılmış durumda.

Yezidi/ Kürt gruplar, dört ‘siyasi alt grup’ olarak sınıflandırılıyor ve Sincar ilçesinin kuzey ve batı bölgelerine yayılmış olup, çoğunlukla yerel sakinlerden oluştuğu için kasabalar ve konut kompleksleri içinde varlık gösteriyor.

Bu grupların başında, Ezidhan Koruma Gücü yer alıyor. Bu güç, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin ana siyasi partisi ve ortağı olan Kürdistan Yurtseverler Birliği’ne (KYB) yakın. Bu örgütteki savaşçı sayısı yedi bin ile on bin arasında değişmekte olup, Ulusal Güvenlik Servisi ve Irak ordusu ile güvenliğin sağlanmasına etkili bir şekilde katılıyor. Sincar ilçesinin kuzey kesimindeki Kürdistan Bölgesi Peşmergeleri ile Haşdi Şabi güçleri grupları arasında herhangi bir sürtüşmeyi veya gerilimi önlemek için çalışıyorlar.

Sincar’ın dört bölgesine yayılmış çok sayıda grup ve silahlı milis var. Bunların her biri ‘belli ölçülerde meşruiyete’ sahip ve büyük bir bölgesel devletin stratejik kapsamına dayanıyor.

Hanisur kasabasından başlayarak güneye ve batıya doğru dağlık ve batı bölgelerinde PKK terör örgütüne bağlı Sincar Koruma Birlikleri (YPŞ)’ konuşlandırılıyor. YPŞ, 2014 yılında DEAŞ ile mücadelede sağladığı katkı nedeniyle Sincar ilçesinde merkezi bir konuma sahip ve Suriye’nin içinden Sincar ilçesindeki engebeli dağlık bölgelere doğru güvenlik koridoru kuran ilk örgüt oldu.

YPŞ’ye mensup unsurların sayısına ilişkin resmi bir açıklama yok. Ancak bilgiler bunların Haşdi Şabi güçlerinden maddi destek alan on binden az savaşçı olmadığı yönünde. Çünkü onlar da tıpkı Haşdi Şabi güçleri gibi Kürdistan bölgesindeki Peşmerge güçlerinin Sincar ilçesine dönmesinin en güçlü muhalifleri arasında yer alıyor. Aynı zamanda Türkiye karşıtı olmaları ve askeri operasyonlar nedeniyle genel tabloda İran’a daha yakınlar.

cdvf
Irak Kürt Peşmerge güçlerine bağlı savaşçılar, kuzey Irak’ın Sincar kasabasında Kürt bayrağı taşıyor.

Bölgede Haşdi Şabi güçlerine bağlı iki Yezidi grup daha var. Bunlardan biri, Yezidileri bir millet ve halk olarak ele alma amaçlı bir söylem taşıyan Yezidi Ulusal Cephesi. Kürt milliyetçiliğine mensup değiller ve savaşçılarının sayısının beş bin civarında olduğu tahmin ediliyor. Diğer grup ise, İmam Ali Tugayları’na bağlı Lalaş grubu. Bu iki grup, Kürdistan bölgesine, özellikle de Kürdistan Demokrat Partisi’ne (KDP) bağlılığı ve siyasi yakınlığı olan Yezidi Peşmerge alayları ile tam bir tezat oluşturuyor.

Silahlı grupların bu iç dağılımı ortasında Türkiye, Kürdistan bölgesi ile Ninova Ovası arasındaki sınırda bulunan Başika bölgesinde etkili bir askeri üsse sahip. Burayı ise askeri ve güvenlik açısından elinde tutarak Musul vilayetindeki siyasi gruplar ve onlara yakın sivil gruplarla bağlar oluşturmak için kullanıyor. Türkiye ayrıca, yetkililerinde kamuoyuna duyurduğu gibi, Sincar bölgesinde sık sık YPŞ unsurlarına karşı hava bombardımanları ve istihbarat saldırıları da gerçekleştiriyor.

fdbgh
Türkiye’nin Musul’da kurduğu Başika kampındaki Türk tankları

Suriye’nin tarafında ise ABD’nin, DEAŞ ile Mücadele Uluslararası Koalisyonu ülkeleri ile birlikte YPŞ ile ideolojik ve örgütsel bağları bulunan Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) yayılımını stratejik olarak kapsayan birçok askeri üs ve merkezi bulunuyor.

Daimi inatçılık

Çeşitli bölgesel ve uluslararası güçler, Sincar’daki güvenlik durumu ve bu durumun özellikle rakip bölgesel taraflar arasında yaratabileceği huzursuzluk ve bölgedeki engebeli dağlık coğrafyayı kontrol etmeleri halinde bölgenin aşırılık yanlısı örgütlerin geri dönüşü için bir yuva haline gelme olasılığı konusundaki endişelerini dile getiriyor. Bu bağlamda burası, uzun vadeli bir güvenlik düğümü haline gelebilir.

Sincar ilçesinin DEAŞ zulmünden kurtarılmasından bu yana Irak’ta arka arkaya dört merkezi hükümet kuruldu. Ancak bu hükümetler, anayasal yükümlülüklere ve 2020 sonbaharında Kürdistan bölgesiyle imzalanan ve Sincar Anlaşması olarak bilinen güvenlik anlaşmasına rağmen bölgeye ilişkin stratejik bir vizyonu hayata geçiremedi.

Anlaşmaya göre bölge ile merkezi hükümet arasında, yargıdaki idari çalışanların ve yerel yetkililerin çoğunun yeniden atanacağı ortak bir komitenin kurulması gerekiyor. Aynı durum, ister Yargı Konseyi’nden ister Irak bakanlıklarının müdürlüklerinden seçilen çeşitli kurumlardaki diğer üst düzey idari pozisyonlar için de geçerli.

“Çeşitli bölgesel ve uluslararası güçler, Sincar’daki güvenlik durumu ve bu durumun özellikle rakip bölgesel taraflar arasında yaratabileceği huzursuzluk ve bölgedeki engebeli dağlık coğrafyayı kontrol etmeleri halinde bölgenin aşırıcı örgütlerin geri dönüşü için bir yuva haline gelme olasılığı konusundaki endişelerini dile getiriyor. Bu bağlamda burası, uzun vadeli bir güvenlik düğümü haline gelebilir.”

Güvenlik açısından karar, Ulusal Güvenlik Servisi ve Irak istihbaratıyla tam koordinasyon içinde, bölgenin tüm alanlarında güvenliği kontrol edecek, yerel nüfustan yalnızca 2 bin 500 kişiden oluşacak bir yerel koruma gücü/ polis teşkilatının kurulmasını öngörüyor.

Ancak anlaşmanın en hassas maddesi, Haşdi Şabi güçlerindeki tüm grupların ve bunların PKK’ya yakın kesimlerinin Sincar ilçesinin tüm bölgelerinden uzaklaştırılmasını öngörüyor. Bu maddeye göre güvenlik dosyasının uygulanması, yerel polis ve güvenlik birimleri aracılığıyla ve Kürdistan bölgesiyle işbirliği yapılarak yalnızca federal güvenlik kurumlarına bırakılmalı. Haşdi Şabi güçlerinin ve terör örgütü PKK’ya yakın grupların ana itiraz kaynağını da bu oluşturuyor.

Çeşitli Irak hükümetlerinin taahhütlerini beyan etmelerine ve -İran hariç- uluslararası ve bölgesel olarak anlaşmanın uygulanmasının gerekliliği yönündeki çağrılara rağmen bu, Sincar ilçesinin yeniden inşasında ve Yezidi mültecilerin dönüşlerinde gecikmeye yol açtı. Sonuç olarak Sincar bölgesi, neredeyse nüfustan yoksun durumda ve hem silahlı grupların yayılması hem de güvenlikle ilgili huzursuzluklar için sıcak bir nokta olmaya aday konumda.

xscdvfg
Bir Kürt askeri, Irak- Türkiye sınırındaki Zaho kasabası yakınlarındaki kontrol noktasında bir arabayı arıyor

Üç ana parti, Sincar’daki mevcut durumu, güvenliklerini doğrudan etkilemesi nedeniyle kabul etmediklerini açıkça dile getiriyor. Ayrıca bölgeye askeri müdahalede bulunma ihtimalinin olduğunu, bunun gerçekleşmesi durumunda kartların tamamen karışacağını belirtiyor. Türkiye, bu müstahkem bölgeye PKK’lı teröristlerin yerleşmesini kabul etmeyeceğini açıklarken, Suriye’nin kuzeydoğusundan Irak’ın Süleymaniye bölgesine kadar uzanan ve Sincar ilçesinden geçen bir güvenlik hattı oluşturmayı planladığı iddialarını ise reddediyor.

“Çeşitli Irak hükümetlerinin taahhütlerini beyan etmelerine ve -İran hariç- uluslararası ve bölgesel olarak anlaşmanın uygulanmasının gerekliliği yönündeki çağrılara rağmen bu, Sincar ilçesinin yeniden inşasında ve Yezidi mültecilerin dönüşlerinde gecikmeye yol açtı. Sonuç olarak Sincar bölgesi, neredeyse nüfustan yoksun durumda ve hem silahlı grupların yayılması hem de güvenlikle ilgili huzursuzluklar için sıcak bir nokta olmaya hazır.”

Aynı şekilde Kürdistan Bölgesi de Irak hükümetlerinin Sincar Anlaşması’nı uygulamamasından duyduğu endişeyi dile getiriyor. KDP, Sincar’ı tarihi siyasi nüfuzunun bir parçası olarak görüyor ve son seçimlerde bölge halkının oylarının çoğunluğunu alan parti oldu. Bu nedenle Haşdi Şabi güçleri ve PKK’ya yakın grupların kontrolü, stratejik bir bölgenin tamamen dışlanması ve bir tür siyasi ve güvenlik baskısına maruz kalması anlamına geliyor.

xscdfv
Iraklı Kürt Peşmerge üyeleri, Irak- Türkiye sınırında kamyonları arıyor

ABD de çeşitli uluslararası koalisyon ülkeleriyle birlikte Sincar’daki mevcut durumu bir huzursuzluk kaynağı olarak görüyor. Çünkü Haşdi Şabi grupları, genel olarak İran’ın bölgeye hâkim olma stratejisi çerçevesinde çalışıyor. Dolayısıyla ABD de buna bir çözüm bulmak için yoğun bir çaba sarf ediyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.